Suriye’ye insani yardımın azalması açlığı arttırdı

BM, açlık ve yetersiz beslenmeyle mücadele için 134 milyon doları sağlayamıyor!

Fotoğraf: Ewan White
Fotoğraf: Ewan White
TT

Suriye’ye insani yardımın azalması açlığı arttırdı

Fotoğraf: Ewan White
Fotoğraf: Ewan White

Joseph Daher

Aralık 2023'te Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP), geçtiğimiz Kasım ayında yaptığı çağrıya rağmen insani yardım finansmanı eksikliği nedeniyle Suriye’deki genel gıda yardımı programının Ocak 2024’ten itibaren sona erdiğini duyurdu. WFP, daha önceki bir açıklamasında Birleşmiş Milletler (BM) örgütünün, Suriye’de 3,2 milyon insanın yaşadığı açlık ve yetersiz beslenmeyle mücadele için önümüzdeki altı ay içinde gıda yardımı sağlamak için gereken 134 milyon doları toplayamaması halinde bu programdan vazgeçeceği uyarısında bulunmuştu. WFP, tahminlerine göre gıda yardımındaki her yüzde 1’lik azalmanın 400 binden fazla insanı kıtlığın eşiğine getirdiğini belirtti.

Genel gıda programının sona erdiğine ilişkin duyuru, Temmuz 2023’te bütçenin yüzde 40 oranında azaltılmasından birkaç hafta sonra geldi. Bu durum, Suriye’de 2,5 milyon yararlanıcıya sağlanan aylık yardımın azalmasına neden oldu.

İnsani yardım finansmanındaki eksiklikler, Ağustos ayında yardımın Irak’ta 38 bin mülteci ve Ürdün’de 50 bin mülteciyle sınırlandırılması gibi komşu ülkelerdeki Dünya Gıda Programı’nı da etkiledi. Bu fon açığı, yalnızca Suriye’yi değil aynı zamanda programların azaldığı ve yakın zamanda daha da azalacağı WFP’nin ülke faaliyetlerinin yarısını da olumsuz etkiliyor. Ancak BM örgütü, bazı çocuk beslenme planlarını sürdürmenin ve çiftçilerin geçimlerini desteklemenin yanı sıra, doğal afetlerden etkilenen ailelere daha küçük programlarla destek sağlamaya devam edeceğini belirtti. Geçtiğimiz on yılda WFP, 4,8 milyon ton gıda sağlamak için 3 milyar ABD doları, 300 milyon ABD dolarından fazla nakit yardımı ve mal ve hizmet sağlamak için 800 milyon ABD doları harcadı.

sef
6 Aralık 2023, İdlib’in eteklerindeki Atma kampında Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı, yardım teslimatları durmadan önce yerinden edilmiş insanlara yardım paketleri dağıtırken Suriyeli çocuklar oynuyor (AFP)

Suriyelilerin yüzde 90’ının yoksulluk sınırının altında yaşadığı ve BM’nin Suriye’de 15,3 milyon insanı ihtiyaç sahibi olarak sınıflandırdığı bir dönemde WFP’nin Suriye’deki yardım hizmetlerindeki azalma, Suriye krizine yönelik insani ihtiyaçların her düzeyde artmaya devam etmesiyle ortaya çıkıyor. Gıda güvensizliği de artmaya devam ederken, en az 12,1 milyon kişinin gıda güvensizliğinden mustarip olduğu ve koşulların daha da kötüleşmesi durumunda ilave 2,9 milyon kişinin de gıda güvensizliği riskiyle karşı karşıya kalacağı tahmin ediliyor.

BM, Suriye’de 15,3 milyon insanı ihtiyaç sahibi olarak sınıflandırıyor. En az 12,1 milyon kişinin gıda güvensizliğinden mustarip olduğu tahmin ediliyor.

Peki bu finansman krizindeki ana itici güçler nelerdir? Suriye nüfusu ve Suriye’deki insani yardımın niteliği üzerindeki etkiler nelerdir?

Öncelikle Suriye krizine sağlanan uluslararası insani yardımın giderek azalmasına ilişkin endişeler son birkaç yılda arttı. Şubat 2023’te meydana gelen yıkıcı deprem, bu itici güçleri önemli ölçüde değiştirmedi. Bu durum, 2023 Suriye İnsani Müdahale Planı’nın finansmanındaki büyük açıkta da görülüyor. BM organlarının Mali Takip Sistemi’nin Aralık 2023 rakamlarına göre, gerekli olan 5,41 milyar dolarlık miktarın yalnızca yüzde 33’ü toplandı. Geçen yıl BM öncülüğündeki Suriye İnsani Müdahale Planı 2022 finansman ihtiyacının yalnızca yüzde 37'sini karşılamıştı.

