Libya efsanesi "Silphium" bitkisi yoklaması

Yunanlılar çok fazla vergi koyuyordu ve ödeme yöntemlerinden biri de para yerine ot da ödeme yöntemi olarak kabul ediliyordu, bu da insanların onu cömertçe toplamasına yol açtı

Silphium bitkisi, Libya'nın doğusundaki ünlü Kirene kenti dışında dünyanın hiçbir yerinde yetişmedi (Libya Turizm Eski Eserler Ofisi)
Silphium bitkisi, Libya'nın doğusundaki ünlü Kirene kenti dışında dünyanın hiçbir yerinde yetişmedi (Libya Turizm Eski Eserler Ofisi)
TT

Libya efsanesi "Silphium" bitkisi yoklaması

Silphium bitkisi, Libya'nın doğusundaki ünlü Kirene kenti dışında dünyanın hiçbir yerinde yetişmedi (Libya Turizm Eski Eserler Ofisi)
Silphium bitkisi, Libya'nın doğusundaki ünlü Kirene kenti dışında dünyanın hiçbir yerinde yetişmedi (Libya Turizm Eski Eserler Ofisi)

2000 yıl önce nesli tükenmiş olmasına rağmen, hâlâ Libya'nın sembolü olarak kabul edilen efsanevi "silphium" bitkisinin resmi, para birimlerinin ve posta pullarının üzerine basılıyor ve meydanların ortasındaki sütunlara işleniyor.

Bunun birçok nedeni var ve en önemlisi bilinmeyen nedenlerden dolayı yalnızca ülkenin doğusundaki Yeşil Dağ'daki ünlü tarihi şehir Kirene de yetişmiş olması. Böylece şehir, bu bitkiyle ilişkilendirildi.

Ayrıca şehir, bitkinin gerçekle efsanenin karıştığı harika tedavi edici özellikleriyle ilişkilendirildi.

Milattan sonra birinci yüzyılda ortadan kayboluşundan bu yana silphium bitkisini çevreleyen bu efsaneler, eski ve ünlü tarihi kaynaklar ve şahsiyetler tarafından doğrulanmasaydı, birçok kişinin onun varlığının gerçekliğinden şüphe etmesine yol açabilirdi.

Söz konusu kaynaklar ve şahsiyetler Yunanlıların şu anda Shattah olarak bilinen Kirene şehrini inşa ettikten sonra bu bitkinin tıbbi ve ekonomik önemine yaptıkları yatırımlardan da bahsediyor.

Silphium bitkisinin yetiştiği Libya'daki Kirene
Silphium bitkisinin yetiştiği Libya'daki Kirene

Yunan ve Roma tutkusu

Silphium bitkisinin kendi dönemindeki tıbbi ve ekonomik önemi, antik Yunan kaynaklarında en çok bahsedilen bitki olmasına neden oldu.

Mitlerinde bunun, tanrı Apollo'nun oğlu olan tanrı Aristaeus'un perisi Kirene'den bir armağan olduğu belirtilmekte.

Bu nedenle bu efsanevi bitki, şair Aristofanes tarafından şiirsel oyunu Plutos'ta ölümsüzleştirilmiş ve Aristoteles de "Hayvanların Tarihi" adlı eserinde bundan bahsetmişti.

Bu bitkiden bahseden ve bu bitkiyle en çok ilgilenen ünlü tarihçi Pliny gibi ünlü Roma kaynaklarında da bu bitkiden bahsedilmişti.

O döneme ait pek çok madeni parada bu bitkinin resminin bulunduğu da tespit edildi.

Bu bitkinin efsane olması her türlü hastalığı etmesine inanılmasından kaynaklanmakta.

Bitki, öksürük, farenjit ve ateşi tedavi eder, kolik, eklem ağrıları ve vücut ağrılarını hafifletir, çıbanları ve cilt lezyonlarını giderir.

Tıbbi kullanımlarının yanı sıra Romalılar ve Yunanlılar da onu yemek pişirmede iştah açıcı olarak kullandılar.

Romalı tarihçi Pliny, ünlü tarih kitabında, bu tuhaf bitkinin kendi döneminde sahip olduğu öneme dair kanıtlardan bahsederek şunları söyler:

Julius Caesar, MÖ 1. yüzyılın ortalarında iç savaşın sonunda devlet hazinesinde altın ve gümüşün yanı sıra bin 500 ratl ağırlığında silphium stoku buldu. Zalim Nero'nun zamanı geldiğinde Kirene'de bu bitkinin yalnızca bir sapı bulunmuştu. Eşsiz bir hediye olarak alınıp bu imparatora gönderilmişti.

