Sisi’nin yeni kırmızı çizgisi ve Mısır’ın yerinden edilme senaryosuyla mücadelesi

Mısır’ın seçeneklerinin ‘yapıcı açıklamaların ötesinde, diplomatik önlemler alma ve anlaşmaları bozma, hatta güç kullanma’ tehdidine kadar gitmesi talep ediliyor.  

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi, Filistinlilerin Sina’ya göç ettirilmesine karşı kararlı bir duruş sergiledi. (Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi, Filistinlilerin Sina’ya göç ettirilmesine karşı kararlı bir duruş sergiledi. (Reuters)
TT

Sisi’nin yeni kırmızı çizgisi ve Mısır’ın yerinden edilme senaryosuyla mücadelesi

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi, Filistinlilerin Sina’ya göç ettirilmesine karşı kararlı bir duruş sergiledi. (Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi, Filistinlilerin Sina’ya göç ettirilmesine karşı kararlı bir duruş sergiledi. (Reuters)

Salah Laban

“Filistinlilerin Sina’ya sürülmesi, Mısır’ın kabul etmeyeceği bir kırmızı çizgidir.” Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi bu sözlerle, ülkesinin Sina’yı Filistin davasının tasfiyesi için bir kapı haline getirmeyi reddeden tutumunu özetledi. Sisi, İsrail askeri araçlarının Gazze’ye doğru ilerlemesinden, Şerid’in kuzeyinden kasıtlı olarak güneyden ayırarak bölge sakinlerini tahliye etme ve onlara güney bölgelerine gitmeleri için baskı yapma eylemlerinden bu yana, son haftalarda Mısır’ın Filistinlilerin Sina Yarımadası’na göç etmesi meselesine ilişkin tutumuna değinirken tekrarlı mesajlarında meydan okuyucu bir ton kullandı. Sisi, Kahire’nin fikri hiçbir koşul veya baskı altında kabul etmeyeceğini vurguladı.

Mısır’ın resmi tavrı, parlamento kubbesi altında brifing talepleri ve ‘Filistinlilerin Sina’ya sürülmesi durumunda askeri seçeneğin uzak görülmeyeceğini’ ima eden, yetkililere üstü kapalı mesajlar içeren açıklamalar da dahil olmak üzere pek çok farklı biçime büründü. Bu durum, İsrail’in önerilen fikri uygulamaya koyma yönündeki olası baskısı karşısında Mısır’ın başvurabileceği mevcut önlemler hakkında soruları gündeme getirdi. Aynı şekilde Filistinlilerin askeri baskı altında güney bölgelerden Mısır kapısına doğru kaçmak zorunda kalması durumunda Kahire’nin başvurabileceği seçenekler, belgeler ve gerilimi tırmandırma adımlarına ilişkin soru işaretleri de belirdi.

Independent Arabia’ya konuşan gözlemcilere göre Mısır, diplomatik eylem ve uluslararası baskı yoluyla başlattığı olası yerinden edilme senaryosu karşısında, bu fikrin bölgenin geleceği ve Mısır’ın ulusal güvenliği açısından tehlikelerini ortaya koyarak birçok kartı elinde tutuyor. Ayrıca İsrail Büyükelçisi’ni sınır dışı etmenin, Kahire ile Tel Aviv arasındaki önceki anlaşmaları askıya almanın ve diplomatik çabaların İsrail’in yerinden edilme senaryosunu uygulamasını engellemede başarısız olması durumunda askeri seçeneğe başvurmak gibi daha sert tutumları takınması bekleniyor.

Askeri seçeneğe başvurmak

Kahire Üniversitesi İktisat ve Siyasal Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi Profesörü Ahmed Yusuf’a göre durum kötüleşirse ve İsrail bu fikre bağlı kalırsa Mısır’ın kullanabileceği kartlar arasında herhangi bir yerinden edilme senaryosunu uygulama girişimine karşı koymasını sağlayacak askeri güce sahip olması yer alıyor.

Şarkul’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Yusuf, Mısır’ın kartlarının çok açık olduğunu, halk tarafından desteklenen sağlam bir vizyonla temsil edildiğini ve bunun Filistin davasının tasfiyesi ve 1948’den sonra ikinci bir Nekbe olması nedeniyle Sina Yarımadası’na göç meselesinin boyutlarının anlaşıldığını gösterdiğini söyledi. Mısır’ın, Sina’yı Filistinlileri kabul edecek bir alana dönüştürmenin önemini de anladığını dile getirdi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, geçen ayın sonunda Kuzey Sina’da düzenlediği basın toplantısında ülkesinin, hiç kimsenin Sina’da bir kum tanesine bile yaklaşmaması için milyonlarca hayatı feda etmeye hazır olduğunu ve bölgesel meseleleri ülkesi pahasına çözmeyi reddettiklerini vurguladı. Mısır Parlamentosu da konuyla ilgili olarak hükümetin bu tür potansiyel adımlara ilişkin tedbirlerinin tartışıldığı acil bir genel kurul toplantısı düzenledi.

