Mısır’da 2023: Bölgesel depremlerin etkisiyle ekonomik baskılar durma noktasına geldi.

İç siyasi hareketlenmeler ve sorunların sıfırlanması için hamleler sürüyor.

Sisi, Mısır cumhurbaşkanlığı seçimleri kapsamında rakipleriyle toplantı düzenledi. (Mısır cumhurbaşkanlığı)
Sisi, Mısır cumhurbaşkanlığı seçimleri kapsamında rakipleriyle toplantı düzenledi. (Mısır cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır’da 2023: Bölgesel depremlerin etkisiyle ekonomik baskılar durma noktasına geldi.

Sisi, Mısır cumhurbaşkanlığı seçimleri kapsamında rakipleriyle toplantı düzenledi. (Mısır cumhurbaşkanlığı)
Sisi, Mısır cumhurbaşkanlığı seçimleri kapsamında rakipleriyle toplantı düzenledi. (Mısır cumhurbaşkanlığı)

İç siyasi hareketler, kayda değer bölgesel yakınlaşmalar, acil ekonomik kriz ve bölgesel depremler, Mısır haritasının köşelerini kuşatıyor. Başlangıçta Rusya- Ukrayna savaşının yansımalarından, öncesinde ise koronavirüs salgınının etkilerinden kurtulma umudu taşıyan 2023 yılı olaylarını Mısırlılar böyle yaşadı. Ancak krizlerin patlak vermesi, Mısır ve Mısırlılara daha fazla sonuç ve yük getiren ‘sürekli bir semptom’ olarak kaldı.

2023’ün ilk ayları, daha sakin bir yıl için umut verdi. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, geçen şubat ayında ülkenin terörizmi ortadan kaldırma başarısının ardından yeni bir aşamaya başladığını duyurdu. Bu ilan, Sisi’nin geçen nisan ayında Mısır’da terörizmin sona erdiğini belirttiğinde de daha net bir şekilde ortaya koyuldu. Ayrıca Sisi, “Devlet silahlarının dışında silah toplanmasına izin vermeyeceğiz” dedi.

secf
Mısır’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılım yoğundu. (Reuters)

Bu gelişme, geçen mayıs ayında Mısır’da Ulusal Diyalog’un başlatılmasıyla birleşen iç siyasi hareket durumuyla bağlantılıydı ve katılımcı partizan güçler arasında temel farklılıklardan yoksun olmayan etkileşim ve tartışmalara tanık oldu.

2024 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yıl sonundan önce gerçekleştirilmesi açıklamasının ardından iç hareketlenme ortamı, yılın son çeyreğine kadar uzandı. Cumhurbaşkanı Sisi’nin liderliğinde dört aday yarıştı ve birçok gözlemciye göre öyle görünüyor ki sonuç kesin. Ancak beklenti, Ulusal Seçim Kurulu’nun açıklamasına göre beklentileri aşan oylamadaki katılım oranına odaklandığı kadar, cumhurbaşkanlığı yarışının galibinin kişiliği üzerine bahis oynanmadı.

Bölgesel yakınlaşmalar ve krizler

İç siyasi hareketlilikle eş zamanlı olarak Mısır, başta Türkiye olmak üzere ilişkilerin gerilim dalgalarına sahne olduğu ülkelerle ‘sıfır’ soruna yönelik bölgesel yakınlaşma dalgasına da tanık oldu. Türkiye ile diplomatik ilişkilerin yeniden başlatılması ve desteklenmesi, gerilimle dolu tam on yıllık bir yabancılaşmanın ardından Kahire’nin bölgesel ilişkiler dosyasındaki gelişmelerin öne çıkan manşetlerinden biriydi.

Kahire ile Ankara arasındaki yakınlaşma, 2022 yılının sonunda Mısır Cumhurbaşkanı’nın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Katar’da düzenlenen FIFA Dünya Kupası’nın açılışına katılmaları sırasında bir araya geldiği sürpriz bir açılımın ardından geldi. Daha sonra yakınlaşmanın temposu giderek arttı ve diplomatik temsilin büyükelçilik seviyesine yükseltilmesi aşamasına geçildi. Ayrıca iki ülke cumhurbaşkanları arasında bölgesel ve uluslararası zirveler çerçevesinde defalarca gerçekleştirilen, ancak henüz resmi ziyaret aşamasına gelinmemiş olan görüşmeler yapıldı.

