Gazzeli doktorlardan çağrı: İsrail'in iade ettiği Filistinlilerin naaşlarından hayati organların çalındığını tespit ettik

Gazzeli doktorlar, İsrail'in iade ettiği naaşların organlarının tam olmadığını fark etti ve Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Gözlemevi uluslararası bir soruşturma komitesi kurulması çağrısında bulundu

İsrail ordusunun Şifa ve Endonezya hastanesinde bazı ölülerin naaşlarını alıkoyduğu yönünde suçlamalar yöneltiliyor / Fotoğraf: Meryem Ebu Dakka- Independent Arapça
İsrail ordusunun Şifa ve Endonezya hastanesinde bazı ölülerin naaşlarını alıkoyduğu yönünde suçlamalar yöneltiliyor / Fotoğraf: Meryem Ebu Dakka- Independent Arapça
TT

Gazzeli doktorlardan çağrı: İsrail'in iade ettiği Filistinlilerin naaşlarından hayati organların çalındığını tespit ettik

İsrail ordusunun Şifa ve Endonezya hastanesinde bazı ölülerin naaşlarını alıkoyduğu yönünde suçlamalar yöneltiliyor / Fotoğraf: Meryem Ebu Dakka- Independent Arapça
İsrail ordusunun Şifa ve Endonezya hastanesinde bazı ölülerin naaşlarını alıkoyduğu yönünde suçlamalar yöneltiliyor / Fotoğraf: Meryem Ebu Dakka- Independent Arapça

İsrail ordusu, hiçbir gerekçe göstermeden Gazze Şeridi'nde bulunan Şifa Hastanesi'nin avlusuna gömülen yüzlerce naaşı ve morgların içindeki naaşları alıkoyup, bilinmeyen bir yere nakletti.

Bu durum, Filistinlilerin organlarının çalınmasıyla ilgili İsrail'e yönelik iddiaları araştıran bir dizi insan hakları kurum ve kuruluşunun konuyla ilgili endişelerini artırdı.

Söz konusu kuruluşlar arasında, Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Gözlemevi de yer alıyor.

Gözlemevi, birkaç gün önce İsrail ordusunun Şifa ve Endonezya hastanelerindeki bazı ölülerin naaşlarını alıkoyması ve göç koridoru civarında Selahaddin ana yolu üzerinde ordu tarafından tahsis edilen bölgenin merkezine ve güneyine kadar olan bölgede bulunan naaşların alıkonulduğu diğer vakalar hakkında karara varacak bağımsız bir uluslararası soruşturma komitesi kurulması çağrısında bulundu.

Bu iddialar, İsrail ordusunun yakın zamanda iade ettiği ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi'ne teslim ettiği bazı naaşları inceleyen ve muayene eden Gazzeli doktorların, naaşların göz korneası, koklea, karaciğer, böbrekler ve kalp gibi diğer hayati organların çalındığını fark etmesinin ardından ortaya çıktı.

Gazze Şeridi'ndeki hükümetin yayımladığı rakamlara göre, İsrail tarafından alıkoyduğu bilinen onlarca kişi dahil olmak üzere, yaklaşık 7 bin kayıp kişi olduğu tahmin ediliyor.

Kalıntılar ve naaşları

2019'da İsrail Yüksek Mahkemesi, askeri görevlilerin naaşlara geçici olarak alıkoymasına ve onları sayı mezarlıkları (naaşların veya kalıntıların üzerine iliştirilmiş metal plakalara numaraların kazındığı, anonim olarak gömüldüğü kapalı askeri alanlar) olarak bilinen yerlere gömmesine izin veren bir karar çıkardı.

2021'in sonunda Knesset, polise ve orduya ölü Filistinlilerin kalıntılarını saklama yetkisi veren bir yasayı çıkararak bu kararı güçlendirdi.

Uluslararası hukuk, silahlı çatışmalar sırasında öldürülenlerin bedenlerine saygı gösterilmesinin ve naaşların korunmasının gerekliliğini vurguluyor.

4. Cenevre Sözleşmesi, bir çatışmanın taraflarının, ölülerin organların çalınmasının ve bedenlerinin parçalanmasını önlemek için mümkün olan tüm önlemleri almalarını şart koşuyor.

Birleşmiş Milletler insan organı ticaretini 'suç' olarak sınıflandırırken, Mayıs 2014'te Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi ve Ceza Adaleti Kurultayı, organ ve insan ticaretini yasaklayan ve bununla mücadeleyi tavsiye eden bir karar yayımladı.

İsrail'in araştırma ve incelemelerine göre İsrail'in 'insan derisi' rezervi 170 metrekareye ulaşıyor.

Bu deriler 1985 yılında kurulan İsrail Deri Bankası'nda muhafaza ediliyor ve ana tedarikçisi Kudüs'teki İsrail Adli Tıp Enstitüsü olarak biliniyor.