Mısır Başbakanı, hükümetin bu tehlikelerle mücadeleye yönelik tedbirlerine ilişkin 16 temsilci tarafından sunulan brifing taleplerine, ‘Filistinlilerin yerinden edilmesini hedef alan herhangi bir senaryonun, Mısır tarafından uluslararası hukuka uygun olarak kararlı bir yanıtla karşılanacağını’ söyleyerek yanıt verdi ve Filistin sorununun çözümünün Mısır pahasına olmayacağını vurguladı. Oturumun bitiminden sonra ise Sisi, kabinenin parlamento önündeki açıklamasının devletin Mısır ulusal güvenliğine ilişkin sabitlerini ifade ettiğini söylerken, Filistin meselesini tasfiye etmeye yönelik her türlü girişimi ise reddetti.

Orta Doğu Stratejik Araştırmalar Forumu Başkanı Samir Gattas’a göre Kahire’nin, eğer uygulamaya çalışırsa, yerinden edilme senaryosuna yanıt vermek için caydırıcılık ve yeterli güç göstermek de dahil olmak üzere birden fazla aracı var. Gattas, seçeneklerin, sadece retorik ve yapıcı ifade ve açıklamaların ötesine geçerek, İsrail’deki büyükelçiyi geri çekmek, önceki anlaşmaların bozulması ve fikirden geri adım atılmazsa güç kullanma tehdidinde bulunma da dahil diplomatik önlemlere dönüşmesinin beklendiğini vurguladı.

Eski Dışişleri Bakanı Yardımcısı Büyükelçi Muhammed Hicazi ise Sisi’nin Filistinlileri yerinden etme planlarından bahsederken anlamlı bir terim kullandığını ve bu durumu kırmızı çizgi olarak değerlendirdiğini söyledi. Hicazi, Mısır Cumhurbaşkanı’nın daha önceki açıklamalarını, Haziran 2020’de Batı Askeri Bölgesi’ne yaptığı ziyarette de aynı ifadeyi kullanması ve Mısır’ın Sirte şehri ve Cufta hava üssünü kırmızı çizgi olarak nitelendirerek Libya’daki gerginliğin artmasına ilişkin tutumuyla ilgili konuşmasını hatırlattı.

Sisi, birkaç gün önce Kahire Uluslararası Stadyumu’nda Filistin’le dayanışma kapsamında düzenlenen ‘Yaşasın Mısır... Filistin’le Dayanışmada Halkın Tepkisi’ etkinliği çerçevesinde büyük bir konferansa katıldı. Burada yerinden edilmenin Mısır’ın izin vermeyeceği veya kabul etmeyeceği bir kırmızı çizgi olduğunu ve bilgeliğin zayıflık veya kayıtsızlık anlamına gelmediğini vurguladı.

Hicazi ise, askeri seçeneğe ilişkin değerlendirmesinde çekincelerini ortaya koydu:

Halkın, Cumhurbaşkanı’na Mısır’ın ulusal güvenliğine ilişkin uygun göreceği her türlü tedbiri alması için yetki verilmesi çağrısı sonrasında Mısır’ın kullandığı kart açık ve açıklama yapmaya gerek yok.

Muhammed Hicazi ayrıca, ABD Başkanı Joe Biden’in Mısır’ın ulusal güvenliğini ve sahip olduğu araçları korumaya yönelik hamlesini fark ettiğini ve Biden’in güven verici mesajlar verdiğini vurguladı.

Sisi, Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile ekim ayı ortasında düzenlediği basın toplantısında, yerinden edilme konusunda resmi ve halk tabanındaki tutumlar arasında uyumun varlığına dikkat çekti. Ayrıca kendilerinden istenirse, milyonlarca Mısırlının bu fikri reddettiklerini ifade etmek için sahaya çıkacakları konusunda uyarıda bulunuldu. Konferans sırasında, İsrail’in bu fikre uyması halinde, askeri operasyonlar bitene kadar Filistinlilerin Sina yerine Necef Çölü’ne nakledilmesini önererek, bu fikri köklerinden silmeye yönelik bir girişimde bulundu.

Filistin’in eski Mısır Büyükelçisi Barakat Farra ise “Mısır Silahlı Kuvvetleri kullanılabilecek bir araçtır ve Mısır güçlü yeteneklere sahip silahlı kuvvetlere sahiptir” dedi. Ancak durumun bu düzeyde kötüleşmeyeceğine inandığını belirten Farra, bu adımın tamamlanması için hazırlanan koşullara rağmen Filistinlileri Gazze’den Mısır’a sürme planının başarılı olmayacağını vurguladı.

Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Seyyid Şalbi de Filistinlilerin yerinden edilmesiyle mücadele etmek için Mısır’ın önündeki seçenekler hakkında bir soruya şu yanıtı verdi:

Başbakan Mustafa Medbuli, Mısır’ın güvendiği kartın, kesinlikle bu projeyle ilgili olayların gelişmesi ve ulusal güvenliğe tehdit oluşturması halinde Mısır’ın tepkisinin belirleyici olması olacağını ifade etti. Kahire, Batı’yı bu fikrin geçersizliği konusunda ikna etmek için uluslararası düzeyde çalışıyor ve kararlı bir yanıta hazır olduğu mesajını vermek için başka bir güvenlik önlemi alıyor.

