Netanyahu, Gazze Şeridi’ndeki savaşın devam edeceğine dair söz verdi

İsrail ve Filistinli grupların Mısır’ın önerisi konusunda çekinceleri var

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde ordu komutanları ve askerlere güvenlik brifingi alırken (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde ordu komutanları ve askerlere güvenlik brifingi alırken (AP)
TT

Netanyahu, Gazze Şeridi’ndeki savaşın devam edeceğine dair söz verdi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde ordu komutanları ve askerlere güvenlik brifingi alırken (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde ordu komutanları ve askerlere güvenlik brifingi alırken (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze Şeridi’ndeki savaşın devam edeceğine dair söz verdi.

Gazze Şeridi’nin kuzeyinde ziyaret ettiği İsrailli subay ve askerlere hitap eden Netanyahu, “Mücadeleyi bırakmayacağız. Savaş sonuna kadar, Hamas ortadan kaldırılıncaya kadar devam edecek” dedi.

Netanyahu daha sonra, Gazze’de kuşatma altındaki bölgeye yaptığı gezinin ardından Likud Partisi bloğunun Knesset’teki toplantısında şunları söyledi:

“Şu anda Gazze’den dönüyorum ve orada yedek tugayla görüştüm. Hepsi benden tek bir şey istedi: Durmamak ve sonuna kadar ilerlemek. Gazeteler ve televizyonlarda duracağımızı söylüyorlar. Daha önce de bir grup rehinenin serbest bırakılmasından sonra duracağımızı söylemişlerdi ama biz durmadık. Bu yüzden durmayacağız ve mücadeleye devam edeceğiz. Uzun bir mücadele olacak ve sona yaklaşmış değiliz. Uzun bir nefese, birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olacak.”

Netanyahu bu konuşmayı, İsrail Savaş Konseyi’nin Mısır’ın Gazze Şeridi’ndeki savaşı durdurma yönündeki önerisini tartışmak üzere toplanmasına saatler kala yaptı.

İsrailli yetkililerin sızdırdığına göre, Tel Aviv, Mısır’ın rehinelerle ilgili teklifinin ilk aşamalarını kabul ediyor, ancak sonraki aşamalar ateşkes taahhüdünü içerdiği için ‘sorunlu’ olarak değerlendiriliyor.

Mısır, İsrail’in tutukluları serbest bırakması karşılığında, insani ateşkes ve Hamas’ın kadın askerler ile cesetleri serbest bırakacağı bir öneri sundu.

Üçüncü aşama, Filistinli tutukluların serbest bırakılması karşılığında, Hamas’ın İsrailli erkek ve askerleri serbest bırakmasını, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nden çekilmesini ve kalıcı ateşkesin ardından Gazze’nin işlerini yönetecek bir Filistin otoritesinin kurulmasını içeriyor.

İsrail, Mısır’ın önerisinin önemini takdir ettiğini vurgulasa da Netanyahu’nun ifadeleri bu önerinin reddedildiğini açıkça gösteriyor.

Üst düzey bir yetkili, önerinin önemli olduğunu söyleyerek, “Çünkü Mısır’ın Hamas üzerinde büyük etkisi var ve Mısırlılar müzakerelerin yeniden başlatılması çabalarını ne kadar kontrol ederse, başarı şansları da o kadar yüksek olur” diye ekledi.

FOTO: Gazze Şeridi’ndeki Bureyc Mülteci Kampı ve Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yaşayanlar, pazartesi günü İsrail’in kamplardaki askeri operasyonların artırılacağı yönündeki uyarısının ardından tahliye edildi (EPA)
Gazze Şeridi’ndeki Bureyc Mülteci Kampı ve Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yaşayanlar, pazartesi günü İsrail’in kamplardaki askeri operasyonların artırılacağı yönündeki uyarısının ardından tahliye edildi (EPA)

İsrail merkezli Kanal 13, İsrail’de hiçbir şekilde fikir birliğine varılmadığını ve kalıcı ateşkesten bahseden aşamalara uymaya şu anda hazır olunmadığını bildirdi.

