Gazzeli doktorlardan çağrı: İsrail'in iade ettiği Filistinlilerin naaşlarından hayati organların çalındığını tespit ettik

Gazzeli doktorlar, İsrail'in iade ettiği naaşların organlarının tam olmadığını fark etti ve Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Gözlemevi uluslararası bir soruşturma komitesi kurulması çağrısında bulundu

İsrail ordusunun Şifa ve Endonezya hastanesinde bazı ölülerin naaşlarını alıkoyduğu yönünde suçlamalar yöneltiliyor / Fotoğraf: Meryem Ebu Dakka- Independent Arapça
İsrail ordusunun Şifa ve Endonezya hastanesinde bazı ölülerin naaşlarını alıkoyduğu yönünde suçlamalar yöneltiliyor / Fotoğraf: Meryem Ebu Dakka- Independent Arapça
TT

Gazzeli doktorlardan çağrı: İsrail'in iade ettiği Filistinlilerin naaşlarından hayati organların çalındığını tespit ettik

İsrail ordusunun Şifa ve Endonezya hastanesinde bazı ölülerin naaşlarını alıkoyduğu yönünde suçlamalar yöneltiliyor / Fotoğraf: Meryem Ebu Dakka- Independent Arapça
İsrail ordusunun Şifa ve Endonezya hastanesinde bazı ölülerin naaşlarını alıkoyduğu yönünde suçlamalar yöneltiliyor / Fotoğraf: Meryem Ebu Dakka- Independent Arapça

İsrail ordusu, hiçbir gerekçe göstermeden Gazze Şeridi'nde bulunan Şifa Hastanesi'nin avlusuna gömülen yüzlerce naaşı ve morgların içindeki naaşları alıkoyup, bilinmeyen bir yere nakletti.

Bu durum, Filistinlilerin organlarının çalınmasıyla ilgili İsrail'e yönelik iddiaları araştıran bir dizi insan hakları kurum ve kuruluşunun konuyla ilgili endişelerini artırdı.

Söz konusu kuruluşlar arasında, Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Gözlemevi de yer alıyor.

Gözlemevi, birkaç gün önce İsrail ordusunun Şifa ve Endonezya hastanelerindeki bazı ölülerin naaşlarını alıkoyması ve göç koridoru civarında Selahaddin ana yolu üzerinde ordu tarafından tahsis edilen bölgenin merkezine ve güneyine kadar olan bölgede bulunan naaşların alıkonulduğu diğer vakalar hakkında karara varacak bağımsız bir uluslararası soruşturma komitesi kurulması çağrısında bulundu.

Bu iddialar, İsrail ordusunun yakın zamanda iade ettiği ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi'ne teslim ettiği bazı naaşları inceleyen ve muayene eden Gazzeli doktorların, naaşların göz korneası, koklea, karaciğer, böbrekler ve kalp gibi diğer hayati organların çalındığını fark etmesinin ardından ortaya çıktı.

Gazze Şeridi'ndeki hükümetin yayımladığı rakamlara göre, İsrail tarafından alıkoyduğu bilinen onlarca kişi dahil olmak üzere, yaklaşık 7 bin kayıp kişi olduğu tahmin ediliyor.

Kalıntılar ve naaşları

2019'da İsrail Yüksek Mahkemesi, askeri görevlilerin naaşlara geçici olarak alıkoymasına ve onları sayı mezarlıkları (naaşların veya kalıntıların üzerine iliştirilmiş metal plakalara numaraların kazındığı, anonim olarak gömüldüğü kapalı askeri alanlar) olarak bilinen yerlere gömmesine izin veren bir karar çıkardı.

2021'in sonunda Knesset, polise ve orduya ölü Filistinlilerin kalıntılarını saklama yetkisi veren bir yasayı çıkararak bu kararı güçlendirdi.

Uluslararası hukuk, silahlı çatışmalar sırasında öldürülenlerin bedenlerine saygı gösterilmesinin ve naaşların korunmasının gerekliliğini vurguluyor.

4. Cenevre Sözleşmesi, bir çatışmanın taraflarının, ölülerin organların çalınmasının ve bedenlerinin parçalanmasını önlemek için mümkün olan tüm önlemleri almalarını şart koşuyor.

Birleşmiş Milletler insan organı ticaretini 'suç' olarak sınıflandırırken, Mayıs 2014'te Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi ve Ceza Adaleti Kurultayı, organ ve insan ticaretini yasaklayan ve bununla mücadeleyi tavsiye eden bir karar yayımladı.

İsrail'in araştırma ve incelemelerine göre İsrail'in 'insan derisi' rezervi 170 metrekareye ulaşıyor.

