Merhum Kuveyt Emiri’nin gözünden Saddam’ın Kuveyt’i işgali

Merhum Kuveyt Emiri Nevaf Al-Majalla’ya anlatmıştı: Irak işgalinin hikayesi

Al-Majalla’nın Ağustos 1990’daki kapağı
Al-Majalla’nın Ağustos 1990’daki kapağı
TT

Merhum Kuveyt Emiri’nin gözünden Saddam’ın Kuveyt’i işgali

Al-Majalla’nın Ağustos 1990’daki kapağı
Al-Majalla’nın Ağustos 1990’daki kapağı

Matar el-Ahmedi

Al-Majalla, meslektaşımız Matar el-Ahmedi’nin 16 Aralık’ta vefat eden Kuveyt Emiri Şeyh Nevaf el-Ahmed es-Sabah ile 1990 yılında Savunma Bakanı iken yaptığı ve Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgalinin öyküsünün, Kuveyt’in direnişindeki ve ülkenin kurtuluşundaki rolünün ele alındığı röportajı yeniden yayınlıyor. Al Majalla’nın Ağustos 1990 sayısında yer alan röportajın metnini Şarku’l Avsat okurları için Türkçeye aktardık:

Irak’ın günahkâr Kuveyt işgali gerçekleştiğinde, Kuveyt Savunma Bakanı Şeyh Nevaf el-Ahmed es-Sabah, Genelkurmay Başkanı karargahındaydı. Ofisi, Irak tarafından bombalandı ve kendisi de başka bir yere taşınmak zorunda kaldı. Yakalanması, Irak işgalinin ana hedeflerinden biriydi.

Al-Majalla, Kuveyt’teki gerçek direnişe liderlik eden Kuveyt Savunma Bakanı ile görüştü. Kuveyt’in içinden, ‘aktif direniş’ olarak tanımladığı ve önemli bir rol oynadığı faaliyetler hakkında günlük raporlar alıyordu.

Saddam rejiminin işlediği uluslararası suçlardan olan Kuveyt işgali hakkında Şeyh Nevaf, sıkıntısında yardımcı oldukları ve uzun savaşında yanında yer aldıkları kardeş Irak’tan beklediğinin bu olmadığını söyledi. Şeyh Nevaf, “Saldırganlığın başlangıcı, Irak’ın Arap Birliği’ne gönderdiği muhtıra, ardından Saddam’ın yaptığı konuşmaydı ve her ikisinde de yalan ve iftira vardı. Kuveyt’in petrol çaldığı, merkezler kurduğu, kuyular ve çiftlikler kazdığı iddiası asılsız bir iddiadır” dedi.

sdve
Al-Majalla’nın Şeyh Nevaf el-Ahmed es-Sabah ile röportajı

Bakan, sözlerinin devamında “Kuveyt, Birliğe açıklayıcı bir bildiriyle, bu bildirinin üye devletlere dağıtılmasını talep etti. Irak’ın suçlaması karşısında Arap ülkelerinin krallarına, başkanlarına ve prenslerine durum açıklığa kavuşturuldu. Bütün bunlar, sorunu kontrol altına almak için arabuluculuk çabalarına yol açtı. Saddam, Hâdimü'l-Haremeyn Kral Fahd bin Abdülaziz el-Suud ve Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’e asla askeri çözüme başvurmayacağına dair güvence ve taahhütlerde bulundu. Hâdimü'l-Haremeyn, ülkenin Emiri Şeyh Cabir el-Ahmed es-Sabah'a telefonla, Irak’ın Kuveyt’e herhangi bir saldırı başlatma niyetinde olmadığını bildirdi. Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ise Kuveyt ziyareti sırasında ülkenin Emiri ile görüştü ve ona Saddam’ın askeri çözüme başvurmama sözü verdiğini bildirdi” ifadelerini kullandı.

Suudi Arabistan ve Kuveyt başta olmak üzere Körfez ülkelerinin yanında yer aldığı Irak’ın böyle bir adım atacağını düşünmemişti.

Arap liderlerin verdiği güvenceler ışığında krize askerî açıdan normal bir şekilde yaklaşıldı. Bu bağlamda Şeyh Nevaf, “Her ne kadar yanlarında askeri kalabalığın varlığını fark etsek de, ki bu en hafif tabirle anormal bir durum, Irak’taki kardeşlerimizi kışkırtmamak için güçlerimizi sınıra seferber etmedik” dedi.

