Grundberg, Yemen-Yemen müzakerelerinde barışa yönelik taahhütlerin çıktığını duyurdu

BM Yemen Özel Elçiliği Ofisi Şarku’l Avsat’a: Tarafların katılımıyla bir uygulama mekanizması oluşturmaya çalışıyoruz

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve BM Yemen Özel Elçisi Hans Grundberg Riyad’da (SPA)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve BM Yemen Özel Elçisi Hans Grundberg Riyad’da (SPA)
TT

Grundberg, Yemen-Yemen müzakerelerinde barışa yönelik taahhütlerin çıktığını duyurdu

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve BM Yemen Özel Elçisi Hans Grundberg Riyad’da (SPA)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve BM Yemen Özel Elçisi Hans Grundberg Riyad’da (SPA)

Yemen hükümeti ile Husiler arasında, Suudi Arabistan ve Umman’nın arabuluculuğunda yapılan müzakereler her iki tarafın da barışa yönelik taahhütleriyle sonuçlandı.

Bu taahhütler, bir yol haritası oluşturmak ve bunun uygulanmasını desteklemek üzere Birleşmiş Milletler (BM) Yemen Özel Elçisi Hans Grundberg’e emanet edildi.

İsrail’in Gazze’deki savaşının etkisi, Kızıldeniz’de seyrüseferi tehdit eden olaylar ve Washington’un ticari gemileri korumak için uluslararası bir koalisyon kurulacağını duyurması nedeniyle bölgede askeri gerilimin arttığı bir dönemde, Yemen krizine yönelik bu önemli adım, dün Grundberg tarafından duyuruldu.

asccvd
BM Yemen Özel Elçisi Hans Grundberg (BM)

Grundberg, Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Raşid el-Alimi ve Husilerin baş müzakerecisi Muhammed Abdusselam da dahil olmak üzere Riyad ve Maskat’taki taraflarla yürüttüğü bir dizi toplantının ardından açıklama yaptı.

BM Yemen Özel Elçisi, tarafların tüm Yemen’i kapsayan bir ateşkesin uygulanması, yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik tedbirler ve BM himayesinde kapsayıcı bir siyasi süreci yeniden başlatmak için hazırlıklara girişilmesi de dahil olmak üzere bir dizi adım konusunda taahhütte bulunmasını memnuniyetle karşıladı.

Şarku’l Avsat’a özel açıklama yapan, BM Yemen Özel Elçiliği Ofisi’nde Stratejik İletişim ve Medya Direktörü olan Mai eş-Şeyh, “BM, bu taahhütlerin hayata geçebilmesi için taraflarla birlikte uygulama mekanizmaları oluşturmaya çalışıyor” dedi.

Söz konusu taahütlerin ‘önemli’ olduğunu dile getiren eş-Şeyh, “Bu ivmeyi sürdürmek istiyoruz ve mümkün olduğu kadar çabuk ilerlememiz gerektiği konusunda fikir birliği var” diye ekledi.

Dört ana unsur

Grundberg, Yemen’in mevcut aşamada, bu taahhütleri içeren ve uygulanmasını destekleyen BM himayesinde bir yol haritası geliştirmek için Yemenli taraflarla birlikte çalışacağını söyledi.

BM Yemen Özel Elçisi, BM’nin sponsorluğunda hazırlanan Yemen yol haritasının, tarafların ülke çapında ateşkes uygulaması, tüm kamu sektöründe maaşların ödenmesi, petrol ihracatına devam etme, Taiz ve Yemen’in diğer bölgelerindeki yolları açma ve Sana Havaalanı ile Hudeyde Limanı’na uygulanan kısıtlamaları hafifletmeye devam etme taahhütlerini içerdiğini bildirdi.

Öngörülen yol haritasının aynı zamanda uygulama mekanizmalarını da içereceğini ve BM himayesinde, Yemen öncülüğünde bir siyasi sürece hazırlık yapacağını da ekledi.

sdvd

Şarku’l Avsat’a konuşan Mai eş-Şeyh, tarafların ateşkesin kazanımlarına dayanarak, ülke çapında kapsamlı bir ateşkes taahhüdüne vardıklarını belirtti.

