Foreign Affairs: İsrail Gazze’de başarısızlığa mahkum

Rapor: İsrail, Gazze’yi yerle bir edebilir, ama Hamas’ı yok edemeyecek

İsrail’i Gazze Şeridi’ni bombalamasının ardından bugün İsrail’in güneyinden görülen dumanlar yükseliyor (AP)
İsrail’i Gazze Şeridi’ni bombalamasının ardından bugün İsrail’in güneyinden görülen dumanlar yükseliyor (AP)
TT

Foreign Affairs: İsrail Gazze’de başarısızlığa mahkum

İsrail’i Gazze Şeridi’ni bombalamasının ardından bugün İsrail’in güneyinden görülen dumanlar yükseliyor (AP)
İsrail’i Gazze Şeridi’ni bombalamasının ardından bugün İsrail’in güneyinden görülen dumanlar yükseliyor (AP)

Foreign Affairs dergisi, Siyaset Bilimi Profesörü ve Chicago Üniversitesi Güvenlik ve Tehditler Programı Direktörü Prof. Dr. Robert E. Pape’nin, İsrail’in Gazze’deki başarısız bombalama kampanyasına değindiği bir makalesini yayınladı. Pape, makalesinde ‘toplu cezalandırma kampanyasının Hamas’ı hezimete uğratamayacağını’ belirtiyor.

Şarku’l Avsat’ın dergiden aktardığına göre Pape, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana 40 bin askerden oluşan savaş gücüyle kuzey Gazze’yi işgal ettiğini ve tarihte benzeri görülmemiş yoğun bir bombardımanla küçük alanı yok ettiğini söyledi. Hamas’ın yönettiği Sağlık Bakanlığı’na göre Gazze’de yaklaşık 2 milyon insan evini terk etti ve 6 bini çocuk, 5 bini kadın olmak üzere 15 binden fazla insan öldürüldü. ABD Dışişleri Bakanlığı ise gerçek ölü sayısının daha yüksek olabileceğine inanıyor.

Bu bağlamda Pape, “İsrail, hastaneleri ve ambulansları bombaladı, Gazze’deki binaların yaklaşık yarısını yıktı. 2,2 milyon kişinin tüm su, gıda ve elektrik kaynaklarını fiilen kesti. Her ne şekilde olursa olsun bu devasa hareket, sivillere karşı kolektif bir cezalandırmadır” dedi.

Robert E. Pape, “İsrail, Gazze’nin güneyine doğru ilerlerken hala net bir hedeften yoksun. İsrailliler, yalnızca Hamas’ı hedef aldıklarını iddia etse de ayrımın olmaması, İsrail hükümetinin gerçekte ne istediği konusunda gerçek bir soruyu gündeme getiriyor” dedi. Ayrıca, “İsrail’in Gazze’yi yok etme arzusu, İsrail ordusunun feci başarısızlığına ve 7 Ekim’deki Hamas saldırısıyla karşılaşmasına yol açan aynı beceriksizliğin ürünü müydü? Gazze’nin kuzeyinin ve şimdi de güneyinin yok edilmesi, Askeri İstihbarat Bakanlığı tarafından hazırlanan kavram belgesinin önerilmesi gibi tüm Gazze nüfusunun Mısır’a gönderilmesinin bir başlangıcı mı?” diye sordu.

Siyaset Bilimi Profesörü, “Nihai hedef ne olursa olsun, İsrail’in Gazze’yi kitlesel olarak yok etmesi derin ahlaki sorunlar yaratıyor. Stratejik kriterlere göre değerlendirsek bile İsrail’in yaklaşımı başarısız olmaya mahkumdur ve zaten kesinlikle başarısız olmuştur” dedi.

Toplu cezalandırma Hamas’ı güçlendirdi

Sivillerin toplu olarak cezalandırılmasının Gazze halkını Hamas’ı desteklemeyi bırakmaya ikna etmediğine, aksine Filistinliler arasında öfkeyi artırdığına dikkat çeken Pape, operasyonun, hedef alındığı iddia edilen Hamas’ı dağıtmayı başaramadığını ifade etti.