Bu deriler 1985 yılında kurulan İsrail Deri Bankası'nda muhafaza ediliyor ve ana tedarikçisi Kudüs'teki İsrail Adli Tıp Enstitüsü olarak biliniyor.

Yanık tedavisinde uzmanlaşmış İsrailli tıbbi kaynaklarına göre banka, 2000 yılındaki İkinci İntifada sırasında, o dönemde Filistinliler tarafından gerçekleştirilen bombardımanlar sonucunda ciddi yanıklara maruz kalan birçok İsraillinin hayatını kurtararak etkinliğini kanıtladı.

Avrupa Birliği Transplantasyon Komitesi'nin raporuna göre, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ile yapılan iş birliği sonucunda Tel Aviv'in, nüfusa göre organ naklinde 55 Avrupa ülkesi arasında 33'üncü, organ bağışını reddetmede ise bu ülkeler arasında üçüncü sırada yer aldığı ortaya çıktı.

"İsrail, ölü Filistinlilerin naaşlarını alıkoyma konusunda uzun bir geçmişe sahip"

Birçok hastanede çalışan doktorlar, Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Gözlemevi'ne, adli tıbbi muayenenin, naaşlara daha önce yapılan cerrahi müdahaleler nedeniyle, organ hırsızlığını kanıtlamak veya reddetmek için yeterli olmadığını belirtti.

Zira yoğun hava ve topçu saldırıları ve devam eden yaralı akını altında, ordunun alıkoyduğu naaşlar hakkında doğru bir analitik inceleme yapılmasının imkansız olduğu vurgulandı.

Merkezi Cenevre'de bulunan Gözlemevi, "İsrail'in ölü Filistinlilerin naaşlarını alıkoyma konusunda uzun bir geçmişi olduğunu" belirtti.

Gözlemevi, İsrail'in 'onları belirli bölgelerdeki gizli toplu mezarlarda alıkoyduğunu' söyledi.

Daha önce yaptığı açıklamada "İsrail yetkilileri, ölen kişilerin naaşlarını bir süre alıkoyduktan sonra otopsi yapılmaması şartıyla ailelerine yani Batı Şeria sakinlerine veriyor, bu şart bazı organların çalınması durumunu gizleyebilir" ifadelerine yer verdi.

Bunu yasaklayan uluslararası sözleşme ve anlaşmaların göz ardı edilmesi ve naaşların onurlu bir şekilde ve dini inançlarına uygun olarak defnedilmesi için ailelerine teslim edilmesinin reddedilmesinin, Lahey Sözleşmesi'nin 50'nci maddesi ve 4. Cenevre Sözleşmesi'nin 33'üncü maddesinde yasaklanan 'toplu cezalandırma' anlamına gelebileceğini vurguladı. 

Meşru şüpheler

"Şehitlerin Cenazelerini Kurtarmaya Yönelik Ulusal Kampanya", mevcut durum göz önüne alındığında, İsrail yetkililerinin Filistinlilerin, özellikle de Kudüs'ün içinden gelenlerin naaşlarını teslim ederken, gece gömülmesini ve otopsi yapılmamasını şart koşması sebebiyle, Gözlemevi'nin İsrail'in Filistinlilerin organlarını çaldığına yönelik öne sürdüğü şüphelerin meşru ve göz ardı edilemez olduğunu düşünüyor.

Kurbanın ailesinin herhangi bir eylemde bulunmasını engellemek için ordu, naaşları donmuş halde teslim ediyor.

Uzmanlara göre bu, Filistinlilerin donma durumu sona erene kadar meşru tıbbi prosedürleri yerine getirmesini engelliyor.

Naaşın çözülmesi en az 24 ila 48 saat gerektiriyor ancak çoğu aile buzların erimesini beklemeye dayanamıyor ve otopsi yerine CT taraması yaptırıyor. 

Şehitlerin Cenazelerini Kurtarmaya Yönelik Ulusal Kampanya'ya göre, İsrail, 2015'ten bu yana Batı Şeria ve Kudüs'ten yaklaşık 177 Filistinlinin naaşını, sıfırın altında 40 dereceye ulaşabilen özel dondurucularda tutuyor.

Ayrıca, sayısız mezarlıkta 255'e yakın naaşın tutulduğu ve 75 kayıp kişinin naaşlarının alındığı da kabul edilmiyor.

Kampanya koordinatörü Hüseyin Şucaiye'ye göre, Kampanya'nın 2008'den bu yana İsrail mahkemeleri önündeki takibi ve hukuki savunmalarının, İsrail'in naaşları teslim etmeme ve bu hassas insani dosyayı, müzakerelerde ve takas anlaşmalarında kullanmak üzere siyasi bir dosyaya haline getirme konusundaki inatçılığıyla çatıştığını belirtti. 

