Gazze’de zafer ve yenilginin kriterleri neler?

Kavramlar farklıdır: Toprak ve can kaybı mutlaka bir yenilgi değildir ve savaşta kararlılık bir zafer değildir.

Son Gazze savaşı, Hamas ile İsrail arasında çıkan önceki altı savaş arasında en şiddetli ve en kanlı olanı (AFP)
Son Gazze savaşı, Hamas ile İsrail arasında çıkan önceki altı savaş arasında en şiddetli ve en kanlı olanı (AFP)
TT

Gazze’de zafer ve yenilginin kriterleri neler?

Son Gazze savaşı, Hamas ile İsrail arasında çıkan önceki altı savaş arasında en şiddetli ve en kanlı olanı (AFP)
Son Gazze savaşı, Hamas ile İsrail arasında çıkan önceki altı savaş arasında en şiddetli ve en kanlı olanı (AFP)

7 Ekim'de başlayan Gazze Savaşı, uzun zamandır fikir sahiplerini ve düşünürleri dikey olarak ayıran sorunlu bir tartışmayı gündeme getirdi. Bu tartışma, direniş hareketleri ile İsrail arasındaki çatışmalarda zafer ve yenilgi kriterlerine ilişkindir.

Elbette, bu tartışma, bölgedeki iki projenin arka planında başlıyor. Birinci proje, savaş alanları baştan sona yok edilse bile İsrail ile sorunun ancak savaş ve ölümle çözülebileceğini savunuyor. Diğer proje ise ılımlı ülkeler tarafından savunuluyor. Bu proje, Filistin davasının şiddet ve savaş sarmalından çıkarılması gerektiğini ve binlerce sivil, kadın, çocuk ve çaresizlerin mağdur olduğu cinayetleri dikkate alma zamanının geldiğini öne sürüyor. Filistinliler arasındaki trajediler, yıkımlar, yerinden edilmelerin yanı sıra, tüm bunlar, savaşın ertesi günü hesaplanmadan, İsrail'le yaşanan çatışmalardan kaynaklanıyor.

Gazze: “Bu hayat değil”

Uluslararası Kızıl Haç Komitesi Başkanı Mirjana Spoljaric Egger, Gazze Şeridi'ndeki halkın çektiği acıyı ‘dayanılmaz’ olarak nitelendirdi. Egger, “Gazze'de sivillerin gidecek güvenli bir yerlerinin olmaması ve askeri abluka nedeniyle yeterli insani müdahalenin şu anda yapılamaması kabul edilemez" dedi.

Yaklaşık 2 milyon Filistinlinin yaşadığı ve dünyanın en kalabalık yerlerinden biri olan Gazze Şeridi, Hamas'ın Haziran 2007'de kontrolü ele geçirmesinden bu yana birçok kez İsrail saldırısına maruz kaldı. Hareket, İsrail hükümeti tarafından 2007 yılının Eylül ayında terör örgütü olarak sınıflandırıldı ve Gazze'nin ‘düşman bir varlık’ olduğunu ilan edilerek, kapsamlı bir abluka uyguladı.

Ancak, İsrail'in Aksa Tufanı operasyonunu başlattığı ve Tel Aviv'in ‘Demir Kılıçlar’ olarak adlandırdığı son savaş, Hamas ve İsrail arasında yaşanan önceki altı savaşın en şiddetli ve kanlısı kabul ediliyor. 8 Aralık 2023'teki son istatistiklere göre, harekete bağlı Gazze Şeridi Sağlık Bakanlığı, 17 bin 400'den fazla kişinin öldüğünü, bunların üçte ikisinin kadın ve çocuk olduğunu, 46 binden fazla kişinin yaralandığını ve yaklaşık 1,9 milyon erinden edilmiş kişinin zor insani koşullarda yaşadığını açıkladı.

Gazze Şeridi Sağlık Bakanlığı'na göre İsrail bombardımanı, 20 hastanenin ve 46 birinci basamak sağlık kuruluşunun tamamen hizmet dışı kalmasına neden oldu. Ayrıca, aralarında Gazze'deki Şifahane Hastanesi'nin Başhekimi Muhammed Ebu Suleyma'nın da bulunduğu 36 sağlık personeli hala tutuklu.