İsrailli bir yetkili, Axios’a yaptığı açıklamada, “Hamas’ın Mısır girişimine dair tutumuna ilişkin görülen herhangi bir gösterge yok” dedi.

Reuters’a konuşan Mısırlı kaynaklar, Hamas ve İslami Cihad hareketlerinin, Mısır’ın kalıcı ateşkes karşılığında Gazze Şeridi’nin kontrolünden vazgeçme teklifini reddettiğini söyledi.

Yakın zamanda Kahire’yi ziyaret eden bir Hamas lideri, Reuters’a verdiği demeçte, hareketin kalıcı ateşkesi desteklediğini ve ancak ‘savaşın bitmesinden sonra’ takas anlaşmalarına varmayı tartışmaya hazır olduğunu söyledi.

Mısır’ın önerisi, her iki hareketin liderlerinin peşine düşülmemesi taahhüdünü içermesine ve Gazze Şeridi’nde seçim yapılmasını da içermesine rağmen reddedildi.

Hamas ve İslami Cihad hareketlerinden iki heyet, Mısır’ın önerisini görüşmek üzere Kahire’yi ziyaret etti.

Geçtiğimiz çarşamba günü Kahire’ye giden Hamas heyetine, hareketin siyasi büro başkanı İsmail Heniyye başkanlık etti.

İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad Nehale ise pazar günü giden hareket heyetine başkanlık etti.

FOTO: Dün Gazze merkezindeki bir hastanenin önünde, İsrail’in hava saldırılarında öldürülenlerin cesetlerinin yanında duran insanlar (Reuters)
Dün Gazze merkezindeki bir hastanenin önünde, İsrail’in hava saldırılarında öldürülenlerin cesetlerinin yanında duran insanlar (Reuters)

Hamas, Mısır’ın önerisi hakkında bir yorum yapmadı.

Hamas Siyasi Büro Üyesi İzzet El-Rişk, konuya ilişkin açıklamasında şunları söyledi:

“Hamas’ın, Reuters’ın Mısır güvenlik kaynaklarına atfedilen yayınladığı haber hakkında hiçbir bilgisi yok. Saldırılara kapsamlı bir şekilde son verilmeden hiçbir müzakerenin mümkün olmayacağını yineliyoruz. Hareketin liderliği, tüm gücüyle halkımıza yönelik saldırıları ve katliamları geçici olarak değil tamamen durdurmaya çalışıyor. Halkımız saldırıların durdurulmasını istiyor, geçici bir ateşkes ya da kısa süreli kısmi bir ateşkes beklemiyor. Çünkü bu geçici ateşkesten sonra saldırı ve terörizm devam edecek.”

İsrail, savaşı durdurmanın yanı sıra aynı zamanda savaştan sonra Gazze Şeridi’nde ne Hamas ne de El Fetih olmak üzere herhangi bir Filistin otoritesinin varlığını reddediyor. Bu yaklaşım, ABD ve uluslararası toplumla sorunlar yaratıyor.

İsrail, Gazze Şeridi’ndeki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan bir anlaşmanın parçası olarak, Hamas liderliğini yurtdışına sürgün etme olasılığını değerlendiriyor.

Konuyla ilgili devam eden görüşmelerin ayrıntılarını bilen bir kaynak, şu aşamada masada somut bir teklifin bulunmadığını söyledi.

Söz konusu kaynak, bu ihtimalin, savaş kabinesinin belirlediği ‘Hamas’ın siyasi ve askeri yeteneklerini ortadan kaldırma hedefine ters düşmediği sürece tartışıldığını bildirdi.

Başka bir kaynak da Hamas liderliğinin yurtdışına sürgün edilmesinin, İsrail’in savaş hedefleriyle çelişmediğini söyledi.

Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Hamas’ın Gazze’deki lideri Yahya Sinvar ve İzzeddin el-Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Dayf konusunda tek çözüm olduğunu vurgulayarak, “Bu onların öldürülmesidir, sınır dışı etmek ya da müzakere yapmak değil” diye ekledi.

