Filistinli aktivist Halavani: Gözaltına alındığım sırada bana ve dinime hakaret edildi

Serbest bırakılan Filistinli aktivist Hanadi el-Halavani, İsrail polisi tarafından işgal altındaki Doğu Kudüs’teki evine baskın düzenlenerek gözaltına alındığını ve bu esnada kendisine ve dinine ağza alınmayacak sözlerle hakaret edildiğini söyledi

Esir takası kapsamında serbest bırakılan Filistinli aktivist Hanadi el-Halavani (AA)
Esir takası kapsamında serbest bırakılan Filistinli aktivist Hanadi el-Halavani (AA)
TT

Filistinli aktivist Halavani: Gözaltına alındığım sırada bana ve dinime hakaret edildi

Esir takası kapsamında serbest bırakılan Filistinli aktivist Hanadi el-Halavani (AA)
Esir takası kapsamında serbest bırakılan Filistinli aktivist Hanadi el-Halavani (AA)

Halavani, fanatik Yahudi yerleşimcilerin Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına karşı kutsal mabedde gönüllü nöbet tutan ve “murabıta” adı verilen Filistinli kadınlardan biri.

Evli ve 3 çocuk annesi olan Halavani, murabıta olmasından dolayı sık sık İsrail güçlerince gözaltına alınıyor.

Halavani, İsrail polisi tarafından 9 Ekim’de Doğu Kudüs’teki evinden gözaltına alındı ve Damon Hapishanesinde tutuldu.

Filistinli aktivist, İsrail ile Hamas arasında varılan esir mutabakatı kapsamında 29 Kasım’da serbest bırakıldı. Halavani, gözaltı ve sonrasında yaşadıklarını anlattı.

43 yaşındaki Kur'an-ı Kerim öğretmeni Halavani, yıllarca tutuklu kaldığını ve seyahat yasağı bulunduğunu belirterek, "Son gözaltına alınmam 71'incisiydi ve 'kışkırtma' gerekçesiyleydi. Gözaltına alınmalarımın çoğu bu sebeptendi. İşgalci güçlerin 'terör örgütü' diye bahsettiği 'murabıtalara' üye olmakla suçlandım." ifadelerini kullandı.

Halavani, Mescid'i Aksa'da öğretmenlik yaptığını ve sürekli orada bulunduğunu kaydederek, İsrail'in de bu nedenle kendisini "murabıta" olarak görüp terör örgütü üyeliğiyle suçladığını dile getirdi.

(AA)
(AA)

Bu nedenle her gözaltına alındığında Mescid-i Aksa'dan uzaklaştırıldığını aktaran Halavani, "Onların terör örgütü dedikleri Ribat bizim inancımızın bir parçası. Ancak işgalciler, mescitte Ribatı yasak ve yasadışı olarak görüyor. Dolaysıyla beni uzun süre 'kışkırtma' suçlamasıyla gözaltına aldılar. En son beni sosyal medyayı aktif kullandığım için suçlayarak gözaltına aldılar." dedi.

2012'den bu yana gözaltına alınıyor

Halavani, en son gözaltına alınışının 9 Ekim'de olduğunu ve ilk kez 2012'nin sonlarında gözaltına alındığını kaydederek, 53 gün sonra dün serbest bırakıldığını, diğer gözaltına alındığı zamanlarda sürenin birkaç gün, 1 hafta veya 13 günü bulduğunu söyledi.

Gözaltı süresince çoğunlukla suç hapishanelerinde kaldığını aktaran Halavani, 2017'de bir kez güvenlik hapishanesinde kaldığını ancak en son gözaltında bulunduğu yerin farklı olduğunu ifade etti.

Halavani, bu kez doğrudan Damon Hapishanesi'ne sevk edildiğini, kendisinin, eşinin ve arkadaşlarının sorguya çekildiğini belirtti.

