‘Çekişme’nin çözümü: Gazze savaşı yeni bir şey getirmiyor

Filistin sorununda “İki devletli çözüm” halen mümkün mü?

16 Aralık’ta Gazze sınırında kundağı motorlu bir silahın yakınında duran İsrailli askerler (AFP)
16 Aralık’ta Gazze sınırında kundağı motorlu bir silahın yakınında duran İsrailli askerler (AFP)
TT

‘Çekişme’nin çözümü: Gazze savaşı yeni bir şey getirmiyor

16 Aralık’ta Gazze sınırında kundağı motorlu bir silahın yakınında duran İsrailli askerler (AFP)
16 Aralık’ta Gazze sınırında kundağı motorlu bir silahın yakınında duran İsrailli askerler (AFP)

Esad Ganem

Filistin-İsrail ‘çekişmesi’ için ümit edilen ya da mümkün olan uzlaşmanın biçimi ya da içeriğine dair uzun bir tartışma mevcut. Bir asrı aşkın bir süredir devam eden sorundaki dalgalanmalara rağmen aynı kalan tartışma, teorik olarak tek devletli çözümlerden taksim biçimlerine ve iki devletli çözüme kadar uzanıyor.

Tek devletli çözümler derken çoğulculuğu kastediyorum. Nitekim tek devletli çözüm; iki uluslu devlet, laik demokratik devlet, tek içerikli ve yönlü etnik veya dinî devlet, yani Arap veya İslam ya da herhangi bir Arap-İslam devletine karşılık dinî veya ulusal anlamlarda bir Yahudi/İbrani devleti gibi çeşitli temel biçimlerde siyasi bir çözüm olabilir.

Öte yandan farklı taksim biçimleri ve iki devlet üzerine de tartışmalar devam ediyor. Ortada mesela Kasım 1947’deki bölünme kararında önerilen çözüme veya 1949 yılında uzlaşmanın temeli olarak Yeşil Hat’ı ya da ateşkesi benimseyen ve en çok dillendirilen çözüme karşılık arazi takası anlaşmalarına dayanan veya sınırları İsrail’in özellikle Kudüs’te ve çevresinde ya da ana yerleşim bloklarındaki yerleşim planlarına göre belirleyen benzer çözümler var.

Bu noktada belirtilmesi gerekir ki 4 Haziran 1967 sınırlarına dayalı iki devletli çözüm, Filistinliler ve genel olarak Araplar arasında en çok konuşulan çözümdür. Bununla birlikte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) liderliği, daha önceki müzakere ve ikili görüşme turlarında sınır hattında basit değişiklikler olasılığını tartıştı ve üstü kapalı olarak kabul etti, böylece İsrail’in bu alandaki beklentilerine karşılık verdi. Genel olarak Filistinli mülteciler ve onların geri dönüşleri meselesi de yukarıda zikrettiğimiz önerilere ya da çözüm ve çözüm alternatifleri konusunda faaliyet yürütenlerin veya aktivistlerin çeşitli tasavvurlarına göre farklı biçimlerde ve düzenlemelerle ele alındı.  

Pek çok kişiye göre 7 Ekim’de patlak veren savaş ‘siyasi çözümsüzlüğün’ bir tezahürüydü

Pek çok kişiye göre Gazze’deki savaş, Filistin meselesi için istenen ya da mümkün olan çözümün biçimine ve içeriğine dair tartışmayı yeniden alevlendirdi. Sık sık dile getirilen en önemli şeylerden biri de iki devletli çözüme geri dönülmesi gerekliliğidir. Buna göre 7 Ekim’de savaşın patlak vermesi, siyasi çözümsüzlüğe delalet ediyor. Savaşın ve sebep olduğu felaketlerin devam etmesi de İsrail’in yanında bir Filistin devletinin kurulmasına, işgalin sona erdirilmesine ve iki halk arasındaki başka meselelerin bu yönde çözülmesine dayalı müzakereci siyasi yola dönüşün gerekli olduğunu doğruluyor.

zxsac
Joe Biden (AFP)

Uluslararası, Arap ve Filistinliler ile İsrailliler olmak üzere yerel tarafların bu çözüm üzerinde hemfikir olması dikkate değer. ABD Başkanı Joe Biden da savaşın patlak vermesinden bu yana pek çok kez “Hamas’ın işini bitirdikten sonra” siyasi yola dönmenin gerekliliğine işaret ederek bu tutumu dile getirdi. Biden, The Washington Post’ta yayımladığı bir makalede (18 Kasım 2023), “Eşit düzeyde özgürlüğe, fırsatlara ve saygınlığa sahip olarak yan yana yaşayan iki halkın varlığıyla temsil edilen iki devletli çözüm, barışa giden yolun götürmesi gereken sonuçtur. Ancak bunu gerçekleştirmek için İsraillilerle Filistinlilerin yanı sıra, ABD’nin ve müttefiklerimizle ortaklarımızın da taahhütte bulunması gerekecek. Bu işe hemen başlanmalı” ifadelerine yer verdi. Biden bu tutumunu, Ramallah’taki yönetimin Gazze’de iktidarı devralmasının gerekli olduğuna, böylece Batı Şeria ile Gazze’nin yeniden ‘birleşmesi’ sürecinin tamamlanacağına ve bunun da Filistin devletinin önünü açacağına dair işaretlerle de teyit etti.