FOTO: İsrail askerleri dün İsrail ile Gazze sınırı yakınında askeri bir araçta (Reuters)
İsrail askerleri dün İsrail ile Gazze sınırı yakınında askeri bir araçta (Reuters)

80. gün

Öneriler sunulurken, müzakereler yapılırken, müzakere masasında yoğun çaba sarf edilirken, sahadaki savaş 80. gününde de tüm hızıyla devam ediyor.

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, savaşın devam ettiğini, askeri planlara göre ilerlediğini, Hamas’ın siyasi ve askeri sistemini parçalama ve kaçırılan insanları evlerine geri getirme hedeflerine doğru ilerlediğini açıkladı.

Adraee, açıklamasını şu ifadelerle sürdürdü:

“Güçlerimiz Han Yunus, Beyt Lahia ve Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerinde çok sayıda teröristi yok etmeye devam ediyor. Çok sayıda kişiyi ortadan kaldırıyoruz. Şu ana kadar binlerce kişi ortadan kaldırıldı ve devam edeceğiz.”

İsrail ordusu, Hamas hareketinin kuzey karargahı olarak hizmet veren stratejik bir tünel ağını yok ettiğini duyurmasından bir gün sonra, Hamas saflarında birçok lider ve unsurun öldürüldüğünü, tünellere, evlere ve askeri bölgelere baskın düzenlediğini açıkladı.

İzzeddin el Kassam Tugayları ise Gazze’deki İsrail askerlerinin ve yerleşim bölgelerinin hedef alındığını bildirdi.

Açıklamada, Gazze Şeridi’nin merkezindeki Cuhr el-Dik bölgesindeki bir evde saklanan 10 askerden oluşan özel bir kuvvetin, güçlendirilmiş TBG füzesiyle hedef alındığı bilgisi yer aldı.

İsrail ordusunda 500 ölü

İsrail ordusunun açıklamasına göre, kara operasyonunun başlangıcından bu yana 156 asker öldü.

Gazze’ye yönelik başladığı 7 Ekim’den bu yana ise ölü sayısı 500’e yaklaştı.

İsrail, Gazze Şeridi’nin güneyinde bulunan Han Yunus’un doğusundaki Avrupa Hastanesi çevresini, Bureyc Mülteci Kampı, Nuseyrat Mülteci Kampı ve Maghazi Mülteci Kampı’ndaki evler ile Gazze Şeridi’nin güneyindeki Beni Süheyl bölgesini hedef alan saldırıda onlarca Filistinliyi öldürdü.

Gazze Şeridi Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasına göre, İsrail güçleri, kitlesel infazlar, katliamlar, soykırım, Filistinlilerin sağlık hizmetlerinden yoksun bırakılması ve yerinden edilenlere yönelik insani imkanların eksikliği de dahil olmak üzere saldırganlığını çeşitli biçimlerde artırdı.

Bakanlık, İsrail’in saldırıları sonucu 7 Ekim’den bu yana 20 bin 674 kişinin öldüğünü ve 54 bin 536 kişinin de yaralandığını bildirdi.



Bir insan hakları örgütü, İsrail ordusunun Filistinli bir bebeğin öldürülmesiyle ilgili açıklamalarını yalanladı

Fahd Ebu Heykel, geçen cuma günü İsrail askerleri tarafından öldürülen henüz bebek olan oğlu Sam'ın cesedini taşıyor (AP)
Fahd Ebu Heykel, geçen cuma günü İsrail askerleri tarafından öldürülen henüz bebek olan oğlu Sam'ın cesedini taşıyor (AP)
TT

Bir insan hakları örgütü, İsrail ordusunun Filistinli bir bebeğin öldürülmesiyle ilgili açıklamalarını yalanladı

