7 Ekim, İsraillilerin düşüncelerini nasıl şekillendirdi?

Hamas Hareketi’nin saldırısı, İsrail solunun Filistinlilerle ortak bir geleceğe olan inancını baltalarken aşırılık yanlısı Yahudileri İsrail ordusuna yaklaştırdı.

Ultra-Ortodoks Yahudiler, Gazze’deki çatışmalardan dönen askerlerin ibadet yapmalarına yardım etti. 14 Aralık (EPA)
Ultra-Ortodoks Yahudiler, Gazze’deki çatışmalardan dönen askerlerin ibadet yapmalarına yardım etti. 14 Aralık (EPA)
TT

7 Ekim, İsraillilerin düşüncelerini nasıl şekillendirdi?

Ultra-Ortodoks Yahudiler, Gazze’deki çatışmalardan dönen askerlerin ibadet yapmalarına yardım etti. 14 Aralık (EPA)
Ultra-Ortodoks Yahudiler, Gazze’deki çatışmalardan dönen askerlerin ibadet yapmalarına yardım etti. 14 Aralık (EPA)

Hamas Hareketi’nin 7 Ekim’de İsrail'e karşı gerçekleştirdiği saldırı, İsrail solunun kendisini muhasebeye çekmesine yol açarken Filistinlilerle ortak bir geleceğe olan inancını baltaladı. Diğer yandan saldırı, İsrail sağında bir güven krizi yaratarak Başbakan Binyamin Netanyahu'ya verilen desteği azalttı.  İsrail devleti ile ilişkileri konusunda çoğu zaman kararsız olan ultra-Ortodoks Yahudiler ile ana akım arasındaki mesafeyi ise bir miktar kapattı.

İsrailliler, dini ve siyasi ayrımlar karşısında Hamas saldırısının bir devlet olarak İsrail, bir toplum olarak İsrailliler ve birey olarak İsrail vatandaşları için ne anlama geldiğiyle yüzleşiyor. İsrail’in 1973 Arap-İsrail Savaşı'ndaki başarısızlıkları nasıl siyasi ve kültürel hayatını alt üst ettiyse, 7 Ekim saldırısında ve sonrasında yaşananların da önümüzdeki yıllarda İsrail'in çehresini yeniden şekillendirmesi bekleniyor.

İsrailliler, yaklaşık bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırı nedeniyle güvenlik duygularını kaybederken liderlerine olan güvenleri de sarsıldı. Saldırı aynı zamanda İsrail'in Gazze Şeridi'ne uyguladığı ablukanın ve Batı Şeria'daki işgalin İsrailliler açısından ciddi bir yansıma olmaksızın süresiz olarak devam edebileceği düşüncesinin de sonu oldu. Bu durum, İsrail'deki Yahudi çoğunluğunun inandığı ülkenin üzerine kurulu olduğu temel vaadin çökmesi anlamına geliyor.

İsrail’in 1948 yılında kurulduğu dönemdeki özel amaç, iki bin yıl boyunca kendilerine ait bir ülkeleri olmayan Yahudilere sığınacakları bir ülke vermekti. Ancak 7 Ekim'de aynı ülkenin Holokost'tan (Yahudi soykırımı) bu yana Yahudilere yönelik şiddetin en kötü gününün yaşanmasını engelleyemediği ortaya çıktı.

Fotoğraf Altı: Ultra-Ortodoks Yahudiler 4 Nisan’da Kudüs'te Hamursuz (Fısıh) Bayramı’nı kutladı. (AP)
Ultra-Ortodoks Yahudiler 4 Nisan’da Kudüs'te Hamursuz (Fısıh) Bayramı’nı kutladı. (AP)

İsrailli roman yazarı Dorit Rabinyan, bu düşünceyi şöyle dile getirdi:

“O an İsrailli kimliğimizin tamamen ezildiğini hissetti. Sanki 75 yıllık egemenlik, İsraillilik bir anda yok olmuştu. Biz İsrailliydik, ama artık sadece Yahudiyiz.”

7 Ekim saldırısı aynı zamanda Başbakan Binyamin Netanyahu'nun yargının yetkilerini sınırlama çabaları konusunda büyük bir bölünme yaşayan ve dinin kamusal yaşamdaki rolü ve Netanyahu'nun siyasi geleceği konusunda da anlaşmazlıkların olduğu İsrail toplumunun birleşmesine hayal edilemeyecek ölçüde katkıda bulundu.

