Kızıldeniz, çatışma yönetimi için bir ABD platformuna dönüşüyor

ABD’nin deniz gücü oluşturma yönündeki baskısı İsrail yanlısı tutumu bağlamında ortaya çıktı.

21 Eylül’de Sana'da düzenlenen Husi askerî geçit töreni sırasında füzeler (AFP)
21 Eylül’de Sana'da düzenlenen Husi askerî geçit töreni sırasında füzeler (AFP)
TT

Kızıldeniz, çatışma yönetimi için bir ABD platformuna dönüşüyor

21 Eylül’de Sana'da düzenlenen Husi askerî geçit töreni sırasında füzeler (AFP)
21 Eylül’de Sana'da düzenlenen Husi askerî geçit töreni sırasında füzeler (AFP)

Halid Hamada

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, 19 Aralık’ta Kızıldeniz’den geçen ticari gemileri korumak için Refah Muhafızı adı altında çok uluslu bir koalisyonun kurulduğunu duyurdu. Ancak kısa bir süre sonra İsrail Chem Pluto tankeri, Hindistan’ın Veraval limanının 200 km güneybatısında bir drone tarafından saldırıya uğradı.

Bu saldırı, Husi milislerin Kızıldeniz’deki ticari gemilere insansız hava araçları ve füzelerle gerçekleştirdiği ve büyük uluslararası denizcilik şirketlerini gemilerinin rotasını değiştirerek Afrika kıtasının güney ucundan dolaşmaya zorlayan saldırıların ardından geldi. Eş zamanlı olarak İran medyası, aralarında Devrim Muhafızları Ordusu Koordinasyondan Sorumlu Komutan Yardımcısı Muhammed Rıza Nakdi’nin de bulunduğu Devrim Muhafızları liderleri hakkında haberler yaptı. Medya organları, Tahran’ın bu saldırıyla herhangi bir bağlantısı olduğunu açıklamadan, “Yakında Akdeniz’in, Cebelitarık Boğazı’nın ve diğer su yollarının kapatılmasını beklemek zorunda kalacaklar” dedi.

ABD’nin 20 ülkenin koalisyona katılacağını açıklayarak benimsediği güç gösterisine rağmen Husi lideri Abdulmelik el-Husi, Gazze savaşı devam ettiği sürece İsrail’e giden ve İsrail’den gelen gemilere yönelik saldırıların devam edeceğini ve ABD tüm dünyayı harekete geçirse bile operasyonların durmayacağını söyledi. Husi, “Grup, Washington’un onları hedef alması durumunda ABD savaş gemilerini vurmaktan çekinmeyecektir” dedi.

Babu’l Mendeb’e ve Umman Körfezi’ne 2 bin 500 kilometreden fazla uzaklıkta, İran kıyılarından ise 1300 kilometre uzakta bulunan Hindistan kıyıları açıklarında İsrail gemisine düzenlenen saldırının konumu, deniz hedeflerinin kapsamının Umman Denizi’ni ve Hint Okyanusu’nun bir kısmını kapsayacak şekilde genişletilmesinin sonuçlarıyla ilgili birçok soruyu gündeme getiriyor. Bu durum, Kızıldeniz’i geçerek Güney Afrika’daki Ümit Burnu’na doğru ilerleme hususunda risk düzeyini artırıyor. Ayrıca bu, ABD’nin ilan ettiği deniz ittifakına açık bir meydan okuma teşkil ediyor ve koşulları, bölgede topyekûn savaşa doğru itiyor.

Seyrüsefer özgürlüğü mü korunuyor yoksa İsrail çıkarları mı?

Hiç şüphe yok ki ABD’nin Kızıldeniz’deki gemileri korumak için bir deniz kuvveti oluşturma çabası, İsrail’e giden gemilerin güvenliğinin sağlanması ve Gazze’ye yönelik saldırıyı destekleyen pozisyon bağlamında gerçekleşti. Bu, bir yandan Kızıldeniz’e kıyısı olan Arap ülkelerinin özellikle de önemli bir bölgesel ülke olan Mısır’ın ya da Türkiye’nin bu ittifaka davet edilmemesini ya da Arap ülkelerinin (ittifakın ilan edilme başlığıyla hedeflerinin kesişiyor olmasına rağmen) bu ittifaka katılmak istememeleri için yeterli olabilir. Belki de bu, ABD’nin bu ittifak için istediği nihai misyonu sorgulamak için yeterlidir; ki bu misyon, seyrüsefer özgürlüğünün sağlanmasından buna koşullar ve kısıtlamalar dayatmaya doğru kayabilir. Amerikan dış politikasının belirsizliği ve İsrail’e yönelik açık tarafgirliği göz önüne alındığında bu güç, bölgesel veya uluslararası çatışmalarda kullanılabilir.

