Silahsızlandırılmış bir Filistin devleti… 1967’deki Arap Zirvesi’nde söylenmeyenler (1)

Bir İngiliz raporu, girişimin Kral Hüseyin bin Talal tarafından benimsendiğini ve Abdülnasır’dan gizli destek aldığını ortaya koydu.

Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır (ortada), Sudan Başbakanı Muhammed Ahmed Mahcub ve Suudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdülaziz, 1967 Hartum Zirvesi’nde. (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır (ortada), Sudan Başbakanı Muhammed Ahmed Mahcub ve Suudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdülaziz, 1967 Hartum Zirvesi’nde. (AFP)
TT

Silahsızlandırılmış bir Filistin devleti… 1967’deki Arap Zirvesi’nde söylenmeyenler (1)

Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır (ortada), Sudan Başbakanı Muhammed Ahmed Mahcub ve Suudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdülaziz, 1967 Hartum Zirvesi’nde. (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır (ortada), Sudan Başbakanı Muhammed Ahmed Mahcub ve Suudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdülaziz, 1967 Hartum Zirvesi’nde. (AFP)

İsrail-Arap savaşı ve 1967’deki Arap yenilgisinin ardından Sudan, Üç Hayır Zirvesi (uzlaşmaya, tanımaya ve müzakereye hayır) olarak bilinen Arap Zirve Konferansı’na Hartum’da ev sahipliği yaptı. O dönemde Arap Zirvesi bildirisinde de belirtildiği gibi başkent Hartum, İsrail saldırganlığının etkilerini ortadan kaldırmak amacıyla Arapların yeniden birleşmesini, koordinasyonunu ve planlamayı hedefliyordu.

Arapların, Londra’nın Arap topraklarına yönelik saldırganlığında İsrail’in yanında olduğuna inanması sonucunda İngiltere ile diplomatik ilişkilerini kesme girişiminde bulunan Arap ülkelerinin başında Sudan geliyordu.

Hartum’daki İtalyan Büyükelçiliği’nin İngiliz Çıkarları Bölümü tarafından 8 Eylül 1967’de yayınlanan bir İngiliz diplomatik raporu, savaşın hemen sonrasında Arap Zirve Konferansı’nın düzenlenmesini ‘Arapları sevindiren ve morallerinin yükselmesine katkıda bulunan bir fikir’ olarak tanımlıyor. Ağustos 1967’nin ilk haftasında Arap dışişleri bakanlarının Hartum’da bir toplantı yapması, birçok tereddüt ve güvensizlikten sonra konferansın yapılmasının da önünü açtı.

Rapor, ‘Kral Hüseyin’in merhum Mısır Cumhurbaşkanı Abdülnasır’ın gizli desteğiyle benimsediği silahsızlandırılmış bir Filistin devleti kurma girişimi de dahil’ zirvenin koridorlarında ve öncesinde kapalı kapılar ardında yaşananların bir kısmını ve Abdülnasır’ın savaş sonrasında kanaatinin nasıl değiştiğini ortaya koyuyor. Belgelere göre Abdülnasır, devrimci sloganlardan uzaklaşarak, Kral Faysal bin Abdülaziz liderliğindeki Arap ılımlılık çizgisine yaklaştı.

İngiliz raporunda ayrıca Yemen Devlet Başkanı Abdullah Yahya es-Sallal, Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Ahmed eş-Şukayri ve Suriye Dışişleri Bakanı İbrahim Makhous da ‘üç garip adam’ olarak tanımlanıyor. Medya, o sırada pozisyonlarının tuhaf olduğunu bildirmişti.

Suriye... Tek eksik

Arapların bu konferansa katılımıyla ilgili olarak raporda, Fas Kralı 2. Hasan ve Libya Kralı İdris olmak üzere iki Arap kralının yokluğundan bahsediliyor. Söz konusu iki Kral, zirveye temsilci göndermişti. Aynı şekilde Tunus Devlet Başkanı Burgiba da bir temsilci göndermişti.