Aynı zamanda, BM’nin Suriyeli özel şirketlerle yaptığı sözleşmelerin değeri de 2021’de 199,7 milyon dolardan 2022’de yüzde 16 düşüşle 167,2 milyon dolara geriledi. Bundan önce BM’nin Suriyeli şirketlerle yaptığı sözleşmelerin değeri 2020’de 244,5 milyon dolar, 2019’da ise 230,7 milyon dolardı.

Ekonomik ve sosyal kriz kötüleştikçe, 2011 yılından bu yana Suriye halkına ve ülkenin yerel ekonomilerine yönelik uluslararası insani yardımın önemi belirgin bir şekilde arttı. 2011 yılında ayaklanmanın başlamasından sonra Suriyedeki sivil toplum kuruluşlarının sayısı önemli ölçüde artış yaşadı. Suriye’ye yapılan uluslararası insani yardımın en önemli finansman kaynakları, ABD ve Avrupa Birliği (AB) idi.

Sivil toplum örgütleri zayıfladı

Bu bağlamda Suriye’deki insani yardım hizmetlerine ayrılan finansmanın azaltılması, STK’ları, BM kuruluşlarını ve sahadaki yerel aktörleri ve onların faaliyetlerini zayıflatıyor. Dünyadaki diğer bağlamlarda olduğu gibi Suriye’de veya komşu ülkelerde bulunan sivil toplum kuruluşlarının büyük çoğunluğu, yabancı ülkelerden, BM kuruluşlarından veya uluslararası STK’lardan gelen uluslararası fonlara bağımlı.

Batı medyası ve yetkilileri, uluslararası insani yardım fonundaki bu düşüşü sıklıkla ‘bağışçıların ilgisizliğinin’ ve daha az ölçüde de olsa Suriye’deki siyasi sürecin tıkanmasının bir sonucu olarak açıklıyor. Ancak bu, dış yardımın bağışçıların diğer siyasi önceliklerine, özellikle de Batılı olanlara yönlendirilmesi olarak anlaşılıyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne göre özellikle gelişmekte olan ülkelerin ekonomik kalkınmasını ve refahını teşvik eden ve hedefleyen, uluslararası bağışçılar tarafından sağlanan devlet yardımı olarak tanımlanan resmi kalkınma yardımı, 2021’de 186 milyar dolardan 2022’de tarihsel olarak en yüksek seviyesine, 204 milyar dolara yükseldi. Artış iki nedenden kaynaklandı. Birincisi, donör ülkelerdeki mültecilerin hazırlanması ve barındırılmasına yönelik tahsisatlar, 2021’de 12,8 milyar dolardan 2022’de 29,3 milyar dolara önemli bir artış gösterdi. Daha sonra Rus askeri operasyonu ve devam eden savaş sonrasında Ukrayna’ya yapılan resmi kalkınma yardımını artırıldı. Ukrayna’ya yapılan dış yardım, 2021’de 918 milyon dolardan 2022’de 16,1 milyar dolara ulaştı.

Uluslararası finansmanın azalması Suriye’deki insani krizi daha da derinleştirecek, Suriyeli sivil toplum kuruluşlarının geleceğini etkileyecek ve faaliyetlerinin devamını tehdit edecektir. Bu, ülkedeki sosyal ve ekonomik durumun halihazırda devam eden kötüleşmesine katkıda bulunacaktır. İş fırsatlarının olmayışı ve düşük maaşlar, daha fazla genç Suriyeliyi, özellikle de üniversite mezunlarını ve vasıflı çalışanları daha iyi yaşam koşulları arayışıyla ülkeyi terk etmeye itiyor.

Mülteci sayısı ikiye katlandı

Avrupa’ya yasal ve yasa dışı yollardan seyahat etmeye çalışan Suriyelilerin sayısı son birkaç yılda artmaya devam etti. AB sınırından yasadışı bir şekilde geçen Suriyelilerin sayısı 2021 ile 2022 arasında iki katına çıktı ve Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı’na (Frontex) göre 2021’de 46.395’ten 92.472’ye yükseldi. Suriyeli sığınmacıların sayısı da 2022’de ilk kez 116 bin 980’e yükseldi. Almanya, 2021’e göre yüzde 17 artışla en çok tercih edilen destinasyon oldu. Bu durum, aynı zamanda Lübnan üzerinden yasa dışı yollardan ülkeyi terk etmeye çalışan Suriyelilerin sayısının artmasıyla da görüldü.

xsdc
Fotoğraf: AFP

Ocak ve Aralık 2022 arasında Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), içinde 4 bin 334 yolcu bulunan 51 teknenin yasa dışı geçiş yaptığına dair raporlar aldığını açıkladı.

