Fransa’nın Sahel’den çekilmesi: Siyasi nüfuzun aşınması ve ekonomik çıkarların zarar görmesi

Fransız askerleri, 22 Aralık 2023’te Nijer’den çekildi. (Reuters)
Fransız askerleri, 22 Aralık 2023’te Nijer’den çekildi. (Reuters)
TT

Fransa’nın Sahel’den çekilmesi: Siyasi nüfuzun aşınması ve ekonomik çıkarların zarar görmesi

Fransız askerleri, 22 Aralık 2023’te Nijer’den çekildi. (Reuters)
Fransız askerleri, 22 Aralık 2023’te Nijer’den çekildi. (Reuters)

Fransız yetkililer, son askeri grubunun Nijer’den çekilmesini yeni yıl kutlamalarına denk gelecek şekilde zamanlama konusunda hata yapmadı. Çünkü bu sayede politikacıların ve Fransız medyasının yalnızca sınırlı ilgisini gördü. Paris, Nijer’in başkentindeki büyükelçisinin Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a yakın olan Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum’un rejimini deviren askeri cuntanın talebi üzerine ülkeyi terk etmek zorunda kalmasının ardından, Niamey’deki büyükelçiliğinin kapatıldığını duyurdu. Böylelikle Fransa, Mali ve Burkina Faso’dan sonra üçüncü Sahel ülkesindeki askeri varlığına ilişkin perdeyi indirmiş oldu. Bu da onlarca yıldır bayrağını taşıdığı bu bölgedeki nüfuzunun açıkça azalması anlamına geliyor.

Üç ülke arasındaki ortak nokta, son üç yılda sivil yönetimi deviren, Fransa’ya düşman olan askeri konseyleri bir araya getiren ve çok geçmeden Fransız kuvvetlerin topraklarından çekilmesi çağrısı yapan bir dizi askeri darbeye tanık olmaları.

Olaylar, Mali’deki askeri cuntanın, Paris’in 2013 yılı başında Tuareg isyancı güçlerinin ve aşırılık yanlısı grupların başkent Bamako’ya doğru ilerlemesine karşı askeri güçlerini göndermesiyle başladı. Operasyon, Serval adıyla başlatılırken, 2014 yılı başında ismi Barkhane olarak değiştirildi. Faaliyet kapsamı ise Mali’nin yanı sıra Burkina Faso, Nijer ve Çad’ı da kapsayacak şekilde genişletilirken, sayısı 4 bine yükseldi. Bu üç ülkede Paris, kuvvetlerini konuşlandırdığı askeri üsler kurup bu üsleri kullandı. Niamey’de olduğu gibi Çad’ın başkenti Encemine’de uluslararası havaalanının yakınında Barkhane’nin ana karargâhını kurdu.

Fotoğraf Altı: Fransa’ya yakın bir isim olan Nijer’in devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum. (Arşiv/ AFP)
Fransa’ya yakın bir isim olan Nijer’in devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum. (Arşiv/ AFP)

Fransız yetkililerin kafasını karıştıran bir soru var: Fransız kuvvetlerinin konuşlu ve aktif olduğu üç ülkede ordu nasıl darbe hazırlayabildi? Bu kuvvetler, Fransız dış istihbarat servisinin Dış Güvenlik Genel Müdürlüğü olarak adlandırdığı ve yakın zamanda yerine İç Güvenlik Genel Müdürlüğü’nü denetleyen Nicolas Lerner’in getirildiği eski Büyükelçi Bernard Emie tarafından yönetiliyordu. Yabancı istihbaratın Afrika’daki darbeler gerçekleşmeden önce bunları tespit edememesi, Rus kuvvetlerinin Ukrayna’yı işgal etmeye hazırlandığını keşfedememesi ve Büyükelçi Emie’nin görevden alınması arasında bir bağlantı var.