Cezayir’de ise Devlet Başkanı Huari Bumedyen ülkesinin katılmayacağını söyleyerek tehdit etti. Ancak son anda, daha sonra Cezayir’in cumhurbaşkanı olacak olan Dışişleri Bakanı Buteflika’yı gönderdi. Her ne kadar Suriye Dışişleri Bakanı İbrahim Makhous dışişleri bakanlarının hazırlık toplantısına katılmasına ve konferans yapılıncaya kadar Hartum’dan ayrılmamasına rağmen zirveye katılmayan tek ülke Suriye oldu.

Fotoğraf Altı: Hartum zirvesine katılmayan tek ülke Suriye’ydi. (İngiliz arşivleri)
Hartum zirvesine katılmayan tek ülke Suriye’ydi. (İngiliz arşivleri)

Çatışan siyasi ve ekonomik çıkarları uzlaştırmaya yönelik ek çabaların bir parçası olarak, 16 Ağustos’ta Bağdat’ta ekonomi ve petrol bakanları toplantısı düzenlendi. Ayrıca zirveden hemen önce de Hartum’da ikinci bir dışişleri bakanları toplantısı düzenlendi.

Ekonomik toplantı belirleyici olmadı. Batı’ya petrol sevkiyatına uygulanan ambargo ile zarar gören ülkelere yardım etme ihtiyacı arasındaki tutarsızlık ise kaçınılmazdı. Hartum’daki konferansın perdesinin indirilmesi süreci, dışişleri bakanlarının hiçbir şeyi dışlamamak, kimseye bağlanmamak, ihtilaflı konuları ustalıkla gündeme getirmek amacıyla bir gündem belirledikleri resmi ve aceleci bir süreçti.

Silahsızlandırılmış bir Filistin devleti… Ürdün girişimi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre İngiliz belgesinde Filistin meselesine ilişkin olarak Kral Hüseyin bin Talal’ın 1967’de Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde silahsızlandırılmış bir Filistin devleti kurmak girişiminden de bahsediliyor. Rapor, bunu ‘garip bir plan’ olarak tanımlıyor.

Fotoğraf Altı: Kral Hüseyin, askerden arındırılmış bir Filistin devleti kurma girişiminde bulundu. (İngiliz arşivleri)
Kral Hüseyin, askerden arındırılmış bir Filistin devleti kurma girişiminde bulundu. (İngiliz arşivleri)

Bu fikir, yakın zamanda Mısır Cumhurbaşkanı AbdülfettahSisi tarafından tekrarlandı. Bu çerçevede birkaç gün önce Arap gazeteleri, Mısır’ın ‘silahsızlandırılmış bir Filistin devleti’ tutumunun bu bağlamda türünün ilk örneği olmadığını bildirdi. Filistinli ve İsraillilerin raporları da beş yıl önce Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın İsrailli akademisyenlere ‘silahsızlandırılmış bir Filistin devletini kabul ettiğini’ söylediğini aktarmıştı. Ancak İngiliz belgesine göre bu fikir, altmış yılı aşkın bir süre önce önerildi.

Belgede, Ürdün’ün bu fikir doğrultusundaki hareketleri açıklanırken şu ifadelere yer verildi:

“Ön aşamada dikkate değer bireysel çabalar vardı. Kral Hüseyin en ılımlı ülkelerin başkentlerinde hızlı bir tur attı. Muhtemelen Ürdün’ün içinde bulunduğu çaresiz durum karşısında ev sahiplerinin desteğini kazandı.”

Aynı fikirle ilgili olarak belgede şu ifadeler kullanıldı:

“Bir dizi kaynaktan onun (Kral Hüseyin bin Talal), Ürdün’ün Batı Şeria’sı ve Gazze Şeridi’nden oluşan ayrı, silahsızlandırılmış bir Filistin devleti kurmaya yönelik biraz tuhaf bir plan için destek seferber ettiği belirtiliyor. Hatta böyle bir planın teklif edilmesi için Abdülnasır’dan gizli destek aldığına dair bir söylenti bile var.”

Bu savaş, Abdülnasır’ın kanaatlerini nasıl değiştirdi?