Mısır- İran ilişkilerinde onlarca yıldır süren çıkmaza son veren bir yumuşama sinyali de görüldü. Resmi heyetlerin defalarca toplantıları ve ziyaretleri oldu. Mısır ve İran cumhurbaşkanları, 11 Kasım’da Riyad’da düzenlenen acil Arap- İslam zirvesinin oturum aralarında bir araya geldi. Ancak ilişkiler, toplantıları aşarak resmi nitelik kazanmadı.

Ancak bu yakınlaşmalara paralel olarak diğer bölgesel krizlerin de patlama eşiğine gelmesi, Mısır üzerindeki baskıyı artırdı. Bu yılın nisan ayında, General Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki silahlı kuvvetler ile Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri arasında aniden Sudan’ın içinde çatışmalar patlak verdi. Bu durum, kendisini güney cephesinde yıkıcı bir savaşla karşı karşıya bulan Mısır üzerinde güvenlik, ekonomik ve insani baskılara neden oldu.

Mısır Kamu Seferberliği ve İstatistik Merkezi Ajansı’na göre Kahire, yaşadığı ekonomik sorunların yanı sıra önemli bir stratejik ve ekonomik ortağını da kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre aralarındaki ticaret alışverişi oranı yüzde 18,2’ye ulaştı. Ayrıca yaklaşık yarım milyon yerinden edilmiş Sudanlı, Mısır sınırına akın ederek, yıllardır Mısır topraklarında ikamet eden yaklaşık dört milyon Sudanlıya eklendi.

Kriz, aynı zamanda vatandaşlarını Sudan’dan tahliye etmek, binlerce yabancı uyruklu kişinin Sudan topraklarından tahliyesine katkıda bulunmak ve (Mısır açısından karmaşık boyutlara ve yansımalara sahip bir krize çözüm arayışı çerçevesinde) geçen temmuz ayında Sudan’ın komşu ülkelerinin liderlerinin de dahil olduğu bölgesel bir zirveye ev sahipliği yapmak için acil bir kara, deniz ve hava köprüsü açan Kahire’ye de güvenlik sonuçları getirdi. Sudan’dan pek de uzak olmayan bir yerde Etiyopya Nahda (Rönesans) Barajı krizi, Kahire ve Addis Ababa arasında geçen temmuz ayında dört ay içinde bir anlaşmaya varmak için müzakere turlarının yeniden başlatılmasına ilişkin anlaşmaya rağmen 2023’te durma noktasına geldi.

Mısır’ın rolünün zorlukları

Yıl bitmeden Mısır, Ekim 1973 Savaşı zaferlerinin 50’inci yıl dönümü nedeniyle bir kutlama havası yaşarken, Hamas hareketinin 7 Ekim 2023’te İsrail hedeflerine yönelik gerçekleştirdiği ve Filistin direniş gruplarının tarihlerindeki en büyük operasyon olan Aksa Tufanı Operasyonu’nun ardından ülkenin doğu cephesinde bir kriz daha yaşandı. Mısır, kendisini fırtınanın kalbinde ve doğrudan ulusal güvenlikle karşı karşıya buldu. Aynı şekilde Kahire Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi Profesörü ve Arap Araştırma Enstitüsü eski dekanı Dr. Ahmed Yusuf Ahmed, ister güneyde (Sudan) ister doğuda (Gazze) olsun bölgesel krizlerin baskılarının Mısır üzerinde ‘büyük ve ağır’ olduğuna dikkat çekti.

Yusuf, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada Gazze’deki krizin yansımalarının, durumun Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki tarihi köklerle bağlantılı olması gerçeğiyle sınırlı olmadığını belirtti. Yusuf’a göre bu kriz, Mısır ulusal güvenliğine doğrudan bir tehdit oluşturan Filistinlileri Sina topraklarına gönderme projesine ilişkin korkuları arttırarak ilave bir ağırlık oluşturdu. Öyle ki işgal güçleri, ülkeyi şiddetli insani baskılara maruz bırakmanın yanı sıra, yaklaşık iki milyon Filistinliyi Mısır sınırı boyunca güney Gazze’de toplanmaya zorladı.

