Gazze savaşı sonrasına ilişkin birbirinden farklı sesler yükselmeye devam ediyor

Filistin Otoritesi, bağımsız ve egemen tam bir devlet isterken Washington yenilenmiş bir Filistin yönetimi istiyor. Buna karşın İsrail ise Filistinli varlığına tamamen karşı. Peki, gerçekten ‘Hamas sonrası’ diye bir gün olacak mı?

Han Yunus'tan Refah'a yerlerinden edilen Filistinliler, 05 Aralık 2023 (DPA)
Han Yunus'tan Refah'a yerlerinden edilen Filistinliler, 05 Aralık 2023 (DPA)
TT

Gazze savaşı sonrasına ilişkin birbirinden farklı sesler yükselmeye devam ediyor

Han Yunus'tan Refah'a yerlerinden edilen Filistinliler, 05 Aralık 2023 (DPA)
Han Yunus'tan Refah'a yerlerinden edilen Filistinliler, 05 Aralık 2023 (DPA)

ABD yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki savaşın ‘ertesi gününe’ dair yöneltilen sorulara Tel Aviv’de ve Ramallah'ta kolay cevaplar bulamıyor. Eğer Washington, Ramallah ve Tel Aviv arasında bazı hedefler bir noktada kesişirse, işler nihai hedefe ulaştığında hepsinin ayrı telden çaldığının ortaya çıkması kaçınılmaz. Washington, Batı Şeria ve Gazze'nin ‘yenilenmiş’ bir Filistin Yönetimi tarafından yönetilmesini isterken Filistin Otoritesi iki devletli bir çözümün önünü açan kapsamlı bir anlaşma çerçevesinde, Batı Şeria’yı ve Gazze’yi yönetmeye devam etmek istiyor. İsrail ise mevcut hükümetiyle ne iki devletli çözümü ne bağımsız ve egemen bir Filistin devletini ne mevcut ne de yenilenmiş Filistin yönetimini istiyor. Belki de bir fırsatını bulsa Filistin Otoritesi’ni tamamen ortadan kaldırmak istiyor bile olabilir.

ABD yönetimi, Hamas'ın 7 Ekim'deki saldırılarının ardından, Gazze Şeridi'nde savaşın başlamasının üstünden geçen iki ay boyunca üzerinde anlaşmaya varılan, makul ve uygulanabilir bir vizyona ulaşmak amacıyla aralarında ABD Başkanı Joe Biden, Başkan Yardımcısı Kamala Harris, Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Savunma Bakanı Lloyd Austin ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın ve diğer yetkili isimlerin de bulunduğu hemen hemen tüm üst düzey ve nüfuzlu yetkililerinin dahil olduğu ziyaretler, mekik turları ve görüşmeler gerçekleştirdi. Fakat ABD’liler ortadaki sloganlardan, dileklerden ve özlemlerden daha karmaşık bir gerçekle karşı karşıyaydı.

Fotoğraf :Altı Abbas ve Blinken… ABD ile Filistin Yönetimi arasında yenilenmiş yönetim anlaşmazlığı var. (AFP)
Abbas ve Blinken… ABD ile Filistin Yönetimi arasında yenilenmiş yönetim anlaşmazlığı var. (AFP)

ABD yönetimi, savaştan sonra Gazze'yi Filistin Yönetimi’nin yönetmesi gerektiğiyle ilgili ortaya koyduğu vizyonunu geliştirmeye çalışıyor. Ancak Filistin yönetimiyle ilgili konuşmalar, Filistin Otoritesi’nden mevcut haliyle bahsedildiği anlamına gelmiyor. Çünkü mevcut Filistin Yönetimi, kapsamlı bir siyasi anlaşma olmadan Gazze'nin yönetimini yeniden devralmayı reddediyor. Başlangıçta İsrail tarafından karşı çıkılan mevcut Filistin Yönetimi, Washington’ı ‘yenilenmiş bir Filistin Yönetimi’ ifadesini kullanmaya itti. Bu öneri, Ramallah'ta öfkeyle karşılanırken İsrail'de de kabul görmedi.

Şarku'l Avsat'a konuşan Filistinli kaynaklar, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın önce Gazze'ye yönelik kanlı saldırıda, ardından da Filistin Yönetimi'ni hedef alan öneride İsrail ile aynı çizgide olduğuna inandığı ABD yönetimine öfkeli olduğunu aktardılar.