Şeyh, açıklamasına şu ifadelerle devam etti;

Taraflar ayrıca, ateşkesin uygulanmasına destek olmak ve gerekirse gerilimi azaltmak için aralarındaki diyaloğu geliştirmek amacıyla, taraflarca yönetilen ve BM tarafından kolaylaştırılan bir mekanizmaya katılmayı da taahhüt ettiler. BM sponsorluğundaki yol haritası üzerinde çalışırken, tarafları gerilimi tırmandırıcı adımlar atmaktan kaçınmaya ve tüm cephelerde maksimum itidal uygulamaya çağırıyoruz.

BM Yemen Özel Elçisi Grundberg ise şu açıklamayı yaptı;

30 milyon Yemenli, somut sonuçlara yol açacak ve kalıcı barışa doğru ilerleme sağlayacak bu yeni fırsatı izliyor ve bekliyor. Taraflar önemli bir adım attı. Onların bu sözlere bağlılığı, her şeyden önce, tüm Yemenlilerin meşru özlemlerini karşılayan bir geleceğe doğru ilerlemek için Yemen halkına yönelik bir bağlılıktır. Biz de onlara her adımda eşlik etmeye hazırız.

Suudi Arabistan-Umman çabalarının sonucu

Daha önce Şarku’l Avsat’a konuşan Yemenli kaynaklara göre, Grundberg, BM himayesinde Yemenli taraflar arasında imzalanacak barış haritası taslağını aldı.

scv
Suudi Arabistan’ın Yemen Büyükelçisi Muhammed Al Cabir, Sana’da Husilerin Yüksek Siyasi Konsey Başkanı Mehdi El Meşat ile el sıkışırken (Reuters)

Kimliklerini açıklamayı reddeden Yemenli kaynaklar, söz konusu barış haritasının, geçtiğimiz Ramazan ayından bu yana tartışılan, tarafların çeşitli gözlem ve düzeltmelerine tanık olunan haritanın aynısı olduğunu söyledi.

Kaynaklar, barış haritasının Grundberg’e teslim edilerek son aşamaya geldiğini de belirtti.

Kızıldeniz’de Husilerle yaşanan gerilimin barış yolunu tehdit etmesinden korkulduğu bir dönemde, Grundberg geçtiğimiz haftalarda Suudi Arabistan ve Umman’ın desteğini ve arabuluculuğunu kullanarak, Yemen’de bir barış anlaşmasına varma umuduyla zamana karşı yarıştı.

Grundberg, yakın zamanda Riyad ve Maskat’a iki ziyaret gerçekleştirmişti.

BM Yemen Özel Elçiliği Ofisi tarafından yapılan açıklamaya göre, Grundberg Riyad’da, Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Raşid el-Alimi ve Başkanlık Konseyi Üyesi Osman Mucelli ile bir araya geldi.

Görüşmede, Yemen’deki yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik tedbirler, sürdürülebilir bir ateşkes ve BM himayesinde Yemen liderliğindeki siyasi sürecin yeniden başlatılması konusunda anlaşmaya varmaya yönelik adımlar ele alındı.

Grundberg Riyad’da ayrıca, Suudi Arabistan’ın Yemen Büyükelçisi Muhammed Al Cabir ve diğer üst düzey Suudi yetkililerin yanı sıra Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Yemen Büyükelçisi Muhammed ez-Zaabi ile Riyad ile görüştü.

Söz konusu görüşmelerde Grundberg, BM’nin arabuluculuk çabalarına verilen güçlü bölgesel destekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Ayrıca anlaşmaya varmak için kaydedilen ilerleme konusuna değinerek, sürekli ve uyumlu bölgesel desteğe olan ihtiyacı vurguladı.

Grundberg, Yemen’de sürdürülebilir barış için sürekli uluslararası desteğin gerekliliğini görüşmek üzere, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BM) beş daimi üyesinin büyükelçileriyle de Riyad’da bir araya geldi.