Gazze'deki hükümet iletişim ofisine göre İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik devam eden bombardımanları, 7 bin 500 kişinin hayatını kaybetmesine, bunlardan birçoğunun hala enkaz altında kalmasına,103 hükümet binasının yıkılmasına, 300 binden fazla konut ünitesinin kısmen veya tamamen hasar görmesine ve yaklaşık 67 okulun hizmet dışı kalmasına neden oldu.

ABD menşeili Politico dergisi tarafından 23 Kasım'da yayınlanan habere göre İsrail'in askeri operasyonları, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki çoğu bölgeyi ‘yaşamaya elverişsiz’ alanlara dönüştürdü. Birleşmiş Milletler (BM), kuzey şeritten güneye göç eden 1,7 milyon kişi olduğunu tahmin ediyor.

Fotoğraf Altı:  Uluslararası Kızılhaç Komitesi Başkanı Mirjana Spolijaric: "Gazze Şeridi'ndeki halkın acısı dayanılmaz" (Reuters)
Uluslararası Kızılhaç Komitesi Başkanı Mirjana Spolijaric: "Gazze Şeridi'ndeki halkın acısı dayanılmaz" (Reuters)

Gazze şehrindeki El-Ezher Üniversitesi Öğretim Görevlisi Siyaset Bilimci Prof. Dr. Muheymir Ebu Saade Mısır’a göç ettikten sonra Politico'ya şunları söyledi: "Gazze'nin kuzeyi büyük bir hayalet şehrine dönüştü. İnsanlar geri dönecek bir şeye sahip değiller."

Filistinli yazar İbrahim Mehdi, 14 Kasım 2023'te İngiliz gazetesi The Guardian’da yayınlanan bir makalesinde, "İsrail bombardımanı sırasında Gazze Şeridi'ndeki tüm yaşamsal kaynaklar ve altyapının büyük bir kısmı hedef alındı ve onarılamayacak şekilde tahrip edildi. Ne su ne yemek ne ilaç ne ulaşım ne de yakıt var. İnsanlar hızla tükenen yiyecek artıklarıyla yaşıyor. Mağazalar boş ve satın alınacak bir şey kalmadığında para anlamsız. Ailem de dahil olmak üzere 1,5 milyon insan, evlerini terk etmek zorunda kaldığı için on binlerce kişi sığınabilecekleri her yere sığınıyor. Bu yaşam değil" değerlendirmesinde bulundu.

Hamas kazandı mı kazanmadı mı?

İnsanların ve binaların muazzam hasarlar aldığı bu sahnede tüm mahalleler yerle bir edildi ve yaklaşık 50 Gazzeli aile nüfus kayıtlarından silindi. Direniş yanlıları Hamas’ın kazandığını düşünüyor, bunu birkaç nedenle açıklıyor. Bunlardan biri, hareketin 7 Ekim'de saldırıyı başlatma kararıydı. Diğeri ise, savaşın başlamasından iki aydan fazla bir süre sonra direnişin efsanevi olmasıydı. Son olarak, İsrail'in Gazze Şeridi'ne sızma operasyonu sırasında uğradığı ağır insan kayıpları da önemli bir faktördü.

Tel Aviv'in operasyonun başlangıcında ilan ettiği hedefleri başaramamasının zaferin işareti olduğunu vurguluyor. Bu hedefler, askerî harekât yoluyla değil müzakere yoluyla tutukluları geri almak, Hamas'ı ortadan kaldırmak ve Gazze Şeridi'nin gelecekte İsrail güvenliği için bir tehdit oluşturmamasını sağlamaktır. Zafer sloganı atanlar, Hamas'ın buna karşılık olarak Filistin davasını gündeme getirmek ve bir kısmı İsrailli ve yabancı olan bir grup tutukluyu Filistinli tutuklularla takas etmek olmak üzere iki siyasi hedefe ulaştığını da ekliyor.

