Gazze'nin yıkımı İsrail'in dünyadan izolasyonunu daha da artırıyor

Yurtdışındaki İsrailli araştırmacılar "dışlanmayla, vatandaşlarına karşı yüzde 500'ü aşan olaylarla, sanat festivallerinin boykotuyla ve Rusya'nın kaderiyle karşılaşacağı korkusuyla" karşı karşıya

AFP
AFP
TT

Gazze'nin yıkımı İsrail'in dünyadan izolasyonunu daha da artırıyor

AFP
AFP

ABD Başkanı Joe Biden'ın ayrım gözetmeyen bombalama ve uluslararası desteğin kaybından söz etmesi sonrasında İsrail'e yönelttiği benzeri görülmemiş eleştirilere rağmen İsrail, daha fazla sivil kaybının yol açtığı artan uluslararası baskıya aldırış etmeden, Gazze'ye yönelik savaşını sürdürüyor.

Gazze Şeridi'ndeki savaşın yol açtığı en büyük insani krizlerden birinin ortasında boykotçuların İsrail ordusunu desteklemekle suçladıkları şirket ve ürünleri boykot etme çağrıları yayılıyor.

Bu çerçevede İsrailli araştırmacılar, başta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere dünya genelinde savaşa yönelik yaygın muhalefet ve protestoların, uluslararası araştırma merkezleri ve üniversitelerdeki çalışmalarına büyük zarar vereceğinden korktuklarını dile getirdi.

Araştırma ve bilim dünyasındaki İsrailli yetkililerin 7 Ekim'den sonra İsrailli araştırmacıların "yabancı araştırmacılarla işbirliği durdurularak, araştırmaları için hibe almaları engellenerek, bilimsel makaleleri gerekçesiz reddedilerek, değerlendirilmeleri ve yayınlanmaları kabul edilmeyecek, İsrailli öğretim üyelerinin yurtdışındaki prestijli konferanslara davet edilmesi durdurularak" İsrail içindeki ve dışındaki akademi dünyasından dışlandığına dair işaretler tespit edildi.

Bu durum ise İsrailli araştırmacıların İsrail'deki akademik araştırma alanındaki profesyonel ilerlemeleri engellendi.

Durum, pek çok öğretim görevlisi ve araştırmacının İsrail'deki bilimsel konferanslara katılım tekliflerini reddettiği, hatta akademik ilerlemeleri için İsrailli akademisyenlerin özgeçmişlerini incelemeyi bile reddettikleri noktaya ulaştı.

İsrail'deki araştırmacıların bilimsel ilerlemesi, "doktora sonrası alanda uzmanlaşmalarını kabul eden bir araştırma kurumu bularak, yabancı ülkelerdeki araştırmacılarla ve önde gelen bilimsel dergilerde diğer araştırmacılarla ortak makaleler yayınlayarak, uluslararası araştırma gruplarına katılım gerektiren büyük fonlardan hibe başvuruları yaparak ve akademik ilerlemeyi sağlamak için yabancı ülkelerden akran değerlendirmesi alarak" yabancı ülkelerdeki araştırma alanlarındaki meslektaşlarıyla geliştirdikleri ilişkilere bağlı. 

Gerçek korku

İsrail'in Science Abroad örgütünün başkanı Rivka Carmi, İsrail gazetesi The Marker, "Akademisyenlerimiz yurtdışındaki üniversitelerde zorlu zorluklarla karşı karşıya kalıyor ve anti-Semitizmin tezahürlerinden acı çekiyor. Bazıları sadece akademik gelecekleri için değil, güvenliklerinden de korkuyor" dedi. 

Gizli bir küresel boykotun sonucu olarak İsrail akademisinin zarar görmesinin teorik değil, gerçek bir korku olduğunu belirten Carmi, "ABD'de üniversiteleri kasıp kavuran Yahudi karşıtlığı dalgasının bu kadar büyük ve korkunç olduğuna ve şu anda yaşananların sandığımızdan çok daha tehlikeli olduğuna inanmıyorduk" ifadelerini kullandı. 

Kudüs İbrani Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Politikası Bölümü'nde araştırmacı olan David Levy Bauer de, İsrail dışındaki bazı bilim kurumlarının İsrailli araştırmacıların akademik ilerlemeleri için başvuruda bulunma ve gerekli değerlendirmeleri alma prosedürlerini durdurduğunu dile getirdi.

