Suriye’nin kuzeydoğusundaki Özerk Yönetim adını değiştiriyor

Özerk Yönetim, kontrol alanlarını idari bölge olarak birleştiriyor.

Demokratik Özerk Yönetim yetkilileri çarşamba günü Rakka’da bir araya gelerek yeni toplumsal sözleşmeyi duyurdu.
Demokratik Özerk Yönetim yetkilileri çarşamba günü Rakka’da bir araya gelerek yeni toplumsal sözleşmeyi duyurdu.
TT

Suriye’nin kuzeydoğusundaki Özerk Yönetim adını değiştiriyor

Demokratik Özerk Yönetim yetkilileri çarşamba günü Rakka’da bir araya gelerek yeni toplumsal sözleşmeyi duyurdu.
Demokratik Özerk Yönetim yetkilileri çarşamba günü Rakka’da bir araya gelerek yeni toplumsal sözleşmeyi duyurdu.

Suriye’nin kuzeydoğusundaki Özerk Yönetim Genel Konseyi, toplum sözleşmesinin değiştirilmiş bir versiyonunu dün onaylayarak idari yapılarında temel değişikliklere gidildiğini duyurdu. Konsey ayrıca, bir dizi yeni kanunu onaylayarak resmi ismini Kuzey ve Doğu Suriye Bölgesinde Demokratik Özerk Yönetim olarak değiştirdi ve yedi sivil idaresini Şam hükümetinden ayrı bir birleşik idari bölge çerçevesinde birleştirme yönünde harekete geçti.

Eski yapı, Halep’in doğu kırsalındaki Münbiç ve Rakka vilayetinin güney kırsalında yer alan Tabka şehirlerinin yanı sıra Fırat Nehri’nin doğusundaki dört vilayet arasında dağılmış yedi bölge ve sivil idareden oluşuyordu.

Toplumsal Sözleşme’nin yazılması ve taslağının hazırlanmasından sorumlu genişletilmiş komitenin üyesi olan Fevza Yusuf, Şarku’l Avsat’a şu açıklamada bulundu:

“Sözleşme, yerel düzenleyici bir anayasa ve toplum üyeleri ile özyönetim yapısı arasında, yetkilerini ve bu alanları yöneten yönetimlerle ilişkilerini belirleyen örtülü bir anlaşma görevi görüyor. Yüzölçümünün ülke yüzölçümünün yaklaşık üçte biri olduğu tahmin ediliyor. Askeri olarak ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon tarafından desteklenen Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolü altındadır.” 

Kuzey ve Doğu Suriye Halk Konseyi

Kürt yetkili, yeni toplum sözleşmesinin formülünün yönetimin geliştirilmesi ve yıllardır yürürlükte olan sistem ve yasaların birleştirilmesine dayandığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Rakka ve Deyrizor gibi bazı yönetimlerin oluşması, bölgenin DEAŞ çetelerinin pençesinden kurtarılması ve bölgenin içinde bulunduğu siyasi durum nedeniyle, halk seçimlerini yapma imkanının kalmaması üzerine imdat olarak geldi.”

Bu ve yönetimin dün onayladığı toplumsal sözleşme, Kuzey ve Doğu Suriye Halk Konseyi’ne dönüşen Genel Konsey’in onayından sonra yürürlüğe girecek. Ayrıca Yürütme Konseyi’ne değil, doğrudan Halk Meclisi’ne rapor verecek olan Genel Gözetim Kurumu kuruldu. Geçtiğimiz yıllarda etki alanlarında biri Haseke vilayetinin Kamışlı şehrinde Rojava Üniversitesi, Rakka şehrinde Şark Üniversitesi ve Ayn el-Arap kasabasında Kobani Üniversitesi olmak üzere üç üniversitenin kurulmasıyla Üniversiteler Yüksek Konseyi oluşturuldu.

Yusuf konuya ilişkin şunları söyledi:

“Komitenin dayandığı anayasal referans ve kaynaklar, coğrafi yakınlığı nedeniyle Irak ve İsviçre gibi federal sisteme sahip ülke modellerine dayanıyordu. Ancak biz, Suriye anayasasına güvenmedik. Merkezi bir söylem taşıyor ama biz bunu hukuki açıdan detaylı olarak inceledik.”