Aynı zamanda Cidde şehrinde bir toplantı düzenleninceye kadar, Hâdimü’l-Haremeyn Kral Fahd bin Abdülaziz el-Suud ve Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek liderliğindeki Arap liderler tarafından krizin kontrol altına alınması için çaba ve arabuluculuk yapılıyordu. Toplantıya Kuveyt tarafında Veliaht Prens ve Başbakan Şeyh Saad el-Abdullah es-Sabah başkanlık ederken, Irak tarafına ise Irak Devrimci Komuta Konseyi Başkan Yardımcısı İzzet İbrahim başkanlık ediyordu. Toplantı, iyi bilinen bir sonla sona erdi. Her iki taraf, diyaloğu sürdürme ve anlaşmazlıkları müzakere yoluyla çözme konusunda anlaşmaya vardı.

İşgal

Şeyh Nevaf, işgalin yürütülme şekli karşısında şaşkınlığını dile getirerek, “Bunun Cidde’deki toplantıdan birkaç saat ve Veliaht Prens’in Kuveyt’e dönüşünden sonra gerçekleşeceğine kim inanırdı? İki ülke arasındaki transit geçişini düzenlemek için rutin çalışmalar yürüten sınır karakolları, bize gece yarısından sonra saat 1’de anormal insan ve araç hareketleri olduğu bilgisini verdi. Ayrıca Irak ordusunun sınıra yaklaştığı bilgisi geldi. Saat 1.30’da bize sınır bölgesine girip burayı geçtiklerini söylediler” açıklamasında bulundu.

aswf
Merhum Emir Şeyh Nevaf el-Ahmed ve Veliaht Prensi Şeyh Meşal el-Ahmed, merhum emirler Şeyh Cabir el-Ahmed ve Şeyh Sabah el-Ahmed ile birlikte (KUNA)

Savunma Bakanı’nın olup bitenler karşısındaki şaşkınlığının kaynağı, ‘Suudi Arabistan ve Kuveyt başta olmak üzere Körfez ülkelerinin yanında yer aldığı Irak’ın böyle bir adım atacağını’ hayal etmemesiydi. Şeyh Nevaf, “Bundan bir süre önce Saddam, Suudi Arabistan ve Kuveyt’in tavırlarını övmüştü. Bu tavırları, ‘sıkıntı ve krizlerinde yanında duran’ gerçek milliyetçilik olarak tanımlamıştı. Ayrıca Iraklı yetkililer de bunu her fırsatta övüyordu, en alt kademeden en üst kademeye, iktidardaki en üst düzey isim olan Saddam’a kadar bu konuda hiçbir fark yoktu. Ama sözlerle eylemler arasında fark var” dedi.

İşgalin başlangıcında Kuveyt Savunma Bakanı, bombalanan Genelkurmay binasındaydı. Kuveyt güçleri işgalcilere karşı koydu. Bakan, “Güçlerimize hareket emri verdik, ama açıkçası Irak’la karşı karşıya gelemezdik. Kişi sayısına göre değildi, askeri teçhizat ve makineler açısından da. Güçlerimizin hazırlıksızlıklarına ve işgal beklenmemesine rağmen görevlerini yerine getirdiklerini söyleyebilirim” ifadelerini kullandı.

İşgal planı özellikle ve ana hedef olarak ‘Emir Hazretlerinin, Veliaht Prens Hazretlerinin ve Savunma Bakanı’nın saraylarının ele geçirilmesini’ içeriyordu.

Gözlemciler ve vatandaşlar ayrıca, işgalci Iraklı güçlerin belirli noktalara doğru ilerlediğini ve Kuveyt şehri haritasına aşina olduklarını belirtti. Bu da Kuveyt’in içindeki unsurların gizli anlaşma yaptığı teorisini akla getiriyor. Bu bağlamda Bakan, “Kuveyt’te beşinci bir kolun bulunduğundan hiç şüphem yok. Oradaki Irak toplumunun sayısı 70- 80 bin arasında” dedi.