Süveyş Kanalı üzerinden Aden Körfezi’nden İspanya’ya olan mesafe yaklaşık 6 bin 600 km iken Ümit Burnu üzerinden 17 bin kilometreden fazladır

Ayrıca bu koalisyonun oluşumunu Gazze’de ateşkes de dahil olmak üzere bölgesel istikrarın sağlanması bağlamına oturtamamak, katılımcı Arap ülkelerini Gazze’ye yönelik saldırı devam ederken İsrail çıkarlarını savunacak bir konuma getirecek.

FOTO: Somali Deniz Polisi, 30 Kasım’da Aden Körfezi’nde devriye geziyor (AP)
Somali Deniz Polisi, 30 Kasım’da Aden Körfezi’nde devriye geziyor (AP)

Bu bağlamda ABD, ülkelerin koalisyona katılımı için cazip bir bahane oluşturabilecek küresel tedarik zincirleri üzerindeki olumsuz yansımaları dikkate almadı. Ümit Burnu çevresinde seyreden nakliye şirketleri, nerede yakıt ikmali yapılacağı konusunda zor seçimlerle karşı karşıya kalıyor. Pek çok gözlemciye göre Afrika limanları, bürokratik işlemlerden, trafik sıkışıklığından ve yetersiz tesislerden mustarip. Bu alanda Mayıs ayında açıklanan 2022 Dünya Bankası Endeksi, konteyner hacmi açısından Afrika’nın en gelişmiş ve en büyük limanı olan Durban Limanı, dünyanın en kötü performansını gösteren limanları arasında yer alan Cape Town ve Ngkora limanları ve Kenya’nın Mombasa ve Tanzanya’nın Darüsselam limanları da dahil olmak üzere Güney Afrika’daki büyük limanların, beklenen trafiği idare edecek donanıma sahip olmadıklarını ortaya koydu. Bu durum, kıta etrafında rotasını değiştiren gemilerin yanaşma ve hizmet alma konusunda sınırlı seçeneklere sahip olduğu anlamına geliyor. Ayrıca seyir süresinin uzamasının sonuçlarına ek olarak yakıt tüketiminde artış, emisyonlarda artış ve daha yüksek fiyatlar da söz konusudur. Örneğin Süveyş Kanalı üzerinden Aden Körfezi’nden İspanya’ya olan mesafe yaklaşık 6 bin 600 km iken Ümit Burnu üzerinden ise 17 bin km’den fazla.

Koalisyonun misyonu konusunda netlik eksikliği

Koalisyonun misyonunun belirsizliği ve net olmayışı, Pekin ile Washington arasındaki güven eksikliğine yeni bir faktör daha ekledi. Bu, Çin’in ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in Refah Muhafızı Operasyonuna katılma davetini neden görmezden geldiğini açıklıyor. Öyle ki Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Wang Wenbin, ABD askeri ve diplomatik güçlerine hitaben “İlgili tarafların, özellikle nüfuz sahibi büyük ülkelerin, Kızıldeniz’deki nakliye yollarının güvenli tutulması konusunda yapıcı ve sorumlu bir rol oynamaları gerektiğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

Mısır deniz kuvvetleri uluslararası koalisyona etkin bir şekilde katılabilir. Süveyş Kanalı’na giden ticari gemilere kendi imkanlarıyla eşlik ederek onları koruyabilecek kapasitededir.

