Sisi’nin yeni kırmızı çizgisi ve Mısır’ın yerinden edilme senaryosuyla mücadelesi

Mısır’ın seçeneklerinin ‘yapıcı açıklamaların ötesinde, diplomatik önlemler alma ve anlaşmaları bozma, hatta güç kullanma’ tehdidine kadar gitmesi talep ediliyor.  

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi, Filistinlilerin Sina’ya göç ettirilmesine karşı kararlı bir duruş sergiledi. (Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi, Filistinlilerin Sina’ya göç ettirilmesine karşı kararlı bir duruş sergiledi. (Reuters)
TT

Sisi’nin yeni kırmızı çizgisi ve Mısır’ın yerinden edilme senaryosuyla mücadelesi

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi, Filistinlilerin Sina’ya göç ettirilmesine karşı kararlı bir duruş sergiledi. (Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi, Filistinlilerin Sina’ya göç ettirilmesine karşı kararlı bir duruş sergiledi. (Reuters)

Salah Laban

“Filistinlilerin Sina’ya sürülmesi, Mısır’ın kabul etmeyeceği bir kırmızı çizgidir.” Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi bu sözlerle, ülkesinin Sina’yı Filistin davasının tasfiyesi için bir kapı haline getirmeyi reddeden tutumunu özetledi. Sisi, İsrail askeri araçlarının Gazze’ye doğru ilerlemesinden, Şerid’in kuzeyinden kasıtlı olarak güneyden ayırarak bölge sakinlerini tahliye etme ve onlara güney bölgelerine gitmeleri için baskı yapma eylemlerinden bu yana, son haftalarda Mısır’ın Filistinlilerin Sina Yarımadası’na göç etmesi meselesine ilişkin tutumuna değinirken tekrarlı mesajlarında meydan okuyucu bir ton kullandı. Sisi, Kahire’nin fikri hiçbir koşul veya baskı altında kabul etmeyeceğini vurguladı.

Mısır’ın resmi tavrı, parlamento kubbesi altında brifing talepleri ve ‘Filistinlilerin Sina’ya sürülmesi durumunda askeri seçeneğin uzak görülmeyeceğini’ ima eden, yetkililere üstü kapalı mesajlar içeren açıklamalar da dahil olmak üzere pek çok farklı biçime büründü. Bu durum, İsrail’in önerilen fikri uygulamaya koyma yönündeki olası baskısı karşısında Mısır’ın başvurabileceği mevcut önlemler hakkında soruları gündeme getirdi. Aynı şekilde Filistinlilerin askeri baskı altında güney bölgelerden Mısır kapısına doğru kaçmak zorunda kalması durumunda Kahire’nin başvurabileceği seçenekler, belgeler ve gerilimi tırmandırma adımlarına ilişkin soru işaretleri de belirdi.

Independent Arabia’ya konuşan gözlemcilere göre Mısır, diplomatik eylem ve uluslararası baskı yoluyla başlattığı olası yerinden edilme senaryosu karşısında, bu fikrin bölgenin geleceği ve Mısır’ın ulusal güvenliği açısından tehlikelerini ortaya koyarak birçok kartı elinde tutuyor. Ayrıca İsrail Büyükelçisi’ni sınır dışı etmenin, Kahire ile Tel Aviv arasındaki önceki anlaşmaları askıya almanın ve diplomatik çabaların İsrail’in yerinden edilme senaryosunu uygulamasını engellemede başarısız olması durumunda askeri seçeneğe başvurmak gibi daha sert tutumları takınması bekleniyor.

Askeri seçeneğe başvurmak

Kahire Üniversitesi İktisat ve Siyasal Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi Profesörü Ahmed Yusuf’a göre durum kötüleşirse ve İsrail bu fikre bağlı kalırsa Mısır’ın kullanabileceği kartlar arasında herhangi bir yerinden edilme senaryosunu uygulama girişimine karşı koymasını sağlayacak askeri güce sahip olması yer alıyor.

Şarkul’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Yusuf, Mısır’ın kartlarının çok açık olduğunu, halk tarafından desteklenen sağlam bir vizyonla temsil edildiğini ve bunun Filistin davasının tasfiyesi ve 1948’den sonra ikinci bir Nekbe olması nedeniyle Sina Yarımadası’na göç meselesinin boyutlarının anlaşıldığını gösterdiğini söyledi. Mısır’ın, Sina’yı Filistinlileri kabul edecek bir alana dönüştürmenin önemini de anladığını dile getirdi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, geçen ayın sonunda Kuzey Sina’da düzenlediği basın toplantısında ülkesinin, hiç kimsenin Sina’da bir kum tanesine bile yaklaşmaması için milyonlarca hayatı feda etmeye hazır olduğunu ve bölgesel meseleleri ülkesi pahasına çözmeyi reddettiklerini vurguladı. Mısır Parlamentosu da konuyla ilgili olarak hükümetin bu tür potansiyel adımlara ilişkin tedbirlerinin tartışıldığı acil bir genel kurul toplantısı düzenledi.