Şucaiye "Alıkonulan cenazelerin isimleri ve mezar numaralarının yer aldığı eksiksiz bir dosyayı Kızılhaç'a sunmak üzere hazırladık. Eğer İsrail onları gelecekteki takas anlaşmalarına dahil etmeyi reddederse, alıkoyma gerekçesini kaybedecek" dedi.

Ayrıca Kampanya'nın elinde, İsrail'in Filistinlilerin naaşlarından organ veya deri çaldığına dair kesin bir kanıt bulunmadığını da belirtti. 

Ciddi endişeler

İsrail'deki İnsan Hakları İçin Doktorlar adlı sivil toplum kuruluşu, İsrail ordusunun Gazze'deki Şifa Hastanesi'ne baskın yaptıktan sonra çok sayıda naaşı alıkoymasının ordunun bu naaşlardan organ çalma ve ticaretini yapma yaklaşımının devam ettiği yönündeki korkuları güçlendirdiğini belirtti.

Kuruluşun araştırma ve proje direktörü Asil Ebu Ras, "Ordunun hayatını kaybetmiş Filistinlilerin naaşlarından organ çalmaya devam ettiği ve naaşları takas anlaşmalarıyla ilgili devam eden müzakerelerde kullandığı konusunda ciddi endişeler var" dedi.

Ayrıca Ras, "Yıllar geçtikçe, deri dahil olmak üzere Filistinli ölülerin organlarının çalındığına dair güvenilir kaynaklardan çok sayıda rapor yayınlandı ve artık söz konusu naaşların bu nedenle alıkonulduğuna yönelik korkular var" ifadelerini kullandı. 

İsrail Ulusal Organ Nakli Merkezi, 2017 yılı içerisinde durumu kritik olan hastalara 520 organ nakli operasyonu gerçekleştirdiğini, bunların arasında 222 böbrek nakli ve deri bağışı ile ciddi yanıklara yönelik onlarca operasyon da yer aldığını açıkladı.

Merkez, 2016 yılında görme engelliler için 839 kornea nakli, 155 kemik ve ses teli nakli, 55 kalp kapağı nakli gerçekleştirdiğini belirtti.

Filistinlilerin suçlamaları

Yahudi cemaatinin organ bağışı fikrini pratikte kabul etmediği bir dönemde İsrail'in dünyanın en büyük deri bankasına sahip olması, bu konuda kendisine yöneltilen suçlamaları güçlendiriyor.

2015 yılı sonunda, Filistin'in Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Riyad Mansur, BM Güvenlik Konseyi'ne gönderdiği bir mektupta, İsrail'i, İsrail ordusu tarafından öldürülen Filistinlilerin naaşlarından organ çalmakla suçladı.

Mansur, o dönemde yazdığı mektubunda "Ekim 2015'te işgal güçleri tarafından öldürülen Filistinlilerin alıkonulan naaşlarının iade edilmesinin ardından yapılan tıbbi muayene sonrasında, naaşların kornea ve diğer organları olmadan iade edildiği tespit edildi" ifadelerine yer verdi. 

Geçen yılın temmuz ayında, Filistin hükümeti, İsrail'i üniversitelerin tıbbi laboratuvarlarında, alıkonulan Filistinlilerin naaşlarını kullanmakla suçladı ve bunu insan haklarının, bilimsel değerlerin, ilkelerin ve ahlakın açık bir ihlali olarak değerlendirdi.

O dönemde Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye, uluslararası üniversitelere, naaşları alıkoyan İsrail üniversitelerini boykot etme çağrısında bulundu.

2017 yılı Nisan ayında İsrail yetkililerinin 1990'lardan bu yana alıkoydukları 123 Filistinliden 121'inin naaşını kaybettiklerini açıklamasının ardından, İnsan Hakları Örgütü HaMoked ve Kudüs İnsan Hakları Merkezi dahil olmak üzere insan hakları merkezleri İsrail'i "organ hırsızlığı ve ticaretinin tespit edilmesini önlemek" amacıyla, hayatını kaybeden Filistinlilerin naaşlarını planlı olarak ihmal etmek ve bu naaşları yok etmeye çalışmakla suçladı.

Naaş dosyalarının Filistinliler açısından taşıdığı önem, 2008'de Filistin hükümetini 27 Ağustos tarihini, İsrail tarafından alıkonulan naaşların kurtarılması için ulusal bir gün olarak kabul etmeye ve naaşların serbest bırakılmasının gerekliliğini hatırlatan etkinlikler düzenlemeye yönlendirdi. 

