Gazze Savaşı gölgesinde Mısır- İran ilişkileri… Yakınlaşma mı yoksa gözetleme mi?

Tahran’ın bölgedeki silah hareketlerine ilişkin korkular ortasında iki ülke arasında krize ilişkin resmi toplantılar yapıldı.

Mısır ve İran cumhurbaşkanları, Kasım ayında Riyad’da yaptıkları görüşmelerde (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır ve İran cumhurbaşkanları, Kasım ayında Riyad’da yaptıkları görüşmelerde (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Gazze Savaşı gölgesinde Mısır- İran ilişkileri… Yakınlaşma mı yoksa gözetleme mi?

Mısır ve İran cumhurbaşkanları, Kasım ayında Riyad’da yaptıkları görüşmelerde (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır ve İran cumhurbaşkanları, Kasım ayında Riyad’da yaptıkları görüşmelerde (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Gazze Şeridi’ndeki savaş, 7 Ekim’den önce onlarca yıldır süren durgunluğun ardından iki taraf arasında yakınlaşmaya yönelik adımlara tanık olan Mısır- İran ilişkileri de dahil olmak üzere birçok bölgesel meseleye gölge düşürüyor.

Filistin bölgesindeki savaşla bağlantılı olarak Mısır- İran temaslarının çokluğuna rağmen bu durum, Mısır’ın, özellikle Tahran’a yakın Husi grubunun Babu’l Mendeb Boğazı bölgesindeki ticari gemileri hedef alması üzerine, İran’ın kolları olarak nitelenen bölgedeki bazı grupların davranışlarına ilişkin takip ve endişe durumunu ortaya çıkardı. Bu da Süveyş Kanalı’nın güney girişini temsil eden bu stratejik bölgedeki seyrüsefer hareketine yansıyor.

Gazze Savaşı’nın başlamasından bu yana Filistin direniş gruplarının 7 Ekim’de İsrail hedeflerine yönelik gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonuna yanıt olarak İsrail’in Gazze Şeridi’nde başlattığı yoğun askeri operasyonların ardından Mısır- İran ilişkilerinin seyri, birçok toplantı ve iletişime sahne oldu. Öyle ki Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İranlı mevkidaşı İbrahim Reisi ile geçen Kasım ayında Riyad’da düzenlenen olağanüstü ortak Arap- İslam zirvesinin oturum aralarında ilk kez bir araya geldi.

Cumartesi günü Sisi, İranlı mevkidaşından da bir telefon alırken, Reisi, Mısır Cumhurbaşkanı’nı son cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki zaferinden ve yeniden Mısır cumhurbaşkanı seçilmesinden dolayı tebrik etti. Mısır cumhurbaşkanlığı sözcüsü tarafından yapılan açıklamaya göre görüşmede ayrıca, Gazze Şeridi’ndeki durumla ilgili gelişmelerin yanı sıra iki ülke arasında askıda kalan sorunların çözümüne yönelik takip görüşmelerine de değinildi.

Öte yandan İran Tasnim Ajansı’nın haberine göre İranlı bir cumhurbaşkanlığı yetkilisi, iki liderin Filistin’deki son gelişmeleri ve İslam birliğinin önemini ele aldıklarını belirtti. Aktarılana göre iki ülke arasındaki sorunların nihai çözümü için somut adımlar atılması konusunda mutabakata varıldı.

Diplomatik istişareler

Diplomatik istişareler sırasında iki ülke dışişleri bakanları arasında son dönemde çok sayıda temas yaşandı. Bunlardan en sonuncusu, Mısır Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre geçen pazartesi günü Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri’nin İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan’dan Gazze Şeridi’ndeki durumu görüşmek ve iki ülke arasındaki ikili meselelere ilişkin görüşmeleri takip etmek için aldığı bir telefon görüşmesiydi.