Pliny şunu ekledi:

Bu bitkinin bulunması yüksek bir statüye işaret ettiğinden çoğunlukla uygun olmayan hasat yapılması nedeniyle MS 1. yüzyılda çok nadir bulunur hale geldi. Bu bitki gümüş fiyatına satılmış ve faydalı tıbbi özellikleri nedeniyle altın ve gümüşle birlikte Roma'da devlet hazinesinde saklanmıştır.

Libya para birimine Silphium bitkisi kazınmıştır (Independent Arabia)
Libya para birimine Silphium bitkisi kazınmıştır (Independent Arabia)

Bitkinin özellikleri

Bu bitkinin genel tanımı ve yetiştirilme yöntemi, milattan önce 4'üncü yüzyılda Yunanistan'ın en ünlü bilim adamlarından biri olan Theophrastus'un eserlerinde de yer alıyor.

O, bu değerli bitkinin nispeten uzun bir sapa sahip olduğunu ve yanlarından sarkan

yapraklara sahip olduğunu söyleyen Aristoteles'in en ünlü öğrencilerinden biri.

Bitkinin baş kısmında, onu diğerlerinden ayıran, tacı andıran bir çiçek var.

Bu, antik Yunan sikkeleri üzerinde bulunan yazıtlarla doğruluğu teyit edilen bir özellikle.

Theophrastus ve diğer birçok kaynak, Silphium'u değişken topraklı ıslah edilmiş tarım alanlarında değil, Kirene'nin yarı çöl bölgelerinde yetişen kalın köklü yıllık bir bitki olarak tanımlanıyor.

Hıristiyanlığın ortaya çıkışından kısa bir süre önce, henüz nesli tükenmeden, Yeşil Dağ'ın merkezi platosunda, bereketli "Hilal Kuruni" ile çöl alanları arasında bulunuyordu.

Aynı kaynaklar, eski Yunanlıların ve Romalıların bu Libya bitkisinin hem taze hem de kurutulmuş haline değer verdiklerini belirtti.

Önemli bir baharat olarak kabul edildi ve içi boş sapları sirkeye batırılarak salamura edildi.

Hayvancılıkta da kullanılan, hastalıklara şifa veren, müshil, iştah açıcı, dezenfektan, tüm hastalıklara panzehir olarak kullanılan suyu çok değerli ve pahalıydı.

Silphium bitkisinin resmini taşıyan, 19'uncu yüzyılın sonlarına ait bir İtalyan parası (Sosyal paylaşım siteleri)
Silphium bitkisinin resmini taşıyan, 19'uncu yüzyılın sonlarına ait bir İtalyan parası (Sosyal paylaşım siteleri)

Tıbbi özellikleri

2000 yıl önce nesli tükendikten sonra bile şöhreti devam eden Silphium bitkisinin en büyük sırrı, Antik Yunan'ın en ünlü doktoru Galen'in "silphium bitkisi kafa kuruluğunu tedavi eder ve vücuda ısı yayar" diye sıraladığı nadir görülen birçok tıbbi özelliğinde yatıyor.

Ünlü Yunan Doktor Dioscorides, vücuttaki nemi uyarmak için ve genel kellik, göz hastalıkları, diş ağrısı, köpek ısırıkları, yaralar ve bronşit durumlarında bu bitkiyi tavsiye etti.

Romalı tarihçi Pliny, ölü bir fetüsün alınmasında, bronşit, kanın süzülmesi ve hemoroit tedavisinde bu bitkinin faydalı olduğundan bahsetti.

Bu bitkinin suyuyla yağ karıştırılarak morluklar tedavi edilir, ayrıca sinir hastalıklarına ve kadınlardaki adet kanamasına faydalıdır.

Silphium'un neslinin tükenmesinin gizemi

Efsanevi Libya Silphium bitkisiyle ilgili birçok gizemli sırdan biri, onun tamamen yok olmasıydı; bununla ilgili pek çok bilimsel varsayım yanında efsaneler de vardı.

Bu bağlamda en mantıklı teori, o dönemde Libya'nın bir Yunan kolonisi olması ve Yunanlıların Libyalılara birçok vergi uygulaması olarak görülüyor.