Fransız kuvvetlerinin daha önce bahsedilen Sahel bölgesindeki dört ülkeye ek olarak Moritanya, Libya, Çad, Togo, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Zaire, Ruanda ve Komorlar dahil olmak üzere birçok Afrika ülkesine askeri müdahalede bulunduğunu belirtmek gerekiyor. Ancak önceki operasyonlarla 2013 yılında Mali’de başlatılan ve komşu ülkelere (Burkina Faso, Nijer, Çad) yayılan operasyonlar arasındaki temel fark, ikinci operasyonların terörle mücadeleye odaklanmış olması, ilk operasyonların ise çoğunlukla Fransa’ya dost olan rejimlere yardım etme ve onların düşüşünü önleme amaçlı olmasıydı. Aslında Serval Operasyonu, başkent Bamako’yu koruduğu ve isyancıları ülkenin en kuzeyine çekilmeye zorladığı için başarılı sayıldı. Ordunun Mali’ye gönderilmesi emrini veren eski Cumhurbaşkanı François Hollande’in daha sonra başkent Bamako’da kahraman olarak kabul edilmesi bunun kanıtı. Hollande, Le Monde gazetesine yaptığı bir açıklamada “Her ne kadar terörle mücadele Fransızları çok hızlı bir şekilde korumak anlamına gelse de Batı Afrika ülkelerinin talebi, hatta onların ısrarı üzerine müdahale etme kararını, (esasen) Fransa’nın çıkarına olmayan bir şekilde aldım” demişti.

Fotoğraf Altı: Niamey’de, darbeyi destekleyen göstericiler, 9 Aralık 2023 (AP)
Niamey’de, darbeyi destekleyen göstericiler, 9 Aralık 2023 (AP)

Ancak Serval ve ardından Barkhane’nin piyasaya sürülmesinden on yıl sonra, Fransız kuvvetlerin bazı radikal ve terör örgütlerinin liderlerini ortadan kaldırmayı başarmasına rağmen, terörle mücadele misyonunun başarıyla taçlandırıldığı görünmüyor. Şarku’l Avsat’ın gözlemlerine göre Kuzey ve orta Mali’nin ardından Burkina Faso ve Nijer’i tehdit eden bu örgütler, hatta Fildişi Sahili, Benin ve Togo gibi Gine Körfezi ülkelerine doğru da yayılıyor.

Uluslararası ilişkiler araştırmacısı Elie Tenenbaum, Fransa’nın başarısızlığının ‘Barkhane’nin siyasi, sosyal ve ekonomik bir sürece eşlik etmesi ve yerel yönetimlere terör ve cihatçı örgütlerin beslendiği sorunların çözümü için yeterli süre sağlaması gerektiği’ şeklinde açıklanması gerektiğini söyledi. Ancak bu süreç ya hiç gün yüzü görmedi ya da etkileri sınırlı kaldı. Bu, Paris’i ‘bu örgütlerle gizli anlaşma yapmakla’ suçlayacak kadar ileri giden Fransız karşıtı propagandanın kapısını açtı. Diğer sebep ise tamamen askeri olup, Fransız kuvvetlerinin sayısına dayanıyor. Öyle ki sayıları 4 ila 5 bin üye arasında değişen Fransız kuvvetleri, hiçbir zaman toplam alanı 2 milyar 754 milyon kilometrekare olan üç ülkeyi kapsamaya yetmedi. Ancak Afrikalı araştırmacı Babe Dakomo’ya göre Sahel’in birçok sakini, Fransız ordusu gibi en son silahlarla donatılmış bir ordunun nasıl yüzlerce isyancı unsuru ortadan kaldıramadığını merak ediyor.