Fahd Ebu Heykel, geçen cuma günü İsrail askerleri tarafından öldürülen henüz bebek olan oğlu Sam'ın cesedini taşıyor (AP)
Fahd Ebu Heykel, geçen cuma günü İsrail askerleri tarafından öldürülen henüz bebek olan oğlu Sam'ın cesedini taşıyor (AP)

İsrail merkezli insan hakları kuruluşu B'Tselem tarafından dün akşam yayımlanan yeni bir video, birkaç gün önce El Halil'de Filistinlilerin bulunduğu sivil bir araca İsrail askerleri tarafından ateş açıldığı anları ortaya koydu. Olayda, annesinin kucağındaki 7 aylık Sam Ebu Heykel hayatını kaybederken, askerlerin ateş açtıktan sonra yaralılara herhangi bir yardımda bulunmadığı belirtildi.

Görüntüler, cuma günü meydana gelen olayla ilgili İsrail ordusunun ilk açıklamasındaki iddialarla çelişiyor. Ordu, askerlerin kendilerine doğru hızla ilerleyen bir aracı fark etmeleri üzerine ateş açtığını öne sürmüştü. Ancak B'Tselem tarafından yayımlanan görüntülerde aracın, iki İsrail askerine yaklaşırken hızını düşürdüğü ve durduğu görülüyor.

B'Tselem, videonun El Halil'in Tel Rümeyde Mahallesi'nde aile ziyaretinden dönen Ebu Heykel ailesine ateş açıldığı anları belgelediğini belirtti.

Kuruluşa göre olay, aile reisinin yol üzerinde bekleyen askerleri fark ederek aracın hızını yavaşlatması ve durmaya hazırlanması sırasında meydana geldi. O sırada annesinin arka koltukta kucağında bulunan bebek Sam, başından vuruldu ve kısa süre sonra hayatını kaybetti. Açılan ateş sonucu bebeğin babası ve annesi de yaralandı. Anne halen hastanede tedavi görüyor.

B'Tselem açıklamasında, "Ateş açılmasının ardından silahı kullanan asker ve yanındaki diğer asker olay yerinden ayrıldı. Aracı kontrol etmediler ve ağır yaralanan bebeğe ya da annesine herhangi bir ilk yardım sağlamadılar" ifadelerine yer verdi.

Fahd Ebu Heykel, telefonunda İsrail işgal askerleri tarafından el Halil’de (Hebron) öldürülen 7 aylık oğlu Sam'in fotoğrafını gösteriyor (AP).Fahd Ebu Heykel, telefonunda İsrail işgal askerleri tarafından el Halil’de (Hebron) öldürülen 7 aylık oğlu Sam'in fotoğrafını gösteriyor (AP).

Yayımlanan görüntülerde, İsrail askerinin ateş açtığı sırada aracın yavaşladığı ve durmak üzere olduğu görülüyor. Aracın askerlerden belirli bir mesafede bulunduğu ve onlara yönelik herhangi bir tehdit oluşturmadığı iddia ediliyor. Görüntülerin devamında ise babanın, başından yaralanan bebeğini kucağına alarak kanamayı durdurmaya çalıştığı görülüyor.

Videoda ayrıca, oğlunu kucağında taşırken yaralanan annenin de aracın yanında yol kenarında oturduğu görülüyor.

Olayda İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu baba ve anne yaralanırken, 7 aylık Sam Ebu Heykel yaşamını yitirdi.

Kardeşimi öldürdüler

Olayın ardından konuşan bebeğin büyükannesi Feryal Ebu Heykel, "Bize doğrudan ateş açtılar. Herhangi bir tehlike ya da bunu gerektirecek bir durum yoktu" dedi.

Gelininin "Oğlum, oğlum!" diye bağırdığını anlatan büyükanne, bebeğin kanlar içinde kaldığını söyledi.

Ailenin her zamanki gibi yolda ilerlediğini belirten Feryal Ebu Heykel, "Yavaş gidiyorduk. Yaklaşık 10 metre ileride askerleri gördüm. Ön koltukta oturuyordum ve her şeyi gördüm. Bir anda silah sesi duyuldu. Bunun bize durmamız yönünde yapılmış bir uyarı atışı olduğunu düşündüm" ifadelerini kullandı.