Filistin Yönetimi, işgalin sona erdirilmesi ve İsrail’in yanında bir Filistin devleti kurulması konusunun ciddi bir şekilde ele alınmasını bekliyor

Biden’ın bu tasavvuru, çoğu Arap ülkesinin liderleri ve dışişleri bakanları tarafından da paylaşıldı. Arap liderler ve bakanlar, mevcut Gazze savaşı esnasında olduğu gibi, daha önce de onlarca kez savaşın, Filistin meselesinde iki devletli çözüm temeline dayalı olması gereken adil bir çözüme varılamamasından kaynaklandığını dile getirmişlerdi. Bu tutum, Arap ve İslam ülkeleri liderlerinin konuşmalarında ve 11 Kasım 2023’te Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da düzenlenen Arap ve İslam ülkeleri zirvesinin sonuç bildirisinde da açıkça ifade edildi. Sonuç bildirisinde, “İsrail işgalinin sona erdirilmesi ve Arap-İsrail çatışmasının uluslararası hukuka ve Güvenlik Konseyi kararları da dahil olmak üzere ilgili uluslararası meşruiyet kararlarına göre çözüme kavuşturulması için stratejik bir tercih olarak barışa bağlılığı teyit etme; tüm unsurları ve öncelikleriyle 2002 Arap Barış Girişimi’ne bağlılığı vurgulama; uluslararası hukuk, uluslararası meşruiyet kararları ve barışa karşılık toprak ilkesi temelinde ve Doğu Kudüs dahil işgal edilmiş Filistin topraklarına yönelik İsrail işgalini bitirmenin ve iki devletli çözümü uygulamanın yolunu açan uluslararası güvenceler ve bir takvim çerçevesinde güvenilir bir barış süreci başlatmak için en kısa sürede uluslararası bir barış konferansı düzenleme” çağrısı yapıldı.

xscef
11 Kasım’da Riyad’daki Arap ve İslam ülkeleri zirvesine katılan liderlerin toplu fotoğrafı (EPA)

Ramallah’taki Filistin liderliğinin de yukarıda zikrettiğimiz görüşü paylaştığını ve Batı Şeria, Kudüs ve Gazze işgalinin sona erdirilmesi ve İsrail’e komşu bir Filistin devleti kurulması meselesinin ciddi bir şekilde ele alınmasını beklediğini söylemeye gerek bile yok. FKÖ ve Filistin Ulusal Yönetimi liderliğinin onlarca yıldır bu tutuma sahip olduğu elbette biliniyor. Bu tutum, 1993’teki Oslo Anlaşması’ndan önce ve sonra defalarca ve açıkça dile getirildi.

Hamas’ın dönüşümleri

Bu hedefteki önemli gelişme, Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin 1 Kasım 2023’te bir televizyon konuşmasında dile getirdiği tutum oldu. Bu konuşmada Heniyye, Hamas’ın “önce saldırının durdurulması ve geçitlerin açılması, sonra esir takası anlaşmasının yapılması ve nihayet başkenti Kudüs olan ve kendi kaderini tayin hakkı bulunan bağımsız bir Filistin devletinin kurulacağı siyasi yolun açılması şeklindeki kapsamlı vizyonunu” sunduğuna dikkati çekti. Tabi bu, mevcut savaşın çok öncesinde başlayan uzun bir sürecin devamıdır. Bu süreçte Hamas’ın tutumunda aşamalı bir değişime tanık olundu. Şöyle ki önce iki devlet ilkesini, Oslo Anlaşması’nı ve İsrail ile Filistin arasındaki tüm müzakere süreçlerini reddetti. Sonra Ulusal Yönetim gerçekliğini kabul etti ve 2006 yılında iktidar için meclis seçimlerine girdi, hatta seçimleri kazandı. Bu durum, Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın ve Fetih hareketinin İsrail’in, ABD’nin ve Avrupa’nın yardımlarıyla seçim sonuçlarına itiraz etmesine yol açtı. Bunun üzerine Fetih’e yönelik darbesinin ardından Hamas’ın ağırlık merkezi Gazze Şeridi’ne taşındı ve Ramallah ile Batı Şeria’daki yönetime ‘paralel bir Filistin otoritesi’ kuruldu.

Bu bağlamda Hamas’ın 2017 yılında yayınlanan belgesi, bu gelişmenin bariz bir işaretiydi. Söz konusu belge, Hamas’ın “4 Haziran 1967 sınırlarında başkenti Kudüs olan tam egemenliğe sahip bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını ve mültecilerle yerinden edilmişlerin çıkarıldıkları evlerine geri dönmesini ortak bir ulusal uzlaşma formülü olarak” gördüğüne dikkat çekildi.

Filistinliler, Araplar, Avrupalılar, Amerikalılar ve Filistin meselesinin geleceğiyle ilgilenen taraflar arasında medya ve siyaset düzeyinde güçlü bir yönelim dalgası olduğuna dair kanaati belgelemek kolay. Çatışmanın, İsrail’in yanında bir Filistin devletinin kurulması yoluyla çözülmesi ve bitirilmesi fikrini destekleyen yönelime göre her geçen gün şiddetle yenilenen çatışmanın temelinde İsrail’in işgali ve Batı Şeria’daki, Kudüs’teki ve Gazze’deki Filistinlilere yönelik işkencesi yatıyor. Bu gerçek, yakın zamanda Hamas’ın ve İslami Cihad’ın 7 Ekim’de Gazze’yi çevreleyen bölgeye yönelik operasyonu, o zamandan bu yana İsrail’in Gazze’ye, Batı Şeria’ya ve Kudüs’e yönelik geniş çaplı saldırıları, dahası İsrail’deki Filistinli vatandaşlara yönelik baskı ve bu saldırının korkunç sonuçları üzerinden gözler önüne serildi.

İsrail, Filistinlileri ve Arapları müzakerelerle yoracak ve bir Filistin devleti kurulmasını kabul etmeyecektir. İzak Şamir

Hiç şüphesiz güçlü olan bu yönelim bence iki devletli çözüme geri dönülebileceği yanılsamasına dayanıyor. ABD’li liderler, bazı Avrupalılarla Araplar, hatta Filistinliler başta olmak üzere pek çok kişi için bu, siyasi bir çözüme susamış Filistinlileri çözümün çok yakında olduğuna ve Gazze’ye yönelik savaşı destekleyen ya da karşı çıkan, ancak İsrail’in işgaline açıkça karşı koymayan ya da en azından İsrail’in saldırısını durdurmak için kendisinden bekleneni yapmayan tüm güçlerin savaş sona erdikten sonra bağımsız Filistin devleti dahil olmak üzere iki devletli çözüm projesini tamamlamak için baskı yaparak Filistinliler için adalet arayacaklarına inandırmak için masaya konan bir araç olabilir.  Bu senaryo, daha önce, dahil olan taraflar ve ülkeler bakımından neredeyse aynı siyasi oyuncularla ve elbette bunu geçmişte sahneleyen kişiler değiştirilerek oynanan senaryolara benziyor.  