Uluslararası insancıl hukuk alanında çalışmalar yürüten Prof. Eymen Selame ise şu değerlendirmede bulundu:

Filistinlileri Mısır sınırına doğru kaçmaya zorlamak, İsrail’in de taraf olduğu 1949 tarihli dört Cenevre Sözleşmesi’nin tabi olduğu uluslararası hukuk hükümlerine göre, yaygın olarak kullanılan yerinden etme suçunu değil, zorla sınır dışı etme suçunu temsil etmektedir. Cenevre Sözleşmesi, sınır dışı etme suçunun unsurlarını açıklayarak, onu zorla yerinden edilmeden ayırır.

Selame ayrıca, İsrail’in Gazze Şeridi’nde yaşayan Filistinlileri Ürdün veya Mısır’a sınır dışı etme girişiminin, silahlı çatışma sırasında zorla sınır dışı etme suçu anlamına geldiğini vurguladı.

Dayanışmadan faydalanmak

Büyükelçi Barakat el-Farra, Mısır’ın İsrail ve ABD ile ilişkilerine ışık tutarak, ‘yerinden edilmeye kesinlikle yer olmadığı’ mesajını ilettiğini dile getirdi. Konuşmasını, tamamı yerinden edilmeye karşı olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararlarından yararlanan ikinci belgeye dayandıran Farra, son zirvede yayınlanan Arap ve İslami kararlara ek olarak, hiçbir katılımcının Sina’ya veya başka bir yere zorla göç ettirilmeyi onaylamadıklarını ifade etti.

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da 11 Kasım’da düzenlenen olağanüstü Arap-İslam zirvesine katılan liderler, Gazze Şeridi sakinlerini topraklarından sürmeyi amaçlayan planları reddettiklerini açıklamıştı. Liderler, 1949 Cenevre Sözleşmesi ve 1977 tarihli ekine göre yaklaşık bir buçuk milyon Filistinlinin Gazze Şeridi’nin kuzeyinden güneyine doğru yerinden edilmesini bir savaş suçu olarak nitelendirmişti.

Avrupa ülkelerinden de Mısır’ın yerinden edilme konusundaki tutumuyla dayanışmalarını ifade eden mesajlar yağdı. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, X (eski adıyla Twitter) platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “Filistinlilerin zorla yerlerinden edilmemesi ilkesi ve iki devletli çözüme dayalı bir siyasi ufuk üzerinde hem fikiriz” dedi. Sisi de kendisi ile son görüşmesinde Mısır’ın, Filistinlilerin kendi toprakları dışına, özellikle de Sina’daki Mısır topraklarına doğru yerinden edilmelerini kategorik olarak reddettiğini söyledi.

Farra’ya göre ise Mısır’ın elindeki bir diğer kart da bu planın her iki tarafça da hayata geçirilmesini önlemek ve gerilimi aynı derecede tırmandırmak için Ürdün tarafıyla koordinasyon içinde olması. Bu görüş, Kahire Üniversitesi İktisat ve Siyasal Bilimler Fakültesi’nde Siyaset Bilimi Profesörü Ahmed Yusuf’un görüşüyle benzer. Yusuf şu açıklamada bulundu:

“Batı Şeria’dan yerinden edilmeye ilişkin Ürdün politikasına uygunluk, uluslararası toplumun bu fikri reddetmesini sağlamayı başardı. ABD’nin tutumu, ABD’nin yerinden edilme senaryosunu kabul etmediğini belirttiği için İsrail’in bakış açısına karşı oldukça taraflı olmaya başladı.”

Güvencesiz diplomatik kart

Mısırlı siyasetçi Samir Gattas’a göre Mısır’ın güvendiği en önemli kart daha fazla diplomatik ve uluslararası faaliyette bulunmak. Bunun olumlu sonuçları, ABD’nin Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini reddettiğini ABD Başkanı Joe Biden aracılığıyla onaylaması ve Avrupa Birliği yetkililerinin de aynı yaklaşımı benimsemesiyle ortaya çıktı.

Ancak Gattas’a göre göre bu kartın sonuna kadar garantisi yok. Halk baskısı senaryosunun devamının Refah’ta vatandaşları sınır şeridine doğru itecek bir çatışmaya yol açabileceğini ifade eden Gattas, “Bu, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya Filistinlilerin Mısır’a geçici girişine izin vermesi çağrısında bulunmak gibi daha önce alınan kararları etkileyebilir” dedi.

ABD Başkanı Joe Biden, Mısırlı mevkidaşı Abdülfettah Sisi’ye, ABD’nin ‘Filistinlilerin Gazze veya Batı Şeria’dan zorla yerinden edilmesine veya Gazze sınırlarının yeniden çizilmesine hiçbir koşulda izin vermeyeceğini’ söylemişti.

Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı, Mısır’ın tehdit altında olması durumunda ulusal güvenliğini savunmasına izin veren BM Tüzüğü’nün 51’inci maddesine dikkati çekti. Eski Dışişleri Bakanı Yardımcısı Büyükelçi Muhammed Hicazi ise Mısır’ın diplomatik baskı ve arabuluculuk sürecinde sarf ettiği çabalarla ve başkaları nezdinde pozisyon oluşturma yoluyla ulusal güvenlik çıkarlarını savunma yönünde hareket ettiğini söyledi.

Yakın zamanda İsrail İstihbarat Bakanlığı’na sızdırılan bir belge, Gazze Şeridi’nde yaşayanların Sina’ya nakledilmesi, Şerid’in kuzeyinden güneyine kara operasyonlarının uygulanması ve sivillerin Mısır’a göç etmesine ve yeniden yerleşmesine olanak sağlamak için Refah’ta yolların açılması gibi Mısır egemenliğine aykırı öneriler içermesi nedeniyle Mısır’da hem resmi hem de halk düzeyinde öfkeli tepkilere yol açtı.

Sızdırılan belgede yer alan bilgiler, Mısır Dışişleri Bakanı Sameh Şukri’nin ay başında CNN’e yaptığı açıklamalarda bunlara yanıt vermesine neden oldu. Şukri röportajda, milyonlarca Filistinlinin Sina’ya nakledilmesi önerisini ‘gülünç’ olarak nitelendirdi. Ayrıca yerinden edilme sürecinin uluslararası insancıl hukuka aykırı olduğunu ve uluslararası yasaları ihlal ettiğini belirtti.

İsrailli yazar Eddie Cohen’in de Mısır’ın, dış borçlarının iptal edilmesi karşılığında Filistinlileri Sina’da kabul edeceği yönündeki görüşünü sunması da yaygın tartışmalara yol açtı. Monte Carlo Doualiya’ya açıklama yapan Cohen, bu fikrin eski olduğunu söylerken, Mısır’ın reddini açıklaması halinde Suriyeli mülteci kabul etmeyen Avrupa ülkeleri örneklerinin var olduğunu ancak mülteci akınının herhangi bir sınırı aşmasını önlemenin zorluğu nedeniyle mültecilerin Avrupa ülkelerine geldiklerini ifade etti. Mısır’ın içinde bulunduğu ekonomik kriz ve ABD’nin bu fikre destek verme ihtimali nedeniyle bu çözümü reddetmesinin pek olası olmadığını belirten Cohen, Kahire’nin Filistinlilerin Sina'ya yerleştirilmesinin bedelini ve mali tazminatını alacağını vurguladı.

Bu, Sina’yı Filistinliler için alternatif bir ülkeye dönüştürmenin tartışıldığı ilk durum değildi. 2000 yılında İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi’ne başkanlık eden yedek Tümgeneral Giora Eiland, ‘İki Halk için İki Devlet Fikrine Bölgesel Alternatifler’ başlıklı bir proje sundu. Bu projeye göre Mısır, önerilen Filistin devleti lehine Sina topraklarının 720 kilometrekarelik bir alanını devrediyor. Bu alan, batıda Refah şehrinden Ariş şehrinin sınırlarına kadar sahil boyunca uzanıyor. Karşılığında ise Mısır, Necef Çölü’nde eşit bir alana sahip oluyor.

Bu tür algı, vizyon ve önerilerle nasıl yüzleşileceğine ilişkin Gattas, Filistinlilerin Refah kapısına akışını engelleyen tek şeyin, ‘vatandaşların dayanıklılık kapasitelerinin tavanları ve sınırları olduğundan, kendilerini kaçmaya zorlayabilecek İsrail baskısına maruz kalmamaları için Gazze Şeridi'nde varlıklarını tesis etmek olduğunu’ açıkladı. Gattas şunları söyledi:

Askeri baskı altında sınırı geçmeye çalışan bir Filistinliyi suçlayamayız. Dünyadaki tüm deneyimler, askeri baskı altındaki insanların kaçmaya zorlandığını, dolayısıyla güvenlik altına alınmaları ve üzerlerindeki baskının azaltılması gerektiğini gösteriyor.

2008 senaryosu

Binlerce Filistinli, 2008 yılında Filistinlileri hedef alan büyük İsrail saldırısının ardından sınır çitlerine hücum etti. Saldırılar, onları ayrım duvarına akın etmeye sevk etti. İçinde bulundukları trajik koşullar göz önüne alındığında Mısırlı yetkililer, onların yiyecek ve ilaç almak için geçmelerine izin verdi. Bu durum, ateşkesin sona ermesiyle aynı senaryonun tekrarlanacağı endişesini artırıyor.

