Kaddafi'nin destekçileri, Başkanlık Konseyi'ni 'Kaddafi ailesine adalet sağlamamakla' suçladı

Libya eski lideri Muammer Kaddafi ve eşi Safiye Ferkaş. (AFP)
Libya eski lideri Muammer Kaddafi ve eşi Safiye Ferkaş. (AFP)
TT

Kaddafi'nin destekçileri, Başkanlık Konseyi'ni 'Kaddafi ailesine adalet sağlamamakla' suçladı

Libya eski lideri Muammer Kaddafi ve eşi Safiye Ferkaş. (AFP)
Libya eski lideri Muammer Kaddafi ve eşi Safiye Ferkaş. (AFP)

Libya’da Ulusal Uzlaşma için Kapsayıcı Ulusal Konferans’a hazırlık komitesinin çalışması, ülkenin merhum Cumhurbaşkanı Muammer Kaddafi rejiminin destekçileri ile konferansın çalışmalarına hamilik yapan Başkanlık Konseyi arasındaki bazı farklılıkları ortaya çıkardı.

Bazı eski rejim destekçileri, Başkanlık Konseyi'ni ‘Kaddafi ailesinin üzerindeki kısıtlamaları kaldırmamakla ve adaleti sağlamamakla’ suçladı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre geçtiğimiz hafta Sebha'da düzenlenen konferansın hazırlık komitesi toplantısında bazı ihtilaflar ortaya çıktı ve Seyfülislam Kaddafi’nin temsilcileri ‘Başkanlık Konseyi'nin ulusal uzlaşıyı tamamlama konusundaki ciddiyetsizliğini’ gerekçe göstererek konferanstan çekildi. 

Fotoğraf Altı: Muammer Kaddafi’nin eşi Safiye Ferkaş. (X platformunda, eski rejim destekçilerine ait hesaplar.)
Muammer Kaddafi’nin eşi Safiye Ferkaş. (X platformunda, eski rejim destekçilerine ait hesaplar.)

Güneydeki Sebha şehrinde geçtiğimiz hafta ortasında düzenlenen konferansın hazırlık oturumlarıyla ilgili yaşanan anlaşmazlıklar, Seyfülislam Kaddafi'yi temsil eden ekibin konferanstan çekilmesine yol açtı.

Fotoğraf Altı: Şeyh Ebu Sabiha.  Şarku’l Avsat)
Şeyh Ebu Sabiha.  Şarku’l Avsat)

Ekibin başkanı ve Güney Kabileler ve Şehirler Yüksek Konseyi başkanı Şeyh Ali Ebu Sabiha dün Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Başkanlık Konseyi’nin Libya'daki uzlaşma sürecinin mekanizmalarına ilişkin bir çalışmanın sunulduğu geçtiğimiz ocak ayında, Trablus Forumu'nda üzerinde mutabakata varılan hususlara uymadığını ifade aktardı.

Sabiha, Afrika Birliği’nin (AfB) Libya'daki siyasi partilerle birlikte hareket ederek, Genel Ulusal Uzlaşma Konferansı’na hazırlık için hazırlık komitesini oluşturacak yedi partiyi belirlediğini söyledi. Bunlar, Temsilciler Meclisi, Genel Komutanlık, 5+5 Komitesi, Seyfülislam Kaddafi, ‘Ulusal Birlik’ hükümeti, Başkanlık Konseyi ve Yüksek Devlet Konseyi'nden oluşuyor.

Fotoğraf Altı: Seyfülislam Kaddafi, 14 Kasım 2021'deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmak için belgelerini sundu. (Reuters)
Seyfülislam Kaddafi, 14 Kasım 2021'deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmak için belgelerini sundu. (Reuters)

Sabiha açıklamasında şunları söyledi:

“Geçtiğimiz dönemde biz, Dr. Seif'in siyasi grubu olarak, 2011'den bu yana tutukluların ve siyasi tutukluların serbest bırakılmasını talep ederek Başkanlık Konseyi'ne uzlaşmanın tamamlanması için iyi niyet göstermesi çağrısında bulunuyorduk.”