Bauer, yaşananları "mesleki etikle bağdaşmayan, etik olmayan davranış" olarak nitelendirirken, "Uygun tepkiyi düşünmeliyiz" dedi. 

İsrail Teknoloji Enstitüsü'nde Şehir Planlama ve Hukuk Bölümünde öğretim görevlisi olan Rachel Alterman, "İsrailli araştırmacıların yurtdışındaki doktora sonrası programlara kabul edilme ihtimali onlarca yüzde düştü. ABD kurumlarında, eleştiriyle karşılaşmadan onları kabul edecek birini bulmak zor olacak. Bu durum, sadece genç araştırmacıları değil, kurdukları ilişkilerin kendilerine fayda sağlayacağına inanan yaşlı araştırmacıları da hedef alıyor" açıklamasında bulundu. 

Ciddi muhasebe

Bu korkularla birlikte İsrail gazetesi Yediot Aharonot da üniversitelerden hesap sorulması çağrısında bulundu.

Gazete, İsrailli öğrenci ve profesörlerin saldırılara maruz kaldığını söyleyerek, dünyanın en prestijli kurumlarından bazıları da dahil olmak üzere yüksek öğretim kurumlarını salonlarındaki İsrailli öğrencileri korumamakla suçladı. 

Gazete, "Gazze'ye yönelik savaşa karşı uluslararası üniversite kampüslerinde öfkeli gösterilerin artması nedeniyle küresel akademik kamuoyu İsrail'e yöneliyor. Özellikle ABD, Kanada ve Avrupa'daki üniversitelerde öğrencilerin büyük bir kısmı İsrail savaşının tepki ve meşru müdafaanın ötesine geçerek çocuklar ve kadınlar da dahil olmak üzere sivilleri hedef aldığına inanıyor" ifadelerine yer verdi. 

Prestijli Amerikan Üniversitesi Harvard'daki 34 öğrenci grubundan oluşan bir birlik, on yıllar süren işgalin ardından yayılan tüm şiddet eylemlerinden tamamen İsrail rejimini sorumlu tuttuğunu belirten bir bildiri yayımladı.

Öğrenciler, açıklamalarında Gazze'de yaşananların tek sorumlusunun apartheid rejimi olduğunu dile getirdi.

Gazeteye göre İsrailli öğrenciler, sokaklarda ve New York, Los Angeles ve Londra gibi şehirlerde de hedef alınıyor.

İsraillilere karşı olaylar dünya genelinde yüzde 500'den fazla arttı ve bunların çoğu üniversitelerdeki İsrailli öğrencilere yönelikti.

Gazete haberini, "Bu saldırılara karşı ses çıkarmayan, harekete geçmeyen akademik kurumlardan hesap sorma zamanı gelmiştir. Dünyayı zenginleştirmeye ve herkes için güvenli bir liman olmaya odaklanması gereken kurumlarda öğrencilerin risk altında olduğu bir gerçekliğe tolerans göstermemeliyiz" ifadeleriyle sonlandırdı. 

Sanatsal boykot

İsrail, siyasi, ekonomik, askeri ve hatta medyada benzeri görülmemiş bir Batı ve Amerika desteğine sahip olmasına rağmen, kendisine ve Gazze'deki savaşına karşı çıkan sesler benzeri görülmemiş düzeylerde yükseldi ve sadece akademi ve bilim dünyasındaki araştırmacılar ve İsrailli öğrencilerle sınırlı kalmadı.

Dünya genelinde on binlerce insan hakları savunucusu, aktivist, Hollywood aktörü, ünlü, sanatçı ve yazar, kendi hükümetlerindeki ve dünya genelindeki ilgilileri İsrail ile ilişkilerini sona erdirmeye veya derhal ateşkes için baskı yapmaya, kuşatmayı sona erdirmeye, geçitleri açmaya ve Gazze Şeridi'ne yardımların girişine izin vermeye çağıran onlarca dilekçe ve çağrıya imza attı.

Charles Dance, Tilda Swinton, Miriam Margolyes, Steve Coogan, yönetmenler Mike Leigh, Michael Winterbottom (ve diğerleri) da dahil olmak üzere açık bir mektuba imza atan 2 binden fazla İngiliz aktör ve sanatçı, İsrail'in Gazze ablukası ve bombalamasına derhal son verilmesi çağrısında bulundu.