İsrail’in Gazze Şeridi’ni bombalaması sonucu yaralanan Filistinliler bugün Refah’taki bir hastaneye götürülüyor (AP)
İsrail’in Gazze Şeridi’ni bombalaması sonucu yaralanan Filistinliler bugün Refah’taki bir hastaneye götürülüyor (AP)

Robert E. Pape, “50 gün ve daha fazlası, İsrail’in Gazze’yi yıkabileceğini ama Hamas’ı yok edemeyeceğini, hatta Hamas’ın artık eskisinden daha güçlü olabileceğini ortaya çıkardı” dedi.

Hava gücü

Aşırı hava gücünün büyüsüne güvenen tek ülkenin İsrail olmadığını belirten yazar, “Tarih, geniş sivil alanlara yönelik hava bombardımanlarının hiçbir hedefe ulaşmadığını gösteriyor. İsrail, bu derslerden ders çıkarıp 7 Ekim saldırılarına, seçtiği gelişigüzel bombalama kampanyası yerine Hamas liderlerine ve savaşçılarına yönelik cerrahi saldırılarla karşılık verseydi belki de akıllı olurdu. Rotayı değiştirmek ve kalıcı güvenliğe ulaşmak için uygulanabilir bir strateji benimsemek için çok geç değil. Bu, Hamas ile Filistinlileri yakınlaştırmaya değil, onların arasını açmaya, iki devletli çözüme yönelik tek taraflı anlamlı adımlar atmaya dayalı bir yaklaşımdır” ifadelerini kullandı.

Pape, “Bu teoriye göre ülkeler, hava gücünün ortaya çıkışından bu yana, konumlarını değiştirmek için düşmanlarını bombalayarak teslim almaya, sivillerin moralini sarsmaya ve onları hükümetlerine karşı ayaklandıracak bir kırılma noktasına itmeye çalıştılar” dedi.

Pape ayrıca, “Zorlayıcı cezalandırma stratejisi, İkinci Dünya Savaşı’nda ve adı ve hedefleriyle anılabilecek şehirlerin gelişigüzel bombalanmasıyla zirveye ulaştı. Hamburg’da 40 bin, Darmstadt’ta 12 bin ve Dresden’de 25 bin ölü vardı. Bu kötü şöhretli listeye Gazze de dahil edilebilir” şeklinde konuştu.

Yazara göre mevcut İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, II. Dünya Savaşı ve Müttefikler’in havadan bombalama harekâtı ile karşılaştırma yaptı. Bu bağlamda Netanyahu, İsrail’in bugün toplu cezalandırma kampanyasına katıldığını inkâr ederken, Müttefikler’in Kopenhag’daki Gestapo karargâhını bombalamasından ve çok sayıda öğrencinin ölmesinden söz etti. Ancak Netanyahu’nun bahsetmeyi ihmal ettiği şey, Müttefikler’in sivilleri cezalandırmaya yönelik girişimlerinin hiçbirinin başarılı olmadığıdır.

Tarihten dersler

Tarihten dersleri hatırlatan yazar, Almanya’da 1942’de başlayan Müttefikler’in sivillere yönelik hava harekâtının Alman şehirlerini birer birer yok ettiğini, savaş sonunda son sayının 58 Alman şehir ve kasabasına ulaştığını anlattı. Ancak Müttefik yetkililerin kendinden emin beklentilerine rağmen kampanya, sivillerin moralini bozmadı veya onları Adolf Hitler’e karşı isyana zorlamadı.

Robert E. Pape, “Elbette kampanya, Almanları, savaş sonrası barışta kendilerine keyfi şartların dayatılması korkusuyla sıkı bir şekilde savaşmaya ikna etti” dedi.

Pape ayrıca, “Londra ve Birleşik Krallık’ın diğer şehirlerine yönelik 40 bin kişinin ölümüne yol açan Alman hava saldırılarının (The Blitz) başarısızlığı göz önüne alındığında, hava harekâtının başarısızlığı şaşırtıcı değildi. Ancak İngiltere Başbakanı Winston Churchill teslim olmayı reddetti, tam tersine İngilizleri harekete geçirmek ve zafer için gereken daha fazla fedakarlığı yapmak için ölüleri kullandı. Blitz, moralleri sarsmak yerine İngilizleri Amerikalı ve Sovyet müttefikleriyle bir karşı saldırı düzenlemeye ve kendilerini bombalayan ülkeyi işgal etmeye ikna etti. Aslında tarihte sivilleri hükümetlerine karşı isyana iten başarılı bir hava harekatının örneği yok” ifadelerini kullandı.