Bakan, hain Irak işgalinde kara, hava ve deniz kuvvetlerinin kullanıldığını açıklarken, “Bu ordu, Kuveyt ve Körfez devletlerinin, özellikle de Suudi Arabistan’ın, Araplara karşı kullanılmak üzere değil, Araplara güç olmak amacıyla inşasına katıldığı bir ordudur” şeklinde konuştu. İşgal planı özellikle ve ana hedef olarak ‘Emir Hazretlerinin, Veliaht Prens Hazretlerinin ve Savunma Bakanı’nın saraylarının ele geçirilmesini’ içeriyordu. Kuveyt sembollerine zarar verilmediğini ancak davanın uluslararası düzeyde takip edildiğini öğrendiklerinde büyük bir hayal kırıklığı yaşadılar. Bu durum da aldığı ve Irak’a uluslararası izolasyon uygulanmasına yol açan küresel destekte büyük bir rol oynadı.

ef
Şeyh Nevaf el-Ahmed, Irak’ın Kuveyt’i işgali sırasında Kuveytli bir subayı dinliyor

İşgal sırasında askeri alanlar ve hava üsleri Irak bombardımanına maruz kaldı. Ancak Kuveyt güçleri, savaş uçaklarının çoğunun çıkışını sağlamayı başardı. Bu bağlamda Bakan, “İşgal haberini aldığımızda Irak güçlerinin eline hiçbir gelişmiş askeri teçhizat geçmemiş, hatta hücumbotlar bile imha edilmemişti. Iraklılar faydalanmasın diye bazı araçları ve bazı tesisleri tamamen devre dışı bıraktık” dedi.

İşgalin başlangıcında hiç kimse işgalci güçlerin Kuveyt’e yayılıp ülkeyi tamamen işgal etmesini beklemiyordu. Şeyh Nevaf, “Çünkü ulaştığımız maksimum nokta, ihtilaf nedeniyle Bubiyan Adası ve Rumaila sahasının bir kısmının ele geçirilmesidir ve Irak asla bunun ötesine geçmeyecektir” dedi.

Genelkurmay karargahının bombalanmasının ardından Kuveyt Savunma Bakanı Şeyh Nevaf el-Ahmed, Hava Savunma Komutanlığı’na geçti ve cephane bitene kadar orada kaldı. Esir alınan Kuveyt ordusu mensuplarına ilişkin ise Bakan, “Sayıları 15 kişiyi geçmiyordu, onları iyi tanıyorum” dedi.

Kuveyt direnişi

AL-Majallah’ya yaptığı açıklamada Şeyh Nevaf, “Kuveyt ve Körfez halkı, bu işgale sessiz kalmayacaktır. Kuveyt halkının Rablerine olan inancına, Emirlerine ve hükümetine olan sadakatlerine dayanarak, saldırganlara karşı halk direnişi örgütlemeye başladılar. Maruz kaldığı tüm tacizlere rağmen işgalci güçlerin yerleşim bölgelerindeki asker ve subaylarının yüreğine korku saldı. Artık şehrin dış mahallelerine kadar yayılmış durumda ve direniş üyeleri bir grup Irak kuvvetini yakalayabildi. Her gün 12-14 Irak askerinin öldürüldüğüne dair haberler alıyoruz” açıklamasında bulundu. Kuveyt kara, deniz ve hava kuvvetleri mensupları Suudi silahlı kuvvetlerinde benzer birimlere katıldı. Bu bağlamda Bakan, “Bu, Kuveyt dahil Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerini temsil eden Yarımada Kalkan Gücü’ne ektir” dedi.

Şeyh Nevaf, bazı Arap ülkelerinin işgale ilişkin tutumları karşısında şaşkınlığını dile getirdi.

İşgalden birkaç gün sonra Kuveyt’i terk eden Şeyh Nevaf, Kuveyt’teki evlerin, ailelerin ve mağazaların maruz kaldığı yağma ve talanlara ilişkin insanlar arasında dolaşan, basında çıkanlar ve medya tarafından yayınlanan hikayeleri doğrulayarak, “Ne yazık ki bu doğru. Irak askerleri ve subayları evlere girip, evlerdeki her şeyi çalıyor, yağmalıyor, ardından da evin pencerelerine giderek makineli tüfeklerini evleri yok etmek için doğrultuyorlar. Bu yıkıma uğrayan evler arasında benim evim, Emir’in sarayı ve Veliaht Prens’in sarayı da var. Mesela benim evimde bütün arabaları ve mobilyaları aldılar, sonra da makineli tüfekle camları kırdılar” ifadelerini kullandı.

Peki Merkez Bankası? Bakan, “İçinde olmalarına rağmen henüz altın rezervini ele geçiremediler. Çünkü bu ancak binanın tamamının havaya uçurulmasıyla mümkün olur. Patlarsa da denize düşecek. Ancak bankadaki parayı almış olmaları bekleniyor” şeklinde konuştu.