Yusuf açıklamasında yeni sözleşmede özetlenen yaklaşımın üç noktaya dayandığını belirtti:

“Birincisi evrensel hak ve özgürlük ilkelerini benimsemek, ikincisi en adil ve eşit küresel demokratik deneyimlerden yararlanmak, üçüncüsü ise hiçbir deneyimi taklit etmemektir.”

Sözleşmede ayrıca tüm para transferi ve bankacılık ofisleri ve şirketlerini kendisine tabi tutacak merkezi bir kasa ve ödemeler ofisinin kurulması da öngörülüyor. Toplum sözleşmesini korumak için yüksek anayasa mahkemesi görevi görecek bir Yüksek Mahkeme de kurulacak.

Siyasi itirazlar

En önde gelen Kürt siyasi partilerinden biri olan PYD (Suriye Demokratik Birlik Partisi), 2014 yılının başından bu yana ortak Arap, Hıristiyan ve Kürt siyasi parti ve partileriyle ittifak yürütüyor. Bu özerk yönetim, uzun süredir hem Suriye hükümeti hem de muhalefet tarafından atılan adımların ülkeyi bölmenin başlangıcı olacak bir oldu bitti dayatılmasına yol açmakla suçlanıyor.

Ancak Fevza Yusuf, bu açıklamaları yalanlıyor:

“Sözleşmenin önsözünde, sonuç kısmında ve birçok maddesinde, Suriye topraklarının birliğini destekleyen, kuzeydoğunun ülke topraklarının ve halkının birliğinin ayrılmaz bir parçası olduğu temel ilkelerini belirledik.”

Yusuf ayrıca, yeni sözleşmeye dahil olan, bir rızaya dayalı bir anayasanın kabul edilmesini öngören maddelerin bulunduğunu belirterek bu sözleşmenin genel ulusal çıkarların yararına değiştirileceğini ifade etti.

Ancak Özerk Yönetim’in bölgede faaliyet gösteren diğer siyasi parti ve kuruluşlarla istişare ve fikir birliği olmaksızın attığı adımlara siyasi itirazlar yöneltildi. Öyle ki Muhalefetteki Kürt Ulusal Konseyi Başkanı Nimet Davud, yaptığı basın açıklamasında, bu yönetime ve Fırat’ın doğusundaki büyük kentsel alanları yöneten mevcut yapılara baktıklarını belirterek, “Ortaklığı kabul etmeyen bir otorite olarak gören yönetim yetkililerinin aksine, bölgenin tüm bileşenlerinin katılımına ihtiyaç duyan bir yönetimdir” dedi.

Kürt Konseyi, muhalefetteki Suriye Koalisyonu ve müzakereler için Yüksek Müzakere Komitesi saflarına bağlı Kürt partilerini içeren geniş bir siyasi ittifak olarak biliniyor. Başkanı, konseyin, bölgeyi yönetmek için gerçek bir ortaklık kurmak amacıyla Özerk Yönetim’i oluşturan ulusal birlik partileriyle müzakereleri sürdürmeye hazır olduğunu ifade etti. Ayrıca Suriye’nin kuzeydoğusunun ‘tüm halkını ve bileşenlerini temsil eden katılımcı bir yönetim kurulmasına’ yol açacak her türlü Kürt- Kürt diyaloğuna katılmaya açık olduklarını kaydetti.



Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına yönelik anlaşmazlıklar, zorla göç endişelerini yeniden gündeme getirdi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
TT

Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına yönelik anlaşmazlıklar, zorla göç endişelerini yeniden gündeme getirdi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın yakında açılacağına dair açıklamalara rağmen, Kahire ile Tel Aviv arasında yapılan son istişareler, giriş-çıkış sayıları konusunda ciddi görüş ayrılıklarını ortaya koydu. Mısır’ın, Filistinlilerin zorla göç ettirilmesine yönelik olası planların önüne geçmek amacıyla giriş ve çıkış sayılarının eşit olması gerektiği konusunda ısrarcı olduğu bildirildi.

İsrail Kamu Yayın Kurumu, perşembe günü söz konusu anlaşmazlıklara dikkat çekerken, Filistin Yönetimi’ne yakın bir Filistinli kaynak da bu bilgileri Şarku’l Avsat’a doğruladı. Kaynak, çarşamba günü yapılan toplantıda Kahire’nin, “çıkış yapanların sayısının giriş yapanlardan fazla olmaması” konusunda net ve kararlı bir tutum sergilediğini, bunun da zorla göçe kapı aralayabilecek her ihtimali ortadan kaldırmayı amaçladığını söyledi.