Gizli İngiliz belgesi, savaştan sonra merhum Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdülnasır’a ve onun inançlarının nasıl değiştiğine de değiniyor. Bu durum, kendisini devrimci sloganlardan uzaklaştırıp Kral Faysal bin Abdülaziz’in önderlik ettiği Arap ılımlılığı çizgisine yaklaştırdı.

Belgede şöyle denildi:

“Abdülnasır, ağırlığını nereye koyacak? Soru buydu. Konferansın ilk kapalı oturumunda uzun açılış konuşmasını yapmak üzere ayağa kalktığı andan itibaren durumun gerçeklerini kabul ettiği için bu gerçek gizlenemezdi ve bu nedenle geçmişe dönmek mümkün değildi. Öyle görünüyor ki zirve kararlarında ve sonuç bildirisinde yer alan tartışmaların çoğu, Abdülnasır’ın ılımlılara katılarak onlara büyük destek vermesine ve tartışmanın yoğunluğunun azalmasına yol açtı. (…) Abdülnasır’ın İsrail’e veya Yemen’deki devrime karşı hisleri ne olursa olsun ancak ekonomik ve askeri durumu, onu barışçıl bir çözüm aramaya ve parçalanmış ülkesinin gücünü yeniden inşa etmeye zorladı. Bununla birlikte Abdülnasır’ın ılımlılarla anlaşma yapma isteği, İsrail’le herhangi bir şekilde doğrudan müzakereye girme isteği anlamına gelmiyor. İsrail’e ve onun temsil ettiği her şeye karşı duyulan şiddetli nefret, her türlü söylentinin ötesindedir. Öte yandan savaşa hızlı bir dönüş düşünülemez.”

Fotoğraf Altı: Gizli belgede Cemal Abdülnasır’ın savaştan sonra inançlarının nasıl değiştiği anlatılıyor. (İngiliz arşivleri)
Gizli belgede Cemal Abdülnasır’ın savaştan sonra inançlarının nasıl değiştiği anlatılıyor. (İngiliz arşivleri)

Söz konusu dönemde sorulan soru ise şuydu: Savaşın devam etmesi mümkün mü? Raporda, bu soruya şu yanıt verildi:

“Abdülnasır, gündemin ilk maddesinin savaşın yeniden başlatılması çağrısı gibi göründüğünü belirtti. Mısır’ın savaşacak konumda olmadığını söylediğinde de sessizlikle karşılandı.”

Mısır Devlet Başkanı, ülkesinin şu anda çatışmada lider olmadığını doğruladıktan sonra, “Başka hangi ülke silaha sarılmaya hazır?” diye sordu. Raporda, “Konferansın karşı karşıya olduğu temel konu, savaşın Batı’ya ekonomik yaptırımlar uygulayarak mı yoksa Arap dünyasının kaynaklarını seferber edip bir havuzda toplayarak mı daha etkili bir şekilde sürdürülebileceğidir” ifadeleriyle yanıt verildi.

Diplomatik taktikler

Belgede ayrıca şu ifadelere yer verildi:

“İsraillilerin Doğu Şeria’da sıkışıp kaldığı bir dönemde konferansın uluslararası düzeyde sürekli eylem çağrısında bulunduğu, açıkça alınmış tek bir karar olabilir. Bu karar ise diplomatik taktiklere başvurma kararının açık bir kanıtıdır.”

Fotoğraf Altı: Hartum’daki Arap Zirvesi diplomasinin en iyi seçenek olduğunu doğruladı (İngiliz arşivleri)
 Hartum’daki Arap Zirvesi diplomasinin en iyi seçenek olduğunu doğruladı (İngiliz arşivleri)

İngiliz belgesinde şu ifadelere de yer verildi:

“En olası sonuç, Abdülnasır’ın Ruslar ve Tito ile diyaloğun sürdürülmesi çağrısında bulunduğu ve Güvenlik Konseyi (BMGK) ile Genel Kurul’un bir sonraki diplomatik savaşın arenası olacağı konusunda genel olarak mutabakata varıldığıdır.”