Mısır Başbakanı, hükümetin bu tehlikelerle mücadeleye yönelik tedbirlerine ilişkin 16 temsilci tarafından sunulan brifing taleplerine, ‘Filistinlilerin yerinden edilmesini hedef alan herhangi bir senaryonun, Mısır tarafından uluslararası hukuka uygun olarak kararlı bir yanıtla karşılanacağını’ söyleyerek yanıt verdi ve Filistin sorununun çözümünün Mısır pahasına olmayacağını vurguladı. Oturumun bitiminden sonra ise Sisi, kabinenin parlamento önündeki açıklamasının devletin Mısır ulusal güvenliğine ilişkin sabitlerini ifade ettiğini söylerken, Filistin meselesini tasfiye etmeye yönelik her türlü girişimi ise reddetti.

Orta Doğu Stratejik Araştırmalar Forumu Başkanı Samir Gattas’a göre Kahire’nin, eğer uygulamaya çalışırsa, yerinden edilme senaryosuna yanıt vermek için caydırıcılık ve yeterli güç göstermek de dahil olmak üzere birden fazla aracı var. Gattas, seçeneklerin, sadece retorik ve yapıcı ifade ve açıklamaların ötesine geçerek, İsrail’deki büyükelçiyi geri çekmek, önceki anlaşmaların bozulması ve fikirden geri adım atılmazsa güç kullanma tehdidinde bulunma da dahil diplomatik önlemlere dönüşmesinin beklendiğini vurguladı.

Eski Dışişleri Bakanı Yardımcısı Büyükelçi Muhammed Hicazi ise Sisi’nin Filistinlileri yerinden etme planlarından bahsederken anlamlı bir terim kullandığını ve bu durumu kırmızı çizgi olarak değerlendirdiğini söyledi. Hicazi, Mısır Cumhurbaşkanı’nın daha önceki açıklamalarını, Haziran 2020’de Batı Askeri Bölgesi’ne yaptığı ziyarette de aynı ifadeyi kullanması ve Mısır’ın Sirte şehri ve Cufta hava üssünü kırmızı çizgi olarak nitelendirerek Libya’daki gerginliğin artmasına ilişkin tutumuyla ilgili konuşmasını hatırlattı.

Sisi, birkaç gün önce Kahire Uluslararası Stadyumu’nda Filistin’le dayanışma kapsamında düzenlenen ‘Yaşasın Mısır... Filistin’le Dayanışmada Halkın Tepkisi’ etkinliği çerçevesinde büyük bir konferansa katıldı. Burada yerinden edilmenin Mısır’ın izin vermeyeceği veya kabul etmeyeceği bir kırmızı çizgi olduğunu ve bilgeliğin zayıflık veya kayıtsızlık anlamına gelmediğini vurguladı.

Hicazi ise, askeri seçeneğe ilişkin değerlendirmesinde çekincelerini ortaya koydu:

Halkın, Cumhurbaşkanı’na Mısır’ın ulusal güvenliğine ilişkin uygun göreceği her türlü tedbiri alması için yetki verilmesi çağrısı sonrasında Mısır’ın kullandığı kart açık ve açıklama yapmaya gerek yok.

Muhammed Hicazi ayrıca, ABD Başkanı Joe Biden’in Mısır’ın ulusal güvenliğini ve sahip olduğu araçları korumaya yönelik hamlesini fark ettiğini ve Biden’in güven verici mesajlar verdiğini vurguladı.

Sisi, Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile ekim ayı ortasında düzenlediği basın toplantısında, yerinden edilme konusunda resmi ve halk tabanındaki tutumlar arasında uyumun varlığına dikkat çekti. Ayrıca kendilerinden istenirse, milyonlarca Mısırlının bu fikri reddettiklerini ifade etmek için sahaya çıkacakları konusunda uyarıda bulunuldu. Konferans sırasında, İsrail’in bu fikre uyması halinde, askeri operasyonlar bitene kadar Filistinlilerin Sina yerine Necef Çölü’ne nakledilmesini önererek, bu fikri köklerinden silmeye yönelik bir girişimde bulundu.