İsrailli liderler yıl boyunca iç savaş tehdidine karşı uyarılar yaptılar. Ancak 7 Ekim'deki saldırılardan sonra her kesimden İsrailliler göz açıp kapayıncaya kadar ortak bir davaya kavuşmuşlardı. Saldırıyı İsrail'in geleceği için bir beka savaşı olarak değerlendiren İsrailliler, 7 Ekim’den bu yana İsrail'in Gazze'deki misillemesine karşı uluslararası toplumdan gelen eleştirilerden hep birlikte etkilendiler.

Savaştan önce İsrail ordusunda hizmet etmekteki isteksizlikleri toplumda bir bölünme kaynağı olan ultra-Ortodoks Yahudilerin bazı kesimlerinde de orduyu övdüğü ve bazı durumlarda orduya katılımın arttığı görüldü.

Son yapılan anketlerin verileri, İsrail’de Hamas saldırısından bu yana derin bir değişim içinde olan bir toplumun tablosunu çizdi.

Kudüs merkezli bir araştırma grubu olan Haredi Genel İşleri Enstitüsü tarafından aralık ayında yapılan bir ankete göre ultra-Ortodoks Yahudilerin yaklaşık yüzde 30'u askerlik fikrini destekliyor. Bu da savaş öncesine göre bu fikri desteleyen ultra-Ortodoks Yahudiler arasında yüzde 20’lik bir artış olduğunu gösteriyor.

Fotoğraf Altı: Filistinlilerin Ürdün Vadisi'ndeki bir su deposunu onarmasına yardım eden İsrailli solcular, 22 Aralık (AFP)
 Filistinlilerin Ürdün Vadisi'ndeki bir su deposunu onarmasına yardım eden İsrailli solcular, 22 Aralık (AFP)

Kudüs merkezli bir diğer araştırma grubu olan İsrail Demokrasi Enstitüsü tarafından kasım ayında yapılan bir ankete göre İsrail’deki Arapların yüzde 70'i kendilerini İsrail Devleti'nin bir parçası olarak hissettiklerini söylemesi belki de en şaşırtıcı olan nokta. Bu yüzde, geçtiğimiz haziran ayına kıyasla yüzde 22’lik bir artış gösterirken aynı zamanda enstitünün yirmi yıl önce bu konuyla ilgili anketler yürütmeye başlamasından bu yana ulaşılan en yüksek oran.

Saldırıdan bu yana yapılan İsrail’de yapılan tüm anketler, Netanyahu'nun lideri olduğu sağcı Likud Partisi seçmenlerinin neredeyse üçte birinin 7 Ekim'den bu yana partiyi desteklemeyi bıraktığını gösterdi.

Kudüs merkezli bir düşünce kuruluşu olan Shalom Hartman Enstitüsü’nde araştırmacı olan yazar Yossi Klein Halevi, “Burada temel olan bir şey değişti. Bunun ne olduğunu henüz bilmiyoruz, ama bu değişimin bu ülkenin son şansı olduğunu biliyoruz” ifadelerini kullandı.

Kudüslü bir otobüs şoförü olan Aryeh Tsaiger da bu değişimlerin bir kısmını temsil ediyor. 2000 yılında askere alınan küçük bir grup ultra-Ortodoks İsraillilerden biri olan Tsaiger, o zamanlar kendisini toplumdan dışlanmış gibi hissettiğini söyledi. Tsaiger, “O dönem orduya katılmak kabul edilemezdi” dedi.

Fotoğraf Altı: İsrailli sağcılar, Yahudilerin Mescid-i Aksa üzerindeki kontrolünün artırılması talebiyle Eski Kudüs sokaklarında yürüdü, 7 Aralık 2023 (Reuters)
İsrailli sağcılar, Yahudilerin Mescid-i Aksa üzerindeki kontrolünün artırılması talebiyle Eski Kudüs sokaklarında yürüdü, 7 Aralık 2023 (Reuters)

‘Harediler’ olarak da bilinen ultra-Ortodoks Yahudiler, devlet destekli dini kurumlarda Yahudi fıkhı ve Tevrat okuyabilmeleri için askerlik hizmetin muaf tutuluyorlar. Haredilerin onlarca yıldır bu muafiyet haklarını korumak için mücadele etmesi İsrailli laikleri kızdırdı. Çünkü İsrailli laiklere göre Harediler bir yandan devlet bütçesinden yararlanırken diğer yandan ülkeyi korumak için çok az şey yapıyor.