Yanık tedavisinde uzmanlaşmış İsrailli tıbbi kaynaklarına göre banka, 2000 yılındaki İkinci İntifada sırasında, o dönemde Filistinliler tarafından gerçekleştirilen bombardımanlar sonucunda ciddi yanıklara maruz kalan birçok İsraillinin hayatını kurtararak etkinliğini kanıtladı.

Avrupa Birliği Transplantasyon Komitesi'nin raporuna göre, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ile yapılan iş birliği sonucunda Tel Aviv'in, nüfusa göre organ naklinde 55 Avrupa ülkesi arasında 33'üncü, organ bağışını reddetmede ise bu ülkeler arasında üçüncü sırada yer aldığı ortaya çıktı.

"İsrail, ölü Filistinlilerin naaşlarını alıkoyma konusunda uzun bir geçmişe sahip"

Birçok hastanede çalışan doktorlar, Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Gözlemevi'ne, adli tıbbi muayenenin, naaşlara daha önce yapılan cerrahi müdahaleler nedeniyle, organ hırsızlığını kanıtlamak veya reddetmek için yeterli olmadığını belirtti.

Zira yoğun hava ve topçu saldırıları ve devam eden yaralı akını altında, ordunun alıkoyduğu naaşlar hakkında doğru bir analitik inceleme yapılmasının imkansız olduğu vurgulandı.

Merkezi Cenevre'de bulunan Gözlemevi, "İsrail'in ölü Filistinlilerin naaşlarını alıkoyma konusunda uzun bir geçmişi olduğunu" belirtti.

Gözlemevi, İsrail'in 'onları belirli bölgelerdeki gizli toplu mezarlarda alıkoyduğunu' söyledi.

Daha önce yaptığı açıklamada "İsrail yetkilileri, ölen kişilerin naaşlarını bir süre alıkoyduktan sonra otopsi yapılmaması şartıyla ailelerine yani Batı Şeria sakinlerine veriyor, bu şart bazı organların çalınması durumunu gizleyebilir" ifadelerine yer verdi.

Bunu yasaklayan uluslararası sözleşme ve anlaşmaların göz ardı edilmesi ve naaşların onurlu bir şekilde ve dini inançlarına uygun olarak defnedilmesi için ailelerine teslim edilmesinin reddedilmesinin, Lahey Sözleşmesi'nin 50'nci maddesi ve 4. Cenevre Sözleşmesi'nin 33'üncü maddesinde yasaklanan 'toplu cezalandırma' anlamına gelebileceğini vurguladı. 

Meşru şüpheler

"Şehitlerin Cenazelerini Kurtarmaya Yönelik Ulusal Kampanya", mevcut durum göz önüne alındığında, İsrail yetkililerinin Filistinlilerin, özellikle de Kudüs'ün içinden gelenlerin naaşlarını teslim ederken, gece gömülmesini ve otopsi yapılmamasını şart koşması sebebiyle, Gözlemevi'nin İsrail'in Filistinlilerin organlarını çaldığına yönelik öne sürdüğü şüphelerin meşru ve göz ardı edilemez olduğunu düşünüyor.

Kurbanın ailesinin herhangi bir eylemde bulunmasını engellemek için ordu, naaşları donmuş halde teslim ediyor.

Uzmanlara göre bu, Filistinlilerin donma durumu sona erene kadar meşru tıbbi prosedürleri yerine getirmesini engelliyor.

Naaşın çözülmesi en az 24 ila 48 saat gerektiriyor ancak çoğu aile buzların erimesini beklemeye dayanamıyor ve otopsi yerine CT taraması yaptırıyor. 

Şehitlerin Cenazelerini Kurtarmaya Yönelik Ulusal Kampanya'ya göre, İsrail, 2015'ten bu yana Batı Şeria ve Kudüs'ten yaklaşık 177 Filistinlinin naaşını, sıfırın altında 40 dereceye ulaşabilen özel dondurucularda tutuyor.

Ayrıca, sayısız mezarlıkta 255'e yakın naaşın tutulduğu ve 75 kayıp kişinin naaşlarının alındığı da kabul edilmiyor.

Kampanya koordinatörü Hüseyin Şucaiye'ye göre, Kampanya'nın 2008'den bu yana İsrail mahkemeleri önündeki takibi ve hukuki savunmalarının, İsrail'in naaşları teslim etmeme ve bu hassas insani dosyayı, müzakerelerde ve takas anlaşmalarında kullanmak üzere siyasi bir dosyaya haline getirme konusundaki inatçılığıyla çatıştığını belirtti. 

Şucaiye "Alıkonulan cenazelerin isimleri ve mezar numaralarının yer aldığı eksiksiz bir dosyayı Kızılhaç'a sunmak üzere hazırladık. Eğer İsrail onları gelecekteki takas anlaşmalarına dahil etmeyi reddederse, alıkoyma gerekçesini kaybedecek" dedi.