UNHCR’nin 2022 rakamlarına göre potansiyel göçmenlerin yüzde 62,2’si Suriyeli, yüzde 28’i Lübnanlı ve yüzde 11’i Filistinlilerden oluşuyor. Son yıllarda denize açılmaya yönelik benzer girişimler sırasında, kuzey Lübnan’dan suya indirilen ilkel bir teknenin Suriye’nin Tartus kenti açıklarında batması da dahil olmak üzere ölümcül kazalar meydana geldi. Bu da Eylül 2022’de 150’den fazla kişinin ölümüyle sonuçlandı. Bu eğilim 2023’te de devam etti. Ancak tam tersi şekilde… Öyle ki 2023’ün ilk yarısında yapılan Suriyeli başvurularının sayısı, 2015- 2016 mülteci krizinden bu yana yaşanan benzer dönemleri aştı, sığınma başvuruları 66 bin 600’e çıktı.

11 Aralık’ta yayınlanan bir raporda, 2024 yılı İnsani Müdahale Planları, Suriye’deki operasyonların ‘en acil insani ihtiyaçlara yanıt vermeye odaklanacağını ve tamamlayıcı bir kalkınma müdahalesine olan acil ihtiyacın altını çizeceğini’ açıkladı. Bu, Suriye’de son on yılda gıda ve ayni yardım, kupon, nakit ve barınma sağlanması gibi temel ihtiyaçların sağlanmasına odaklanan insani yardıma yönelik ana eğilimin ve itici güçlerin devamı niteliğinde.

Ancak tamamlayıcı kalkınma müdahalesi, acil yardımla karşılaştırıldığında sınırlı kaldı. Ancak son birkaç yılda özellikle Suriye hükümeti tarafından kontrol edilmeyen bölgelerde hafif ilerleme kaydedildi. Bununla birlikte bu projeler, özellikle kuzeydoğuda birkaç istisna dışında, hâlâ büyük ölçüde küçük altyapı rehabilitasyonunu hedefliyor.

Suriye’de faaliyet gösteren insani yardım aktörlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının sayısı giderek artarken, sınırlı düzeyde kalan sürdürülebilir işletmeyi teşvik etmek için yerel altyapının yeniden kurulması veya tarım ve imalat sektörlerine yardımın artırılması da dahil olmak üzere daha iyileşme veya kalkınma odaklı bir yaklaşıma doğru bir geçiş yapılıyor. Bu gelişme, Suriye ekonomisini etkileyen bazı yapısal sorunların çözümü çerçevesinde yaşandı. Büyük ölçekli, uzun vadeli insani yardımın, ekonomik toparlanma için gerekli koşulları yaratmada ve nüfusun yaşam koşullarını iyileştirmede nasıl başarısız olduğuna ve bir yandan da uluslararası yardıma bir tür devlet bağımlılığı yarattığına dair dünya çapında çeşitli örnekler var.

Suriye rejimi, ülkedeki insani ihtiyaçların seviyesinin sürekli artmasından sorumlu olan ana taraftır. 2011’den bu yana Suriyelilere verdiği yıkım ve zarar, bu insani felakete neden oldu.

Yabancıların dövizi zorunlu hale geldi

Genel olarak uluslararası insani yardımın azalması ve Suriye hükümetinin mali kapasitesinin azalmaya devam etmesiyle birlikte, bütçe harcamalarının 2022’de 5,5 milyar dolardan 2023’te 2,2 milyar dolara yüzde 60 oranında azalmasıyla da açıkça görüldüğü üzere Suriyeli gurbetçilerden ve göçmenlerden gelen paralar, Suriyelilerin kendi ülkelerinde hayatta kalabilmeleri için her zamankinden daha önemli hale gelecek. Para transfer tahminleri 3 ila 6 milyar dolar arasında değişiyor. Bu para olmadan Suriye halkının büyük bir kesimi, tüccarlardan borç almak ve/veya borçlanmak dışında günlük ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Suriyeli gurbetçilerin gönderdiği paralar, ülkede sayıları giderek artan ailelerin ana mali kaynağı haline geldi. Ancak Suriye’deki birçok yerel girişim, kuruluş ve dernek için finansman kaynağı olmasına rağmen, paraların insani yardım aktörlerinin finansmanında mutlak anlamda önemli bir rolü bulunmuyor. Bununla birlikte göçmen dövizleri, Suriye nüfusunun acısını hafifletmeye yetmeyebilir ve ülkede yaşayan Suriyeli aileler, kötüleşen yaşam koşullarıyla başa çıkmak için çeşitli başa çıkma mekanizmaları ve stratejileri geliştirmeye devam edecektir.