Teşekkür ve şaşkınlık

Kuveyt Savunma Bakanı, dönemin Suudi Arabistan Kralı Fahd bin Abdülaziz’e, Veliaht Prensi Abdullah bin Abdülaziz’e, Savunma ve Havacılık İkinci Bakan Yardımcısı ve Genel Müfettiş Prens Sultan bin Abdülaziz’e, Suudi Arabistan halkına ve Kuveyt’i bu konumda destekleyen Arap halklarına teşekkür ve takdirlerini dile getirirken, diğer bazı Arap ülkelerinin tavırlarına şaşırdığını ifade etti. Bu bağlamda Bakan, “Büyük bir üzüntüyle ve açıkça söylüyorum ki, bu ülkelerin, yanlarında duran ve onlara elini uzatan Kuveyt’e karşı olumsuz tutumlarını sürdürmelerini beklemiyorduk. Ancak bu çilede tutumları olumlu değildi” dedi. Sebebin korku mu yoksa açgözlülük mü olduğunu sorduğumuzda ise Şeyh Nevaf, “Korku dersen bu doğru, açgözlülük dersen bu da doğru. Her ikisi de olabilir” yanıtını verdi.

Kuveyt Emirlik Divanı Bakanı Şeyh Muhammed el-Abdullah el-Mubarek es-Sabah, 16 Aralık'ta Kuveyt Emiri Şeyh Nevvaf el-Ahmed el-Cabir es-Sabah'ın vefat ettiğini duyurmuştu.

Aynı gün içerisinde Kuveyt Bakanlar Kurulu, Veliaht Prens Şeyh Meşal el-Ahmed el-Cabir es-Sabah'ın ülkenin yeni Emiri olduğunu açıklamıştı.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.


Gazze’de gönüllüler, savaşın yıkıntıları arasından yazılı mirasın geriye kalanlarını kurtarmaya çalışıyor

UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)
UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)
TT

Gazze’de gönüllüler, savaşın yıkıntıları arasından yazılı mirasın geriye kalanlarını kurtarmaya çalışıyor

UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)
UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)

Gazze'den bir grup gönüllü, Filistin topraklarındaki en eski ve en büyük kütüphanelerden birinin arazisinde, savaşın bedelini ödeyen ve zengin kültürel mirasın değerli bir parçasını temsil eden paha biçilmez eski kitapları kurtarmak için yoğun bir şekilde çalışıyor.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre diğer kültürel ve dini mekanlar gibi, Gazze Şeridi'nin en büyük ve en eski camisi olan Gazze Eski Şehri'ndeki Ömeri Camii'nin kütüphanesi de İsrail'in bombardımanında ciddi şekilde hasar gördü.

Bir zamanlar kilise olan 12’nci yüzyıldan kalma cami ise büyük ölçüde yıkıntıya dönüşmüş durumda.

Britanya Kütüphanesi'nin desteklediği bir miras koruma fonunu yöneten Hanin el-Umusi şunları söyledi:

“Kütüphanenin aldığı hasarın boyutunu görünce şok oldum. Çok acı bir manzaraydı. Kitapları kurtarmak için acele etmenin benim görevim olduğunu hissettim.”

AFP’ye konuşan Umusi, bir grup gönüllüyle birlikte kütüphaneyi kurtarmak için bir girişim başlattığını açıkladı.

Umusi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu kütüphanenin batı kısmı, İsrail ile Hamas arasında 2023 yılının ekim ayında Hamas'ın daha önce eşi ya da benzeri görülmemiş saldırısının ardından iki yıl süren savaş sırasında Büyük Ömeri Camii'nin üç kez bombalanması sonucu yandı.”

Kütüphanede yaklaşık 20 bin kitap bulunduğunu, bunlardan sadece üç veya dört bin tanesinin kurtulduğunu belirten Umusi, “Büyük Ömeri Camii kütüphanesi, El-Aksa Camii Kütüphanesi ve Ahmed Paşa el-Cezar Kütüphanesi'nden sonra Filistin'in üçüncü büyük kütüphanesiydi. Hukuk, tıp, İslam fıkhı, edebiyat ve çeşitli diğer konularda çok çeşitli kitaplar içeren önemli bir tarihi kütüphaneydi” ifadelerini kullandı.

Gazze'nin uzun bir geçmişe sahip. Bu da Filistin topraklarını Kenan, Mısır, Pers ve Yunan gibi ardışık medeniyetlerin eserlerinin hazinesi haline getiriyor.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) geçtiğimiz yılın ekim ayı itibarıyla, savaşın patlak vermesinden bu yana 114 bölgede hasar olduğunu belgeledi. İsrail, iki yıllık savaş boyunca Gazze Şeridi'ne abluka uygulayarak, yıkıma uğramış Filistin topraklarında felaket boyutunda bir insani kriz ve gıda ve temel ihtiyaç maddelerinde kıtlığa neden oldu.