Mektupta, "Bir suça, bir felakete tanık oluyoruz. İsrail, Gazze'nin büyük bir bölümünü harabeye çevirerek 2,3 milyon Filistinlinin su, elektrik, gıda ve ilaç ihtiyacını kesti" ifadelerine yer verilirken, İngiliz hükümeti de İsrail'in Gazze'de savaş suçları işlemesine yardım ve yataklık etmekle suçlandı.

Ayrıca hareketi desteklemek amacıyla ‘Filistin İçin Sanatçılar' internet sitesini kurdular.

İsrail'e yönelik boykot olgusunun giderek büyümesi ve birçok alana yayılması sonrasında İsrail Haaretz gazetesi, Aralık ayı başında İsrailli yapımcı Maya Fischer'in, "Benim Odam" adlı filmini Varşova Film Festivali ve diğer uluslararası festivallerde yayınlamakta zorlandığını yazdı.

Gazeteye göre filminin daha önce gösterilmesini kabul eden çeşitli festivallerdeki gösterimleri de iptal edildi. Hatta uluslararası Yahudi festivalleri de filmin İsrail ordusunun sahnelerini içermesi nedeniyle gösterimini kabul etmedi. 

Bunun birlikte Stockholm Uluslararası Film Festivali yönetimi, İsrailli oyuncu Aleeza Chanowitz'in festivale katılım davetini geri çekerek, kararın "devam eden trajik olaylar ve mevcut çatışmaların bir sonucu olarak" verildiğini belirtti.

Festival yönetimi ayrıca, misafirlerin rahatsız edici durumlarla karşılaşmasına neden olabilecek olası hareketler konusunda endişelerini dile getirdi.

Amsterdam Uluslararası Belgesel Film Festivali'nin (IDFA) 8 Aralık'taki son oturumunun açılışı sırasında Filistin yanlısı bir protestonun arka planında aktivistler, Filistin'in nehirden denize özgürlüğü çağrısında bulunan sloganlar attı.

Bir grup İsrailli film yapımcısı, festivalin sanat yönetmeninin görevden alınmasını talep ederken, "onun, protestoya katılanları alkışladığını ve bunu önlemek veya durdurmak için inisiyatif almadığını" iddia ederek, davranışını kınayan bir dilekçe imzaladılar. 

Yerel sunum

Savaşın ağırlığı, tırmanması, İsraillilerin uluslararası festival ve sergilere katılımı üzerindeki etkisi ve birçok kişinin eserlerini uluslararası yarışmalarda sunma konusundaki isteksizliği, İsrail içindeki önemli performansların sınırlandırılmasına yol açtı.

Öyle ki İsrail Uluslararası Çağdaş Sanat Festivali, bu yılki performanslarının yalnızca yerel kapsamla sınırlı olacağını duyurdu. Çünkü İsrail ordusunun Gazze'deki hastaneler gibi hassas çatışma bölgelerindeki varlığı, uluslararası sanatçıların katılmaya davet edilmesini zorlaştırıyor. 

Festival direktörü Itay Monter, Haaretz gazetesine yaptığı açıklamada "Gösteri sanatları, dışavurumcu dans, müzik, tiyatro, oyunculuk ve performans alanlarındaki katılımcıların yaklaşık yüzde 90'ı, çalışmalarını etkinliklere uyacak şekilde uyarlamayı reddetti" diyerek, katılımcıların yüzde 10'unun bu yıl festivale katılmama isteğini dile getirdiğini söyledi. 

Uluslararası sanatçıların İsrail sergilerine önem vermesine rağmen katılım konusundaki isteksizliğine dair endişeler çerçevesinde İsrail'in en önemli kültür kurumu ve dünyanın en önemli sanat ve antika müzelerinden biri olarak kabul edilen Kudüs'teki İsrail Müzesi, sergi programının iptal edilip alternatif planlar üzerinde çalışılabileceğinin sinyalini verdi.

Müzenin müdür yardımcısı Suzanne Landau, "Müze, bu sanat eserlerinin tehlikeye maruz kalmaması için savaş zamanlarında eserlerini ödünç vermeye hazır değil" dedi. 

Uluslararası şirketlerin saldırıya uğrama ve boykot edilme korkusu, İsraillilerle olan sözleşmelerinin kesilmesine veya iptal edilmesine katkıda bulundu.

Öyle ki Royal Melbourne Teknoloji Enstitüsü (RMIT), İsrailli silah üretim şirketi Elbit System ile olan sözleşmesinin sona erdiğini duyurdu.

