İsrailli uzmanlardan ‘Gazze bataklığında boğulma’ uyarısı

Tel Aviv, 12 saatten kısa bir süre içerisinde 17 askerin öldürülmesi ardından çatışmanın niteliğini sürdürmenin yollarını arıyor

Independent Arabia (Meryem Ebu Dakka)
Independent Arabia (Meryem Ebu Dakka)
TT

İsrailli uzmanlardan ‘Gazze bataklığında boğulma’ uyarısı

Independent Arabia (Meryem Ebu Dakka)
Independent Arabia (Meryem Ebu Dakka)

Gazze'de 14 askerin öldürülmesini ve en az 20 askerin yaralanmasını orduya ağır bir darbe olarak değerlendiren İsrailliler, çatışmaların kaydedildiği (23 Aralık) Cumartesi gününü, kara harekatının başlangıcından bu yana ordunun yaşadığı en zorlu ve çetin gün olarak nitelendirdi. Mescid-i Aksa Tufanı başladığından bu yana İsrail ordusunda öldürülen asker ve subay sayısı 486'ya yükseldi. Gazze Şeridi'ne kara saldırısının başladığı 27 Ekim'den bu yana ise 157 kişi öldürüldü.

Gazze'de üç noktada İsrail ordusu saflarında ölüm ve yaralanmalar kaydedildi. İsrail tanklarındaki koruma sisteminin Hamas'ın füzelerine karşı koymayı başaramaması, zırhlı araçtakilerin ölümüyle sonuçlandı. Bir başka alanda ise İsrailli askerlerin baskın yapılan bir binada patlayıcı madde deposu bulması, ölüm ve yaralanmalar ile sonuçlandı. Gazze'deki diğer üçüncü bölgede yoğun çatışmaların kaydedilmesi ise öncelikle İsrail’de Hamas'ı ortadan kaldırmak isteye kesim ile İsrail'in ödediği bedelin yüksek olması nedeniyle rehinelerin iadesine öncelik verenler arasındaki hararetli tartışmayı bir kez daha ateşledi.

Uyarı

Eski İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Uzi Dayan, İsrailliler için zorlu bir hafta olarak değerlendirdiği önümüzdeki hafta itibariyle çatışmaların yoğunlaşacağı ve tehlikeli hale geleceği uyarısında bulundu. Cumartesi günü meydana gelen çatışmaların İsrailliler ve ordu için çok sert ve acı dolu bir hafta sonuna işaret ettiğini belirten Dayan “En belirleyici haftalardan biriyle karşı karşıyayız. Dolayısıyla olayların gidişatını etkileyecek bir tutukluluk anlaşmasında bugünlerde ne Katar ne de başka bir taraf arabuluculuk yapıyor. Sadece ordunun gerçekleştirdiği operasyonlar ve sonuçları olayların gidişatını etkileyecektir” ifadelerini kullandı.

İsrail ordusunun yürüttüğü çatışmaların temposunu eleştiren Dayan, “Ne yazık ki ordunun son günlerdeki ilerleme hızı çok yavaş. Savaş alanında, sahada, operasyonlarda ve önümüzdeki günlerde olacaklarda bir değişiklik yapılması gerekiyor. Hamas'ın liderliğine ulaşıp onları tasfiye etmek, listelenen alanlara ulaşıp onları hedef almak, kaçırılan rehinelere en yakın noktaya ulaşmak açısından çok önemli bir konu. Bunların hepsi aynı zamanda önemli ve çok tehlikeli” ifadelerine başvurdu.

Netanyahu: “Biden operasyonların durdurulmasını istemiyor”

Böyle bir dönemde Gazze savaşının başarısızlıkla sonuçlanmasının baş sorumlusu olan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise ABD Başkanı Joe Biden ile görüşmeyi tercih etti. Tel Aviv'de onbinlerce kişi kendisini istifaya çağırıp derhal bir esir anlaşması talep ederken ikili telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmenin sona ermesi ardından Netanyahu, ABD Başkanı’nın İsrail'in savaşa devam etmesine engel olmadığını, Gazze'deki durumu ve savaşın sürdürülmesinin gerekliliğini anladığını açıkladı.

Netanyahu, hükümetinin İsrail'de tartışılan savaşla ilgili tüm konuların görüşüldüğü olağanüstü oturumunu şu ifadelerle açtı: “Bu, hepimiz için zor bir günün ardından zor bir sabah. Gazze'de çok zorlu bir mücadele günü sonrasında. Bu zorunlu savaş bizden çok yüksek bir bedel talep ediyor. Ancak tüm zorluklara ve askerlerimizi kaybetmemize rağmen mücadeleyi sürdürmekten başka seçeneğimiz yok.”

