Savaş, Gazzeli 3 kadının hayatını nasıl değiştirdi?

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki Refah’ta düzenlediği saldırıda yaralanan bir Filistinli kadın (AFP)
İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki Refah’ta düzenlediği saldırıda yaralanan bir Filistinli kadın (AFP)
TT

Savaş, Gazzeli 3 kadının hayatını nasıl değiştirdi?

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki Refah’ta düzenlediği saldırıda yaralanan bir Filistinli kadın (AFP)
İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki Refah’ta düzenlediği saldırıda yaralanan bir Filistinli kadın (AFP)

Gazze Şeridi’nde İsrail ile Hamas hareketi arasında devam eden savaş, bölge sakinlerinin yaşamlarını yiyecek, su ve hatta banyo gibi en temel yaşam ihtiyaçlarını bulma konusunda sürekli bir mücadeleye dönüştürdü.

İsrail güçleri, Hamas’ın İsrail tarihindeki en şok edici saldırı olarak kabul edilen ‘Aksa Tufanı Operasyonu’nu düzenlemesinden bu yana, Gazze’ye yönelik havadan, karadan ve denizden saldırılar başlattı.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı habere göre, Hamas yönetimindeki Gazze’deki Sağlık Bakanlığı’na göre, İsrail’in misilleme saldırıları, kuşatma altındaki Filistin topraklarında en az 20 bin 258 kişinin ölümüne neden oldu.

Birleşmiş Milletler (BM), çatışmaların Gazze’nin 2,4 milyonluk nüfusunun 1,9 milyonunu yerinden ettiğini tahmin ediyor.

AFP, savaş nedeniyle hayatlarının alt üst olduğunu dile getiren üç Filistinli kadınla konuştu.

Bu hayatı hak etmiyoruz

İsrail güçlerinin baskın yaptığı Şifa Hastanesi’nde arka arkaya 38 gün boyunca kötü durumdaki hastaları tedavi eden Dr. Nur Vahidi, savaşın başlamasından bu yana iki kez yerinden edildiğini söyledi.

Kuşatma altındaki bölgenin güneyinde bulunan Refah’taki Kuveyt Hastanesi’nin acil servisinde çalışan Dr. Vahidi, “Her gün, göreceğimi hiç düşünmediğim acılarla karşılaşıyorum” dedi.

Bir aydır büyük ailesinin 20 üyesiyle aynı daireyi paylaştığını dile getiren Dr. Vahidi, akrabalarından bazılarının Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) işlettiği bir okula sığındığını, bir kısmının ise Gazze’de kaldığını söyledi.

Dr. Vahidi, Gazze’de kalan anneannesi, amcası ve teyzesi ile tüm bağlantısını kaybettiğini, şebekenin sık sık kesintiye uğradığını ve iletişimin kesildiğini bildirdi.

Dr. Vahidi açıklamasını şu ifadelerle sürdürdü;

Daha önce evimde ihtiyacım olan her şeye sahiptim. Şimdi ise bu tuhaf durumdayım, susuz ve yiyeceksiz. Durum insani, ekonomik, yaşam ve sağlık açısından felaket.

Hastalıkların hızla yayıldığı konusunda uyaran Dr. Vahidi, yine de durumunun başkalarından iyi olduğunu söyleyerek, idare etmeye çalıştığını ekledi.

Dr. Vahidi, yaşadıkları sıkıntılı hayatı şu ifadelerle anlattı;

İşten sonra eve gidebilirsem, ateş yakıp yemek pişiriyorum. Su olduğunda ellerimi yıkıyorum. Su ve yiyecek tedarikini ve telefonlarımızı nasıl şarj edeceğimizi, daha önce hiç düşünmediğimiz şeyleri düşünmek zorunda kaldık. Hiç kimse böyle yaşamayı hak etmiyor.

sdvgerv
Refah’taki bir kampta ekmek bekleyen yerinden edilmiş Filistinli kadınlar (AP)

Geçtiğimiz iki yılda gerilimin arttığı anlarla çalıştığını söyleyen Dr. Vahidi, “Ama bu savaşla ilgili her şey farklı, uzunluğu, ölü sayısı, yaralanmaların ciddiyeti, yerinden edilme” dedi.

Yerinden edilmeler sırasında sokaklarda şok içinde yürüdüğünü söyleyen Dr. Vahidi, şu ifadelerle devam etti;

Bu savaşın boyutunu hayal edemedim. Savaş her birimizden bambaşka bir insan yarattı. Biz bu hayatı hak etmiyoruz, kimse bu hayatı yaşamamalı. Herkes gitmeyi düşünüyor. Çünkü ülkede hiçbir şey kalmadı. İnsan yok, ağaç yok.

Dr. Vahidi savaştan önce eğitimini tamamlamak için başka bir ülkeye gitmeyi düşündüğünü dile getirerek, “Eğer hayatta kalırsam bunu yapacağım. Ama sonuçta burası benim ülkem ve gitsem de ona geri döneceğim” dedi.

Günlük rutinimi özledim

Üç çocuk annesi Sondos el-Bayed ise, savaşın başlamasından bu yana hayatının 180 derece değiştiğini söyledi.

