Nekbe'nin yıldönümünde etik tartışması

İki devletli çözüm önerisi artık ne Filistinlilerin ne de İsraillilerin gündeminde

Fotoğraf: Getty Images
Fotoğraf: Getty Images
TT

Nekbe'nin yıldönümünde etik tartışması

Fotoğraf: Getty Images
Fotoğraf: Getty Images

Ahmed Mahir

Filistinliler, yaşadıkları Büyük Felaket’in (Nekbe) 75'inci yıl dönümünde, uzun zamandır bekledikleri güzel günlerin geleceğine dair umutlarını hala koruyor. Bazıları İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da iradeleri dışında yerleşim birimleri inşasının ve yarım yüzyılı aşkın süredir ‘geçici’ statüde olan işgalin devam etmesi nedeniyle iyimser olmak için tek bir neden bile bulamasalar da halen umutlarını kaybetmiş değiller.

Filistinlilerin bir Filistin yönetimi kurdukları işgal altındaki topraklarının sürekli daralmasına, iki devletli çözüm önerisine artık hem Filistinlilerin hem de İsraillilerin düşünce dünyasından silinmesi eşlik ediyor. İki taraf arasında barışı sağlamak ve bir Filistin devletinin kurulmasının önünü açmak amacıyla ABD’nin başkenti Washington'da, Beyaz Saray'ın bahçesinde imzalanan Oslo Anlaşmaları, üzerinden geçen 30 yılın ardından neredeyse hiç kimse tarafından hatırlanmıyor.

Son 50 yılda, yani 1967 yılında Batı Şeria'nın işgalinin başlangıcından bu yana, birbiri ardına iktidara gelen Amerikan yönetimlerinin, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'da yerleşim birimleri inşa etmesini durdurması gerektiği açıklamaları bir artıp bir azalsa da hiçbir sonuca varılamıyor. ABD, 14 Mayıs 1948 tarihinde İsrail’i bağımsız bir devlet olarak tanıyan ilk ülke oldu. O günden bu yana da İsrail, ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli ortağı olamaya devam ediyor. Bununla birlikte ABD, Filistinliler ile İsrailliler arasında bir barış anlaşması yapılması konusunda kararlı.

İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da Filistinlilerin iradeleri dışında yerleşim birimleri inşa edilmeye devam ederken, ‘geçici’ statüdeki İsrail işgali de yarım yüzyılı aşkın süredir sürüyor.

Ramallah merkezli Filistin Politika ve Anket Araştırmaları Merkezi (PCPSR) ile Tel Aviv Üniversitesi Uluslararası Çatışma Çözümü ve Arabuluculuk Programı tarafından ortak gerçekleştirilen bir anket, bugün Filistinlilerin ve İsraillilerin çoğunluğunun iki devletli çözüme karşı olduklarını, hatta bazılarının eşit haklara sahip şekilde tek bir devlette yaşamayı desteklediklerini gösterdi. Ankete katılan Filistinlilerin yüzde 61'i ve İsraillilerin yüzde 65'i gibi bir çoğunluk ise ilerleyen süreçte yeni bir intifadanın başlayacağını düşünüyor.

fgtynj
1948 yılında Filistin topraklarının yüzde 78'inde İsrail Devleti'nin kurulmasına zemin hazırlayan Balfour Deklarasyonu'nu kınayan pankart açan Filistinli bir gösterici (Arşiv - Getty Images)

İşgal altındaki Batı Şeria’da yaklaşık 720 bin İsrailli yaşıyor. Filistin Merkez İstatistik Bürosu tarafından yayınlanan son verilere göre İsrailliler, 300’den fazla ruhsatsız ve rastgele inşa edilmiş yerleşim biriminde kalıyor. Söz konusu yerleşim birimleri, ilgili uluslararası yasalara göre yasadışı sayılıyor. Aynı zamanda bu yerleşim birimleri, İsrail işgalinin sona ermesinin önündeki en büyük engeli teşkil ediyor.