Tsaiger, 7 Ekim’den sonra orduya katılmak istediğinde bunun Harediler tarafından hoş karşılandığını hissettiğini söyledi. Arkadaşlarının kendisini tebrik ettiğini belirten Tsaiger, bir Haredi hahamın kendisine özel bir dua ayini düzenlediğini ve çok sayıda Haredi sinagogundan, Şabat ayinlerine silahıyla katılıp katılamayacağının sorulduğunu aktardı.

“Bunun çok büyük bir değişiklik” olduğunu belirten 45 yaşındaki Tsaiger, “Beni orada istiyorlar” dedi.

Tsaiger’in yaşadığı bu deneyim, ultra-Ortodoks toplumdaki küçük ama önemli bir değişimi yansıttı.

Askeri istatistiklere göre Tsaiger, 7 Ekim'den bu yana son on hafta boyunca orduya katılmak isteyen 2 binden fazla Harediden sadece biri. Ordu tarafından yapılan açıklamaya göre bu sayı, 7 Ekim'den sonra orduya çağrılan çağrılan 360 bin yedek askerin yüzde 1'inden az olsa da ortalamanın iki katı.

İsrailli ultra - Ortodoks camiası hakkındaki önde gelen uzmanlardan olan Neri Horowitz, bu değişimin önemli olamayacak kadar küçük olduğunu ve büyüyen toplumsal dayanışma dalgasının, daha önce de olduğu bu tarihi dönüm noktalar geçildikten sonra aynı hızda gerileyeceğini düşünüyor. Gerçekten de nüfuz sahibi bir Haredi hahamın askerleri çöp toplayıcıları olarak gördüğünü söylediği bir video kaydı ortaya çıktı. Başka bir video kaydında Haredi dini okulunun öğrencileri, aralarından orduya asker çekme girişimlerine olan öfkeleri yüzünden askeri kurumlardan atıldıkları görüldü.

Fotoğraf Altı: İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Tel Aviv’deki askeri üste kabine toplantısı yaptı, 24 Aralık. (EPA)
 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Tel Aviv’deki askeri üste kabine toplantısı yaptı, 24 Aralık. (EPA)

Diğer yandan daha uzun vadeli bir değişimin gerçekleştiğini düşünen Tsaiger, “20 yıl önce benimle bağlarını kesenler şimdi benimle gurur duyuyor” şeklinde konuştu.

İsrail’deki Arap azınlığa (48 Arapları) gelince gelişen bu dinamikler onları kafa karıştırıcı ve çelişkili bir duruma soktu.

İsrail’in dokuz milyonun üzerindeki nüfusunun yaklaşık beşte birinin Arap olması dikkati çekerken İsrail’deki Arapların birçoğu İsrail vatandaşlığına sahip olmalarına rağmen kendilerini Filistinli olarak görüyorlar ve İsrail baskınlarında öldürülen Gazze sakinleriyle dayanışma içindeler. Gazze’de öldürülen Filistinlilerin sayısı yükseldikçe (20 binin üzerinde) onlar için bu duygu daha da güçleniyor.

İsrailli Arapların liderinden birçoğunun kasım ayında onay almadan çok sayıda savaş karşıtı protesto düzenleme girişiminde bulunmasının ardından tutuklanması dikkati çekerken İsrail polisi, Hamas'ı desteklediği düşünülen sosyal medya paylaşımları nedeniyle bazılarının hakkında soruşturma başlattı.

Bu noktada 7 Ekim'de onlarca İsrail vatandaşı Arap’ın Hamas tarafından öldürüldüğünü ya da kaçırıldığını belirtilmeli. Bu da İsrailli Araplara İsrailli Yahudilerle daha büyük bir dayanışma duygusu kazandırdı.

İsrailli bir Arap olan hukuk öğrencisi Beşir Zeyadine, “Hamas mı İsrail mi diye iki seçenekle karşı karşıya kalsaydım, hiç tereddüt etmeden İsrail'i seçerdim” dedi.

Saldırı sırasında aile üyelerinden birçoğunun öldürüldüğünü ve kaçırıldığını kaydetti.

Ailesi adına da konuşan Zeyadine, ailesinin hükümete rehin alınan yakınlarının kurtarılması için daha fazlasını yapması yönünde baskı yaptığını söyledi. Zeyadine, (26) bu süreçte Yahudi cemaatiyle daha fazla ilgilenmeye, diğer rehinelerin aileleriyle bağ kurmaya ve İsrailli politikacı ve liderleri tanımaya başladığını da sözlerine ekledi.