Fotoğraf Altı: Göstericiler, Niamey’de Rus bayrağı açtı, 3 Ağustos 2023 (AFP)
Göstericiler, Niamey’de Rus bayrağı açtı, 3 Ağustos 2023 (AFP)

Her hafta Fransızların ayrılmasını talep eden üç başkenti (Bamako, Vagadugu ve Niamey) kızıştıran gösteriler ve protestolar yoluyla ortaya çıkan siyasi redde dayanmasaydı askeri başarısızlık, Afrika’nın Fransız kuvvetlerinin Sahel ülkelerinden çekilmesi yönündeki arzusunu haklı çıkarmazdı. Paris, Rusya’nın, Rus medya kuruluşlarının ve adı geçen üç ülkedeki bazı etkili isimlerin Fransa’ya karşı öfkeyi körüklediğine inanıyor. Bu kuruluşlar, bağımsızlıklarının üzerinden altmış yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen halen bu ülkelerin yanında olan eski sömürgeciye karşı onun sömürgesiymiş gibi gösterme kartına başvuruyor. Bu politikayı tanımlamak için Fransa’nın ‘Birleşmiş Milletler’de (BM) Fransa’nın yanında oy kullanma ve Fransız şirketlerine ekonomik öncelik verme karşılığında Sahel’deki mevcut rejimleri koruma’ taahhüdüne dayanan Fransa- Afrika politikası kavramı kullanılıyor. Her ne kadar Sosyalist Cumhurbaşkanı François Mitterrand, bu politikaya son verilmesi çağrısında bulunan ilk kişi olsa da pek çok kişi bunun pratikte ve çeşitli biçimlerde halen var olduğuna inanıyor. Cumhurbaşkanı Macron da sürekli olarak ‘bu politikanın döneminin sonsuza dek sona erdiğini’ tekrarlıyor. Yukarıların yanı sıra Paris’in özgürlükler ve insan hakları konusundaki politikasını kendi çıkarlarına göre şekillendirdiği kanaati var. Örneğin Bamako, Vagadugu ve Niamey’de yaşanan darbeleri kınadı. Ancak Cumhurbaşkanı Idriss Deby’nin savaş alanında ölmesi ve oğlu Mahamat Idriss Deby’nin ülke anayasasını ihlal ederek iktidarı ele geçirmesinin ardından Çad’da meydana gelen darbede yanlış bir şey görmüyordu.

Fransız politikasına karşı çıkılmasının, Sahel ülkeleri ve Fransız nüfuzunun var olduğu diğer alanlar üzerindeki ekonomik hegemonyanın reddedilmesiyle paralel olduğu unutulmamalı. CFA frangı ve resmi adıyla Fransız emperyalizminin sembollerinden biri olarak görülen Afrika Finans Grubu, Fransız ekonomik ve mali hegemonyasının sembollerinden biridir. Afrika Frangı, Frankofon ülkelerin çoğunun bağımsızlığından 15 ila 20 yıl önce, 1945’te doğdu. Bu para birimini kullanan ülkeler, varlıklarının yarısını Fransa Merkez Bankası nezdindeki bir hesaba yatırmak zorunda. Ayrıca Afrika para birimlerinin Fransa’da basılmasının yanı sıra, Fransız makamlarının temsilcileri Afrika merkez bankalarının yönetimine katılmaktadır. Kısacası Fransız frangı, Afrika kamuoyunun gözünde ‘Fransa’ya ve ekonomisine bağımlı’ olarak değerlendiriliyor. Bugüne kadar bu durumu düzeltmeye yönelik tüm girişimler başarısız oldu. Daha sonra Fransa’nın Afrika ülkelerine ve Sahel’e özellikle yönetişim, insan haklarına saygı ve basın özgürlüğü ile ilgili belirli kriterlere göre kalkınma yardımı sağlama konusundaki bağlılığı, birçok kişinin Paris’in bu ülkeler üzerinde vesayet uyguladığını düşünmesine yol açıyor. Bu durum ise büyük ölçüde kabul edilemez hale geldi.