Ayrıca Kampanya'nın elinde, İsrail'in Filistinlilerin naaşlarından organ veya deri çaldığına dair kesin bir kanıt bulunmadığını da belirtti. 

Ciddi endişeler

İsrail'deki İnsan Hakları İçin Doktorlar adlı sivil toplum kuruluşu, İsrail ordusunun Gazze'deki Şifa Hastanesi'ne baskın yaptıktan sonra çok sayıda naaşı alıkoymasının ordunun bu naaşlardan organ çalma ve ticaretini yapma yaklaşımının devam ettiği yönündeki korkuları güçlendirdiğini belirtti.

Kuruluşun araştırma ve proje direktörü Asil Ebu Ras, "Ordunun hayatını kaybetmiş Filistinlilerin naaşlarından organ çalmaya devam ettiği ve naaşları takas anlaşmalarıyla ilgili devam eden müzakerelerde kullandığı konusunda ciddi endişeler var" dedi.

Ayrıca Ras, "Yıllar geçtikçe, deri dahil olmak üzere Filistinli ölülerin organlarının çalındığına dair güvenilir kaynaklardan çok sayıda rapor yayınlandı ve artık söz konusu naaşların bu nedenle alıkonulduğuna yönelik korkular var" ifadelerini kullandı. 

İsrail Ulusal Organ Nakli Merkezi, 2017 yılı içerisinde durumu kritik olan hastalara 520 organ nakli operasyonu gerçekleştirdiğini, bunların arasında 222 böbrek nakli ve deri bağışı ile ciddi yanıklara yönelik onlarca operasyon da yer aldığını açıkladı.

Merkez, 2016 yılında görme engelliler için 839 kornea nakli, 155 kemik ve ses teli nakli, 55 kalp kapağı nakli gerçekleştirdiğini belirtti.

Filistinlilerin suçlamaları

Yahudi cemaatinin organ bağışı fikrini pratikte kabul etmediği bir dönemde İsrail'in dünyanın en büyük deri bankasına sahip olması, bu konuda kendisine yöneltilen suçlamaları güçlendiriyor.

2015 yılı sonunda, Filistin'in Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Riyad Mansur, BM Güvenlik Konseyi'ne gönderdiği bir mektupta, İsrail'i, İsrail ordusu tarafından öldürülen Filistinlilerin naaşlarından organ çalmakla suçladı.

Mansur, o dönemde yazdığı mektubunda "Ekim 2015'te işgal güçleri tarafından öldürülen Filistinlilerin alıkonulan naaşlarının iade edilmesinin ardından yapılan tıbbi muayene sonrasında, naaşların kornea ve diğer organları olmadan iade edildiği tespit edildi" ifadelerine yer verdi. 

Geçen yılın temmuz ayında, Filistin hükümeti, İsrail'i üniversitelerin tıbbi laboratuvarlarında, alıkonulan Filistinlilerin naaşlarını kullanmakla suçladı ve bunu insan haklarının, bilimsel değerlerin, ilkelerin ve ahlakın açık bir ihlali olarak değerlendirdi.

O dönemde Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye, uluslararası üniversitelere, naaşları alıkoyan İsrail üniversitelerini boykot etme çağrısında bulundu.

2017 yılı Nisan ayında İsrail yetkililerinin 1990'lardan bu yana alıkoydukları 123 Filistinliden 121'inin naaşını kaybettiklerini açıklamasının ardından, İnsan Hakları Örgütü HaMoked ve Kudüs İnsan Hakları Merkezi dahil olmak üzere insan hakları merkezleri İsrail'i "organ hırsızlığı ve ticaretinin tespit edilmesini önlemek" amacıyla, hayatını kaybeden Filistinlilerin naaşlarını planlı olarak ihmal etmek ve bu naaşları yok etmeye çalışmakla suçladı.

Naaş dosyalarının Filistinliler açısından taşıdığı önem, 2008'de Filistin hükümetini 27 Ağustos tarihini, İsrail tarafından alıkonulan naaşların kurtarılması için ulusal bir gün olarak kabul etmeye ve naaşların serbest bırakılmasının gerekliliğini hatırlatan etkinlikler düzenlemeye yönlendirdi. 

İsrail hukuku, naaşların alıkonulmasının bir pazarlık kozu olarak kullanılmasına ve Gazze Şeridi'nde Hamas tarafından tutulan İsrailli mahkumlarla takas edilmesine olanak sağlıyor.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı’nın suikasta kurban gittiğini doğruladı

İzzeddin el-Beyk
İzzeddin el-Beyk
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı’nın suikasta kurban gittiğini doğruladı

İzzeddin el-Beyk
İzzeddin el-Beyk

Gazze Şeridi’ndeki Hamas Hareketi’nden dört kaynak, İsrail’in bugün Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı İzzeddin el-Beyk’i, Gazze kentinin kuzeybatısındaki Nasr mahallesinde bulunduğu bir meskene düzenlenen saldırıyla öldürdüğünü doğruladı.