İsrail hukuku, naaşların alıkonulmasının bir pazarlık kozu olarak kullanılmasına ve Gazze Şeridi'nde Hamas tarafından tutulan İsrailli mahkumlarla takas edilmesine olanak sağlıyor.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Yerleşimciler Kusra'daki Filistin evlerini kuşattı... Washington, Netanyahu'ya saldırıyı kınaması için baskı yapıyor

Askerler, altı gündür yerleşimciler tarafından kuşatma altında tutulan Filistinli ailelere ait üç evden birinin önündeki çadırı sökmeden önce İsrailli yerleşimcileri tahliye ediyor (AP)
Askerler, altı gündür yerleşimciler tarafından kuşatma altında tutulan Filistinli ailelere ait üç evden birinin önündeki çadırı sökmeden önce İsrailli yerleşimcileri tahliye ediyor (AP)
TT

Yerleşimciler Kusra'daki Filistin evlerini kuşattı... Washington, Netanyahu'ya saldırıyı kınaması için baskı yapıyor

Askerler, altı gündür yerleşimciler tarafından kuşatma altında tutulan Filistinli ailelere ait üç evden birinin önündeki çadırı sökmeden önce İsrailli yerleşimcileri tahliye ediyor (AP)
Askerler, altı gündür yerleşimciler tarafından kuşatma altında tutulan Filistinli ailelere ait üç evden birinin önündeki çadırı sökmeden önce İsrailli yerleşimcileri tahliye ediyor (AP)

Batı Şeria’nın işgal altındaki Kusra beldesinde dün çekilen görüntülerde, yerleşimcilerin Filistinli bir ailenin evinin önüne çadır kurduğu görüldü. Bir süre sonra İsrail güçleri bölgeye gelerek çadırı söktü. Yerleşimcilerin, Filistinlilerin topraklarını terk etmeye zorlamayı amaçladığını söylediği abluka ise sürüyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre yerleşimciler yaklaşık bir haftadır Kusra’daki Filistinlilerin evlerini kuşatıyor. Bu durum, insan hakları örgütlerinin yerleşimcilerin daha fazla toprağı ele geçirmek amacıyla koordineli faaliyet yürüttüğünü belirttiği bölgede Filistinliler üzerindeki baskıyı artırıyor. Söz konusu gelişmeler, Filistinlilerin gelecekte devlet kurmayı hedeflediği alanın giderek daralmasına yol açıyor.

ABD’li ve İsrailli iki yetkili Reuters’a yaptıkları açıklamada, ablukaya ABD’den tepki geldiğini ve Beyaz Saray yetkililerinin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya ablukayı kamuoyu önünde kınaması yönünde baskı yaptığını söyledi.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi olan ve konunun hassasiyeti nedeniyle isimlerinin açıklanmasını istemeyen yetkililer, Washington’un ablukaya karşı çıkmaya, kuşatılan evlerden birinin ABD vatandaşı bir Filistinliye ait olduğunu öğrenmesinin ardından başladığını belirtti.

Netanyahu, Kusra’daki evlerin kuşatılması konusunda henüz herhangi bir açıklama yapmadı.

Aktivistler, yerleşimciler tarafından altı gündür kuşatılan üç Filistinli ailenin evlerine giden yolu kapatan İsrail askerlerinin önünde gıda ve su yardımı topluyor. (AP)
Aktivistler, yerleşimciler tarafından altı gündür kuşatılan üç Filistinli ailenin evlerine giden yolu kapatan İsrail askerlerinin önünde gıda ve su yardımı topluyor. (AP)

İsrail tarihindeki en sağcı hükümet olarak nitelendirilen mevcut Netanyahu Hükümeti, İsrail’in 1967 Savaşı’nda ele geçirdiği Batı Şeria’da yerleşimlerin hızla genişletilmesini destekliyor. İsrail, bölgede onlarca yerleşim yeri ve yasa dışı yeni yerleşim noktası kurdu. İsrail, Batı Şeria’yı “Yahudiye ve Samiriye” olarak adlandırıyor.

Reuters’ın ulaştığı ve evinde mahsur kalan Filistinli bir bölge sakini tarafından çekilen görüntülerde, yedi yerleşimcinin evin dışında mavi bir çadırın yanında durduğu görülüyor. Yerleşimcilerden biri yakındaki köye taş atarken, bir diğerinin sandalyeler taşıyarak bölgeye geldiği görülüyor.

İsrail ordusuna ait askeri araçlar ve askerler bölgeye gelirken, görüntülerde daha sonra sökülen çadırın yerde olduğu görülüyor.

