İsrail gündemine erken seçim ya da iç savaş endişesi hakim

İşçi Partisi’nde liderinin istifa etmesiyle bir şok yaşandı

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)
TT

İsrail gündemine erken seçim ya da iç savaş endişesi hakim

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)

İsrail’de İşçi Partisi lideri Merav Michaeli’nin istifasının yarattığı şokla birlikte Başbakan Binyamin Netanyahu, halkın ve dünyanın dışladığı hükümetinin ömrünü uzatmak amacıyla Gazze’deki savaşı uzatma çabalarını sürdürüyor. Öte yandan pek çok kişi, İsrail’in tarihinin en ağır siyasi krizine gireceğini düşünüyor ve Gazze’deki savaşın ateşi yatıştığında bir iç savaşın patlak vermesinden korktuklarını dile getiriyor.

Michaeli dün, parti liderliğinden istifa edip yakın dönemde siyasetten çekilme niyetini açıkladı. Halk liderliğe olan güvenini kaybetmesi ve Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısına olanak sağlayan büyük başarısızlıktan yönetimi sorumlu tutması ışığında savaştan sonra mevcut siyasi ve askeri liderliğin başta kalmasına izin vermeyeceği için İsrail’in kaçınılmaz olarak 2024’te erken seçimlere gideceğini öngören Michaeli, önümüzdeki nisan ayında iç seçimlerin yapılması için çalışacağını açıkladı. Michaeli’nin kararı, anketlerin seçim barajını geçemeyeceğini ve siyasi haritadan kaybolacağını gösteren İşçi Partisi’nde büyük bir şoka neden oldu.

Fotoğraf altı: Binyamin Netanyahu, geçen 26 Kasım’da Gazze Şeridi’ndeki güçlerini denetlerken (AFP)
Binyamin Netanyahu, geçen 26 Kasım’da Gazze Şeridi’ndeki güçlerini denetlerken (AFP)

Netanyahu’ya baskı

Ancak iktidardaki Likud Partisi’ne yakın kaynaklar, seçim tarihini öne almaya çalışacağını ima eden Netanyahu’nun, erken seçim çağrısında bulunmaması konusunda sağ kanattaki müttefiklerinden yoğun bir baskı altında olduğunu bildirdi. Müttefikleri Netanyahu’ya, bu gibi seçimlerin partisi ve liderliğini yaptığı sağ kanat için değil, bizzat kendisi için bir intihar anlamına geleceğini söylüyorlar.

Ayrıca tüm anketlerin yaklaşan seçimlerin ağır bir yenilgiyle sonuçlanacağını gösterdiğini söylüyorlar. Anketlerde hükümet koalisyonunun 64 sandalyeden 42’ye (Parlamentodaki toplam 120 sandalyeden) düştüğünü, Ulusal Birlik Partisi Başkanı Benny Gantz’ın sol partiler, Yair Lapid ve İslami Hareket Birleşik Arap Listesi ile bir sonraki hükümeti kuracağını, böyle bir hükümetin, Netanyahu’yu savaş sonrasında hükümetin başı olarak görmek istemeyen ve onu bölgesel planların önünde bir engel olarak gören Başkan Joe Biden’ın yönetiminden büyük bir siyasi destek alacağını ifade ediyorlar. Bu bağlamda Netanyahu’yu şu sözlerle uyardılar:

“Sizin etinizi lime lime edecekler ve yolsuzluk suçlamasıyla sizi hapse attırmak için ellerinden geleni yapacaklar.”

Sağ partilerin liderlerinin hemfikir olduğu bu görüşe Netanyahu’nun ikna olmaya başladığını belirtiyorlar. Netanyahu artık seçim savaşını yönetmeye başlamış olması ve Filistin meselesinde her zamankinden daha radikal pozisyonlar almasıyla birlikte, Gazze Şeridi’ne yönelik politikasını sıkılaştırmaya geri döndü ve şimdi uzun bir süre için “sınırlı” bir işgalden söz ediyor. Bu da savaşın aylarca uzatılması anlamına geliyor.

Tek oyuncu

Ancak Netanyahu bu sahadaki tek oyuncu değil. Savaşın birkaç hafta içinde sona erdirilmesi yönündeki ABD baskısının yanı sıra, Bakan Benny Gantz üzerinde hükümetten çekilmesi ve hükümetin düşmesine yol açacak seçimlere zemin hazırlamak üzere savaşın sona erdirilmesine teşvik etmesi yönünde de bir baskı var.

Partinin parlamento bloğunun bir oturumunda, partinin liderliğinde yer alan Sefarad Yahudisi olan iki eski bakan, Orit Farkash Hacohen ve Michael Biton hükümetten derhal çekilme talebinde bulundu. Bu bağlamda, hükümette kaldıkları her günün Netanyahu’ya partisi içindeki, sağcı kamptaki ve halk düzeyindeki şahsi mücadelesinde destek olmak anlamına geldiğini vurguladılar.

