Sisi’nin yeni kırmızı çizgisi ve Mısır’ın yerinden edilme senaryosuyla mücadelesi

Mısır’ın seçeneklerinin ‘yapıcı açıklamaların ötesinde, diplomatik önlemler alma ve anlaşmaları bozma, hatta güç kullanma’ tehdidine kadar gitmesi talep ediliyor.  

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi, Filistinlilerin Sina’ya göç ettirilmesine karşı kararlı bir duruş sergiledi. (Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi, Filistinlilerin Sina’ya göç ettirilmesine karşı kararlı bir duruş sergiledi. (Reuters)
TT

Sisi’nin yeni kırmızı çizgisi ve Mısır’ın yerinden edilme senaryosuyla mücadelesi

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi, Filistinlilerin Sina’ya göç ettirilmesine karşı kararlı bir duruş sergiledi. (Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi, Filistinlilerin Sina’ya göç ettirilmesine karşı kararlı bir duruş sergiledi. (Reuters)

Salah Laban

“Filistinlilerin Sina’ya sürülmesi, Mısır’ın kabul etmeyeceği bir kırmızı çizgidir.” Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi bu sözlerle, ülkesinin Sina’yı Filistin davasının tasfiyesi için bir kapı haline getirmeyi reddeden tutumunu özetledi. Sisi, İsrail askeri araçlarının Gazze’ye doğru ilerlemesinden, Şerid’in kuzeyinden kasıtlı olarak güneyden ayırarak bölge sakinlerini tahliye etme ve onlara güney bölgelerine gitmeleri için baskı yapma eylemlerinden bu yana, son haftalarda Mısır’ın Filistinlilerin Sina Yarımadası’na göç etmesi meselesine ilişkin tutumuna değinirken tekrarlı mesajlarında meydan okuyucu bir ton kullandı. Sisi, Kahire’nin fikri hiçbir koşul veya baskı altında kabul etmeyeceğini vurguladı.

Mısır’ın resmi tavrı, parlamento kubbesi altında brifing talepleri ve ‘Filistinlilerin Sina’ya sürülmesi durumunda askeri seçeneğin uzak görülmeyeceğini’ ima eden, yetkililere üstü kapalı mesajlar içeren açıklamalar da dahil olmak üzere pek çok farklı biçime büründü. Bu durum, İsrail’in önerilen fikri uygulamaya koyma yönündeki olası baskısı karşısında Mısır’ın başvurabileceği mevcut önlemler hakkında soruları gündeme getirdi. Aynı şekilde Filistinlilerin askeri baskı altında güney bölgelerden Mısır kapısına doğru kaçmak zorunda kalması durumunda Kahire’nin başvurabileceği seçenekler, belgeler ve gerilimi tırmandırma adımlarına ilişkin soru işaretleri de belirdi.

Independent Arabia’ya konuşan gözlemcilere göre Mısır, diplomatik eylem ve uluslararası baskı yoluyla başlattığı olası yerinden edilme senaryosu karşısında, bu fikrin bölgenin geleceği ve Mısır’ın ulusal güvenliği açısından tehlikelerini ortaya koyarak birçok kartı elinde tutuyor. Ayrıca İsrail Büyükelçisi’ni sınır dışı etmenin, Kahire ile Tel Aviv arasındaki önceki anlaşmaları askıya almanın ve diplomatik çabaların İsrail’in yerinden edilme senaryosunu uygulamasını engellemede başarısız olması durumunda askeri seçeneğe başvurmak gibi daha sert tutumları takınması bekleniyor.

Askeri seçeneğe başvurmak

Kahire Üniversitesi İktisat ve Siyasal Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi Profesörü Ahmed Yusuf’a göre durum kötüleşirse ve İsrail bu fikre bağlı kalırsa Mısır’ın kullanabileceği kartlar arasında herhangi bir yerinden edilme senaryosunu uygulama girişimine karşı koymasını sağlayacak askeri güce sahip olması yer alıyor.

Şarkul’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Yusuf, Mısır’ın kartlarının çok açık olduğunu, halk tarafından desteklenen sağlam bir vizyonla temsil edildiğini ve bunun Filistin davasının tasfiyesi ve 1948’den sonra ikinci bir Nekbe olması nedeniyle Sina Yarımadası’na göç meselesinin boyutlarının anlaşıldığını gösterdiğini söyledi. Mısır’ın, Sina’yı Filistinlileri kabul edecek bir alana dönüştürmenin önemini de anladığını dile getirdi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, geçen ayın sonunda Kuzey Sina’da düzenlediği basın toplantısında ülkesinin, hiç kimsenin Sina’da bir kum tanesine bile yaklaşmaması için milyonlarca hayatı feda etmeye hazır olduğunu ve bölgesel meseleleri ülkesi pahasına çözmeyi reddettiklerini vurguladı. Mısır Parlamentosu da konuyla ilgili olarak hükümetin bu tür potansiyel adımlara ilişkin tedbirlerinin tartışıldığı acil bir genel kurul toplantısı düzenledi.