Bu karar, BDS'nin İsrail'i boykot etme ve tasfiye etme kampanyası uyarınca alındı. Ayrıca bu gelişme, 12'den fazla yüksek öğrenim kurumundaki 6 bin Filistinli üniversite profesörünü ve çalışanını temsil eden Filistin Üniversite Profesörleri ve Çalışanları Birlikleri Federasyonu (PFUUPE) tarafından başlatılan enstitü üzerindeki ciddi baskının ardından yaşandı. 

BDS hareketinin önemli bir parçası olan Filistin İsrail'e Akademik ve Kültürel Boykot Kampanyası (PACBI), küresel çaptaki dayanışma hareketleriyle ortaklaşa şekilde yıllardır sürdürdüğü kampanyasının Alman spor giyim şirketi Puma'ya karşı zaferini de duyurdu.

Öyle ki birkaç gün önce şirket İsrail Futbol Federasyonu ile olan sözleşmesini feshetti.

BDS'nin kurucularından biri olan Ömer Bergusi, kampanyanın 1948 Nekbe'den bu yana var olan apartheid ve yerleşimci-sömürgeci bir rejim olarak İsrail'e ve onun suçlarına ortak olan tüm kurumlarına karşı boykot çağrısında bulunduğunu ve bu rejimi destekleyen tüm baskı gruplarının hiçbir kimseyi kimliğinden dolayı boykot etmediğini söyledi. 

Derin izolasyon

İsrail'de yayımlanan haberlere göre İsraillilerin yaklaşmakta olan uluslararası festival ve gösterilere katılımının kısıtlanması ve yasaklanması ve birçok sanatçı, araştırmacı ve öğrencinin antisemitizmin bazı Batı ülkelerine yayılması bahanesiyle seyahat etmekten korkması, İsrail'de kültürel, bilimsel ve akademik düzeylerde ciddi sonuçlar doğuracak.

Nitekim Tel Aviv Üniversitesi tarafından yakın zamanda yapılan bir anket de İsraillilerin yalnızca yüzde 10'unun İsrail ordusunun çok fazla ateş gücü kullandığına inandığını gösterdi.

İsrail Demokrasi Enstitüsü'nün yaptığı bir ankete göre İsraillilerin dörtte üçü, Filistinli sivil kayıplarını azaltmak veya uluslararası baskıyı hafifletmek için saldırının herhangi bir değişiklik yapılmadan devam etmesi gerektiğini söyledi.

Enstitü araştırmacılarından Tamar Herman, "Filistinli kurbanlara ilişkin görüşler İsrail'in siyasi eğilimlerine göre farklılık gösterse de bazı insanlar, sivil kayıplarının gelecekteki güvenlik karşılığında kabul edilebilir bir bedel olduğunu düşünüyor" dedi.

Herman, "İnsanlar daha fazla askerin ölümünü kabul etmeye hazır" şeklinde konuştu. 

İsrail'in Rusya'nın iki yıl önce Ukrayna ile devam eden savaşı nedeniyle maruz kaldığı boykot deneyimine benzer bir boykot deneyimi yaşama korkusu artarken, İsrail Dışişleri Bakanı Eli Cohen, ülkesinin uluslararası destek olsa da olmasa da Hamas'a karşı mücadeleye devam edeceğini açıkladı.

İsrailli yetkili, dünya çapında Gazze sakinlerine insani yardım konusunda seslerin yükseldiğini ve daha fazla sivil kaybının önlenmesi çağrısında bulunduğunu kabul etti, ancak İsrail'in Hamas'ı ortadan kaldırma hedefi doğrultusunda hâlâ önemli bir uluslararası destek aldığına dikkati çekti.

Cohen ayrıca, "Bu savaşın en önemli ve temel amacı budur" dedi.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Sisi: Savaşı durdurabilecek tek kişi Trump

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Sisi: Savaşı durdurabilecek tek kişi Trump

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, bölgedeki savaşı durdurabilecek tek kişinin ABD Başkanı Donald Trump olduğunu belirtti.

Sisi, Mısır Uluslararası Enerji Konferansı ve Fuarı (EGYPS) açılışında bölgedeki bu savaşı durdurabilecek tek kişinin Trump olduğunu ifade etti.

Sisi, arz eksikliği ve fiyat artışlarının etkisine dikkat çekerek, petrol fiyatının varil başına 200 doları aşabileceğine dair analistlerin endişeleri ve tahminlerin abartılı olmadığını vurguladı.