Lübnan Ateşkesi’nin uzatıldığını açıklayan Trump Hürmüz’de baskıyı artırıyor

Lübnan Ateşkesi’nin uzatıldığını açıklayan Trump Hürmüz’de baskıyı artırıyor
TT

Lübnan Ateşkesi’nin uzatıldığını açıklayan Trump Hürmüz’de baskıyı artırıyor

Lübnan Ateşkesi’nin uzatıldığını açıklayan Trump Hürmüz’de baskıyı artırıyor

ABD diplomasisi dün  (Perşembe) Beyaz Saray’da dikkat çekici bir ilerleme kaydetti. Başkan Donald Trump, Lübnan ve İsrail’in ateşkesi “3 hafta” daha uzatma konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu. Bu adımın, 17 Nisan’dan bu yana yürürlükte olan “Nisan mutabakatı”nın çökmesini önlemeyi amaçladığı belirtildi. Açıklama, Trump’ın iki ülkenin büyükelçilerini Beyaz Saray’da kabul ederek bizzat katıldığı “kritik” görüşmelerin ardından geldi. Görüşmeler, Beyrut’un güneydeki kırılgan sükûneti pekiştirmek amacıyla ateşkesin uzatılması talebi üzerine yapıldı.

Siyasi düzeydeki bu görece rahatlamaya rağmen sahada gerilim sürüyor. İsrail ordusu, roket platformlarını imha ettiğini ve Hizbullah’tan 3 unsurun öldürüldüğünü açıkladı. İsrail Kamu Yayın Kurumu ise, Hizbullah’ın gönderdiği bir insansız hava aracı saldırısında bir askerin yaralandığını bildirdi. Hizbullah da, İsrail’in “ihlallerine” karşılık olarak Ştula kasabasını hedef aldığını duyurdu.

Sahada bir diğer kritik cephe ise Hürmüz Boğazı. ABD ile İran arasındaki gerilim “bilek güreşi” aşamasına ulaşmış durumda. Trump, ABD’nin boğaz üzerinde “tam kontrol” sağladığını ve buranın “sıkı şekilde kapalı kalacağını” belirtirken, mayın döşeyen unsurlara “ateş açılması” talimatı verdiğini açıkladı. ABD güçlerinin İran’a ait hedeflerin yaklaşık yüzde 75’ini vurduğunu da öne sürdü. İran’ın ateşkes sürecinde askeri kapasitesini artırabileceğinden şüphe duyduğunu dile getiren Trump, buna rağmen “kalıcı” olması şartıyla bir anlaşmaya açık kapı bıraktı.

Bu baskıya karşılık İran da tansiyonu yükseltti. Daha fazla mayın döşendiği ve iki konteyner gemisinin alıkonulduğu bildirildi. Bu hamlelerin, ABD’nin bir İran petrol tankerine yönelik operasyonuna karşılık olarak gerçekleştirildiği ifade edildi.

Washington’da varılan “üç haftalık anlaşma” ile Hürmüz’de tırmanan kriz arasında kalan bölge, sınır hattında sükûnet arayışı ile denizlerdeki nüfuz mücadelesinin iç içe geçtiği son derece karmaşık bir tabloyla karşı karşıya bulunuyor.


Irak’ta başbakan adaylığı konusunda karar anı yaklaşıyor

Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin Bağdat'taki bir toplantısından (INA)
Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin Bağdat'taki bir toplantısından (INA)
TT

Irak’ta başbakan adaylığı konusunda karar anı yaklaşıyor

Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin Bağdat'taki bir toplantısından (INA)
Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin Bağdat'taki bir toplantısından (INA)

Irak’ta başbakan adayının belirlenmesiyle ilgili anayasal süre yarın doluyor. Sürenin dolmasına kısa bir süre kala (Şii) Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin liderleri arasında başbakan adayının belirlenmesi konusunda yoğun görüşmeler yaşandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan çeşitli kaynaklar, Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin liderlerinden Nuri el-Maliki, Kays el-Hazali, Ammar el-Hekim ve Hamam Hamudi arasında gerçekleşen görüşmelerde, Basem el-Bedri'nin adaylığı konusundaki anlaşmazlıkların giderilmesi olasılığının ele alındığını söyledi.

Hesap Verebilirlik ve Adalet Kurulu Başkanı Bedri, başbakan adayının 8 oy çoğunluğuyla seçilmesi konusunda mutabık kalan Koordinasyon Çerçevesi liderlerinin 12 oyundan 7'sini almıştı.

