Iraklılar yaklaşan yerel seçimlere neden katılmak istemiyor?

Büyük bir kesim ülkede siyasetin sonucunu belirleyen şeyin sandıklar değil, silahlar olduğuna inanıyor

Bağdat’ın kuzeyindeki El-Kazımiye’de yerel seçimlerde oy kullandıktan sonra parmağını kaldıran Iraklı bir asker (AFP)
Bağdat’ın kuzeyindeki El-Kazımiye’de yerel seçimlerde oy kullandıktan sonra parmağını kaldıran Iraklı bir asker (AFP)
TT

Iraklılar yaklaşan yerel seçimlere neden katılmak istemiyor?

Bağdat’ın kuzeyindeki El-Kazımiye’de yerel seçimlerde oy kullandıktan sonra parmağını kaldıran Iraklı bir asker (AFP)
Bağdat’ın kuzeyindeki El-Kazımiye’de yerel seçimlerde oy kullandıktan sonra parmağını kaldıran Iraklı bir asker (AFP)

Ahmet Suheyl

Irak’ta seçimlere yönelik boykot dalgaları azalacak gibi durmuyor. Her geçen yıl Iraklılar ile siyasi sistemleri arasındaki uçurum büyüyor. Bu da boykot faydalı olup otoriteye karşı siyasi bir eyleme yol açacak mı yoksa iktidar rejimine yönelik siyasi bir boykotla mı sınırlı kalacak gibi pek çok soruyu gündeme getiriyor.

Yerel seçimlerin yapılacağı 18 Aralık tarihi yaklaşırken boykot beklentileri artıyor. Özellikle siyasi güçlerin de bu kampanyaya katılmasıyla son 20 yılın en büyük boykotuna tanık olunabilir.

Tahran’ın müttefiklerinin korkuları

İran yanlısı milislerin çoğunu kapsayan en büyük parlamento bloğu olan Şii Güçler Koordinasyon Çerçevesi’nin önde gelenleri devletin eklemlerine hakim olmaya çalışırken, Sadr Hareketi önümüzdeki yerel seçimleri boykot ettiğini açıkladı.

Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr’ın destekçilerini seçimleri boykot etmeye çağırması, onların birden fazla vilayette seçim pankartlarını parçalamasına ve Koordinasyon Çerçevesi’ne bağlı partilerin merkez binalarını basmasına yol açtı.

Sadr Hareketi’nin seçim boykotu, liderinin parlamento bloğunun çekilmesinin akabinde siyaseti bırakmaya karar vermesinin ardından geliyor. Sadr’ın parlamento bloğu, 2021 parlamento seçimlerini 71’den fazla milletvekiliyle kazanmıştı. Ancak İran yanlısı milislerin siyasi baskısı ve ‘Şii-Şii savaşı’ tehdidi, bloğu geri çekilmeye itmişti.

Seçimlere katılım oranları, seçimlerin yasal meşruiyetiyle ilişkili olmasa da Koordinasyon Çerçevesi’ndeki partiler, boykot savunucularına, özellikle de liderinin seçimleri “oyuncak” olarak tanımladığı Sadr Hareketi’ne sert eleştiriler yöneltti.

İran yanlısı partiler, seçim boykot kampanyalarına ilişkin korkularını gizlemiyor. Bu silahlı gruplara bağlı platformlar, boykot savunucularını geniş çaplı bir şekilde hedef almaya başladı. Bu durum, yaklaşan boykotun boyutunun son 20 yılın en büyüğü olabileceği izlenimini veriyor.

2018’den bu yana tekrarlanan katılımı reddetme kampanyalarına rağmen gözlemciler, örgütlü siyasi bir harekete bağlanmadığı takdirde bunun herhangi bir kazanımla sonuçlanmayacağı görüşünde.

Resmi verilere göre 2021 parlamento seçimlerinde oy oranı yüzde 41’e ulaşırken, 2018’deki oy oranı yüzde 44’tü.

Kaotik boykot

Birçok Iraklıyı seçimlere katılmaktan vazgeçiren en büyük faktör, özellikle seçmenlerin iradesi dışında sonuçlanan birçok deneyime şahit olunmasının ardından değişimden umudunu kesmiş olmaları.

Arizona Üniversitesi’nden araştırmacı Selim Souza, seçimleri boykot etmenin “siyasi bir protesto eylemi olduğunu, ancak organize edilmediği takdirde siyasi olayların gidişatı üzerindeki etkisini kaybedeceğini” vurguluyor. Bunun genelde Irak’ta “siyasi sürece karşı öfke, umutsuzluk ve hayal kırıklığı duygularının karışımını ifade eden bireysel bir ruh halinden” kaynaklandığına dikkat çekiyor.

Souza, seçimler yoluyla değişime dair umutsuzluğa yol açan pek çok faktörün bulunduğunu belirterek, bunlardan belki de en öne çıkanının, “Irak’ta geniş bir kesimin, ülkedeki siyasetin sonucunu belirleyen şeyin sandıklar değil, silahlar olduğunu iyi bilmesi” olduğunu söyledi. Yaklaşan seçim denklemindeki değişkenin “siyasi bir hareketin hatta girmesi” olduğuna dikkat çeken Souza, Sadr Hareketi’nin seçimleri boykot etme kararının, “geniş bir siyasi ve halk hareketinin, oy verme konusunda isteksiz olan bireysel ruh hali ile saflaşmasını” temsil ettiğini vurguladı.