Yunanlıların ödeme yöntemlerinden biri de paraya alternatif olarak "silphium"u kabul etmekti.

Bu da insanları vergilerini ödemek için aşırı miktarda toplamaya sevk etti. Hatta bu bitkinin yaşam döngüsünün tamamlanmasını bile beklemiyorlardı.

Bu da onun neslinin tükenmesine yol açtı. Çünkü hasat doğanın sağladığından fazlaydı ve dolayısıyla bitkiye olan yoğun talep onun tamamen yok olmasına neden oldu.

Yunan ve Romalı tarihçilerin "silphium"un neslinin tükenmesini açıklamak için öne sürdüğü bir diğer iyi neden ise bu bitkinin tarlalarda yetiştirilmesinin zorluğu ve başarısızlığı.

Özel şartlara ve toprağa ihtiyaç duyan bir bitki olduğundan, doğadan yoğun şekilde toplanması neslinin tükenmesine neden oldu.

Günümüz bilim insanları silphiumun yok oluşunu açıklamak için bir teori daha geliştirdiler.

Söz konusu teori, bu büyülü bitkinin neslinin tükenmesinin ana nedeninin Kuzey Afrika kıyılarındaki iklim değişikliği ile ilgili olduğundan bahsediyor.

Yoklama

Silphiumun neslinin tükenmesinin ve ortadan kaybolmasının ardındaki sebep ne olursa olsun, bu milattan sonra birinci yüzyılda meydana geldi, ancak hala ölümsüz ve Libyalıların yaşamlarında sembolik olarak mevcut.

Çünkü Libyalılar her gün kullandıkları bakır dinarların üzerine bu bitkinin resmini çizmeyi tercih ettiler.

Silphiumun işlemeleri Libya meydanlarını doldurmuş, hatta Libyalılar ikinci büyük şehirleri Bingazi'deki meşhur bir meydana bu bitkinin adını vermişler, ayrıca ülkelerinin bildiği en meşhur bitkinin çiçeğiyle taçlandırılmış bir anıt dikmişler.

Ne yazık ki bu meydan, şehrin 2014-2017 yılları arasında tanık olduğu savaş sırasında yıkılan en önemli simge yapılardan biriydi.

En büyük şok ise kentin merkezindeki ünlü anıttan 'silphium' çiçeğinin kimliği belirsiz kişilerce çalınması oldu ve çiçek, bugüne kadar bulunamadı ve kurtarılamadı.

Çalınan çiçeğin önemi, Bingazi Eski Eserler Kurumu'nun 2018 yılında çiçeğin kurtarılması için çağrı yapmasına neden oldu ve bugüne kadar herhangi bir yanıt alınamadı.

Kurum, söz konusu çağrıda şu ifadeleri kullandı:

Tüm Libyalılar için kadim bir tarihi sembol olan, paranın üzerine basılan ve çömlek kaplarına çizilen Silphium ağacının numunesini alan kişi/ler, orijinal yerine koyabilmemiz için lütfen onu bize iade eder misiniz? Bitkiyi iade ettikten sonra size bedelini vermeye hazırız ya da vatanseverliğiniz ve Libya'nın kültürel ve insani mirasına olan takdiriniz için teşekkür ederiz.

Independent Arabia - Independent Türkçe



İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İsrail’in Güney Lübnan’da bugün düzenlediği hava saldırılarında üç kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı’na göre, sabah saatlerinden itibaren İsrail’e ait insansız hava araçları (İHA) üç ayrı saldırı gerçekleştirdi. Saldırılarda Kefer Rumman-Carmak otoyolunda bir araç ve bir motosiklet, Cermak-Hardali yolu üzerinde başka bir araç hedef alındı.

Ajans, saldırılarda üç kişinin yaşamını hayatını kaybettiğini duyurdu.

Haberde ayrıca, İsrail savaş uçaklarının günün ilk saatlerinde Sur kazasına bağlı Arzun beldesinde iki evi hedef aldığı, saldırılarda evlerin tamamen yıkıldığı belirtildi. Sağlık ekiplerinin enkaz kaldırma ve yaralıları çıkarma çalışmalarını sürdürdüğü ifade edildi.

Öte yandan İsrail ordusu, bugün Güney Lübnan’daki 10 belde ve köyde yaşayanlara yönelik tahliye uyarıları yayımladı. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee Arapça yaptığı açıklamada, söz konusu bölgelerde Hizbullah’a ait noktaların hedef alınacağını belirterek ordunun “güç kullanmak zorunda kaldığını” belirtti. Adraee, gerekçe olarak “ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesini” gösterdi.