Filistin’in eski Mısır Büyükelçisi Barakat Farra ise “Mısır Silahlı Kuvvetleri kullanılabilecek bir araçtır ve Mısır güçlü yeteneklere sahip silahlı kuvvetlere sahiptir” dedi. Ancak durumun bu düzeyde kötüleşmeyeceğine inandığını belirten Farra, bu adımın tamamlanması için hazırlanan koşullara rağmen Filistinlileri Gazze’den Mısır’a sürme planının başarılı olmayacağını vurguladı.

Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Seyyid Şalbi de Filistinlilerin yerinden edilmesiyle mücadele etmek için Mısır’ın önündeki seçenekler hakkında bir soruya şu yanıtı verdi:

Başbakan Mustafa Medbuli, Mısır’ın güvendiği kartın, kesinlikle bu projeyle ilgili olayların gelişmesi ve ulusal güvenliğe tehdit oluşturması halinde Mısır’ın tepkisinin belirleyici olması olacağını ifade etti. Kahire, Batı’yı bu fikrin geçersizliği konusunda ikna etmek için uluslararası düzeyde çalışıyor ve kararlı bir yanıta hazır olduğu mesajını vermek için başka bir güvenlik önlemi alıyor.

Uluslararası insancıl hukuk alanında çalışmalar yürüten Prof. Eymen Selame ise şu değerlendirmede bulundu:

Filistinlileri Mısır sınırına doğru kaçmaya zorlamak, İsrail’in de taraf olduğu 1949 tarihli dört Cenevre Sözleşmesi’nin tabi olduğu uluslararası hukuk hükümlerine göre, yaygın olarak kullanılan yerinden etme suçunu değil, zorla sınır dışı etme suçunu temsil etmektedir. Cenevre Sözleşmesi, sınır dışı etme suçunun unsurlarını açıklayarak, onu zorla yerinden edilmeden ayırır.

Selame ayrıca, İsrail’in Gazze Şeridi’nde yaşayan Filistinlileri Ürdün veya Mısır’a sınır dışı etme girişiminin, silahlı çatışma sırasında zorla sınır dışı etme suçu anlamına geldiğini vurguladı.

Dayanışmadan faydalanmak

Büyükelçi Barakat el-Farra, Mısır’ın İsrail ve ABD ile ilişkilerine ışık tutarak, ‘yerinden edilmeye kesinlikle yer olmadığı’ mesajını ilettiğini dile getirdi. Konuşmasını, tamamı yerinden edilmeye karşı olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararlarından yararlanan ikinci belgeye dayandıran Farra, son zirvede yayınlanan Arap ve İslami kararlara ek olarak, hiçbir katılımcının Sina’ya veya başka bir yere zorla göç ettirilmeyi onaylamadıklarını ifade etti.

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da 11 Kasım’da düzenlenen olağanüstü Arap-İslam zirvesine katılan liderler, Gazze Şeridi sakinlerini topraklarından sürmeyi amaçlayan planları reddettiklerini açıklamıştı. Liderler, 1949 Cenevre Sözleşmesi ve 1977 tarihli ekine göre yaklaşık bir buçuk milyon Filistinlinin Gazze Şeridi’nin kuzeyinden güneyine doğru yerinden edilmesini bir savaş suçu olarak nitelendirmişti.

Avrupa ülkelerinden de Mısır’ın yerinden edilme konusundaki tutumuyla dayanışmalarını ifade eden mesajlar yağdı. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, X (eski adıyla Twitter) platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “Filistinlilerin zorla yerlerinden edilmemesi ilkesi ve iki devletli çözüme dayalı bir siyasi ufuk üzerinde hem fikiriz” dedi. Sisi de kendisi ile son görüşmesinde Mısır’ın, Filistinlilerin kendi toprakları dışına, özellikle de Sina’daki Mısır topraklarına doğru yerinden edilmelerini kategorik olarak reddettiğini söyledi.

Farra’ya göre ise Mısır’ın elindeki bir diğer kart da bu planın her iki tarafça da hayata geçirilmesini önlemek ve gerilimi aynı derecede tırmandırmak için Ürdün tarafıyla koordinasyon içinde olması. Bu görüş, Kahire Üniversitesi İktisat ve Siyasal Bilimler Fakültesi’nde Siyaset Bilimi Profesörü Ahmed Yusuf’un görüşüyle benzer. Yusuf şu açıklamada bulundu:

“Batı Şeria’dan yerinden edilmeye ilişkin Ürdün politikasına uygunluk, uluslararası toplumun bu fikri reddetmesini sağlamayı başardı. ABD’nin tutumu, ABD’nin yerinden edilme senaryosunu kabul etmediğini belirttiği için İsrail’in bakış açısına karşı oldukça taraflı olmaya başladı.”