Wang’ın önemli nüfuzlu ülkelere yönelik konuşması, Pekin’in, deniz koridorunda istikrarı yeniden sağlamak için daha uygun başka bir yaklaşımı benimseme arzusunu yansıttığı kadar, ABD ile müttefikleri ve ortaklarının Pekin’in yapabileceğinden çok daha büyük bir deniz kuvveti toplama kapasitesine sahip olduğunu kabul ettiğini yansıtmıyor. Bu, Çin’in İran’la yakın ilişkisi yoluyla bu saldırılara son verme konusunda oynayabileceği rolün bir göstergesi olabilir.

FOTO: ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, 20 Aralık’taki ziyareti sırasında USS Gerald R. Ford mürettebatıyla konuşuyor (AP)
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, 20 Aralık’taki ziyareti sırasında USS Gerald R. Ford mürettebatıyla konuşuyor (AP)

Bu pozisyon, Mart ayında İran ile Suudi Arabistan arasındaki düşmanlığı azaltma konusunda anlaşmaya varılmasının ardından ‘durumu sakinleştirmek’ ve İsrail ile Hamas arasındaki savaşı durdurmak amacıyla Pekin’in 7 Ekim’deki saldırının ardından Orta Doğu Sorunu Özel Temsilcisi Zhai Jun aracılığıyla üstlendiği diplomatik girişimle tutarlı.

Bu çerçevede Mısır Orta Doğu Haber Ajansı’nın bildirdiğine göre Mısır Dışişleri Bakanı Sameh Şukri’nin tutumu, İngiliz mevkidaşı David Cameron ile düzenlediği basın toplantısında okunabilir. Öyle ki Şukri, basın toplantısı sırasında “Kızıldeniz’e sınırı olan ülkeler ihtilaflı suları koruma sorumluluğunu taşıyor. Kahire, seyrüsefer özgürlüğünün sağlanması için üzerine düşeni yapacak” dedi.

Şukri, “Kızıldeniz’de seyrüsefer özgürlüğü için uygun koşulları sağlamak üzere birçok ortağımızla işbirliği yapmaya devam ediyoruz” dedi. Ticari gemilerin Süveyş Kanalı’na güvenli erişim özgürlüğü, Mısır için varoluşsal bir sorun teşkil ediyor. Husi tehdidiyle mücadeleyi sağlamak için atılacak adımların netleştirilmemesine rağmen Mısır’ın, ABD’nin tutumundan ve Süveyş Kanalı’nın korunmasındaki ısrarından rahatsız olduğu görülüyor.

Mısır’ın önemli deniz yeteneklerine sahip olduğunu belirtmek gerekiyor. ABD Global Firepower web sitesinin 2012 verilerine göre Mısır deniz askeri filosu, dünyada 12. sırada yer alıyor ve 245 deniz birimine ek olarak iki helikopter gemisi, 13 fırkateyn, 8 denizaltı, 7 korvet, 48 devriye gemisi, 23 mayın tarama gemisi içeriyor. Böylece Mısır deniz kuvvetleri uluslararası koalisyona etkin bir şekilde katılabilir. Süveyş Kanalı’na giden ticari gemilere kendi imkanlarıyla eşlik ederek onları koruyabilecek kapasitededir.

ABD, Kızıldeniz’in güvenliğini mi sağlamak istiyor, yoksa içindeki çatışmayı mı yönetmek istiyor?

Husiler, 7 Ekim’den bu yana 100’ün üzerinde drone ve balistik füze saldırısı gerçekleştirdi. ABD Savunma Bakanlığı verilerine göre, ABD Donanması muhripleri de dahil olmak üzere farklı ülkelerden 35’ten fazla bayrak taşıyan kargo gemilerini hedef aldılar. Bu füzelerin çoğu ele geçirildi, ancak bazıları hedeflerini vurarak can kaybına ve küçük hasara neden oldu ve bir gemi kaçırıldı. Saldırılar, nakliyede büyük aksamalara neden oldu. Zira Husiler günlük tahmini 10 milyar dolarlık sevkiyatı engelliyor. Bu durum fiyatların artmasına neden oldu ve bölgeyi gerilim ve yüksek alarm durumuna soktu.

Bu stratejik su kütlesi, ABD’nin bölgeye dönüşü için model bir platform sağlayacak. Bu durum da ihracatını engelleyerek ve maliyetlerini artırarak Çin’in ekonomik tükenmesine yol açacak. Aynı zamanda İran ve Körfez ülkeleri arasındaki rolün yeniden tesis edilmesine olanak tanıyacak ve belki de Pekin’in sponsor olduğu anlaşmayı engelleyecek.