“Küf ve barut”

Eski taş kütüphanenin odalarından birinde, bir grup gönüllü, bazı kısımları yanmış, sayfaları sararmış bir kitabın kalıntılarını toplarken, içlerinden biri ‘küf ve barut kokusunun’ yükseldiğini belirtiyor. Bitişik odada ise Hanin eski bir kitabın tozlarına üfleyerek, “Bu nadir ve tarihi kitapların durumu içler acısı. Çünkü 700 ila 800 günden fazla bir süredir terk edilmiş durumdalar. Kitaplarda büyük hasar ve barut izleri görebiliyoruz” diye ekliyor.

BM’den bağımsız bir komisyon, 2025 yılının haziran ayında yayınladığı bir raporda, İsrail'in Gazze'deki okullara, dini ve kültürel mekanlara yönelik saldırılarının savaş suçu teşkil ettiğini açıkladı.

BM İşgal Altındaki Filistin Toprakları Hakkında Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu raporunda, “İsrail, Gazze'deki eğitim sistemini tahrip etmiş ve Gazze Şeridi'ndeki dini ve kültürel mekanların yarısından fazlasına zarar vermiştir” ifadeleri yer aldı.

Bu rapora, BM komisyonunu ‘BM İnsan Hakları Konseyi'ne (BMİHK) bağlı, önyargılı ve siyasallaşmış bir mekanizma’ olarak nitelendirerek yanıt veren İsrail, raporu ‘Gazze savaşı hakkındaki yanlış anlatısını desteklemek için yapılan bir başka girişim’ olarak değerlendirdi.


İsrail'in Gazze'nin güneyine düzenlediği hava saldırısında bir Filistinli öldü

Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)
Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)
TT

İsrail'in Gazze'nin güneyine düzenlediği hava saldırısında bir Filistinli öldü

Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)
Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)

Gazze Şeridi'nin çeşitli bölgelerinde İsrail güçlerinin bugün düzenlediği topçu ateşi ve silahlı saldırıda bir Filistinli vatandaş öldü, birçok kişi ise yaralandı.

Filistin Haber Ajansı (WAFA) tıbbi kaynaklara dayandırdığı haberinde, Han Yunus'un güneyindeki Ard el-Limon bölgesini hedef alan bombalı saldırıda 27 yaşında bir adamın öldüğünü ve naaşının Nasır Tıp Kompleksi'ne kaldırıldığını bildirdi.

Ayrıca, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Ebu Hüseyin Okulu yakınlarında İsrail insansız hava aracı (İHA) ateşiyle bir Filistinli yaralandı; Han Yunus'un güneyindeki Kizan Ebu Reşvan bölgesinde ise bir kız çocuğu İsrail'in açtığı ateş sonucu yaralandı.

 Filistinliler, Han Yunus'ta 19 Şubat'ta İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden bir akrabaları için yas tutuyor (DPA)Filistinliler, Han Yunus'ta 19 Şubat'ta İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden bir akrabaları için yas tutuyor (DPA)

İsrail uçakları, Gazze şehrinin doğusunda ve Han Yunus'un doğusundaki "sarı hat"ın doğusunda hava saldırıları düzenledi. Bu saldırılar, savaş uçaklarının yoğun alçak irtifa uçuşlarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti. İsrail güçleri, Han Yunus'un doğusundaki yerleşim binalarını yıktı ve Gazze şehrinin doğusundaki Şucaiyye mahallesinin doğusundaki ve Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc kampının doğusundaki bölgeleri bombaladı.

Güney Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus'ta, yerinden edilmiş Filistinlilerin barındığı derme çatma bir kampta, çocuklar sular altında kalmış bir sokaktan geçiyor (AFP)Güney Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus'ta, yerinden edilmiş Filistinlilerin barındığı derme çatma bir kampta, çocuklar sular altında kalmış bir sokaktan geçiyor (AFP)

İsrail güçleri ayrıca Gazze şehrinin güneydoğusundaki Zeytun mahallesinin doğusunda da defalarca ateş açtı, ancak şu ana kadar bu bölgede herhangi bir yaralanma veya ölüm bildirilmedi.

Şarku’l Avsat’ın WAFA'dan aktardığına göre 11 Ekim'deki ateşkesin ardından İsrail güçleri 615 Filistinliyi öldürdü ve bin 658 Filistinliyi de yaraladı.