Dr. Ahmed Yusuf, Gazze’deki mevcut krizin ciddiyetinin, ‘bölgesel gerilimin kapsamının genişlemesi ve Husi grubunun bölgedeki gemileri hedef almasıyla Kızıldeniz’in güneyine kadar uzanmasının yansımalarına’ ek olarak ister Filistin meselesine karşı tarihsel sorumluluk ister arabuluculuk rolleri yoluyla olsun, Mısır’ın bölgesel rolüne zorluklar dayatmasından kaynaklandığına dikkati çekti. Öyle ki Husilerin eylemi, Süveyş Kanalı’nı etkileyebilir.

Ekonomik baskılar

Söz konusu bölgesel krizlerin şiddeti iki katına çıktı. Çünkü Mısır ekonomisinin 2023 öncesinde maruz kaldığı birikmiş baskılarla aynı zamana denk geldi. Ve Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Aralık 2022’de Mısır’a üç milyar dolar tutarında kredi vermeyi kabul etmesinden sonra yıl boyunca daha büyük bir hızla devam etti. O tarihten bu yana Mısır lirası, dolara karşı 30,9 lira civarında sabit kaldı. Resmi kur ile karaborsadaki döviz kuru arasındaki fark yaklaşık yüzde 50’nin üzerinde.

Mısır ekonomisi, aynı zamanda Moody’s ve Standard & Poor’s gibi uluslararası derecelendirme kuruluşları tarafından sürekli olarak kredi notu indirimleriyle karşı karşıya kaldı ve bu kuruluşlar, yılın son çeyreğinde Mısır’ın uzun vadeli ülke notunu B’den -B’ye düşürdü. Ayrıca ülke üzerinde artan finansman baskısına dikkat çekti.

Buna, 2022- 2023 mali yılında yurt dışında çalışan Mısırlılardan gelen işçi dövizlerinde yıllık bazda yüzde 30,8 oranında bir düşüş eşlik etti. Mısır Merkez Bankası’nın 2022- 2023 mali yılında ekonominin dış dünyayla işlemlerine ilişkin verileri, geçtiğimiz mali yılda yurt dışında çalışan Mısırlılardan gelen işçi dövizlerinde, önceki mali yılda 31,9 milyar dolara kıyasla 22,1 milyar dolara düşüş olduğunu gösterdi.

sefv
Mısır para birimindeki dalgalanma sürüyor. (AFP)

Kamu kuruluşlarının sahip olduğu bazı devlet varlıklarının satış anlaşmaları da varlık değerlemesiyle ilgili zorluklar nedeniyle sekteye uğradı. Bu durum IMF’nin geçen mart ayında yapılması planlanan programa ilişkin ilk incelemesini askıya almasına yol açtı.

Enflasyon, 2023 aylarını renklendiren ve Mısırlıların akıllarında yer etmeye devam edecek olan gözle görülür baskılardan birini temsil ediyordu. Mısır Merkez Bankası’nın geçen ekim ayındaki verileri de çekirdek enflasyonun geçen eylül ayındaki yüzde 39,7’den yüzde 38,1’e yavaşladığını gösterdi. Bu yılın ağustos ayında başkan değişikliğine uğrayan Merkez Bankası, bu enflasyonist baskıları kontrol altına almak için yıl içinde birden fazla kez faiz oranlarını gözden geçirmek ve değiştirmek zorunda kaldı. Mısır hükümeti ayrıca, yıl içinde iki kez yakıt fiyatlarını artırmaya başvurdu ve en son geçen kasım ayında, artan küresel yakıt fiyatları ve zayıf döviz kuru nedeniyle benzin fiyatlarını yüzde 14,3 oranında artırdı.

Zor bir yıl

Mısırlı ekonomi uzmanı Dr. Reşad Abdo, 2023’ü ‘Mısır ekonomisi için en zor yıllardan biri’ olarak tanımladı. Bu değerlendirmesine gerekçe olarak ise ‘krizlerin ve ekonomik sorunların artmaya devam etmesi, kamu borç yükünün artması ve yüksek enflasyon oranlarını’ gerekçe gösterdi.