Petrolün savaşlarda silah olarak kullanılmasına ilişkin olarak ise şu denildi:

“Açıklamanın nispeten saldırgan olmayan tonuyla birlikte petrol arzının yeniden başlamasının, Batı’yı İsrail’e baskı yapmaya ikna etme umuduyla Batı’yla daha iyi ilişkilere kapı açtığı konusunda mutabakata varılmış olabilir. Açıklamada öyle görünüyor ki tüm çabalarına rağmen Gaulle’den bahsedilmiyor.”

Üç garip adam

Arap Zirvesi Konferansı’nın faaliyetleri, yarı kapalı kapılar ardında ve daha fazla haberin sızmadığı bir ortamda Hartum’da gerçekleştirildi. O dönemde kamuoyu, Yemen Devlet Başkanı Abdullah Yahya es-Sallal, Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Ahmed eş-Şukayri ve Suriye Dışişleri Bakanı İbrahim Makhous’un eylemleriyle meşguldü. Öyle ki İngiliz raporu, o dönemde medyada geniş çapta yer alan bu üç adamı ‘garip tavırlı’ olarak tanımlıyor.

Abdullah Yahya es-Sallal, Yemen Arap Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı olarak kabul ediliyor (1962- 1967). Lübnan doğumlu Filistinli Avukat Filistin lideri Ahmed eş-Şukayri ise Ocak 1964’te Kahire'de düzenlenen Arap Zirve Konferansı’nda Arap liderler tarafından Filistin halkıyla temaslarda bulunmak ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Ulusal Şartı ve temel sisteminin taslağını yazmakla görevlendirildi. Üç yıl sonra Şukayri, Arap- Filistin halkının temsilcisi olarak kurulmasına yardım ettiği Filistin Kurtuluş Örgütü’nün başkanı olarak Hartum’daki Arap Zirvesi Konferansı’na katıldı.

İbrahim Makhous ise Suriye’de Dışişleri Bakanı olarak görev yapıyordu ve siyasi tezlerinde aşırılıkçıydı. Bu aşırılık, onun Marksist-Leninist olmasından kaynaklanıyor olabilir. Arap dünyasını ilericiler ve gericiler olarak sınıflandırıyor ve Suriye meselelerini sınıf çatışması olarak görüyor.

Sallal ve Şukayri’nin konumuyla ilgili olarak belgede şu ifadelere yer verildi:

“İlki hemen anlaşmayı kınadı. Başkent Hartum, ertesi gün Yemenlilerin Abdülnasır karşıtı şiddetli gösterilerine tanık oldu. Şukayri ise üzerinde mutabakata varılan kararları şiddetle eleştirdikten sonra zirve bitmeden çekildi. Kendisine karşı çıkan kimse yok gibi görünüyor.”

Bir başka açıdan belgede şu ifadeler kullanıldı:

 “Arap Birliği, olumlu bir rol oynamaması ve ilk konferansta temsilinin olmaması nedeniyle Sudanlı liderler tarafından ciddi şekilde eleştirildi. Genel görüş, birliğin radikal reformlara ihtiyacı olduğu yönündeydi.”

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Sudan ordusu, stratejik Kadugli kentindeki kuşatmayı kırdı

Sudan ordusuna bağlı unsurlar (Arşiv – Reuters)
Sudan ordusuna bağlı unsurlar (Arşiv – Reuters)
TT

Sudan ordusu, stratejik Kadugli kentindeki kuşatmayı kırdı

Sudan ordusuna bağlı unsurlar (Arşiv – Reuters)
Sudan ordusuna bağlı unsurlar (Arşiv – Reuters)

Sudan ordusu bugün (Salı), Güney Kordofan Eyaleti’nin başkenti olan stratejik Kadugli kentinde, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) tarafından uygulanan kuşatmayı kırmayı başardığını açıkladı.

Kimliğinin açıklanmaması kaydıyla Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan bir kaynak, “Güçlerimiz Kadugli’ye girdi ve kuşatmayı kaldırdı” dedi.

İnsani koşulların ağırlaştığı ve kıtlık tehdidiyle karşı karşıya bulunan Kadugli, Nisan 2023’ten bu yana Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında süren savaş kapsamında, HDK ve yerel müttefikleri tarafından uzun süredir kuşatma altında tutuluyordu.