Devlet hizmetleri azalmaya devam ederken temel ihtiyaçlardan yoksunluk da artıyor. Örneğin geçtiğimiz kış sezonu için bazı aileler henüz ödeneklerini alamazken, bu kış sezonunda da sübvansiyonlu kalorifer yakıtı dağıtımında yine ciddi bir gecikme yaşandı. Bu yakıt, her aileye litresi 2000 Suriye lirası olmak üzere 100 litre (akıllı kart sistemiyle iki parti halinde) veriliyor. Bu gecikme karşısında pek çok aile, karaborsadan mazotu, bazı durumlarda litre başına 16 bin Suriye lirasını aşan fiyatlarla satın alıyor. Bu rakam, nüfusun büyük kesiminin satın alma gücünü de aşıyor. Standart gıda sepetinin Eylül 2023 değeri, 2023 başından bu yana yüzde 100 artarak bir önceki yıla göre üç kat arttı ve 938 bin Suriye lirasına (11 bin 557 Suriye lirası resmi kuruyla 81 ABD doları) ulaştı. Buna karşılık Suriye hükümeti, Ağustos 2023’te asgari ücreti ikiye katlayarak 185.940 Suriye lirasına (16,1 ABD dolarına eşdeğer) çıkardı. Bu, Aralık 2021’den bu yana türünün ilk artışı ve Eylül 2023 için standart referans gıda sepeti için gereken miktarın yüzde 19,8’ini temsil ediyor.

İyileşme koşulları ve başkanlık sarayının adamları

Nihayetinde Suriyelilerin ihtiyaçlarını karşılayacak insani yardımların yeterli düzeyde tutulmasının ve uzun vadeli kalkınma hedeflerine yönlendirilerek daha verimli hale getirilmesinin yollarının bulunması gerekiyor. Bununla birlikte insani yardım, daha erken toparlanmaya veya bir ülkenin altyapısına, ekonomisine ve üretken sektörlerine yarar sağlayan kalkınma odaklı insani yardıma geçişi teşvik etmek de dahil olmak üzere, doğru şekilde uygulandığı takdirde ekonomik toparlanma için kritik bir ilerleme sağlayabilir. Ancak Suriyeli göçmen yetenekleri kabul eden, yaptırımlar veya yerli ve yabancı yatırımcılar için güvenlik eksikliği gibi çeşitli kısıtlamalardan arınmış bir ekonomik ortamın varlığı da dahil olmak üzere bir dizi koşul olmadan bu genellikle yeterli olmuyor.

İnsani yardım ileriye yönelik bir ivme sağlayabilir ancak kısıtlamalardan, yaptırımlardan veya güvensizlikten arınmış bir ekonomik ortam da dahil olmak üzere bir dizi koşulun mevcudiyetini gerektiren uzun vadeli ekonomik toparlanmayı sağlamaz.

Ayrıca temel gereksinimlerden biri, nüfusun çoğunluğunun çıkarlarını gerçekleştiren ve hizmet eden ve ekonominin üretken sektörlerini geliştirmeye çalışan kalkınma yaklaşımlarını ve sosyal ve ekonomik politikaları teşvik eden hükümet politikalarıyla ilgilidir. Bu bağlamda Suriye rejimi, ülkedeki insani ihtiyaçların seviyesinin sürekli olarak artmasının ana sorumlusudur. 2011’den bu yana nüfusun büyük kesimlerine verdiği yıkım, zarar, toplumun ortak çıkarı pahasına başkanlık sarayıyla bağlantılı küçük bir iş adamı azınlığına fayda sağlayan ekonomi politikaları, yolsuzluk ve kötü yönetim, insani yardımın istismar edilmesi ve kontrolü dışındaki kuzey bölgelerine aktarılmasının engellenmesi sonucunda hükümet, Suriye’de bu insani felakete neden oldu.

* Şarku’l Avsat tarafından Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.