Sisi, Ortadoğu’daki karışıklıklar nedeniyle gübre kıtlığı ve bunun sonucunda küresel gıda güvenliği krizinin olası olduğunu söyledi. Sisi, “Zengin ülkeler bunu karşılayabilir, ancak orta gelirli ve kırılgan ekonomiler için bu durum ciddi istikrarsızlık yaratabilir” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Sisi, Trump’ı Gazze’deki savaşı sona erdirmedeki rolünden ötürü övdü. Sisi, Kasım ayında Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde imzalanan ateşkes anlaşmasından önce de ABD Başkanı’nın tek çözümün kendisi olduğunu söylediğini hatırlattı.

 

Mısır, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını kınayarak, bölgesel bir savaşın önlenmesi için diplomatik girişimlerde bulundu.

Buna karşılık, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi video konferansla yaptığı konuşmada uluslararası toplumu hayati deniz yollarını korumaya çağırdı ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasını ve enerji altyapısına yönelik saldırılarını kınadı. Budeyvi, İran’ın agresyonunun tüm dünyayı tehdit ettiğini belirtti.

ABD Başkanı Trump, ABD-İsrail savaşının “İran rejiminde değişim” sağladığını ve mevcut liderleri “çok mantıklı” olarak nitelendirdiğini söyledi. Trump, aynı zamanda İranlılarla bir “anlaşma” yapacağını da belirtti.

Trump, Financial Times’a verdiği röportajda, “İran petrolünü ele geçirmek istediğini” ifade ederek, İran’ın petrol ihracat merkezi olan Hark Adası’nı kontrol edebileceğini söyledi. Trump ayrıca, İran Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Hürmüz Boğazı’ndan tankerlerin geçişine izin verdiğini belirtti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise ABD’nin aracılar üzerinden ilettiği müzakere mesajlarını “gerçekçi olmayan, mantıksız ve abartılı” olarak nitelendirdi.

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed Ishak Dar, dün Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır dışişleri bakanlarıyla yaptığı görüşmelerin ardından, İslamabad’ın önümüzdeki günlerde ABD ve İran arasında “ciddi müzakerelere ev sahipliği yapmaya ve bunları kolaylaştırmaya hazır olduğunu” belirtti. Amaç, süregelen çatışmaya kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulmak.


Sur’daki kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında Lübnanlı bir asker hayatını kaybetti

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
TT

Sur’daki kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında Lübnanlı bir asker hayatını kaybetti

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (Reuters)

Lübnan ordusu bugün yaptığı açıklamada, ülkenin güneyindeki Sur kentinde bir askeri kontrol noktasına düzenlenen İsrail saldırısında bir askerin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Bu saldırı, Hizbullah ile İsrail arasında çatışmaların başlamasından bu yana ordu noktalarına yönelik ilk doğrudan hedef alma olarak kayda geçti.

Lübnan ordusu tarafından yapılan açıklamada, el-Amiriye bölgesinde, el-Kalile-Sur yolu üzerindeki bir kontrol noktasının hedef alındığı, saldırı sonucu bir askerin yaşamını yitirdiği ve diğer askerlerin yaralandığı belirtildi. Yaralı sayısına ilişkin detay verilmedi.

2 Mart’ta başlayan çatışmalardan bu yana Lübnan ordusu, güney ve doğu bölgelerinde görev yerleri dışında İsrail ateşi sonucu hayatını kaybeden sekiz asker için taziye açıklaması yayımladı.

Öte yandan, İsrail ordusunun yedi mahalle için tahliye uyarısı yapmasının ardından, bu sabah Beyrut’un güney banliyösüne hava saldırısı düzenlendi. Üç gün aradan sonra bölgeye gerçekleştirilen ilk saldırı sonrası hedef alınan noktadan dumanlar yükseldi. Sürekli saldırılar ve tahliye uyarıları nedeniyle bölge sakinlerinin büyük kısmının daha önce göç ettiği belirtildi.

İsrail ordusu ise yaptığı açıklamada, Beyrut’ta Hizbullah’a ait olduğunu öne sürdüğü ‘altyapı hedeflerini’ vurduğunu bildirdi.

sdvsd
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Beyrut’un güney banliyölerinden yükselen dumanlar (AFP)

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, X platformundaki resmi hesabından yaptığı açıklamada, Beyrut’un güney banliyölerinde yaşayanlara acil tahliye uyarısında bulundu. Adraee, özellikle Haret Hreik, el-Gubeyri, el-Leyleki, el-Hadath, Burc el-Baracne, Tahvita el-Gadir ve eş-Şiyah mahallelerinin hedef alınabileceğini belirtti.