İsrail ordusu yaptığı açıklamada, “İsrailli siviller Kusra bölgesine bir çadır kurdu. İsrail askerleri, yerel halkın güvenliğini sağlarken, çadırın kaldırılması için çalışma yürüttü” ifadelerini kullandı.


Mısır ve Türkiye... Bölgesel dosyalarda daha fazla uyum ve ortaklığın güçlendirilmesi

Mısır, Türk tarafının tam hizmetli entegre bir Türk sanayi bölgesi kurulması konusunu değerlendirmesini bekliyor (Mısır Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)
Mısır, Türk tarafının tam hizmetli entegre bir Türk sanayi bölgesi kurulması konusunu değerlendirmesini bekliyor (Mısır Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)
TT

Mısır ve Türkiye... Bölgesel dosyalarda daha fazla uyum ve ortaklığın güçlendirilmesi

Mısır, Türk tarafının tam hizmetli entegre bir Türk sanayi bölgesi kurulması konusunu değerlendirmesini bekliyor (Mısır Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)
Mısır, Türk tarafının tam hizmetli entegre bir Türk sanayi bölgesi kurulması konusunu değerlendirmesini bekliyor (Mısır Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Mısır ziyareti kapsamında Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile gerçekleştirdiği görüşme sırasında, bölgesel meselelerde uyum ve iki ülke arasındaki ortaklığın desteklenmesi konusunda belirgin bir yakınlaşma olduğu görüldü.

Abdulati ve Fidan, Kuzey Sahili'ndeki El Alameyn kentinde, geçen şubat ayında Kahire'de Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında gerçekleştirilen İkinci Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantısı'nın sonuçlarının uygulanmasını takip etmek amacıyla düzenlenen İkinci Ortak Planlama Grubu Toplantısı'na başkanlık etti.

Mısır Dışişleri Bakanlığı'dan bugün (Cuma) yapılan açıklamaya göre, perşembe akşamı gerçekleştirilen toplantıda iki ülke arasındaki ekonomik, ticari ve yatırım ilişkilerini güçlendirme ve iki ülke liderlerinin 2024 yılında üzerinde mutabık kaldığı üzere ticaret hacmini 15 milyar dolara çıkarma yolları ele alındı.

vfghyju
Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz şubat ayında Kahire'de askeri iş birliği anlaşması imzaladı (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

İki bakan, ekonomik iş birliği için mevcut çerçeve ve mekanizmaların etkinleştirilmesinin ve iki ülkenin mevcut potansiyelinden tam anlamıyla yararlanılmasını engelleyebilecek tüm zorlukların aşılmasının önemini vurgularken, Serbest Ticaret Anlaşması'nın kapsamının genişletilmesi sürecinin hızlandırılması gerektiğini belirtti.

Abdülati, Türk yatırımcıların faaliyetlerini kolaylaştırmak amacıyla Mısır'ın attığı adımları gözden geçirirken, Türk tarafının Mısır'da Türk yatırımlarını daha fazla çekmek amacıyla, özellikle Süveyş Kanalı Ekonomik Bölgesi'nde otomotiv, ekipman, kimya ve tekstil sektörlerinde faaliyet gösterecek tam hizmetli entegre bir Türk sanayi bölgesi kurulması konusunu değerlendirmesini beklediklerini ifade etti.

İki bakan ayrıca, yük taşımacılığını artırmak amacıyla Mısır ile Türkiye arasındaki Ro-Ro deniz taşımacılığı hattının yeniden faaliyete geçirilmesine ilişkin istişarelerdeki son gelişmeleri ele aldı. Görüşmede, Mısır ve Türkiye limanları arasındaki tedarik zincirlerinin ve lojistik bağlantıların güçlendirilmesi de gündeme geldi.

fvg
Mısır ile Türkiye arasındaki İkinci Ortak Planlama Grubu Toplantısı El Alameyn'de gerçekleştirildi (Mısır Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Rakha Ahmed Hassan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kahire ile Ankara arasında Sudan, Yemen, Suriye ve Gazze gibi bölgesel dosyalarda uyum bulunduğunu söyledi. Hassan, iki ülkenin Orta Doğu'daki krizlerin çözümü için arabuluculuk rolü üstlendiğini belirtti.

Hassan, Libya dosyasının da iki ülkenin gündeminde önemli bir yer tuttuğunu belirterek, krizin çözümü için seçimlerin yapılıp yapılamayacağının ele alındığını, seçimlerin Libya krizinin çözümü açısından temel bir adım olduğunu ifade etti. Ayrıca Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması'nın da gündemde olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Eylül 2024'te Ankara'da, 2025 yılının Türkiye ile Mısır arasındaki diplomatik ilişkilerin kurulmasının 100. yıl dönümüne denk geldiğine ve iki ülkenin tüm alanlarda ortaklık ve iş birliğini stratejik düzeye yükseltme iradesine vurgu yapılan bir ortak bildiri imzalamıştı.