İsrail, Batı Şeria’daki yerleşim birimlerine yasadışı olmalarına rağmen resmi statü verdi. İsrail makamlarından izin alınmadan yerleşim karakolları kuruldu. Ancak İsrailli yetkililer, söz konusu karakollardan bazılarını meşrulaştırma niyetinde olduklarını birçok açıklamada ifade etti.

sdvb
Fotoğraf: Getty Images

İsrail Dışişleri Bakanlığı internet sitesinde yerleşim birimlerinin ‘bağımsız bir egemen devlet toprağının bir çeşit sömürgeleştirilmesi’ olarak gösterilmeye çalışmasının reddedildiği belirtiliyor. Bakanlık, bu tür girişimleri ‘siyasi amaçlı ve bir aldatma taktiği’ olarak tanımlıyor.

Filistinli ve İsrailli insan hakları savunucuları İsrail Dışişleri Bakanlığı’na, daha fazla Filistin toprağının ilhak edilmesini hedefleyen ‘Siyonist hırsın’, Arap tarihinde Nekbe (Büyük Felaket) yılı olarak bilinen ve yaklaşık 800 bin Filistinlinin evlerinden edildiği, Filistin şehirlerinin boşaltıldığı ve Birleşik Krallık'ın kararıyla Filistin'in yıkıntıları üzerinde İsrail Devleti’nin kurulduğu 1948 yılından önceye dayandığını söyleyerek yanıt verdi. Filistinli ve İsrailli insan hakları savunucularına göre Nekbe, yerleşim birimlerinin çoğaltılması ve insan hakları ihlalleriyle günümüzde halen devam ediyor. Uluslararası Af Örgütü (UAÖ) gibi uluslararası insan hakları örgütleri de bu yüzden İsrail'i Filistinlilere karşı ‘apartheid’ rejimi uygulamakla suçluyor.

Filistinli ve İsrailli insan hakları savunucuları İsrail Dışişleri Bakanlığı’na, daha fazla Filistin toprağının ilhak edilmesini hedefleyen ‘Siyonist hırsın’, Arap tarihinde Nekbe (Büyük Felaket) yılı olarak bilinen ve yaklaşık 800 bin Filistinlinin evlerinden edildiği, Filistin şehirlerinin boşaltıldığı ve Birleşik Krallık'ın kararıyla Filistin'in yıkıntıları üzerinde İsrail Devleti’nin kurulduğu 1948 yılından önceye dayandığını söyleyerek yanıt verdi

Başarının bedeli ve değeri

İsrail, 75’inci doğum gününde sağlık, eğitim, teknoloji ve ekonomi alanlarındaki başarı hikayeleriyle övünüyor. Sağlık alanında önemli bir küresel konuma sahip olması nedeniyle son on yıl içinde gelişmiş ülkeler arasında yerini aldı. Bu alanda son derece gelişmiş bir teknolojik model sundu. Bilimsel araştırmalarda muazzam bir başarı elde ederek, eğitim kalitesi ve üniversite mezun oranı bakımından dünyada beşinci sıraya yerleşti.

Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) verilerine göre, İsrail, geçtiğimiz yıl yüzde 6,5'lik gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) oranıyla bazı Avrupa ülkelerinin önüne geçen önemli bir ekonomik büyüme kaydetti.

Filistinliler, uluslararası ve İsrailli insan hakları örgütlerinin 1948 yılından beri bu sorumluluğu üstlenmesi nedeniyle, bu başarıların İsrail'e ahlaki bir sorumluluk yüklediğini düşünüyor. Filistinlilerden bazıları kadim yurtlarına dönmenin hayalini kuruyor. Bazıları da Birleşmiş Milletler’in (BM) kurduğu mülteci kamplarında, işgal altındaki Filistin topraklarında ve İsrail askeri kontrol noktalarıyla ayrılmış yerleşim bölgelerinde mülteci olarak yaşıyor. Batı Şeria'daki köylerin ve şehirlerin birbirinden ayrılması ve İsrail'in ‘geçici bir güvenlik çiti’ olarak da adlandırdığı ayrım duvarı, Filistinliler açısından insani krize yol açan uygulamalardan biri.