Filistin’in eski Mısır Büyükelçisi Barakat er-Farra'ya göre, Mısır’ın yerinden edilme planını engellemeye yönelik kartları arasında, sınır çitlerinin basılmasına benzer bir senaryonun (2008- 2009) engellenmesi ve tekrarının önlenmesi için, sürekli bombardımana rağmen Filistinlilerin Gazze Şeridi'nde kalması üzerinde anlaşarak, Hamas ya da İslami Cihad olsun Gazze Şeridi’ni kontrol eden Filistinli taraflarla olan ilişkilerinden faydalanmak da yer alıyor. Farra ayrıca, Mısır’ın kendisini Gazze Şeridi’nden yerinden edilmiş insanları kabul etmeye zorlamayı amaçlayan baskılara yanıt vermediğini dile getirdi.

Orta Doğu Stratejik Araştırmalar Forumu Başkanı Samir Gattas, Kahire’nin Gazze’nin boğazını sıkmakla suçlanmasının ardından ilk olayda Mısır üzerindeki baskının İsrail’den değil Hamas hareketinden geldiğine dikkati çekti. Gattas ayrıca, gelecekte bir kriz yaşanabileceğini ve Filistinlilerin askeri baskı altında yerlerinden edilmeye zorlanabileceğini vurguladı.

Uluslararası insancıl hukuk alanında çalışmalar yapan Prof. Eymen Selame ise 2009’da İsrail’in acımasız topçu saldırılarından kaçan ve sayılarının on binlerce olduğu tahmin edilen Filistinlilerin, uluslararası hukuka göre ‘insani mülteciler’ olarak sınıflandırıldığını söyledi. Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin (1951), Mısır da dahil olmak üzere taraf devletlerin, insani koşulları göz önünde bulundurarak mültecileri kabul etmesini zorunlu kıldığını söyleyen Selame, olağanüstü güvenlik koşulları dışında Mısır’ın bunları engelleme hakkının olmadığını ifade etti.

Selame, Mısır’ın bu olası senaryoya ilişkin tutumuyla ilgili olarak ise, Mısır Başbakanı’nın brifing taleplerine verdiği yanıtta, ülkesinin, Filistinlilerin zorla sınır dışı edilmesi halinde onları kabul etme konusundaki isteksizliğinin nedenlerine değindiğini söyledi.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Güney Yemen’de siyasi bileşenler Riyad Konferansı’na olumlu yaklaşıyor

“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
TT

Güney Yemen’de siyasi bileşenler Riyad Konferansı’na olumlu yaklaşıyor

“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)

Yemen’de güneyli siyasi çevreler, gerek liderlik düzeyinde gerekse yapı ve kurumlar bazında, Suudi Arabistan’ın Başkent Riyad’da kapsamlı bir Güney Konferansı düzenlenmesi çağrısına olumlu yanıt verdi. Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad Muhammed el-Alimi’nin talebiyle gündeme gelen konferansın, Güney ve Doğu Yemen vilayetlerinin iradesini yok saymadan, tek taraflılığa kapı aralamadan Güney meselesine yönelik yol haritasını belirlemesi hedefleniyor.

Söz konusu uzlaşının; Hadramut, el-Mahra, Abyan, Lahic, Şebve ve Sokotra’daki yerel yönetimleri, önde gelen güneyli siyasi isimleri, danışma organlarını ve etkin bileşenleri kapsadığı; Güney Geçiş Konseyi’nin (GGK) de sürece dahil olduğu belirtildi. Girişimin Körfez, Arap ve uluslararası düzeyde destek gördüğü kaydedildi.

Suudi Arabistan’ın çağrısı ve buna eşlik eden resmî, halk ve uluslararası düzeydeki memnuniyetin; güney diyaloğunu kapsayıcılık temelinde yeniden düzenlemeye, dışlayıcı yaklaşımları aşmaya ve Güney meselesini adil bir çerçevede ele alacak ulusal-bölgesel bir zemine oturtmaya yönelik kritik bir adım olarak değerlendirildiği ifade edildi.

zx
Güney Geçiş Konseyi’nin, Hadramut ve el-Mehra’da tek taraflı askeri adımlar atarak sahadaki gerilimi tırmandırdı. (AP)

Bu çerçevede Başkanlık Konseyi Üyesi Dr. Abdullah el-Alimi, Suudi tutuma duyduğu derin takdiri dile getirerek, başta Güney Geçiş Konseyi olmak üzere tüm güneyli bileşenleri, Güney’in çıkarlarını her türlü mülahazanın üzerinde tutan kapsayıcı bir diyaloğa yapıcı biçimde katılmaya çağırdı. El-Alimi, ciddi bir diyaloğun görüşleri yakınlaştırmanın, ortaklık esaslı çözümler üretmenin, halk iradesine saygı göstermenin ve güney saflarındaki birliği güçlendirmenin tek yolu olduğunu vurguladı.

Yemen Şura Meclisi Başkanı Ahmed bin Değir ise Riyad Konferansı’nın önemine dair en net değerlendirmelerden birini yaptı. Bin Değir, güney diyaloğunun Güney meselesini yeniden sahiplerine iade edeceğini, güney vilayetleri arasında derinleşen ve istikrarsızlığa yol açan fitne ve gerilimlerin önünü keseceğini söyledi. Konferansın; iktidar, kaynak paylaşımı ve siyasi sistemin geleceğine ilişkin sorunların, Ulusal Diyalog Konferansı çıktıları, Riyad Anlaşması ve yetki devri bildirisi gibi açık referanslar çerçevesinde ele alınması için gerçekçi bir giriş kapısı oluşturduğunu belirtti.