Geleneksel siyasi hareketlerin seçimleri boykot etme hattına girmesine rağmen, Souza’ya göre “boykotun ardından atılacak adıma ilişkin Sadr Hareketi’nin koridorlarında net bir görüşün olmaması, bu adımın siyasi açıdan faydasının kaybolmasına yol açıyor”. Souza, Sadr Hareketi’nin katılım konusundaki isteksizliğinin “olayların gidişatı veya vilayet meclislerinin siyasi haritası üzerinde önemli bir etki yaratmasının” olası olmadığını söyledi. Bu durumun, seçimi boykot etme savunucularının karşısına, “devlet kurumlarında daha büyük alanları kontrol etmek üzere mevcut siyasi tabakaya daha fazla alan açılması gibi bir başka sorunu ortaya çıkardığına dikkat çeken Souza, “Kaotik ve örgütsüz boykot, ülkede iktidarı elinde bulunduran partilerin iktidarlarının parçalanmasını sağlamayacak” dedi.

Souza, “sadece inat uğruna seçimlere katılmamayı teşvik etmeyen, bilinçli, son derece organize bir boykotun henüz olmadığına” işaret etti. Souza, kampanyaların “sokaktan başlayıp siyaseti toplumsal alanda uygulayan bir program, plan ve siyaset kültürüne dönüşmediğini, yalnızca otoriteye tepki olduğunu” söyleyerek sözlerini sonlandırdı.

Seçimler faydasız

Gözlemciler, siyasi paranın ve kontrolsüz silahların ülkedeki siyasi ve ekonomik durum üzerindeki hakimiyetinin Iraklıların seçimleri bir değişim yolu olarak faydalı görmemelerinin en büyük sebebi olduğunu ifade ediyor. 2021 parlamento seçimleri, özellikle Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin seçimleri kaybetmelerine rağmen Sadr Hareketi bloğunun parlamentodan çekilmesi sonucu iktidara gelmesinden sonra Iraklılar arasında geniş bir kesimin seçimleri boykot etmesi için ekstra bir sebep oluşturdu.

Öte yandan siyaset sosyologu Heysem el-Hiti, “seçimleri boykot edenler arasında siyasi iddianın bulunmamasının, bu protesto modelinin değişime yol açacak bir harekete dönüşme olasılığını düşürdüğünü” savundu. Hiti, “Mevcut haliyle boykot, oy verme konusunda isteksiz olan halkı, seçimlerin biçimini, tarzını ve sonuçlarını kontrol eden partilere değil, demokratik uygulamalara tepki göstermeye itiyor (...) İran’ın Irak’taki politika mekanizması, iktidarın seçimler yoluyla barışçıl bir şekilde devredilmesi yönündeki tüm umutları yok etti” ifadelerini kullandı.

Hiti, tekrarlanan boykotların “birden fazla seçim sürecinde yaşananlara bir tepki” olduğuna dikkat çekerek, “2010 seçimlerinden bu yana seçim sonuçları ile otoritenin kurulması arasında bir bağlantının olmayışı, Iraklılar nezdinde seçimin değerinin kaybolmasına neden oldu” dedi.

Irak’ta seçimler ve değişim araçları

2010 parlamento seçimlerini eski Başbakan İyad Allavi’nin liderliğindeki ‘Irak Listesi’ kazanmıştı. Ancak İran’ın desteklediği Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti koalisyonunun geniş çaplı itirazları, Allavi’nin o dönemde iktidara gelmesini engellemişti. Hiti “Bu siyasi gelenek, Iraklıların seçimlerin değişim bağlamında etkisiz bir mekanizma olduğunu anlamasını sağladı (...) Iraklıların çoğu, seçimleri, iktidardaki partilerin siyasi sistem üzerindeki hakimiyetini etkilemeyecek formaliteden bir uygulama olarak görüyor” ifadelerini kullandı.

Hiti’nin ifadesiyle 2021 seçimleri, Irak’taki seçimlere katılma motivasyonlarına “en sert darbeyi” temsil ediyordu. Hiti, bu seçimlerde İran yanlısı milislerin Sadr Hareketi karşısında kaybedip, ardından hükümeti kurmak üzere geri dönmelerinin “ülkedeki demokratik sürece katılma konusunda isteksiz olanların argümanlarını güçlendirdiğine” dikkat çekti.

Hiti, “Iraklıların bir değişim aracı olarak seçimlere olan inancını kaybetmesinin”, “en sonuncusu, Ekim 2019’da yapılan halk protestolarının en büyük sebebi” olduğuna işaret etti. Hiti, “Seçimlerin, iktidar partilerinin yandaşları için sadece bir rant sahası haline geldiğini” vurguladı. Hiti sözlerini şöyle sonlandırdı:

Rekabet alanının daralması, ülkedeki siyasi hareket üzerinde yolsuzluk ve milis sistemlerinin kontrolü ve seçim arenasına güvenilir seçkin alternatiflerin girmesinin engellenmesi, çoğu Iraklıyı gelecekteki seçimlere katılmaktan uzak durmaya iten en belirgin faktörlerdir.