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları ayrı açıklamalarda, ‘Aşmavi’ lakabıyla tanınan el-Beyk’in, savaş uçakları tarafından gerçekleştirildiği değerlendirilen ve meskeni hedef alan saldırıda atılan 3 füze sonucunda olay yerinde hayatını kaybettiğini belirtti. Kaynaklar, füzelerin hedefin öldüğünden emin olmak amacıyla kullanılmış olabileceğini ifade etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz da operasyonu duyurarak el-Beyk’in öldürüldüğünü doğruladı.

Şarku’l Avsat muhabirinin aktardığına göre saldırı sabaha karşı saat 03.30’da gerçekleşti. Saldırının ardından daire alevler içinde kaldı ve yangın, sivil savunma ekiplerinin müdahalesiyle söndürülene kadar yarım saatten fazla sürdü.

İsrail ordusunun, hedef alınan kişiyi ya patlamanın etkisiyle ya da bu füzelerden yayılan zehirli duman nedeniyle öldürmek amacıyla yoğun yangına yol açan füzeler kullandığı görülüyor.

Saldırı, yaklaşık iki ay önce gündüz saatlerinde benzer bir saldırının düzenlendiği başka bir binanın bitişiğindeki konut binasında gerçekleşti. Söz konusu saldırıda, Kassam Tugayları’na bağlı Gazze Tugayı’nın operasyonlar komutanı ve 7 Ekim 2023 saldırısında önemli rol oynayan isimlerden Edhem Nesman öldürülmüştü.

Önceki suikast girişimi

El-Beyk, geçtiğimiz mayıs ayının sonlarında, Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki Kassam Tugayları’nı sırasıyla Muhammed es-Sinvar’ın ardından komuta eden İzzeddin el-Haddad ve Muhammed Avde’nin öldürülmesinden birkaç gün sonra bir suikast girişiminin hedefi olmuştu.

Söz konusu saldırıda Gazze Tugayları Komutan Yardımcısı ve Zeytun Taburu Komutanı İmad İslim öldürülmüştü. O dönemde Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, İslim ile el-Beyk’in yanı sıra Gazze Tugayları’nın yeni komutanı Muhanned Receb arasında bir toplantı yapılmasının planlandığını, ancak saldırı düzenlendiğinde diğer iki ismin bölgeye henüz ulaşmadığını belirtmişti.

Bu operasyon, Kassam Tugayları’nın Han Yunus Tugayı Komutanı Muhammed el-Yazuri ile Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd’in öldürülmesinden yaklaşık iki hafta sonra gerçekleştirildi.

İzzeddin el-Beyk kimdir?

48 yaşındaki İzzeddin el-Beyk, Hamas’ın en önemli kalelerinden biri olan Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki Felluce bölgesinde yaşayan ve uzun yıllardır hareketin önde gelen mensupları arasında yer alan bir isimdi. 1990’ların sonunda camilerdeki faaliyetlere katılmasının ardından Hamas’a dahil olan el-Beyk, İkinci İntifada’nın başlamasıyla Kassam Tugayları bünyesinde çalışmaya başladı. İsrail’in kampa ve Beyt Lahiya beldesine yönelik kara operasyonlarına karşı koyma faaliyetlerinde belirgin ve etkin bir rol üstlendi. El-Beyk, 2004 yılında Cibaliye Mülteci Kampı’nı hedef alan kapsamlı bir İsrail askeri operasyonuna karşı koyarken Yasin tanksavar roketlerini ilk kullanan isimlerden biri oldu.

Hamas kaynaklarının Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre el-Beyk, Kassam Tugayları’nın Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki ve bugün Nuhbe olarak adlandırılan ilk özel birliklerinden birine komuta etti. Uzun yıllar boyunca Cibaliye Mülteci Kampı bölgesindeki Batı Taburu’nun komutanlığını yürüttü. Daha sonra bu görevden ayrılarak Kuzey Tugayı istihbarat biriminin başına geçti. Kasım 2023’te Ahmed el-Gandur’un öldürülmesinin ardından ise Kuzey Tugayı’nın komutanı oldu.

Kaynaklar, el-Beyk’in Kuzey Tugayı istihbarat biriminin başındayken, dönemin Gazze Şeridi genelindeki istihbarat sorumlusu Muhammed Avde’nin ‘gözde adamı’ olarak nitelendirildiğini belirtiyor. İkili arasında özel bir ilişki bulunduğu, her ikisinin de Cibaliye Mülteci Kampı’nda yaşadığı ifade ediliyor.