Güvencesiz diplomatik kart

Mısırlı siyasetçi Samir Gattas’a göre Mısır’ın güvendiği en önemli kart daha fazla diplomatik ve uluslararası faaliyette bulunmak. Bunun olumlu sonuçları, ABD’nin Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini reddettiğini ABD Başkanı Joe Biden aracılığıyla onaylaması ve Avrupa Birliği yetkililerinin de aynı yaklaşımı benimsemesiyle ortaya çıktı.

Ancak Gattas’a göre göre bu kartın sonuna kadar garantisi yok. Halk baskısı senaryosunun devamının Refah’ta vatandaşları sınır şeridine doğru itecek bir çatışmaya yol açabileceğini ifade eden Gattas, “Bu, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya Filistinlilerin Mısır’a geçici girişine izin vermesi çağrısında bulunmak gibi daha önce alınan kararları etkileyebilir” dedi.

ABD Başkanı Joe Biden, Mısırlı mevkidaşı Abdülfettah Sisi’ye, ABD’nin ‘Filistinlilerin Gazze veya Batı Şeria’dan zorla yerinden edilmesine veya Gazze sınırlarının yeniden çizilmesine hiçbir koşulda izin vermeyeceğini’ söylemişti.

Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı, Mısır’ın tehdit altında olması durumunda ulusal güvenliğini savunmasına izin veren BM Tüzüğü’nün 51’inci maddesine dikkati çekti. Eski Dışişleri Bakanı Yardımcısı Büyükelçi Muhammed Hicazi ise Mısır’ın diplomatik baskı ve arabuluculuk sürecinde sarf ettiği çabalarla ve başkaları nezdinde pozisyon oluşturma yoluyla ulusal güvenlik çıkarlarını savunma yönünde hareket ettiğini söyledi.

Yakın zamanda İsrail İstihbarat Bakanlığı’na sızdırılan bir belge, Gazze Şeridi’nde yaşayanların Sina’ya nakledilmesi, Şerid’in kuzeyinden güneyine kara operasyonlarının uygulanması ve sivillerin Mısır’a göç etmesine ve yeniden yerleşmesine olanak sağlamak için Refah’ta yolların açılması gibi Mısır egemenliğine aykırı öneriler içermesi nedeniyle Mısır’da hem resmi hem de halk düzeyinde öfkeli tepkilere yol açtı.

Sızdırılan belgede yer alan bilgiler, Mısır Dışişleri Bakanı Sameh Şukri’nin ay başında CNN’e yaptığı açıklamalarda bunlara yanıt vermesine neden oldu. Şukri röportajda, milyonlarca Filistinlinin Sina’ya nakledilmesi önerisini ‘gülünç’ olarak nitelendirdi. Ayrıca yerinden edilme sürecinin uluslararası insancıl hukuka aykırı olduğunu ve uluslararası yasaları ihlal ettiğini belirtti.

İsrailli yazar Eddie Cohen’in de Mısır’ın, dış borçlarının iptal edilmesi karşılığında Filistinlileri Sina’da kabul edeceği yönündeki görüşünü sunması da yaygın tartışmalara yol açtı. Monte Carlo Doualiya’ya açıklama yapan Cohen, bu fikrin eski olduğunu söylerken, Mısır’ın reddini açıklaması halinde Suriyeli mülteci kabul etmeyen Avrupa ülkeleri örneklerinin var olduğunu ancak mülteci akınının herhangi bir sınırı aşmasını önlemenin zorluğu nedeniyle mültecilerin Avrupa ülkelerine geldiklerini ifade etti. Mısır’ın içinde bulunduğu ekonomik kriz ve ABD’nin bu fikre destek verme ihtimali nedeniyle bu çözümü reddetmesinin pek olası olmadığını belirten Cohen, Kahire’nin Filistinlilerin Sina'ya yerleştirilmesinin bedelini ve mali tazminatını alacağını vurguladı.

Bu, Sina’yı Filistinliler için alternatif bir ülkeye dönüştürmenin tartışıldığı ilk durum değildi. 2000 yılında İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi’ne başkanlık eden yedek Tümgeneral Giora Eiland, ‘İki Halk için İki Devlet Fikrine Bölgesel Alternatifler’ başlıklı bir proje sundu. Bu projeye göre Mısır, önerilen Filistin devleti lehine Sina topraklarının 720 kilometrekarelik bir alanını devrediyor. Bu alan, batıda Refah şehrinden Ariş şehrinin sınırlarına kadar sahil boyunca uzanıyor. Karşılığında ise Mısır, Necef Çölü’nde eşit bir alana sahip oluyor.