İsrail ile Hizbullah arasında, ABD arabuluculuğunda sağlanan kırılgan ateşkese rağmen karşılıklı saldırılar neredeyse her gün devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre son çatışma dalgasında İsrail ile Hizbullah arasındaki can kaybı sayısı 3 bini aşarken, 17 Nisan’da yürürlüğe giren ve ABD’nin arabuluculuğunda sağlanan ateşkes geçtiğimiz günlerde 45 gün daha uzatılmıştı.


HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Osman el-Asbat

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolündeki bölgelerde çok sayıda kız ve erkek çocuk, en temel insan haklarına en ufak bir riayet gösterilmeksizin yaygın ihlallere maruz kalıyor. 18 yaşın altındaki gençlerin zorla silah altına alınma oranları artarken Darfur ve Kordofan'da yüzlerce cinsel şiddet ve kaçırma vakası kaydedildi.

Bu koşullar nedeniyle hayatta kalanlar sağlık hizmetlerine erişim konusunda ciddi bir krizle yüzleşiyor; tedavi beklerken yaraları sessizce sarıyor, başlarına gelenlerin acısı ve sırrıyla baş başa yaşıyorlar.

Sudan Ulusal Çocuk Konseyi'ne göre HDK, 3 milyondan fazla çocuğu zorla askere alarak onları tehdit ve baskıyla savaşmaya ya da destek görevi yapmaya mecbur bıraktı.

Konsey Genel Sekreteri Abdulkadir Ebu, Nijer ve Kamerun'da ve Sudan-Çad sınır bölgelerinde kız çocuklarının kaçırılarak satıldığına dair vakaların belgelendiğini açıkladı; bu kız çocuklarının sayısının 350'ye ulaştığını da bildirdi.

Sömürü ve kaos

Çocuk hakları ve koruma uzmanı Macid Mesud, Darfur ve Kordofan illerindeki çocukların yerinden edilme ve okulların kapanması nedeniyle büyük bir boşlukla karşı karşıya kaldığını, bunun yanı sıra ağır ekonomik koşulların zorlu bir yaşam gerçekliği ve yoksulluk ortamı doğurduğunu, bunun ise tüm bir kuşağı eğitim hakkından yoksun bıraktığını söyledi. Mesud, savaşın aynı zamanda bu bölgelerdeki eğitim kurumlarının tahrip edilmesine ve yıkılmasına da katkıda bulunduğunu vurguladı.

HDK'nın yüzlerce çocuğun ailesinin içinde bulunduğu sıkıntıdan yararlanarak onları aşırı yoksulluktan kurtulmanın bir yolu olarak para karşılığı silah altına aldığını belirten Mesud, ayrıca başkalarını zorla askere alarak alevlenen cephelerdeki çatışmalara sürdüğünü ekledi.

xsfvergth
Silahlı hareket kamplarında tüfek taşıyan çocukların fotoğrafları gün yüzüne çıktı (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Bu olgunun yaygınlaşmasına katkıda bulunan nedenler arasında kaos, devletin çöküşü, denetim eksikliği ve ailelerin koruma kapasitesinin zayıflaması bulunduğuna dikkati çeken Mesud, tüm bunların gençleri savaş ve doğrudan sömürünün sarmalında en zayıf halka konumuna düşürdüğünü, onları her gün ve sürekli olarak yaşamlarını, güvenliklerini ve onurlarını tehdit eden etkenlerle kuşattığını vurguladı.

Zorluklar ve krizler

Öte yandan Tuvila bölgesindeki barınma kamplarında gönüllü olarak çalışan Mevahib Babekir, kamplardaki onlarca yerinden edilmiş kadının sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyduğunu, bunun yanı sıra cinsel şiddet travmalarının üstesinden gelmek için bu vakaları ele almaya ehil nitelikli personel tarafından psikolojik destek sağlanması gerektiğini vurguladı. Damgalanmayı ortadan kaldırmak ve cinsel şiddete maruz kalan hayatta kalanları tedavi olmaya teşvik etmek amacıyla toplumsal çalışmaların yoğunlaştırılmasının önemine de dikkati çekti.

Babekir, ‘örf ve geleneklerin kadına ve çocuğa yönelik şiddet davalarında en büyük engeli oluşturduğunu’ ifade etti.