Ancak, diğer bir bakış açısı, Mısırlı gazeteci ve yazar Halid el-Berri tarafından 16 Ekim 2023'te Şarku'l Avsat gazetesinde yayınlanan makalesinde ifade edildi. Berri, Hamas'ın eleştirisini kamuoyunda dile getirmenin ‘Filistin halkını etkileyen trajedi nedeniyle utanç verici’ olduğunu anladığını, ancak ‘kapalı kapılar ardında’ Hamas'ın Filistinlilerin durumunun, hareketin Gazze Şeridi'nin kontrolünü ele geçirdiğinden beri daha da kötüleştiğini anlama zamanının geldiğini yazmıştı. Berri, Hamas'ın tek başına karar verme hakkını talep ederken, sonuçların sorumluluğunu da paylaşmak istemesinin sürdürülebilir olmadığını da savundu. Ayrıca, Hamas'ın siyasi süreci reddetmesinin, Filistinlilerin seçeneklerini daralttığını ve İsrail'in barış için bir ortak aradığı ancak bulamadığı algısını güçlendirdiğini belirtti. Berri, Hamas'ın bölgesel bağlantılarının da Filistin davasına kendi önyargılarının bir mirasını getirdiğini ve hareketi en yakın komşularıyla çatışmalara dahil ettiğini savundu. Berri, bunların hiçbirinin Filistinlilere asla fayda sağlamadığını vurguladı.

Ayrıca, eski Kuveytli İletişim ve Kültür Bakanı Saad bin Tifle el-Acmi, 24 Kasım 2023 tarihinde Independent Arabia gazetesinde yayınlanan bir makalesinde, Hamas'ın İsrail'in yenilgisini bir zafer olarak gördüğünü belirtti. Acmi, bu duygunun haklı olduğunu ancak bu zaferin, şu ana kadar 15 binden fazla kurbanın, bunların çoğunun çocuklar ve kadınlardan oluştuğunu, kurbanların sayısının iki katından fazlası yaralı olduğunu, 1,5 milyon kişinin yerinden edilmiş olduğunu ve Gazze Şeridi'ndeki 60 binden fazla binanın yıkılmasının bedeli olarak geldiğini söyledi.

Fotoğraf Altı:  Birleşmiş Milletler, Gazze Şeridi'nin kuzeyinden güneye doğru göç eden 1,7 milyon kişinin evsiz kaldığını tahmin ediyor (Reuters)
Birleşmiş Milletler, Gazze Şeridi'nin kuzeyinden güneye doğru göç eden 1,7 milyon kişinin evsiz kaldığını tahmin ediyor (Reuters)

Acmi, yazısına şöyle devam etti: "Hamas'ın bu zaferinin tadını çıkarması, bu katliam, bu felaketler ve bu muazzam yıkım karşısında mantıklı ve insani değildir. Daha ziyade Gazze'yle ayağa kalkan dünya, masum kurbanlar için ayağa kalktı. 'Hamas'ın zaferini ifade etmeye yönelik herhangi bir girişim, dünya tarafından masum insanların ve kurbanların (çocuklar, kadınlar, siviller ve yerinden edilmişler) kanına kayıtsızlık olarak yorumlanacak ve bize Hasan Nasrallah ve partisinin zaferini hatırlatacaktır. Bu, 2006 yılında İsrailli iki askeri kaçırarak başlattığı savaştan sonra 'Basra'nın yıkılmasına' rağmen örgütünün hayatta kalmasını zafer olarak ilan eden ve ancak binlerce kurban ve yüz binlerce yerinden edilmişle sonuçlanan savaştan sonra pişmanlık duyan Hasan Nasrallah ve Hizbullah'ın zaferine benzeyecektir. Hamas, İsrail'in yenilgisini değerlendirmeli ve Gazze halkına yönelik savaşın trajedilerini unutarak kutlamamalıdır."

Zafer ve yenilginin kriterleri

Lübnanlı yazar, romancı ve gazeteci Amin Maalouf, ‘Çivisi Çıkmış Dünya’ adlı kitabında, Mısır'ın eski Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır'ın, Arapların en aşağılayıcı yenilgilerinden birinin sahibi olmasına rağmen, Arap halkları arasında en popüler kahraman olduğunu ve tek Arap askeri zaferinin sahibi olan Enver Sedat'ın ise Arap sokaklarında en nefret edilen lider olduğunu nasıl açıklayabileceğini sorguluyor.

Yukarıda belirtilen çeşitli kriterlere göre Hamas kazandı mı, kaybetti mi?

Gazze Şeridi'ndeki çatışmaların ardından, Independent Arabia gazetesine konuşan yazar ve gazeteci Kasım Kasir, yenilgi ve zaferin, hedeflere göre belirlendiğini söyledi. Kasir, İsrail'in bu çatışmalarda, Hamas'ı ortadan kaldırmak, tutukluları geri almak, Filistinlileri tehcir etmek ve Gazze'de yeni bir otorite kurmak gibi hedefler belirlediğini ancak bu hedeflere henüz ulaşamadığını belirtti.