Kaynaklar, Şii ittifakın üzerinde uzlaştığı aday konusunda kararını ertelemesinin, bazıları mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani'nin adaylığını destekleyen kararsız oylar olmasından kaynaklandığını açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre son saatlerdeki görüşmeler Koordinasyon Çerçevesi güçlerini başbakanlık için nihai bir aday üzerinde anlaşmaya yaklaştırsa da olası sürpriz gelişmeler, Koordinasyon Çerçevesi masasında yer alan 6 kişilik listeden başka bir adaya geri dönülmesine neden olabilir.


Suriye, Hizbullah'a karşı kırmızı çizgilerini çiziyor

Fotoğraf: Al Majalla/AFP
Fotoğraf: Al Majalla/AFP
TT

Suriye, Hizbullah'a karşı kırmızı çizgilerini çiziyor

Fotoğraf: Al Majalla/AFP
Fotoğraf: Al Majalla/AFP

Subhi Franjieh

Suriye-Lübnan sınırı, Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024 tarihindeki çöküşünün ardından eşi ve benzeri görülmemiş bir gerilime sahne oldu. Suriye hükümeti, Lübnan’daki Hizbullah'ın gerçekleştirdiği kaçakçılık faaliyetlerine karşı koymak amacıyla sınıra yoğun takviye güçler sevk ederken Hizbullah da Şam'ın Lübnan topraklarına olası askeri müdahalesini engelleme gerekçesiyle yüzlerce üyesini sınır bölgelerine konuşlandırıyor. Tüm bunlar, Hizbullah'ın sınırın her iki yakasından silah ve savaşçı transfer etme girişimlerini sürdürdüğü bir ortamda yaşanıyor. Çeşitli saha kaynaklarından edinilen bilgilere göre Hizbullah’a bağlı hücreler, Esed dönemi Hizbullah saflarında ve İran destekli milislerde görev yapmış Suriyeli savaşçıları yeniden bünyelerine katmak için aktif bir şekilde faaliyet yürütüyor.

Suriye hükümeti, özellikle geçtiğimiz şubat ayı sonlarında ABD ve İsrail'in İran'a savaş açmalarıyla son haftalarda Suriye-Lübnan sınırındaki kuvvetlerini belirgin biçimde artırdı. Şam'ın bu hamlesi, sınırı kontrol altına almak ve Hizbullah'ın silah sevkiyatı ile milislerin geçişini sağlamak amacıyla sınırı kullanmasının önüne geçmeye yönelik bir girişim olarak değerlendiriliyor. Suriye hükümeti sınır güvenliğini büyük ölçüde sağlamış olsa da kaynaklara göre kaçakçılık faaliyetlerinin tümüyle önüne geçilemiyor. Aynı kaynaklar, Suriye hükümetinin aldığı tüm tedbirlere karşın son iki hafta içinde Suriye'den Lübnan'a yönelik birçok kaçakçılık operasyonunun başarıyla gerçekleştirildiğini belirtiyor. Kaynaklara göre sınırın tamamen kontrol altına alınması mümkün değil. Bunu zorlaştıran etkenler arasında lojistik güçlükler, sınırın her iki yakasındaki toprakların ve ailelerin iç içe geçmiş yapısı ve Esed rejimi ile Hizbullah'ın uzun yıllar boyunca inşa ettiği karmaşık tünel ağı sayılabilir.

