Babu'l Mendeb korsanları nakliye masraflarını artırıyor

Korsanların gemilere yönelik saldırılarının artması tüccarların yanı sıra nakliye ve sigorta şirketlerini endişelendiriyor. (Görsel: Axel Rangel Garcia)
Korsanların gemilere yönelik saldırılarının artması tüccarların yanı sıra nakliye ve sigorta şirketlerini endişelendiriyor. (Görsel: Axel Rangel Garcia)
TT

Babu'l Mendeb korsanları nakliye masraflarını artırıyor

Korsanların gemilere yönelik saldırılarının artması tüccarların yanı sıra nakliye ve sigorta şirketlerini endişelendiriyor. (Görsel: Axel Rangel Garcia)
Korsanların gemilere yönelik saldırılarının artması tüccarların yanı sıra nakliye ve sigorta şirketlerini endişelendiriyor. (Görsel: Axel Rangel Garcia)

Muhammed eş-Şarki

 

 

Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz ile Hint Okyanusu arasındaki Aden Körfezi, Afrika Boynuzu ile Yemen kıyıları arasındaki deniz korsanlarının başlıca faaliyet noktası. Okyanusta ilerleyen ticari gemilerde deniz taşımacılığının maliyeti, söz konusu bölgede gemilere el koyma girişimlerinin artmasıyla son zamanlarda yükseldi. Peki, dünyanın en önemli deniz yollarından birinde şu an neler oluyor?

 

İsrail’in geçen ekim ayında Gazze’ye yönelik savaşının başlamasından bu yana Londra pazarında sigorta sertifikaları, poliçeler ve navlun oranları yükseldi. Drewry World Container index (DrewryDünya Konteyner Endeksi), Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika arasındaki küresel ticaret yollarındaki sekiz su yoluna deniz yoluyla gönderilen konteynerler için ortalama yüzde 12 arttı. Bu, 2023 yılı boyunca fiyat ve maliyet enflasyonundaki düşüş, tedarik zincirlerinin hızının yeniden sağlanması, elektrikli otomobil endüstrilerinin faaliyetlerinin yeniden başlaması ve Tayvan ile ABD arasında kesintiye uğrayan yarı iletken çip tedarikinden sonra 16 aydaki en büyük artış oldu. Ayrıca ABD’nin sanayileşmiş eyaleti Michigan’daki üretimdeki duraklamanın ve işçi grevinin nedenlerinden biri de buydu.

 

Ancak yeni Ortadoğu savaşı, yüzde 2,5’lik uluslararası bahis oranının üzerinde yeni ve istenmeyen bir enflasyon oranı korkusunu yeniden gündeme getirdi. Bunun nedenlerinden biri de zaman zaman Yemen’in güneyinde olduğu gibi ‘Gazze’deki direniş hareketini desteklemek, İsrail’e ve onun Avrupalı ​​ve Amerikalı dostlarına baskı yapmak’ gerekçesiyle bazı ticari gemilere saldırı veya deniz yolculuğuna devam etmelerini engellemek için füze veya drone saldırısıyapılması. Bunun Gazze’yle hiçbir ilgisi olmayan bir ticaret savaşı olduğu, daha ziyade Tahran ve Tel Aviv arasındaki jeopolitik amaçlar doğrultusunda yakın ve uzak düşmanlara karşı bir vekalet çatışması olduğu biliniyor. 

Ortadoğu’nun su yolları üzerinden yapılan deniz ticareti, en tehlikeli ve dolayısıyla mal ve ticari malların nakliyesi açısından en pahalı ticaret olarak kabul ediliyor. Sigorta fiyatları, Gazze Savaşı’ndan bu yana önceki seviyelerine göre üç kat arttı.

Yüksek nakliye maliyeti

Sonuç olarak Şangay’dan Los Angeles’a nakliye konteynırlarının (40 feetkapasiteli) maliyeti yüzde 12 artarak 2 bin 322 dolara ulaştı. Çin’den Hollanda’ya (Rotterdam Limanı) taşınan her konteyner için maliyet ise yüzde 25 artışla bin 620 dolara vardı. Bu, deniz taşımacılığı maliyetinde son üç yılda yaşanan en büyük artış oldu. Ancak Bloomberg’e göre bu durum, Kovid-19 salgını sırasındaki değerinin altında kalıyor.