Abdo, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bölgesel ve uluslararası koşulların Mısır üzerindeki ekonomik baskıların şiddetini artırdığına dikkati çekti. Abdo’ya göre Sudan’da yaşanan iç çatışmalar, Gazze savaşının yansımaları ve öncesinde Rusya-Ukrayna savaşının devam eden etkileri, Mısır ekonomisinin çeşitli göstergelerine ağır yükler getiriyor. Ayrıca dolar açığının devam etmesi ve Mısır’ın başta gıda olmak üzere ihtiyaçlarının çoğunu ithal etmesi nedeniyle hükümet, kendisinin sert olarak tanımladığı ekonomik kararlar almak zorunda kalabilir.

BRICS grubunun geçen ağustos ayında Mısır’a 2024’ten itibaren gruba katılması daveti, özellikle grupta Çin, Hindistan ve Brezilya gibi yükselen ekonomik güçler yer aldığı için, biriken ekonomik baskıların ortasında iyi bir haber olarak sayılabilir. Ancak Abdo, bu katılımdan ekonomik kazanç elde etmenin henüz mevcut olmayan önlem ve hazırlıklar gerektirdiği görüşünde.



Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
TT

Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)

Irak Adalet Bakanlığı dün, Bağdat Havalimanı yakınlarındaki Ebu Gureyb Hapishanesi'nde tutulan DEAŞ üyelerinin, Amerikan danışmanlarının bulunduğu Victoria üssünün füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınması sonucu kaçma olasılığı konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat'a konuşan bir güvenlik kaynağı, DEAŞ liderlerinin ve mahkumların her bombalamada "Allahu Ekber" diye bağırarak, tıpkı 2013'te olduğu gibi kaçmayı umduklarını açıkladı. Kaynak, "El-Zeytun" istasyonuna yapılan bombalı saldırının ardından cezaevinin elektriğinin kesildiğini de vurguladı.

Öte yandan, Irak Petrol Bakanlığı, Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve güneyden yapılan petrol ihracatının tamamen durması nedeniyle Erbil'den, Türkiye'nin Ceyhan limanı üzerinden petrol ihracatına yeniden başlamasını istediğini doğruladı. Ancak Erbil bunu reddetti ve bakanlığın "ihracatla ilgisiz" olarak nitelendirdiği şartlar öne sürdü. Kürt bir yetkili, en önemli talepler arasında silahlı grupların bölgeye yönelik saldırılarının durdurulması ve Bağdat'ın bütçesini kısmasının ardından (2014-2018) bölgenin inşa ettiği boru hattıyla ilgili borçların ödenmesi için mali tazminat sağlanmasının yer aldığını belirtti.


Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
TT

Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)

Lübnan ile İsrail arasında önümüzdeki çarşamba günü, Fransa tarafından sunulan ve bir ‘saldırmazlık anlaşmasına’ dönüşebileceği düşünülen plan çerçevesinde doğrudan müzakerelerin başlayabileceğine dair haberlerin gelmesine rağmen İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, önümüzdeki günlerde herhangi bir müzakere planlanmadığını açıkladı. Fransa Dışişleri Bakanlığı ise herhangi bir girişimleri olmadığını belirtti.

Tel Aviv'deki siyasi kaynaklar, Sa'ar'ın sözlerinin geleneksel bir manevra biçimi olduğunu belirterek Hizbullah, saldırılarını durdurmadan İsrail'in müzakerelere başlamayacağına işaret ettiler. İsrail basını, müzakerelerin Lübnan'ın İsrail'i tanıması karşılığında İsrail'in Lübnan topraklarının bütünlüğünü tanımasını içeren bir ‘siyasi bildiri’ üzerine yürütüleceğini, savaşın durdurulması ve İsrail'in kademeli çekilmesiyle başlayıp anlaşmanın imzalanmasıyla tam çekilmeye varacak şekilde düzenleneceğini ve önerinin Fransız hükümeti tarafından hazırlandığını bildirmişti.

Öte yandan Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürerek bölge sakinlerine kendi şartlarını dayatıyor. Son olarak işyeri sahiplerine, okullara ve inşaat komitelerine güvenlik kameralarını tamamen kapatmalarını, internet bağlantısını kesmelerini ve hatta elektriklerini keserek kameraların tamamen çalışmaz hale getirilmesini emretti.

Hizbullah, bu talebin nedenlerini açıklamamış olsa da bu durum hem suç ve hırsızlıkların önlenmesi hem de Hizbullah üyelerinin yerleşim bölgelerine sızarak bu bölgeleri İsrail saldırılarına daha fazla maruz bırakması açısından birçok güvenlik endişesini beraberinde getirdi.


Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
TT

Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)

Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürdü ve bu alanlarda yaşayanlara kendi şartlarını dayatmaya başladı. Son olarak örgütün, Basta el-Fevka, Basta et-Tahta ve Nuveyri hattındaki mahallelerde, ayrıca bu bölgelerden Hendek el-Gamik ve el-Başura’ya kadar uzanan ara sokaklarda bulunan ticari işletmeler, okullar ve apartman yönetimlerine talimat gönderdiği bildirildi. Söz konusu talimatta, güvenlik kameralarının tamamen kapatılması, internet ağından çıkarılması ve nihayetinde elektriğinin kesilerek tamamen çalışamaz hale getirilmesi istendiği ifade edildi.

Güvenlik sorunu ve suçların yaygınlaşması

Hizbullah’ın bu talebinin gerekçeleri açıklanmazken, söz konusu adımın güvenlik güçlerinin suçla mücadele kapasitesi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor. Üst düzey bir güvenlik kaynağı, yaşananların ciddi bir güvenlik sorunu yaratacağını belirterek, suçların yaklaşık yüzde 90’ının ‘kameraların tespiti ve bir sokaktan diğerine yapılan takip sayesinde ortaya çıkarıldığını’ söyledi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kameralara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Özellikle de yoğun yerinden edilme hareketleri ve sokak ile mahallelerde yaşanan olaylar nedeniyle güvenlik durumunun zorlaştığı bu dönemde” dedi. Aynı kaynak, bazı olaylarda savaş silahlarının da kullanıldığını ve buna bağlı olarak suç oranlarında artış ihtimali bulunduğunu belirterek, “Kameraların kapatılması ve devre dışı bırakılması kaçınılmaz olarak suçun yayılmasına yol açacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail’in saldırılarına ilişkin endişeler

Beyrut Menarti Derneği Başkanı Avukat Mervan Selam da Hizbullah’ın tutumuna ilişkin endişelerini dile getirdi. Selam, Beyrut sakinlerinden kendisine ulaşan başvurularda, Hizbullah’a bağlı güvenlik unsurlarının bazı dükkân ve bina sahiplerinden ‘güvenlik kameralarını sökmelerini ya da kapatıp internet ağından ayırmalarını’ istediğinin aktarıldığını söyledi.

sdvd
İsrail’in düzenlediği ve Hamas hareketinden bir liderin ölümüne yol açan hava saldırısının ardından Sayda’daki bir binadan duman yükseliyor. (EPA)

İsrail’in, Hizbullah yöneticilerini apartman daireleri ve mahallelerde hedef alarak takip ettiği bir dönemde, söz konusu uygulamanın bölge sakinlerinde kaygı yarattığını belirten Selam, “Mahalle halkı, bu önlemlerin Hizbullah yetkilileri ve mensuplarına bölgelerinde serbest hareket alanı sağlayacağından ve bunun da İsrail hava saldırılarıyla hedef alınma riskini artıracağından endişe ediyor” dedi. Selam, bu adımın özellikle kuyumcular, döviz büroları ve süpermarket gibi ticari işletmeler arasında ciddi bir tedirginliğe yol açtığını belirterek, “İşletme sahipleri, kameraların devre dışı kalmasını fırsat bilen çetelerin hırsızlık ve soygun girişiminde bulunmasından korkuyor” ifadesini kullandı. Aynı kaygının, binalara girip çıkanları bu kameralar aracılığıyla takip eden apartman yönetimleri için de geçerli olduğunu vurgulayan Selam, bilinmeyen kişilerin binalara sızması ve bunun güvenlik riskleri doğurması ihtimaline dikkat çekti.

Selam, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Vatandaşların endişelerini İçişleri ve Belediyeler Bakanı Ahmed el-Haccar’a ilettik. Kendisi konunun yakından takip edildiğini, ayrıca Lübnan İç Güvenlik Kuvvetleri bünyesindeki Bilgi Şubesi ve Lübnan Ordusu İstihbarat Müdürlüğü ile de sürecin izlendiğini bildirdi. Olayın gerçek boyutunun ortaya çıkarılması ve sorumluların belirlenmesi için derhal soruşturma başlatılmasını talep ettik” dedi.