Aynı şekilde yazar, ABD’nin Kore Savaşı’nda Kuzey Kore’deki elektrik enerjisini yok ettiği, Vietnam Savaşı’nda da Kuzey Vietnam’daki elektrik enerjisinin çoğunu yok ettiği gibi bunu birden fazla kez denediğine dikkati çekti. Aynı şey, hava saldırılarının Irak’ın elektrik üretiminin yüzde 90’ını kesintiye uğrattığı ve hiçbirinin halk devrimiyle sonuçlanmadığı Irak Savaşı için de geçerli.

Yazara göre Ukrayna’daki savaş bunun son örneği. Zira iki yılı aşkın bir süre boyunca Rus havacılığı, 10 binden fazla sivilin ölümüne, 1,5 milyon evin yıkılmasına ve yaklaşık 8 milyon Ukraynalının yerinden edilmesine yol açan art arda hava saldırıları düzenleyerek Ukrayna’yı teslim olmaya zorlamaya çalıştı. Rus bombardımanı, Ukraynalıların moralini sarstı ama yok etmedi, aksine onları daha sıkı savaşmaya itti.

Pape, “Bu tarihi dersler Gazze’de tekrarlanıyor: İki ay süren acımasız bombalamalara ve ABD ile dünyanın geri kalanından gelen sınırsız askeri desteğe rağmen İsrail yalnızca marjinal sonuçlar elde etti. Herhangi bir anlamlı kıyaslamaya göre operasyon, Hamas’ın kısmen de olsa yenilgiye uğratılmasına yol açmadı. Hava operasyonu, İsrailli yetkililere göre 30 bin Hamas savaşçısından 5 binini öldürdü. Ancak bu kayıplar İsraillilere yönelik tehditleri azaltmayacak. 7 Ekim saldırılarının da gösterdiği gibi Hamas’ın tek ihtiyacı, yüzlerce savaşçının İsrail kasabalarına saldırması” açıklamasında bulundu.

İsrail Hamas’ı dağıtamadı

“Daha da kötüsü İsrailli yetkililer, operasyonun savaşçılardan iki kat daha fazla Filistinli sivili öldürdüğünü itiraf etti” diyen Pape, Hamas’ın yapısının parçalanmadığına dikkati çekti.

Robert E. Pape, “İsrail tarafından yayınlanan videolar, bir dizi tünelin girişinin tahrip edildiğini gösteriyor. Ancak bu düzeltilebilir. Hamas liderliği, İsrail güçleri oraya girmeden önce bölgeyi terk etti. Bu da en önemli altyapısıyla birlikte kaçtığı anlamına geliyor” dedi.

Pape ayrıca, “Hamas’ın İsrail güçlerine karşı bir avantajı var: Savaşmayı bırakmaları, halkın arasına karışmaları, yeniden savaşmak için ve daha iyi koşullarda yaşamaları çok kolay. Bu nedenle İsrail’in geniş çaplı askeri operasyonu başarısızlığa mahkumdur” ifadelerini kullandı.

Aynı şekilde İsrail operasyonlarının Hamas’ın Gazze üzerindeki kontrolünü zayıflatmadığını, İsrail’in 240 rehineden yalnızca birini kurtardığını, geri kalanların Hamas tarafından serbest bırakıldığını söyleyen yazar, görünen o ki hala Hamas’ın, savaşçılar üzerinde kontrolü olduğunu ifade etti. 

Robert E. Pape ayrıca, “Elektrik kesintisi ve büyük yıkıma rağmen Hamas Hareketi, hâlâ İsrail’in sivillere yönelik katliamlarına ve savaşçılarla İsrail güçleri arasındaki şiddetli çatışmalara ilişkin propaganda ve kasetler yayınlamaya devam ediyor” dedi.



Yemen hükümetinde 3 bakanlığı kapsayan kabine değişikliği

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Başbakan Şai Zindani ile birlikte (SABA)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Başbakan Şai Zindani ile birlikte (SABA)
TT

Yemen hükümetinde 3 bakanlığı kapsayan kabine değişikliği

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Başbakan Şai Zindani ile birlikte (SABA)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Başbakan Şai Zindani ile birlikte (SABA)

Yemen'de Başbakan Şai Muhsin ez-Zindani hükümetinde üç bakanlığı kapsayan kabine değişikliğine gidildi. Pazartesi günü yayımlanan iki cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yeni bakanlar atanırken, Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı bünyesinde de büyükelçi görevlendirmesi yapıldı.