Aynı kaynak, en büyük sorunun İsrail’in, Refah Kapısı yakınında geri dönenleri denetlemek amacıyla yeni bir kontrol noktası kurma girişimi olduğunu belirtti. Bu planın Mısır, Filistin ve Arap tarafları tarafından reddedildiğini vurgulayan kaynak, konunun hâlen müzakere edildiğini, ancak bunun kapının açılış tarihini etkilemeyeceğini; kapının cuma günü, olası gecikmeler durumunda ise pazar günü açılabileceğini ifade etti.

İsrail Kamu Yayın Kurumu’na göre pazar günü her iki yönde açılması beklenen Refah Kapısı’nda giriş-çıkış sayıları konusunda Kahire ile Tel Aviv arasında anlaşmazlık bulunuyor. İsrail, çıkış yapanların sayısının daha fazla olmasını isterken, Mısır eşit oran konusunda ısrar ediyor ve Gazze’den “sessiz bir göçü teşvik etme” girişiminden endişe ediyor. Tarafların bu anlaşmazlıkları çözmeye çalıştığı belirtiliyor.

Çarşamba günkü toplantıya ilişkin bilgilere sahip olan Filistinli kaynak, kapının haftada beş gün, sabah 09.00 ile akşam 17.00 saatleri arasında açılmasının planlandığını, ilk aşamada yalnızca hastalar ve refakatçilerinin çıkışına izin verileceğini aktardı. Buna göre, Filistin Yönetimi’ne bağlı ve Eyad Nasr başkanlığındaki sınır kapısı idaresine sunulacak listeler Mısır tarafına iletilecek; Avrupa Birliği misyonu ise İsrail’e isimleri bildirecek.

Kaynak, zorla göç endişelerinin tamamen ortadan kalkmadığını, ancak ilk aşamada çıkışların yalnızca sayıları 20 bini aşan hastalar ve refakatçileriyle sınırlı olması nedeniyle bu riskin daha düşük olduğunu söyledi. İlerleyen aşamalarda ise, sınır kapısı idaresine ve Mısır makamlarına önceden başvuru yapılmadan kimsenin seyahat etmesine izin verilmeyeceğini, her aşamanın kendine özgü düzenlemeleri olacağını kaydetti. Öte yandan Mısır’ın, daha önce kendi topraklarında tedavi gören kişilerin Gazze’ye dönüşü için de listeler hazırladığı belirtildi.

Kaynak ayrıca, İsrail’in geri dönenleri denetlemek üzere kapı yakınında yeni bir kontrol noktası kurma isteğinin şu an zorla göçten daha büyük bir sorun teşkil ettiğini ve bu konuda Mısır, Filistin ve Arap taraflarının itirazlarının sürdüğünü söyledi.

ft6u7
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında insani yardım yüklü kamyonlar (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail işleri uzmanı siyaset analisti Said Akkaşe’ye göre zorla göç meselesi İsrail’in vazgeçmeyeceği ve anlaşma sürecini oyalamak ya da aksatmak için kullandığı araçlardan biri. Akkaşe, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bu yaklaşımın silahsızlandırma, yeniden imar ve İsrail’in çekilmesi gibi diğer dosyalarda da tekrar edileceğini belirtti. Mısır’ın tutumunun giriş-çıkışta denge ve sayısal eşitlik ilkesine dayandığını vurgulayan Akkaşe, İsrail’in zaman çizelgelerini bilinçli olarak uzattığını, örneğin 10 gün sürmesi öngörülen bir maddenin iki aya yayılabildiğini ifade etti.

Kuzey Sina Valisi Halid Mecavir ise çarşamba akşamı yaptığı açıklamada, Refah Kapısı’nın Mısır tarafının bağlı olduğu vilayetin tüm olası senaryolara hazır olduğunu söyledi. Kriz yönetim odasının, kapının açılması da dâhil olmak üzere, gelişmelere göre yardım girişini kapsayan tüm senaryolar üzerinde çalıştığını belirtti.