Adraee açıklamasında, “İsrail ordusu, Beyrut’un güneyindeki farklı bölgelerde Hizbullah’a ait askeri altyapıyı hedef almaya devam ediyor. Size zarar vermek niyetinde değiliz, bu nedenle güvenliğiniz için derhal tahliye olmanız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün yaptığı açıklamada, orduya Lübnan’daki ‘tampon bölgeyi genişletme’ talimatı verdiğini duyurdu.

Netanyahu, yayımladığı video mesajda, “Lübnan’da mevcut tampon bölgenin daha da genişletilmesi için orduya talimat verdim” dedi. Bu adımın amacının, Hizbullah mensuplarının olası saldırı riskini tamamen ortadan kaldırmak ve sınır hattında tanksavar füzesi atışlarını engellemek olduğunu ifade etti.


Mısır: Sisi'ye suikast düzenlemeyi planlamakla suçlanan Hasm Örgütü üyeleri gözaltına alındı

Mısır İçişleri Bakanlığı Genel Merkezi (Bakanlığın Facebook sayfası)
Mısır İçişleri Bakanlığı Genel Merkezi (Bakanlığın Facebook sayfası)
TT

Mısır: Sisi'ye suikast düzenlemeyi planlamakla suçlanan Hasm Örgütü üyeleri gözaltına alındı

Mısır İçişleri Bakanlığı Genel Merkezi (Bakanlığın Facebook sayfası)
Mısır İçişleri Bakanlığı Genel Merkezi (Bakanlığın Facebook sayfası)

Mısır İçişleri Bakanlığı, Mısır tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan Müslüman Kardeşler Örgütü’ne bağlı terör hareketi ‘Hasm’ üyelerinin, ‘devletin güçlerine zarar vermeyi amaçlayan terör eylemleri planlamak ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'ye suikast girişiminde bulunmak’ suçlamasıyla gözaltına alındığını duyurdu.

Bakanlık tarafından dün yapılan açıklamada, Hasm Hareketi üyelerine yönelik operasyonlar kapsamında Müslüman Kardeşler Örgütü liderlerinden Mahmud Muhammed Abdulvunis'i gözaltına aldığını duyurdu.

Bakanlık, bunun devlete zarar vermeyi amaçlayan eylemlere karışan Hasm Hareketi üyelerinin takibi kapsamında gerçekleştiğini ve bu eylemler arasında, 7 Temmuz'da Mısır güvenlik güçlerinin baskınlarından önce, hareketin iki üyesi olan Ahmed Muhammed Abdurezzak ve İhab Abdulatif Muhammed'in güvenlik ve ekonomik tesislerin yanı sıra başkanlık uçağını hedef alan operasyonlar gerçekleştirmeye zorlanmasının da yer aldığını ekledi. Açıklamaya göre hareket üyelerine ait bir sığınağa yapılan baskın sonucunda iki Hasm üyesi öldürüldü.

Bakanlığın açıklamasında, terörist Ali Mahmud Abdulvunis'in birçok terör davasında müebbet hapis cezasına çarptırıldığını belirtildi. Bu davalardan başlıcaları arasında, ‘başkanlık uçağını hedef almaya teşebbüs’ ve ‘Şehit Yarbay Macid Abdurrazık suikastı’ ile ilgili 2022 yılına ait 120 numaralı dava yer alıyor.

vvf
2013 yazında yanan Müslüman Kardeşler Örgütü’nün Kahire'deki merkezi (Getty)

İçişleri Bakanlığı'nın açıklaması, Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) üyesinin planladığı terör eylemleri ve Hasm Hareketi’ne mensup diğer üyeler hakkındaki itiraflarına eşlik etti.

Abdulvunis, aralarında Menufiye vilayetindeki el-Acezi Kontrol Noktası’na düzenlenen saldırı, Tanta şehrindeki polis eğitim merkezine düzenlenen bombalı saldırı (bu saldırıda çok sayıda polis memuru şehit oldu ve yaralandı) ve el-Obur şehrinde evinin önünde öldürülen Tuğgeneral Adil Ragai'nin suikastı da dahil olmak üzere birçok terör eylemine katıldığını itiraf etti.