Kararnamelere göre Salim el-Avlaki Enformasyon Bakanı, Yargıç Ekrem el-Amiri Kamu Hizmeti ve Sigortalar Bakanı, Ahmed el-Avlaki ise Yerel Yönetimler Bakanı olarak atandı. Ayrıca Muammer el-İryani, Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı bünyesinde büyükelçi olarak görevlendirildi.

Öte yandan, Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Tuğgeneral Reşad el-Yusufi'yi Yüksek Askeri Komite üyeliğine ve Taiz cephesinden sorumlu göreve atadı. El-Yusufi'nin rütbesi tümgeneralliğe yükseltildi.

El-Alimi ayrıca Albay Mecdi Ahmed'i Tur el-Baha Askeri Bölgesi ve Birinci Vatan Kalkanı Tugayı komutanlığına atayarak tümgeneralliğe terfi ettirdi.

Albay Bessam el-Hark, askeri bölgenin kurmay başkanlığına ve Dördüncü Dağ Piyade Tugayı komutanlığına getirilirken, Tuğgeneral Naci eş-Şattaf da askeri bölgenin operasyonlar sorumlusu olarak görevlendirildi.


Rubio'dan Lübnan'a Hizbullah uyarısı: Çatışmaya katılması yıkıcı sonuçlar doğurur

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Rubio'dan Lübnan'a Hizbullah uyarısı: Çatışmaya katılması yıkıcı sonuçlar doğurur

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'a, Hizbullah'ın İran, ABD ve İsrail arasında çıkabilecek olası bir çatışmaya dahil olmasının “yıkıcı sonuçlar doğuracağı” uyarısında bulundu. Üçüncü bir savaş ihtimalinden endişe duyan Avn, Hizbullah'ın yeni bir çatışmaya girmeyeceği yönündeki güvencelerine rağmen müzakere seçeneğinde ısrar ediyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkede yaşanan krizin çözümü için müzakere yolunu “alternatifi olmayan tek seçenek” olarak görüyor. Hizbullah'ın İsrail'le iki kez savaşa girmesinin ardından üçüncü bir savaş ihtimali Beyrut yönetimini endişelendirirken, örgütten İran, ABD ve İsrail arasında patlak verebilecek yeni bir çatışmaya katılmayacağı yönünde yeni güvenceler geldi.

Ancak Avn'ın bu güvencelere ihtiyatla yaklaşmasının önemli bir nedeni var. Hizbullah, mart ayında yaşanan ikinci savaş öncesinde de benzer güvenceler vermiş, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından ise bu tutumundan geri adım atmıştı.

Lübnan'da “Denenmişi yeniden denememek gerekir” anlayışıyla hareket eden Avn, hem Hizbullah'ın yeni güvencelerini hem de örgütle arasında kısa süre önce başlayan temkinli diyaloğu dikkatle değerlendiriyor.

Cumhurbaşkanı, üçüncü bir savaş turunun özellikle Lübnan'ın güneyinde ve Şii toplumunun yaşadığı bölgelerde yıkıcı sonuçlar doğurabileceğinin farkında. Rubio'nun telefon görüşmesinde yaptığı uyarı da Beyrut yönetiminin bu konudaki kaygılarını artırdı.

ABD seçimleri ve İsrail'deki siyasi belirsizlik müzakereleri durdurdu

Lübnan ile İsrail arasındaki müzakereler, ABD ve İsrail'de gerçekleştirilen seçimlerin yarattığı siyasi belirsizlik nedeniyle durgunluk dönemine girdi.

İsrail'le müzakerelerin resmi ve tek hamisi konumundaki ABD'de seçim süreci, Washington'ın yeni müzakere takvimini belirlemesini geciktirdi. Tel Aviv'deki seçimlerin kesin bir sonuç ortaya koymaması da İsrail tarafının siyasi karar alma sürecini zorlaştırdı. Bu tablonun Lübnan'la yürütülen görüşmelerdeki belirsizliği daha da uzatabileceği değerlendiriliyor.

sdcvfbn
Lübnan-İsrail müzakereleriyle eş zamanlı olarak Roma'daki ABD Büyükelçiliği girişinde güvenlik görevlileri (Arşiv – AP)

ABD, Tel Aviv'deki siyasi tablonun netleşmesini beklerken müzakerelerin siyasi veya askeri düzeydeki yeni turu için henüz tarih belirlemedi.