Refah Sınır Kapısı, Gazze sakinlerinin giriş ve çıkışına açıldı

TT

Refah Sınır Kapısı, Gazze sakinlerinin giriş ve çıkışına açıldı

Refah Sınır Kapısı, Gazze sakinlerinin giriş ve çıkışına açıldı

İsrail dün Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nı sivil geçişlerine yeniden açtı. Bu adımın, Filistinlilerin Gazze Şeridi’nden ayrılmasına ve İsrail’in yürüttüğü savaştan kaçarak bölge dışına çıkanların geri dönmesine imkân tanıyacağı belirtildi. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre İsrail, Refah Sınır Kapısı’ndan giriş ve çıkış yapan Filistinlilerin güvenlik kontrolünden geçirilmesini talep ediyor.

İsrail, Gazze Şeridi’ne yönelik savaşın başlamasından yaklaşık dokuz ay sonra, Mayıs 2024’te sınır kapısının kontrolünü ele geçirmişti. Savaş, ABD Başkanı Donald Trump’ın arabuluculuğunda ekim ayında yürürlüğe giren ateşkesle kırılgan bir şekilde durmuştu. Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılması, Trump’ın İsrail ile Hamas arasındaki çatışmaları durdurmaya yönelik daha geniş kapsamlı planının ilk aşamasında yer alan önemli şartlardan biri olarak görülüyor.

cdfgt
Filistinli hastalar, Han Yunus'taki Kızılay Hastanesi'nin avlusunda tekerlekli sandalyelerinde oturarak, yurtdışında tedavi görmek üzere Refah Sınır Kapısı’ndan tahliye edilmeyi bekliyor. (AFP)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, İsrailli bir güvenlik yetkilisi, “Avrupa Birliği (AB) adına sınır desteği sağlamak üzere AB Refah Sınır Yardım Misyonu (EUBAM) ekiplerinin gelmesinin ardından, Refah Sınır Kapısı, giriş ve çıkışlar için halkın kullanımına açılmıştır” dedi. İsrail Kamu Yayın Kuruluşu KAN’ın bildirdiğine göre, Gazze Şeridi’nden 150 kişinin ayrılması bekleniyor; bunların 50’si hasta. Karşılık olarak, 50 kişinin Gazze Şeridi’ne girişine izin verilecek.

Yabancı gazetecilerin Gazze Şeridi'ne girişi yasaklandı

Genel olarak Filistinliler, 7 Ekim 2023’teki saldırının ardından patlak veren İsrail’in Gazze operasyonlarının ilk dokuz ayında Refah Sınır Kapısı üzerinden Mısır’a geçebiliyordu.

cdfgrt
İnsani yardım malzemesi taşıyan kamyonlar dün Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'a ulaştı. (DPA)

Filistinli yetkililer, savaşın başlamasından bu yana yaklaşık 100 bin Filistinlinin Gazze Şeridi’nden ayrıldığını, bunların çoğunun ilk dokuz ay içinde çıkış yaptığını belirtiyor.

Uluslararası sesler

Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılmasına yönelik uluslararası sesler gelmeye devam etti; açıklamalar arasında adımı memnuniyetle karşılayanlar ve daha fazla yardımın Gazze Şeridi’ne ulaştırılması talebinde bulunanlar oldu.

AB Komisyonu’nun Akdeniz’den Sorumlu Üyesi Dubravka Suica dün, Refah Sınır Kapısı’nın açılmasının ardından Gazze Şeridi’ne daha fazla insani yardımın girişine izin verilmesi çağrısında bulundu.

sfr
Mısır ambulansları Refah Sınır Kapısı önünde bekliyor. (Reuters)

Suica, X platformundaki paylaşımında, “Yaklaşık iki yıl aradan sonra, Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı, sivil geçişleri için yeniden açıldı. Bu adım, uzun süredir beklenen bir barış planı aşamasını temsil ediyor ve birçok kişi için bir nebze rahatlama ve umut getirecek” ifadelerini kullandı.