Hizbullah’ın hareket özgürlüğü

Hizbullah’ın bu adımı atmasının arkasında birden fazla neden olabileceği belirtiliyor. Bilgi teknolojileri ve iletişim alanında uzman Amir et-Tabaş, Lübnan piyasasında yaygın olarak kullanılan birçok gözetim ekipmanının teknik olarak siber saldırılara açık olduğunu söyledi. Tabaş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, buna güvenlik kameraları ve bunlara bağlı kayıt cihazlarının (NVR) da dahil olduğunu belirterek, “Bu kameralar yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; yüksek hassasiyetli lenslere sahip olmalarının yanı sıra, ses kaydı yapabilen mikrofonlar da içeriyor” dedi. Tabaş’a göre, ‘düşman bir tarafın’ -özellikle İsrail’in- bu cihazlara sızması durumunda, söz konusu sistemler bulundukları sokaklarda veya kapsama alanı içindeki yerlerde olup biteni doğrudan ses ve görüntüyle aktaran bir araca dönüşebilir. Bu da kameraların fiilen hareketleri izlemek için kullanılabilecek bir gözetim aracına dönüşmesi anlamına geliyor.

sdvds
İki yerinden edilmiş kişi, Beyrut’taki bir mülteci kampına sünger yatak taşıyor. (EPA)

Tabaş, meselenin aynı zamanda sahadaki bilgilerin doğrulanmasıyla da ilgili olduğunu belirterek, “Örneğin hedef alınma ihtimali bulunan bir konvoyun geçtiği durumda, sokaklardaki çeşitli gözetim araçları aracılığıyla bunun askeri varlığı doğrulanabilir” dedi. Ona göre, yalnızca o noktadan geçen kişiler bile hedefin kimliğinin tespit edilmesine katkı sağlayabilir.

Tabaş, yüzün gizli olduğu durumlarda yüz tanıma teknolojisinin kullanılamayacağını, ancak başka yöntemlere başvurulabileceğini ifade etti. Bunlar arasında ‘kişinin konuşmasının kameralarca kaydedilmesi durumunda ses izi analizi, vücut hareketlerinin ve beden yapısının incelenmesi ile kimliğin doğrulanmasına yardımcı olabilecek çeşitli teknik göstergeler’ bulunuyor. Tabaş ayrıca sokaklardaki güvenlik kameralarının ‘canlı yayın (live feed)’ sağlayabildiğini ve bu sayede izlenen kişilerin hareketlerinin anbean takip edilebildiğini belirterek, bunun aynı anda bölge üzerinde uçan insansız hava araçlarıyla (İHA) eş zamanlı kullanılabileceğine dikkat çekti. Ona göre İHA’lar havadan görüntüleme ve gözetleme imkânı sunarken, sokak ve dar mahallelerdeki kameralar çok daha ayrıntılı bir izleme imkânı sağlayabiliyor.

fdvfd
Lübnan Dağı’nın Armon bölgesinde bir apartmanın vurulduğu yerin yakınında bulunan yerinden edilmiş kişiler (AFP)

Söz konusu tedbirler, 7 Mayıs 2008 Beyrut Olayları olarak bilinen olayları da hatırlatıyor. Bu olayların patlak vermesinin nedenlerinden biri, o dönem Lübnan hükümetinin Hizbullah’a ait özel telekomünikasyon ağıyla ilgili aldığı ve örgütün müdahale edilmesini reddettiği karardı. Aynı dönemde hükümetin, İçişleri Bakanlığı aracılığıyla Beyrut’ta görece yüksek gözetim kapasitesine sahip güvenlik kameraları kurmayı planlaması da gerilimi artıran bir diğer unsur olmuştu. Tabaş, bu adımların Hizbullah tarafından hareket alanını izlemeye yönelik bir girişim olarak değerlendirildiğini belirterek, bunun sonucunda Beyrut’un askeri olarak ele geçirilmesine yol açan gelişmelerin yaşandığını ifade etti. Tabaş ayrıca, Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın, 2024 yılında yaşanan son savaşın ilk haftasında akıllı telefonların kapatılması çağrısı yaptığını hatırlattı. Nasrallah’ın o dönemde akıllı telefonların düşman tarafından izleme ve takip faaliyetlerinde kullanılabilecek bir araca dönüşebileceği uyarısında bulunduğunu ve görüntü çekimi ile kamera kullanımına karşı da uyarı yaptığını belirtti.