Yaklaşan yerel seçimler, ülkenin tanık olduğu son yerel seçimlerden yaklaşık 10 yıl sonra gerçekleşecek. Seçimler, Sainte-Lague yöntemine göre gerçekleştirilecek. Bu yöntemde vilayetler, 1,7’lik seçim paydasına göre tek bölge olarak kabul ediliyor. Bu da bağımsızların ve yükselen partilerin aleyhine büyük siyasi hareketlerin şansını artırıyor.

Ekim 2019 protestolarında mevcut seçim sistemine itiraz edilmiş ve bu durum seçim sistemini değiştirip, üyelerin küçük seçim bölgelerine göre doğrudan seçilmesine yönelmeyi sağlamıştı. Ancak parlamentonun Koordinasyon Çerçevesi güçleri tarafından kontrol edilmesi, eski yasayı bir kez daha öne çıkarmıştı.

Kürdistan bölgesi vilayetleri hariç Irak’ın 15 vilayetinde 6 binden fazla aday, vilayet meclisi üyelikleri için yarışacak.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.


Mladenov'un ofisi ile Filistin Yönetimi arasında iletişim ve koordinasyon için bir irtibat bürosu kurulması

Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)
Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)
TT

Mladenov'un ofisi ile Filistin Yönetimi arasında iletişim ve koordinasyon için bir irtibat bürosu kurulması

Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)
Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)

Gazze Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi için hazırlanan Amerikan barış planının uygulanması kapsamında, ofisi ile Filistin Yönetimi arasında resmi bir irtibat bürosu kurulduğunu duyurdu.

Mladenov'un ofisinden dün yapılan açıklamada, "Filistin Yönetimi ile irtibat bürosunun kurulmasını memnuniyetle karşılıyoruz" denilerek, bu adımın iki taraf arasında resmi ve organize bir iletişim ve koordinasyon kanalı sağlayacağı, yazışmaların açık bir kurumsal mekanizma aracılığıyla alınıp iletilmesini güvence altına alacağı belirtildi.

Şarku'l Avsat'ın DPA'den aktardığına göre açıklamada Mladenov'un "(Barış Konseyi) ile Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi arasındaki irtibat görevlisi sıfatıyla, Gazze Şeridi'ndeki geçiş yönetimi, yeniden yapılanma ve kalkınmanın çeşitli yönlerinin (dürüstlük ve etkinlik içinde) uygulanmasını sağladığı" ifade edildi.

Yapılan açıklamada, Filistin Yönetimi irtibat bürosunun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından açıklanan 20 maddelik barış planını, Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı 2025 tarihli kararına uygun olarak uygulamak ve Gazze halkı ile bölge halkı için daha istikrarlı bir gelecek inşa etmeye katkıda bulunmak amacıyla, Filistin Yönetimi irtibat bürosuyla birlikte çalışma konusundaki istekliliği ifade edildi.

Filistin Yönetimi Başkan Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh ise yaptığı kısa açıklamada, duyuruyu memnuniyetle karşılayarak şunları söyledi: "Filistin Yönetimi'ne bağlı bir irtibat bürosunun kurulması duyurusunu memnuniyetle karşılıyoruz. Bu büro, Başkan Trump'ın planını ve Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı kararını uygulamak için (Barış Konseyi) temsilcisinin ofisi ile Filistin Yönetimi arasında resmi bir koordinasyon ve iletişim kanalı sağlayacaktır."

Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi'ndeki savaşı sona erdirmeye yönelik planının ikinci aşamasının uygulanması bağlamında gerçekleşiyor. Kasım 2025'te BM Güvenlik Konseyi tarafından 2803 sayılı kararla onaylanan plan, yönetimi ve yeniden yapılanmayı denetlemek üzere geçici bir organ olarak "Barış Konseyi"nin kurulmasını ve geçici bir uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılmasını destekliyor.

Bulgar bir diplomat ve 2015-2020 yılları arasında Ortadoğu barış sürecinde BM özel temsilcisi olarak görev yapmış olan Mladenov, 2015 sonbaharından beri devam eden kırılgan ateşkes ortamında, yaygın yıkımın ardından yeniden yapılanmada büyük zorluklarla karşı karşıya olan Gazze'de "Barış Konseyi" ile Gazze Ulusal Yönetim Komitesi arasında koordinasyonu sağlamaktan sorumludur.

İrtibat ofisinin kurulması, Ramallah'taki Filistin Yönetimi ile Gazze'de yeni mekanizmalar arasındaki koordinasyonu artırmak için pratik bir adım olarak görülürken, kapsamlı silahsızlanma ve İsrail güçlerinin çekilmesi gibi planın bazı hükümlerinin uygulanması, Filistinli grupların tutumlarına ve sahadaki gelişmelere bağlı kalmaktadır.