İki ülke diplomatik ilişkilerini 1979’da kesmiş, ardından ilişkiler 11 yıl sonra maslahatgüzarlar ve çıkar büroları düzeyinde yeniden başlamıştı. Geçtiğimiz aylarda Mısırlı ve İranlı bakanlar arasında iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirme olasılığını tartışmak üzere çeşitli vesilelerle toplantılar düzenlendi. Geçen Mayıs ayında İran Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanlığı’na Mısır’la ilişkilerin güçlendirilmesi için gerekli tedbirlerin alınması talimatı vermişti.

Geçen Mart ayında ise Mısır hükümeti, gelen yabancı turistlerin hareketini kolaylaştırmak için bir kolaylaştırma paketini onayladı. Bu paket, İranlı turistlerin Güney Sina’daki havalimanlarına vardıklarında ülkeye girişlerinin kolaylaştırılmasına yönelik bir kararı da içeriyordu. Karar kapsamında ayrıca, İranlı turistlerin turist grupları aracılığıyla ve Mısır tarafıyla önceden seyahat koordine eden şirketler aracılığıyla vize alması da vardı. Bu, o dönemde İranlılar tarafından memnuniyetle karşılandı.

Endişeler devam ediyor

Kahire Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü ve Mısır Stratejik Araştırmalar Merkezi Savunma ve Güvenlik Programı Direktörü Dr. Dalal Mahmud, Mısır’ın bölgede İran’la bağlantılı bazı davranışlara ilişkin korkularının hala mevcut olduğunu ve Gazze Şeridi’ndeki mevcut savaştan sonra azalmadığını dile getirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Mahmud, “Mısır, İran’ın bölgede genişleme projesi ve arzusu olan bir ülke olduğunun farkında ve bu da Mısır’ın İran’a yönelik vizyonunu her zaman temkinli kılıyor” dedi. Gazze’deki savaşla ilgili son gelişmelerin, özellikle de Husi grubunun Yemen’deki hareketlerinin, Mısır’ın korkularını doğruladığını ve onları uzaktan izlemenin ötesinde daha fazlasını yapmaya ittiğini de belirten Mahmud, “İran’ın bölgedeki çıkarlarının, Mısır çıkarlarına yönelik tehdide dönüşmemesi için Mısır’ın sahneyi yeniden okuması ve aktif iletişim kurması gerekiyor” dedi.

Mısır Stratejik Araştırmalar Merkezi Savunma ve Güvenlik Programı Direktörü, Gazze’deki savaşın devam etmesinin, Kızıldeniz’de yoğun bir Arap varlığıyla güvenlik için bölgesel düzenlemeler yapılmasını gerektirecek yansımalara sahip daha fazla gelişmenin önünü açtığını söyledi. Bunun da İran ve Husilerin ötesine geçen düzeyde aktif iletişim gerektirdiğini belirten Dr. Dalal Mahmud, “Gazze’deki savaşın gölgesinde bile Mısır’ın İran ve diğerleriyle bu iletişimi yönetebilme yeteneği, Mısır’ın İran’la bağlantılı güçlerin bölgedeki bazı hareketleri hakkındaki korkularının geçerliliğini doğruluyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Şukri, 23 Ekim’de yaptığı telefon görüşmesinde İranlı mevkidaşı ile çatışmanın kapsamının genişletilmesiyle ilgili riskleri ele aldı. Şukri, İran Dışişleri Bakanı’na, çatışmanın tırmanmasının tüm bölgeyi istikrarsızlaştıracağı ve tahmin edilmesi zor sonuçlara yol açabileceği yönündeki görüşünü iletti.

Kızıldeniz’deki durum

Kızıldeniz’deki durum, özellikle Mısır ekonomisi için hayati bir arteri temsil eden Süveyş Kanalı’nın güney girişi olması nedeniyle bölgenin Mısır için taşıdığı stratejik önem göz önüne alındığında, son zamanlarda Mısır’ın beklentilerini artırdı.