1990 tecrübesi

Mesela 1990 yılında Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak’ın işgalinin ardından Kuveyt’in kurtarılması için başlatılan savaş öncesinde ve esnasında bunun resmî olarak yaşandığını hatırlatalım. O zaman da merkezî oyuncular, işgali bitirmek ve Batı Şeria’daki, Gazze’deki ve Kudüs’teki Filistinlileri özgürleştirmek için çalışacaklarını vurgulamıştı. Gerçekten de 1991 yılında Madrid Konferansı düzenlendi. Dönemin İsrail Başbakanı İzak Şamir, bu konferansın ardından İsrail’in Filistinlilerle Arapları müzakerelerle yoracağını ve bir Filistin devleti kurulmasını kabul etmeyeceğini duyurdu. Bilindiği üzere Birinci Filistin İntifadası (1987-1992), işgalin sona erdirilmesi ve iki devletli çözüm meselesinin yanı sıra uluslararası saflaşmalara da yol açtı, ancak bu saflaşmalar, Oslo Anlaşması’nın imzalanması ve sınırlı bir güce ve etkiye sahip bir Filistin yönetiminin kurulmasıyla sona erdi. Bu Filistin yönetimi aşamalı olarak işgali destekleyen bir otoriteye dönüştü. Bu bağlamda İsrail siyasetinin o dönemdeki iki kutbu Başbakan İzak Rabin ve Dışişleri Bakanı Şimon Peres tarafından Oslo’nun ne tam bir Filistin bağımsızlığı ne de tam egemen bir Filistin devleti anlamına geldiğine dair açık işaretleri de akla geliyor.

zsac
11 Temmuz 2000’de Camp David’de Yaser Arafat ile Ehud Barak ve ortada Bill Clinton (AFP)

Aynı bağlamda Yaser Arafat ve İsrail Başbakanı Ehud Barak, 2000 yılında ABD’deki Camp David’de ABD Başkanı Bill Clinton aracılığıyla görüşmeler gerçekleştirdi. İsrail Başbakanı, tartışılan dört konuda Filistin tarafının desteklediği uluslararası kararlara yanaşmayı reddetti. Bu dört konu şuydu: Kudüs, yerleşimler, 4 Haziran sınırları ve mülteciler. Hal böyle olunca görüşmeler patladı ve ardından ABD Başkanı ve çevresi tarafından İsrail’in tutumunu destekleyen yalanlar geldi. Buna göre Filistin Devlet Başkanı, uzlaşmayı ve ‘İsrail’in acı verici tavizlerini’ reddetmişti. Bu da İkinci İntifada’nın kapısını araladı.

Aynı senaryo İkinci Filistin İntifadası (2000-2003) sırasında da oynandı. 2003 yılında ABD Başkanı George W. Bush, bir yol haritası ortaya koydu. Hatta Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat, Filistin rejimini değiştirmeye ve Filistinlilerin temel meselelerinde uzlaşmacı ve çok tavizkâr tutumlar sergileyen ve siyasi sürecin destekçisi olan Mahmud Abbas’ı atamaya zorlandı. Ancak dönemin İsrail Başbakanı Ariel Şaron, bu yol haritasına on dört itiraz sunarak, İsrail’in Batı Şeria’nın tamamından ve Kudüs’ten çekilmesi konusundaki etkisini geçersiz kıldı. Ayrıca Gazze Şeridi’nden tek taraflı çekilmeyi uygulamaya koydu. Böylece İsrail, Kudüs ve Batı Şeria’da daha da güçlenecek ve Filistin devletinin kurulmasını engelleyebilecekti. Ki öyle de oldu.

Sahadaki mesele çözüldü ve siyasi olarak geri dönüşü olmayan tek devletli bir gerçeklik oluşturuldu

Burada şuna dikkat çekmek gerekir ki Şaron’dan sonraki İsrail Başbakanı Ehud Olmert, uzlaşma olasılığına dair önemli fikirler sundu, ancak bu fikirler, ciddi olarak tartışılmadı ve bir sonuca bağlanmadı. Zira Olmert, yolsuzluk davalarına karışmış ve istifaya zorlanmıştı. Ondan sonra yapılan seçimlerin ardından Binyamin Netanyahu, İsrail Başbakanı olarak tekrar göreve geldi. Netanyahu, bir Filistin devletinin kurulmasına karşı duruşuyla tanınıyor ve esas olarak C Bölgesi’nin bir kısmının İsrail’e ilhak edilmesi çağrısında bulunuyor. Ona göre Filistinliler, bir Filistin devletinden vazgeçip genişletilmiş bir özyönetim ile yetinmeli. Hükümetinin çoğu üyesi ise ondan daha katı tutumlar sergiliyor. Bu da bağımsız bir Filistin devleti fikrinin İsrail tarafından reddedilen bir fikir olduğunun göstergesi.