Kaynaklar, önerinin gerekçelerinin ve hedeflerinin bilinmesinden dolayı yenilenmiş bir Filistin Otoritesi fikrinin Ramallah tarafından reddedildiğini ve bunun aslında İsrail'in daha sonra Filistin Yönetimi’ni baltalamayı amaçlayan bir girişimi olarak görüldüğünü vurguladılar.

Filistin Devlet Başkanı Abbas, 2 Aralık'ta yapılan toplantıda Filistinli liderlere, kendi ifadesiyle ‘komploya’ izin vermeyeceğini söyledi. Abbas, her şeyin açık bir başlık altında, yani Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) başlığı altında olduğunu ve kendisi de dahil olmak üzere yeni ya da yenilenmiş bir yönetim veya başka bir şeyin olamayacağını vurguladı.

Abbas ve Filistin Yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki yıkıcı savaşın doruğa ulaştığı bir zamanda Filistin Yönetimi'ne karşı bir komplonun planlandığına inanıyorlar. Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye, pazartesi günü Filistinli yetkililerin önünde yaptığı konuşmanın başında bu konudaki kanaatini dile getirerek İsrail'in Filistin Yönetimi'ne ve tüm Filistinlilere karşı savaş yürüttüğünü söyledi. Iştiyye şu ifadeleri kullandı:

“İşgalci İsrail hükümetinin Başbakanı, FKÖ’yü, Filistin Yönetimi’ni ve hükümetini, Filistin milliyetçiliğinin, Filistin devletinin, siyasi birliğinin ve Filistin topraklarının birliğinin simgesi olarak görüyor. Bu yüzden de bizimle her gün savaş halinde.”

Fotoğraf Altı: Tel Aviv'de Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın başında İzzeddin el-Kassam Tugayları yazan bir bandana ile resmedildiği İsrail’in propaganda afişi (AP)
Tel Aviv'de Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın başında İzzeddin el-Kassam Tugayları yazan bir bandana ile resmedildiği İsrail’in propaganda afişi (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Filistin Otoritesi’ne karşı yürüttüğü savaş, sadece Gazze'nin yeniden Filistin Yönetimi tarafından yönetilmesini reddetmesiyle ilgili değil, aynı zamanda Abbas'a karşı da bir provokasyonu barındırıyor. Netanyahu, ‘Nazilerin Yahudilere yönelik soykırımını’ ve Hamas Hareketi’nin 7 Ekim'de gerçekleştirdiği ‘katliamı’ reddettiğini söyleyen Abbas’ı terörizmi finanse etmekle suçluyor ve Hamas'ın 2007 yılında elinden almadan önce Gazze'de test edilen otoritesinin Batı Şeria'da da zayıf olduğu savunuyor.

Tüm bunlara İsrail'in Batı Şeria'da her gün savaşı andıran uygulamalar dayattığı, Tel Aviv'in fonları kestiği ve maaşlarını ödemediği Filistin Yönetimi üyeleri de dahil olmak üzere Filistinlileri öldürdüğü ve tutukladığı eylemleri eşlik ediyor.

Şarku'l Avsat'a açıklamalarda bulunan Filistinli bir yetkili, İsraillilerin Filistin Otoritesi’ni baltalamaya çalıştıklarını, sadece Gazze'de değil, Batı Şeria'da da bir Filistin yönetiminden kurtulmak istediklerini kaydetti. Kaynak, “Bakın Netanyahu Gazze’de Filistin Yönetimi’nin göreve gelmesi fikrini nasıl ele alıyor; orada (Gazze’de) herhangi bir Filistin yönetimi olmasını reddediyor ve Filistin Yönetimi kurulmuş olmasının aslında bir hata olduğunu söylüyor” şeklinde konuştu.

Fotoğraf Altı: Binyamin Netanyahu 26 Kasım’da Gazze Şeridi'ndeki İsrail güçlerini teftiş etti. (İsrail Başbakanlığı - AFP)
Binyamin Netanyahu 26 Kasım’da Gazze Şeridi'ndeki İsrail güçlerini teftiş etti. (İsrail Başbakanlığı - AFP)

Netanyahu Gazze'de herhangi bir Filistin yönetimi istemediğini defalarca kez vurguladı. Ancak geçtiğimiz hafta kapalı görüşmelerde sadece savaştan sonra Gazze’de ne mevcut ne de yenilenmiş bir Filistin yönetiminin olmayacağını söyleyerek daha net bir tutum sergiledi. İsrail Kamu Yayın Kuruluşunun (KAN11) pazartesi günü yayınladığı haberde Netanyahu’nun bu tutumunu ABD’lilere ilettiğini aktardı.