Ayrıca, Müslüman Kardeşlerin kaçak liderlerinden Yahya Musa’nın (Hasm Hareketi’nin kurucusu) talimatıyla 2016 yılında komşu ülkelerden birine sızdığını, Hişam Aşmavi (idam edildi) tarafından kurulan el-Murabitun Örgütü’nün liderleriyle temas kurduğunu ve Hasm Hareketi üyelerini uçaksavar füzeleri, ağır silahlar ve patlayıcıların kullanımı konusunda eğitmek üzere komşu ülkelerden birinde bir kamp kurduğunu da anlattı.

Abdulvunis, yurtdışına kaçan Hasm Hareketi liderleri Yahya Musa, Muhammed Refiqk İbrahim Menna, Alaa Ali Ali el-Samahi ve Muhammed Abdulhafız Abdullah Abdulhafiz ile birlikte 2019 yılı boyunca ülkede bazı terör eylemleri gerçekleştirmeyi planladıklarını ve hareketin eğitimli unsurlarını bomba yüklü araçlar hazırlamaya yönlendirdiklerini, bunlardan birinin Kahire’nin orta kesimlerindeki Onkoloji Enstitüsü önünde patladığını açıkladı. Ayrıca 2025 yılında, yurtdışında bulunan teröristler Mahmud Şehte Ali el-Ced ve Mustafa Ahmed Muhammed Abdulvehhab'ı, saldırı eylemleri gerçekleştirmek üzere ülkeye dönmeye cesaretlendirdiklerini itiraf eden Abdulvunis, ancak güvenlik güçleri tarafından tespit edilip yakalandıkları için bunu başaramadıklarını ifade etti.

scds
Mısır'da Müslüman Kardeşler üyelerinin yargılandığı, daha önce yapılan bir duruşmadan bir kare (AFP)

Hasm Hareketine atfedilen son operasyonlar 2019 yılında gerçekleşti. Mısırlı yetkililer, o yıl Hasm Hareketi’ni Kahire’deki Onkoloji Enstitüsü çevresinde 22 kişinin ölümüne ve onlarca kişinin yaralanmasına yol açan bir araba bombalamasına karışmakla suçlamıştı. Ayrıca, hareketin 2016 yılında, Mısır'ın eski Müftüsü Ali Cuma ve Başsavcı Yardımcısına saldırı hazırlığında olduğu ve Fayum ilindeki Tamiya Emniyet Müdürü'ne suikast düzenlediği iddia ediliyor. Hasm Hareketi 2019 yılında kendisini resmi olarak ilan etmişti.

Uluslararası terörle mücadele uzmanı Hatem Sabir’e göre Mısır İçişleri Bakanlığı'nın Hasm Hareketi üyelerinin gözaltına alındığını duyurması, Müslüman Kardeşlerin Mısır'ı terör eylemleriyle hedef almaya devam ettiğini gösterdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Sabir, Müslüman Kardeşler örgütünün artan bölgesel zorluklara rağmen Mısır'ı hedef almaya devam ettiğini söyledi.

Başta Genel Rehberlik Konseyi Başkanı Muhammed Bedii olmak üzere Müslüman Kardeşler liderlerinin çoğu, 2013 yılında İhvan’ın iktidardan ayrılmasının ardından Mısır'da meydana gelen ‘şiddet ve cinayet’ davaları nedeniyle Mısır hapishanelerinde tutulurken, diğer üyeler ise ülke dışında ikamet ediyor.

Sabir, yakalanan teröristin, aralarında başkanlık uçağının hedef alınması da dahil olmak üzere itiraf ettiği terör eylemlerinin, ‘bazı istihbarat teşkilatlarının örgütü desteklediğini yansıttığını’ belirtti, ancak bu istihbarat teşkilatlarının adı açıklamaktan kaçındı. Bu tür operasyonların planlanmasının herhangi bir örgüt veya hareketin kapasitesini aştığını söyleyen Sabir, bu operasyonların temel amacının Mısır devletinin siyasi ve ekonomik kapasitesine zarar vermek olduğunu vurguladı.

Öte yandan Mısır İçişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, ülkenin güvenliğini ve istikrarını sarsmayı hedefleyen Müslüman Kardeşler örgütü ve destekçilerinin planlarına karşı kararlılıkla mücadeleye devam edeceğini teyit etti.