Mecavir, “Büyük bir hareketlilik var ve işler arzu ettiğimiz yönde ilerliyor” diyerek, Kuzey Sina’nın uzun süredir kapının açılmasına hazır olduğunu, Kahire’deki ve farklı devlet kurumlarını kapsayan kriz yönetim odasıyla koordinasyon içinde çalıştıklarını ifade etti. Gazze’den yaralıların kabulü ve insani yardımların girişine yüzde 100 hazır olduklarını da sözlerine ekledi.

Öte yandan, aralarında dokuz Avrupa ülkesi ile Kanada ve Japonya’nın da bulunduğu ülkeler, çarşamba günü yayımladıkları ortak bildiride İsrail hükümetine Gazze ile tüm sınır kapılarını açma ve uluslararası hukuka uygun şekilde insani yardımların ulaştırılmasını kolaylaştırma çağrısında bulundu.

Akkaşe, Refah Sınır Kapısı’nın İsrail kaynaklı olası engellemelerden korunabilmesi için Mısır ve Avrupa’nın ortak gözetimi altında faaliyet göstermesinin beklendiğini vurguladı. Avrupa tarafının sahada yer alması durumunda kapının açılma ihtimalinin güçleneceğini belirten Akkaşe, mevcut anlaşmazlıkların ise daha sonraki müzakere süreçlerine bırakılabileceğini ifade etti.


Kaynaklar Şarku’l Avsat’a konuştu: Hamas, silah meselesini önümüzdeki günlerde arabulucularla ele alacak

Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
TT

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a konuştu: Hamas, silah meselesini önümüzdeki günlerde arabulucularla ele alacak

Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, Hamas ve diğer grupların silah bırakmasını ateşkesin ikinci aşamasının hayata geçirilmesinin ön koşulu olarak nitelendirmesine karşın, Hamas silah dosyasının geleceğini Filistinli taraflar arasında sağlanacak ulusal mutabakata bağlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Gazze’deki fraksiyon kaynakları silah konusu başta olmak üzere bazı temel dosyalar hakkında Hamas’la genel istişareler yürütüldüğünü söyledi. Kaynaklardan biri, özellikle Gazze Yönetim Komitesi’nin sektördeki idari yetkileri devralma süreciyle eş zamanlı olarak, önümüzdeki günlerde arabulucularla silah meselesine ilişkin daha ciddi görüşmelerin başlamasının beklendiğini ifade etti.

dt6yu7ı8
Gazze Şeridi’nin Han Yunus kentinde, İslami Cihad Hareketi ile Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup iki militan (Arşiv – DPA)

Netanyahu, salı günü düzenlediği basın toplantısında, “Silahsızlandırma ya kolay yoldan ya da zorla gerçekleşecek, ancak sonunda mutlaka olacak” dedi. ABD Başkanı Donald Trump da Hamas’ın silahlarını bırakması gerektiğini söyledi. ABD’nin Birleşmiş Milletler nezdindeki temsilcisi Mike Waltz ise Barış Konseyi’nin Hamas üzerinde silahsızlanma yönünde baskı kuracağını dile getirdi.

Hamas’ın üst düzey yöneticileri ise silah dosyasının yalnızca Hamas’ı ilgilendirmediğini, bunun tamamen Filistinlilere ait bir mesele olduğunu ve bu konuda kararın ulusal mutabakat çerçevesinde alınması gerektiğini vurguluyor.

Henüz bir anlaşma yok

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas’a yakın bir kaynak, “direniş silahları” meselesinin gerek fraksiyonlar arasında gerekse arabulucularla hâlen “genel istişare” aşamasında olduğunu söyledi. Kaynak, Hamas’ın yeniden gündeme getirdiği bazı fikir ve yaklaşımların bulunduğunu, bunlar arasında silahların, üzerinde uzlaşılmış bir Filistinli merciin vesayetine verilmesi ya da arabulucuların garantisi altına alınması gibi seçeneklerin yer aldığını belirtti. Bu yaklaşımların, silahların ABD ya da İsrail yöntemleriyle alınması ya da bu taraflara teslim edilmesini engellemeyi amaçladığı ifade edildi.