Tehdidin yalnızca Suriye-Lübnan sınırıyla sınırlı olmadığını, Suriye şehirlerinin içlerine kadar uzandığını değerlendiren hükümet, Şam ve çevresi, Humus, Deyrizzor, Dera, Tartus, Zebedani, Kusayr ve diğer şehirlerdeki güvenlik önlemlerini yoğunlaştırdı. Suriye’de Hizbullah ve diğer İran destekli milislerle bağlantısını sürdüren hücrelere karşı haftalık bazda güvenlik operasyonları ve baskınlar düzenleniyor. Suriye İçişleri Bakanlığı, 19 Nisan Pazar günü ülkedeki istikrarı ve kamu güvenliğini tehdit etmeyi hedefleyen girişimlerin engellendiğini açıkladı. Bu girişimlerin arkasında eski rejimden kişilerle Hizbullah'a bağlı hücrelerin bulunduğunu belirten bakanlık ayrıca engellenen girişimlerden birinin Kuneytra’da gerçekleştiğini, burada Hizbullah bağlantılı ve sınır dışındaki bölgeden saldırı planlamakta olan bir hücrenin yakalandığını duyurdu. Bu açıklama, söz konusu hücrenin Suriye topraklarından İsrail'i hedef almaya çalıştığına işaret etti. İçişleri Bakanlığı'na göre ele geçirilen silahlar arasında ‘profesyonelce hazırlanmış ve bir sivil araçta gizlenmiş’ roketler ve roket fırlatma rampaları da bulunuyor.

Suriye hükümeti aynı zamanda Esed rejiminin çöküşünün ardından Suriye'den Irak'a geçen Hizbullah üyelerinin ve İran destekli milislerin Suriye'deki hücre yapılanmalarını yeniden oluşturmak amacıyla yürüttüğü adam toplama ağlarını çözmeye yönelik kapsamlı istihbarat çalışmaları da sürdürüyor.Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre üye kazanma faaliyetleri, aylık 300 dolara kadar ulaşabilen maaş teklifleriyle söz konusu milislerin eski savaşçılarını hedef alıyor.

Suriye hükümeti, özellikle geçtiğimiz şubat ayı sonlarında ABD ve İsrail'in İran'a savaş açmalarıyla son haftalarda Suriye-Lübnan sınırındaki kuvvetlerini belirgin biçimde artırdı. Şam'ın bu hamlesi, sınırı kontrol altına almanın yanı sıra Hizbullah'ın silah sevkiyatı yapmasını ve milislerin geçişini engellemeyi amaçlıyor.

Suriye hükümeti, güçlerini ve kaynaklarını seferber etti

Suriye-Lübnan sınırında görüşülen Suriyeli güvenlik kaynakları, Suriye ordusunun son iki hafta içinde sınır bölgesine yüzlerce personel sevk ettiğini doğruladı. Bu takviyeye Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı güçler, sınır güvenliği, terörle mücadele ve kaçakçılıkla mücadele ekipleri de eşlik ederken tüm bu adımlar sınır denetimini sıkılaştırmayı ve kaçakçılık operasyonlarını engellemeyi amaçlıyor.

Kaynaklara göre bu takviyeler, Hizbullah'ın kendi adına çalışan Suriyeli unsurları sınırdan Lübnan'a geçirmeye çalıştığına dair istihbarat bilgileriyle eş zamanlı olarak hayata geçirildi. Öte yandan Hizbullah, Suriye'de bıraktığı ve henüz Suriye hükümetinin eline geçmemiş silahları Lübnan topraklarına taşımaya çalışıyor. Bu amaçla yıllardır güvendiği kaçakçılara başvuran Hizbullah, Suriyeli ve Lübnanlı ailelerin iç içe geçtiği ve Hizbullah'a hizmet ettiği bazı sınır noktalarını da kullanıyor.

fdgbhyj
Şam yakınlarındaki bir tünelin girişini açan Suriyeli bir asker (AFP)

Suriyeli bir güvenlik yetkilisi, Suriye hükümetinin Suriye-Lübnan sınırında haftalık bazda birden fazla kaçakçılık operasyonunu engellediğini belirtti. Sınırın tam anlamıyla kontrol altına alınmasının son derece güç bir iş olduğunu, bunun için daha büyük kuvvetlere, daha gelişmiş teçhizata ve Lübnan tarafıyla güvenli ve güvenilir iletişim kanallarına ihtiyaç duyulduğunu belirten yetkili, bazı kaçakçılık faaliyetlerinin başarıya ulaşmış olabileceğini de ifade etti. Ancak aynı yetkili, Suriye ordusu, İstihbarat Teşkilatı ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı güçlerin kaçakçılığa dair kendilerine ulaşan her bilgiyi kararlı ve anında bir tutumla değerlendirdiğinin de altını çizdi.