Bu tür algı, vizyon ve önerilerle nasıl yüzleşileceğine ilişkin Gattas, Filistinlilerin Refah kapısına akışını engelleyen tek şeyin, ‘vatandaşların dayanıklılık kapasitelerinin tavanları ve sınırları olduğundan, kendilerini kaçmaya zorlayabilecek İsrail baskısına maruz kalmamaları için Gazze Şeridi'nde varlıklarını tesis etmek olduğunu’ açıkladı. Gattas şunları söyledi:

Askeri baskı altında sınırı geçmeye çalışan bir Filistinliyi suçlayamayız. Dünyadaki tüm deneyimler, askeri baskı altındaki insanların kaçmaya zorlandığını, dolayısıyla güvenlik altına alınmaları ve üzerlerindeki baskının azaltılması gerektiğini gösteriyor.

2008 senaryosu

Binlerce Filistinli, 2008 yılında Filistinlileri hedef alan büyük İsrail saldırısının ardından sınır çitlerine hücum etti. Saldırılar, onları ayrım duvarına akın etmeye sevk etti. İçinde bulundukları trajik koşullar göz önüne alındığında Mısırlı yetkililer, onların yiyecek ve ilaç almak için geçmelerine izin verdi. Bu durum, ateşkesin sona ermesiyle aynı senaryonun tekrarlanacağı endişesini artırıyor.

Filistin’in eski Mısır Büyükelçisi Barakat er-Farra'ya göre, Mısır’ın yerinden edilme planını engellemeye yönelik kartları arasında, sınır çitlerinin basılmasına benzer bir senaryonun (2008- 2009) engellenmesi ve tekrarının önlenmesi için, sürekli bombardımana rağmen Filistinlilerin Gazze Şeridi'nde kalması üzerinde anlaşarak, Hamas ya da İslami Cihad olsun Gazze Şeridi’ni kontrol eden Filistinli taraflarla olan ilişkilerinden faydalanmak da yer alıyor. Farra ayrıca, Mısır’ın kendisini Gazze Şeridi’nden yerinden edilmiş insanları kabul etmeye zorlamayı amaçlayan baskılara yanıt vermediğini dile getirdi.

Orta Doğu Stratejik Araştırmalar Forumu Başkanı Samir Gattas, Kahire’nin Gazze’nin boğazını sıkmakla suçlanmasının ardından ilk olayda Mısır üzerindeki baskının İsrail’den değil Hamas hareketinden geldiğine dikkati çekti. Gattas ayrıca, gelecekte bir kriz yaşanabileceğini ve Filistinlilerin askeri baskı altında yerlerinden edilmeye zorlanabileceğini vurguladı.

Uluslararası insancıl hukuk alanında çalışmalar yapan Prof. Eymen Selame ise 2009’da İsrail’in acımasız topçu saldırılarından kaçan ve sayılarının on binlerce olduğu tahmin edilen Filistinlilerin, uluslararası hukuka göre ‘insani mülteciler’ olarak sınıflandırıldığını söyledi. Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin (1951), Mısır da dahil olmak üzere taraf devletlerin, insani koşulları göz önünde bulundurarak mültecileri kabul etmesini zorunlu kıldığını söyleyen Selame, olağanüstü güvenlik koşulları dışında Mısır’ın bunları engelleme hakkının olmadığını ifade etti.

Selame, Mısır’ın bu olası senaryoya ilişkin tutumuyla ilgili olarak ise, Mısır Başbakanı’nın brifing taleplerine verdiği yanıtta, ülkesinin, Filistinlilerin zorla sınır dışı edilmesi halinde onları kabul etme konusundaki isteksizliğinin nedenlerine değindiğini söyledi.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Barzani’nin Suriye’deki arabuluculuğu, PKK’yı dışta tutmaya bağlı

Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)
Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)
TT

Barzani’nin Suriye’deki arabuluculuğu, PKK’yı dışta tutmaya bağlı

Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)
Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) kuzeydoğu Suriye’de tırmanmayı önlemeye yönelik arabuluculuk faaliyetlerini sürdürerek kalıcı bir çözüm için çalışmalar yürütüyor. Ancak sürecin ilerlemesi, Ankara ve Şam’ın PKK’nın olası etkilerinin ortadan kaldırılacağı konusunda ikna edilmesine bağlı.