Yedi aylık Sam Fahd Ebu Heykel, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan el Halil’de, içinde bulundukları araca İsrail askerinin ateş açmasından birkaç dakika sonra babasının kollarında görülüyor (B'Tselem videosu- Reuters)Yedi aylık Sam Fahd Ebu Heykel, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan el Halil’de, içinde bulundukları araca İsrail askerinin ateş açmasından birkaç dakika sonra babasının kollarında görülüyor (B'Tselem videosu- Reuters)

Daha sonra sürücü koltuğundaki oğlunun ellerini kaldırarak herhangi bir tehdit oluşturmadığını göstermeye çalıştığını söyleyen büyükanne, "Ancak kurşun eline isabet etti, elini delip aracın içine girdi. Ardından gelinimin çığlığını duydum. Büyük bir şok yaşadık. Araçtan inerek yardım istemeye başladım. Askerler olay yerinden ayrıldı ve bize hiçbir yardımda bulunmadı. Takviye ekipler gelip bizi hastaneye götürene kadar orada yalnız kaldık" dedi.

Feryal Ebu Heykel, 11 yaşındaki torununun daha sonra kendisine, "Babaanne, küçük kardeşimi öldürdüler" dediğini ifade etti.

Feryal Ebu Heykel, el Halil’de İsrail işgal askerleri tarafından öldürülen 7 aylık torunu Sam'e veda ediyor (AP)Feryal Ebu Heykel, el Halil’de İsrail işgal askerleri tarafından öldürülen 7 aylık torunu Sam'e veda ediyor (AP)

Olayın ardından İsrail ordu sözcülüğü tarafından yapılan açıklamada, ilk incelemenin yaralanan kişilerin siviller olduğunu ortaya koyduğu belirtildi.

Açıklamada, "İlk soruşturma, yaralananların olayla ilgisi olmayan siviller olduğunu göstermiştir. Olay incelenmektedir ve sonuçlar değerlendirilmek üzere ilgili makamlara sunulacaktır. İsrail ordusu masum kişilerin zarar görmesinden üzüntü duymaktadır" denildi.

B'Tselem Genel Direktörü Yuli Novak ise yaptığı açıklamada, "Son iki buçuk yıl içinde İsrail, Gazze Şeridi ve Batı Şeria'da 20 binden fazla çocuğun ölümüne neden oldu" ifadelerini kullandı.

Novak, uluslararası toplumun İsrail'e sağladığı cezasızlık ortamının ve İsrail sisteminin askerler ile yerleşimcilere tanıdığı dokunulmazlığın, Filistinlilere yönelik öldürücü eylemlerin normalleşmesine yol açtığını savundu.

Filistinlilerin İsrail kontrolü altındaki yaşamlarının tamamen değersizleştirildiğini öne süren Novak, bunun yedi aylık bir bebeğin hayatını kaybettiği bu olayda da görüldüğünü söyledi.


Rapor: Casuslukla suçlanan şahsın firarı, İsrail-Hizbullah arasındaki gölge savaşı gündeme getirdi

İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayınladığı ve Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiğini söylediği videodan, (AFP)
İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayınladığı ve Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiğini söylediği videodan, (AFP)
TT

Rapor: Casuslukla suçlanan şahsın firarı, İsrail-Hizbullah arasındaki gölge savaşı gündeme getirdi

İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayınladığı ve Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiğini söylediği videodan, (AFP)
İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayınladığı ve Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiğini söylediği videodan, (AFP)

İsrail'in geçen mart ayında Beyrut'un güney banliyölerine yönelik askeri saldırılarının yoğunlaştığı günlerde, bölge sakinleri panik içinde kaçışırken, bir kişi Lübnan'ın en hassas güvenlik dosyalarından birinde kaderini değiştirecek bir fırsat yakaladı.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre kaos ortamından yararlanan şüpheli, Hizbullah'a bağlı bir hücrede tutulduğu yerden kaçmayı başardı. Ardından başkente hâkim tepeler üzerinden ilerleyerek Beyrut'un diplomatik bölgesi olan Baabda'ya ulaştı. İddialara göre burada Ukrayna Büyükelçiliği binasına girdi ve o andan sonra izini tamamen kaybettirdi.