Geçen hafta Mısır Dışişleri Bakanı, İngiliz mevkidaşı ile Kahire’de düzenlediği basın toplantısında “Seyrüsefer özgürlüğü ilkelerini ve bunun korunmasının gerekliliğini paylaşıyoruz” açıklamasında bulundu. Kızıldeniz’e sınırı olan ülkelerin, buranın güvenliği çerçevesinde sorumluluk taşıdığına dikkat çeken Şukri, “Kızıldeniz'de seyrüsefer serbestisi sağlamak ve Süveyş Kanalı’na erişimi kolaylaştırmak için ortaklarımızla işbirliği yapıyoruz” dedi. Samih Şukri ayrıca, “Mısır, ortaklarıyla başka çerçevelerde de işbirliği yapıyor ve biz, dolaşım özgürlüğünü sağlamanın, ürünlere erişimi sağlamanın ve tedarik zincirleri üzerindeki olumsuz etkileri önlemenin en iyi yollarını koordine etmeye ve bunlar hakkında konuşmaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Mısır, Kızıldeniz’deki ticari nakliye trafiğinin korunmasına yardımcı olmak için kurulan çok uluslu deniz koalisyonuna katılmadı. ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’a göre ABD’nin Refah Muhafızı adı altında oluşumunu duyurduğu koalisyon, 20 ülkeyi kapsıyor. Aynı şekilde İran Savunma Bakanı Muhammed Rıza Aştiyani, ABD’nin Kızıldeniz’de uluslararası bir güç oluşturması halinde büyük sorunlarla karşılaşacağı konusunda uyardı.

FOTO: Norveç bandıralı bir tanker, daha önce Kızıldeniz’in güneyinde Husilerin füze saldırısına maruz kalmıştı (AFP)
Norveç bandıralı bir tanker, daha önce Kızıldeniz’in güneyinde Husilerin füze saldırısına maruz kalmıştı (AFP)

Merkezi Londra’da bulunan Orta Doğu Araştırmaları Forumu’nun siyasi araştırmacısı Ahmed Atta, Gazze Şeridi’ndeki mevcut savaşı ‘istisnai’ olarak nitelendirirken, “Tüm bölgede farklı bir coğrafi durumla sonuçlanacak” dedi. Ayrıca savaşın, bölgenin geleceği ve buradaki bölgesel ilişkilerle ilgili birçok konunun yeniden değerlendirilmesini gerektirdiğine dikkati çekti. Şarku’l Avsat’a konuşan Atta, “Mısır, bölgesel politikalarını, İran’la ilişkiler de dahil olmak üzere çıkarlarını ve yükümlülüklerini dikkate alan ulusal önceliklere göre yönetiyor. Bölgedeki mevcut koşullar, özellikle de müttefik ve İran’a yakın olarak tanımlanan grupların yaptıklarına ilişkin riskler göz önüne alındığında, Tahran’ın bu grupların kararlarını etkileme kabiliyetini reddetme konusundaki ısrarına rağmen Kahire ile Tahran arasında yakınlaşma adımlarının devam etmesi zor” şeklinde konuştu.

Siyasi araştırmacı, ‘Husi grubunun Kızıldeniz girişinde gerçekleştirdiği eylemlerin Mısır çıkarlarına zarar vermemesi gerektiğine dair özel mesajlar vermek için’ mevcut aşamada Mısır’ın çıkar önceliklerinin, İran’la diplomatik iletişim kanallarının açılmasının yoğunlaştırılmasını gerektirdiğini açıkladı. Ahmed Atta ayrıca, bu diplomatik temasların yoğunlaşmasının, mevcut anın gereklilikleri ve en başta Mısır’ın çıkarları tarafından empoze edildiğini vurguladı.



Hizbullah masada mı? Perde arkası iddialar gündemde… Lübnan dosyası İran’a mı devrediliyor?

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam’ın arasında (Arşiv fotoğrafı - Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam’ın arasında (Arşiv fotoğrafı - Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Hizbullah masada mı? Perde arkası iddialar gündemde… Lübnan dosyası İran’a mı devrediliyor?