Sahilde yürüyen silahlı bir Husi savaşçısı ve arka planda Husilerin 5 Aralık 2023’te Yemen’in Hudeyde vilayetindeki Kızıldeniz’de bulunan es-Salif limanı açıklarında ele geçirdiği kargo gemisi Galaxy Leader (EPA)
Sahilde yürüyen silahlı bir Husi savaşçısı ve arka planda Husilerin 5 Aralık 2023’te Yemen’in Hudeyde vilayetindeki Kızıldeniz’de bulunan es-Salif limanı açıklarında ele geçirdiği kargo gemisi Galaxy Leader (EPA)

Ortadoğu rotaları üzerinden yapılan deniz ticareti, en tehlikeli ve dolayısıyla mal ve malların nakliyesi açısından en pahalı yol olarak kabul ediliyor. Marsh Sigorta Şirketi denizcilik işleri sorumlusu Marcus Baker’in belirttiğine göre Kızıldeniz’de ticari gemilere yönelik saldırıların artmasının ardından sigorta fiyatları önceki oranlarına kıyasla üç kat arttı. İran’a sadık Husi grupları, Aden Körfezi’nde Asya ile Avrupa arasında kuzeye veya güneye giden bir dizi ticari gemiye düzenlenen saldırıların arkasında olmakla suçlandı. Medyada ‘Yemenli devrimcilere’ atfedilen açıklamalarda korsanlığın ‘direnişle dayanışmayla bağlantısı bulunduğu, çünkü gemi sahiplerinin Yahudi kökenli olduğu’ belirtiliyor. Bu eylemler, deniz terörü olarak kabul edilirken, uluslararası hukuka göre cezalandırılıyor. 

Başarısız korsanlık

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’danaktardığına göre son haftalarda Londra’daki Yahudi ailelere mensup iş adamlarının sahibi olduğu veya Hindistan ve diğerleri gibi İsrail’in dostu olan ülkelere doğru giden ticari gemilere yönelik saldırı girişimlerinde artış olduğu gözleniyor. Geçen ay deniz güvenlik şirketi Embry, korsanların Aden Körfezi’ndeki Yemen kıyısı yakınlarında İsrail bağlantılı bir İngiliz şirketine ait bir petrol tankerine kontrol amacıyla bindiklerini duyurdu. Şirket, olayın bölgesel siyasi faktörlerle bağlantılı olduğunu öne sürdü.

Navigasyon verileri, Central Park petrol tankerinin 12 Kasım’da Fas’ın Safi limanından Fas fosfatları ve fosforlu gübreler için ana pazar olan Hindistan’a doğru yola çıktığını gösterdi. Yerel basında çıkan kaynaklar, Cherifian Fosfat Ofisi’nin (OCP), Atlantik Okyanusu’ndaki JorfLasfar Limanı’ndan Süveyş Kanalı üzerinden Hindistan’a giden dev bir gemi aracılığıyla 100 bin mt amonyum fosfat ağırlığındaki bir sevkiyatı ihraç edebildiğini aktardı. Sevkiyatın 255 metre uzunluğunda ve 46 metre genişliğindeki Patricia Oldendorff gemisine yüklenmesi için OCP’nin Kumatam şirketi tarafından yürütülen bir dizi karmaşık hazırlık gerekiyordu. Times of India web sitesine göre dev gemi, kargosunu Hindistan’ın Adani Mundra Limanı’nda boşaltmayı başardı ve en büyük miktardaki fosfat gübresi güvenli bir şekilde ulaştırılması kutlandı.

ABD Merkez Komutanlığı, X’de yer alan bir gönderide, Strinda gemisinin, gemide yangına neden olan hasar bildirdiğini belirterek, ABD Donanması’na ait bir destroyerin, geminin imdat çağrısını duyduğunu ve yardım sağladığını duyurdu (AFP)
ABD Merkez Komutanlığı, X’de yer alan bir gönderide, Strinda gemisinin, gemide yangına neden olan hasar bildirdiğini belirterek, ABD Donanması’na ait bir destroyerin, geminin imdat çağrısını duyduğunu ve yardım sağladığını duyurdu (AFP)

Fas, iklim değişikliğinin bir sonucu olarak dünyadaki ilk zorluk olan gıda üretimini iyileştirmek için tarım arazilerini gübreleme ihtiyacı nedeniyle küresel pazarda büyük talep gören bir ürün olan fosfat ve gübrenin en büyük ihracatçısı olarak kabul ediliyor.

Denizciler tarafından tutuklanan korsanlar

ABD’nin aktardığına göre, denizde konuşlanmış deniz askeri birimleri, son varış noktası olan Hindistan’a doğru yola çıkan dev bir kargo gemisini korsanlara baskın yapıp onları tutukladıktan sonra kurtarmayı başardı. Ayrıca geminin, Hindistan’a doğru yolculuğuna devam ettiği belirtildi. 

Arap ülkeleri, Cebelitarık Boğazı’ndan Babülmendep’e ve Hürmüz Körfezi’ne kadar küresel ticaret ve enerjinin yüzde 40’ını kontrol eden dört deniz yoluna sahip. Süveyş Kanalı, tek başına bu toplam ticaretin yüzde 12’sini elinde tutuyor.