Suica, “Şimdi daha fazla yardımın girişine izin verilmesi şart; halk hâlâ acı çekiyor ve kayıpların sayısı kabul edilemeyecek kadar yüksek” dedi.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper da dün, Gazze Şeridi’ndeki ana sınır kapısı Refah’ın yeniden açılmasını memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Cooper, kapının Filistinlilerin her iki yönde yaya olarak geçişine imkân tanıdığını belirtirken, daha fazla çaba gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

Cooper, X platformundaki paylaşımında, “Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılmasını, insanların her iki yönde yaya olarak geçiş yapabilmesi açısından memnuniyetle karşılıyorum. Bu, bazı ciddi şekilde yardıma muhtaç kişilerin Mısır’da tıbbi hizmet almasına olanak tanıyor. Ancak hâlâ yapılması gereken çok şey var. Yardımlar akmalı, temel ihtiyaç malzemelerine uygulanan kısıtlamalar hafifletilmeli ve yardım çalışanlarının görev yapmasına izin verilmeli” ifadelerini kullandı.

İsrail, güçlerinin bölgeyi işgal etmesinin ardından Refah Sınır Kapısı’nı kapatmış, ayrıca Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Philadelphia Koridoru’nu da kapalı tutmuştu.

Bu adım, yaralı ve hastalıklı Filistinlilerin bölgeden çıkarak tedavi görmesine imkân tanıyan hayati bir geçidi işlevsiz hale getirmişti. Geçen yıl, birkaç bin kişinin üçüncü ülkelerde tedavi görmesine izin verilirken, Birleşmiş Milletler’e (BM) göre hâlâ binlerce kişi yurt dışında sağlık hizmetine ihtiyaç duyuyor.

Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılmasına rağmen, İsrail yabancı gazetecilerin Gazze Şeridi’ne girişine izin vermeyi hâlâ reddediyor. Gazeteciler, savaşın başından bu yana bölgeye girişleri yasaklanan ve savaşın yol açtığı geniş yıkımla karşı karşıya kalan Gazze Şeridi’ndeki durumu aktaramıyor.

Gazze Şeridi’nde yaklaşık iki milyon Filistinli, yıkılmış şehirlerinin enkazı arasında geçici çadırlarda ve hasarlı evlerde yaşamını sürdürüyor.

İsrail Yüksek Mahkemesi, yabancı gazetecilerin İsrail üzerinden Gazze Şeridi’ne girişine izin verilmesi talebiyle Yabancı Gazeteciler Derneği tarafından açılan davayı inceliyor. Hükümetin avukatları, gazetecilerin girişinin İsrail askerleri için risk oluşturabileceğini öne sürerek, olası tehlikelere dikkat çekiyor.

Dernek ise bu iddiaları reddediyor ve halkın bağımsız, hayati bir bilgi kaynağından mahrum bırakıldığını vurguluyor. Dernek ayrıca, savaşın başından itibaren birçok BM ve yardım görevlisinin Gazze Şeridi’ne girişine izin verildiğine işaret ediyor.

Trump’ın Gazze planı, ikinci aşamasına girerken, yönetimin Filistinli teknokratlardan oluşan bir komiteye devredilmesini, Hamas’ın silah bırakmasını ve İsrail güçlerinin bölgeden çekilmesini öngörüyor; ardından yeniden imar çalışmaları yapılması planlanıyor.

İsrail, Hamas’ın silah bırakma olasılığı konusunda şüphelerini koruyor ve bazı yetkililer, ordunun yeniden savaşa hazırlık yaptığını belirtiyor. Gazze Şeridi’ndeki sağlık yetkilileri, ekim ayında yapılan ateşkes anlaşmasından bu yana İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında 500’den fazla Filistinlinin hayatını kaybettiğini, İsrail tarafında ise 4 askerin öldüğünü aktardı.

Geçtiğimiz cumartesi günü, İsrail ateşkesten bu yana gerçekleştirdiği en şiddetli hava saldırılarından birini düzenledi. Saldırılarda en az 30 kişi hayatını kaybederken, İsrail bunu, Hamas’ın cuma günü ateşkesi ihlal etmesine karşı bir yanıt olarak nitelendirdi.