BM Yemen Özel Elçisi bu görüşmelerde ise, Husilerin deniz seyrüseferine yönelik saldırılarının yansımalarına değinerek, ‘mevcut dönemin hassasiyetini’ vurguladı ve ilgili tüm tarafları yapıcı diyaloğun sürdürülmesine elverişli bir ortam sağlamaya çağırdı.

scdv
BM Yemen Özel Elçisi Hans Grundberg ve Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Raşid el-Alimi (SABA)

Grundberg’in ofisi tarafından geçtiğimiz Çarşamba günü yapılan açıklamaya göre, BM Yemen Özel Elçisi, Maskat ziyaretinde bir grup üst düzey Ummanlı yetkiliyle yaptığı görüşme sırasında, Umman’ın, BM’nin Yemen’de yürüttüğü arabuluculuk çabalarına sağladığı güçlü destekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Grundberg ayrıca, Maskat’ta Husi grubunun baş müzakerecisi Muhammed Abdusselam ile de bir araya geldi.

Söz konusu görüşmelerde, Yemen’deki yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik tedbirlerin ilerletilmesi, ülke genelinde sürdürülebilir bir ateşkes sağlanması ve BM himayesinde kapsayıcı bir siyasi sürece yönelik somut ilerleme kaydedilmesi yönündeki çabalar tartışıldı.



Yemen’den Hürmüz’e… Salalah toplantısını engelleyen ne oldu?

Hürmüz Boğazı’na ilişkin düzenlemelerin görüşüleceği Salalah toplantısı, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştırması nedeniyle ertelendi. (Independent Arabia)
Hürmüz Boğazı’na ilişkin düzenlemelerin görüşüleceği Salalah toplantısı, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştırması nedeniyle ertelendi. (Independent Arabia)
TT

Yemen’den Hürmüz’e… Salalah toplantısını engelleyen ne oldu?

Hürmüz Boğazı’na ilişkin düzenlemelerin görüşüleceği Salalah toplantısı, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştırması nedeniyle ertelendi. (Independent Arabia)
Hürmüz Boğazı’na ilişkin düzenlemelerin görüşüleceği Salalah toplantısı, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştırması nedeniyle ertelendi. (Independent Arabia)

Muhammed Garsan

Hürmüz Boğazı’na ilişkin düzenlemelerin görüşüleceği Salalah toplantısı, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştırması ve Körfez ülkelerinin tansiyonu düşürme odaklı istişareleriyle eş zamanlı olarak ertelendi. Önerilen mutabakat metinleri ise seyrüsefer yönetimi ve güvenlik garantilerine dair görüş ayrılıklarıyla karşı karşıya bulunuyor.

Dün yapılması öngörülen görüşmenin henüz başlamadan ertelenmesi, Hürmüz Boğazı’nın yeniden seyrüsefere açılması ve dünyanın en hassas bölgelerinden birinde deniz güvenliğinin sağlanmasına yönelik girişimlerin önündeki karmaşıklığı gözler önüne serdi.

Umman tarafından pazar akşamı yapılan açıklamada toplantının ertelendiği duyuruldu. Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, bölgesel uzlaşıyı sağlama kararlılığı doğrultusunda Salalah görüşmelerinin tehir edildiğini belirterek, Maskat’ın bölgede istikrar ve sürdürülebilir iş birliğini hedefleyen diyalog süreçlerini desteklemeye devam edeceğini vurguladı.

Umman Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan müteakip açıklamada ise kararın ‘yapıcı bir diyalog ortamı oluşturma’ amacı taşıdığı ifade edildi; ancak erteleme talebinde bulunan ülke veya anlaşmazlık konularına ilişkin detay verilmedi.

İran resmi haber ajansı IRNA’ya konuşan Dışişleri Bakanlığı Körfez İşleri Genel Müdürü, ertelemenin bölge ülkelerinden gelen talep üzerine Tahran ve Maskat arasındaki koordine ile alındığını bildirdi. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü ise Reuters’a yaptığı açıklamada, erteleme talebinin Suudi Arabistan’dan geldiğini öne sürdü. Riyad yönetiminden konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmadı.