Askerlerin moralini yükseltmeye çalışıyorlar

Gelişmelerin ardından savaş alanına koşan Savunma Bakanı Yoav Galant ve askeri kabine üyesi Benny Gantz ise burada birkaç askeri birimle buluştular. Askerlerle çatışmanın niteliğini ve savaş alanında nelerle karşılaşacaklarını tartışan ikili, kesin bir zafer kazanmadıkça Gazze'den ayrılmayacakları konusunda askerlere güvence vererek onların morallerini yükseltmeye çalıştı. Galant, Hamas ve Yahya Sinvar'a yönelik tehditlerini yoğunlaştırdı.

Askerlere mücadeleleri ve fedakarlıklarından dolayı teşekkür eden Galant, “Operasyonel açıdan bakıldığında, oradan ateş açtıkları her evi, saklandıkları her yeri, teröristlerin bulunduğu her yeri yıkıp yok etmeliyiz. Hepsinin yıkılması gerekiyor. Eminim ki Sinvar şu an yer altı tünelinde oturup televizyon izliyordur. Beyt Hanun ve Şucaiyye’nin bugünkü halini, ayrıca sahil kısmının ve yıkımların ardından diğer yerlerin ne hale geldiğini görüyordur. Tüm bunlar sizin için de açık, tıpkı şu an Han Yunus'ta savaşan birlikler için de açık olduğu gibi, hepsi Beyt Hanun'un geleceğinin nasıl sona ereceğini biliyor” vurgusunda bulundu.

Gazze bataklığında boğulmak

Ordu, Gazze'ye yönelik kara operasyonunun üçüncü aşamasına geçmek için hazırlıklara başladığını duyurdu. İsrailliler ise Hamas'ı ve askeri yeteneklerini ortadan kaldırmak ve mahkumları geri almak olmak üzere savaşın iki hedefine aynı anda ulaşmadaki başarının boyutu konusunda anlaşamadı.

Yetkililer, ordunun Gazze'deki kara manevralarının sona erdirilmesini içeren üçüncü aşamada elde edebileceği başarı konusunda uyarıda bulundu. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre İsrail ordusu, başta yedek birimler olmak üzere askeri birliklerini savaş alanından çekmeye başlayarak bölgeyi üç bölüme ayırdı. Böylece özel birimlerin altyapıyı ve tünelleri yok etmeye odaklanmak için giriş yapması, güney bölgesine odaklanılarak suikastların ve Gazze'deki İsrailli esirlerin kurtarılmasına yönelik özel operasyonların gerçekleştirilmesi, Gazze Şeridi sakinleri için bir tür güvenliği garanti eden bir güvenlik bandı oluşturulması öngörüldü. İsrailliler bu şeridin derinliği konusunda aynı fikirde değiller ancak bunun iki kilometreyi aşması bekleniyor.

Güvenlik yetkilileri ve uzmanlar ise ordunun bu savaşa yönelik belirlediği hedeflerin ve bunların uzun sürmesinin ışığında, Lübnan'da yaşananların tekrarlanmaması ve İsrail'in Gazze'deki bataklığa gömülmemesi konusunda uyarıda bulundu.

Askeri Uzman Yossi Yehoşua, “Gazze bataklığı, yıpranmış bir klişeden, Gazze Şeridi'ndeki karmaşık ve zor gerçekliğe dönüştü. Sert hava koşulları, ordunun Gazze Şeridi'nin kuzeyinde ve güneyinde Hamas'a karşı yürüttüğü savaşın tüm özelliklerini, yüz yüze savaşı, tanksavar ateşini daha da zorlaştırdı. Ayrıca dost ateşinden korkuluyor. Bu, siperlerde saklanan, evlere tuzaklar kuran ve anti-zırh füzeleri fırlatan düşmanın hazırlandığı senaryo. Bu koşullar ve Hamas'ın uzun yıllardır devam eden hazırlıkları bizi bedel ödemeye yöneltiyor. Batı Negev halkının evlerine dönebilmesi için suç örgütünün ortadan kaldırılması amacıyla toprakların işgal edilmesi ve terörden temizlenmesi misyonunun ağır bedellerini ödeyeceğiz” açıklamalarında bulundu.

“Ordunun Gazze'de neye uğradığını şaşırdığı” açıklamasına göre Hamas’ın İsrail ordusunun dağıtacağı bir yer altı şehri inşa ettiğini söyleyen Yehoşua, “Bu son derece zor bir görev. Sahip olduğumuz en değerli şeye mâl olacak” vurgusunda bulundu.



Güvenlik güçleri, Esed rejiminin kalıntılarından bir lideri etkisiz hale getirdi

Suriye İçişleri Bakanlığı'nın Cebel kırsalındaki "Saraya el-Cevad"ı hedef alan çifte güvenlik operasyonunun havadan görüntüsü.
Suriye İçişleri Bakanlığı'nın Cebel kırsalındaki "Saraya el-Cevad"ı hedef alan çifte güvenlik operasyonunun havadan görüntüsü.
TT

Güvenlik güçleri, Esed rejiminin kalıntılarından bir lideri etkisiz hale getirdi

Suriye İçişleri Bakanlığı'nın Cebel kırsalındaki "Saraya el-Cevad"ı hedef alan çifte güvenlik operasyonunun havadan görüntüsü.
Suriye İçişleri Bakanlığı'nın Cebel kırsalındaki "Saraya el-Cevad"ı hedef alan çifte güvenlik operasyonunun havadan görüntüsü.