Netanyahu İsrail’in Gazze Şeridi'ndeki güvenlik kontrolünü tamamen eline almasını planlıyor. Ancak Gazze’de bir Filistin yönetiminin kendileri için en iyi seçenek olduğuna inanan ABD’li yetkililer bu plana karşı çıkıyor.

ABD Başkanı Biden’ın Yardımcısı Kamala Harris pazartesi günü Mahmud Abbas'la bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede Abbas’a açık bir siyasi ufuk olması gerektiğini söyleyen Harris, ülkesinin Batı Şeria ile Gazze’yi yenilenmiş bir Filistin yönetimi altında birleştirmeye verdiği desteği yineledi. ABD Başkan Yardımcısı, Filistin Devlet Başkanı'na bu görüşmeyi ve savaşın ertesi gününün planlamasıyla ilgili olarak Ulusal Güvenlik Danışmanı Dr. Phil Gordon'un Dubai'deki görüşmelerini devamı olarak bu hafta İsrail ve Batı Şeria'ya ek ziyaretlerde bulunacağını ve görüşmeler gerçekleştireceğini bildirdi.

Fotoğraf Altı: ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken... ABD, Gazze’deki savaşın ‘ertesi gününün’ özelliklerini belirlemeye çalışıyor. (AP)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken... ABD, Gazze’deki savaşın ‘ertesi gününün’ özelliklerini belirlemeye çalışıyor. (AP)

Buna karşın Abbas, İsrail’in Gazze ile ilgili planlarının kabul edilemeyeceğini belirterek, “Gazze Şeridi'nin hiçbir yerinde bölme, işgal, kesinti ya da tecrit olamaz” dedi. Uygun çözümün, uluslararası garantiler ve bir uygulama takvimi belirlemek amacıyla ve Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi de dahil olmak üzere Batı Şeria'daki tüm Filistin topraklarının tüm sorumluluğunu üstlenmek için uluslararası bir barış konferansı düzenlemek olduğunu kaydeden Abbas, güvenlik ve askeri çözümlerin başarısız olduğu ve bölgede güvenlik ve istikrar sağlayamayacağı ortaya çıktı dedi.

Abbas'ın önerisine İsrail tarafından kesinlikle karşı çıkılıyor. Washington'ın Filistin seçimlerinin yapılmasını da içeren önerisi ise hem Filistin Yönetimi hem de İsrail tarafından ya tamamen ya da kısmen reddediliyor. Washington, Filistin seçimlerinin yapılması önerisini, savaş sonrası seçimlerin Hamas'ın zaferiyle sonuçlanabileceğini düşünmeden ortaya attı. Oysa ABD’nin şu anki tüm adımları Hamas’ı tüm alanlardan dışlamayı amaçlıyor.

Fotoğraf Altı: Refah'ta yerinden edilmenin ve yıkımın fotoğrafı, 05 Aralık 2023 (AP)
Refah'ta yerinden edilmenin ve yıkımın fotoğrafı, 05 Aralık 2023 (AP)

Washington karmaşıklıkları kabul ediyor. Dışişleri Bakanı Blinken bölgeye yaptığı son ziyarette ABD yönetiminin bunun kolay olmayacağının ve süreç boyunca anlaşmazlıklar olacağının farkında olduğunu söyledi. Ancak diğer seçeneklerin terör saldırıları, daha fazla şiddet ve masum insanların daha fazla acı çekmesine yol açacağını ve bunun da kabul edilemez olduğunu da sözlerine ekledi.

Peki, hem Gazze’de bir Filistin yönetimi olmasını hem de Gazze'yi işgal etmek istemediğini söyleyen İsrail ne istiyor?

Gerçek şu ki ne İsrail güvenlik servislerinde ne de Filistin Yönetimi'nde Netanyahu'nun ne istediğini bilen kimse yok gibi görünüyor.