Mısır Başbakanı, hükümetin bu tehlikelerle mücadeleye yönelik tedbirlerine ilişkin 16 temsilci tarafından sunulan brifing taleplerine, ‘Filistinlilerin yerinden edilmesini hedef alan herhangi bir senaryonun, Mısır tarafından uluslararası hukuka uygun olarak kararlı bir yanıtla karşılanacağını’ söyleyerek yanıt verdi ve Filistin sorununun çözümünün Mısır pahasına olmayacağını vurguladı. Oturumun bitiminden sonra ise Sisi, kabinenin parlamento önündeki açıklamasının devletin Mısır ulusal güvenliğine ilişkin sabitlerini ifade ettiğini söylerken, Filistin meselesini tasfiye etmeye yönelik her türlü girişimi ise reddetti.

Orta Doğu Stratejik Araştırmalar Forumu Başkanı Samir Gattas’a göre Kahire’nin, eğer uygulamaya çalışırsa, yerinden edilme senaryosuna yanıt vermek için caydırıcılık ve yeterli güç göstermek de dahil olmak üzere birden fazla aracı var. Gattas, seçeneklerin, sadece retorik ve yapıcı ifade ve açıklamaların ötesine geçerek, İsrail’deki büyükelçiyi geri çekmek, önceki anlaşmaların bozulması ve fikirden geri adım atılmazsa güç kullanma tehdidinde bulunma da dahil diplomatik önlemlere dönüşmesinin beklendiğini vurguladı.

Eski Dışişleri Bakanı Yardımcısı Büyükelçi Muhammed Hicazi ise Sisi’nin Filistinlileri yerinden etme planlarından bahsederken anlamlı bir terim kullandığını ve bu durumu kırmızı çizgi olarak değerlendirdiğini söyledi. Hicazi, Mısır Cumhurbaşkanı’nın daha önceki açıklamalarını, Haziran 2020’de Batı Askeri Bölgesi’ne yaptığı ziyarette de aynı ifadeyi kullanması ve Mısır’ın Sirte şehri ve Cufta hava üssünü kırmızı çizgi olarak nitelendirerek Libya’daki gerginliğin artmasına ilişkin tutumuyla ilgili konuşmasını hatırlattı.

Sisi, birkaç gün önce Kahire Uluslararası Stadyumu’nda Filistin’le dayanışma kapsamında düzenlenen ‘Yaşasın Mısır... Filistin’le Dayanışmada Halkın Tepkisi’ etkinliği çerçevesinde büyük bir konferansa katıldı. Burada yerinden edilmenin Mısır’ın izin vermeyeceği veya kabul etmeyeceği bir kırmızı çizgi olduğunu ve bilgeliğin zayıflık veya kayıtsızlık anlamına gelmediğini vurguladı.

Hicazi ise, askeri seçeneğe ilişkin değerlendirmesinde çekincelerini ortaya koydu:

Halkın, Cumhurbaşkanı’na Mısır’ın ulusal güvenliğine ilişkin uygun göreceği her türlü tedbiri alması için yetki verilmesi çağrısı sonrasında Mısır’ın kullandığı kart açık ve açıklama yapmaya gerek yok.

Muhammed Hicazi ayrıca, ABD Başkanı Joe Biden’in Mısır’ın ulusal güvenliğini ve sahip olduğu araçları korumaya yönelik hamlesini fark ettiğini ve Biden’in güven verici mesajlar verdiğini vurguladı.

Sisi, Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile ekim ayı ortasında düzenlediği basın toplantısında, yerinden edilme konusunda resmi ve halk tabanındaki tutumlar arasında uyumun varlığına dikkat çekti. Ayrıca kendilerinden istenirse, milyonlarca Mısırlının bu fikri reddettiklerini ifade etmek için sahaya çıkacakları konusunda uyarıda bulunuldu. Konferans sırasında, İsrail’in bu fikre uyması halinde, askeri operasyonlar bitene kadar Filistinlilerin Sina yerine Necef Çölü’ne nakledilmesini önererek, bu fikri köklerinden silmeye yönelik bir girişimde bulundu.