BM Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu, geçtiğimiz ekim ayında işgal altındaki Filistin toprakları, Doğu Kudüs ve İsrail hakkında bir rapor yayınladı. Raporda, İsrail hükümetinin politikalarının Filistinlilerin hayatlarının her alanında ciddi ve çok yönlü etkileri olduğu belirtildi.

Bu sonuca varılması için makul gerekçelerin olduğu ifade edilen raporda, İsrail'in Filistin topraklarını işgali, işgalin devam etmesi ve İsrail hükümetinin fiili ilhak politikaları nedeniyle uluslararası hukuka göre yasadışı hale geldi.

Raporda işgal altındaki Filistin topraklarına çoğunlukla askeri amaçlarla el konulduğuna ve daha sonra buraların yerleşim birimleri inşa edildiğine dikkat çekildi.

BM Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu, İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarını güç kullanarak işgal etmeye devam etmesi nedeniyle, Filistinlilerin bireysel ve toplu olarak haklarını ihlal etmekten uluslararası olarak sorumlu olduğu sonucuna vardı.

İngiltere’deki Exeter Üniversitesi Avrupa Filistin Araştırmaları Merkezi Direktörü ve ‘The Ethnic Cleansing of Palestine’ (Filistin'in Etnik Temizliği) kitabının yazarı İsrailli tarihçi Ilan Pappe gibi İsrailli ve Filistinli tarihçiler, İsrail’in ilk günahının bedelini ödemesi gerektiğini söylüyor. Ayrıca, İsrail'in varlığı ve refahı uğruna ağır bedeller ödeyen Filistinlilere tazminat ödenmesi çağrıları yapıyorlar.

Ancak İsrail'in siyasi gerçekliğiyle hiçbir bağı olmamasından dolayı bu çağrılar, hayali ya da Nekbe'nin romantik bir canlanışından ibaret görünüyor. Bugün İsrail, tarihindeki en aşırı sağcı kabul edilen bir hükümete sahip. Mevcut İsrail hükümeti, 2022 yılı sonlarında kuruldu. Araplara ve Filistinlilere yönelik ırkçı tutumları ve açıklamalarıyla bilinen Ultra Ortodoks (Haredi) partilerden ve ırkçı Dini Siyonizm Hareketi’nden bakanlara sahip. Yerleşim birimlerinden de sorumlu olan Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, geçtiğimiz günlerde Paris'te düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada, Ürdün'ün yanı sıra Lübnan ve Suriye'nin bazı bölgelerini de kapsayan ‘Büyük İsrail Haritası’nı tanıttı. Smotrich, Filistinli diye bir halkın olmadığını, bunun ‘bir uydurmadan ibaret olduğunu’ düşünüyor.

Smotrich ve arkadaşlarının tamamen Yahudilerden oluşan bir Yahudi devleti kurma çağrısında bulundukları ve İsrail'in yanında egemen bir Filistin devleti kurulması için sınırların çizilmesine karşı çıktıkları, Kudüs'ün tartışmalı kaderi hakkında konuşmaya bile karşı oldukları biliniyor. Bu tür tutumlar, İsrail'in resmi olarak gerilimi tırmandırdığını ve önceki hükümetlerin Filistinlilere ekonomik teşvikler sağlayarak ‘çatışmayı yönetme ve azaltma’ stratejilerinden çarpıcı bir şekilde sapma olduğunu ortaya koyuyor. Ancak Filistinliler, söz konusu stratejileri, işgali gizlice sürdürmek ve hatta Filistin meselesini bir bütün olarak görmezden gelmek ve Arap dünyasında İsrail ile olan psikolojik bariyeri kırmak için bir kamuflaj olarak görüyor.