Kaynaklara göre el-Beyk, son savaş sırasında ‘Generaller Planı’ olarak adlandırılan ve Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Filistinlilerin yerinden edilmesini amaçlayan planın başarısızlığa uğratılmasında rol oynadı. El-Beyk ve beraberindeki savaşçılar, İsrail ordusuyla doğrudan çatışmalarda mevzilerini korudu.

Kendisiyle yakından tanışan Hamas kaynaklarından biri, el-Beyk’in usta bir keskin nişancı olduğunu ve bir dönem Kuzey Tugayı’ndaki operasyonların yönetiminden sorumlu olduğunu belirtti. Kaynak, el-Beyk’in halk arasında sevilen isimlerden biri olduğunu da ifade etti.

El-Beyk, savaş öncesinde ve savaş sırasında çok sayıda suikast girişiminin hedefi oldu. Bunlardan biri son savaşın ikinci yarısında Cibaliye Mülteci Kampı’nda gerçekleştirildi. Saldırıda koruması öldürülürken el-Beyk saldırıdan sağ kurtuldu.


Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
TT

Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Batı Libya’daki çok sayıda sağlık çalışanı, dün Trablus’ta Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) binası önünde ‘haklarını’ talep etmek üzere toplandı. Eylem, ülkede öğretmenlerin genel greviyle eş zamanlı gerçekleşirken, Libya’da hükümeti giderek artan taleplerle karşı karşıya bırakan mesleki protestoların tırmandığı bir döneme denk geldi.

Başkent Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan hükümet binası önünde yüzlerce sağlık personeli, diş hekimi ve sağlık sektörü çalışanı toplandı. Göstericiler, aralarında maaşların artırılmasının da bulunduğu dokuz talebin Trablus’taki yetkililer tarafından yerine getirilmesi çağrısında bulundu.

Protesto, pazar akşamı hükümet binası önünde düzenlenen barışçıl bir gösteri sırasında güvenlik görevlilerinin bazı doktorlara saldırması üzerine düzenlendi. Olay, çok sayıda Libyalının tepkisine yol açarken, olayın soruşturulması yönündeki çağrılar da arttı.

Sağlık çalışanları, protestolarının ‘yıllardır devam eden sıkıntılar ve geçim baskıları, fiyatlardaki artış, biriken borçlar ve sağlık sektöründeki koşulların kötüleşmesi’ nedeniyle gerçekleştirildiğini belirtti. Çalışanlar, taleplerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesini ve sağlık çalışanlarının insanca yaşayabilecekleri koşulların güvence altına alınmasını amaçladığını vurguladı.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği tarafından dün yayımlanan ve çalışanların açıklamalarının aktarıldığı bildiride, eylemin ‘geçici bir öfke anı olmadığı, yıllarca süren sabrın ardından’ gerçekleştirildiği belirtildi. Açıklamada, sağlık çalışanlarının ‘zor’ olarak nitelendirdiği koşullara rağmen, görevlerini yerine getirmeye ve vatandaşlara hizmet etmeye kararlı mesleki kadro ve uzmanların görevlerini sürdürdüğü kaydedildi.

Çalışanlar, taleplerinin ‘kişisel kazanımlarla ilgili olmadığını’, sağlık sektörü çalışanlarının koşullarının iyileştirilmesini ve görevlerini yerine getirebilecekleri uygun bir çalışma ortamının sağlanmasını hedeflediğini vurguladı. Açıklamada ayrıca sağlık sisteminin reforme edilmesi ve Libya vatandaşlarına sunulan sağlık hizmetlerinin seviyesinin yükseltilmesi çağrısı yapıldı.

cdfghyju
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto eylemine katılan iki çocuk, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Çalışanlar, taleplerinin küçümsenmesi veya sorgulanmasına yönelik girişimleri reddederken, eylemlerini sürdürme ve vatandaşların hayatını doğrudan ilgilendiren temel sektörlerden biri olarak sağlık sektörünü geliştirme konusundaki kararlılıklarını vurguladı.

Libya’daki sağlık çalışanlarının talepleri arasında maaşların artırılması, ek ödemeler ve yan hakların uygulanması, sağlık sigortası sağlanması, personel yapısının genişletilerek düzenlenmesi ve personel açığının giderilmesi yer alıyor. Çalışanlar ayrıca ilaç, tıbbi malzeme ve cihazların temin edilmesini, görevlerini yerine getirirken korunmalarını, ulusal insan kaynağının korunmasını ve uzmanların özel sektöre veya yurt dışına yönelmesine neden olan sorunların giderilmesini talep ediyor. Sendikaların ve meslek kuruluşlarının, çalışanları ve sağlık sektörünü ilgilendiren kararlara dahil edilmesi de talepler arasında bulunuyor.