Üçüncü Akım… Süveyda’daki çıkmazı sonlandırmak için sivil girişim

İsrail Başbakanı’nın geçtiğimiz yıl şubat ayında yaptığı açıklamaları protesto etmek için, Suriye'nin güneyindeki Süveyda şehrinin el-Kerama Meydanı'nda toplanan Suriyeliler, 25 Şubat 2025 (AFP)
İsrail Başbakanı’nın geçtiğimiz yıl şubat ayında yaptığı açıklamaları protesto etmek için, Suriye'nin güneyindeki Süveyda şehrinin el-Kerama Meydanı'nda toplanan Suriyeliler, 25 Şubat 2025 (AFP)
TT

Üçüncü Akım… Süveyda’daki çıkmazı sonlandırmak için sivil girişim

İsrail Başbakanı’nın geçtiğimiz yıl şubat ayında yaptığı açıklamaları protesto etmek için, Suriye'nin güneyindeki Süveyda şehrinin el-Kerama Meydanı'nda toplanan Suriyeliler, 25 Şubat 2025 (AFP)
İsrail Başbakanı’nın geçtiğimiz yıl şubat ayında yaptığı açıklamaları protesto etmek için, Suriye'nin güneyindeki Süveyda şehrinin el-Kerama Meydanı'nda toplanan Suriyeliler, 25 Şubat 2025 (AFP)

Suriye’nin çoğunluğu Dürzi nüfusa sahip Süveyda vilayetinden akademisyenler ve aydınlar, dün ‘Üçüncü Akım’ adıyla açık bir sivil inisiyatif başlattı. Girişimin, toplumdan doğacak bir sivil kurtarma heyeti oluşturulması yoluyla toplumu korumayı ve kaosa sürüklenmesini önlemeyi amaçladığı belirtildi. İnisiyatifin ayrıca, Suriye hükümeti ile vilayetin geniş kesimlerinde etkili olan fiili otorite arasında süren ‘kilitlenmiş’ durumdan çıkış hedefi taşıdığı ifade edildi.

Üçüncü Akım’ın hedefleri arasında, Süveyda’nın birleşik Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olduğunun vurgulanması ve çözümün temelini uzlaşıya dayalı idari yerinden yönetim anlayışının oluşturması yer alıyor.

Girişimi başlatanların Süveyda’daki ve yurt dışındaki Süveydalılara hitaben yayımladığı bildiride şu ifadelere yer verildi: “Biz, Süveyda vilayetindeki tıkanmış gerçekliğin dayattığı Üçüncü Akım’ız. Toplumu koruma, istikrarını, onurunu ve güvenliğini sağlama yönündeki ahlaki ve tarihsel sorumluluğumuzdan hareketle, sesimizi cesaret ve şeffaflıkla yükseltiyoruz.” Şarku’l Avsat’ın ulaştığı belgede, söz konusu girişimin, toplumdan doğan ve toplum için çalışan bir sivil kurtarma heyeti kurulması yoluyla toplumu korumayı ve kaosa sürüklenmesini önlemeyi amaçlayan ‘pratik bir yol haritası’ niteliği taşıdığı vurgulandı.

tyu
Geçtiğimiz cumartesi günü Süveyda şehir merkezindeki el-Kerama Meydanı'nda düzenlenen gösteride bağımsızlık ve kendi kaderini tayin hakkı talep edildi. (Sosyal medya)

Bildiride, Süveyda’nın halihazırda ‘halkının yaşadığı acıların görmezden gelindiği bir merkeziyetçi söylem ve siyasi tıkanıklık ortamında kritik bir süreçten geçtiği’ belirtildi. Metinde, bildiriyi imzalayanların yalnızca kendilerini temsil ettiği vurgulandı.

Bildiride, Üçüncü Akım’ın temel hedeflerinin, katliamların kınanması, hesap sorulmasının talep edilmesi ve zararların telafi edilmesi olduğu kaydedildi. Temmuz ayında yaşanan kanlı olaylardan sorumluluğun, bazı tarafların çatışmayı körükleme çabalarına rağmen, yönetime ait olduğu ifade edildi. Açıklamada ayrıca, Süveyda’nın birleşik Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulanırken, halkının tarihinin, Sultan Paşa el-Atraş liderliğindeki Büyük Suriye İsyanı mirası da dahil olmak üzere, ortak ulusal mücadelenin ruhunu yansıttığına dikkat çekildi. Çözümün temelinin ise uzlaşıya dayalı idari yerinden yönetim olduğu belirtildi.