Yerel yönetimlerden destek

Suudi çağrısına yerel yönetimlerden de art arda destek açıklamaları geldi. Lahic Valiliği, Riyad’da kapsayıcı bir Güney Konferansı’na ev sahipliği yapılmasını, “Güney halkının davalarının adaletini koruma yolunda doğru yönde ilerlediğinin göstergesi olan olumlu bir adım” olarak niteledi. Lahic Valisi Ahmed Türki, resmî açıklamasında yerel yönetimin meşru siyasi liderlik ve meşruiyeti destekleyen koalisyonun yanında durduğunu, devlet kurumlarının korunmasının güvenlik ve istikrarın temel dayanağı olduğunu vurguladı.

Tarihsel ve siyasi ağırlığıyla Hadramut da sürece güçlü destek verdi. Hadramut Valisi Salim el-Hanbeşi, Suudi Arabistan’ın çağrıya yanıtının Yemen ile stratejik ilişkilerin derinliğini ve siyasi diyalog yoluyla ihtilafları aşma iradesini yansıttığını belirterek, Hadramut’un güney saflarını birleştiren her türlü çabanın dayanağı ve istikrarın temel unsuru olmaya devam edeceğini söyledi.

El-Mehra Valisi Muhammed Ali Yasir ise vilayetinin Riyad Konferansı’na tam destek verdiğini, kapsamlı diyaloğun çatışmayı sona erdirmenin ve birlik ile güvenliği güçlendiren adil ve kalıcı bir barışa ulaşmanın en doğru yolu olduğunu ifade etti. Abyan Valisi Ebu Bekir Hüseyin Salim de konferansın, Güney meselesinin ulusal bir çerçevede, dışlama ve tekelleşmeye izin vermeden ele alınması açısından önemli bir adım olduğunu kaydetti.

yfrgty
Aden’de, Yemen’den ayrılma çağrılarıyla bilinen Güney Geçiş Konseyi’nin destekçileri arasında yer alan bir kişi (AFP)

Gözlemciler, bu geniş coğrafi mutabakatın güney sahnesini yeniden şekillendirdiğini; vilayetlerin seslerinin görmezden gelinmesinin ya da Güney’in tek bir yapı veya tek sesli bir söylemle sınırlandırılmasının artık zorlaştığını belirtiyor.

Şartlı memnuniyet

Güney Geçiş Konseyi, Suudi çağrıyı diyaloğu esas alan yaklaşımıyla uyumlu bularak memnuniyetini açıkladı. Ancak bu tutum; “Güney halkının iradesinin” vurgulanması, uluslararası garantiler, net bir takvim ve nihai aşama olarak halk oylaması gibi siyasi şartlarla birlikte dile getirildi.

Gözlemcilere göre, GGK’nin bu şartları konumunu koruma çabası olarak görülse de, yıllar süren tek taraflı yaklaşımların ardından kapsayıcı bir müzakere masasına oturmayı kabul etmesi; Güney meselesinin herhangi bir bileşenden daha geniş olduğunun ve bölgesel-uluslararası koşulların tek taraflı süreçlere artık izin vermediğinin bir göstergesi.

Suudi davetin, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin talebi üzerine geldiği; daha önce GGK’nin bazı adımlarını reddeden ve bunların Güney meselesinin özüne zarar verdiğini, dış ajandalara hizmet ettiğini savunan güneyli bileşenler ve siyasi isimlerden gelen çağrıların bu süreci güçlendirdiği belirtildi. Bu durumun, yaklaşan konferansın meşruiyetini ve olası sonuçlarını pekiştirdiği ifade edildi.

Öte yandan Yemen Dışişleri Bakanlığı ile İstişare ve Uzlaşı Heyeti, Suudi rolünün güney diyaloğu için bir “emniyet supabı” oluşturduğunu vurgulayarak, Riyad’ın taraf değil, tarafsız bir kolaylaştırıcı olarak zemini hazırladığını ve diyaloğun yeni çatışmalara sürüklenmesini engellemeyi amaçladığını kaydetti. Körfez, Arap ve İslam dünyasından gelen destekle girişimin uluslararası bir boyut kazandığı; Güney meselesine ilişkin herhangi bir çözümün Yemen’de kapsamlı siyasi çözümün parçası olması gerektiği vurgulandı.


Mukalla’da güvenlik kontrolü Vatan Kalkanı’na geçti

Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
TT

Mukalla’da güvenlik kontrolü Vatan Kalkanı’na geçti

Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)

Yemen hükümetine bağlı “Vatan Kalkanı” güçlerinin, ülkenin doğusundaki Mukalla kentinde konuşlandığı ve başta Merkez Bankası, yerel yönetim binası ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı olmak üzere kentin hayati kurumlarının büyük bölümünü güvence altına aldığı bildirildi.