Anne, babaanne ve anneanne olduğunu dile getiren Halavani, "Benim üzerimde eşimin, çocuklarımın ve ailemin sorumluluğu var. Ailemin mahremiyeti ve haklarım ihlal edildi. Benim mesela şu an seyahat etme yasağım var. Mescid-i Aksa'da uzun yıllar ibadet etmem yasaklandı, bu yasak 10 buçuk yıla yakın." dedi.

Halavani, Mescid-i Aksa'da Ribat etmesi gerekçesiyle Batı Şeria'ya ve daha önce okuduğu Birzeit Üniversitesi'ne girmesinin de yasaklandığını aktararak, birçok özgürlük ve haklarından mahrum bırakıldığını söyledi.

Bu kez arama izinleri yoktu

Her seferinde İsrail güçlerinin evi basıp kendisini tutukladığını anlatan Halavani, bunun çok zor olduğunu ve en zorunun sonuncusu olduğunu ifade etti.

Halavani, bunun diğerleriyle karşılaştırılamayacağını, her ev baskınında arama izni gösterdiklerini ancak sonuncusunun izinleri olmadığı için yasadışı olduğunu kaydederek, şunları anlattı:

Her seferinde zili çalıyorlardı, ancak son seferinde zili bile çalmadılar. Bu kez kapıyı patlatarak aniden girdiler, başımda başörtüm de yoktu, arama iznini bile göstermediler. Ellerimi bağladılar, yüz üstü yatırıldım. Bana ve dinime ağıza alınmayacak sözlerle hakaret ettiler. Evimdeki Kuran-ı Kerim'e bastılar, Resulümüze (Hz. Muhammed) sövdüler. Sonra beni darp ettiler. Her seferinde beni kadın polis veya kadın askerler darp ederdi. Diğerlerinde beni araca aldıklarında kadın polisler olurdu, bu kez sağımda solumda erkek polisler oturdu. Polis merkezinde kadın polisler bizi darp ederken, son tutuklanmada ise erkek polisler beni darp etti. Bu kez tecavüz tehdidi apaçıktı. Beni ve çocuklarımı ölümle tehdit ettiler. Fiziki ve sözlü saldırıya uğradım. Çok zor bir süreçti. Hatta ben ve diğer esirlerin hapiste maruz kaldıklarımız diğer seferlerden farklıydı.

Halavani, eve başörtüsünü takmasına müsamaha göstermeden hemen girdiklerini aktararak, polis merkezinde kadın polisin kendisini bağladıktan sonra aradığını ve başörtüsünü de çıkardığını söyledi.

Başörtüsüz bir şekilde polisin karşısına çıkarıldığını anlatan Halavani, "Bağırdıktan sonra başörtümü getirdiler. Bu sefer doğrudan ölüm tehditleri vardı. Tecavüz tehdidi bu kez doğrudan vardı." dedi.

"Asılsız bahanelerle tutuklama yapıyor"

Halavani, serbest kalmadan önce "serbest kalacaklar listesinde belki adım vardır" diyerek kendisini buna hazırladığını belirtti.

Serbest bırakılacağı gün de kendini buna hazırladığını, sürpriz bir şekilde adının geçtiğini kaydeden Halavani, "Hemen gerçekleşti, tutulduğumuz odalara gelip birkaç isim okuyorlardı. Buradan bizi Kudüs'teki Meskubiyye Hapishanesine götürüp orada birkaç işlem ve kısıtlamalar yaptılar, örneğin serbest kaldığımız gün medyaya çıkmamızın yasaklanması gibi. Kutlamalar yasaktı." diye konuştu.

Halavani, tekrar gözaltına alınmaktan korkup korkmadığına ilişkin de "Bunu bekliyorum, olabilir çünkü işgalciler asılsız bahanelerle tutuklama yapıyor." dedi.



Küresel medya neden bazı savaşlara ilgi gösterip bazılarını görmezden geliyor?

Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)
Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)
TT

Küresel medya neden bazı savaşlara ilgi gösterip bazılarını görmezden geliyor?

Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)
Ukrayna'daki savaştan bir sahne (AFP)

Bazı savaş ve çatışmalar uluslararası medya kuruluşlarının gündeminde üst sıralarda yer alırken, bazıları çok daha yıkıcı insani sonuçlar doğurmasına rağmen görünmez kalabiliyor. Uzmanlara göre bu durumun arkasında; Batı’nın medya üzerindeki hâkimiyeti, yoksul ülkelerdeki çatışmalara düşük ilgi, çatışmaların karmaşıklığı ve uzun sürmesi gibi çeşitli nedenler bulunuyor.

Reuters Gazetecilik Araştırmaları Enstitüsü’nün yakın zamanda yayımladığı bir raporda, Ukrayna ve Ortadoğu’daki çatışmalar dışında diğer savaşların uluslararası medya tarafından geniş ölçüde takip edilme ihtimalinin düşük olduğu belirtildi. Şarku’l Avsat’ın Barış ve Ekonomi Enstitüsü verilerinden aldığı bilgilere göre 2025 itibarıyla dünya genelinde 59 aktif devletler arası çatışma bulunduğu ve bunun İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en yüksek sayı olduğu ifade edildi

Rapora göre Burkina Faso, Uganda ve Etiyopya’dan çatışma haberciliği yapmış üç gazeteciyle yapılan görüşmelerde, ciddi insani etkileri olan birçok hikâyenin yeterince haberleştirilmemesinden duyulan hayal kırıklığı dile getirildi.

Ayrıca, özellikle Afrika’daki yoksul ülkelerde yaşanan krizlerin daha az ilgi gördüğü vurgulandı. Norveç Mülteci Konseyi’nin 2024 verilerine göre en az haber yapılan büyük yerinden edilme krizlerinin sekizi Afrika’da yaşandı; Kamerun, Etiyopya ve Mozambik bu listenin başında yer aldı.

Jeopolitik öncelikler

Raporda, çatışma haberlerinin çoğunlukla insani aciliyet yerine jeopolitik önem tarafından şekillendirildiği belirtildi. Avrupa Gazetecilik Gözlemevi’nin bir çalışmasına göre Almanya, İsviçre ve Avusturya’daki ana haber bültenlerinde yayın süresinin yalnızca yaklaşık yüzde 10’u Küresel Güney ülkelerine ayrılıyor.

Sudanlı gazeteci ve eski uluslararası haber editörü Muhammed Abdülhamid Abdurrahman, medya, siyaset ve kamuoyu arasında karmaşık bir ilişki bulunduğunu belirterek savaş dönemlerinde medyanın gerçeği olduğu gibi yansıtmak yerine “önemli görülen veya anlatıya uygun olanı” aktardığını söyledi. Abdurrahman’a göre büyük güçlerin ve müttefiklerinin jeopolitik çıkarları, savaşların nasıl ve ne ölçüde haberleştirileceğini belirliyor.

Abdurrahman ayrıca uluslararası medyada savaşların görünürlüğünün, büyük güçlerin çıkarlarına etkisiyle doğru orantılı olduğunu ifade etti. Buna örnek olarak Sudan’daki savaşın Gazze çatışması nedeniyle geri plana düşmesini, Gazze’nin ise Ukrayna savaşının gölgesinde kalmasını gösterdi.

Gazeteci, coğrafi uzaklık ve erişim zorluklarının da haber seçiminde önemli rol oynadığını belirterek, karmaşık çatışmaların çoğu zaman basitleştirilemediği için haber değerinin düştüğünü söyledi.

Yeni olayların takibi ve uzayan savaşların göz ardı edilmesi

Abdurrahman’a göre medya kuruluşları genellikle “yeni olanı” takip ederken uzun süren savaşları gündemden düşürüyor. Her yeni kriz, bir öncekini gölgede bırakıyor. Ancak buna rağmen medya, kamuoyu oluşumu ve uluslararası baskı açısından kritik bir rol oynuyor.