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam’ın arasında (Arşiv fotoğrafı - Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam’ın arasında (Arşiv fotoğrafı - Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Hizbullah arasında, Lübnan’ı temsilen müzakereleri kimin yürüteceğine ilişkin artan gerilim ve İsrail’in yoğunlaşan saldırıları, Avn’ın Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevaf Selam ile planladığı görüşmenin ertelenmesine neden oldu. Taraflar, tansiyonun düşürülmesi ve uygun bir zemin oluşturulması amacıyla toplantıyı ileri bir tarihe bırakırken, bu süreçte iletişimi kesmeyerek temaslarını sürdürme kararı aldı. ABD’nin saldırıları durdurma yönünde ilerleme sağlaması halinde görüşmenin kısa sürede yeniden yapılması öngörülüyor.

Ancak yüksek siyasi tonla yürütülen bu medya savaşı, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ın, İsrail ile doğrudan müzakereleri reddetme gerekçelerini açıkladığı bildiride yer alan mesajların önemini gölgelemiyor.

Kasım’ın, “Yetkililer bilsin ki performansları ne Lübnan’a ne de kendilerine fayda sağlar. İsrail-Amerikan tarafının onlardan istediği onların elinde değil, sizin ondan istediklerinizi de size vermeyecek” sözleri, Avn’ın ABD arabuluculuğunda doğrudan müzakere seçeneğini destekleyen siyasi çoğunlukta şaşkınlıkla karşılandı.

İran mesajı

Lübnanlı kaynaklara göre, Kasım’ın dile getirmediği hususlar açıklamalarından daha fazla önem taşıyor. Bu çerçevede Hizbullah’ın sahada tek başına “etki ve güç sahibi” olduğu mesajını vermeyi amaçladığı belirtiliyor. Kaynaklar, bunun İran’ın Lübnan adına müzakere yürütme konusunda en yetkin taraf olduğu yönünde dolaylı bir işaret taşıdığını ifade ediyor. Kasım’ın, İran ile ABD arasında Pakistan’da yapılan görüşmeler sonrası sağlanan ateşkese teşekkür etmesi de bu yaklaşımın bir yansıması olarak görülüyor.

vfeve
Güney Lübnan’da, İsrail sınırına yakın bölgede UNIFIL güçlerine ait bir devriye (AP)

Kasım’ın, dolaylı müzakereleri kimin yürüteceğini özellikle belirtmemesi dikkat çekerken, “Ateşkes herhangi bir arabulucudan gelirse kabul etmeliyiz” demesi de soru işaretlerine yol açtı.

Beyrut kulislerinde dolaşan iddialara göre Hizbullah, İran’ın ABD ile Pakistan’da yürüttüğü müzakerelere dolaylı biçimde dahil oluyor. Partiyle bağlantılı danışmanların masada yer almadığı, ancak yakın bir odada bulunarak gerektiğinde görüş aktardığı öne sürülüyor. Diplomatik kaynaklar ise bu senaryonun doğru olması halinde Hizbullah’ın Lübnan dosyasını İran’a devretme ısrarının Washington tarafından kabul edilmeyeceğini belirtiyor. ABD’nin, Lübnan’ın İran’a bağlanmasına karşı çıktığı ve doğrudan müzakere yetkisinin anayasal olarak cumhurbaşkanına ait olduğunu savunduğu ifade ediliyor.

Hizbullah neden doğrudan müzakereleri reddediyor?

Kaynaklar, Hizbullah’ın askeri sahadaki gücüne dayanarak son sözün kendisinde kalmasını istediğini ve müzakereleri yürütecek tarafı da kendisinin belirlemek istediğini öne sürüyor. Ancak İsrail’in köyleri yıkmaya ve operasyonlarını sürdürmeye devam ettiği bir ortamda, bu tutumun Lübnan halkına nasıl anlatılacağı sorusu gündeme geliyor.

sdtgrt
Güney Lübnan’da, İsrail topçu atışlarının hedef aldığı bölgede yükselen duman (EPA)

Hizbullah’ın doğrudan müzakereleri reddederek zaman kazanmaya çalıştığı, bunun ise İsrail’e saldırılarını sürdürmek için gerekçe sunduğu ifade ediliyor. Saldırıların yalnızca sınır hattıyla sınırlı kalmayıp Litani Nehri’nin kuzeyine kadar uzandığı belirtiliyor.