Demokrasi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı ve bölgesel meseleler uzmanı Kerem Said ise Türkiye'nin, bölgedeki nüfuzunu güçlendirmesinin merkezi bir ülke ve gerek Libya meselesi gerekse Doğu Akdeniz konusunda temel bir dayanak olan Mısır'la yakınlaşmasını güçlendirmesine bağlı olduğuna inandığını belirtti.

Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Türk Dışişleri Bakanı'nın Mısır ziyaretinin, ticari ve askeri ilişkilerin yanı sıra diplomatik koordinasyon açısından da ikili ilişkilerde dikkat çekici bir gelişme yaşandığı bir döneme denk geldiğini söyledi.

fdfrgthy
Abdulati ve Fidan, bugün (Cuma) ekonomik iş birliği için mevcut çerçeve ve mekanizmaların etkinleştirilmesinin önemine dikkat çekt. (Mısır Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)

Said, ziyaretin Libya sahasındaki koordinasyona odaklandığını belirterek, Mısır ve Türkiye'nin Libya'da birleşik bir siyasi sistem ve birleşik bir askeri yapı oluşturulmasının önemi konusunda ortak bir yaklaşım ve vizyona sahip olduğunu ifade etti.

Said ayrıca, İsrail'in bölgeyi yeniden şekillendirmeye yönelik hamlelerinin nasıl ele alınacağının da görüşmelerde gündeme geldiğini belirtti. Özellikle İsrail'in Filistin toprakları, güney Suriye ve güney Lübnan'daki operasyonlarını genişletme konusundaki ısrarına dikkat çeken Said, İsrail'in Kızıldeniz bölgesindeki girişimlerine, özellikle Somaliland’ı tanımasının ve Kızıldeniz kıyısında bu bölgede askeri üs kurma çabasının da değinilen konular arasında olduğunu söyledi.

Said, Sudan'daki savaşla bağlantılı dosyaya da değinerek, Mısır ve Türkiye'nin Sudan'daki resmi yönetimin desteklenmesi ve her türlü ayrılıkçı hareketle mücadele edilmesinin önemi konusunda ortak bir görüşe sahip olduğunu belirtti.

Mısır Dışişleri Bakanlığı'dan bugün (Cuma) açıklamaya göre Abdulati ve Fidan, ikili düzeyde ve Mısır, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki Dörtlü Mekanizma çerçevesinde yakın koordinasyonun sürdürülmesinin önemini vurguladı. Bu mekanizmanın bölgenin güvenlik ve istikrarını sağlama çabalarını desteklemeyi amaçladığı belirtildi.

Görüşmelerde ayrıca bölgedeki gerilimi düşürme ve tansiyonu kontrol altına alma çabaları ile siyasi ve diplomatik çözümlerin ilerletilmesi ele alındı. Bu kapsamda, ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptına uyulmasını sağlamaya yönelik girişimler de değerlendirildi.

Abdulati ve Fidan, İsrail'in Gazze Şeridi ve Batı Şeria'daki ihlallerini kınarken, Filistin topraklarındaki gerilimin derhal durdurulması ve ABD Başkanı Donald Trump'ın birinci ve ikinci aşamalarından oluşan barış planının, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi'nden çekilmesi de dahil olmak üzere hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.

İki bakan ayrıca, ateşkesin sağlanması ve Sudan'ın birliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruyan, Sudan halkının beklentilerini karşılayan siyasi bir çözüme ulaşılması yönündeki çabaların sürdürülmesinin önemine dikkat çekti.


Gazze, Batı Şeria ve seçimler: Kushner Netanyahu'yu ikna edebilecek mi?

Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)
Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)
TT

Gazze, Batı Şeria ve seçimler: Kushner Netanyahu'yu ikna edebilecek mi?

Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)
Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı ve özel temsilcisi Jared Kushner'ın gelecek hafta İsrail ve Mısır'a yapacağı ziyaret, Gazze'de tıkanan planı yeniden canlandırmaya yönelik sıradan bir turdan ibaret görünmüyor. Barış Konseyi’nin üst düzey temsilcisi Nikolay Mladenov ile Konseyin yürütme kurulu üyesi ve eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'in de yer aldığı heyet, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki görüş ayrılıklarının derinleştiği ve 27 Ekim'de yapılması planlanan İsrail seçimlerine ilişkin hesapların bölgesel dosyaları doğrudan etkilemeye başladığı bir dönemde bölgeye geliyor.