Buna rağmen Cumhurbaşkanı Avn, müzakerelerin başarısız olduğu görüşüne katılmıyor. Tercihini eleştirenlere “Alternatif ne?” sorusuyla karşılık veren Avn, müzakere yolunun Lübnan'ı koruyabilecek ve halkına yaşadığı büyük felaketi aşma umudu verebilecek tek seçenek olduğunu savunuyor.

ABD'de askeri düzeyde gerçekleştirilen son müzakere turunda da somut bir ilerleme sağlanamadı. İsrail heyeti, Lübnan tarafının sunduğu çeşitli önerilere yanıt vermekten kaçınarak bunları siyasi makamlara iletmesi gerektiğini belirtti.

Lübnanlı bir yetkili, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu durumun müzakerelerin başarısız olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Yetkili, ABD tarafının Lübnan askeri heyetinin ordunun sahadaki çalışmalarına ilişkin sunumundan memnuniyet duyduğunu belirtti.

ABD'li General Joseph Clearfield'ın da toplantıda yaptığı konuşmada Lübnan ordusunun çalışmalarını açıkça takdir ettiğini aktaran kaynak, ordunun İsrail güçlerinin çekildiği Batı Zutar'da bin 200'den fazla silah, mühimmat ve askeri altyapıyı ortadan kaldırmaya yönelik operasyon gerçekleştirdiğini bildirdi.

Silahsızlandırma denetiminde anlaşmazlık

Lübnanlı resmi kaynak, müzakerelerin pilot bölgelerin silahlardan arındırıldığının doğrulanması konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle durduğunu belirtti.

Bu konuda iki seçenek bulunuyor. İsrail, denetim görevinin bir sivil toplum kuruluşuna (STK) verilmesini önerirken Lübnan bu öneriyi reddediyor. Beyrut yönetimi, bunun yerine 1949'dan bu yana ülkede görev yapan Ateşkes Denetleme Gücü'nün (UNTSO) görevlendirilmesini istiyor. Ancak İsrail, Lübnan'ın bu önerisine de karşı çıkıyor.

Avn'dan orduya yönelik eleştirilere tepki

Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan ordusunun performansını överek askeri kurumu hedef alan kampanyalara tepki gösteriyor. Orduyu “ulusal ve güvenlik açısından bir güvence” olarak nitelendiren Avn, kuruma yönelik saldırıların ülkenin iç güvenliğini güçlendirmeye katkı sağlamadığını belirtiyor.

cgbhyjuvfd
ABD'li General Joseph Clearfield, geçen ağustos ayında Lübnan Genelkurmay Başkanı General Rudolf Haykal ile görüşürken (Arşiv – Lübnan Ordusu Komutanlığı)

Avn, “Ordunun bağımsız bir siyasi tutumu veya kendine ait özel bir gündemi yok. Ordu, siyasi otoritenin talimatlarını yerine getiriyor” diyor.

Lübnan ordusunun İsrail ordusuyla doğrudan iletişim kurmayı reddetmesinin de kendi talimatı doğrultusunda gerçekleştiğini belirten Avn, böyle bir temas için henüz erken olduğunu vurguluyor.

“Mevcut koşullarda doğrudan iletişim kurulması mümkün değil. İsrail ordusu topraklarımızı işgal etmeyi sürdürüyor ve her gün bu topraklara saldırıyor” ifadelerini kullanıyor.

Hizbullah'ın patlayıcıları gündemde

Lübnanlı resmi kaynak, güvenlik güçlerinin Hizbullah mensuplarıyla birlikte ele geçirdiği patlayıcılarla ilgili tartışmaların abartıldığını savundu.

Söz konusu patlayıcılarla ilgili sürecin hukuki çerçevede ilerlediğini belirten kaynak, “Soruşturmalar tamamlandıktan sonra başka adımlar atılması gerekiyorsa bunları atacağız” dedi. Bu açıklamanın, dosyanın Yüksek Yargı Konseyi'ne sevk edilmesi ihtimaline dolaylı bir gönderme olduğu değerlendiriliyor.

Ele geçirilen patlayıcıların ilk olmadığını belirten kaynak, Lübnan ordusunun aynı hafta içinde iki ayrı operasyon gerçekleştirdiğini, bunların ardından dördüncü bir operasyonun daha yapıldığını söyledi. Daha önce de Bekaa Vadisi, güney bölgeleri ve Beyrut'ta benzer operasyonlar düzenlendiğini ancak bunların büyük tartışmalara yol açmadığını hatırlattı.