Filistin’in eski Mısır Büyükelçisi Barakat Farra ise “Mısır Silahlı Kuvvetleri kullanılabilecek bir araçtır ve Mısır güçlü yeteneklere sahip silahlı kuvvetlere sahiptir” dedi. Ancak durumun bu düzeyde kötüleşmeyeceğine inandığını belirten Farra, bu adımın tamamlanması için hazırlanan koşullara rağmen Filistinlileri Gazze’den Mısır’a sürme planının başarılı olmayacağını vurguladı.

Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Seyyid Şalbi de Filistinlilerin yerinden edilmesiyle mücadele etmek için Mısır’ın önündeki seçenekler hakkında bir soruya şu yanıtı verdi:

Başbakan Mustafa Medbuli, Mısır’ın güvendiği kartın, kesinlikle bu projeyle ilgili olayların gelişmesi ve ulusal güvenliğe tehdit oluşturması halinde Mısır’ın tepkisinin belirleyici olması olacağını ifade etti. Kahire, Batı’yı bu fikrin geçersizliği konusunda ikna etmek için uluslararası düzeyde çalışıyor ve kararlı bir yanıta hazır olduğu mesajını vermek için başka bir güvenlik önlemi alıyor.

Uluslararası insancıl hukuk alanında çalışmalar yürüten Prof. Eymen Selame ise şu değerlendirmede bulundu:

Filistinlileri Mısır sınırına doğru kaçmaya zorlamak, İsrail’in de taraf olduğu 1949 tarihli dört Cenevre Sözleşmesi’nin tabi olduğu uluslararası hukuk hükümlerine göre, yaygın olarak kullanılan yerinden etme suçunu değil, zorla sınır dışı etme suçunu temsil etmektedir. Cenevre Sözleşmesi, sınır dışı etme suçunun unsurlarını açıklayarak, onu zorla yerinden edilmeden ayırır.

Selame ayrıca, İsrail’in Gazze Şeridi’nde yaşayan Filistinlileri Ürdün veya Mısır’a sınır dışı etme girişiminin, silahlı çatışma sırasında zorla sınır dışı etme suçu anlamına geldiğini vurguladı.

Dayanışmadan faydalanmak

Büyükelçi Barakat el-Farra, Mısır’ın İsrail ve ABD ile ilişkilerine ışık tutarak, ‘yerinden edilmeye kesinlikle yer olmadığı’ mesajını ilettiğini dile getirdi. Konuşmasını, tamamı yerinden edilmeye karşı olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararlarından yararlanan ikinci belgeye dayandıran Farra, son zirvede yayınlanan Arap ve İslami kararlara ek olarak, hiçbir katılımcının Sina’ya veya başka bir yere zorla göç ettirilmeyi onaylamadıklarını ifade etti.

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da 11 Kasım’da düzenlenen olağanüstü Arap-İslam zirvesine katılan liderler, Gazze Şeridi sakinlerini topraklarından sürmeyi amaçlayan planları reddettiklerini açıklamıştı. Liderler, 1949 Cenevre Sözleşmesi ve 1977 tarihli ekine göre yaklaşık bir buçuk milyon Filistinlinin Gazze Şeridi’nin kuzeyinden güneyine doğru yerinden edilmesini bir savaş suçu olarak nitelendirmişti.

Avrupa ülkelerinden de Mısır’ın yerinden edilme konusundaki tutumuyla dayanışmalarını ifade eden mesajlar yağdı. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, X (eski adıyla Twitter) platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “Filistinlilerin zorla yerlerinden edilmemesi ilkesi ve iki devletli çözüme dayalı bir siyasi ufuk üzerinde hem fikiriz” dedi. Sisi de kendisi ile son görüşmesinde Mısır’ın, Filistinlilerin kendi toprakları dışına, özellikle de Sina’daki Mısır topraklarına doğru yerinden edilmelerini kategorik olarak reddettiğini söyledi.

Farra’ya göre ise Mısır’ın elindeki bir diğer kart da bu planın her iki tarafça da hayata geçirilmesini önlemek ve gerilimi aynı derecede tırmandırmak için Ürdün tarafıyla koordinasyon içinde olması. Bu görüş, Kahire Üniversitesi İktisat ve Siyasal Bilimler Fakültesi’nde Siyaset Bilimi Profesörü Ahmed Yusuf’un görüşüyle benzer. Yusuf şu açıklamada bulundu:

“Batı Şeria’dan yerinden edilmeye ilişkin Ürdün politikasına uygunluk, uluslararası toplumun bu fikri reddetmesini sağlamayı başardı. ABD’nin tutumu, ABD’nin yerinden edilme senaryosunu kabul etmediğini belirttiği için İsrail’in bakış açısına karşı oldukça taraflı olmaya başladı.”