Suriye güvenlik güçleri dün, Suriye kıyısındaki Lazkiye Valiliği'ne bağlı Cebel kırsalında, Beşşar Esed rejiminin kalıntılarından biri olarak kabul edilen "Saraya el-Cevad" milislerinin karargahını hedef alan çifte operasyon düzenledi. Operasyonda milis lideri Beşşar Abdullah Ebu Rukayye ve iki komutanı öldürüldü, 6 milis ise yakalandı.

Operasyonlar, DEAŞ'ın Suriye'nin doğusunda devriyelere, güvenlik güçlerine ve ordu mensuplarına yönelik saldırılarını artırmasıyla eş zamanlı olarak geldi; bu saldırılar arasında dün Deyrizor'da bir Suriye askerinin öldürülmesi de yer alıyordu. Grup, sivilleri askeri ve güvenlik karargahlarından uzak durmaları konusunda uyardı.

Araştırmacı Abbas Şerif, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, rejimin kalıntıları ile DEAŞ arasında ülkeyi istikrarsızlaştırmak ve güvenlik ortamını yeniden şekillendirmek konusunda karşılıklı bir çıkar olduğunu söyledi. İslamcı gruplar konusunda uzmanlaşmış araştırmacı Urabi Urabi de DEAŞ'ın son aşamalarında olduğu ve defalarca dağıtıldığı için tutarlı bir liderlik yapısını yeniden kuramadığı değerlendirmesinde bulundu.


DEAŞ Suriye'de 4 güvenlik görevlisini öldürdü

Suriye yetkililerine bağlı bir güç, Rakka vilayetinde, 24 Ocak 2026 (AP)
Suriye yetkililerine bağlı bir güç, Rakka vilayetinde, 24 Ocak 2026 (AP)
TT

DEAŞ Suriye'de 4 güvenlik görevlisini öldürdü

Suriye yetkililerine bağlı bir güç, Rakka vilayetinde, 24 Ocak 2026 (AP)
Suriye yetkililerine bağlı bir güç, Rakka vilayetinde, 24 Ocak 2026 (AP)

Suriye Arap Haber Ajansı (SANA), DEAŞ militanlarının pazartesi günü kuzey Suriye'de hükümet güvenlik güçlerinin dört üyesini öldürdüğünü ve bunun Beşşar Esed'in devrilmesinden bu yana hükümet güçlerine yönelik en ölümcül saldırı olduğunu bildirdi.

Rakka'nın batısındaki bir kontrol noktasına yapılan saldırı, militan grubun Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara hükümetine yönelik saldırılarında bir tırmanışa işaret ediyor. Bu saldırı, grubun hükümete karşı "yeni bir operasyon aşaması" başlattığını duyurmasından iki gün sonra gerçekleşti.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre grup dün Rakka'da Suriye hükümet güçlerine mensup çok sayıda askerin öldürüldüğünü ve yaralandığını iddia etti. Cumartesi günü ise Suriye'nin kuzey ve doğusunda ordu personeline yönelik iki saldırının sorumluluğunu üstlenmiş ve bu saldırılarda bir asker ve bir sivil hayatını kaybetmişti.

SANA, güvenlik güçlerinin pazartesi günü bir saldırıyı engellediğini ve militanlardan birini öldürdüğünü bildirdi. Güvenlik kaynaklarına atıfta bulunan ajans, saldırıyı DEAŞ'ın gerçekleştirdiğini belirtti. Grup dün ayrıca, Suriye'nin doğusundaki Deyrizor vilayetine bağlı Meyadin şehrinde bir ordu karargahına düzenlenen ve bir askerin öldürüldüğü ayrı bir saldırının sorumluluğunu da üstlendi.

Grup, birkaç gün önce aynı şehirde yine saldırı gerçekleştirmişti.

Suriye hükümeti geçen yıl ABD liderliğindeki DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyona katıldı. Ocak ayında hükümet güçleri, Kürt liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) Rakka'yı ve Suriye'nin kuzey ve doğusundaki çevre bölgelerin büyük bir bölümünü ele geçirdi.

Bu arada, üç Suriyeli askeri ve güvenlik kaynağı, ABD güçlerinin dün ülkenin kuzeydoğusundaki en büyük askeri üssünden çekilmeye başladığını, bunun da on yıl önce DEAŞ ile mücadele etmek için Suriye'ye konuşlandırılan ABD güçlerinin daha geniş geri çekilmesinin bir parçası olduğunu söyledi.


Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.