Filistinli bir yetkili İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth'a konuya dair yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

“İsrail hükümeti, Gazze Şeridi'nde siyasi bir yönetim olmasıyla ilgilenmiyor, bunu anladık. Ancak askeri bir yönetimle de ilgilenmiyor. O halde ne istiyor? Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nı (UNRWA) mı? BM’yi mi? Ya da İsviçre’yi mi? Bunu anlamamız gerekiyor. Ortada ciddi bir uluslararası seçenek yok. Kimse Gazze Şeridi'nin yönetiminin sorumluluğunu üstlenmek istemiyor ve bunun için sıraya girmiyor. İsrail bu konuda bir plan yapmazsa, Gazze'de Hamas açısından ertesi günü dikkate alması gereken tarafın Filistin Otoritesi’nin olduğunu anlamak zorundasınız.”

Özetle Filistin Yönetimi, Gazze'ye bir tankın üzerinde dönmeyi reddediyor. Washington, ancak yenilenmiş bir Filistin yönetiminin Gazze’nin sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini söylüyor. Netanyahu ise savaştan sonra Gazze Şeridi'ni hiçbir Filistinli yönetimin yönetmeyeceğini, çünkü Gazze Şeridi'ndeki güvenlik kontrolünü İsrail’in tamamen üstleneceğini vurguluyor. Bunun ne kadar süreceğine ise değinmiyor. Kimsenin ertesi gün için net bir plan yapmadığı açık. Ortada sadece ya bir geçiş süreci başlatılması ya uluslararası güçlerin Gazze’de konuşlandırılması ya da Hamas yönetiminin düşürülmesinden sonra sorumluluğun Arap güçleri tarafından üstlenilmesi fikri var.

Fotoğraf Altı: Yahya Sinvar... İsrail, Gazze’deki savaşın amacının Hamas'ın Gazze'deki otoritesini tamamen ortadan kaldırmak olduğunu söylüyor. (DPA)
Yahya Sinvar... İsrail, Gazze’deki savaşın amacının Hamas'ın Gazze'deki otoritesini tamamen ortadan kaldırmak olduğunu söylüyor. (DPA)

Fakat en önemli soru şu: Gerçekten ‘Hamas sonrası’ diye bir gün olacak mı?

İsrailliler bunun karmaşık bir konu olduğunu ve uzun bir zamanın gerektiğini söylüyorlar. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise bunun 10 yıllık bir süreci gerektirebileceği değerlendirmesinde bulundu.

Sonuç olarak herkes Hamas'ın sadece askeri güçle yok edilebilecek bir tüneller ağından ibaret olmadığına, aynı zamanda bir ideoloji olduğuna ikna olmuş gibi görünüyor.



Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
TT

Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)

Fas, işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan öğrencilerle normal işiten öğrencileri aynı sınıflarda buluşturan, mesleki ve sosyal entegrasyonu hedefleyen benzeri görülmemiş bir üniversiteyi hayata geçirerek eğitim alanında yeni bir model başlattı.

Bu adım, beşerî sermayenin yeniden şekillendirilmesi, bilimsel mükemmeliyetin geliştirilmesi ve sağlık alanında inovasyonun teşvik edilmesi çerçevesinde atıldı. Klinik tedavileri, teknolojik eğitimi ve mesleki formasyonu bir araya getiren yeni bir akademik modelin önünü açan girişim, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 Dünya Kupası gibi büyük uluslararası organizasyonlara hazırlandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu organizasyonlar, farklı ihtiyaçlara sahip ziyaretçilerin ağırlanması konusunda ülkeye önemli sorumluluklar yüklüyor.

Tıp, teknoloji ve mesleki eğitimi buluşturan akademik model

Lalla Esma Üniversitesi, yaklaşık 3 bin 500 öğrenciyi ağırlayacak şekilde tasarlanan dört ana okuldan oluşuyor. Üniversite bünyesinde, mesleki eğitim sertifikasından temel yeterliliklere ve yüksek lisans derecesine kadar uzanan, işitme bilimleri alanında tamamen ücretsiz bir eğitim programı sunulacak.

Eğitim kurumunun bünyesinde, konuşma ve dil terapisi, klinik psikoloji ve bilişsel davranışların uygulamalı analizi alanlarında eğitim veren İşitme Bilimleri, İletişim ve Klinik Sinir Bilimleri Okulu da bulunuyor. Ayrıca kulak burun boğaz cerrahlarına ileri düzey koklear implant cerrahisi alanında uzmanlık diplomaları verilecek.