Üçüncü Akım bildirisini imzalayanlar, halkın köylerine güvenli şekilde geri dönmesini, kaçırılanların serbest bırakılmasını ve mağdurların zararlarının tazmin edilmesini, öğrencilerin korunmasını ve eğitim haklarının güvence altına alınmasını, Süveyda’nın bölgesel eksenlerden uzak tutulmasını ve insanca yaşam koşullarının sağlanmasını, ayrıca diyalog ve sivil iş birliğinin toplumsal çalışmanın temeli olmasını hedeflediklerini ifade etti.

Bildiride, girişimin ‘bir iktidar ilanı ya da yönetim projesi olmadığı, geliştirmeye ve tartışmaya açık bir inisiyatif’ olduğu vurgulanarak, Süveyda’nın tüm sakinleri ve istikrarla ilgilenen taraflar, toplumu koruyan ve ona hizmet eden pratik bir sürece dönüştürülmesi için bu girişimi tartışmaya ve katkı sunmaya davet edildi.

sfgrt
Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Söz konusu girişim, Şeyh Hikmet el-Hicri ve kendisine bağlı olduğu belirtilen Ulusal Muhafızlar’ın Süveyda’nın geniş kesimlerinde etkisini sürdürdüğü bir dönemde gündeme geldi. El-Hicri ve çevresinin, İsrail desteğiyle Süveyda vilayetinde kurmayı planladıkları yapılanma doğrultusunda hareket ettikleri, geçtiğimiz eylül ayında ABD ve Ürdün desteğiyle Şam’dan ilan edilen ‘yol haritasını’ ise reddettikleri kaydedildi.

Öte yandan, el-Hicri ve destekçilerinin, Süveyda Valisi Mustafa el-Bekkur’un kısa süre önce duyurduğu girişime ilişkin şimdiye kadar herhangi bir tutum açıklamadığı belirtildi. ‘Süveyda için güvenli bir geleceğe doğru’ başlığıyla ve ‘Krizin sürmesi ile geleceğin gölgesini koruyan bir çözüm arasında kader belirleyici bir tercih’ sloganıyla duyurulan söz konusu girişimin, vilayetteki krize kapsamlı bir çözüm hedeflediği ifade edildi.

Vilayetteki gelişmeleri takip eden gözlemciler, geçtiğimiz cumartesi günü Süveyda kentinde el-Hicri yanlılarının düzenlediği ve vilayetin Suriye devletinden ayrılması yönündeki taleplerin yeniden dile getirildiği toplantının, Vali el-Bekkur’un girişimine fiili bir ret anlamına geldiğini değerlendirdi.

dfg
Süveyda’daki Ulusal Muhafızlar’ın liderleri, Şeyh Hikmet el-Hicri ile birlikte (Arşiv – Facebook)

Diğer yandan Ulusal Muhafızlar’ın kasım ayının sonlarında yaklaşık 10 kişiyi gözaltına aldığı hatırlatıldı. Söz konusu kişilerin, el-Hicri’nin politikaları ve projelerine karşı ‘darbe girişiminde bulunmak’ ve onun akımına paralel bir ‘alternatif akım’ oluşturmakla suçlandığı belirtildi.

Gözaltına alınanlar arasında din adamı Şeyh Raid el-Meteni’nin yanı sıra Asım Ebu Fahr, Ganidi Ebu Fahr, Mahir Felhut, Hüsam Zeydan, Zeydan Zeydan ve İlmüddin Zeydan’ın bulunduğu kaydedildi. Güvenlik operasyonundan iki gün sonra ise yerel kaynaklar, Şeyh el-Meteni’nin Ulusal Muhafızlar tarafından gözaltında tutulduğu sırada hayatını kaybettiğini duyurdu.