Hizmet sunacak uzman merkezlerin bulunmaması ve bu vakaları ele alacak eğitimli personelin yokluğunun, yerinden edilmiş kişilerin toplu yaşadığı bölgelerdeki cinsel şiddet mağdurlarının karşılaştığı en önemli sorunların başında geldiğini de vurguladı.

Güçlükler ve sorunlar

Bu süreçte Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı ajanslar ve yerel sivil toplum kuruluşları, Sudan'da tecavüz ve diğer cinsel şiddet türlerinin savaş silahı olarak geniş çapta kullanılmasının özellikle mağdurların ruh sağlığı üzerindeki tehlikeli sonuçları konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) örgütü geçtiğimiz ay yayımladığı raporda, Ocak 2024 ile Kasım 2025 arasında neredeyse tamamı kadın ve kız çocuklarından oluşan en az 3 bin 396 cinsel şiddet mağdurunun Kuzey ve Güney Darfur'daki MSF destekli sağlık tesislerine başvurduğunu açıkladı. MSF, Sudan'daki çatışmanın ‘ayırt edici bir özelliği’ haline gelen bu suçları kınadı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise mevcut rakamların kesinlikle yalnızca ‘buzdağının görünen kısmını’ olduğu konusunda uyardı. WHO Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet Birimi yetkilisi Avni Emin, güvensizlik ortamı, mağdurlara yönelik ‘ağır damgalanma’ ve bakımlarını üstlenecek eğitimli sağlık personeli eksikliği nedeniyle mağdurların tecavüze uğradıktan sonra destek hizmetlerine erişiminin son derece güç olduğunu belirtti.

Emin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sesini yükseltebilen her bir kadının arkasında muhtemelen sekiz ya da dokuz kadın daha var. Onlar da tecavüze uğradı, ama sessizce acı çekiyorlar.”

Güvensizlik

Darfur Kadınlar Çalışma Grubu’ndan Nimet Ahmedi, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, mağdurların çoğunlukla tehlikeli tıbbi komplikasyonlara yol açan vahşi toplu tecavüz suçlarından sonra bakım arayışındaki korkunç koşullarını anlattı.

Ahmedi, üzüntülü bir tonla şunları söyledi:

“Barış döneminde bile Darfur’da bu tür vakaları ele alabilecek yalnızca birkaç doktor vardı; bugün ise hiç yok.”

Bakım merkezlerine gitmek zorunda kalanların ‘hiçbir güvenceden yoksun olduğunu’ vurgulayan Ahmedi, mağdurların ayakta kalan hastanelerde tedavi arayışına girmekte isteksiz davrandığını; zira bu hastanelerin çoğunlukla çatışan tarafların denetiminde olduğunu belirtti.

Ahmedi, HDK üyelerinin Darfur’daki bir hastaneyi basarak sağlık çalışanlarından birine tecavüz edip öldürdüğünü de anlattı.

Ahmedi, bu durumun, uluslararası insani yardım kuruluşlarının güvenlik koşulları ve insani yardım finansmanındaki keskin düşüş nedeniyle bölgeden çekilmesiyle birlikte daha da ağırlaştığına dikkati çekti.


Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
TT

Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)

Arap dünyasının ayrılıkçı Somaliland bölgesiyle İsrail arasındaki iş birliğinin tezahürlerine yönelik reddi, geçtiğimiz aralık ayında tanımanın başlamasından bu yana, bölgenin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açmayı tasarladığına ilişkin açıklamanın reddedilmesine rağmen devam ediyor.

Uzmanlar ve analistlere göre Arap dünyasından gelen bu ret, Somaliland ve İsrail'e yönelik, kınamaların ve diplomatik adımların ötesine geçerek İsrail'in bölgede herhangi bir genişlemesini önlemek amacıyla Mogadişu’ya kapsamlı yardım kararları alınmasına ve bölgenin boykot edilmesi ihtimaline uzanacak bir uyarı mesajı niteliği taşıyor.

İsrail, ayrılıkçı Somaliland bölgesindeki varlığını geçtiğimiz yılın sonlarında bölgeyi tanımasının, nisan ayında büyükelçi atamasının ve bu ay büyükelçilik açılışlarının karşılıklı gerçekleştirileceğinin duyurulmasıyla giderek derinleştirdi.

dvferb
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Davos Forumu'nun oturum aralarında Somaliland Cumhurbaşkanı ile yaptığı bir görüşme sırasında (Herzog'un X hesabı)

Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Ürdün, Türkiye, Pakistan, Endonezya, Cibuti, Somali, Filistin, Umman Sultanlığı, Sudan, Yemen, Lübnan ve Moritanya, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açacağını birkaç gün önce ilan etmesini kınadı.