Salalah’tan önce başlayan yol

Salalah toplantısı müstakil bir girişim olmayıp, Maskat ile Tahran arasında Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüseferin geleceğine ilişkin aylardır yürütülen müzakere sürecinin bir halkasını oluşturuyordu.

Umman ve İran, geçtiğimiz 25 Ağustos’ta Boğaz üzerinden geçici ve ortak bir seyrüsefer koridoru oluşturulmasını ve ortak bir mayın tarama projesini içeren aşamalı bir çerçeveyi ele aldıklarını duyurmuştu. Plana göre; Körfez’e kıyısı olan bölgesel aktörlerin de katılımıyla, kalıcı bir koridor, seyrüsefer trafiğinin yönetimi, bilgi paylaşımı ile güvenlik ve seyrüsefer hizmetlerinin sunulmasına yönelik nihai düzenlemeler için teknik müzakerelerin sürdürülmesi öngörülüyordu. Bu adımdan önce ise iki taraf arasındaki ikili mutabakatları kademeli olarak daha geniş bir bölgesel ölçeğe taşımak amacıyla, Boğaz’ın yönetimi ve ilgili seyrüsefer hizmetlerini ele alan ortak bir Umman-İran komitesi kurulmuştu.

Ancak Salalah’a giden süreç görüş ayrılıklarına sahne oldu. İranlı bir yetkili, belirlenen tarihten önce yaptığı açıklamada toplantıdan imzalanmış bir anlaşma çıkmasının beklenmediğini ifade ederken; gemi trafiğinin yönetimi, olası harçlar ve seyrüsefer özgürlüğüne ilişkin garantiler konusunda görüş ayrılıkları öne çıktı.

Öte yandan Bahreyn, toplantıya katılmayacağını resmi olarak açıklayan tek Körfez ülkesi oldu. İki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler yeniden tesis edilmeden İran ile ortak bir toplantıya girmeyeceğini belirten Manama yönetimi; Hürmüz Boğazı’na ilişkin her türlü düzenlemenin Birleşmiş Milletler (BM) Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne dayanması, ayrımcılık, harç veya izin şartı olmaksızın gemilerin transit geçişini güvence altına alması ve tüm Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin katılımıyla gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Böylece Salalah toplantısı, son bölgesel gelişmelerin yarattığı karmaşıklıktan önce de önerilen düzenlemelere ilişkin siyasi ve hukuki görüş ayrılıklarıyla karşı karşıya bulunuyordu.

Körfez hesapları

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre  Siyaset uzmanı Ali el-Anezi, yaptığı değerlendirmede erteleme kararının Suudi Arabistan ile Umman arasındaki istişareler ışığında alındığını belirtti. El-Anezi, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasından doğrudan etkilenmeleri sebebiyle Riyad yönetiminin buradaki düzenlemeleri tüm KİK ülkelerinin ortak çıkarını ilgilendiren bir mesele olarak gördüğünü ifade etti.

El-Anezi, Suudi Arabistan ve KİK ülkelerinin boğazın uluslararası statüsüne ve Deniz Hukuku Sözleşmesi kurallarına tabi olmasına bağlı kaldığını, Hürmüz Boğazı’nın tek bir devletin yönetimi altına girmesini kabul etmediğini kaydetti.

Bu değerlendirmeler, erteleme kararından önce Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan tarafından yapılan açıklamayla paralellik gösteriyor. Körfez güvenliğinin bölge ülkelerinin egemenliğine ve bağımsızlığına saygı duyulması ile içişlerine karışılmaması ilkesine bağlı olduğunu vurgulayan Faysal bin Ferhan, KİK ülkelerinin topraklarının hedef alınmasını veya güvenliklerinin tehdit edilmesini kabul etmeyeceğini ifade etmişti. Faysal bin Ferhan ayrıca, Hürmüz Boğazı ve diğer stratejik su yollarında seyrüsefer özgürlüğü ile ticari gemilerin güvenliğinin sağlanmasının önemine dikkat çekmişti.

Yemen, Hürmüz hattına giriyor

Körfez sularının ötesinden gelen bir diğer etken ise Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını artırması ve Yemen’de birbiri ardına yaşanan askeri gelişmeler oldu.