Biton Gantz’a hitaben “Seçim savaşını bizim aleyhimize yürüttüğünün farkında değil misiniz? Savaşı kendi kişisel çıkarlarına hizmet edecek şekilde yürüttüğünü görmüyor musunuz? İsraillilerin çoğunluğu bunu biliyor, ordu komutanlığı bunu biliyor ve ABD’liler de bunu biliyor. Peki buna neden izin veriyoruz?” diye sordu. Ancak toplantıda bu eğilime karşı çıkan güçlü bir taraf da ortaya çıktı. Gideon Sa’ar ve Ze’ev Elkin bu tarafta başı çekiyordu. Zira iki Knesset üyesi, savaşın zirvesindeyken hükümetten çekilmenin ölümcül bir hata olacağına dikkati çekerek “Bu durumda parti çıkarlarını kamu çıkarından üstün tutan bir tarafmış gibi görüneceğiz” dedi.

Kamu çıkarı ve parti çıkarı

Gantz tartışmayı o meşhur üslubuyla şöyle sonuçlandırdı:

“Ulusal sorumluluk, kamu çıkarını parti çıkarından önce tutmamızı gerektirir. Halk aptal değil. Netanyahu’nun ne yaptığını, bizim nasıl davrandığımızı izliyor, takip ediyor, biliyor ve anlıyor. Partizan hesaplar uğruna askerlerimizi savaş alanında azılı bir düşmanla savaşmaya terk edemem.”

Fotoğraf altı: Anketlerde Benny Gantz başbakanlık konusunda Netanyahu’ya karşı üstünlük sağlıyor (Reuters)
Anketlerde Benny Gantz başbakanlık konusunda Netanyahu’ya karşı üstünlük sağlıyor (Reuters)

Gözlemciler her halükarda İsrail’deki siyasi krizin daha da kötüleştiği ve ülkeyi büyük sarsıntılardan kurtaracak bir çözüm olmadığı görüşünde. Netanyahu seçime gider ve düşerse aşırı sağ kanat, hükümete karşı sokak savaşına girecek ve tıpkı yerleşimcilerin Batı Şeria’da yaptığı gibi ülkede tam bir kaos yaratacak. Yok eğer seçimlere gitmezse protesto güçleri ve muhalefet partileri öfkeli halkı serbest bırakacak ve bu, sadece Netanyahu’yu istifaya çağıran gösterilerin değil, ona karşı bir halk ayaklanmasının da fitilini ateşleyecek. Sağcı milisler de bunu bir iç savaşa dönüştürecek.

Bu sırada Netanyahu tüm bu olayların kendi çevresinde gerçekleştiğini ve hesap verme gününün yaklaştığını fark ediyor. Ne yaparsa yapsın ateşkese gitmek zorunda kalacak ve istifasını gerektiren bir savaşla karşı karşıya kalacak. Bu savaşı iki yoldan biriyle püskürtmeyi planlıyor; ya etrafındaki sağ bloğu güçlendirip Likud Partisi içindeki rakiplerini ekarte ederek iktidara tutunacak ya da popülerliğini yeniden kazanmak için hızla seçimlere gidecek.

Sağcı siyasi söylemin güçlendirilmesi

Netanyahu şu anda etrafını saran aşırı sağı güçlendirmek için sağcı siyasi söylemi güçlendiriyor. Filistin devletinin kurulmasını sadece kendisinin engelleyebileceğini iddia ediyor ve savaştan sonra İsrail’in Gazze karşısında güvende olmasını yalnızca İsrail ordusunun garanti edebileceğini ileri sürüyor. Bu çerçevede, “İsrail’den nefret etme temelleri üzerine kurulan, terörizmi teşvik eden ve Holokost’u inkar eden Mahmud Abbas tarafından yönetilen” Filistin Yönetimi’nin geri dönüşüne karşı çıkıyor.

Fotoğraf altı: Hamas’ın kaçırdığı rehinelerin ailelerinin gösterileri Netanyahu hükümeti üzerindeki baskıyı artırıyor (AFP)
Hamas’ın kaçırdığı rehinelerin ailelerinin gösterileri Netanyahu hükümeti üzerindeki baskıyı artırıyor (AFP)

Hükümetin yargı reformu planına karşı yürütülen protesto kampanyasının liderlerinden biri olan yazar Uri Misgav, Haaretz’de dün şunları yazdı:

“Her şey çirkin ve acı verici olacak; İsrail’in yorulan sinirlerini daha da yıpratacak ve ülkeyi iç savaşa daha da yaklaştıracak. Ancak bu kez sokaklarda durup “demokrasi” diye bağırmak yetmeyecek. Bölgenin, Acil Durum ve Polis Müdahale Güçleri’ne bağlı çok sayıda milis kuvveti ve makul olmayan miktarda silaha boğulduğu ve bu güçlere belirsiz yetkiler verildiği bir savaş döneminden geçtik. Eğer Şas ve Likud partilerinin saflarında Netanyahu’nun görevden alınmasını destekleyen hiçbir rasyonellik ve ulusal sorumluluk kırıntısı kalmazsa, o zaman hepimiz onunla birlikte yıkıma sürükleneceğiz. Bu nedenle baskı ve çabalara odaklanılması gerekiyor.”



Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.