Güvencesiz diplomatik kart

Mısırlı siyasetçi Samir Gattas’a göre Mısır’ın güvendiği en önemli kart daha fazla diplomatik ve uluslararası faaliyette bulunmak. Bunun olumlu sonuçları, ABD’nin Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini reddettiğini ABD Başkanı Joe Biden aracılığıyla onaylaması ve Avrupa Birliği yetkililerinin de aynı yaklaşımı benimsemesiyle ortaya çıktı.

Ancak Gattas’a göre göre bu kartın sonuna kadar garantisi yok. Halk baskısı senaryosunun devamının Refah’ta vatandaşları sınır şeridine doğru itecek bir çatışmaya yol açabileceğini ifade eden Gattas, “Bu, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya Filistinlilerin Mısır’a geçici girişine izin vermesi çağrısında bulunmak gibi daha önce alınan kararları etkileyebilir” dedi.

ABD Başkanı Joe Biden, Mısırlı mevkidaşı Abdülfettah Sisi’ye, ABD’nin ‘Filistinlilerin Gazze veya Batı Şeria’dan zorla yerinden edilmesine veya Gazze sınırlarının yeniden çizilmesine hiçbir koşulda izin vermeyeceğini’ söylemişti.

Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı, Mısır’ın tehdit altında olması durumunda ulusal güvenliğini savunmasına izin veren BM Tüzüğü’nün 51’inci maddesine dikkati çekti. Eski Dışişleri Bakanı Yardımcısı Büyükelçi Muhammed Hicazi ise Mısır’ın diplomatik baskı ve arabuluculuk sürecinde sarf ettiği çabalarla ve başkaları nezdinde pozisyon oluşturma yoluyla ulusal güvenlik çıkarlarını savunma yönünde hareket ettiğini söyledi.

Yakın zamanda İsrail İstihbarat Bakanlığı’na sızdırılan bir belge, Gazze Şeridi’nde yaşayanların Sina’ya nakledilmesi, Şerid’in kuzeyinden güneyine kara operasyonlarının uygulanması ve sivillerin Mısır’a göç etmesine ve yeniden yerleşmesine olanak sağlamak için Refah’ta yolların açılması gibi Mısır egemenliğine aykırı öneriler içermesi nedeniyle Mısır’da hem resmi hem de halk düzeyinde öfkeli tepkilere yol açtı.

Sızdırılan belgede yer alan bilgiler, Mısır Dışişleri Bakanı Sameh Şukri’nin ay başında CNN’e yaptığı açıklamalarda bunlara yanıt vermesine neden oldu. Şukri röportajda, milyonlarca Filistinlinin Sina’ya nakledilmesi önerisini ‘gülünç’ olarak nitelendirdi. Ayrıca yerinden edilme sürecinin uluslararası insancıl hukuka aykırı olduğunu ve uluslararası yasaları ihlal ettiğini belirtti.

İsrailli yazar Eddie Cohen’in de Mısır’ın, dış borçlarının iptal edilmesi karşılığında Filistinlileri Sina’da kabul edeceği yönündeki görüşünü sunması da yaygın tartışmalara yol açtı. Monte Carlo Doualiya’ya açıklama yapan Cohen, bu fikrin eski olduğunu söylerken, Mısır’ın reddini açıklaması halinde Suriyeli mülteci kabul etmeyen Avrupa ülkeleri örneklerinin var olduğunu ancak mülteci akınının herhangi bir sınırı aşmasını önlemenin zorluğu nedeniyle mültecilerin Avrupa ülkelerine geldiklerini ifade etti. Mısır’ın içinde bulunduğu ekonomik kriz ve ABD’nin bu fikre destek verme ihtimali nedeniyle bu çözümü reddetmesinin pek olası olmadığını belirten Cohen, Kahire’nin Filistinlilerin Sina'ya yerleştirilmesinin bedelini ve mali tazminatını alacağını vurguladı.

Bu, Sina’yı Filistinliler için alternatif bir ülkeye dönüştürmenin tartışıldığı ilk durum değildi. 2000 yılında İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi’ne başkanlık eden yedek Tümgeneral Giora Eiland, ‘İki Halk için İki Devlet Fikrine Bölgesel Alternatifler’ başlıklı bir proje sundu. Bu projeye göre Mısır, önerilen Filistin devleti lehine Sina topraklarının 720 kilometrekarelik bir alanını devrediyor. Bu alan, batıda Refah şehrinden Ariş şehrinin sınırlarına kadar sahil boyunca uzanıyor. Karşılığında ise Mısır, Necef Çölü’nde eşit bir alana sahip oluyor.