O tarihten bu yana şüphelinin nerede olduğu bilinmiyor. Lübnan güvenlik çevrelerinde dosya, yerel, bölgesel ve uluslararası unsurların iç içe geçtiği açık bir istihbarat mücadelesinin parçası olarak değerlendiriliyor. Bu süreçte Hizbullah'ın, İsrail bağlantılı olduğu öne sürülen casusluk ağlarını takip etme çabalarını artırdığı belirtiliyor.

Lübnan makamlarının Halid el-Aidi olarak tanıdığı kişinin, Suriye kökenli Filistinli bir mülteci olduğu ve aynı zamanda Ukrayna vatandaşlığı taşıdığı ifade ediliyor. Lübnan güvenlik güçleri tarafından daha önce gözaltına alınan Aidi'nin, İsrail bağlantılı olduğu şüphelenilen bir istihbarat planına dahil olmakla suçlandığı, söz konusu planın ülke içinde bombalı saldırılar ve suikastlar gerçekleştirmeyi hedeflediğinin öne sürüldüğü bildirildi.

Üst düzey Lübnanlı yargı ve güvenlik kaynaklarına göre, kaçışın ayrıntıları ve askeri mahkemedeki dava süreci dar bir çevrede ele alındı. Hizbullah'ın siyasi yetkilileri dosyaya ilişkin bazı bilgileri paylaşırken, diğer resmî kurumlar sessiz kalmayı tercih etti.

Aidi'nin ortadan kaybolması, siyasi açıdan da hassasiyet taşıyor. Ülkeden çıkışında herhangi bir kolaylaştırma ya da iş birliği olduğunun kanıtlanması halinde, olayın Lübnan hükümeti üzerinde siyasi sonuçlar doğurabileceği ve Hizbullah'ın tabanında tepkiye yol açabileceği belirtiliyor. Bu durumun, zaten karmaşık bir siyasi atmosferden geçen ülkede yeni gerilimlere neden olabileceği değerlendiriliyor.

Bu arada resmi bir Lübnan belgesine göre, Ukrayna Büyükelçiliği mart ayında Aidi'nin kaçışının ardından ülkeden ayrılmasının kolaylaştırılmasını talep etti. Ancak Lübnan Genel Güvenlik Müdürlüğü, hakkında çıkarılan yargı kararlı yakalama emrini gerekçe göstererek bu talebi reddetti. Olayla ilgili olarak ne Ukrayna tarafından ne de İsrail dış istihbarat servisi Mossad'dan herhangi bir açıklama yapıldı.

Konuya yakın bir Ukraynalı yetkili ise Aidi'nin Beyrut'taki büyükelçilikte bulunmadığını söyledi. Ancak Kiev'in ülkeden çıkış sürecine müdahil olup olmadığı veya kendisine herhangi bir destek sağlayıp sağlamadığı konusunda yorum yapmadı.

Karmaşık istihbarat ağları

Gelişmeler, İsrail adına faaliyet gösterdiği düşünülen geniş çaplı casusluk ağlarına ilişkin tartışmaların arttığı bir dönemde yaşanıyor. Uzmanlar, bu ağların insan kaynakları ve gelişmiş gözetleme teknolojileri sayesinde hassas güvenlik çevrelerine sızabildiğini belirtiyor.

Güvenlik raporlarına göre İsrail, son yıllarda Hizbullah'a karşı bir dizi dikkat çekici operasyon gerçekleştirdi. Bunlar arasında örgütün tedarik zincirine sızılması ve Eylül 2024'te uzaktan patlatılan tuzaklı haberleşme cihazlarının örgüte ulaştırılması da bulunuyor. Söz konusu saldırılarda onlarca kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Bundan önce de Hizbullah'ın üst düzey isimlerini hedef alan hava saldırıları düzenlenmişti.