Mukalla’daki güvenlik kaynaklarının Şarku’l Avsat gazetesine verdiği bilgiye göre, Vatan Kalkanı güçleri pazar günü saat 11.30 sularında kentte konuşlanmaya başladı. Kimliklerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, güçlerin Mukalla’nın doğusundaki Hılf bölgesinde bulunan Hadramut Elit Güçleri kampına yöneldiğini, Hılf Tepesi’nde de konuşlanarak Merkez Bankası, yerel yönetim binası ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı güvence altına aldığını aktardı.

Kaynaklar, “Vatan Kalkanı’nın Mukalla’daki konuşlanmasının büyük ölçüde tamamlandığını” belirterek, “önümüzdeki saatlerde kente ulaşması beklenen Hadramut Valisi ile eş zamanlı olarak ilave birliklerin takviye amacıyla gelmesinin beklendiğini” ifade etti.

Televizyon görüntüleri, Mukalla’da Vatan Kalkanı güçlerinin geniş çaplı konuşlandığını ve halkın bu durumu memnuniyetle karşıladığını ortaya koydu. Kent sakinleri, kentin güvenliğinin sağlanması ve devletin hayati kurumlarının korunması nedeniyle memnuniyetlerini dile getirdi.

Öte yandan Vatan Kalkanı güçleri, Riyan Uluslararası Havalimanı’nda da konuşlanarak tesislerin güvenliğini sağladı ve havalimanı altyapısına yönelik olası ihlal ve yağma girişimlerinin önüne geçti.

Yemen İçişleri Bakanı Korgeneral İbrahim Haydan ise Hadramut vilayetinin vadi ve sahil kesimlerinde, Vatan Kalkanı komutanlığıyla koordinasyon içinde güvenlik güçlerinin konuşlandırıldığını doğruladı. Haydan, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, söz konusu adımların, kurtarılmış vilayetlerde güvenlik ve istikrarı güçlendirmeyi, kamu düzenini korumayı amaçlayan güvenlik planları kapsamında atıldığını belirtti.

Haydan, bu tedbirlerin kamu ve özel mülkiyetin korunması, güvenliği bozmayı hedefleyen her türlü girişimin engellenmesi ve istikrarın pekiştirilmesi hedefiyle hayata geçirildiğini vurguladı.


İsrail’in Refah Sınır Kapısı’ndaki varlığı, Mısır ile gerginlik ve Gazze Anlaşması’nın engellenmesi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail’in Refah Sınır Kapısı’ndaki varlığı, Mısır ile gerginlik ve Gazze Anlaşması’nın engellenmesi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)

Refah Sınır Kapısı’nın Tel Aviv'in kontrolündeki Filistin tarafının açılmasıyla ilgili İsrail'den bir haftadan kısa bir süredir bilgiler sızmaya devam ediyor. Bu akşam İsrail Başbakan Binyamin Netanyahu başkanlığında sınır kapısındaki İsrail varlığı ve sınır kapısının kontrolü konusunda karar vermek üzere görüşmelerin yapılacağı konuşuluyor.

Mısır, İsrail'in 2024 yılının mayıs ayında sınır kapısını işgal etmesinden bu yana yaklaşık 18 aydır İsrail'in Mısır sınırındaki kapıda bulunmasını reddediyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlar, bunun Mısır ile gerilimi artıracağına ve Gazze'deki ateşkes anlaşmasının uygulanmasını engelleyeceğine inanıyor.

Uzmanlar, bu manevraların anlaşmayı bozmak ve uygulanmasını geciktirmek için İsrail tarafından yapıldığını ve anlaşmanın ikinci aşamasının bu ay açıklanması durumunda bile bunun değişmeyeceğini düşünüyorlar.

İsrail televizyonu Kanal 12, İsrail güvenlik kurumlarının önümüzdeki günlerde Refah Sınır Kapısı’nı her iki yönde yeniden açmak için siyasilerden talimat almaya hazırlandığını bildirdi.

Kanal, Başbakan Netanyahu’nun bugün güvenlik istişareleri yapacağını ve bu istişarelerde ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede kabul ettiği ‘tavizleri’ sunmasının beklendiğini, gündemin en üst sırasının sınır kapısının yeniden açılması olduğunu aktardı.

İsrail, içerideki güvenlik endişelerine yanıt vermek amacıyla Gazze Şeridi'ne giriş ve çıkışları kontrol etmek için Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafında bir ‘kontrol noktası’ kurmayı planlıyor. Kanal 12 televizyonu, kontrol noktasının sahadaki güçler tarafından mı yoksa teknolojik araçlarla mı yönetileceği konusunda net bir açıklama yapmadı.

İsrail Yayın Kurumu, geçtiğimiz çarşamba günü, Netanyahu'nun ABD ziyaretinden dönüşünün ardından, ABD’nin baskısına yanıt olarak İsrail'in Refah Sınır Kapısı’nı her iki yönde de açmak için hazırlıklara başladığını ve gerekli düzenlemeler tamamlandıktan sonra birkaç gün içinde bir duyuru yapılacağını bildirdi.

frgt
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus Mülteci Kampı’nda, yerinden edilmiş Filistinli bir çocuk elinde bir bidon suyla çömelmiş dururken (AFP)

Sınır kapısının yeniden açılması, başlangıçta Gazze'deki ateşkes anlaşmasının ilk aşaması kapsamında planlanmıştı, ancak İsrail bu maddeyi zamanında uygulamaya koyamadı ve bu da ertelenmesine yol açtı.