Hizbullah'ın birkaç gün önce Suriye'de bıraktığı ve henüz müsadere edilmemiş silahlarını, geçtiğimiz haftalarda İsrail saldırılarının hedef aldığı silah depolarındaki eksiği kapatmak amacıyla Lübnan'da kontrolündeki bölgelere kaçırma çalışmasını sürdürdüğü belirtildi.

Edinilen bilgilere göre Hizbullah'ın kaçırmaya çalıştığı silahlar arasında roketler, makineli tüfekler ve mayınlar yer alıyor. Öte yandan Hizbullah’ın hafif ve bireysel silahları kaçırmak gibi bir girişimi söz konusu değil. Çünkü bu tür silahların kaçırılmasının getireceği risk, sağlayacağı faydanın çok daha üzerinde olarak değerlendiriliyor.

Şam hükümeti, her hafta Suriye-Lübnan sınırındaki birçok kaçakçılık girişimini engelliyor.

Suriye hükümeti, sadece kaçakçılıkla mücadele ve hücrelere baskın düzenlemekle kalmıyor, aynı zamanda yakın vadede Suriye içinde ya da Suriye topraklarından İsrail'e yönelik eylem gerçekleştirebilecek hücrelerin bir an önce tespit edilip yakalanması amacıyla sorgu operasyonlarını yoğunlaştırıyor ve istihbarat bilgileri topluyor. Edinilen bilgilere göre geçtiğimiz mart ayı sonlarında Deyrizor'da yakalanan Hizbullah hücresiyle yürütülen soruşturmalar, akabinde Suriye'nin farklı bölgelerine yayılmış ve birbirleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen dörtten fazla hücrenin daha çökertilmesini sağladı. Söz konusu hücrelerin tamamının Hizbullah adına faaliyet yürüttüğü belirlendi.

Suriye İçişleri Bakanlığı tarafından 18 Nisan Cumartesi günü yapılan açıklamada güvenlik birimlerinin ‘birleşik bir güvenlik operasyonu’ gerçekleştirerek ‘birçok köy ve kasabada’ faaliyet yürüten bir ‘terör hücresini’ çökerttiklerini duyurdu. Bakanlık, söz konusu hücrenin ‘araçlara bomba yerleştirme, patlayıcı düzenek hazırlama ve mayın döşeme’ eylemlerine karıştığını belirtti. Suriye İçişleri Bakanlığı soruşturmalarına göre hücre üyeleri, yurt dışında uzman eğiticiler tarafından patlayıcı yerleştirme ve imalatı konularında özel eğitim almıştı.

Hizbullah sınır yakınlarında varlığını yoğunlaştırırken Suriyelileri kendi saflarına katıyor

Hizbullah liderlerinin rejimin çöküşünün ardından örgütün Suriye’nin iç işlerine karışmayacağını defalarca kez dile getirmesine karşın sahadaki faaliyetleri bu açıklamaların tersini yansıtıyor. Suriye hükümeti, Suriye'nin iç bölgelerinde ve sınırlarında Hizbullah bağlantılı hücrelerin yakalandığını sürekli olarak kamuoyuyla paylaşıyor. Bunun yanı sıra eski rejimin çöküşünden önce İran destekli milislerin saflarında yer alan bazı kişilerin, Suriye'deki İran destekli milisler ve Hizbullah'a bağlı grupların eski liderleri tarafından arandığı da biliniyor. İki ayrı kaynağa göre bu temas girişimleri, söz konusu kişileri yeniden saflarına kazanmaya yönelik bir çabadan ibaret.

dfvbgtrhyj
Suriye-Lübnan sınırında devriye gezen Suriyeli askerler (AFP)