El-Anezi, Husi geriliminin krize yeni bir boyut kazandırdığını, özellikle Babu’l Mendeb Boğazı üzerinden uluslararası ticaret trafiğini hedef alan tehditlerin endişe alanını Hürmüz’den bir diğer stratejik su yoluna doğru genişlettiğini belirtti.

Toplantı öncesinde var olan görüş ayrılıkları dikkate alındığında, Yemen’deki gerilimin ertelemenin tek sebebi olduğu söylenemez; ancak İran Dışişleri Bakanlığı’nın erteleme talebinin Riyad’dan geldiği yönündeki açıklaması, gerilimin tırmandığı zamanlamayı kararın okunmasında önemli bir unsur haline getiriyor.

Yemen’deki çatışmaların Kızıldeniz’in batı kıyısı ve Babu’l Mendeb yakınlarında hareketlenmesiyle birlikte, bölgenin en kritik iki deniz geçidi eş zamanlı olarak gündeme geldi. Enerji ticareti ve uluslararası seyrüsefer için hayati iki kapı konumunda bulunan bu boğazlarda eş zamanlı yaşanabilecek herhangi bir aksama, etkileri yerel askeri hesapların ötesine geçerek küresel ticareti, yatırımları ve arz güvenliğini doğrudan tehdit ediyor.

Mağdur ülkelerin endişeleri

Omman gazetesinde yayımlanan başyazı, arabuluculuk sürecinin içinde bulunduğu atmosfere dair dikkat çekici bir analiz sunuyor. Yazıda, enerji tesislerine veya ticari gemilere yönelik herhangi bir saldırının yansımalarının yaşandığı bölgeyle sınırlı kalmayarak ticaret, yatırım ve arz güvenliği hesaplarına hızla dahil olduğuna işaret edildi.

Ülkelerin müzakere masasına farklı endişelerle oturduğu, bu kaygıların bir kısmının mevcut savaştan kaynaklandığı, bir kısmının ise yıllar içinde biriktiği belirtilen değerlendirmede, “Sürdürülmesi hedeflenen her mutabakatın, zarar gören ülkelerin endişelerini ciddiyetle ele alması; bu ülkelerin toprak bütünlüğü ve çıkarları bakımından içlerini rahatlatacak taahhütler sunması gerektiği” vurgulandı.

Omman’ın bu analizi, son gelişmeler ışığında ayrı bir anlam taşıyor. Nitekim başyazıda Umman’ın Suudi Arabistan, diğer Körfez ülkeleri, Ürdün ve Irak’taki sivil ve ekonomik tesislere düzenlenen saldırıları kınadığına da dikkat çekildi.

Yazıda ayrıca, müzakerelerin zaman zaman ‘şartlar ve güç dengeleri değiştiğinde taahhütlerin boşa çıkması korkusuyla’ ağırlaştığı kaydedildi. Bu durum, Maskat yönetiminin inşa etmeye çalıştığı düzenlemelerin merkezine güven ve garanti meselelerini yerleştiriyor.

Dosya ayırma testi

Umman’ın yürüttüğü diplomasi, bölgedeki tüm siyasi ve güvenlik krizlerinin çözümünü beklemeden, başta seyrüsefer güvenliği olmak üzere tarafların ortak çıkarları doğrultusunda adımlarla başlama yaklaşımını gözler önüne seriyor.

Buna karşın el-Anezi, ABD ile İran arasındaki gerilimin ve ardından yaşanan gelişmelerin bölgedeki dosyaları birbirine daha bağımlı hale getirdiğini belirtti. El-Anezi; Hürmüz Boğazı’nda yaşananları, Babu’l Mendeb’teki gelişmelerden ve Irak topraklarından Suudi Arabistan’ı hedef alan saldırılardan bağımsız değerlendirmenin güçleştiğini vurguladı.

Körfez-İran diyaloğunun başarısı için daha geniş kapsamlı bir yaklaşım gerektiğini savunan el-Anezi; İran’ın nükleer programından silahlı gruplara verilen desteğe, ticaret yollarının güvenliğinden Körfez ülkelerinin egemenliğine saygı duyulması ve içişlerine karışılmamasına kadar bölgesel endişe kaynaklarının bir bütün olarak ele alınması gerektiğini ifade etti.