Kaynaklar, zamanın Lübnan’ın aleyhine işlediğini vurgulayarak Hizbullah’ın silahlarını devlete devretmesi ve müzakere koşullarını güçlendirecek cesur bir adım atması gerektiğini dile getiriyor.

Avn’a siyasi destek çağrısı

Krizin aşılması için Cumhurbaşkanı Avn’a siyasi destek sağlanması gerektiğini belirten kaynaklar, Avn’ın ABD arabuluculuğunda doğrudan müzakere çağrısından geri adım atmayacağını ifade ediyor. Avn’ın, müzakerelerin başlaması için İsrail’in saldırılarını durdurmasını şart koştuğu ve ulusal ilkelerden taviz vermeyeceğini vurguladığı aktarılıyor.

Ülkedeki gerginliğin azaltılması için siyasi söylemlerde daha ılımlı bir dil benimsenmesi gerektiği, aksi halde iç barışın riske girebileceği uyarısı yapılıyor.

Güneyde geri dönüş zor

Kaynaklar, savaşın sürmesi halinde güneyde yerinden edilenlerin geçici göçünün kalıcı hale gelebileceği uyarısında bulunuyor. İsrail’in geniş çaplı yıkımı nedeniyle birçok köyün yaşanamaz hale geldiği, bu nedenle geri dönüşün zorlaştığı ifade ediliyor.

Diplomatik çözümün tek çıkış yolu olduğu belirtilirken, Hizbullah’ın savaş politikalarının ülkeye ağır bedeller yüklediği ve uluslararası toplumun silahların devlet kontrolüne alınması yönündeki baskısının arttığı kaydediliyor. Ayrıca güneyin yeniden inşası için uluslararası destekli bir planın zorunlu olduğu, bunun da Hizbullah üzerinde siyasi baskı oluşturabileceği ifade ediliyor.


Irak’ın Riyad Büyükelçisi: Bölgesel koşullar hacıların kara yoluyla sevkini zorunlu kıldı

Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl (Fotoğraf: Türki el-Ukayli)
Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl (Fotoğraf: Türki el-Ukayli)
TT

Irak’ın Riyad Büyükelçisi: Bölgesel koşullar hacıların kara yoluyla sevkini zorunlu kıldı

Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl (Fotoğraf: Türki el-Ukayli)
Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl (Fotoğraf: Türki el-Ukayli)

Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl, bu yıl Iraklı hacı sayısının yaklaşık 41 bin olduğunu ve kafilelerin Suudi topraklarına günde ortalama bin 500 hacı olacak şekilde, ülkenin kuzeyindeki Cedide Arar sınır kapısından giriş yaptığını söyledi. Süheyl, sürecin entegre bir hizmet sistemiyle yürütüldüğünü belirtti.

Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulunan Süheyl, Bağdat ile Riyad arasındaki koordinasyonun en üst düzeyde sürdüğünü, iki ülkede hac ve umre ile içişleri bakanlıkları arasında güvenlik düzenlemeleri ve hacıların ibadetlerini huzur içinde yerine getirmeleri için gerekli organizasyonların ele alındığını ifade etti.

Büyükelçi, Irak’ın bu yıl yalnızca kara yoluyla sevk seçeneğini tercih etmesinin, mevcut bölgesel koşullar çerçevesinde hacıların güvenliğini sağlama amacı taşıdığını ve olası aksaklıkların önüne geçmeyi hedeflediğini vurguladı. Süheyl ayrıca Cedide Arar sınır kapısının gelişmiş altyapı ve donanımına övgüde bulundu.