‘Filistin Devleti’ fikrinin yok olması

İsrail’in yanında bağımsız bir Filistin devleti fikrinin yok olması elbette sadece İsrail’in tutumuyla alakalı değil. Bu durum aynı zamanda birtakım gelişmelere de bağlı. Bu gelişmelerin en önemlisi Filistin ulusal hareketinin parçalanması ve dağılmasıdır. Dolayısıyla mevcut haliyle ne Filistin Yönetimi ne de FKÖ, İsrail’le köklü bir çözüm görüşmelerinde Filistinlileri temsil edemez. Öte yandan dünya, Filistin-İsrail çatışmasıyla ilgilenmeye devam etmekten daha önemli meselelerle meşgul. Bu konuya yönelik mevcut ilgi, geçici bir ilgidir ve son iki ayda yaşanan olayların dehşetinden ve Batı sokaklarında savaşa ve sebep olduğu felaketlere karşı sesini yükseltenlerin gücünden kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda belirtilmesi gereken en önemli şey şu ki İsrail’in durumu, Netanyahu ortadan kalksa veya yeni seçimler merkezî bir İsrail hükümeti getirse bile, ne bağımsız bir Filistin devletini kabul etmeye ne Batı Şeria’dan, Kudüs’ten ve hatta Gazze Şeridi’nde yeniden işgal edilen bölgelerden tam anlamıyla çekilmeye ne de mülteci meselesinin çözümüne dair net bir tutum sergilemeye müsait.

dvd
İsrailli askerler, 2 Ekim’de Batı Şeria’daki bir Filistin köyüne baskın düzenleyen yerleşimcileri topluyor (AFP)

Bütün bunlara Kudüs ve Batı Şeria’daki durum ve bu bölgelerdeki İsrailli yerleşimcilerin sayısının bir milyona yaklaşması da ekleniyor. Bu yerleşimciler, Batı Şeria topraklarının çoğunu ele geçirmek ve oradaki Filistinlilere eziyet etmeyi sürdürmek için gösterdikleri ısrarlı ve başarılı çabalarda İsraillilerin yarısından fazlası tarafından destekleniyor (Kudüs’te mesele bir süre önce kapandı). Bu konuda ortaklaşa hareket ettikleri İsrail ordusu ise onları korumakla kalmıyor, aynı zamanda Filistin güvenlik güçlerinin sessizliği ve bazen de iş birliğiyle sivilleri taciz etmelerine ve oradaki Filistinlilerin mal varlıklarına el koymalarına da imkân tanıyor.

Özetle sahada mesele halloldu ve ABD’li Sosyolog Ian Lustick’in iki yıl önce yayınlanan “Tek Devletli Gerçeklik” kitabına da adını veren durum oluşturuldu. Bu, ‘işgalin bitirilmesi ve bir Filistin devletinin kurulması’ için mevcut destek dalgası gibi düşünme çabaları devam etse dahi siyasi olarak geri dönüşü olmayan bir gerçeklik.

Kuvvetle muhtemel İsrailliler ile Filistinliler arasındaki çatışma, kanlı çatışmanın hızı artıp azalarak yıllar, hatta on yıllar boyu devam edecek

Bu analiz bizi şu soruya götürüyor: Peki, ne yapmalı? Patlayan bu çatışmaya ciddi bir barışçıl siyasi çözüm olasılığına dair tasavvur nasıl netleştirilebilir? Öncelikle bir asırdan fazla bir süredir devam eden bir çatışmayla karşı karşıya olduğumuzu ve barışçıl bir siyasi çözüme gerçekten yaklaşıyor gibi görünmediğimizi belirtmek önemli.

Kuvvetle muhtemel İsrail ile Filistin tarafları arasındaki çatışma, kanlı çatışmanın hızı artıp azalarak önümüzdeki yıllar, hatta on yıllar boyu devam edecek. Bununla birlikte patlayan çatışmanın ötesine geçen teorik ve uzun vadede olası çözüm, esasen Filistin/İsrail’deki sömürgeci ve apartheid durumu ortadan kaldırmak için devam eden barışçıl bir projeyi temsil ediyor. Söz konusu durum, mevcut savaşın patlak vermesinin ardından tarihî Filistin’in her yerinde derinliğini artırdı.

feh
2014 yılında Doğu Kudüs’teki çatışmalar sırasında İsrail polisine taş atan Filistinli gençler (AP)

Diğer bir deyişle ‘Tarihî Filistin’in (1948 Filistini ya da bugünkü İsrail toprakları) iki ana topluluğu Yahudi İsrailliler ile Arap Filistinliler arasında sivil ve ulusal eşitlik zemininde dengeyi sağlamaya dayalı uzlaşma ilkesine göre “Nehir’den Deniz’e Özgür Filistin” sloganını hayata geçirmek için çaba harcanmalı.

Demek istediğim şu: Bu ülkede ırksal üstünlük ve işgalci sömürgecilik gerçekliğinden adalet, özgürlük ve eşitlik ilkeleri üzerine inşa edilen tek devlet gerçekliğine dönüşümü başarmak için uygulanabilir bir siyasi tasavvur ve ‘paradigma’ oluşturmaya ihtiyacımız var.

Bu ülkede sistemsel bir değişiklik yolunda Filistinliler olarak bize ve Arap ve uluslararası müttefiklerimize bu ilkeler rehberlik etmeli. Dikkat çekmemiz gereken en önemli meselelerden biri de ana müttefiklerimize, yani dünya sokaklarında savaşa ve İsrail’in Gazze’de ve tüm Filistinlilere karşı işlediği suçlara karşı sesini yükselten göstericilere hitap edecek bir söyleme ihtiyacımız olduğudur. Böyle bir söylem, herhangi bir uzlaşma ve oraya giden yol için sadece insani ilkeleri dikkate alabilir. Bu söylemde sivillere karşı terörü meşrulaştıran ya da temel demokratik değerlere dayanmamış ve bu çatışmanın nihai çözümü olarak (Yahudi veya Arap olsun) ayrıştırıcı ulus devlete ya da dindar devlete karşı çıkmamış bir sistem inşa etme meselesini benimseyen değerlere yer yok.

Gerçi ben bu ülkede yaşadığımız durumun ayırt edici özellikleriyle uyumlu olacak şekilde burada kendi yolumuzu çizmemiz gerektiğine derinden inanıyorum. Ama yine de Güney Afrika ve orada Nelson Mandela öncülüğünde yaşanan dönüşüm, burada gerçekleştirilebilecek şey konusunda yol gösterici olabilir.

Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı’nın suikasta kurban gittiğini doğruladı

İzzeddin el-Beyk
İzzeddin el-Beyk
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı’nın suikasta kurban gittiğini doğruladı

İzzeddin el-Beyk
İzzeddin el-Beyk

Gazze Şeridi’ndeki Hamas Hareketi’nden dört kaynak, İsrail’in bugün Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı İzzeddin el-Beyk’i, Gazze kentinin kuzeybatısındaki Nasr mahallesinde bulunduğu bir meskene düzenlenen saldırıyla öldürdüğünü doğruladı.

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları ayrı açıklamalarda, ‘Aşmavi’ lakabıyla tanınan el-Beyk’in, savaş uçakları tarafından gerçekleştirildiği değerlendirilen ve meskeni hedef alan saldırıda atılan 3 füze sonucunda olay yerinde hayatını kaybettiğini belirtti. Kaynaklar, füzelerin hedefin öldüğünden emin olmak amacıyla kullanılmış olabileceğini ifade etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz da operasyonu duyurarak el-Beyk’in öldürüldüğünü doğruladı.

Şarku’l Avsat muhabirinin aktardığına göre saldırı sabaha karşı saat 03.30’da gerçekleşti. Saldırının ardından daire alevler içinde kaldı ve yangın, sivil savunma ekiplerinin müdahalesiyle söndürülene kadar yarım saatten fazla sürdü.

İsrail ordusunun, hedef alınan kişiyi ya patlamanın etkisiyle ya da bu füzelerden yayılan zehirli duman nedeniyle öldürmek amacıyla yoğun yangına yol açan füzeler kullandığı görülüyor.

Saldırı, yaklaşık iki ay önce gündüz saatlerinde benzer bir saldırının düzenlendiği başka bir binanın bitişiğindeki konut binasında gerçekleşti. Söz konusu saldırıda, Kassam Tugayları’na bağlı Gazze Tugayı’nın operasyonlar komutanı ve 7 Ekim 2023 saldırısında önemli rol oynayan isimlerden Edhem Nesman öldürülmüştü.

Önceki suikast girişimi

El-Beyk, geçtiğimiz mayıs ayının sonlarında, Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki Kassam Tugayları’nı sırasıyla Muhammed es-Sinvar’ın ardından komuta eden İzzeddin el-Haddad ve Muhammed Avde’nin öldürülmesinden birkaç gün sonra bir suikast girişiminin hedefi olmuştu.

Söz konusu saldırıda Gazze Tugayları Komutan Yardımcısı ve Zeytun Taburu Komutanı İmad İslim öldürülmüştü. O dönemde Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, İslim ile el-Beyk’in yanı sıra Gazze Tugayları’nın yeni komutanı Muhanned Receb arasında bir toplantı yapılmasının planlandığını, ancak saldırı düzenlendiğinde diğer iki ismin bölgeye henüz ulaşmadığını belirtmişti.

Bu operasyon, Kassam Tugayları’nın Han Yunus Tugayı Komutanı Muhammed el-Yazuri ile Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd’in öldürülmesinden yaklaşık iki hafta sonra gerçekleştirildi.

İzzeddin el-Beyk kimdir?

48 yaşındaki İzzeddin el-Beyk, Hamas’ın en önemli kalelerinden biri olan Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki Felluce bölgesinde yaşayan ve uzun yıllardır hareketin önde gelen mensupları arasında yer alan bir isimdi. 1990’ların sonunda camilerdeki faaliyetlere katılmasının ardından Hamas’a dahil olan el-Beyk, İkinci İntifada’nın başlamasıyla Kassam Tugayları bünyesinde çalışmaya başladı. İsrail’in kampa ve Beyt Lahiya beldesine yönelik kara operasyonlarına karşı koyma faaliyetlerinde belirgin ve etkin bir rol üstlendi. El-Beyk, 2004 yılında Cibaliye Mülteci Kampı’nı hedef alan kapsamlı bir İsrail askeri operasyonuna karşı koyarken Yasin tanksavar roketlerini ilk kullanan isimlerden biri oldu.

Hamas kaynaklarının Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre el-Beyk, Kassam Tugayları’nın Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki ve bugün Nuhbe olarak adlandırılan ilk özel birliklerinden birine komuta etti. Uzun yıllar boyunca Cibaliye Mülteci Kampı bölgesindeki Batı Taburu’nun komutanlığını yürüttü. Daha sonra bu görevden ayrılarak Kuzey Tugayı istihbarat biriminin başına geçti. Kasım 2023’te Ahmed el-Gandur’un öldürülmesinin ardından ise Kuzey Tugayı’nın komutanı oldu.

Kaynaklar, el-Beyk’in Kuzey Tugayı istihbarat biriminin başındayken, dönemin Gazze Şeridi genelindeki istihbarat sorumlusu Muhammed Avde’nin ‘gözde adamı’ olarak nitelendirildiğini belirtiyor. İkili arasında özel bir ilişki bulunduğu, her ikisinin de Cibaliye Mülteci Kampı’nda yaşadığı ifade ediliyor.

Kaynaklara göre el-Beyk, son savaş sırasında ‘Generaller Planı’ olarak adlandırılan ve Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Filistinlilerin yerinden edilmesini amaçlayan planın başarısızlığa uğratılmasında rol oynadı. El-Beyk ve beraberindeki savaşçılar, İsrail ordusuyla doğrudan çatışmalarda mevzilerini korudu.

Kendisiyle yakından tanışan Hamas kaynaklarından biri, el-Beyk’in usta bir keskin nişancı olduğunu ve bir dönem Kuzey Tugayı’ndaki operasyonların yönetiminden sorumlu olduğunu belirtti. Kaynak, el-Beyk’in halk arasında sevilen isimlerden biri olduğunu da ifade etti.

El-Beyk, savaş öncesinde ve savaş sırasında çok sayıda suikast girişiminin hedefi oldu. Bunlardan biri son savaşın ikinci yarısında Cibaliye Mülteci Kampı’nda gerçekleştirildi. Saldırıda koruması öldürülürken el-Beyk saldırıdan sağ kurtuldu.


Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
TT

Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Batı Libya’daki çok sayıda sağlık çalışanı, dün Trablus’ta Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) binası önünde ‘haklarını’ talep etmek üzere toplandı. Eylem, ülkede öğretmenlerin genel greviyle eş zamanlı gerçekleşirken, Libya’da hükümeti giderek artan taleplerle karşı karşıya bırakan mesleki protestoların tırmandığı bir döneme denk geldi.

Başkent Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan hükümet binası önünde yüzlerce sağlık personeli, diş hekimi ve sağlık sektörü çalışanı toplandı. Göstericiler, aralarında maaşların artırılmasının da bulunduğu dokuz talebin Trablus’taki yetkililer tarafından yerine getirilmesi çağrısında bulundu.

Protesto, pazar akşamı hükümet binası önünde düzenlenen barışçıl bir gösteri sırasında güvenlik görevlilerinin bazı doktorlara saldırması üzerine düzenlendi. Olay, çok sayıda Libyalının tepkisine yol açarken, olayın soruşturulması yönündeki çağrılar da arttı.

Sağlık çalışanları, protestolarının ‘yıllardır devam eden sıkıntılar ve geçim baskıları, fiyatlardaki artış, biriken borçlar ve sağlık sektöründeki koşulların kötüleşmesi’ nedeniyle gerçekleştirildiğini belirtti. Çalışanlar, taleplerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesini ve sağlık çalışanlarının insanca yaşayabilecekleri koşulların güvence altına alınmasını amaçladığını vurguladı.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği tarafından dün yayımlanan ve çalışanların açıklamalarının aktarıldığı bildiride, eylemin ‘geçici bir öfke anı olmadığı, yıllarca süren sabrın ardından’ gerçekleştirildiği belirtildi. Açıklamada, sağlık çalışanlarının ‘zor’ olarak nitelendirdiği koşullara rağmen, görevlerini yerine getirmeye ve vatandaşlara hizmet etmeye kararlı mesleki kadro ve uzmanların görevlerini sürdürdüğü kaydedildi.

Çalışanlar, taleplerinin ‘kişisel kazanımlarla ilgili olmadığını’, sağlık sektörü çalışanlarının koşullarının iyileştirilmesini ve görevlerini yerine getirebilecekleri uygun bir çalışma ortamının sağlanmasını hedeflediğini vurguladı. Açıklamada ayrıca sağlık sisteminin reforme edilmesi ve Libya vatandaşlarına sunulan sağlık hizmetlerinin seviyesinin yükseltilmesi çağrısı yapıldı.

cdfghyju
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto eylemine katılan iki çocuk, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Çalışanlar, taleplerinin küçümsenmesi veya sorgulanmasına yönelik girişimleri reddederken, eylemlerini sürdürme ve vatandaşların hayatını doğrudan ilgilendiren temel sektörlerden biri olarak sağlık sektörünü geliştirme konusundaki kararlılıklarını vurguladı.

Libya’daki sağlık çalışanlarının talepleri arasında maaşların artırılması, ek ödemeler ve yan hakların uygulanması, sağlık sigortası sağlanması, personel yapısının genişletilerek düzenlenmesi ve personel açığının giderilmesi yer alıyor. Çalışanlar ayrıca ilaç, tıbbi malzeme ve cihazların temin edilmesini, görevlerini yerine getirirken korunmalarını, ulusal insan kaynağının korunmasını ve uzmanların özel sektöre veya yurt dışına yönelmesine neden olan sorunların giderilmesini talep ediyor. Sendikaların ve meslek kuruluşlarının, çalışanları ve sağlık sektörünü ilgilendiren kararlara dahil edilmesi de talepler arasında bulunuyor.

Libya Genel Diş Hekimleri Sendikası da dün bir gösteri düzenleyerek tüm sağlık sektörü çalışanlarına, ‘sağlık sektörünün tarihindeki en büyük protesto gösterisi’ olarak nitelendirdiği eylemde toplanma çağrısı yaptı. Sendika, sektörde çalışanların ‘meşru ve adil haklarının’ talep edilmesini istedi.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği ise pazar günü Libya’daki ‘çok sayıda tıbbi ve yardımcı sağlık personeli ile idari çalışanın, Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan Başbakanlık binası önünde barışçıl bir protesto düzenledikleri sırada hükümet binasını korumakla görevlendirilen güç tarafından saldırıya uğramasına’ tepki gösterdi ve olayı kınadı.

j78k
Güvenlik güçleri, pazar günü Trablus’taki UBH binası önünde doktorların düzenlediği barışçıl eylemi dağıttı. (Milletvekilleri ve Devlet Yüksek Konseyi üyelerinin hesapları)

Devlet Yüksek Konseyi (DYK) üyesi Ebu’l Kasım Kuzeyt de olaya dikkat çekerek protesto sırasında bir güvenlik görevlisinin bir doktorun yakasından tuttuğunu gösteren fotoğrafı paylaştı. Kuzeyt, alaycı bir ifadeyle, “Sivil devletin polisi, üniversite hocalarına saldırdıktan sonra bugün de doktorları boğuyor!” dedi.

Sendika ve sağlık kuruluşları, Libya Başsavcısı’ndan saldırı olayıyla ilgili ‘derhal ve acil bir soruşturma’ başlatılmasını ve olaya karışan herkesin hesap vermesini talep etti. Kuruluşlar ayrıca sağlık çalışanlarına tam koruma sağlanması çağrısında bulundu.

Libyalı akademisyen Farac Derdur, “Cehalet devletin kurumlarına kök saldığında bilimin değeri geriler, doktor ve öğretmen aşağılanırken silahlı oluşumlara mensup kişiler sahnenin önüne çıkar” dedi. Derdur, “Yeterlilikten yoksun bu ayrım, ülkenin durumunun düzelmesini engelliyor ve kaynaklarının her geçen gün daha fazla tüketilmesine yol açıyor” ifadesini kullandı.

Derdur, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda ücret yapısındaki büyük farklılığa da dikkat çekerek, “Yıllarını zorlu bilim dallarında eğitim almaya adamış bir doktorun 2 bin dinarı aşmayan bir maaş alması, silahın başında yer alanların ise bunun katbekat fazlasını kazanması nasıl mümkün olabilir?” diye sordu.