Libya Genel Diş Hekimleri Sendikası da dün bir gösteri düzenleyerek tüm sağlık sektörü çalışanlarına, ‘sağlık sektörünün tarihindeki en büyük protesto gösterisi’ olarak nitelendirdiği eylemde toplanma çağrısı yaptı. Sendika, sektörde çalışanların ‘meşru ve adil haklarının’ talep edilmesini istedi.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği ise pazar günü Libya’daki ‘çok sayıda tıbbi ve yardımcı sağlık personeli ile idari çalışanın, Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan Başbakanlık binası önünde barışçıl bir protesto düzenledikleri sırada hükümet binasını korumakla görevlendirilen güç tarafından saldırıya uğramasına’ tepki gösterdi ve olayı kınadı.

j78k
Güvenlik güçleri, pazar günü Trablus’taki UBH binası önünde doktorların düzenlediği barışçıl eylemi dağıttı. (Milletvekilleri ve Devlet Yüksek Konseyi üyelerinin hesapları)

Devlet Yüksek Konseyi (DYK) üyesi Ebu’l Kasım Kuzeyt de olaya dikkat çekerek protesto sırasında bir güvenlik görevlisinin bir doktorun yakasından tuttuğunu gösteren fotoğrafı paylaştı. Kuzeyt, alaycı bir ifadeyle, “Sivil devletin polisi, üniversite hocalarına saldırdıktan sonra bugün de doktorları boğuyor!” dedi.

Sendika ve sağlık kuruluşları, Libya Başsavcısı’ndan saldırı olayıyla ilgili ‘derhal ve acil bir soruşturma’ başlatılmasını ve olaya karışan herkesin hesap vermesini talep etti. Kuruluşlar ayrıca sağlık çalışanlarına tam koruma sağlanması çağrısında bulundu.

Libyalı akademisyen Farac Derdur, “Cehalet devletin kurumlarına kök saldığında bilimin değeri geriler, doktor ve öğretmen aşağılanırken silahlı oluşumlara mensup kişiler sahnenin önüne çıkar” dedi. Derdur, “Yeterlilikten yoksun bu ayrım, ülkenin durumunun düzelmesini engelliyor ve kaynaklarının her geçen gün daha fazla tüketilmesine yol açıyor” ifadesini kullandı.

Derdur, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda ücret yapısındaki büyük farklılığa da dikkat çekerek, “Yıllarını zorlu bilim dallarında eğitim almaya adamış bir doktorun 2 bin dinarı aşmayan bir maaş alması, silahın başında yer alanların ise bunun katbekat fazlasını kazanması nasıl mümkün olabilir?” diye sordu.

Baskıların ardından UBH, Petrol Tesisleri Muhafızları mensuplarının maaşlarının artırılmasını kabul etti. Bu karar, Libya’daki öğretmenler ile sağlık sektöründe çalışanların geniş kesimlerinin tepkilerini artırırken, Misrata Havalimanı çalışanları ve sivil havacılık personeli de mesleki taleplere dayalı protestolara katıldı. Çalışanlar, ‘mali ve idari durumlarının düzenlenmesi’ çağrısında bulundu.

Bu gelişmelerin yanı sıra Libya’daki öğretmen hareketi, tüm okullarda genel grev kararını sürdürüyor. Eğitim Bakanı Muhammed el-Karyu ise öğrencilerin eğitim hakkının korunması amacıyla okulların derhal açılması ve öğrencilerin kabul edilmesi için belediyelerdeki eğitim müdürlerine pazar günü yazılı talimat gönderdi.

Öğretmenlerin tepkisini yatıştırmaya yönelik bir girişim olarak Karyu, dün sabah Genel Sağlık Sigortası Fonu Yönetim Kurulu ile bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, eğitim sektöründeki öğretmen ve idari personel için uygulanacak sağlık sigortası programının hayata geçirilmesine ilişkin mekanizmaları belirleyecek ortak bir yaklaşım ele alındı.

fgthyju
Pazar günü Batı ve Orta bölgelerden bir dizi eğitim müfettişiyle geniş kapsamlı bir toplantı düzenlendi. (UBH Eğitim Bakanlığı)

Toplantıda, gerekli verilerin toplanması ve güncellenmesi ile bunların Bilgi ve Dokümantasyon Merkezi’ne iletilmesini sağlayacak yöntem ve mekanizmalar ele alındı. Böylece sektörde çalışanların tamamına sağlık sigortası sağlanmasına ilişkin onaylı düzenlemenin hazırlanması amaçlanıyor.

UBH Sağlık Bakanı Muhammed el-Guc da pazar akşamı sağlık sektöründe çalışanların taleplerini görüşmek üzere tıp sendikaları, yardımcı sağlık meslekleri ve tıbbi laboratuvar temsilcileri ile sağlık hizmetleri ve hastane yöneticileriyle bir araya geldi.