Öte yandan, yoğun medya ilgisinin her zaman savaşların sona ermesine yol açmadığı; hatta bazı durumlarda “haber yorgunluğu” nedeniyle kamuoyunun ilgisinin azaldığı ifade ediliyor. Bu durumun özellikle Filistin-İsrail çatışmasında net biçimde görüldüğü belirtildi.

Rapora göre devletler arası çatışmalar, iç savaşlara kıyasla daha fazla haberleştiriliyor çünkü küresel siyaset ve ekonomik istikrar üzerinde daha geniş etkiye sahipler. Ekonomik etkisi düşük bölgelerdeki çatışmalar ise şiddet düzeyinden bağımsız olarak daha az görünür oluyor.

vefv
Gazze’de yıkım (AFP)

ABD’li medya araştırmacısı Joshua Eko, Batı’nın medya ve iletişim alanındaki hâkimiyetinin bu dengesizliği artırdığını, medya içeriklerinin büyük ölçüde tek tipleştiğini ve küresel eşitsizliği derinleştirdiğini belirtiyor.

Eko ayrıca 1977’de kurulan ve “McBride Raporu” olarak bilinen uluslararası iletişim komisyonuna atıfta bulunarak, Küresel Kuzey ile Güney arasındaki medya dengesizliğinin bugün hâlâ devam ettiğini vurguluyor.

1991’de yaptığı bir çalışmaya göre Batı medyası, özellikle CNN ve BBC, savaşlara ilişkin küresel anlatıyı büyük ölçüde belirliyordu ve bu durum günümüzde de önemli ölçüde değişmedi.

Gazze Savaşı ve Medya eşitsizliği

Reuters Enstitüsü raporuna göre Gazze savaşı yoğun biçimde haberleştirilmesine rağmen, bazı ölümler diğerlerine göre çok daha fazla görünürlük kazanıyor. BBC içeriklerinde bir İsrailli ölü için yapılan haber yoğunluğunun, bir Filistinli için yapılan haberden yaklaşık 33 kat fazla olduğu belirtildi.

Ürdün Gazeteciler Sendikası üyesi Halid el-Kudat ise medya tarafsızlığının pratikte tam anlamıyla mümkün olmadığını, birçok medya kuruluşunun uluslararası siyasi pozisyonlarla uyumlu yayın yaptığını ifade etti.

El-Kudat ayrıca çatışma haberlerinin hem yerel hem uluslararası düzeyde farklı şekillerde çerçevelendiğini, bu nedenle haber dilinde ve yaklaşımlarında daha fazla çeşitliliğe ihtiyaç olduğunu vurguladı.


Berri Şarku’l Avsat’a ABD’nin ateşkesin uzatılmasına yönelik bir girişimi bulunduğunu açıkladı

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)
TT

Berri Şarku’l Avsat’a ABD’nin ateşkesin uzatılmasına yönelik bir girişimi bulunduğunu açıkladı

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa’yı kabul etti. (Lübnan Meclis Başkanlığı)

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Lübnan ile İsrail arasındaki ateşkesin uzatılmasına yönelik bir girişimi bulunduğunu açıkladı. Öte yandan Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ikili müzakerelerin Lübnan adına Büyükelçi Simon Karam başkanlığındaki bir heyet tarafından yürütüleceğini, bu süreçte hiçbir tarafın Lübnan’ın yerini almayacağını veya ona eşlik etmeyeceğini ifade etti.

ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa, 10 günlük ateşkesin ilan edilmesinin ardından ilk kez Beyrut’a dönüşü kapsamında Avn ve Berri ile bir araya geldi. Ancak Issa herhangi bir basın açıklaması yapmadı. Berri ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Washington’ın ateşkesi uzatma yönünde bir çaba içinde olduğunu belirtti, ancak Avn’ın planladığı ‘doğrudan İsrail ile müzakere sürecine’ ilişkin tutumunu açıklamaktan kaçındı.