Uzmanlara göre bu operasyonların birikimli etkisi, örgütün yapısı içinde derin bir istihbarat sızmasına işaret ediyor. Hizbullah üzerine çalışan araştırmacılar da bu değerlendirmeyi destekleyerek, söz konusu sızmaların İsrail'e üst düzey yöneticileri yüksek hassasiyetle hedef alma imkânı verdiğini ifade ediyor.

Lübnan'da karşı operasyonlar

Buna karşılık Hizbullah ve Lübnan makamları son dönemde şüpheli casusluk ağlarına yönelik operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail'le iş birliği yapmakla suçlanan onlarca kişi hakkında hüküm verilirken, başka dosyalar ise askeri yargı önünde soruşturulmaya devam ediyor.

Yargı kaynaklarına göre bazı sanıklar, Hizbullah'a ait tesisler ve konumlar hakkında hassas bilgiler vermeleri karşılığında para aldı. Bazılarının ise sosyal medya üzerinden devşirildiği öne sürülüyor.

Mahkemelerde görülen davalar arasında, daha sonra hedef alınan bazı noktalara ait koordinatları İsrail tarafına ilettikleri iddia edilen önemli sanıkların dosyaları da bulunuyor. Bu durum, güvenlik sızmasının boyutuna ilişkin iç tartışmaları daha da alevlendirmiş durumda.

Kayboluş, tabloyu daha da karmaşık hale getiriyor

Aidi'nin akıbetine ilişkin anlatımlar farklılık gösterse de Lübnanlı güvenlik kaynakları, onun ülkeyi terk etmiş olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu değerlendiriyor. Ancak nihai varış noktası veya Suriye'ye ya da başka bir ülkeye gidip gitmediği henüz doğrulanmış değil.

Bu gelişme, Lübnan hükümeti ile Hizbullah arasında savaş ve İsrail'le yürütülen müzakere dosyaları konusunda görüş ayrılıklarının yaşandığı son derece hassas bir dönemde meydana geldi. Bu nedenle olayın, ülkedeki siyasi bölünmeyi daha da derinleştirebileceği belirtiliyor.

Gözlemcilere göre soruşturma kapsamında ortaya çıkabilecek yeni bilgiler; ister dış destekle ister içeriden yardım alınarak gerçekleştirildiği iddia edilen kaçış senaryolarını doğrulasın, Lübnan'ın siyasi ve güvenlik ortamını doğrudan etkileyebilir ve devlet ile Hizbullah arasındaki ilişkileri daha da karmaşık hale getirebilir.


İran ve Lübnan: Ortadoğu çatışmasında birbirine bağlı iki cephe

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sur'daki bir mahalleyi hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sur'daki bir mahalleyi hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İran ve Lübnan: Ortadoğu çatışmasında birbirine bağlı iki cephe

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sur'daki bir mahalleyi hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sur'daki bir mahalleyi hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, İran ve Lübnan'la yürütülen müzakere süreçlerini birbirinden ayırmaya çalışıyor. Ancak analistlere göre Tahran'ın iki dosyanın birbirine bağlı olduğu yönündeki ısrarı, iç içe geçmiş çatışmaları kontrol altına alma çabalarını zorlaştırırken, Washington bu konuda şu ana kadar sınırlı başarı elde edebildi.

İran'la savaş, 28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in ortak saldırısıyla başladı. Ardından Lübnan'daki Hizbullah'ın İsrail'e yönelik saldırıları, İsrail'in Lübnan'a karşı geniş çaplı bir askerî harekât başlatmasına yol açtı.

Trump yönetimi bir yandan İran'la anlaşmaya varmayı, bölgesel savaşın genişlemesini önlemeyi, enerji piyasalarında istikrarı sağlamayı ve Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimi kontrol altında tutmayı hedeflerken, diğer yandan İsrail Lübnan'daki askeri operasyonlarını sürdürüyor.