SDG bölgelerini kaybetti

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Şam’ın başlattığı ve Türkiye’nin güçlü destek verdiği askeri operasyonlar sonucunda kontrolündeki bazı bölgeleri kaybetti. Şam Suriye’nin tüm topraklarında kontrolü sağlamak isterken, Kürtler hükümette “adil temsil” talep ediyor.

efd
Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, 10 Mart 2025’te Şam’da Suriye Demokratik Güçleri lideri Mazlum Kobani ile el sıkışıyor (SANA)

Türkiye’nin SDG’ye yönelik müdahalede bulunmasının temel nedeni, Suriye’de özerk bir Kürt yönetiminin kurulmasının ileride ayrılıkçılığa zemin hazırlayabileceği endişesi. Ankara, Kürt bölgeleri Suriye ordusuna entegre edilmezse sınırda askeri operasyon tehdidini defalarca dile getirdi.

Çözümün parçası

Erbil’deki bazı politikacılar, “Türkiye ile iyi komşuluk ilişkilerini koruyan ve Suriye’deki tüm bileşenlerin haklarını güvence altına alan” bir çözümü destekliyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan IKBY hükümet danışmanı Cewhar Faiq, Kürtlerin 1991’den bu yana bölge istikrarının bir unsuru olduğunu vurgulayarak, “Kürtler çözümün ve bölgede istikrarın bir parçası olmaya devam edecek” dedi.

Faiq, Kürtlerin vizyonunun yeni demokratik, anayasal bir Suriye; etnik ve dini grupların haklarını garanti altına alan, aynı zamanda Türkiye ve diğer bölge ülkeleri ile iyi komşuluk ilişkilerini gözeten ve dış müdahaleye kapalı bir sistem olduğunu belirtti.

rgtyhu
Mesut Barzani ve yanında Mazlum Kobani, Erbil’de ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yapılan görüşmeler sırasında (Kürdistan Demokrat Partisi)

Erbil, Suriye’deki taraflarla, özerk yönetim bölgelerinden Şam yönetimine ve Amerikalılara kadar temaslarını sürdürüyor. Faiq, bu temasların amacının “kalıcı bir çözüme ulaşmak” olduğunu ifade etti. Son haftalarda Mesut Barzani, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, ABD özel temsilcisi Tom Barrack ve SDG lideri Mazlum Abdi ile görüşmeler yaparak diyalog ve ortak anlayış yoluyla sivil barışı güçlendirmeye çalıştı. Faiq, “Askeri çözüm, Suriye’deki bileşenlere ve devlete zarar verir; DEAŞ’ın yeniden toparlanma ihtimalini artırır” dedi.

Anlaşmazlıkta engel PKK

PKK, yürütülen müzakerelerde önemli bir engel olarak öne çıkıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Kürdistan Demokrat Partisi üyesi Abdulselam Berwari, “Erbil’in çabaları devam ediyor, gerilimi önlemeye çalışıyor. Ancak Türkiye, Suriye Kürtleri konusunu yıllarca silahlı mücadele yürüttüğü PKK perspektifinden değerlendiriyor” dedi.

Türkiye, PKK ile barış süreci başlattı ancak silahsızlanma şartı koştu. Kuzey Suriye’deki çatışmalar, taraflar arasındaki müzakereleri tehlikeye atıyor. Erbil, Ankara’nın endişelerini anlıyor ve Kürt meselesiyle ilgili yanlış anlamaları düzeltmeye çalışıyor.

Berwari, “Kürt halkının hakları, PKK’nın kuruluşundan çok önceye dayanıyor. Kürt meselesi çözülürse, tırmanma bahanesi ortadan kalkar” dedi.

Berwari, Erbil’in Ankara ile ilişkilerini iyi olarak nitelendirerek, “Erbil, Türkiye ve uluslararası toplumla birlikte Suriye Kürtleri ile Şam yönetimi arasındaki sorunu çözmeye çalışıyor; bu öncelikli hedefimiz” ifadelerini kullandı.

Arabuluculuk yavaş ilerliyor

Kürdistan Birliği Partisi yetkilisi Soran Davudi, “Irak Kürdistan Bölgesi, Türkiye ile Suriye Kürtleri arasında kontrollü bir çerçevede resmi olmayan bir arabulucu rolü üstlenmeye çalışıyor” dedi.