Lübnan devletinin silahların yalnızca devletin kontrolünde bulunması yönündeki taahhüdü doğrultusunda operasyonların devam edeceğini belirten kaynak, ABD'nin bu konuda Lübnan'a baskı yaptığı yönündeki iddiaları da reddetti.

Kaynağa göre Rubio, Avn ile yaptığı telefon görüşmesinde yalnızca ele geçirilen patlayıcıların Hizbullah'a geri verileceği yönündeki iddiaların doğruluğunu sordu. ABD'li bakan, bu konunun dışında herhangi bir ayrıntıya değinmedi ve Lübnan'dan ek bir adım atmasını istemedi.


Husilerin Taiz kuşatması, temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını 5 katına çıkardı

Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).
Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).
TT

Husilerin Taiz kuşatması, temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını 5 katına çıkardı

Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).
Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).

Yemen'in Taiz kentinde Husilerin uyguladığı kuşatma, yüz binlerce kişinin yaşadığı sıkıntıları daha da ağırlaştırdı. Kente ulaşan yolların kapalı tutulması ve insani yardımların ulaştırılması amacıyla güvenli bir koridor açılmasına yönelik girişimlerin sonuçsuz kalması nedeniyle temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları normal seviyesinin 5 katına kadar yükseldi. Ülkenin batı ve güneyindeki çatışma bölgelerinden kaçan sivillerin sayısı da artıyor.

Uluslararası Göç Örgütü (IOM), son dönemdeki askeri tırmanış ve buna bağlı çatışmaların Taiz'de temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarında keskin artışa yol açtığını bildirdi. Örgüte göre, kentin çevresindeki bölgelere ulaşım yollarının kesilmesi nedeniyle temel ürünlerin maliyeti 3 ila 5 kat arttı. Bu durum, temel gıda maddelerini dahi çok sayıda ailenin karşılayamayacağı seviyelere taşıdı.

Örgüt, Yemen'in batısında çatışmaların şiddetlenmesi üzerine 300 binden fazla kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığını açıkladı. Yerinden edilmelerin büyük bölümünün son iki ayda gerçekleştiğini belirten IOM, ailelerin barınma yeri bulmakta ve temel ihtiyaçlarını karşılamakta giderek daha fazla zorlandığını kaydetti. Bu süreçte insani yardım kuruluşlarının ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını engelleyen kısıtlamalar da devam ediyor.

cdhyj
Husilerin dört haftadır Taiz kentini kuşatma altında tuttuğunu gösteren fotoğraf (Yerel medya)

Uluslararası Göç Örgütü Yemen Misyonu Başkanı Abdüssettar İssuf, yıllardır süren çatışmaların ardından Yemenli ailelerin yeniden evlerini terk etmek zorunda kaldığını belirtti. İssuf, bu ailelerin çoğu zaman üzerlerindeki kıyafetlerden başka hiçbir şeyleri olmadan göç ettiğini vurgulayarak barınma, gıda, temiz su ve sağlık hizmetlerine acil ihtiyaç duyduklarını ifade etti.

İssuf ayrıca, finansman yetersizliğinin binlerce ailenin hayati önem taşıyan yardımlardan mahrum kalmasına yol açabileceği uyarısında bulundu. Çatışmaların ve yerinden edilmelerin yayılmasıyla insani ihtiyaçların da giderek arttığına dikkat çekti.

Örgütün verilerine göre, ekim ayının başından bu yana Lahic vilayetinin El-Mudâribe ve El-Ara ilçelerinden 43 binden fazla kişi göç etti. Bu sayı, Yemen genelinde tek bir ilçede kaydedilen en yüksek yerinden edilme rakamı oldu.

Taiz vilayeti içinde de göç hareketliliği artarken çok sayıda aile, şu anda 56 binden fazla yerinden edilmiş kişiye ev sahipliği yapan Aden kentine yöneliyor.

Uluslararası Göç Örgütü, krizin sağlık alanındaki etkilerini hafifletmek amacıyla Marib, Lahic, Aden ve Taiz vilayetlerinde beş mobil sağlık ekibi görevlendiriyor. Bu ekiplerin ikisi Taiz'de faaliyet gösteriyor.