Buna karşılık Tahran, İsrail ve ABD ile savaşın sona erdirilmesine yönelik herhangi bir anlaşmada Lübnan dosyasının da yer almasını talep ediyor.

İran ile İsrail arasında hafta sonu yeniden çatışmalar yaşandı. Her ne kadar sınırlı ölçekte gerçekleşse de bu gelişme, 8 Nisan'da yürürlüğe giren kırılgan ateşkesin ardından dikkat çekti. Tahran, İsrail'in Hizbullah'ın kalesi olarak görülen Beyrut'un güney banliyölerine düzenlediği saldırılara karşılık verdiğini açıkladı.

Trump'ın, savaşın sona erdirilmesine yönelik çabaların sekteye uğramaması için İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu karşılık vermemeye çağırdığı belirtildi. Trump son günlerde savaşın sona ermesine yönelik anlaşmanın yakın olduğunu ifade etmişti. Ancak buna rağmen İsrail karşı saldırılar düzenledi.

Lübnan, 2 Mart'ta Hizbullah'ın İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesine tepki olarak İsrail'e roket saldırıları düzenlemesiyle bölgesel savaşın içine çekildi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre o tarihten bu yana İsrail'in Lübnan'a yönelik yoğun bombardımanlarında 3 bin 600'den fazla kişi hayatını kaybetti. İsrail ayrıca ülkenin güneyindeki geniş alanları da kontrol altına aldı.

Dış İlişkiler Konseyi'nden Elisa Ewers, Trump'ın iki müzakere sürecini birbirinden ayırma girişiminin "büyük ölçüde başarılı olmadığını" söyledi.

Ewers, "İran, Lübnan'ın herhangi bir ön müzakere sürecinin parçası olması yönündeki talebini sürdürerek Başkan Trump'ın kararlılığını test ediyor" dedi. Ayrıca Tahran'ın, Trump'ın İsrail saldırılarına desteğini sürdürüp sürdürmeyeceğini de görmek istediğini belirtti.

İran'ın aynı zamanda Hizbullah'ın askeri ve siyasi kapasitesini mümkün olduğunca korumaya çalıştığını ifade etti.

Çelişki

Washington, İsrail ile Lübnan arasında dört tur görüşmeye ev sahipliği yaptı. Bu görüşmeler, iki ülke arasında onlarca yıl sonra gerçekleştirilen ilk doğrudan müzakereler oldu.

ABD yönetimi başından itibaren İran ve Lübnan dosyalarının birbirinden ayrı tutulmasında ısrar etti. Ancak ilan edilen ateşkes anlaşmalarının kısa sürede ihlal edilmesi veya reddedilmesi nedeniyle görüşmeler şu ana kadar savaşı sona erdirmeyi başaramadı.

Analist Trita Parsi'ye göre Tahran, "bölgesel istikrarın İran'ın ve müttefiklerinin güvenliğinden ayrı düşünülemeyeceğini" göstermeye çalışıyor.

Öte yandan Trump ile İsrail Başbakanı Netanyahu arasındaki görüş ayrılıklarının da giderek belirginleştiği ifade ediliyor. İki liderin öncelikleri arasında farklılıklar bulunduğu belirtiliyor.

Dış İlişkiler Konseyi'nin eski başkanı Richard Haas ise mevcut tabloda bir "paradoks" bulunduğunu belirterek, ortaya çıkabilecek bir anlaşmanın Washington ile Tel Aviv arasında görüş ayrılıklarına yol açabileceğini söyledi.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nden Mona Yacubyan ise İran ve Lübnan dosyalarının birbiriyle bağlantılı olmasına rağmen ayrı kanallardan ilerlemeye devam edeceğini öngördü.

Yacubyan'a göre bu bağlantı, karşılıklı gerilimin azalmasından çok, bir cephede başlayan gerginliğin başka bir cepheye sıçramasına ve beklenmedik gerilimlere yol açma potansiyeli taşıyor.