İngiltere’deki Exeter Üniversitesi Avrupa Filistin Araştırmaları Merkezi direktörü İsrailli tarihçi Ilan Pappe gibi İsrailli ve Filistinli tarihçiler, İsrail’in ilk günahının bedelini ödemesi gerektiğini söylüyor.

thnmt
Tel Aviv'de hükümetin yargı reformuna karşı düzenlenen gösteriler sırasında, İsrail işgaline karşı gösteri düzenleyen ve arka planda Siyonist hareketin kurucusu Theodor Herzl'in görüldüğü, İngilizce ‘apartheid’ kelimesinin harflerini taşıyan eylemciler (Gettty Images)

Filistin yeniden doğana kadar İsrail gerçek bir demokrasi olamayacak. O zamana kadar, camilerin sinagoglarla yan yana inşa edildiği iki devlette, hatta iki uluslu bir devlette bir arada yaşamaktan bahsetmek, orada burada yapılan bildik resmi açıklamalarda tekrarlanan bir klişe olarak kalacak.

İşgal Altındaki Topraklardaki İsrail İnsan Hakları Enformasyon Merkezi'ne (B'Tselem) göre şu an Batı Şeria'nın yaklaşık yüzde 10'unu yerleşim birimleri kapsıyor. Buradaki belediyeler, henüz herhangi bir yerleşim birimine ya da yerleşim karakoluna resmi olarak bağlanmamış geniş açık alanları kontrol ediyor. Batı Şeria'nın yüzde 40’ı yerleşim birimlerinin doğrudan kontrolü altında. (İsrail'in 1948'de ilhak ettiği geniş toprakları da hesaba katarsak bu oran önemli ölçüde artacaktır.)

İsrailli iktisatçı Shir Hever, ‘The Political Economy of Israel's Occupation: Repression Beyond Exploitation’ (İsrail işgalinin Ekonomi Politiği: Sömürünün Ötesinde Baskı) adlı kitabında ‘işgalin maliyeti’ konusunda ilginç bir hipotez öne sürüyor.

Hever, (60’ıncı sayfada) şunları yazıyor:

Eğer 1967 savaşından sonra işgal altındaki Filistin topraklarında askeri işgal olmasaydı, birbiri ardında kurulan İsrail hükümetleri, yerleşim birimlerinin inşası ve geliştirilmesi, askeri tesislerin, kontrol noktaları ile güvenlik önlemlerinin güçlendirilmesi ve ayrım duvarının inşası için ayrılan devasa bütçeleri İsrail'deki diğer sektörlere tahsis edebilirdi.

Son günlerdeki haberlerinde İsrail basını, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in Kudüs'te yaklaşık 2 bin subay ve askerden oluşan yeni bir güvenlik gücü oluşturmayı planladığını ve bunun İsrail hazinesi ile vergi mükelleflerine 1 milyar şekele (282 milyon dolar) mal olabileceğini aktardı.

Aşırı sağcı Yahudi Gücü Partisi’nin lideri olan ve daha önce ırkçılıktan suçlu bulunan Ben-Gvir, geçtiğimiz ocak ayında İsrail polisine İsrail'deki halka açık yerlerden Filistin bayraklarının kaldırılması talimatını vermişti. Ben-Gvir, Filistin bayrağı sallamanın ‘teröre destek veren bir eylem’ olduğunu söylüyor. Filistinliler içinse bu, kendilerine dayatılan bir oldu-bitti ve boyun eğdirme politikasının bir başka örneği.

Filistin için Nekbe’nin yıldönümü ve İsrail için kuruluş yıldönümü, bu yıl İsrail’de yargının yetkilerini sınırlayan, demokrasiyi baltalayan ve ‘yargı diktatörlüğü’ kuran yasalara karşı kitlesel ve eşi benzeri görülmemiş gösterilerle aynı zamana denk geliyor. İsrail’de her geçen gün büyüyen protesto hareketi, İsrail toplumunda büyük bir bölünmeye neden oldu. Bazı çevreler, biri laikler diğeri ise dindarlar ve İsrail tarihinin en uzun süre başbakanlık görevini yürüten Binyamin Netanyahu'nun destekçileri için olmak üzere, ‘iki İsrail devletinin’ olduğundan bahsediyor.