Bu tür algı, vizyon ve önerilerle nasıl yüzleşileceğine ilişkin Gattas, Filistinlilerin Refah kapısına akışını engelleyen tek şeyin, ‘vatandaşların dayanıklılık kapasitelerinin tavanları ve sınırları olduğundan, kendilerini kaçmaya zorlayabilecek İsrail baskısına maruz kalmamaları için Gazze Şeridi'nde varlıklarını tesis etmek olduğunu’ açıkladı. Gattas şunları söyledi:

Askeri baskı altında sınırı geçmeye çalışan bir Filistinliyi suçlayamayız. Dünyadaki tüm deneyimler, askeri baskı altındaki insanların kaçmaya zorlandığını, dolayısıyla güvenlik altına alınmaları ve üzerlerindeki baskının azaltılması gerektiğini gösteriyor.

2008 senaryosu

Binlerce Filistinli, 2008 yılında Filistinlileri hedef alan büyük İsrail saldırısının ardından sınır çitlerine hücum etti. Saldırılar, onları ayrım duvarına akın etmeye sevk etti. İçinde bulundukları trajik koşullar göz önüne alındığında Mısırlı yetkililer, onların yiyecek ve ilaç almak için geçmelerine izin verdi. Bu durum, ateşkesin sona ermesiyle aynı senaryonun tekrarlanacağı endişesini artırıyor.

Filistin’in eski Mısır Büyükelçisi Barakat er-Farra'ya göre, Mısır’ın yerinden edilme planını engellemeye yönelik kartları arasında, sınır çitlerinin basılmasına benzer bir senaryonun (2008- 2009) engellenmesi ve tekrarının önlenmesi için, sürekli bombardımana rağmen Filistinlilerin Gazze Şeridi'nde kalması üzerinde anlaşarak, Hamas ya da İslami Cihad olsun Gazze Şeridi’ni kontrol eden Filistinli taraflarla olan ilişkilerinden faydalanmak da yer alıyor. Farra ayrıca, Mısır’ın kendisini Gazze Şeridi’nden yerinden edilmiş insanları kabul etmeye zorlamayı amaçlayan baskılara yanıt vermediğini dile getirdi.

Orta Doğu Stratejik Araştırmalar Forumu Başkanı Samir Gattas, Kahire’nin Gazze’nin boğazını sıkmakla suçlanmasının ardından ilk olayda Mısır üzerindeki baskının İsrail’den değil Hamas hareketinden geldiğine dikkati çekti. Gattas ayrıca, gelecekte bir kriz yaşanabileceğini ve Filistinlilerin askeri baskı altında yerlerinden edilmeye zorlanabileceğini vurguladı.

Uluslararası insancıl hukuk alanında çalışmalar yapan Prof. Eymen Selame ise 2009’da İsrail’in acımasız topçu saldırılarından kaçan ve sayılarının on binlerce olduğu tahmin edilen Filistinlilerin, uluslararası hukuka göre ‘insani mülteciler’ olarak sınıflandırıldığını söyledi. Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin (1951), Mısır da dahil olmak üzere taraf devletlerin, insani koşulları göz önünde bulundurarak mültecileri kabul etmesini zorunlu kıldığını söyleyen Selame, olağanüstü güvenlik koşulları dışında Mısır’ın bunları engelleme hakkının olmadığını ifade etti.

Selame, Mısır’ın bu olası senaryoya ilişkin tutumuyla ilgili olarak ise, Mısır Başbakanı’nın brifing taleplerine verdiği yanıtta, ülkesinin, Filistinlilerin zorla sınır dışı edilmesi halinde onları kabul etme konusundaki isteksizliğinin nedenlerine değindiğini söyledi.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Mısır'da yüzlerce mahkum cumhurbaşkanlığı affından yararlandı

Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)
Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)
TT

Mısır'da yüzlerce mahkum cumhurbaşkanlığı affından yararlandı

Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)
Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi dün, çeşitli davalardan hüküm giymiş 602 mahkum hakkında af kararı aldı.

Mısır İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada “Sina Yarımadası'nın kurtuluş yıl dönümü kutlamaları vesilesiyle ve Cumhurbaşkanı Sisi'nin af koşullarını karşılayan bazı mahkûmlar hakkında aldığı af kararı doğrultusunda Toplumsal Koruma Dairesi (eski adı Cezaevleri Dairesi), af hakkını kazanan mahkumları belirlemek amacıyla ülke genelindeki cezaevlerinde tutuklu dosyalarını incelemek üzere komisyonlar kurdu" ifadelerine yer verildi.