İşaret Dili, Sözlü Çeviri ve Erişilebilirlik Okulu ise kapsayıcı medya ve özel eğitim alanlarında uzmanlar yetiştirecek. Sistemin diğer bileşenlerini, yapay zekâ ve dijital sanat tasarımına odaklanan Kapsayıcı Teknolojiler Okulu ile mutfak sanatları, pastacılık ve çikolata üretimi alanlarında eğitim veren Kapsayıcı Meslekler Okulu oluşturacak.

Paris, Chicago, Leuven ve Montpellier’deki kurumlarla uluslararası iş birlikleri

Üniversitenin bilimsel yönetimi ve araştırma faaliyetleri, geniş bir uluslararası akademik ve hastane iş birliği ağına dayanıyor.

Bu iş birliklerinin başında, Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan ve Avrupa’nın işitme ile konuşma alanındaki ilk uzmanlaşmış merkezlerinden biri olarak tanımlanan Reconnect Üniversite Hastanesi Enstitüsü ile kurulan stratejik ortaklık geliyor. Institut Pasteur’ü ve Paris Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı üç hastaneyi —Necker Çocuk Hastanesi, Pitié-Salpêtrière Hastanesi ve Lariboisière Hastanesi— bir araya getiren bu ortaklık sayesinde sağırlığın gen tedavisi ile çocuk ve yetişkin işitme sağlığı alanlarındaki ileri araştırmaların aktarılması hedefleniyor.

İş birliği ağı, Batı dünyasında faaliyetlerini sürdüren en eski tıp fakültesinin mirasını taşıyan Fransa’daki Montpellier Üniversitesi’nin yanı sıra Audiocampus ve Cochlear Academy kurumlarını da kapsıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu ortaklıklarla koklear implant alanındaki uzmanlık eğitiminin aktarılması amaçlanıyor.

Belçika ile imzalanan niyet mektubu da uluslararası iş birliklerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Leuven Katolik Üniversitesi, Léonard de Vinci Yüksekokulu ve Fransızca konuşulan Belçika’nın ilk koklear implant merkezi olan Saint-Luc Üniversite Klinikleri arasındaki iş birliği, koklear implant uygulamalarına ilişkin Fransızca klinik eğitimin güçlendirilmesini hedefliyor.

Chicago’daki bir Amerikan akademik kurumuyla yapılan ortaklık ise uygulamalı davranış analizi alanında bilimsel uzmanlık sağlanmasını öngörüyor.

Uluslararası ortaklıklar, Muhammed V Üniversitesi ve Fas Ulusal Radyo ve Televizyon Şirketi ile yürütülen yerel iş birlikleriyle tamamlanıyor. Bu çalışmalarla kapsayıcı mesleki ve medya alanlarında yeni kariyer yollarının oluşturulması amaçlanıyor.

İnovasyonu destekleyen 7 bilimsel ve uygulamalı laboratuvar

Uluslararası iş birliklerini, üniversite kampüsünde kurulacak yedi gelişmiş bilimsel ve uygulamalı laboratuvar tamamlıyor.

Bunlar arasında, işaret dilleriyle iletişim kurmayı öğrenen insansı robotların ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yönelik inovasyon laboratuvarı öne çıkıyor. Kamu yayıncılığı kurumunun desteğiyle donatılan hareket laboratuvarında ise dijital görüntüleme, sanal karakter üretimi ve eğitsel video içeriklerinin hazırlanması üzerinde çalışılacak.

Üniversite bünyesinde ayrıca girişimciliğe, beceri geliştirmeye ve iş kurma süreçlerine odaklanan bir iş geliştirme merkezi bulunacak. Anatomi laboratuvarları ile ileri işitme testlerinin gerçekleştirileceği birimler de karmaşık cerrahi işlemlerin simüle edilmesine ve yardımcı işitme cihazlarının gerçek uygulama öncesinde ayarlanmasına imkân sağlayacak.

Erişilebilirlik hedefi ve uluslararası organizasyonlara hazırlık

Kapsayıcı üniversitenin hedefleri yalnızca akademik eğitimle sınırlı kalmıyor. Kurum, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte düzenleyeceği 2030 FIFA Dünya Kupası öncesinde ülkenin organizasyon kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan stratejik bir rol de üstleniyor.