Şu anda Kuveyt Hastanesi’nin önünde gazeteci eşi ve çocuklarıyla küçük bir çadırda yaşayan 32 yaşındaki ev hanımı, AFP muhabirine şunları söyledi;

Savaştan önceki hayatımız istikrarlı ve mutluydu. Evimde her şey vardı. Eşimin ailesine ait bir apartman dairesinde kalıyorduk. Çocuklarım da okula gidiyordu. Sabah çocuklarımı okula gitmeleri için uyandırmak, onları okula göndermek, yemek hazırlamak, sonra eşimle kahve içmek. Basit ve istikrarlı bir hayattı, o hayatı geri istiyorum.

Gazze’den ayrıldıklarından beri birçok kez taşınmak zorunda kaldıklarını söyleyen Bayed şunları dile getirdi;

Önce güneye, merkezdeki Deyr Balah şehrine doğru kaçtık. Ancak ev sahipleri kısa sürede ayrılmamızı istedi. Bunu, gazetecilerin İsrail saldırıları tarafından hedef alınacağı korkusundan yaptılar. O kadar çok ağladım ki, ne yapacağımı bilemedim.

Tekrar güneydeki Han Yunus’a doğru yola çıktıklarını, ancak planlarının bir kez daha suya düştüğünü söyleyen Bayed, “İsrail ordusu bölgede yaşayanlar için tahliye emri çıkararak bizi daha güneye, Mısır sınırına yakın bir yere gönderdi” dedi.

Bayed yeni hayatlarında yaşadıklarını zorlukları ise şöyle anlattı;

Soğuk suyla duş almak çok zor. Plastik bir leğende yıkanıyoruz. Ekmek yok. Biz bulabildiğimiz az malzemeyle yemek hazırlıyoruz ama çocuklar yemeyi reddediyor. Yemekler bozuk ve son kullanma tarihi geçmiş. Sebzelere ve bazı konserve yiyeceklere bağımlıyız. Bu da ciddi bağırsak semptomlarına neden oldu. Bu savaş bizi psikolojik olarak çok yıprattı. Çocuklarımın davranışları değişti ve hepimiz kötü bir ruh halindeyiz. Savaştan sonra hepimizin psikolojik tedaviye ihtiyacı var.

sdc
Han Yunus’ta bir çadırda yerlerinden edilmiş Filistinliler (AFP)

Eşiyle birlikte kalmaları konusunda anlaştıklarını söyleyen Bayed, “Ailelerimize bağlıyız. Sürgün zordur, aileden ve anılardan ayrılmak da zordur” dedi.

Bir gün evlerine geri dönmeyi hayal ettiklerini vurgulayan Bayed, “İnşallah evimize döneriz ve Allah’ın izniyle Gazze dışına sığınmak zorunda kalmayız. Evlerimize döndüğümüzde, ruhumuzu yeniden canlandırmak için bir veya birkaç ay boyunca çocuklarımızla birlikte toparlanma ve eğlenmek için yolculuk yapacağız” diye ekledi.

Evin fotoğrafını gözyaşları içinde çektik

17 yaşındaki lise öğrencisi Lynn Ruk da, ebeveynleri, erkek kardeşi, dört kız kardeşi ve yeğeniyle birlikte Refah’ta derme çatma bir kampta yaşıyor.

Gazetecilik okumayı hayal eden Ruk, “Hayatım çok sıkıcıydı, bundan şikayet ederdim. Savaş her şeyi değiştirdi. Sevmediğim hayatıma geri dönmeyi dilemeye başladım” dedi.

Ailesiyle, savaşın patlak vermesinin ertesi günü Han Yunus’taki evlerini terk ettiklerini söyleyen Ruk, yaşadıklarını şu ifadelerle anlattı;

Evimizin fotoğrafını gözyaşları içinde çektik. Kısa bir süre kız kardeşlerimden birinin yanında kaldık. Orası çok tehlikeli hale gelince, Refah’a varmadan önce Nasır Hastanesi’ne gittik. Bir hafta sonra eve gideriz diye düşündüm. 70 günden fazla zaman geçti ve hala dönemedik.

Tuvalete gitmek zorunda kalmamak için ilk başlarda yemek yemeyi reddettiğini belirten genç kız, “Banyolar kirli ve uzun kuyruklar var” diye konuştu.

Savaşın başlamasından bu yana yedi kilo kaybettiğini söyleyen Ruk, açıklamasını şu ifadelerle sürdürdü;

Birkaç kez hastalandım ve bayıldıktan sonra acil servise götürüldüm. Hayatımın böyle görüneceğini hiç düşünmemiştim. Evimizde dört banyo vardı. Savaştan önce her gün duş alırdım. Şimdi eğer şansım varsa, haftada bir kez camide, abdest almak için ayrılan lavabolarda, eğer su varsa, yıkanıyorum. Banyo yapmak ve tuvalete gitmek ızdırap haline geldi. Tuvalete girmek sanki bir yolculuk yapmak gibi, çünkü mesafe çok uzun.

sacw
Filistinli bir kız Deyr Balah’taki bir çadırda çamaşır yıkıyor (AFP)

Genelde kekik ve konserve yediklerini dile getiren genç kız, “Ekmek bulmak zor” dedi.

Ağlayarak anlatmaya devam eden genç kız, “Üzgünüm, çünkü ben ve tüm öğrenciler bu yıl eğitimden mahrum kaldık. Okula geri döneceğimizi sanmıyorum. Seyahat edebilmek ve hayalimi gerçekleştirebilmek için okulu başarıyla bitirme heyecanı içerisindeydim. Artık tek ümidim herkesin evine dönmesi, benim de evime dönmem ve evimizin hala var olması” diye ekledi.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.