Ekipler; temel sağlık hizmetleri ve tıbbi danışmanlığın yanı sıra üreme sağlığı, akut yetersiz beslenmenin tedavisi, aşılama, sağlık kuruluşlarına sevk, ruh sağlığı, koruma ve acil bakım hizmetleri sunuyor.

Beş mobil ekip, geçen hafta sağlık hizmetlerinin yetersiz olduğu veya insani krizlerden etkilenen bölgelerde yaklaşık bin tıbbi danışmanlık hizmeti verdi.

Acil ihtiyaçlar için 45 milyon dolar gerekiyor

İnsani ihtiyaçların genişlemesi karşısında Uluslararası Göç Örgütü, müdahale kapasitesinin artırılması için aldığı katkılara rağmen ek finansmana ihtiyaç duyulduğunu bildirdi. Örgüt, önümüzdeki altı ay boyunca yürütülecek çalışmalar için yaklaşık 45 milyon dolara ihtiyaç olduğunu açıkladı.

Talep edilen finansmanın; hayat kurtarıcı yardımların yanı sıra barınma, acil nakit desteği, gıda dışı temel ihtiyaç malzemeleri, koruma hizmetleri, sağlık hizmetleri, temiz su ve sanitasyon çalışmalarını karşılaması öngörülüyor. Kaynakların ayrıca yerinden edilmiş kişilerin barındığı alanların koordinasyonu ve nüfus hareketlerinin takibi için de kullanılması planlanıyor.

cdg
Husilerin yerleşim alanlarını hedef alması nedeniyle devam eden göç dalgası (Yerel medya)

Söz konusu çalışmalar, yerinden edilmiş aileleri ve onlara ev sahipliği yapan toplulukları hedefleyen Yemen Krizine Müdahale Planı kapsamında yürütülüyor. Bu çerçevede, Afrika Boynuzu'ndan Yemen üzerinden gelen göçmenlere yardım etmeyi amaçlayan Afrika Boynuzu ve Yemen Bölgesel Göçmen Müdahale Planı da uygulanıyor.

Husilerin Taiz kentini kuşatma altında tutmayı ve kırsal bölgelerdeki yerleşim alanlarıyla Lahic'in batısındaki bölgeleri hedef almayı sürdürmesine rağmen Uluslararası Göç Örgütü, çatışmanın tüm taraflarına sivilleri ve insani yardım çalışanlarını koruma çağrısında bulunmakla yetindi.

Örgüt, özellikle Taiz vilayetinde ulaşılması güç bölgelere yardımların güvenli ve engelsiz biçimde ulaştırılmasının sağlanmasını istedi.

Köyler hedef alınıyor

Öte yandan Yemen hükümetine yakın kaynaklar, Lahic vilayetinin batısında Husilerin kontrolündeki bölgelerden ve Taiz ile cephe hattının kesiştiği alanlardan kaçışların sürdüğünü belirtti.

Kaynaklar, özellikle El-Mukâtıra ve El-Mudâribe ilçelerinde yerleşim yerlerinin roket mermileri ve insansız hava araçlarıyla hedef alınması nedeniyle sivillerin bölgeden ayrıldığını aktardı.

Husilerin, Taiz vilayetinin kırsal kesimlerine ulaşan yolları kapatmasının ardından El-Mukâtıra ilçesinin çevresindeki yerleşim alanlarına yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığı belirtildi. Örgütün, Lahic vilayetindeki El-Mudâribe ilçesinin köylerine yönelik roket ve insansız hava aracı saldırılarını da sürdürdüğü kaydedildi.

bfd bf
Husilerin Taiz vilayetini ele geçirmek için on binlerce silahlıyı sevk etmesi (AP)

El-Mudâribe'nin çevresinde hükümet güçleriyle Husiler arasında bir aydan uzun süredir çatışmalar yaşanıyor.

Bu gelişmeler, kırsal bölgelerde yaşayan siviller üzerindeki baskıyı daha da artırıyor. Yolların kapatılması ve köylere yönelik saldırılar, yaşam maliyetlerinin yükselmesi, gıda ve suya erişimin azalması ve sağlık hizmetlerindeki yetersizliklerle aynı döneme denk geliyor. İnsani yardım kuruluşları ise ihtiyaç sahiplerine ulaşmakta giderek daha fazla güçlük çekiyor.