El-Guc, bakanlığın yayımladığı açıklamada, çalışanların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve mali haklarının artırılması yönündeki taleplerinin meşru olduğunu belirtti. El-Guc, söz konusu taleplerin yasal çerçeve ve mevcut imkanlar doğrultusunda karşılanması için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.


Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
TT

Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)

Halil Musa

Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da ‘kapsamlı bir ulusal diyalog’ gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısı, 28 Kasım’da yapılması planlanan genel seçimlerin ertelenmesine yönelik seslerin yükseldiği bir dönemde geldi.

Gözlemciler bu çağrıyı, seçimlerin iptal edildiği 2021 yılının aksine, ertelenmesi konusunda bir uzlaşı platformu olarak değerlendiriyor. Nitekim 2021’de seçimlerin düzenlenmesi kararı Hamas ile varılan tam bir uzlaşıyla alınmış olmasına rağmen Abbas, erteleme adımını ulusal bir mutabakat olmaksızın tek taraflı olarak atmıştı.

Erteleme konusunda genel mutabakat

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  üst düzey bir Filistinli yetkili; Fetih, Hamas ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) her birinin farklı gerekçelerle seçimlerin ertelenmesini istediğini, Washington ve Tel Aviv’in de erteleme taraftarı olduğunu belirtti. Yetkili, “Filistinli grupların ulusal diyalog toplantılarında seçimlerin zamanında yapılması konusunda uzlaşması halinde seçimler gerçekleştirilecek; ancak bu grupların erteleme üzerinde mutabık kalmaları durumunda ise seçimler ertelenecek” değerlendirmesinde bulundu.

Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da yapılması planlanan ulusal diyalog toplantılarına katılması bekleniyor. Bu hamle, Temmuz 2023’te Mısır’ın el-Alemeyn kentinde gerçekleşen görüşmelerden bu yana bu ölçekte atılan ilk adım olma özelliğini taşıyor.

Seçimler önemli

Fetih Hareketi Merkez Komitesi, diyalog sürecini başlatmak üzere bir heyet oluşturdu. Komite, ‘meşruiyetlerin yenilenmesi ve Filistin siyasi sisteminin birliğinin güçlendirilmesi için bir çıkış noktası olarak seçimlerin gerçekleştirilmesinin’ önemini vurguladı. Ancak Komite, ‘seçimlerin Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi de dahil olmak üzere tüm Filistin topraklarında düzenlenmesi için gerekli koşulların hazırlanması ve Merkez Seçim Kurulu’nun görevlerini özgürce yerine getirmesine imkân tanınması’ gerektiğinin altını çizdi. Seçimlerin ertelenebileceğine işaret eden Komite, ‘işgal yönetiminin halkımızın seçimlere katılımının önüne koyduğu engellerin kaldırılması’ çağrısında bulundu.

Fetih yöneticilerinden Cibril er-Racub ise genel seçimlerin ertelenmesini ve ulusal uzlaşının sağlanmasının ardından gerçekleştirilmesini; sürecin de genel seçimlerle değil, devlet başkanlığı seçimleriyle başlatılmasını talep etti. Filistinli siyasetçi Avni el-Meşni ise seçimlerin ertelenmesi konusunun ‘Kahire’deki ulusal diyalog çağrısının temelini oluşturduğunu, bunun nedeninin de herkesin bu karar üzerinde uzlaşması ve hiçbir gruba bu sorumluluğun yüklenmemesi arzusu olduğunu’ belirtti.

Merkez Seçim Kurulu’nun tutumu

El-Meşni, “Seçimlerden beklenen, sonuçların seçim tarihlerini belirleyen tarafın şartlarıyla örtüşmesidir; zira bu taraf yalnızca kendisinin kazanacağı bir seçim istemektedir” değerlendirmesinde bulundu. El-Meşni sözlerini şöyle sürdürdü: “Erteleme için bir bahane arıyorlar. Bu görevi Merkez Seçim Kurulu’na yıkmaya çalıştılar, ancak Kurulun bu görevi reddetmesi ve seçimleri düzenlemeye hazır olduğunu teyit etmesi nedeniyle başarısız oldular.”

Filistin Merkez Seçim Kurulu’nun aktardığına göre, Gazze Şeridi’nde seçimlerin düzenlenmesi için iki plan hazırlandı. İlk plan, İsrail’in seçim materyali ve ekipmanının oy verme tarihinden bir hafta önce bölgeye girişine izin vermesine dayanıyor. Merkez Seçim Kurulu Sözcüsü Ferit Taamallah’a göre alternatif plan ise ‘seçim ekipmanları ile oy sandıklarının doğrudan Gazze Şeridi’nde imal edilmesini’ öngörüyor.