Baskıların ardından UBH, Petrol Tesisleri Muhafızları mensuplarının maaşlarının artırılmasını kabul etti. Bu karar, Libya’daki öğretmenler ile sağlık sektöründe çalışanların geniş kesimlerinin tepkilerini artırırken, Misrata Havalimanı çalışanları ve sivil havacılık personeli de mesleki taleplere dayalı protestolara katıldı. Çalışanlar, ‘mali ve idari durumlarının düzenlenmesi’ çağrısında bulundu.

Bu gelişmelerin yanı sıra Libya’daki öğretmen hareketi, tüm okullarda genel grev kararını sürdürüyor. Eğitim Bakanı Muhammed el-Karyu ise öğrencilerin eğitim hakkının korunması amacıyla okulların derhal açılması ve öğrencilerin kabul edilmesi için belediyelerdeki eğitim müdürlerine pazar günü yazılı talimat gönderdi.

Öğretmenlerin tepkisini yatıştırmaya yönelik bir girişim olarak Karyu, dün sabah Genel Sağlık Sigortası Fonu Yönetim Kurulu ile bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, eğitim sektöründeki öğretmen ve idari personel için uygulanacak sağlık sigortası programının hayata geçirilmesine ilişkin mekanizmaları belirleyecek ortak bir yaklaşım ele alındı.

fgthyju
Pazar günü Batı ve Orta bölgelerden bir dizi eğitim müfettişiyle geniş kapsamlı bir toplantı düzenlendi. (UBH Eğitim Bakanlığı)

Toplantıda, gerekli verilerin toplanması ve güncellenmesi ile bunların Bilgi ve Dokümantasyon Merkezi’ne iletilmesini sağlayacak yöntem ve mekanizmalar ele alındı. Böylece sektörde çalışanların tamamına sağlık sigortası sağlanmasına ilişkin onaylı düzenlemenin hazırlanması amaçlanıyor.

UBH Sağlık Bakanı Muhammed el-Guc da pazar akşamı sağlık sektöründe çalışanların taleplerini görüşmek üzere tıp sendikaları, yardımcı sağlık meslekleri ve tıbbi laboratuvar temsilcileri ile sağlık hizmetleri ve hastane yöneticileriyle bir araya geldi.

El-Guc, bakanlığın yayımladığı açıklamada, çalışanların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve mali haklarının artırılması yönündeki taleplerinin meşru olduğunu belirtti. El-Guc, söz konusu taleplerin yasal çerçeve ve mevcut imkanlar doğrultusunda karşılanması için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.


Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
TT

Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)

Halil Musa

Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da ‘kapsamlı bir ulusal diyalog’ gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısı, 28 Kasım’da yapılması planlanan genel seçimlerin ertelenmesine yönelik seslerin yükseldiği bir dönemde geldi.

Gözlemciler bu çağrıyı, seçimlerin iptal edildiği 2021 yılının aksine, ertelenmesi konusunda bir uzlaşı platformu olarak değerlendiriyor. Nitekim 2021’de seçimlerin düzenlenmesi kararı Hamas ile varılan tam bir uzlaşıyla alınmış olmasına rağmen Abbas, erteleme adımını ulusal bir mutabakat olmaksızın tek taraflı olarak atmıştı.

Erteleme konusunda genel mutabakat

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  üst düzey bir Filistinli yetkili; Fetih, Hamas ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) her birinin farklı gerekçelerle seçimlerin ertelenmesini istediğini, Washington ve Tel Aviv’in de erteleme taraftarı olduğunu belirtti. Yetkili, “Filistinli grupların ulusal diyalog toplantılarında seçimlerin zamanında yapılması konusunda uzlaşması halinde seçimler gerçekleştirilecek; ancak bu grupların erteleme üzerinde mutabık kalmaları durumunda ise seçimler ertelenecek” değerlendirmesinde bulundu.

Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da yapılması planlanan ulusal diyalog toplantılarına katılması bekleniyor. Bu hamle, Temmuz 2023’te Mısır’ın el-Alemeyn kentinde gerçekleşen görüşmelerden bu yana bu ölçekte atılan ilk adım olma özelliğini taşıyor.

Seçimler önemli

Fetih Hareketi Merkez Komitesi, diyalog sürecini başlatmak üzere bir heyet oluşturdu. Komite, ‘meşruiyetlerin yenilenmesi ve Filistin siyasi sisteminin birliğinin güçlendirilmesi için bir çıkış noktası olarak seçimlerin gerçekleştirilmesinin’ önemini vurguladı. Ancak Komite, ‘seçimlerin Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi de dahil olmak üzere tüm Filistin topraklarında düzenlenmesi için gerekli koşulların hazırlanması ve Merkez Seçim Kurulu’nun görevlerini özgürce yerine getirmesine imkân tanınması’ gerektiğinin altını çizdi. Seçimlerin ertelenebileceğine işaret eden Komite, ‘işgal yönetiminin halkımızın seçimlere katılımının önüne koyduğu engellerin kaldırılması’ çağrısında bulundu.

Fetih yöneticilerinden Cibril er-Racub ise genel seçimlerin ertelenmesini ve ulusal uzlaşının sağlanmasının ardından gerçekleştirilmesini; sürecin de genel seçimlerle değil, devlet başkanlığı seçimleriyle başlatılmasını talep etti. Filistinli siyasetçi Avni el-Meşni ise seçimlerin ertelenmesi konusunun ‘Kahire’deki ulusal diyalog çağrısının temelini oluşturduğunu, bunun nedeninin de herkesin bu karar üzerinde uzlaşması ve hiçbir gruba bu sorumluluğun yüklenmemesi arzusu olduğunu’ belirtti.