Kanal 12 televizyonu bunu teyit ederek İsrail tarafının Florida'da ABD tarafıyla varılan mutabakat doğrultusunda bu kararı uygulamak için gerekli hazırlıkları ve saha düzenlemelerini çoktan başlattığını bildirdi.

Geçtiğimiz pazartesi günü Florida'daki Mar-a-Lago tatil beldesinde Trump ile bir araya gelen Netanyahu, Gazze'deki ateşkes anlaşması da dahil olmak üzere birçok konuyu görüştü. ABD merkezli Axios haber sitesi, İsrailli ve Amerikalı yetkililerin, Netanyahu'nun Trump ile yaptığı görüşmede, Hamas'ın silahsızlandırılmasını da içeren anlaşmanın ikinci aşamasına geçilmesini kabul ettiğini, ancak her iki tarafın da silahsızlandırma ile birlikte ikinci aşamada planlanan İsrail'in geri çekilmesiyle ilgili herhangi bir şeyi teyit etmediğini aktardı.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve İsrail meseleleri konusunda uzman bir akademisyen olan Dr. Ahmed Fuad Enver, Mısır'ın hiçbir koşulda Refah Sınır Kapısı’nda İsrail'in varlığını kabul etmeyeceğini ve önceki duruma dönülmesinin önemini defalarca kez vurguladığını belirtti.

Mısır'ın sergilediği, açık ve geri dönüşü olmayan bir tutum olmasına rağmen, bu sızıntıları Kahire'nin tepkisini test etme girişimi olarak değerlendiren Dr. Enver, İsrail'in sınır kapısında yakınında bariyerler kuracağı, bu durumun da Mısır ile gerilimi artıracağı ve Gazze anlaşmasını engelleyeceği uyarısında bulundu.

Filistinli siyasi analist Abdulmehdi Mattava, sınır kapısında veya yakınlarındaki kontrol noktalarında İsrail'in fiili varlığının Mısır ile gerilimi artıracağına ve Gazze anlaşmasının uygulanmasını engelleyeceğine inanıyor. Mattava, bugün yapılması planlanan toplantının, sınır kapısının Filistin tarafını izlemek için personel kullanmadan sadece kameralar ve teknoloji kullanılması ve giriş-çıkış yapanların isim listelerinin alınması yönündeki bir tavsiye ile sonuçlanmasını bekliyor.

Kahire, İsrail'in varlığıyla ilgili bu yeni tutum hakkında yorum yapmadı, ancak Mayıs 2024'ten bu yana İsrail ordusunun sınır geçişini işgal etmesini reddetti, geri çekilmesini talep etti ve resmi platformlar ve yetkili kaynaklar aracılığıyla bu tutumunu birden fazla kez yineledi. Geçtiğimiz aralık ayında Mısır, Katar ve diğer altı ülke, İsrail'in Rafah sınır kapısını tek yönlü olarak açarak sadece Gazze sakinlerinin Mısır'a çıkmasına izin verme niyetini açıklamasını reddetti. Bu da İsrail'in Refah Sınır Kapısı’nın ‘önümüzdeki günlerde’ sadece Gazze sakinlerinin Mısır'a çıkmasına izin vermek üzere açılacağına dair resmi açıklamasına verilen bir tepkiydi.

Ancak Kahire el-İhbariyye televizyonu, Mısır'ın Gazzelilerin tek yönlü geçişine izin veren bir anlaşmayı kabul etmeyeceğini bildirdi. Televizyon kanalı, resmi bir kaynak aracılığıyla, sınırın açılması konusunda bir anlaşmaya varılması halinde, Trump'ın planına uygun olarak sınırın her iki yönde, Mısır'ın Filistinlilerin geri dönmeksizin Gazze Şeridi’nden ayrılmalarına izin vermemesine atıfla Gazze Şeridi'ne giriş ve çıkış için açılacağını doğruladı. Çünkü Kahire, Filistinlilerin yerinden edilmesine ilişkin bir emsal oluşturulmasını istemiyor.

Mısır'ın Refah Sınır Kapısı konusundaki tutumunun değişmediğini ve değişmeyeceğini belirten Dr. Enver, İsrail'in sızdırdığı bilgilerin, Gazze Şeridi'ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasını geciktirmek için bir girişim olduğunu belirtti.

Mattava ise, ikinci aşamanın Washington'ın baskısı altında başlayacağını, ancak İsrail'in, sınır kapısı her iki tarafta da açıldığında Hamas'ın silahsızlandırılması ve elinde bulunan son İsrailli rehinenin kalıntılarının iadesi gibi engel teşkil eden konulara başvuracağını tahmin ediyor.