41 bin hacı

Safiye Talib es-Suheyl, mevcut bilgilere göre Irak’ın bu sezonki hac kotasının 41 bin kişi olduğunu, ayrıca 200 doktorun da kafilelere eşlik ettiğini belirtti. Bu sayının Irak’ın tüm vilayetleri ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nden gelen hacıları kapsadığını, idari, sağlık, rehberlik ve medya ekiplerinin de sürece dahil olduğunu kaydetti.

Kara yolu tercih edildi

Büyükelçi, Bağdat’ın bu sezon yalnızca kara yolu seçeneğini benimsediğini ve sevkin Suudi Arabistan’ın kuzeyindeki Cedide Arar sınır kapısı üzerinden gerçekleştirildiğini belirterek, bunun mevcut saha koşullarıyla uyumlu ve güvenlik öncelikli bir karar olduğunu söyledi.

fdfvfe
Safiye es-Suheyl, Irak’ın bu sezonki hac kotasının 41 bin Iraklı hacı olduğunu açıkladı (Kuzey Sınır Bölgesi Emirliği)

Süheyl, “Iraklı hacıların ilk kafilesi 26 Nisan Pazar akşamı yola çıktı. İlk gruplar, Kuzey Sınır Bölgesi Emiri Prens Faysal bin Halid’in gözetiminde karşılandı. Kendisi bu konuya özel önem veriyor. Arar’daki yetkililerle birlikte Iraklı hacılara en üst düzeyde misafirperverlik ve hizmet sunulması için yoğun çaba gösterildi” dedi.

Cedide Arar sınır kapısı

Süheyl, Cedide Arar sınır kapısının gelişmiş altyapısına dikkat çekerek, “Bizzat inceleme fırsatı bulduk. 9 bin metrekareyi aşan hac terminali, günlük 20 bin hacı kapasitesi, 68 pasaport gişesi, 6 kontrol noktası ve 24 saat hizmet veren entegre sağlık ve güvenlik sistemi bulunuyor” ifadelerini kullandı.

evfev
Kuzey Suudi Arabistan’daki Cedide Arar sınır kapısına varan bir Iraklı hacı (Kuzey Sınır Bölgesi Emirliği)

Sevkiyatın günlük yaklaşık 1500 hacı olacak şekilde sürdüğünü belirten büyükelçi, modern ve klimalı turistik otobüslerle taşınan hacılar için Suudi Arabistan topraklarında güzergâh boyunca dinlenme noktaları oluşturulduğunu, Hac ve Umre Bakanlığı tarafından kurulan çadır kentlerde konaklama, yemek, sağlık hizmetleri ve ibadet alanlarının sağlandığını aktardı.

Suudi tarafıyla koordinasyon

Süheyl, Irak ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin köklü ve çok boyutlu olduğunu, iki ülke arasında din, coğrafya ve ortak çıkar bağlarının bulunduğunu vurguladı. Hac dosyasının bu ilişkilerde özel bir yere sahip olduğunu belirten büyükelçi, bunun dini ve insani bir boyut taşıdığını ifade etti.

Irak’ın, 1447 Hac sezonu düzenlemelerine ilişkin anlaşmayı Suudi Arabistan ile imzalayan 150’den fazla ülke arasında ilk ülke olduğunu kaydeden Süheyl, bunun iki ülke arasındaki koordinasyonun derinliğini gösterdiğini söyledi.

rhttyh
Iraklı büyükelçiye göre Bağdat ile Riyad arasındaki koordinasyon en üst düzeyde yürütülüyor (Kuzey Sınır Bölgesi Emirliği)

Bu sezon hazırlıkların Irak Yüksek Hac ve Umre Kurumu ile Suudi Hac ve Umre Bakanlığı arasında en üst düzeyde yürütüldüğünü belirten büyükelçi, aynı zamanda iki ülkenin içişleri bakanlıkları arasında da güvenlik koordinasyonunun sağlandığını, Irak İçişleri Bakanı’nın geniş kapsamlı toplantılar düzenlediğini ve bu sürecin Suudi muhataplarla eşgüdüm içinde yürütüldüğünü aktardı.