Hamas’ın silahsızlandırılması ve İsrail güçlerinin çekilmesi konusundaki anlaşmazlığın yanı sıra, Batı Şeria'da yerleşimcilerin gerçekleştirdiği saldırılar da Netanyahu hükümetinin ve İsrail ordusunun sahayı kontrol altında tutma ve Washington'ın taleplerine yanıt verme kapasitesi açısından yeni bir sınamaya dönüşmüş durumda.

Uygulamadan önce uzlaşma

Associated Press’in bildirdiğine göre Kushner, Mladenov ve Blair pazar günü İsrail'e ulaşacak, ardından Kahire'ye geçecek. Heyet İsrail'de Netanyahu ve üst düzey yetkililerle görüşürken, Kahire'deki temaslarda Mısır, Katar ve Türkiye'den arabulucuların yanı sıra Gazze'nin yönetimini üstlenmesi planlanan teknokrat Filistinli grubun gerçekleştirdiği toplantılar da gündemde olacak.

Doğrudan hedef, Trump'ın planında bir sonraki aşamaya geçilmesini sağlayacak bir formül bulmak. Bu aşama, Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması, sivil ve güvenlik yönetiminin teknokratlardan oluşan bir Filistin hükümetine devredilmesi, buna paralel olarak İsrail güçlerinin kademeli şekilde çekilmesi ve güvenliğin tesis edilmesine yardımcı olmak üzere uluslararası bir gücün bölgeye konuşlandırılmasını içeriyor.

rgthyj
Trump, Steve Witkoff, Jared Kushner ve Nikolay Mladenov, Davos'ta (Arşiv - Reuters)

Reuters’a konuşan konuya yakın bir kaynak, Washington ile İsrail'in Hamas’ın silahsızlandırılması hedefi konusunda mutabık olduğunu, ancak İsrail tarafının meşru kaygıları bulunduğunu ve iki tarafın bunları gidermek için çalıştığını söyledi.

Sorun ise adımların hangi sırayla uygulanacağı konusunda yaşanan anlaşmazlığın hâlâ çözülememiş olması. Hamas planı kabul etti ancak uygulamayı, başta saldırıların durdurulması ve İsrail güçlerinin çekilmesi olmak üzere İsrail'in önce kendi yükümlülüklerini yerine getirmesi şartına bağladı. Netanyahu ise silahsızlandırma tamamlanmadan İsrail güçlerini çekmeyeceğini açıkladı ve böylece Washington'ın önerdiği kademeli uygulama formülünü fiilen reddetti.

Axios haber sitesinin ortaya koyduğuna göre kamuoyu önündeki anlaşmazlık, kapalı kapılar ardında yaşananların tamamını yansıtmıyor. Netanyahu daha önce Kushner ile yaptığı bir görüşmede plana fırsat vereceğine ve silahsızlandırma sürecinin başlaması için uygun koşulların oluşturulması amacıyla Gazze'ye yönelik saldırıları sınırlayacağına söz verdi. O tarihten bu yana hava saldırılarının temposu düştü ve İsrail ordusu, mutabakatlarda öngörülen sarı hata çekildi. Bu nedenle ABD yönetimi, Netanyahu'nun kamuoyu önündeki itirazını kısmen nihai bir karar olmaktan ziyade seçimlere yönelik bir söylem olarak değerlendiriyor.

Seçimler ayrılığı derinleştiriyor

Trump yönetimi, ekim ayında yapılacak seçimlerin Gazze dosyasını daha aylar boyunca dondurmak için bir gerekçeye dönüşmesini istemiyor. Ancak Netanyahu da İsrail güçlerinin Hamas’ın tüm silahlarını teslim etmesinden önce çekilmesini kabul etmesi halinde, özellikle kendi sağ tabanı karşısında ABD baskısı altında taviz veren bir lider görüntüsü vermek istemiyor. Netanyahu, İsrail'in geri çekilmesine ilişkin olası bir anlaşma nedeniyle hem müttefikleri hem de rakipleri tarafından sert biçimde eleştiriliyor.

fı98ş
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Başkan'ın damadı Jared Kushner'ın arasında, Kudüs'teki İsrail hükümeti toplantısı sırasında (Arşiv - AP)

Axios’a konuşan bir ABD'li yetkili, Netanyahu'nun siyasi ihtiyaçlarını anladıklarını, ancak başta Gazze'ye yönelik saldırıların sınırlandırılması olmak üzere Washington'ın taleplerini uygulamaya devam ettiği sürece bunu dikkate alacaklarını söyledi. Bir başka ABD'li yetkili ise durumu, “Seçimler herkesi paniğe sürüklüyor” sözleriyle özetleyerek görüşmeleri çevreleyen gerilime dikkat çekti.