Fotoğraf Altı: Salı günü İsrail'in Batı Şeria’nın El-Halil şehrinin güneyinde yer alan el-Favara Mülteci Kampı’na düzenlediği baskında öldürülen iki kişinin cenaze törenine katılan Filistinliler. (AFP)
Salı günü İsrail'in Batı Şeria’nın El-Halil şehrinin güneyinde yer alan el-Favara Mülteci Kampı’na düzenlediği baskında öldürülen iki kişinin cenaze törenine katılan Filistinliler. (AFP)

Kendisini halen bir Filistinli gibi hissetmesine ve hükümetin Filistinlilere yönelik muamelesiyle ilgili büyük sorunları olmasına rağmen 7 Ekim'in dehşeti ve kendisinin de öldürülebileceği hissi baskın çıktı. Zeyadine’nin kendisini daha fazla İsrailli gibi hissetmesine ve İsrail'deki kamusal yaşamda daha büyük bir rol oynamaya çalışmasına neden oldu.

Zeyadine, “Artık topluluğuma sistemi eleştirerek değil, sistemin bir parçası olup onu daha iyi hale getirerek yardım etmek istiyorum” şeklinde konuştu.

Şarku’l Avsat’ın The New York Times’tan aktardığına göre Netanyahu'nun varlığına rağmen toplumda giderek bir fikir birliği ortaya çıktı. Bu fikir birliği giderek büyüyor.

İsrailliler, Netanyahu liderliğindeki askeri operasyonun önemine inanıyorlar. Ancak bu inançları çerçevesinde Başbakan Netanyahu’nun değil, birbirlerinin etrafında toplandılar.

İsrail sağının Netanyahu'ya yönelik hayal kırıklığının bir kısmı, hükümetinin daha önce Gazze’ye karşı olan kayıtsızlığı güçlendirmesinden kaynaklanıyor. Yetkililer, düzenli olarak Hamas'ı nasıl caydıracaklarının aksine İsrail'e yönelik en büyük doğrudan tehditlerin İran’dan ve Lübnan'dan geldiği konusunda konuşuyorlardı.

Öfkenin bir diğer nedeni ise İsrail toplumunun yapısındaki derin bölünmelerin ve kamuoyundaki toksik söylemin arkasında Netanyahu'nun olması.

Böylesi bir kaosun ortasında, Batı Şeria'daki bir yerleşim biriminde yaşayan haham ve yayıncı Netanel Elyashiv, böylesi bir kaosun olduğu bir dönemde sağcı İsraillilerin bazılarının daha dengeli bir kamusal söylem istediğinin altını çizdi.

Dikkat çeken bir diğer nokta, Netanyahu'nun şahsi geleceği ne olursa olsun, Filistinlilerle ilişkiler konusunda, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkmak ve Batı Şeria'da yerleşim birimlerine destek vermek gibi yaklaşımlar popüler hale gelmeye devam ediyor.

İsrail Demokrasi Enstitüsü'nün kasım ayı sonlarında gerçekleştirdiği bir anketin sonuçlarına göre İsrailli Yahudilerin yarısından fazlası, bağımsız bir Filistin devleti kurulmasına yönelik müzakerelerin yeniden başlatılmasına karşı.

Batı Şeria'daki yerleşimciler, İsrail'in Filistin topraklarındaki varlığını sürdürmesi gerektiği tartışmasını kesin bir şekilde kazandıklarını düşünüyor.

Eliashiv'e göre İsrail ordusu ve yerleşimciler Gazze'de kalsaydı, 7 Ekim saldırısı gerçekleşmeyecekti.

Eliashiv, Batı Şeria’nın Tevrat’taki adını kullanarak ‘Yahudiye ve Samiriye Bölgesi’nde bunun gerçekleşmemesinin nedeni burada yerleşim birimlerinin olması. Güvenlik açısından burada (Gazze’de) olmamız gerekiyor’ ifadelerini kullandı. Yerleşimci haham sözlerine, “Nereden çekilsek, durum kabusa dönüşüyor” diye ekledi.

Diğer taraftan İsraillilerin bazıları, halen Gazze’de ve Batı Şeria'da faaliyet gösteren bir Filistin devletinin kurulmasıyla sorunun çözülebileceğini düşünüyorlar.

Yazar Yossi Klein Halevi, 2018 yılında hayali bir Filistinli karaktere hitaben yazılan “Letters to My Palestinian Neighbor” (Filistinli Komşuma Mektuplar) adlı bir kitap yazdı. Halevi, kitapta Ortadoğu'daki Araplar ve Yahudiler arasında ortak bir gelecek vizyonunu dile getirmeye çalışsa da 7 Ekim'den bu yana böyle bir geleceğin nasıl görüneceğini düşünmekte zorlandığını ifade etti. Kendisini ‘dikkatli bir Yahudi’ olarak tanımlayan Halevi, halen Filistinliler için dua ettiğini, ancak bunu sempatiden ziyade görev duygusuyla yaptığını belirtti.