Bazı mahkumlar için silah zoruyla resmi yargılamalar yapıldığına değinen Sabiha, Kaddafi'nin damadı ve askeri istihbarat teşkilatının eski başkanı olan ve mahkeme tarafından huzuruna çağrılan ancak hapishane yetkililerinin onu engellemesine izin veren Abdullah es- Senussi'nin (73 yaşında) davasına da dikkat çekti.

Fotoğraf Altı: Abdullah es- Senussi. (Şarku’l Avsat)
Abdullah es- Senussi. (Şarku’l Avsat)

Senussi'nin geçtiğimiz aylarda birden fazla kez Trablus Temyiz Mahkemesi huzuruna çıkarılması gerekiyordu. Ancak Abdurrauf Kara liderliğindeki Özel Caydırıcı Güç, Kaddafi'yi korumakla görevli güvenlik şefi Muhammed Mansur ile birlikte mahkemeye çıkarmadı ve bu nedenle dava duruşması yedinci kez ertelendi.

Sabiha, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin 2011'den bu yana Seyfullah Kaddafi'yi takip ettiğini ifade ettiği açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Haksız ve düşmanca bir şekilde, siyasi bir amaç uğruna ve yasal destek olmaksızın ülke dışına çıkması ve seyahat etmesi halen yasak. İyi niyet göstergesi olarak Başkanlık Konseyi'ne, Dr. Seyf'in seyahat etmesine ve hareket etmesine izin vermek ve Uluslararası Mahkeme tarafından takip edilmekten vazgeçmek için Uluslararası Yaptırımlar Komitesi ile görüşmeniz gerektiğini söyledik. Ancak bu gerçekleşmedi.”

Açıklamasında Kaddafi’nin ailesine de atıfta bulunan Sabiha, Safiye Ferkaş, kızı Ayşe ve oğlu Muhammed’in Güvenlik Konseyi’ni izni dışında seyahat kısıtlamaları altında olduğunu ifade ederek, “Bu bir felaket... Güvenlik Konseyi yetmiş yaşını geçmiş yaşlı bir kadının izini sürmeye nasıl izin verir?” diye sordu.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Yaptırımlar Komitesi geçtiğimiz kasım ayının sonunda, Kaddafi'nin eşi ve oğlu Muhammed'e, ‘uluslararası güvenliğe tehdit oluşturdukları’ gerekçesiyle kendilerine uygulanan seyahat yasağından geçici muafiyet tanıdı. Seyahat kısıtlamalarının iptali, 1 Aralık 2023'ten başlayarak 31 Mayıs 2024'e kadar altı ay süreyle geçerli olacak.

Fotoğraf Altı: Başkanlık Konseyi temsilcisi Abdullah el-Lafi Sebha’da Fizan ileri gelenleri tarafından ağırlandı. (Başkanlık Konseyi)
Başkanlık Konseyi temsilcisi Abdullah el-Lafi Sebha’da Fizan ileri gelenleri tarafından ağırlandı. (Başkanlık Konseyi)

Sabiha ayrıca, (Şehit) Kaddafi'nin ailesinin takip edilmesinin durdurulmasını talep ettiklerini, bunun yanı sıra merhum Cumhurbaşkanı ve oğlu Mutassım  ve Savunma Bakanı Ebu Bekir Yunus bulunduğu mezarın açılmasını talep ettiklerini bildirdi. “Ailelerinin nerede olduklarını bilmedikleri birçok kayıp kişi var ve Başkanlık Konseyi tüm bu dosyalarla ilgili herhangi bir girişimde bulunmadı” ifadelerini kullandı.

Sabiha'nın savunduğu şey, Kaddafi kabilesinin şeyhlerinden biri de dahil olmak üzere eski rejimin diğer destekçileri tarafından da talep edildi. Şarku’l Avsat’a konuşan söz konusu şeyhlerden biri, Libya’daki tüm yetkililerle Kaddafi'nin ailesi üzerindeki uluslararası baskı ve kısıtlamaların kaldırılması ve özgür yaşamalarının sağlanması için toplantı yaptıklarını ancak birçok söz verilmesine kimseden herhangi bir adım atılmadığını bildirdi.

İsmini vermek istemeyen şeyh, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin onlara ‘sanki suçlularmış gibi altı ay süreyle hareket etme izni verdiğini’ kaydetti. “Mesele önceki rejimle hesaplaşmadan başka bir şey değil” dedi.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.