Kudüs kentindeki seçim sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Taamallah, Seçim Kurulu’nun planının -1996, 2005 ve 2006 yıllarında olduğu gibi- kentin varoşlarındaki oy verme merkezlerine dayandığını, yani kentteki Filistinlilerin oylarını bu varoşlarda kullanacağını açıkladı. Taamallah, bu durumun İsrail’in kentte oy kullanma hakkına sahip 140 bin kişiden sadece 6 bininin kentteki posta merkezlerinde oy kullanmasına izin vermesiyle eş zamanlı yürüyeceğini belirtti. İsrail’in Kudüs’te seçim yapılmasına izin vermemesi meselesine de değinen Taamallah, bu sorunun ‘teknik olarak aşılabileceğini, ancak meselenin teknik olmaktan ziyade siyasi olduğunu’ vurguladı.

El-Meşni’ye göre, Filistin’in iki büyük siyasi hareketinin seçimleri erteleme yönündeki arzusu nedeniyle mevcut eğilim, ‘Fetih Hareketi’ne seçimleri ertelemesi için bir çıkış yolu sağlayan FHKC’nin erteleme girişimini kabul etme yönünde’ ağırlık kazanıyor.

Söz konusu girişim; genel seçimlerin ertelenmesini, ‘mevcut engeller ve karmaşık koşullar nedeniyle’ Ulusal Konsey’in yeniden oluşturulmasını ve uzlaşıya dayalı bir geçiş dönemine geçilmesi çağrısını içeriyor.

FHKC, “Halkımızın acil ihtiyaçlarının karşılanmasına, direnişinin desteklenmesine; çatışma ve çekişmelerden uzak, özgür ve kapsamlı seçimlerin düzenlenebilmesi için siyasi, hukuki ve toplumsal zeminin hazırlanmasına öncelik verilmesi” çağrısında bulundu.

Girişime göre geçiş dönemi, ‘seçimler için gerekli bir çıkış noktası oluşturacak ve sürecin yeni bir bölünme ile iç çatışma alanına dönüşmesini engelleyecek.’ Metin, “Halkımızın tüm kesimleri ile siyasi ve toplumsal unsurlarının kapsamlı bir temsilini yansıtacak şekilde geçiş dönemi için yeni bir Ulusal Konsey oluşturulmasını” ve belirlenecek geçiş süreci boyunca görev yapacak birleşik bir ulusal uzlaşı hükümetinin kurulmasını öngörüyor.

Girişim, seçimler konusunda ise ‘ulusal meşruiyetin yenilenmesi için bir gereklilik olarak’ kapsamlı seçim ilkesinin benimsenmesini ve katılım için hiçbir ön koşul olmaksızın seçimlerin eş zamanlı olarak düzenlenmesi hususunda uzlaşıya varılmasını talep ediyor.

Erteleme talepleri

Siyasi araştırmacı Cihad Harb, ulusal diyalog çağrısının ‘Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın seçimlerin ertelenmesi konusunda Filistinli grupların onayını alma arzusundan’ kaynaklandığı değerlendirmesinde bulundu. Harb, “Birlik kurulması ve siyasi program gibi geniş kapsamlı konularda bir ulusal diyalogdan söz ettiğimizde, bu durum Filistin’in iç düzenlemelerine ilişkin bir geçiş sürecini gerektirir” dedi. Filistinli grupların seçimlere hazır olduklarını beyan etmelerine rağmen erteleme temennisinde bulunduklarını belirten Harb, “Fetih Hareketi iç hatlarda sürece hazır olmadığı için erteleme istiyor. Seçim kurulunca listelerin oluşturulması kararı ve hareketin 8. Kongresi’nden çıkan sonuçların bünyesinde yarattığı karmaşa nedeniyle henüz listesini bile netleştirmiş değil” ifadelerini kullandı.

Hamas hareketine ilişkin değerlendirmesinde ise Harb, örgütün ‘önümüzdeki aylarda uluslararası alanda kabul görüp göremeyeceğini bekleyip gördüğüne, bir başka deyişle aldığı ağır darbelerin ardından Gazze Şeridi’ndeki varlığını bugünkünden daha geniş ve etkin şekilde pekiştirme üzerine bahis oynadığına’ dikkat çekti.

Filistin Devlet Başkanı, genel seçimler için adaylık başvuru süresini 12 günden 18 güne çıkarma kararı almıştı. Böylece adaylık için yasal süre 26 Eylül’den 13 Ekim’e kadar uzatılmış oldu. Abbas’a göre sürenin uzatılması, ‘ulaşım zorlukları, coğrafi engeller ve seçim sürecini çevreleyen olağanüstü koşullar altında adaylara ve listelere daha fazla esneklik sağlamayı’ hedefliyor.

Başvuruların geçen cumartesi günü başlamasının ardından Batı Şeria’nın el-Bire kentinde ve Gazze Şeridi’ndeki Deyr el-Balah’ta yer alan Merkez Seçim Kurulu’na yedi aday listesi sunuldu.