Avn, müzakere seçeneğinin hedefinin çatışmaların durdurulması, güneydeki İsrail varlığının sona erdirilmesi ve uluslararası olarak tanınan güney sınırına kadar Lübnan ordusunun konuşlandırılması olduğunu vurguladı.

Avn yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisiyle gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde Lübnan’ın taleplerine tam anlayış ve destek gösterdiğini belirtti. Avn, Trump’ın İsrail nezdinde girişimde bulunarak ateşkesin sağlanması ve mevcut ‘anormal durumun’ sona erdirilmesine yönelik bir müzakere sürecinin başlatılması için adım attığını, bu sürecin Lübnan devlet otoritesinin ve egemenliğinin, özellikle güney bölgeler dahil olmak üzere ülkenin tamamında yeniden tesis edilmesini hedeflediğini ifade etti. Avn, temasların ateşkesin korunması ve müzakerelerin başlatılması amacıyla süreceğini, bu sürecin geniş bir ulusal destekle yürütülmesi gerektiğini ve böylece müzakere heyetinin hedeflerine ulaşabileceğini vurguladı.

Yaklaşan müzakerelerin diğer süreçlerden bağımsız olacağını kaydeden Avn, Lübnan’ın iki seçenekle karşı karşıya olduğunu söyledi: “Ya savaşın insani, sosyal, ekonomik ve egemenlik açısından ağır sonuçlarıyla devam edilmesi ya da müzakere yoluyla bu savaşa son verilmesi ve kalıcı istikrarın sağlanması.” Avn, tercihinin müzakere olduğunu vurgulayarak, “Lübnan’ı kurtarabileceğimize inanıyorum” dedi.


Avn: Müzakerelerin amacı savaşı durdurmak ve İsrail işgaline son vermek

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
TT

Avn: Müzakerelerin amacı savaşı durdurmak ve İsrail işgaline son vermek

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn bugün yaptığı açıklamada, müzakere seçeneğinin savaşın sona erdirilmesi, İsrail işgalinin bitirilmesi ve ülkede istikrarın sağlanması amacı taşıdığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Lübnan Ulusal Haber Ajansı’ndan (NNA) aktardığına göre Avn, ikili müzakerelerin Lübnan adına Büyükelçi Simon Karam başkanlığındaki bir heyet tarafından yürütüleceğini, bu süreçte hiçbir tarafın Lübnan’ın yerini almayacağını veya ona eşlik etmeyeceğini ifade etti.

Avn, müzakere seçeneğinin hedefinin çatışmaların durdurulması, güneydeki İsrail varlığının sona erdirilmesi ve uluslararası olarak tanınan güney sınırına kadar Lübnan ordusunun konuşlandırılması olduğunu vurguladı.

Avn ayrıca, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede, Trump’ın Lübnan’ın taleplerine anlayışla yaklaştığını ve ateşkesin sağlanması ile müzakere sürecinin başlatılması için İsrail nezdinde girişimde bulunduğunu söyledi. Avn, bu sürecin ‘mevcut anormal durumu sona erdirerek devlet otoritesinin ve egemenliğinin, özellikle güney başta olmak üzere, ülkenin tamamında yeniden tesis edilmesini’ hedeflediğini dile getirdi.

Avn, ateşkesin korunması ve müzakerelerin başlatılması için temasların süreceğini belirterek, müzakere heyetinin hedeflerine ulaşabilmesi için geniş bir ulusal desteğin gerekli olduğunu ifade etti.

Yaklaşan müzakerelerin diğer süreçlerden bağımsız olacağını kaydeden Avn, Lübnan’ın iki seçenekle karşı karşıya olduğunu söyledi: “Ya savaşın insani, sosyal, ekonomik ve egemenlik açısından ağır sonuçlarıyla devam edilmesi ya da müzakere yoluyla bu savaşa son verilmesi ve kalıcı istikrarın sağlanması.” Avn, tercihinin müzakere olduğunu vurgulayarak, “Lübnan’ı kurtarabileceğimize inanıyorum” dedi.