Bu ülkelerin dışişleri bakanları pazar günü yayımladıkları ortak açıklamada söz konusu adımı en sert ifadelerle kınadıklarını, yasadışı ve reddedilmesi gereken bir girişim olarak nitelendirdiklerini vurguladı. Açıklamada bu adım, uluslararası hukukun ve ilgili uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve işgal altındaki Kudüs şehrinin hukuki ve tarihi statüsüne doğrudan bir saldırı olarak değerlendirildi.

Bakanlar, işgal altındaki Kudüs'te yasadışı bir fiili durum pekiştirmeyi ya da uluslararası hukuk kurallarına aykırı herhangi bir yapı veya düzenlemeye meşruiyet kazandırmayı hedefleyen tek taraflı adımları tamamen reddettiklerini açıkladı.

Aynı zamanda Federal Somali Cumhuriyeti'nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne tam desteklerini ve Somali toprak bütünlüğünü zedeleyen ya da egemenliğini zayıflatan her türlü tek taraflı girişimi kesinlikle reddettiklerini de teyit ettiler.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Yusuf Ahmed eş-Şarkavi, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada ortak bildirinin ayrılıkçı bölgenin Somali'nin egemenliğine ve Filistin davasının haklarına yönelik saldırılarını durdurmak açısından olumlu bir adım olduğunu değerlendirdi. Bu bildirinin aynı zamanda Somaliland ve İsrail'e doğrudan bir mesaj niteliği taşıdığını ve ayrılıkçı bölgenin izlediği yolu tekrarlayabilecek başka taraflara yönelik de uyarıcı bir işlev gördüğünü vurguladı.

Öte yandan El-Farabi Siyasi Araştırmalar Merkezi Genel Sekreteri Muhtar Gabaşi’ye göre Arap ülkeleri bu diplomatik tutumlarını, İsrail’in Kızıldeniz bölgesindeki her türlü varlığı ya da üs oluşturmasını Arap ülkelerinin güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek reddetmek amacıyla sürdürdü.

Somali de geçtiğimiz çarşamba günü bu açıklamayı kınayarak söz konusu adımı yasadışı ve tek taraflı bir girişim olarak nitelendirerek herhangi bir siyasi veya hukuki sonuç doğurmadığını ve uluslararası uzlaşıyla bağdaşmayan siyasi bir kışkırtma teşkil ettiğini vurguladı.

Arap Birliği (AB) de daha önce yaptığı açıklamada Somaliland'ın işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açması gerekçesiyle ‘Doğu Afrika'da gerilim odaklarının derinleşmesi’ konusunda uyarmıştı.

Arap ve Afrika ülkeleri de geçen Nisan ayında İsrail'in Somaliland'a diplomatik temsilci atayacağını açıklamasını en sert ifadelerle kınamıştı.

Bununla birlikte Şarkavi, reddin Mogadişu ile ayrılıkçı bölge arasındaki çatışmayı destekleme boyutuna ulaşmasını beklemediğini belirtti. Bir sonraki aşamanın Somali hükümetine destek verilmesini, kendi toprakları üzerindeki denetiminin güçlendirilmesini ve ayrılıkçı bölgenin boykot edilmesini içeren daha kararlı kararları kapsaması gerektiğini vurguladı. Şarkavi, Doğu Afrika ve Kızıldeniz bölgesinde İsrail'in doğrudan ya da dolaylı herhangi bir varlık oluşturmasını önlemek için Arap ve İslam dünyasının rolünün büyütülmesinin hayati önem taşıdığını, aksi hâlde bölgenin istikrarı açısından ciddi zararlar doğurabileceğini de ifade etti.

Gabaşi ise ‘İsrail'in genişlemesini önlemek adına işin Somali ile ayrılıkçı bölge arasındaki doğrudan çatışmanın desteklenmesine kadar varması hâlinde dahi’ Mogadişu'nun egemenliğini ve Arap devletinin egemenliğini her türlü tehdide karşı korumak amacıyla her düzeyde kapsamlı destek verilmesi ihtimalini dışlamadığını söyledi.