Netanyahu seçimlere zor bir konumda giriyor. Axios’un aktardığı kamuoyu yoklamalarına göre Netanyahu liderliğindeki ittifakın 49 ila 53 sandalye kazanması bekleniyor. Bu rakam, hükümet kurmak için gerekli 61 sandalyenin altında kalıyor. Muhalefet partilerinin ise 67 ila 70 sandalye elde edebileceği tahmin ediliyor.

Bu ortamda Trump'ın tutumu özel önem taşıyor. Trump, kendisine dört kez sorulmasına rağmen Netanyahu'ya destek açıklamaktan kaçındı. Oysa önceki dönemlerde Trump'ın Netanyahu'ya desteği neredeyse kesin kabul ediliyordu.

Bu tutum kişisel bir kopuş anlamına gelmiyor. Nitekim Trump, Netanyahu ile ilişkisinin çok iyi olduğunu vurgulamaya devam ediyor. Ancak yaklaşım, iki liderin siyasi çıkarları arasındaki ayrışmanın derinleştiğini gösteriyor. ABD Başkanı Gazze'de bir sonuç elde etmek, Lübnan ve Suriye dosyalarını ilerletmek ve normalleşme sürecini canlandırmak isterken, Netanyahu güvenlik konusunda sert bir tutum sergilemenin ve dış baskılara meydan okumanın seçim açısından daha faydalı olabileceğini düşünüyor.

Bu nedenle Kushner'ın ziyareti iki yönlü bir mesaj taşıyor: Washington açık bir çatışma istemiyor, ancak İsrail'in iç siyasi gündeminin Trump'ın bölgesel planını sekteye uğratmasına da izin vermeye hazır değil.

Batı Şeria ikinci baskı cephesi

Bu sınama, Batı Şeria'daki durumun kontrolden çıkmasıyla daha da karmaşık hale geliyor. Nablus yakınlarındaki Kusra köyünde yerleşimciler bazı Filistinlilerin evlerini kuşatarak bu evlerin su ve elektriğini kesti. Kuşatılan evlerden biri ABD vatandaşı olan bir Filistinliye ait.

İsrail ordusunun müdahale ederek yerleşimcilerin kurduğu bazı yapıları sökmesine ve bir yerleşimciyi gözaltına almasına rağmen, grubun bir kısmı saatler sonra yeniden bölgeye döndü. Bu durum, ordunun saldırıları engelleme konusunda hem kapasitesine hem de iradesine ilişkin soru işaretlerini artırdı.

gthyu
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Başkan Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın arasında, Kudüs'teki İsrail hükümeti toplantısı sırasında (Arşiv - AP)

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre Washington, Netanyahu'ya Kusra'daki kuşatmayı kamuoyu önünde kınaması için baskı yapıyor. Ancak İsrail Başbakanı bu konuda sessizliğini koruyor. Yerleşimlere verdiği tarihsel destekle bilinen ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ise alışılmadık derecede sert bir dil kullanarak yaşananları terörist ve suç teşkil eden bir eylem olarak niteledi ve sorumluları İsrailli teröristler olarak tanımladı.

New York Times’ın Birleşmiş Milletler verilerine dayandırdığı bilgilere göre aşırılık yanlısı yerleşimciler, 2026'nın ilk yedi ayında 250 Filistinli yerleşim bölgesini kapsayan en az 1380 saldırı gerçekleştirdi. Saldırılarda neredeyse tam bir cezasızlık ortamının hâkim olduğu belirtiliyor. Gazete, daha önce Batı Şeria'da görev yapmış emekli İsrailli Tuğgeneral Guy Hazut'un, ordunun bölgede kontrolü kaybettiğini söylediğini aktardı.

scdfrgthy
Batı Şeria'daki Kusra beldesinde çarşamba günü taş atan yerleşimciler; görüntü bir video kaydından alınmıştır (Reuters)

Bu nedenle Kushner'ın ziyareti, Gazze'de geri çekilme ve silahsızlandırma konusunda düzenleme yapma girişiminden daha kapsamlı bir anlam taşıyor. Ziyaret, Washington'ın Netanyahu'ya seçim desteği vermeden ondan pratik iş birliği sağlayıp sağlayamayacağının ve İsrail hükümetinin hem Gazze'de hem de Batı Şeria'da aşırı sağcı müttefiklerini kontrol altına alıp alamayacağının sınanması niteliğinde.

Ortaya çıkacak sonuç, Trump'ın planının siyasi bir sürece dönüşüp dönüşemeyeceğini ya da seçim hesapları ve sahadaki kaosun kuşattığı kırılgan mutabakatlar olarak kalıp kalmayacağını belirleyecek.