Kasir, sözlerine şöyle devam etti: “Hamas, şu ana kadar savaşmaya devam ediyor ve yıkıma ve şehitlere rağmen direniyor. Yaşanan olaylar, Filistin davasını uluslararası ve bölgesel olarak öncelikli hale getirdi. Savaşı sonuna kadar bekleyip nihai cevabı vermeliyiz."

Takıntılı zafer arayışı

Öte yandan Yemenli araştırmacı ve siyasi analist Hüseyin el-Vadii, Independent Arabia yaptığı açıklamada, “Hamas kazandı mı, kaybetti mi?” sorusunu sormak, zafer kriterlerinden biri olan büyük sorunları ve en aşağılayıcı yenilgilerde zafer arama saplantısını da beraberinde getiriyor.

Vadii, "Hamas, siyasi olarak kesinlikle yenildi. Hamas, İsrail ile savaştığı için halk desteğini kazandığını düşünüyor olabilir, ancak bu destek geçicidir ve Hamas'ın neden olduğu muazzam yıkımın boyutu ortaya çıktığında ortadan kalkacaktır” dedi. Gazzelilerin zafer mi yoksa yenilgi mi yaşadığı konusunda ise Yemenli araştırmacı, "Gazzeliler neredeyse her şeyi kaybettiler, evlerini, işlerini, geleceklerini, akrabalarının ve ailelerinin hayatlarını… Bu yıkım, onları uzun süre yoksulluk, cehalet ve salgınların uçurumuna atacak" değerlendirmesinde bulundu.

Vadii, "Hamas yalnızca tek bir durumda zaferi kutlayabilir; o da kendisini, Filistinlilerin hedeflerinden izole edilmiş ve onların ödeyeceği büyük bedele kayıtsız, kendi hedefleri olan silahlı bir milis olarak görmesidir. Hamas'ı, şiddet yoluyla kendi çıkarlarını elde etmeye çalışan herhangi bir yasadışı çete gibi düşünürsek, bu durumda, savaşçılarının yüzde 20'sinin hayatta kalmasıyla bile, zafer ancak sefil bir zafer olacaktır. Ancak bu zafer, yasadışı herhangi bir çetenin zaferinden farklı değildir. Ulusal ve ahlaki çerçevede Hamas siyasi, askeri ve ahlaki olarak yenildi. Çünkü Gazzelilerin İsrail savaş makinesinin altında ölmesine izin verdi, mensupları ise tünellerde saklanarak boş sloganlarla yetindi” dedi.

Yemenli araştırmacı "Araplar zaferin kaçınılmaz olduğuna inanır, gerçekliğine ve gerekliliklerine değil. Arap siyasetinde zafer ve yenilgi kavramları, geleneksel akılcı standartlara tabi değildir. Araplar için zafer, mutlaka savaşın kazanılması değildir. Toprak ve can kaybı, mutlaka yenilgi değildir. Bir yenilgi varsa, bu kabul, büyük iki çekince ile şartlandırılır. Birincisi, yenilginin sorumluluğunu dış bir tarafa atmak, örneğin emperyalizm, sömürgecilik veya Amerika. İkincisi, yenilgi için alternatif bir isim aramak. 1948 yenilgisine ‘Nekbe’ ve 1967 yenilgisine ‘Nekse’ denmesi gibi” şeklinde konuştu.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir.



BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
TT

BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)

Sudan'daki bağımsız uluslararası araştırma misyonu dün, geçen ekim ayında "Hızlı Destek Kuvvetleri"nin (HDK) eline geçmesinden bu yana birçok vahşete tanık olan Sudan'ın el Faşir kentinde "soykırım eylemlerinin" meydana gelmesini kınadı.

Birleşmiş Milletler misyonu, Sudan'ın batı Darfur bölgesindeki bu şehirde HDK'nin sistematik eylemlerinden çıkarılabilecek tek makul sonucun soykırım niyeti olduğu sonucuna varan bir rapor yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ABD Hazine Bakanlığı, el Faşir'deki suistimalleri nedeniyle üç HDK komutanına yaptırım uyguladı. Bakanlık, bu kişilerin HDK'nin şehri ele geçirmesinden önce 18 ay süren el Faşir kuşatmasında yer aldığını belirtti.


Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
TT

Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)

Tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan bir araştırma, Gazze Şeridi’nde süren savaşın ilk 16 ayında 75 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koydu. Bu rakamın, o dönemde yerel makamlarca açıklanan bilançodan en az 25 bin daha fazla olduğu belirtildi.

Çalışma ayrıca, Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’nın hayatını kaybedenler arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlıların oranına ilişkin yayımladığı verilerin doğruluğunu teyit etti.

Araştırmaya göre, 7 Ekim 2023 ile 5 Ocak 2025 tarihleri arasında yaklaşık 42 bin kadın, çocuk ve yaşlı yaşamını yitirdi. Bu ölümler, Gazze savaşında meydana gelen toplam can kayıplarının yüzde 56’sını oluşturdu.

Ekonomist, demograf, epidemiyolog ve saha araştırmacılarından oluşan yazar ekibi, The Lancet Global Health dergisinde kaleme aldıkları makalede, “Mevcut bulgular birlikte değerlendirildiğinde, 5 Ocak 2025’e kadar Gazze Şeridi nüfusunun yüzde 3 ila 4’ünün şiddet sonucu hayatını kaybettiğine işaret etmektedir. Ayrıca çatışmanın dolaylı etkileri nedeniyle çok sayıda şiddet dışı ölüm de kaydedilmiştir” ifadelerine yer verdi.

Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısı tartışma konusu olmaya devam ederken, üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi geçen ay İsrailli gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamlarının topladığı verilerin büyük ölçüde doğru olduğunu söylemişti. Bu açıklama, aylardır süren resmi şüphelerin ardından dikkat çekici bir tutum değişikliği olarak değerlendirildi.

Söz konusu yetkili, Ekim 2023’ten bu yana İsrail saldırıları sonucu yaklaşık 70 bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini, bu sayıya kayıpların dahil olmadığını aktardı.

Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamları ise İsrail saldırıları nedeniyle doğrudan hayatını kaybedenlerin sayısının 71 bini aştığını, Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesten bu yana 570’ten fazla kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

gbrhy
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail'in düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden yakınlarının cenaze namazını kılan Filistinliler (EPA)

Geçtiğimiz yıl The Lancet’te yayımlanan bir başka araştırmada, savaşın ilk dokuz ayında Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısının, Filistin Sağlık Bakanlığı verilerinde açıklanandan yaklaşık yüzde 40 daha düşük tahmin edildiği bildirilmişti.

Yeni çalışma da resmi vefat sayısının gerçek rakamın oldukça altında kaldığına işaret etti. Araştırma, Gazze Şeridi genelini temsil edecek şekilde özenle seçilen 2 bin aileyle yapılan bir ankete dayanıyor. Katılımcılardan, aile fertleri arasındaki ölümlere ilişkin ayrıntılı bilgi vermeleri istendi. Saha çalışması, Filistin’de ve bölgenin diğer kısımlarında yürüttükleri çalışmalarla tanınan deneyimli Filistinli kamuoyu araştırmacıları tarafından gerçekleştirildi.

Londra’daki Royal Holloway, University of London bünyesinde görev yapan ve çatışmalardaki can kayıplarının hesaplanması üzerine 20 yılı aşkın süredir çalışan ekonomist Michael Spagat, hakemli olarak yayımlanan araştırmanın yazarlarından biri olarak, yeni bulguların Ekim 2023 ile Ocak 2025 arasında Gazze Şeridi’nde 8 bin 200 ölümün yetersiz beslenme ya da tedavi edilemeyen hastalıklar gibi dolaylı etkilerden kaynaklandığını gösterdiğini belirtti.

Çalışma, İsrail saldırılarının en yoğun ve en ölümcül dönemini kapsarken, Gazze Şeridi’ndeki insani krizin en ağır safhasını içermiyor. Birleşmiş Milletler (BM) destekli uzmanlar, geçen yıl ağustos ayında Gazze Şeridi’nde kıtlık ilan etmişti.

Araştırmacılar, nihai ve kesin bir can kaybı sayısına ulaşmanın uzun zaman ve önemli kaynaklar gerektireceğini vurgulayarak, kendi bulguları da dahil olmak üzere mevcut tüm tahminlerin geniş hata payları içerdiğine dikkat çekti.


Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
TT

Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)

Rustem Mahmud

Iraklı Sünni siyasi güçler, bu yılın başlarında Meclis Başkanlığı pozisyonu için Heybet el-Halbusi’yi ortak aday olarak sessizce kararlaştırıp seçtikten sonra olağanüstü bir siyasi dönüm noktasına ulaşırken, kurulacak yeni federal hükümet içinde Sünnilere ayrılan makamların dağıtımı konusunda da gayri resmi bir anlaşmaya vardılar.

Irak siyasi sahnesinde Sünni siyasi güçlerin tercihlerini ve konumlarını uzun süre etkileyecek ve hesaplarını yeniden gözden geçirmelerine neden olacak iki temel değişim yaşanıyordu. Bu iki değişim, "oyunun kurallarını" temelden değiştirecekti.

(Şii) Koordinasyon Çerçevesi koalisyonu içindeki en büyük parlamento bloğunun lideri olan mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, Irak'taki Sünni siyasi hafızada ‘olumsuz’ bir imaja sahip olan eski Başbakan Nuri el-Maliki lehine başbakanlık adaylığından çekildi. Sünniler Maliki’yi, ‘iktidarda olduğu yıllarda (2006-2014) Irak'ın Sünni bölgelerindeki sosyal tabanların terörle mücadele adı altında maruz kaldıkları baskı politikalarını genişletmekle ve terör örgütü DEAŞ’ın Irak'ın batısındaki çoğu Sünni bölgenin kontrolünü ele geçirmesine neden olmakla’ suçluyor.

Diğer olay ise ordunun ve yeni Suriye yönetimine yakın grupların, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolü altındaki bölgelerin çoğunu, özellikle Irak sınırındaki Haseke ve Deyrizor illerini ele geçirmesiydi. Suriye'deki bu olay, birçok Iraklı ‘Şii’ gücün dayandığı, yeni yönetim ile SDG arasındaki dengeyi bozdu. Bu da ‘Sünni İslamcı’ geçmişi ve ideolojisiyle Suriye yönetiminin nüfuzunu ve gücünü pekiştirdi. Özellikle ABD'nin Irak sınırındaki et-Tanf ve eş-Şeddadi askeri üslerini Suriye yönetimine devretmesinden sonra, ABD ile siyasi ve güvenlik bağlarının güçlendirilmesi önerildi. Bu durum, Iraklı Sünni siyasi güçler arasında ‘güven’ duygusunun artmasına yol açtı.

Irak'taki yoğun Sünni nüfus, yetkililerin kimlik, özellikle de mezhep ve dinî kimlik temelinde iç çatışmalara doğru kaymasından korkuyor.

Irak sahnesini izleyen gözlemciler, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Maliki'nin başbakanlık adaylığına itiraz ettiğini açıklaması, Irak'taki Sünni güçlerin artan yetenek ve nüfuzunun bir göstergesi olduğunu belirttiler. Zira Sünni güçlerin bazıları, Şii muadilleriyle daha dengeli bir ortaklık kurmayı arzuluyorlar. Halbusi ve partisi, Maliki ve onun lideri olduğu Hukuk Devleti Bloğu ile çok yakın siyasi bağlara sahipti. Bu ilişki sayesinde Halbusi, son iki dönem boyunca Meclis Başkanlığı için önceleri Mahmud el-Meşhedani, son olarak ise Heybet el-Halbusi olmak üzere kendi adaylarını dayatabildi. Ancak, değişiklikler Halbusi'nin Maliki'den uzaklaşmasına ve hatta ona karşı bir pozisyon almasına olanak sağladı.

Sünni iklimine ilişkin ayrıntılar

Iraklı yazar ve araştırmacı Cabbar el-Meşhedani, al-Majalla’ya verdiği uzun röportajda, Irak'taki Sünni siyasi çevrelerdeki mevcut duruma değindi. Irak Meclis Başkanı'nın eski danışmanı olan Meşhedani, Irak'taki Sünni siyasi liderlerin düşünce ve hesaplamalarını bizler için değerlendirdi.