Hizbullah'ın son iki hafta içinde yüzlerce üyesini Şam kırsalı ve Humus'a karşı cephede yer alan Suriye sınır bölgelerine sevk etmesinin ardından Suriye ordusunun Lübnan topraklarına girerek örgütün silahlarını ele geçirebileceğine dair haberleri ciddiye aldığı anlaşılıyor. Edinilen bilgilere göre bölgeye gönderilen üyeler arasında eski rejim saflarında ve Hizbullah ile İran bağlantılı milislere katılan ve Beşşar Esed'in 2024 yılının aralık ayında ülkeden kaçmasının ve rejimin çökmesinin ardından ülkeden firar eden Suriyeliler de bulunuyor. Bu kişilerin Suriye-Lübnan sınırına yakın bölgelerdeki varlıkları, Suriye hükümetinin Lübnan topraklarında herhangi bir askeri operasyon başlatmaya karar vermesi ihtimaline karşı ‘önleyici bir tedbir almayı’ ve ‘karşılık vermeye hazır olmayı’ amaçlıyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, 13 Nisan'da yayımlanan görüntülü konuşmasında şunları söyledi:

“İsrail'in Lübnan'a saldırı halinde olduğu bir dönemde, Suriye ordusunun ya da Suriye'den birinin Lübnan'ın sorununa müdahil olması için sorun çıkarmak amacıyla zehir saçanlar büyük bir suç işliyor. Suriye liderliğinin ve Suriye halkının, ABD, İsrail ve bu ülkelerin Suriye ile Lübnan arasında sorun çıkarmak istediğinin farkında olduğuna inanıyorum."

Hizbullah'ın Suriye ile bir sorunu olmadığını ve tek düşmanlarının ‘ABD himayesi altındaki İsrail’ olduğunu vurgulayan Kasım, kendi saflarındaki savaşçıları İsrail sınırı yakınlarındaki Suriye bölgelerine sevk etmesinin olağan bir durum olup olmadığına ve bunun Hizbullah'ı doğrudan karşısına almaya yönelik bir kışkırtma olmayıp Suriye hükümetinin kendi güvenliğini koruma çabası çerçevesinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine ise değinmedi.

Suriye hükümeti şimdiye kadar Hizbullah ile herhangi bir doğrudan çatışmaya girmekten kaçınarak daha çok sınırlarını koruma ve Suriye'yi İsrail ile savaşa sürüklemeye çalışan Hizbullah hücrelerini çökertmeye yöneldi. Kaynaklardan edinilen bilgilere göre Suriye hükümeti, çeşitli Lübnanlı liderlerle yaptığı görüşmelerde, Hizbullah ile doğrudan bir çatışma istemediğini ve Suriye'nin Lübnan'a müdahalesinin Şam'ın gündeminde yer almadığını defalarca kez teyit etti. Aynı zamanda, Lübnan hükümetinin Suriye ile olan sınırını güvence altına almak ve Hizbullah'ın gündemini hayata geçirmesinin ve saldırılarını Suriye sınırından yürütmesinin önüne geçmek için elinden gelen her türlü çabayı göstermesi gerektiğini de vurguladı. Lübnan ordusu ve hükümetine sınır güvenliğinin sağlanması konusunda her türlü desteği sunmaya hazır olduğunu da bildiren Şam, sınırlarını ve güvenliğini korumak için hiçbir çabadan kaçınmayacağını da teyit etti. Öte yandan birçok analiste göre Lübnan ordusu şu an sınırı kontrol altına alabilecek kapasiteden yoksun. Bunun başlıca nedeni, Lübnan hükümeti ve ordusunun İsrail ile olası bir anlaşmanın hayata geçirilmesi ve Güney Lübnan'da güvenliğin tesisi için tüm güçlerini seferber etmiş olması. Bunun yanında Hizbullah, Şam ve Humus’a karşı cephede yer alan sınır bölgelerinde tam kontrol sağlıyor. Lübnan ordusunun bu bölgelerdeki kontrolü ele geçirebilmesi ise büyük zaman, çaba ve kaynak gerektiriyor. Analistlere göre silahların yalnızca Lübnan devletinin elinde toplanması ve Hizbullah'ın silahsızlandırılması, bölgedeki pek çok düğümün çözülmesinde vazgeçilmez bir anahtar olmaya devam ediyor.