Hamas kaynakları, bugüne kadar herhangi bir anlaşmaya varılmadığını ve konunun ciddi biçimde ele alınmadığını vurguladı.

u7ı8o9
Pazartesi günü Ankara’da, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Halil el-Hayye başkanlığındaki Hamas heyeti arasında gerçekleştirilen toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan İsrail’in Kanal 13 televizyonunun pazartesi günü yayımladığı habere göre ABD önümüzdeki günlerde İsrail ve Hamas’a, silahsızlandırma sürecinin başlatılması için belirli bir takvim içeren bir belge sunacak. Haberde, Hamas’ın bu belgeye uymaması halinde İsrail hükümetine süreci tek taraflı yürütme imkânı tanınacağı belirtildi.

İsrail Kamu Yayın Kurumu’nun aktardığına göre İsrailli askeri kaynaklar Hamas’ın silahsızlanmayı kabul edeceğinden şüphe ediyor. Kanal 14 ise Hamas’ı buna zorlamak için, Gazze Şeridi’nin tamamen yeniden işgal edilmesi seçeneği de dâhil olmak üzere bir dizi askeri planın onaylandığını bildirdi.

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff da birkaç gün önce, gerekirse Hamas’la yeni bir toplantı yapılabileceğini söylemiş, hareketin sonunda silahsızlanmayı kabul edebileceğini öne sürmüştü.

Kapsayıcı ulusal çerçeve

Hamas kaynakları, silah konusunda kararın kapsamlı ve kapsayıcı bir ulusal çerçevede alınmasını istediklerini, bazı Filistinli gruplarla istişareler yapıldığını ve arabuluculara sunulmak üzere bir öneri üzerinde çalışıldığını aktardı.

Kaynaklar, silah meselesinin son dönemde yapılan görüşmelerde bazı arabulucular tarafından gündeme getirildiğini, bunlar arasında Hamas liderliği ile Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan arasında İstanbul’da yapılan görüşmenin de yer aldığını söyledi. Bir Hamas yetkilisi, “Arabulucular ve bazı taraflar, işgal karşısında Filistinli grupların direnme hakkını vurgulayan bu yaklaşımlara olumlu bakıyor” dedi.

Hamas’a göre “ulusal mutabakat”, yalnızca hareketin kendi silahlarıyla sınırlı değil. Silahlı ve direnişte aktif rol almış başka Filistinli grupların da bulunduğuna işaret eden Hamas kaynakları, “Bu denli kritik bir konuda tek başımıza karar alamayız” görüşünü dile getirdi.

El Fetih’in rolü ne olacak?

El Fetih’in yeni fraksiyonlar arası istişarelere katılıp katılmayacağı sorusuna yanıt veren bir Hamas yetkilisi, “Elbette bunu istiyoruz. Ancak teknokratlar komitesi görüşmelerinde olduğu gibi reddedip etmeyeceklerini bilmiyoruz” dedi.

frgty6
Kahire’de Gazze Yönetim Komitesi toplantısı (Mısır Enformasyon Servisi)

Yetkili, Kahire’de yapılması planlanan istişarelerin amacının, direniş silahlarının geleceğine ilişkin net ve ortak bir çerçeve oluşturmak olduğunu, bu konuda hiçbir grubun tek başına karar vermesinin istenmediğini söyledi. Ayrıca Gazze’nin ve Filistin davasının geleceğine dair daha geniş bir ulusal diyalog hedeflendiğini kaydetti.

İsrail ve ABD’den tehditler

İsrail ve ABD’nin Hamas’ın olası adımlarına nasıl karşılık vereceği belirsizliğini korurken, Tel Aviv yeniden askeri operasyon tehdidinde bulunuyor. Filistin tarafında ise Trump yönetiminin silah meselesine ilişkin farklı seçeneklere açık olabileceği görüşü dile getiriliyor.

Trump, yaklaşık iki hafta önce Hamas mensupları için “Silahla doğdular; bu nedenle silahı bırakmak kolay bir mesele değil” demişti. ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz ise çarşamba günü, “Tüneller ve silah üretim tesisleri dâhil tüm askeri ve saldırı altyapıları yok edilecek ve yeniden inşa edilmeyecek” dedi. Waltz, Gazze’de silahsızlandırma sürecinin uluslararası bağımsız gözlemciler tarafından denetleneceğini, silahların kalıcı biçimde kullanım dışına çıkarılacağını ve bunun uluslararası finansmanlı bir geri alım ve yeniden entegrasyon programıyla destekleneceğini söyledi.