Bu durum, Umman’ın arabuluculuk misyonunun karşı karşıya kaldığı temel ikilemi ortaya koyuyor. Maskat yönetimi yalnızca deniz seyrüsefer güvenliği üzerine bir mutabakat zemini ararken, bölgesel gelişmeler Hürmüz Boğazı’nı Körfez’in genel güvenlik dosyalarıyla bağlamaya zorluyor. Bu tablo ise boğaza ilişkin düzenlemeler üzerinde uzlaşı sağlanmasını daha karmaşık hale getiriyor.


Somali’de dijital tehditler terörle mücadeleyi zorlaştırıyor

Somali Savunma Bakanı, Kuvvetler Genelkurmay Başkanı ve ordu komutanları (Somali Ulusal Haber Ajansı)
Somali Savunma Bakanı, Kuvvetler Genelkurmay Başkanı ve ordu komutanları (Somali Ulusal Haber Ajansı)
TT

Somali’de dijital tehditler terörle mücadeleyi zorlaştırıyor

Somali Savunma Bakanı, Kuvvetler Genelkurmay Başkanı ve ordu komutanları (Somali Ulusal Haber Ajansı)
Somali Savunma Bakanı, Kuvvetler Genelkurmay Başkanı ve ordu komutanları (Somali Ulusal Haber Ajansı)

Somali’de El-Kaide bağlantılı Eş-Şebab terör örgütüyle yürütülen mücadele, askeri operasyonların ötesine geçerek siber alana ve dijital teknoloji boyutuna taşındı. Mogadişu yönetimi, örgütün yapay zekâ ve insansız hava araçları (İHA) gibi ileri teknolojileri kullanmaya başlaması üzerine uluslararası topluma acil destek çağrısında bulundu.

Somali’nin BM Daimî Temsilcisi Abukar Dahir Osman, BMGK’da yaptığı konuşmada terör tehdidinin sürekli evrildiğini vurguladı. Örgütün yapay zekâ yardımıyla propaganda hazırladığını, şifreli haberleşme uygulamaları üzerinden saldırı planladığını ve 10 yıl önce imkânsız olan nitelikte İHA saldırıları gerçekleştirdiğini belirtti.

1991'de Siad Barre rejiminin devrilmesinden sonra merkezi otorite zafiyeti yaşanan ülkede, hükümet güçleri başkent dışındaki kırsal alanlarda hakimiyet sağlamakta zorlanıyor. Afrika Birliği barış gücü misyonunun (AUSSOM/ATMIS) geleceğine ilişkin belirsizlikler ve hükümet birliklerinin geri çekilme riskleri tabloyu ağırlaştırıyor.

Somalili siyasi analist Abdirahman Jama Barre, terörle mücadelenin artık konvansiyonel askeri yöntemlerle sınırlı kalamayacağını, örgütün teknolojik üstünlük arayışına karşı Somali ordusunun siber güvenlik, gelişmiş istihbarat ve teknolojik donanımla desteklenmesi gerektiğini vurgula

Mısır Eski İçişleri Bakan Yardımcısı Tümgeneral Muhammed Nur el-Din, radikal örgütlerin yapay zekâ araçlarını güvenlik ağlarını aşmak için kullandığına dikkat çekerek; güvenlik güçlerinin yalnızca sahada değil, siber uzayda da önleyici stratejiler geliştirmesi ve uluslararası ortaklıkları artırması gerektiğini ifade etti.

Mogadişu yönetimi, uluslararası toplumdan askeri teçhizat desteğinin yanı sıra terörün dijital ayak izlerini silmeye yönelik siber güvenlik kapasitesinin artırılması için teknik yardım talep ediyor.