Merkez Seçim Kurulu’nun tutumu

El-Meşni, “Seçimlerden beklenen, sonuçların seçim tarihlerini belirleyen tarafın şartlarıyla örtüşmesidir; zira bu taraf yalnızca kendisinin kazanacağı bir seçim istemektedir” değerlendirmesinde bulundu. El-Meşni sözlerini şöyle sürdürdü: “Erteleme için bir bahane arıyorlar. Bu görevi Merkez Seçim Kurulu’na yıkmaya çalıştılar, ancak Kurulun bu görevi reddetmesi ve seçimleri düzenlemeye hazır olduğunu teyit etmesi nedeniyle başarısız oldular.”

Filistin Merkez Seçim Kurulu’nun aktardığına göre, Gazze Şeridi’nde seçimlerin düzenlenmesi için iki plan hazırlandı. İlk plan, İsrail’in seçim materyali ve ekipmanının oy verme tarihinden bir hafta önce bölgeye girişine izin vermesine dayanıyor. Merkez Seçim Kurulu Sözcüsü Ferit Taamallah’a göre alternatif plan ise ‘seçim ekipmanları ile oy sandıklarının doğrudan Gazze Şeridi’nde imal edilmesini’ öngörüyor.

Kudüs kentindeki seçim sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Taamallah, Seçim Kurulu’nun planının -1996, 2005 ve 2006 yıllarında olduğu gibi- kentin varoşlarındaki oy verme merkezlerine dayandığını, yani kentteki Filistinlilerin oylarını bu varoşlarda kullanacağını açıkladı. Taamallah, bu durumun İsrail’in kentte oy kullanma hakkına sahip 140 bin kişiden sadece 6 bininin kentteki posta merkezlerinde oy kullanmasına izin vermesiyle eş zamanlı yürüyeceğini belirtti. İsrail’in Kudüs’te seçim yapılmasına izin vermemesi meselesine de değinen Taamallah, bu sorunun ‘teknik olarak aşılabileceğini, ancak meselenin teknik olmaktan ziyade siyasi olduğunu’ vurguladı.

El-Meşni’ye göre, Filistin’in iki büyük siyasi hareketinin seçimleri erteleme yönündeki arzusu nedeniyle mevcut eğilim, ‘Fetih Hareketi’ne seçimleri ertelemesi için bir çıkış yolu sağlayan FHKC’nin erteleme girişimini kabul etme yönünde’ ağırlık kazanıyor.

Söz konusu girişim; genel seçimlerin ertelenmesini, ‘mevcut engeller ve karmaşık koşullar nedeniyle’ Ulusal Konsey’in yeniden oluşturulmasını ve uzlaşıya dayalı bir geçiş dönemine geçilmesi çağrısını içeriyor.

FHKC, “Halkımızın acil ihtiyaçlarının karşılanmasına, direnişinin desteklenmesine; çatışma ve çekişmelerden uzak, özgür ve kapsamlı seçimlerin düzenlenebilmesi için siyasi, hukuki ve toplumsal zeminin hazırlanmasına öncelik verilmesi” çağrısında bulundu.

Girişime göre geçiş dönemi, ‘seçimler için gerekli bir çıkış noktası oluşturacak ve sürecin yeni bir bölünme ile iç çatışma alanına dönüşmesini engelleyecek.’ Metin, “Halkımızın tüm kesimleri ile siyasi ve toplumsal unsurlarının kapsamlı bir temsilini yansıtacak şekilde geçiş dönemi için yeni bir Ulusal Konsey oluşturulmasını” ve belirlenecek geçiş süreci boyunca görev yapacak birleşik bir ulusal uzlaşı hükümetinin kurulmasını öngörüyor.

Girişim, seçimler konusunda ise ‘ulusal meşruiyetin yenilenmesi için bir gereklilik olarak’ kapsamlı seçim ilkesinin benimsenmesini ve katılım için hiçbir ön koşul olmaksızın seçimlerin eş zamanlı olarak düzenlenmesi hususunda uzlaşıya varılmasını talep ediyor.

Erteleme talepleri

Siyasi araştırmacı Cihad Harb, ulusal diyalog çağrısının ‘Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın seçimlerin ertelenmesi konusunda Filistinli grupların onayını alma arzusundan’ kaynaklandığı değerlendirmesinde bulundu. Harb, “Birlik kurulması ve siyasi program gibi geniş kapsamlı konularda bir ulusal diyalogdan söz ettiğimizde, bu durum Filistin’in iç düzenlemelerine ilişkin bir geçiş sürecini gerektirir” dedi. Filistinli grupların seçimlere hazır olduklarını beyan etmelerine rağmen erteleme temennisinde bulunduklarını belirten Harb, “Fetih Hareketi iç hatlarda sürece hazır olmadığı için erteleme istiyor. Seçim kurulunca listelerin oluşturulması kararı ve hareketin 8. Kongresi’nden çıkan sonuçların bünyesinde yarattığı karmaşa nedeniyle henüz listesini bile netleştirmiş değil” ifadelerini kullandı.

Hamas hareketine ilişkin değerlendirmesinde ise Harb, örgütün ‘önümüzdeki aylarda uluslararası alanda kabul görüp göremeyeceğini bekleyip gördüğüne, bir başka deyişle aldığı ağır darbelerin ardından Gazze Şeridi’ndeki varlığını bugünkünden daha geniş ve etkin şekilde pekiştirme üzerine bahis oynadığına’ dikkat çekti.

Filistin Devlet Başkanı, genel seçimler için adaylık başvuru süresini 12 günden 18 güne çıkarma kararı almıştı. Böylece adaylık için yasal süre 26 Eylül’den 13 Ekim’e kadar uzatılmış oldu. Abbas’a göre sürenin uzatılması, ‘ulaşım zorlukları, coğrafi engeller ve seçim sürecini çevreleyen olağanüstü koşullar altında adaylara ve listelere daha fazla esneklik sağlamayı’ hedefliyor.

Başvuruların geçen cumartesi günü başlamasının ardından Batı Şeria’nın el-Bire kentinde ve Gazze Şeridi’ndeki Deyr el-Balah’ta yer alan Merkez Seçim Kurulu’na yedi aday listesi sunuldu.