Hamas Siyasi Büro üyesi Musa Ebu Marzuk da yaptığı  açıklamada, “Gazze’ye ilişkin herhangi bir düzenleme, silah meselesi de dâhil olmak üzere Hamas’la mutabakat içinde olmalı. Hareket, silahlarını hiçbir biçimde teslim etmeyi hiçbir zaman kabul etmedi” ifadelerini kullandı.


İran'da dört deneyim ve iki gerçeklik

İran'ın kuzeyinde bulunan Anzali limanındaki protestocular (Telegram)
İran'ın kuzeyinde bulunan Anzali limanındaki protestocular (Telegram)
TT

İran'da dört deneyim ve iki gerçeklik

İran'ın kuzeyinde bulunan Anzali limanındaki protestocular (Telegram)
İran'ın kuzeyinde bulunan Anzali limanındaki protestocular (Telegram)

Rüstem Mahmud

İran, istisnai bir şekilde içten içe kaynıyor, iktidardaki rejim davranışlarına ilişkin uluslararası baskılarla karşı karşıya ve bu durum nihayetinde yapısında radikal bir değişikliğe yol açabilir. Gelgelelim İran muhalefeti, gelecekteki siyasi sistem ve toplumun refahı ve esenliği için öngördüğü vizyon ve önerilerinde herhangi bir şekilde net ve dengeli görünmüyor. İdeolojik söylem, kendi deneyimlerinden kaynaklanan intikam arzusu ve yıllarca süren sürgün sonucunda içerideki durum hakkındaki ciddi bilgisizlik, geleceğe yönelik önerilerini gölgeliyor.

İranlı “muhalif elitin” vizyonu, özellikle merkezi yanılsama (rejimin kendisini sorun olarak görmek) konusunda, 1990'lar boyunca Irak'taki muadilinin vizyonu ile birçok ayrıntıda uyumludur. Bu vizyon, Irak'taki yönetim yapılarının defalarca çöktüğü ve “yeni galiplerin” modern bir devletin temellerini -ne anayasal çerçevesini, ne kurumlarını, ne aygıtını, ne de toplumla, ekonomiyle ve sembolleriyle olan müdahaleci ilişkilerini- yeniden inşa edemediği, yüzyılı aşkın bir siyasi tarihi hep görmezden gelmişti.

Genişlemeci bir ideolojik devlet ruhuyla dolu olan mevcut Mollalar rejimi, 20. yüzyılın başlarındaki Kaçar hanedanlığından bu yana İran'da birbirini izleyen yönetim sistemlerinin tam bir döngüsünü tamamladı. Zira Kaçar mutlak yönetimine karşı patlak veren Anayasa Devrimi, devlet kurumlarının yapısına nüfuz edemedi ve kentli elitlerin tartışmalarında esir kaldı. Baba Pehlevi dönemindeki yüzeysel modernleşme, geleneksel ihtişam görüntülerini aşamadı, İran toplumunun sınıfları arasında büyük uçurumlar yarattı ve marjinalleştirilmiş İranlıları, önemli nesnel temellere dayanan bir mağduriyet duygusu etrafında birleşmeye itti. Oğul Pehlevi dönemi ise İran'ın kendi içindeki çelişkileri, yani eğitim, halk sağlığı ve ülke kaynaklarının adil dağıtımındaki büyük gerilemeyi hiçe sayarak, güç ve Batı dünyasıyla siyasi ilişkilerle, kültürüyle yüzeysel ve sembolik bir uyum sergilemekle övünen saldırgan milliyetçiliğin çarpıcı bir örneğini sergiledi. Mollalar yönetimi, tüm bunları içeride baskıcı bir siyasi sistem ve dışarıda yayılmacı devlet politikalarıyla kendinde toplamayı başardı.

Bu nedenle, bugün hem ülke içindeki hem de dışındaki İranlı siyasi elitlerin karşı karşıya olduğu acil soru şudur: Beşinci kez aynı tuzağa düşmemek için tüm bunların üstesinden nasıl gelebiliriz?