Aşağı Cuba Bölgesinde devriye gezen Somali Ulusal Ordu Birlikleri (SONNA)
Aşağı Cuba Bölgesinde devriye gezen Somali Ulusal Ordu Birlikleri (SONNA)

Ağustos 2026'da Eş-Şebab’ın ülkenin orta kesimindeki stratejik Teedaan kasabasını şiddetli çatışmaların ardından yeniden ele geçirmesi, sahadaki askeri dengelerin kırılganlığını bir kez daha gözler önüne serdi. Yaşanan bu gelişmeler, terörle mücadelenin yalnızca konvansiyonel yöntemlerle yürütülemeyeceğini ve dijital alana yayılması gerektiğini doğruluyor.

Mısırlı güvenlik uzmanlarına göre Somali Ulusal Güvenliği'nin korunması ve terörün kaynağında kurutulması yalnızca Mogadişu’nun sorumluluğunda olamaz. Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz bölgesinin istikrarı, komşu ülkeler ve uluslararası toplumun ortak stratejik hamlelerine bağlıdır.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Somalili siyasi analistler, uluslararası yardımın konvansiyonel askeri teçhizatın ötesine geçerek siber güvenlik, dijital istihbarat ve kapasite inşasını kapsayan bütüncül bir güvenlik ortaklığına dönüştürülmesi gerektiğini savunuyor.

Terör örgütlerinin sosyal medya platformları üzerinden yürüttüğü sempatizan toplama, propaganda ve radikalleşme faaliyetlerini engellemek adına gençlere yönelik sosyal önleme programlarına ve teknik altyapı yatırımlarına ağırlık verilmesi isteniyor.

Askeri uzmanlar, radikal grupların insansız hava araçları (İHA) ve yapay zekâ entegrasyonuna karşı Somali’nin kendi imkanlarıyla mücadele etmesinin güç olduğuna dikkat çekerek, internet ve siber alanda sürdürülebilir ulusal kapasite geliştirilmesini elzem görüyor.


Portekiz Dışişleri Bakanı Rangel: İsrail yerleşimleri Filistin Devleti’ni baltalıyor

Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan ve Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel Lizbon'daki basın Toplantısında (EPA)
Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan ve Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel Lizbon'daki basın Toplantısında (EPA)
TT

Portekiz Dışişleri Bakanı Rangel: İsrail yerleşimleri Filistin Devleti’ni baltalıyor

Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan ve Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel Lizbon'daki basın Toplantısında (EPA)
Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan ve Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel Lizbon'daki basın Toplantısında (EPA)

Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel, Lizbon’da Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki yerleşim faaliyetleri ile uyguladığı mali baskıların sürdürülebilir bir Filistin devleti olasılığını ciddi şekilde tehdit ettiğini belirtti.

Rangel, İsrail'in E1 yerleşim projesini Batı Şeria'yı coğrafi olarak ikiye böleceği, Doğu Kudüs'ü izole edeceği ve iki devletli çözüm ilkesiyle çeliştiği için "aşırı derecede zararlı" olarak nitelendirdi.

Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan ve Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel, 14 Eylül 2026'da Lizbon'da gerçekleştirilen görüşmenin ardından bir anlaşma imzaladı, (EPA)
Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan ve Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel, 14 Eylül 2026'da Lizbon'da gerçekleştirilen görüşmenin ardından bir anlaşma imzaladı, (EPA)

İsrail'in Filistin yönetimine ait vergi gelirlerini alıkoymasını değerlendiren Bakan, bu adımı Filistin ekonomisini çökerten "acımasız bir boğma hamlesi" olarak tanımladı.  Doğu Kudüs'te Hristiyan okullarının kapatılmasına dikkat çeken Rangel, bölgedeki koşulların hızla kötüleştiğini vurguladı.

Portekiz'in bir yıl önce Filistin Devletini resmen tanıdığını hatırlatan Rangel, İsrail ve Filistin halklarının barış içinde bir arada yaşamasının tek yolunun iki devletli çözüm olduğunu ifade etti.

Söz konusu görüşme; Birleşik Krallık, Fransa ve Kanada'nın yasa dışı Batı Şeria yerleşim ürünlerine ithalat yasağı getirme kararlarına misilleme olarak, İsrail'in Doğu Kudüs'teki İngiliz Konsolosluğu'nu kapatacağını açıklamasının hemen ardından gerçekleşti.