Davudi, Erbil’in rolü, büyük ölçüde Ankara ile sağlanan siyasi ve ekonomik bağlantılar ve PKK etkisinden bağımsız Suriye Kürtleriyle yürütülen tarihî temas kanallarına dayandığını belirtti.

dfrgt
Polis güçleri, Türkiye’nin güneydoğusundaki Mardin’de Nusaybin kapısından Kamışlı’ya geçmeye çalışan ve SDG’yi destekleyen Kürtleri dağıtmak için su sıkıyor (AP)

Davudi, “Erbil ile etkili Kürt liderler arasında resmi olmayan, temaslar sürüyor; ancak Türkiye’nin YPG’ye (Demokratik Birlik Partisi’nin silahlı kanadı ve SDG’nin ana birleşeni) bakışı, PKK’nın uzantısı olarak görülmesi büyük bir engel oluşturuyor” dedi. Ayrıca, Suriye Kürtleri arasında SDG ile Kürt Ulusal Konseyi arasındaki bölünmenin krizi derinleştirdiğine dikkat çekti.

Erbil’in diyaloğu sürdürme çabalarına rağmen Davudi, arabuluculuğun etkisinin hâlâ sınırlı ve yavaş ilerlediğini belirtti. Öte yandan, krizle ilgili kilit isimlerin sık sık Erbil’e gelmesi, şehrin Şam, Ankara, Kürt tarafları ve Washington arasında gerçek anlaşmalar için uygun bir sahne olabileceği yönünde iyimserlik yaratıyor.


Hamas, aracılardan Refah Sınır Kapısı’nın açılacağına dair teyitler alırken İsrail ise süreci yavaşlatıyor

Filistinliler, Çarşamba günü Gazze’de İsrail’in yıktığı konut binalarının enkazları arasında yürüyor (Reuters)
Filistinliler, Çarşamba günü Gazze’de İsrail’in yıktığı konut binalarının enkazları arasında yürüyor (Reuters)
TT

Hamas, aracılardan Refah Sınır Kapısı’nın açılacağına dair teyitler alırken İsrail ise süreci yavaşlatıyor

Filistinliler, Çarşamba günü Gazze’de İsrail’in yıktığı konut binalarının enkazları arasında yürüyor (Reuters)
Filistinliler, Çarşamba günü Gazze’de İsrail’in yıktığı konut binalarının enkazları arasında yürüyor (Reuters)

Hamas, ABD de dahil olmak üzere aracılardan, Gazze ile Mısır arasındaki Refah kara sınır kapısının yeniden açılacağına dair teyitler alırken, İsrail hükümeti başkanı Binyamin Netanyahu’nun bu adımı olabildiğince yavaşlatmaya çalıştığı yönünde İsrail medyasından bilgiler geliyor.

Hamas kaynaklarına göre Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta içinde açılması bekleniyor ve tarih olarak da Perşembe günü öne çıkıyor. Buna karşın İsrail’den gelen bilgiler farklı; Walla haber sitesi kapının Pazar günü açılacağını duyurdu.

dcfrgt
Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafı, İsrail’in kontrolü altında (Reuters)

Hamas kaynaklarına göre aracılardan gelen güvence, kapının açılacağının garantisi niteliğinde. Hamas, en son bir İsrailli rehinenin cesedinin bulunmasıyla başlayan süreçte, liderliğe kapının bu hafta açılacağına dair teyitler geldiğini açıkladı.

Gaza Yönetim Komitesi’nin girişi

Hamas yakın kaynaklar önümüzdeki günlerde Refah üzerinden bazı Gaza Yönetim Komitesi üyelerinin bölgeye girişine izin verilmesinin muhtemel olduğunu ve bu kişilerin Hamas yetkilileriyle görüşmeler yaparak bazı hükümet görevlerini devralma sürecini başlatacağını söyledi.

Filistin Yönetimi ve Avrupa Birliği delegasyonu da 2005 anlaşması çerçevesinde sınır kapısında çalışmaya hazır olduklarını açıkladı.

fgthy
Kahire’deki Gaza Yönetim Komitesi toplantısı (Mısır Basın Enformasyon Kurumu)

Hamas kaynakları, kapının tam işleyişiyle açılması gerektiğini savunurken, Netanyahu Salı günü düzenlediği basın toplantısında kapının “sınırlı ve anlaşmalı düzenlemeler çerçevesinde, günlük belirli sayıda Filistinliye giriş-çıkış izni verecek şekilde” açılacağını söyledi.

Netanyahu ayrıca İsrail’in “sınır kapısı ve tüm Gazze Şeridi üzerinde tam güvenlik kontrolüne sahip olacağını” vurguladı.

Tam güvenlik kontrolü ne anlama geliyor?