İngiliz savaş gemilerinin de katıldığı Amerikan destroyerleri US Carney ve US Mason, saldırılara dronları düşürmek için kullanılan ESSM Sea Sparrows füzesine ek olarak, RIM66 SM-2 ve RIM66 SM-6 önleyici füzelerle karşılık verdi. US Carney ayrıca SM-3 füzeleri içeriyor, ancak bunların kullanımına ilişkin herhangi bir bilgi mevcut değil. Bu sistemler, her türlü tehdide yanıt vermek için farklı müdahale yeteneklerinin konuşlandırılmasına dayanan çok seviyeli savunmanın bir parçasını oluşturuyor. Ancak şu ana kadar önleme raporlarında bahsi geçen tek füzeler SM-2 ve Sparrows’dur.

FOTO: ABD’li yetkililerin kendisine doğru gelen uçan bir cismi düşürdüğünü söylediği ABD destroyeri USS Mason’un arşiv fotoğrafı (AP)
ABD’li yetkililerin kendisine doğru gelen uçan bir cismi düşürdüğünü söylediği ABD destroyeri USS Mason’un arşiv fotoğrafı (AP)

Pentagon, 2022’de füze savunma programlarına 12,3 milyar dolar, füze ve mühimmatlarına ise 24,7 milyar dolar harcadı. Bu da büyük bir stoğu olduğu anlamına geliyor. Ayrıca İngiltere, Bahreyn, Kanada, Fransa, İtalya, Hollanda, Norveç, Seyşeller ve İspanya gibi koalisyona katılan ülkelerin de kendilerine ait yetenekleri bulunuyor. İlginçtir ki NATO üyesi Türkiye, koalisyonda yer almıyor ve Yemen’deki ateşkesle bağlantısı olan Suudi Arabistan Krallığı da koalisyonda yok.

Kızıldeniz’de seyrüsefer özgürlüğünün güvence altına alınması meselesi, ABD ve müttefiklerinin güvence altına almaya çalıştığı güç dengesi veya savunma harcamaları meselesi değildir. Aksine bu, bölgedeki ve dünyadaki çatışmalarla baş etme konusunda ABD’nin stratejik meselesidir. Deneyimler, Washington’un 1950’lerden beri seçeneklerinin çatışmaları çözmek ve sona erdirmek değil, yönetmek, geliştirmek ve bunlara yatırım yapmak olduğunu gösterdi. Dolayısıyla Kızıldeniz’de seyrüsefer özgürlüğü meselesi, ABD bağlamından sapmayacak, aksine bölgedeki çatışma yönetimi bölümlerine her zaman Amerikan tarzında yeni bir bölüm ekleyecektir.

Kızıldeniz, Washington’un hesaplaşması için ideal bir alan sağlıyor ve Washington’un aynı anda birçok hedefle başa çıkmasına olanak tanıyor. Hindistan kıyısı yakınında İsrail tankerine yapılan saldırı, Husilerin Kızıldeniz’deki saldırılarına ek bir faktör sağladı ve Amerikan müdahalesinin kapsamının, Aden Körfezi ve Babu’l Mendeb’in yanı sıra Hint Okyanusu ve Umman Denizi’ni de kapsayacak şekilde genişletilmesini gerektirdi. Bu stratejik su kütlesi, ABD’nin bölgeye dönüşü ve önemli meselelere el atması için model bir platform sağlayacak. Bu durum da Arap bölgesine ve Avrupa’ya ihracatını engelleyerek ve maliyetlerini artırarak Çin’in ekonomik olarak tükenmesine yol açacak. Aynı zamanda Basra Körfezi’nden doğuya ve batıya geçen petrol tankerlerinin yakından kontrol edilmesinin yanı sıra İran ve Körfez ülkeleri arasındaki rolün yeniden tesis edilmesine olanak tanıyacak ve belki de Pekin’in sponsor olduğu anlaşmayı engelleyecek. Ayrıca her zaman, ABD’nin seçeneklerinin ötesinde görünen topyekûn savaş tehdidini de sürdürecek.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.


ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.