Halevi, şikayet edercesine sözlerini şöyle sürdürdü:

“İsrail söylemini açıklamak ve Filistin söylemini anlamak için yıllarımı harcadım. İkisinin bir arada yaşayabileceği bir alan bulmaya çalıştım, ama şu an o dile sahip değilim. Artık duygusal olarak bunu yapmaya müsait değilim.”

*New York Times



Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.


Mladenov'un ofisi ile Filistin Yönetimi arasında iletişim ve koordinasyon için bir irtibat bürosu kurulması

Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)
Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)
TT

Mladenov'un ofisi ile Filistin Yönetimi arasında iletişim ve koordinasyon için bir irtibat bürosu kurulması

Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)
Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Davos Forumu'nda yaptığı konuşmada, (AP)

Gazze Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi için hazırlanan Amerikan barış planının uygulanması kapsamında, ofisi ile Filistin Yönetimi arasında resmi bir irtibat bürosu kurulduğunu duyurdu.

Mladenov'un ofisinden dün yapılan açıklamada, "Filistin Yönetimi ile irtibat bürosunun kurulmasını memnuniyetle karşılıyoruz" denilerek, bu adımın iki taraf arasında resmi ve organize bir iletişim ve koordinasyon kanalı sağlayacağı, yazışmaların açık bir kurumsal mekanizma aracılığıyla alınıp iletilmesini güvence altına alacağı belirtildi.

Şarku'l Avsat'ın DPA'den aktardığına göre açıklamada Mladenov'un "(Barış Konseyi) ile Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi arasındaki irtibat görevlisi sıfatıyla, Gazze Şeridi'ndeki geçiş yönetimi, yeniden yapılanma ve kalkınmanın çeşitli yönlerinin (dürüstlük ve etkinlik içinde) uygulanmasını sağladığı" ifade edildi.

Yapılan açıklamada, Filistin Yönetimi irtibat bürosunun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından açıklanan 20 maddelik barış planını, Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı 2025 tarihli kararına uygun olarak uygulamak ve Gazze halkı ile bölge halkı için daha istikrarlı bir gelecek inşa etmeye katkıda bulunmak amacıyla, Filistin Yönetimi irtibat bürosuyla birlikte çalışma konusundaki istekliliği ifade edildi.

Filistin Yönetimi Başkan Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh ise yaptığı kısa açıklamada, duyuruyu memnuniyetle karşılayarak şunları söyledi: "Filistin Yönetimi'ne bağlı bir irtibat bürosunun kurulması duyurusunu memnuniyetle karşılıyoruz. Bu büro, Başkan Trump'ın planını ve Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı kararını uygulamak için (Barış Konseyi) temsilcisinin ofisi ile Filistin Yönetimi arasında resmi bir koordinasyon ve iletişim kanalı sağlayacaktır."

Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi'ndeki savaşı sona erdirmeye yönelik planının ikinci aşamasının uygulanması bağlamında gerçekleşiyor. Kasım 2025'te BM Güvenlik Konseyi tarafından 2803 sayılı kararla onaylanan plan, yönetimi ve yeniden yapılanmayı denetlemek üzere geçici bir organ olarak "Barış Konseyi"nin kurulmasını ve geçici bir uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılmasını destekliyor.

Bulgar bir diplomat ve 2015-2020 yılları arasında Ortadoğu barış sürecinde BM özel temsilcisi olarak görev yapmış olan Mladenov, 2015 sonbaharından beri devam eden kırılgan ateşkes ortamında, yaygın yıkımın ardından yeniden yapılanmada büyük zorluklarla karşı karşıya olan Gazze'de "Barış Konseyi" ile Gazze Ulusal Yönetim Komitesi arasında koordinasyonu sağlamaktan sorumludur.

İrtibat ofisinin kurulması, Ramallah'taki Filistin Yönetimi ile Gazze'de yeni mekanizmalar arasındaki koordinasyonu artırmak için pratik bir adım olarak görülürken, kapsamlı silahsızlanma ve İsrail güçlerinin çekilmesi gibi planın bazı hükümlerinin uygulanması, Filistinli grupların tutumlarına ve sahadaki gelişmelere bağlı kalmaktadır.