Netanyahu’nun bu açıklamaları, Filistinli gruplar arasında İsrail’in bunu nasıl uygulayacağı konusunda endişe ve soru işaretleri yarattı.

Grup kaynakları, İsrail’in “sarı çizgi” olarak adlandırılan sınır hattında yüzde 53’ün üzerinde bir alan üzerinde kontrol sağlamayı hedefleyebileceğini belirtiyor. İkinci aşama koşulları İsrail’in bölgeden çekilmesini öngörse de, Netanyahu hükümeti bunu Hamas’ın silahsızlandırılmasıyla bağdaştırıyor; bu konu halen tartışma aşamasında ve birçok engelle karşılaşabilir.

ty6
ABD Başkanı Donald Trump'ın planına göre Gazze Şeridi'nden çekilme aşamalarının haritası (Beyaz Saray)

Eğer ikinci aşama koşulları uygulanmazsa, İsrail muhtemelen kuzey ve doğu bölgelerinde askeri varlığını artırarak güvenliği sağlamayı ve batıdaki alanları kontrol etmeyi sürdürecek. Güneyde ise askeri varlığını koruyacak.

Olası çekilme durumunda, İsrail sınır hattında daha geniş bir tampon bölge oluşturabilir; bazı yerlerde bu alan bir ila iki kilometreyi bulabilir. Aynı zamanda Refah Sınır Kapısı ve Philadelphia hattındaki kontrolünü de sürdürerek, silah veya patlayıcı kaçakçılığını engellemeyi planlıyor. Özellikle tüm tünellerin tahrip edilmesinin ardından bu kontrol, deniz sınırlarında da devam edecek; 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail, Filistinli balıkçıların bu alanlara yaklaşmasına veya bir deniz mili batıya, Mısır sınırına doğru 5 deniz mili güneye ilerlemesine izin vermiyor.

rty6
Gazze’nin güneyindeki Han Yunus sahili (AFP)

Filistinli gruplar, İsrail’in “tam güvenlik kontrolü” açıklamalarını sürdürmesinin, Lübnan’daki gibi ani suikastlar, askeri hedefler bahane edilerek bombalamalar veya Hamas ve diğer Filistinli aktivistlerin bölgelerinde yapılan kaçırma operasyonlarıyla güvenliği sağlamaya yönelik olabileceğini öngörüyor.


Nuri el-Maliki: Irak'ın iç işlerine Amerikan müdahalesini kesinlikle reddediyoruz

Irak eski Başbakanı Nuri el-Maliki (Arşiv – AFP)
Irak eski Başbakanı Nuri el-Maliki (Arşiv – AFP)
TT

Nuri el-Maliki: Irak'ın iç işlerine Amerikan müdahalesini kesinlikle reddediyoruz

Irak eski Başbakanı Nuri el-Maliki (Arşiv – AFP)
Irak eski Başbakanı Nuri el-Maliki (Arşiv – AFP)

Irak eski Başbakanı Nuri el-Maliki, ABD’nin Irak’ın iç işlerine müdahalesini reddettiğini belirterek, bunu ‘egemenliğin ihlali’ olarak nitelendirdi.

El-Maliki, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “Irak’ın iç işlerine yönelik açık Amerikan müdahalesini kesin bir dille reddediyoruz. Bunu Irak’ın egemenliğinin ihlali, 2003 sonrası Irak’taki demokratik düzene aykırı bir adım ve Koordinasyon Çerçevesi’nin başbakanlık için adayını belirleme kararına bir saldırı olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Açıklamasında devletler arası ilişkilerde tek siyasi seçeneğin diyalog dili olduğunu vurgulayan el-Maliki, “Ülkeler arasındaki iletişimde dayatma ve tehdit diline başvurulması kabul edilemez. Ulusal iradeye ve Irak Anayasası’nın güvence altına aldığı Koordinasyon Çerçevesi kararına saygı çerçevesinde, Irak halkının yüksek çıkarlarını gerçekleştirecek sonuca ulaşana kadar çalışmayı sürdüreceğim” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, Tahran’a yakın Şii partilerin desteğini alan Nuri el-Maliki’nin yeniden iktidara gelmesi halinde ABD’nin Irak’a verdiği desteği keseceği uyarısında bulundu.

thysdfrgt
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'ın bahçesinde basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (EPA)

Trump, kendi sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda şu ifadeye yer verdi: “Politikaları ve çılgın ideolojileri nedeniyle, eğer (Nuri el-Maliki) seçilirse ABD gelecekte Irak’a hiçbir yardımda bulunmayacak.”