Tel Aviv ve Batı Kudüs'teki protesto gösterilerine Filistin bayrağı taşıyarak katılan, Filistinlilere yönelik zulmü kınayan ve İsrail'de demokrasiyi tehdit eden temel neden olarak tanımladıkları devam eden İsrail işgalinin altını bir kez daha çizen İsrailliler de var.

İsrail, Yahudi takvimine göre bu yılın nisan ayında kuruluş yıldönümünü kutlarken, Filistin yeniden doğana kadar İsrail’de gerçek bir demokrasi olamayacağını savunan bu küçük grup, o zamana kadar camilerin sinagoglarla yan yana inşa edildiği iki devlette, hatta iki uluslu bir devlette bir arada yaşamaktan bahsetmek, orada burada yapılan bildik resmi açıklamalarda tekrarlanan bir klişe olarak kalacağını söylüyor.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Tunuslu bir milletvekili, Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
TT

Tunuslu bir milletvekili, Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)

Yerel medyaya göre Tunus'ta bir mahkeme dün Milletvekili Ahmed Seydani'yi, ülkenin son sel felaketinin ardından sosyal medyada Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırdı.

Seydani, bu ayın başlarında, Tunus'un çeşitli bölgelerinde altyapıya zarar veren sellere neden olan olağanüstü yağışların ardından Saïd'in iki bakanla yaptığı görüşmeyle ilgili Facebook'ta yaptığı, "Cumhurbaşkanı, yetki alanını resmi olarak yollara ve su borularına genişletmeye karar verdi. Görünüşe göre yeni unvanı Sanitasyon ve Yağmur Suyu Drenajı Başkomutanı olacak” yorumu nedeniyle tutuklandı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Seydani'nin avukatı Husameddin Bin Atya ajansa yaptığı açıklamada, müvekkilinin Telekomünikasyon Kanunu'nun 86. maddesi uyarınca yargılandığını ve bu maddenin “Kamu iletişim ağları aracılığıyla kasıtlı olarak başkalarına zarar veren veya huzurunu bozan herkesi” bir ila iki yıl hapis ve 100 ila 1.000 dinar (yaklaşık 300 avro) para cezası öngördüğünü söyledi.

Tunus'ta geçen ay 70 yıldan fazla süredir görülen en şiddetli yağışların ardından en az beş kişi hayatını kaybetti, birçok kişi ise hala kayıp durumunda.


BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
TT

BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)

Sudan'daki bağımsız uluslararası araştırma misyonu dün, geçen ekim ayında "Hızlı Destek Kuvvetleri"nin (HDK) eline geçmesinden bu yana birçok vahşete tanık olan Sudan'ın el Faşir kentinde "soykırım eylemlerinin" meydana gelmesini kınadı.

Birleşmiş Milletler misyonu, Sudan'ın batı Darfur bölgesindeki bu şehirde HDK'nin sistematik eylemlerinden çıkarılabilecek tek makul sonucun soykırım niyeti olduğu sonucuna varan bir rapor yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ABD Hazine Bakanlığı, el Faşir'deki suistimalleri nedeniyle üç HDK komutanına yaptırım uyguladı. Bakanlık, bu kişilerin HDK'nin şehri ele geçirmesinden önce 18 ay süren el Faşir kuşatmasında yer aldığını belirtti.


Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
TT

Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)

Tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan bir araştırma, Gazze Şeridi’nde süren savaşın ilk 16 ayında 75 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koydu. Bu rakamın, o dönemde yerel makamlarca açıklanan bilançodan en az 25 bin daha fazla olduğu belirtildi.