Meşhedani, şunları söyledi:

 “Irak'taki Sünni çevrelerde Suriye'deki olaylara verilen tepkinin temel paradoksu, bu çevrelerdeki geniş halk kitlesinin bu olayları yorumlama ve algılama mekanizmasında yatıyor. Bu halk, söylemi Sünni olsa bile, İslami siyasi referansları olan herhangi bir örgüt veya ideolojiye tamamen şüpheyle yaklaşıyor. (Sünni) Irak İslam Partisi'nin üç seçim döngüsü boyunca hiçbir parlamento koltuğu kazanamamış olması da bunu kanıtlıyor. Ancak bu aynı sosyal gruplar, Irak'ın komşusu olan, sembolik ağırlığı ve Sünni siyasi referanslara dayalı siyasi seçenekleri olan komşu bir devletin varlığının, bazı Iraklı Şii sosyal grupların İran'a karşı ilişkisine benzer şekilde, kendileri için siyasi destek ve koruma kaynağı olabileceğini düşünüyor. Ancak, daha geniş Irak Sünni halk, Esed rejiminin düşüşünü ve Sünni İslam referans noktasına sahip bir siyasi gücün ortaya çıkışını kendileri için bir zafer olarak görürken, bu yönetimin kimlik, özellikle mezhepçilik ve mezhepçiliğe dayalı iç çatışmalara doğru kaymasından, bunun ardından çatışmalar ve mezhepsel kutuplaşmanın artmasından ve böylece daha geniş bölgeye sıçrayarak, onların içinde bulundukları koşullarda hakim olan genel sükuneti olumsuz ve endişe verici bir şekilde etkilemesinden korkuyor.”

dftgrbhgt
Asaib Ehl-i’l-Hak lideri Kays el-Hazali ve eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, parlamento seçimleri sırasında Bağdat'taki bir oy verme merkezinde oylarını kullandıktan sonra birlikte yürürken, 11 Kasım 2025 (AFP)

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde hakim olan endişe duygusunu haberleştirdi.

Son gelişmelere dayanarak Irak'taki Sünni siyasi çevrelerde şu anda mevcut olan farklı seçenekleri ayrıntılı olarak ele almaya devam eden Meşhedani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İlişkiler ve doğrudan iletişim açısından, Irak siyasi çevreleri, Hamis el-Hançer liderliğindeki Egemenlik Bloğu'nun Suriye'deki yeni siyasi rejimle iletişim kuran tek parti olduğunu biliyor. Bu iletişim, diğer Irak partilerinin çoğuyla varılan bir uzlaşmaya dayanıyor. Tekaddum Partisi lideri Muhammed el-Halbusi'nin Maliki'yi ve genellikle Irak'taki siyasi Şiiliğin tüm sert çekirdeğini düşmanlaştırma çabaları, Halbusi'nin kendisi için koruyucu bir ağ oluşturduğunu düşündüğü bir dizi koşullardan kaynaklanmaktadır. Suriye sahnesi ise bu ağın sadece bir unsurudur. Halbusi'nin bölgesel ilişkileri, Şii siyasi forum içindeki partilerle açıkça ilan etmediği iletişimleri, iki ardışık parlamento dönemi boyunca en büyük Sünni parlamento bloğunu kontrol etmesi ve başta Suriye'de meydana gelen ve halen devam edenler olmak üzere bölgesel değişimler, ona daha büyük bir dokunulmazlık hissi veriyor. Sonuç olarak ‘Sünni lider’ konumunu sağlamlaştırma ve diğer Iraklı sivil grupların liderleriyle rekabet etmek de dahil olmak üzere, elindeki tüm araçları kullanarak bu konumunu savunacaktır.”

fdfdv
Irak’taki parlamento seçimleri sırasında Bağdat’ta eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi'nin seçim kampanyası fotoğrafı, 14 Kasım 2023 (AFP)

Irak'taki Sünni güçler arasındaki mevcut bölünmelerin Suriye'dekilerle aynı olmayabileceğini düşünen araştırmacı ve yazar Meşhedani, “Yıllar süren iç siyasi çatışmalardan sonra, Iraklı Sünni siyasi liderler şu anda üç düzeye ayrılmış durumda. Musul'daki Nuceyfi ailesi gibi siyasi örgütlerini aile ve bölgesel bağlara dayalı olarak koordine eden güçler var. Hamis el-Hançer gibi etkili finansal sermaye bloğuna dayanan liderler de var. Üçüncü akım ise kendilerini yükselen sivil siyasi nesil olarak gören ve ideolojik kutuplaşmanın ötesine geçmeye daha istekli olan genç Iraklı Sünni nesillerin beklentilerine yanıt veren Muhammed el-Halbusi ve Azm İttifakı lideri Musenna es-Samarrai tarafından temsil ediliyor. Ancak bu, Irak'taki Şii partilerin, özellikle İran'a yakın olanların endişelerini gidermemiştir. Bu partiler, önümüzdeki dönemde hassas güvenlik pozisyonlarını Sünni siyasi gruplara devretme konusunda temkinli davranacaktır” yorumunda bulundu.