Bakanlığın açıklaması şöyle devam etti:

“Komisyon çalışmaları, 602 tutukluya af kapsamında tahliye kararının uygulanabilir olduğu sonucuyla tamamlandı.”

Mısır, her yıl 25 Nisan'da Sina Yarımadası’nın kurtuluşunu kutluyor. Bu tarih, 1982 yılında İsrail'den geri alınan Sina Yarımadası'nda Mısır bayrağının göndere çekildiği ve barış antlaşması gereği son İsrail askerinin de bölgeden çekildiği tarih.

vfgthyj
Mısır'da cumhurbaşkanlığı affı kapsamında tahliye edilen mahkumlar (Mısır İçişleri Bakanlığı)

İçişleri Bakanlığı’ndan dün yapılan açıklamada, tutukluların tahliyesinin Bakanlığın modernite anlayışıyla ceza politikasını uygulamaya, Islah ve Rehabilitasyon Merkezleri sakinlerine çeşitli bakım hizmetleri sunmaya ve topluma yeniden kazandırılmaya hazır hale getirilen mahkûmların serbest bırakılması yöntemlerini etkin biçimde uygulamaya verdiği önemin bir yansıması olduğu vurgulandı.

Mısır İçişleri Bakanlığı tarafından daha önce yapılan bir açıklamada, tüm Islah ve Rehabilitasyon Merkezleri'nin, ceza sisteminde uluslararası insan hakları standartlarının en üst düzeyine uygun olarak gerçekleştirilen gelişme ve modernleşme süreci çerçevesinde tahliye olan hükümlülere eksiksiz yaşam ve sağlık imkânları sunduğunu ve bu merkezlerin yargı denetimine tabi olduğunu teyit edilmişti.


Irak’taki milis güçlerini ‘tasfiye etmek’ için 5 adımlı bir yaklaşım

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
TT

Irak’taki milis güçlerini ‘tasfiye etmek’ için 5 adımlı bir yaklaşım

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)

ABD’nin Iraklı yetkililere silahlı grupları dizginleme ve dağıtma yönündeki süregelen çağrılarına rağmen, gözlemciler bu dosyanın Koordinasyon Çerçevesi liderlerinin toplantılarında neredeyse tamamen gündem dışı kaldığına dikkat çekiyor. Bu durumun, yeni hükümetin ABD desteğini kaybetme riski doğurabileceği belirtilirken, uzmanlar ülkenin en karmaşık güvenlik-siyasi dosyalarından birinin çözümü için beş adımlı bir yaklaşım öneriyor.

ABD’nin milis güçlerinin tasfiyesine yönelik ısrarı, son dönemde atılan bir dizi cezai adımla daha da belirgin hale geldi. Bu kapsamda Washington, Ketaib Hizbullah Genel Sekreteri Ebu Hüseyin el-Hamidavi hakkında bilgi sağlayanlara 10 milyon dolar ödül koydu. Ardından yedi farklı grup yaptırım ve terör listesine alınırken, son olarak Ketaib Seyyid eş-Şuheda lideri Ebu Ala el-Velai hakkında bilgi verenler için de benzer bir ödül açıklandı.

Öte yandan, yaklaşık üç ay önce silahlı grupların silahsızlandırılması ve Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) yeniden yapılandırılması yönündeki tartışmaların aksine, Koordinasyon Çerçevesi bileşenleri sessizliğini koruyor. Bu durum, söz konusu grupların İran’la yürütülen çatışmalara fiilen katılması ve Irak içinde ve Körfez ülkeleri dahil olmak üzere dış hedeflere yönelik yüzlerce roket saldırısı gerçekleştirmesiyle aynı döneme denk geliyor.

Savaş, çabaları baltaladı

Koordinasyon Çerçevesi içinden üst düzey bir kaynak, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın ‘silahlı grupların entegrasyonu olarak adlandırılabilecek çabaları zayıflattığını’ söyledi.

Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Koordinasyon Çerçevesi, dosyanın ele alınmasına yönelik mekanizmalar hakkında ilk tartışmaları başlatmıştı. Ancak savaş tüm bu süreci ortadan kaldırdı. Çünkü bu durum, gruplara silah bırakmayı reddetmeleri için uygun bir gerekçe sundu; zira savaş, onlar açısından varoluşsal bir tehdit olarak görülüyor” ifadelerini kullandı.

bfrrb
Bağdat’ta, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) karargâhını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)

Aynı kaynak, Koordinasyon Çerçevesi liderlerinin ABD taleplerinin taşıdığı risklerin ve ciddiyetin farkında olduğunu, ancak silahlı gruplar ve İran’ın etkisi nedeniyle bu konuyu görmezden gelmek zorunda kaldıklarını belirtti. Kaynak ayrıca, bazı siyasi güçler ve silahlı gruplara sahip aktörlerin unsurlarını orduya entegre etme ve Halk Seferberlik Güçleri’ni yeniden yapılandırma yönünde gerçek bir isteğe sahip olduğunu, ancak hızla değişen bölgesel gelişmeler ve hükümet kurma sürecindeki tıkanıklık nedeniyle somut adım atmakta zorlandıklarını ifade etti.

Finansman sisteminin çökertilmesi

Siyasi analist ve araştırmacı Dr. Basil Hüseyin, silahlı grupların tasfiyesinin ‘finansman sistemi’ olarak adlandırdığı yapıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’a konuşan Hüseyin, Koordinasyon Çerçevesi’nin ‘tek parça ve uyumlu bir blok olmadığını, aksine farklı çıkarların kesiştiği ve çeşitli görüşlerin çekiştiği kırılgan bir koalisyon’ olduğunu ifade etti.

Hüseyin’e göre silahlı gruplar, yalnızca siyasi partilerin bir uygulama aracı değil; çoğu zaman bu partilerin ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan belkemiğini oluşturuyor. Bu çerçevede müteahhitlik ağları, sınır kapıları, paralel limanlar ve sözleşmelerin bu gruplarla ‘organik biçimde iç içe geçtiğini ve ayrılmasının mümkün olmadığını’ vurguladı.

Herhangi bir ciddi tasfiye girişiminin, söz konusu finansman ağının bütünüyle çözülmesi anlamına geleceğini belirten Hüseyin, bunun da böyle bir adımı atanlar için ‘siyasi intihar’ anlamına gelebileceğini söyledi. Bu nedenle tasfiye çabalarının eksik ve seçici kalacağını, milis yapıların nüfuzunun temelini oluşturan unsurlara dokunmaktan kaçınacağını dile getirdi.

Hüseyin ayrıca, silahlı grupların tasfiyesinin yalnızca Irak’a ait bir karar olmadığını, bunun aynı zamanda İran’ın stratejik yaklaşımıyla bağlantılı olduğunu ifade etti. Tahran’ın bu grupları uzun süredir ileri savunma stratejisinin temel unsurlarından biri olarak gördüğünü belirten Hüseyin, İran’ın bu karttan ancak Washington ile olası kapsamlı bir uzlaşma çerçevesinde vazgeçebileceğini kaydetti.

Son olarak Hüseyin, ABD baskısının artması ve hareket alanının daralması durumunda grupların gönüllü değil zorunlu olarak geri adım atabileceğini belirterek, bu durumda ‘biçimsel çözümlere’ yönelinebileceğini ifade etti. Buna göre gruplar isim değiştirip yapıyı koruyabilir, görünürde devlet kurumlarına entegre olurken gerçekte kendi ağlarını, silahlarını ve bağlılıklarını denetim dışı şekilde sürdürmeye devam edebilir.

Çözüm için 5 adım

Musul Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi ve İran çalışmaları uzmanı Firas İlyas, silahlı grupların tasfiyesi için beş aşamalı bir yaklaşım önerdi. İlyas, Irak’taki silahlı fraksiyonların geleceğinin doğrudan Tahran ile Washington arasındaki savaşın seyrine bağlı olacağını belirterek, bu grupların ‘savaşın sonucundan doğrudan etkileneceğini’ ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan İlyas, silahlı gruplarla başa çıkmanın pratik yollarının, savaş sonrası döneme uygun yeni bir yaklaşım gerektirdiğini vurgulayarak, çözümün ‘ani bir tasfiye değil, devlet üzerinden kademeli bir güç yeniden mühendisliği’ olduğunu söyledi.

vfevbf
2 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’taki Tahrir Meydanı’nda İran'ı destekleyen bir gösteri sırasında nöbet tutan Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) mensupları (AFP)

İlyas’a göre Koordinasyon Çerçevesi hükümeti kurmayı başarır ve ABD baskısı artarsa, beş temel hat üzerinden hareket edebilir. Buna göre ilk adım, Halk Seferberlik Güçleri’nin resmi bir kurum olarak silahlı gruplardan ayrıştırılması olacak. Devletten maaş alan yapının yalnızca başkomutana bağlı olması sağlanırken, bağımsız karar alma veya dış bağlantılarını sürdüren unsurlar devlet dışı aktör olarak değerlendirilecek.