Süheyl, koordinasyonun Irak içindeki kara yollarının güvenliğinden başlayarak Arar sınır kapısına kadar sürdüğünü, buradan itibaren güvenlik sorumluluğunun Suudi tarafına geçtiğini ve kutsal bölgelere kadar entegre bir sistem içinde devam ettiğini söyledi.

Hacılar için çadır kent

Büyükelçi, Suudi Arabistan’ın Kral Selman bin Abdülaziz ve Veliaht Prens liderliğinde hacılara sunduğu hizmetleri takdir ederek, gümrük ve pasaport işlemlerinin kolaylaştırıldığını, 24 saat sağlık ve acil hizmetlerin sağlandığını, lojistik destek, ulaşım ve rehberlik hizmetlerinin sunulduğunu ifade etti. Hacılar için kurulan çadır kentlerin de bu hizmetlerin önemli bir parçası olduğunu belirtti.

Süheyl, Irak diplomatik misyonunun Cidde Başkonsolosluğu ve Irak Hac Heyeti ile koordinasyon içinde çalışarak hacıların tüm ihtiyaçlarını takip ettiğini ve gerekli konsolosluk ile idari desteği sağladığını söyledi.

dserfg
Süheyl, Suudi Arabistan’ın Kral ve Veliaht Prens liderliğinde hacılara yönelik hizmetlerini takdir etti (Kuzey Sınır Bölgesi Emirliği)

Konuşmasında kara yolu güzergâhına da değinen Süheyl, İslam tarihinin en önemli hac yollarından biri olan ve Abbasi Halifesi Harun Reşid’in eşi Zübeyde bint Cafer’in adıyla anılan “Darb Zübeyde”yi hatırlattı. Bu yolun, Kufe ile Mekke arasında hacılar için su ve altyapı imkânları sağlamak amacıyla geliştirildiğini ifade etti.

Süheyl, açıklamasının sonunda, Irak’ın hükümeti, halkı ve dini otoriteleriyle birlikte hac yolculuğuna büyük önem verdiğini, Suudi Arabistan ile iş birliği içinde bu yılki hac sezonunun güvenli ve sorunsuz geçmesi için çalıştıklarını vurguladı.


İsrail saldırısında Filistinli sağlık çalışanı hayatını kaybetti

Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, sağlık görevlilerine göre İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenazesine katılan yas tutanlar (Reuters)
Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, sağlık görevlilerine göre İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenazesine katılan yas tutanlar (Reuters)
TT

İsrail saldırısında Filistinli sağlık çalışanı hayatını kaybetti

Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, sağlık görevlilerine göre İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenazesine katılan yas tutanlar (Reuters)
Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, sağlık görevlilerine göre İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenazesine katılan yas tutanlar (Reuters)

Gazze Şeridi’nin kuzeyine bugün (Çarşamba) İsrail güçlerince düzenlenen hava saldırısında bir Filistinli sağlık görevlisi hayatını kaybetti, bir kadın da yaralandı.

Filistin resmi haber ajansı WAFA’nın tıbbi kaynaklara dayandırdığı haberine göre, sağlık görevlisi İbrahim Sakr, Gazze Şeridi’nin kuzeybatısında yer alan et-Tevam kavşağı yakınlarında düzenlenen saldırıda yaşamını yitirdi.

Kaynaklar ayrıca, Gazze’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya beldesinde bir kadının İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu yaralandığını aktardı.

Son 24 saat içinde aralarında naaşı enkaz altından çıkarılan bir kişinin de bulunduğu beş kişinin hayatını kaybettiği, yedi kişinin ise yaralandığı bildirildi.

Gazze Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkesten bu yana can kaybı 823’e, yaralı sayısı ise 2 bin 308’e yükseldi. Aynı dönemde 763 kişinin cansız bedeninin enkaz altından çıkarıldığı kaydedildi.