Üniversitenin 2027 yılına kadar Fas’ın farklı bölgelerinden ve yurt dışından öğrencilere kapılarını açması planlanıyor. Kurum, otelcilik, ulaşım, bankacılık ve spor tesisleri gibi sektörlerde çalışacak profesyonelleri ve karşılama personelini eğiterek işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan ziyaretçilerle doğrudan iletişim kurabilecek uzmanlar yetiştirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, eğitim altyapısını kamu hizmetlerinin, stadyumların ve diğer tesislerin erişilebilirliğini artıracak önemli bir araca dönüştürüyor. Böylece Fas’ın, yaklaşan uluslararası organizasyonlarda beklenen küresel erişilebilirlik standartlarına uygun biçimde insan kaynağını geliştirmesi amaçlanıyor.


İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)

İsrail, yerel tüccarlarla Hamas arasında vergiler konusunda yaşandığını belirttiği anlaşmazlık nedeniyle Gazze Şeridi’ne ticari ürün girişinin durduğunu açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bu durum, halkın yardımlara bağımlı olduğu bölgede gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerinin önemli bir tedarik kanalını kesintiye uğrattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki insani yardım işlerini denetleyen askerî birimi olan COGAT (Bölgelerdeki Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi), çarşamba günü yayımladığı açıklamada, Gazze’deki tüccarların ticari ürünlerin girişine ilişkin koordinasyonu durdurma kararı aldığını bildirdi.

COGAT, Gazze’deki tüccarların bu kararı, Hamas’ın bölgeye giren her kamyon için 10 bin İsrail şekeli (3 bin 220 dolar) tutarında ücret talep etmesine ve Gazze’deki toplam satışlarının yüzde 30’unun nakit olarak yapılmasını istemesine tepki olarak aldıklarını kendilerine ilettiklerini belirtti.

Hamas ise daha sonra 10 bin şekellik ödemenin, Gazze’deki varlıklı kişilerin ihtiyaç sahiplerine, özellikle dul kadınlara ve yetimlere destek sağlamak amacıyla oluşturulan ulusal fona gönüllü katkılarından oluştuğunu açıkladı. Hareket ayrıca, savaşın harap ettiği bölgede ciddi nakit sıkıntısı yaşandığını öne sürerek, nakit ödemelerin teşvik edildiğini bildirdi.

Üç yıldır devam eden savaş, tekrarlanan zorunlu yerinden edilmeler ve İsrail’in insani yardım sevkiyatına yönelik sıkı kısıtlamaları nedeniyle Gazze halkının büyük bölümü yardımlara bağımlı durumda.

Küresel açlık izleme kuruluşlarından biri, temmuz ayında yaptığı uyarıda Gazze nüfusunun üçte ikisinden fazlasının yıl sonuna kadar akut açlıkla karşı karşıya kalabileceğini bildirmişti. Yaklaşık 2 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi’nde halkın çoğu geçici barınaklarda hayatını sürdürüyor.

Gazze Özel Taşımacılık Birliği Başkanı Nahid Şehber, dün İsrail’den ticari ürün taşıyan hiçbir kamyonun Gazze’ye girmediğini söyledi. Ancak İsrail’in kontrolündeki bir sınır kapısından insani yardım taşıyan kamyonların yanı sıra Mısır’dan ticari ürün getiren araçların da giriş yaptığını belirtti.

COGAT, Gazze’deki tüccarların koordinasyonu durdurma kararının, bölgeye giren insani yardım ve ticari ürün taşıyan kamyonların toplam sayısını günlük yaklaşık 300’e düşürebileceğini bildirdi. Bu sayı, mevcut toplamın yarısına karşılık geliyor.

Diplomatlar, Gazze’ye günlük giren kamyon sayısının normalde de 600’ün oldukça altında olduğunu belirtiyor. Şehber ise gerçek sayının yaklaşık 300 olduğunu ve bunların üçte ikisinin ticari ürün taşıdığını ifade etti.

ABD arabuluculuğunda varılan anlaşma uyarınca İsrail’in Gazze’ye günde en az 600 insani yardım kamyonunun girişine izin vermesi gerekiyor. Bununla birlikte İsrail, yükümlülüğünün yalnızca 600 kamyonun girişine izin vermek olduğunu savunuyor ve ticari ürünlerin insani yardımları tamamlayıcı nitelik taşıdığını belirtiyor.


Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
TT

Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)

Husiler, dün Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın çevresine füze saldırısı düzenledi. Saldırıda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’ndan iki kişi hayatını kaybederken, çok sayıda kişi yaralandı ve sarayda maddi hasar meydana geldi.

Saldırıyı üstlenen Husilere karşılık Yemen Enformasyon Bakanlığı, Başbakan Şai Zindani ile hükümet üyelerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu açıkladı. Bakanlık, olası saldırılara karşı önlem amacıyla hükümetin toplantılarını artık düzenli olarak sarayda gerçekleştirmediğini belirtti.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, saldırının ardından telefonla görüştüğü Başkanlık Konseyi üyeleri Tümgeneral Abdurrahman el-Muharremi ve Tümgeneral Mahmud el-Subeyhi’nin yanı sıra Başbakan Şai Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu sordu. Alimi, saldırının etkileri ve sonuçlarıyla mücadele kapsamında alınan önlemler hakkında ilk raporu da dinledi.

Alimi, Husilerin saraya yönelik saldırısının, grubun Yemen ve Suudi Arabistan’daki havalimanlarını, petrol tesislerini ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarının devamı niteliğinde olduğunu belirtti. Söz konusu saldırıların bölgenin ve deniz geçiş güzergâhlarının güvenliğini tehdit ettiğini savunan Alimi, bunun Husilerin “terörist niteliğini” bir kez daha ortaya koyduğunu ve grubun Yemen halkının devlet kurumlarını yeniden tesis etme iradesiyle başa çıkamadığını gösterdiğini ifade etti.

Yemen Cumhurbaşkanı, devletin anayasal sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirmeyi sürdüreceğini vurgulayarak, egemenlik kurumlarının ve vatandaşların korunmasının pazarlık konusu yapılamayacağını söyledi. Alimi, ilgili askerî ve güvenlik birimlerine devlet kurumlarının korunması, terör tehditlerine karşı önlem alınması ve tehdit kaynaklarına hukuka uygun şekilde karşılık verilmesi talimatı verdi. Bu adımların sivillerin ve sivil altyapının korunmasını güvence altına alması gerektiğini kaydetti.

Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).
Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).

Yemen hükümetinden uluslararası topluma çağrı

Yemen Bakanlar Kurulu da Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınmasının Husilerin “terörist yaklaşımını” ve sivilleri hedef alma politikasını ortaya koyduğunu açıkladı.

Kurul, saldırının hükümetin vatandaşlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesini, devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve darbeyi sona erdirme mücadelesini sürdürmesini engelleyemeyeceğini bildirdi. Açıklamada, “Yemen’in Şafağı” operasyonu kapsamında yürütülen çalışmaların devam edeceği vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, saldırının yalnızca devlet kurumlarını hedef alan eylemlerle sınırlı kalmayan, giderek yoğunlaşan Husi saldırılarının devamı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklamada, Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırıların yanı sıra Yemen’in Taiz ve Lahic vilayetlerindeki yerleşim bölgelerinin bombalanmasının da sivillerin hayatını tehlikeye attığı ve halkın yaşadığı sıkıntıları artırdığı ifade edildi.

Husilerin Yemen’in, komşu ülkelerin, bölgesel istikrarın ve bölgedeki hayati çıkarların güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğu belirtilen açıklamada, “Yemen’in geleceği, kendi halkına karşı silah kullanan, komşularının güvenliğini hedef alan ve Yemenlilerin darbe projesini reddetmesine şiddetle karşılık vermeye çalışan bir milis grubuna bırakılamaz” ifadelerine yer verildi.

Kurul, uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletlere saldırılar karşısında açık ve kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu. Açıklamada, saldırıların birbirinden bağımsız münferit olaylar olarak değerlendirilmemesi, sivillerin ve sivil tesislerin hedef alınmasının önlenmesi için gerekli baskının uygulanması ve ihlallerden sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması istendi.

Yemen hükümeti ayrıca, devlet otoritesini yeniden tesis etme mücadelesinde silahlı kuvvetleri, askerî birlikleri, güvenlik teşkilatlarını ve halk direniş güçlerini desteklemeyi sürdüreceğini bildirdi. Açıklamada, devlet kurumlarının ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, vatandaşların korunması ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıların hafifletilmesine yönelik siyasi, ekonomik ve insani çabaların da devam edeceği kaydedildi.