Eğer tüm bu modeller toplumsal barış, istikrarlı bir siyasi sistem ve sürdürülebilir kalkınma ortamı yaratmada başarısız olduysa ve İran'ı ve toplumunu bir yüzyıl boyunca sürekli aşırılık içinde tuttuysa, o zaman İran'da kasıtlı olarak göz ardı edilen yapısal sorun nedir? Neden her zaman İran'ın özgün özelliklerini hiç dikkate almadan dayatılan ithal bir “devlet modeli” var? Nitekim geçtiğimiz yüzyılda ülkeyi yöneten dört rejimin her biri, İran gerçekleri ve özellikleriyle örtüşmek yerine, “dış güçlerin yönlendirmesiyle kurulan rejimler” oldu.

İran'da kasıtlı olarak göz ardı edilen yapısal sorun nedir? Neden her zaman İran'ın kendine özgü özelliklerini hiç dikkate almadan dayatılan ithal bir “devlet modeli” var?

İran'ın çeşitliliği gerçekliğini hesaba katmadan herhangi bir siyasi sistem nasıl istikrarlı olabilir? İran tek bir devlet olsa da iç demografisi ve coğrafyası imparatorluk ve saltanat mirası ile gerçeklerine dayanmaktadır. Bu anlamda, İran'daki etnik, dini ve bölgesel çeşitlilik sadece kültürel çeşitlilik değil, aynı zamanda her biri devletin meşruiyetine dair kendi bilincine ve vizyonuna sahip siyasi irade ve eğilim blokları üzerine kurulu bir çeşitliliktir. Bu blokları bastırmak veya ortaya çıkmasını engellemek, ülkenin yapısal gerçeklerini silmek anlamına asla gelmemiştir. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu çeşitlilik, dünyada azınlıkların bulunduğu çoğu ülkede olduğu gibi, ülke tablosunda asla sadece ikincil bir faktör olmamıştır. Keza Türkiye'deki Kürtler örneğinde olduğu gibi, ulusal bütünden ayrı tek bir gruba dayanmamıştır. Aksine bu, ülkenin nüfusunun yarısını oluşturan bir çeşitlilikti, dolayısıyla zenginliğin, gücün ve sembollerin adil dağılımını garanti eden bir mekanizma aracılığıyla, ülkenin kimliğini ve yönetim sistemini tanımlamada tam bir ortaklık talep etmekteydi. Eski imparatorluklarda olduğu gibi önemli ölçüde bir adem-i merkeziyetçilik de istiyordu. Bu, İran siyasi elitlerinin uzun deneyimleri ​boyunca sürekli olarak reddettiği bir gerçek ve bu nedenle, bu etnik, mezhepsel ve bölgesel oluşumlar sürekli bir iç çatışma kaynağı oldular.

Buna ilave olarak, ülkedeki “kalkınma” mekanizması ve doğasıyla ilgili önemli bir soru işareti de bulunuyor. Zira İran, muazzam kaynakları, büyük çevresel ve ekonomik çeşitliliği, coğrafi konumu, genişliği ve nispeten küçük nüfusuna rağmen, her zaman yoksullukla boğuşan bir ülke oldu. Bu yoksulluk, zenginliğin, İran ekonomi literatüründe “taç üçgeni” olarak adlandırılan Tahran, İsfahan ve Meşhed şehirlerinin oluşturduğu merkezi üçgende yoğunlaşmasından kaynaklanıyor. İran'ın zenginliğinin büyük stratejilere, silahlanmaya ve nükleer programlara yönlendirilmesinin, yaptırımlar nedeniyle küresel ekonomik sistemlerle entegrasyonun azalmasının ötesinde, bu ülkede her zaman tamamen ayrı iki İran toplumu var olmuştur; her şeyi kontrol eden ve “taç üçgeni”nde yoğunlaşan zengin elitler ile ülkenin geri kalanındaki yoksul kitleler. Bu ikinci gruptakiler, ülkedeki her ayaklanmanın yakıtı olmuştur.

İranlı muhalif elitlerin yukarıdaki iki soruya hiçbir cevabı yoktur; bunun yerine, onları itibarsızlaştırmaya ve kötü niyetli olarak göstermeye çalışırlar. Birincisinin ülkeyi parçalama girişimi, ikincisinin ise mevcut rejime hizmet ederek İran toplumunu bölme mekanizması olduğunu söylerler. Bu sorulara cevap bulmak yerine, yüzeysel bir vatanseverliğe ve sahte bir modernleşmeye başvururlar. İranlılar bunu modern tarihlerinde dört kez denediler ve birinde bile başarılı olmadılar.