Katılımdan ortaklığa

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülen Maliki'nin başbakanlık adaylığına karşı çıkacağını açıklamasının ardından ortaya çıkan endişeyi haberleştirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu durum, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülüyor.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani ve Başbakan Mesrur Barzani'nin yeni Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile görüşmeler yapmasının ardından Bağdat'ın, bölgenin sınırları yakınındaki yaygın etnik çatışmaları önlemek amacıyla yeni Şam yönetimi ile SDG arasında ortak bir zemin oluşturma çabaları kapsamında hareket etmesine rağmen, bu süreci durdurmak için bölgeye mali ve hukuki baskı uyguladığı bildirildi.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını reddetse de Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke.

Gözlemcilere göre Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın bölgesel ve uluslararası düzeyde, özellikle ABD tarafından gösterilen sıcak karşılamanın ve ABD'nin, karşılaştığı birçok engele rağmen Suriye'yi yönetme projesinin başarısında ısrarının, öngörülebilir gelecekte ABD ile İran arasında askeri bir çatışma olasılığıyla birleşmesi, bölgesel güç dengesini tamamen değiştirebilir ve bu da Irak'ın iç siyasi dengesini etkileyebilir. Bu denklem, hükümetin çekirdeğini ve iktidarın özünü oluşturan Şii siyasi partilere dayanıyor ve karşılığında IKBY’ye bölgesel bir pay ve Sünni güçlerin iktidar yapıları ve kurumlarına bir miktar katılım sağlanıyor. Ancak, son zamanlarda kamuoyuna açık bir şekilde, özellikle bölgesel manzarada Irak'ın stratejik vizyonunu etkisiz hale getirmenin ayrıntıları ve mekanizması konusunda, ‘resmi ve kontrollü’ bir katılım mekanizmasından etkili bir ortaklığa geçilmesi talep edildi.

df
Irak güvenlik güçleri, Suriye'den Irak'a nakledilen DEAŞ üyelerini sorgulama için Bağdat'taki Karh Merkez Hapishanesi'ne götürürken, 12 Şubat 2026 (AP)

Mevcut durum, 1980'ler boyunca iki ülke arasında yaşananları akla getiriyor. Her iki ülke de aynı Baas Partisi tarafından yönetiliyordu, ancak Hafız Esed ve Saddam Hüseyin arasındaki şahsi düşmanlıktan ötürü birbirlerine düşmanca davranan siyasi sistemlere sahiptiler. Ancak bu düşmanlık, mezhepsel hassasiyetlere, ideolojik retoriğe ve tamamen farklı bölgesel ve uluslararası siyasi tercihlerine de dayanıyordu. O dönemde ilginç olan ise her iki ülkedeki bazı sivil toplum gruplarının diğer ülkenin siyasi sistemiyle psikolojik ve ideolojik bağlarıydı. Esed rejimi, Irak’taki Kürt ve Şii siyasi güçleri ve Saddam rejimine karşı silahlı mücadelelerini destekledi. Irak rejimi ise Suriye’deki Müslüman Kardeşleri (İhvan-ı Müslimin) destekleyerek onlara para ve silah sağladı. Suriye'deki aşiret çevrelerinde, özellikle Irak sınırına yakın yerleşik olanlarda, geniş bir nüfuza sahipti.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını vurgulasa da Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke ve iletişimini istihbarat servisi başkanıyla sınırlamaya devam ediyor. Mevcut başbakan adayı Nuri el-Maliki de dahil olmak üzere birçok Iraklı siyasi lider, yeni Suriye rejiminin Irak için oluşturduğu ‘tehlike’ konusunda kamuoyunu uyardı ve hazırlıklı olunması çağrısında bulundu. Irak basını son birkaç gün ve hafta içinde Irak-Suriye sınırından canlı yayınlarla ‘halk içinde seferberlik’ havası yaratarak, binlerce Suriyeli silahlı unsurun iki ülke arasındaki sınırı geçtiğini, dolayısıyla 2014 yılında yaşananların tekrarlanabileceğini ima etti.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.