Çalışma ayrıca, Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’nın hayatını kaybedenler arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlıların oranına ilişkin yayımladığı verilerin doğruluğunu teyit etti.

Araştırmaya göre, 7 Ekim 2023 ile 5 Ocak 2025 tarihleri arasında yaklaşık 42 bin kadın, çocuk ve yaşlı yaşamını yitirdi. Bu ölümler, Gazze savaşında meydana gelen toplam can kayıplarının yüzde 56’sını oluşturdu.

Ekonomist, demograf, epidemiyolog ve saha araştırmacılarından oluşan yazar ekibi, The Lancet Global Health dergisinde kaleme aldıkları makalede, “Mevcut bulgular birlikte değerlendirildiğinde, 5 Ocak 2025’e kadar Gazze Şeridi nüfusunun yüzde 3 ila 4’ünün şiddet sonucu hayatını kaybettiğine işaret etmektedir. Ayrıca çatışmanın dolaylı etkileri nedeniyle çok sayıda şiddet dışı ölüm de kaydedilmiştir” ifadelerine yer verdi.

Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısı tartışma konusu olmaya devam ederken, üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi geçen ay İsrailli gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamlarının topladığı verilerin büyük ölçüde doğru olduğunu söylemişti. Bu açıklama, aylardır süren resmi şüphelerin ardından dikkat çekici bir tutum değişikliği olarak değerlendirildi.

Söz konusu yetkili, Ekim 2023’ten bu yana İsrail saldırıları sonucu yaklaşık 70 bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini, bu sayıya kayıpların dahil olmadığını aktardı.

Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamları ise İsrail saldırıları nedeniyle doğrudan hayatını kaybedenlerin sayısının 71 bini aştığını, Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesten bu yana 570’ten fazla kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

gbrhy
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail'in düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden yakınlarının cenaze namazını kılan Filistinliler (EPA)

Geçtiğimiz yıl The Lancet’te yayımlanan bir başka araştırmada, savaşın ilk dokuz ayında Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısının, Filistin Sağlık Bakanlığı verilerinde açıklanandan yaklaşık yüzde 40 daha düşük tahmin edildiği bildirilmişti.

Yeni çalışma da resmi vefat sayısının gerçek rakamın oldukça altında kaldığına işaret etti. Araştırma, Gazze Şeridi genelini temsil edecek şekilde özenle seçilen 2 bin aileyle yapılan bir ankete dayanıyor. Katılımcılardan, aile fertleri arasındaki ölümlere ilişkin ayrıntılı bilgi vermeleri istendi. Saha çalışması, Filistin’de ve bölgenin diğer kısımlarında yürüttükleri çalışmalarla tanınan deneyimli Filistinli kamuoyu araştırmacıları tarafından gerçekleştirildi.

Londra’daki Royal Holloway, University of London bünyesinde görev yapan ve çatışmalardaki can kayıplarının hesaplanması üzerine 20 yılı aşkın süredir çalışan ekonomist Michael Spagat, hakemli olarak yayımlanan araştırmanın yazarlarından biri olarak, yeni bulguların Ekim 2023 ile Ocak 2025 arasında Gazze Şeridi’nde 8 bin 200 ölümün yetersiz beslenme ya da tedavi edilemeyen hastalıklar gibi dolaylı etkilerden kaynaklandığını gösterdiğini belirtti.

Çalışma, İsrail saldırılarının en yoğun ve en ölümcül dönemini kapsarken, Gazze Şeridi’ndeki insani krizin en ağır safhasını içermiyor. Birleşmiş Milletler (BM) destekli uzmanlar, geçen yıl ağustos ayında Gazze Şeridi’nde kıtlık ilan etmişti.

Araştırmacılar, nihai ve kesin bir can kaybı sayısına ulaşmanın uzun zaman ve önemli kaynaklar gerektireceğini vurgulayarak, kendi bulguları da dahil olmak üzere mevcut tüm tahminlerin geniş hata payları içerdiğine dikkat çekti.