Washington söz konusu suç eylemini kınadı. Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, “Ticari gemilere yapılan saldırılar kesinlikle kabul edilemez. Çünkü uluslararası ticareti ve deniz güvenliğini tehdit etmektedirler” dedi. Husilerkorsanlık eylemlerini övse de ABD ve müttefikleri, deniz yoluyla petrol ticaretinin yüzde 40’ına tanık olan Hürmüz Körfezi’nde yaşananların benzeri olan bu eylemlerden Tahran’ı sorumlu tuttu.

Tehlikeler ve alternatif ekonomik koridorlar

Tarihsel olarak, Asya ile Avrupa arasındaki ticaret bir buçuk asırdan fazla bir süre Süveyş Kanalı’ndan geçerek Hint Okyanusu’na ulaşıp geri dönüyor. Burası, Atlantik kıyısı boyunca Güney Afrika’daki Ümit Burnu’na ulaşan ve Hint Okyanusu’na doğru sola dönen diğer rotaya kıyasla en hızlı ve en ucuz rota. Ancak Gine Körfezi’nde Nijerya, Kongo ve Angola kıyılarındaki korsanların varlığı nedeniyle bu Afrika yolu, her zaman kullanılamaz. Fransız askeri birimleri, gemi korsanlığı hareketini teşvik etmeye yardımcı olan huzursuzluklara ve savaşlara tanık olan bu bölgelerdeki ticaret yolunu izlemek için 1990’dan beri sürekli olarak konuşlandırılıyor.

Hindistan, son G20 zirvesinde sunulan, Basra Körfezi ve Ortadoğu üzerinden Güney Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlamaya yönelik ekonomik koridor projesini başlatarak Çin’in İpek Yolu ile rekabet etmeyi amaçlıyor. Proje, mal ve petrol ürünlerinin taşınması için deniz, demiryolları ve kara taşımacılığını kullanarak küresel ticareti geliştirmek amacıyla biri Hindistan’ı Arap Körfezi’ne, diğeri Arap Körfezi’ni Avrupa’ya bağlayan iki ayrı koridordan oluşuyor. Hint kaynaklara göre bu, gelecek 10 yılda gün yüzüne çıkabilecek, Doğu ile Batı arasındaki küresel ticaretin haritasını değiştirebilecek bir proje.

Cebelitarık’tan Süveyş Kanalı’na

Arap ülkeleri, denizler ve okyanuslar arasındaki küresel ticaret ve enerji akışının yüzde 40’ını kontrol eden, Cebelitarık Boğazı’ndan Babülmendep Boğazı’na ve oradan da Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) Arap Körfezi’ne kadar uzanan dört deniz yoluna (girişine) sahip. Süveyş Kanalı tek başına bu ticaretin toplamının yüzde 12’sini oluşturuyor ve burası, bir buçuk asırdır Doğu ile Batı arasında en hızlı ve her iki yönde en bağlantılı deniz yolu.

Füze destroyeri USS Karni (USS Carney), Yunanistan’ın Suda Körfezi’nde. Pentagon, 3 Aralık’ta Kızıldeniz’de ABD savaş gemisine ve çok sayıda ticari gemiye saldırı düzenlendiğini, bu durumun da saldırılarda önemli bir artışa işaret edebileceğini söyledi (AP)
Füze destroyeri USS Karni (USS Carney), Yunanistan’ın Suda Körfezi’nde. Pentagon, 3 Aralık’ta Kızıldeniz’de ABD savaş gemisine ve çok sayıda ticari gemiye saldırı düzenlendiğini, bu durumun da saldırılarda önemli bir artışa işaret edebileceğini söyledi (AP)

Kızıldeniz, kuzeyde Akdeniz ile güneyde Hint Okyanusu arasında bir su bağlantısı olmasıyla karakterize ediliyor. Başta Doğu Asya’dan gelen mallar, Arap Körfezi’nden ihraç edilen enerji ve Avrupa ürünlerinin Asya kıtasına olmak üzere küresel ticaret akışının en hayati arterleri arasında yer alıyor. Ancak ticari açıdan avantajlı bu coğrafi konuma karşılık BabülmendepBoğazı ve Aden Körfezi, gemilere yönelik saldırılara karşı daha savunmasız görülüyor. Haziran 1967 savaşının doğrudan nedenlerinden biriydi. Korsanlık hareketleri, bölgede çok eskilere dayanıyor ve her zaman güvenlik boşluğuyla ve en tehlikelisi Somalili korsanlar olan iç ve bölgesel savaşlarla bağlantılı.

Diğer yandan Avrupa Birliği ülkeleri, ister tüketim malları ister enerji malzemeleri olsun, Doğu’dan gelen tedariklerin yolunu değiştiremezler. Çünkü Kızıldeniz rotası önemli. Financial Times’ın yakın zamanda yayınlanan bir haberine göre Ortadoğu petrollerinin ve sıvılaştırılmış doğal gazlarının tamamını Kızıldeniz’den sağlayan Avrupalılar için burası çok daha önemli.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafındanLondra merkezli Al-Majalladergisinden çevrildi.

 



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.