İkinci adımın ‘silah öncesi finansal kontrol’ olacağını belirten İlyas, maaşlar, sözleşmeler, sınır kapıları, şirketler ve mali transferler üzerinde denetimin artırılmasının kritik olduğunu ifade etti. Gayriresmi gelir kaynaklarının kesilmesiyle birlikte grupların hareket kabiliyetinin azalacağına dikkat çekti.

Üçüncü aşamada ise liderlik yapısının yeniden düzenlenmesi öngörülüyor. Bu kapsamda Halk Seferberlik Güçleri içindeki kritik görevlerin değiştirilmesi, bazı birliklerin sınır bölgelerinden uzaklaştırılması, seçili unsurların ordu veya federal polise entegre edilmesi ve disiplinsiz komutanların emekliye sevk edilmesi ya da sembolik görevlere atanması planlanıyor.

Dördüncü adımın ‘çatışma yerine içeriden çözülme’ yaklaşımına dayandığını belirten İlyas, hükümetin grupları üç kategoriye ayırabileceğini söyledi: entegrasyona açık olanlar, siyasi olarak kontrol altına alınabilecek olanlar ve tamamen karşı çıkanlar. Buna göre disiplinli gruplara teşvikler sağlanırken, karşı çıkanlar izole edilecek ve yasa dışı faaliyetlere karışanlara hukuki baskı uygulanacak.

Beşinci ve son aşama ise ABD baskısının iç politikada bir kaldıraç olarak kullanılması. İlyas’a göre hükümet, silahlı gruplara ‘ya devlet içinde disipline olma ya da yaptırımlar, mali ve güvenlik izolasyonuyla karşı karşıya kalma’ mesajını verebilir. Bu çerçevede ABD’nin sert tutumu, dış baskıdan ziyade hükümetin elini güçlendiren bir araca dönüşebilir.

Tüm bu senaryolara rağmen İlyas, Koordinasyon Çerçevesi’nin silahlı grupları tek hamlede tasfiye etmesinin beklenmediğini vurguladı. Bunun yerine, bu yapıların askeri ve mali bağımsızlığının kademeli olarak zayıflatılması ve Halk Seferberlik Güçleri çatısı altında daha disiplinli ve kurumsal bir yapının korunmasının hedeflenebileceğini ifade etti.


Lübnan: İsrail ile müzakere öncesinde ateşkesin kalıcı hale getirilmesi şart

Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)
TT

Lübnan: İsrail ile müzakere öncesinde ateşkesin kalıcı hale getirilmesi şart

Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)

Lübnan, İsrail ile herhangi bir doğrudan müzakereye girmeden önce ateşkesin kalıcı hale getirilmesini temel koşul olarak öne sürmekteki kararlılığını sürdürüyor. Bu tutum, diplomatik hareketliliğe temkinli bir bekleyiş ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn arasında Washington'da gerçekleşmesi olası görüşmeye ilişkin çelişkili bilgilerin gölgesinde şekilleniyor.

Şarku’l Avsat'a konuşan bakanlık kaynakları ateşkesin kırılganlığının devam ettiğini ve askeri operasyonlar ile tahribatın tamamen sona erdirilmesinin henüz sağlanamadığını belirtirken ‘ateşkesin kalıcı hale getirilmesinin her türlü müzakere süreci için zorunlu başlangıç noktası’ olduğunu vurguladılar.

Kaynaklar ayrıca ‘Hizbullah'ın hareketini İsrail’in ihlallerine bağladığına’ dikkati çekerek müzakerelerin başlatılabilmesi ve uygun siyasi ve güvenlik koşullarının oluşturulabilmesi için bu gerekçenin ortadan kaldırılması gerektiğini ifade ettiler.

Öte yandan milletvekili ve bakanlık kaynakları ile siyasi çevreler, Arap ülkelerinin, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam başta olmak üzere üst düzey yetkililerle gerçekleştirilen temaslar ve görüşmeler aracılığıyla iç istikrarı desteklemeye ve Lübnan'ın tutumunu birleştirmeye yönelik kayda değer bir destek sağladıklarını teyit ettiler. Bu diplomatik hareketlilik, devletin temel kurumları arasındaki uyumu güçlendirmeyi ve anayasal mekanizmaları işler kılmayı hedefliyor. Böylece hem iç gerilimin azaltılması hem de istikrarın yeniden tesisi ve İsrail'in Lübnan topraklarından geri çekilmesi için bir daha ele geçmeyebilecek müzakere pozisyonunun sağlamlaştırılması amaçlanıyor.