Fransa’nın Sahel’den çekilmesi: Siyasi nüfuzun aşınması ve ekonomik çıkarların zarar görmesi

Fransız askerleri, 22 Aralık 2023’te Nijer’den çekildi. (Reuters)
Fransız askerleri, 22 Aralık 2023’te Nijer’den çekildi. (Reuters)
TT

Fransa’nın Sahel’den çekilmesi: Siyasi nüfuzun aşınması ve ekonomik çıkarların zarar görmesi

Fransız askerleri, 22 Aralık 2023’te Nijer’den çekildi. (Reuters)
Fransız askerleri, 22 Aralık 2023’te Nijer’den çekildi. (Reuters)

Fransız yetkililer, son askeri grubunun Nijer’den çekilmesini yeni yıl kutlamalarına denk gelecek şekilde zamanlama konusunda hata yapmadı. Çünkü bu sayede politikacıların ve Fransız medyasının yalnızca sınırlı ilgisini gördü. Paris, Nijer’in başkentindeki büyükelçisinin Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a yakın olan Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum’un rejimini deviren askeri cuntanın talebi üzerine ülkeyi terk etmek zorunda kalmasının ardından, Niamey’deki büyükelçiliğinin kapatıldığını duyurdu. Böylelikle Fransa, Mali ve Burkina Faso’dan sonra üçüncü Sahel ülkesindeki askeri varlığına ilişkin perdeyi indirmiş oldu. Bu da onlarca yıldır bayrağını taşıdığı bu bölgedeki nüfuzunun açıkça azalması anlamına geliyor.

Üç ülke arasındaki ortak nokta, son üç yılda sivil yönetimi deviren, Fransa’ya düşman olan askeri konseyleri bir araya getiren ve çok geçmeden Fransız kuvvetlerin topraklarından çekilmesi çağrısı yapan bir dizi askeri darbeye tanık olmaları.

Olaylar, Mali’deki askeri cuntanın, Paris’in 2013 yılı başında Tuareg isyancı güçlerinin ve aşırılık yanlısı grupların başkent Bamako’ya doğru ilerlemesine karşı askeri güçlerini göndermesiyle başladı. Operasyon, Serval adıyla başlatılırken, 2014 yılı başında ismi Barkhane olarak değiştirildi. Faaliyet kapsamı ise Mali’nin yanı sıra Burkina Faso, Nijer ve Çad’ı da kapsayacak şekilde genişletilirken, sayısı 4 bine yükseldi. Bu üç ülkede Paris, kuvvetlerini konuşlandırdığı askeri üsler kurup bu üsleri kullandı. Niamey’de olduğu gibi Çad’ın başkenti Encemine’de uluslararası havaalanının yakınında Barkhane’nin ana karargâhını kurdu.

Fotoğraf Altı: Fransa’ya yakın bir isim olan Nijer’in devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum. (Arşiv/ AFP)
Fransa’ya yakın bir isim olan Nijer’in devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum. (Arşiv/ AFP)

Fransız yetkililerin kafasını karıştıran bir soru var: Fransız kuvvetlerinin konuşlu ve aktif olduğu üç ülkede ordu nasıl darbe hazırlayabildi? Bu kuvvetler, Fransız dış istihbarat servisinin Dış Güvenlik Genel Müdürlüğü olarak adlandırdığı ve yakın zamanda yerine İç Güvenlik Genel Müdürlüğü’nü denetleyen Nicolas Lerner’in getirildiği eski Büyükelçi Bernard Emie tarafından yönetiliyordu. Yabancı istihbaratın Afrika’daki darbeler gerçekleşmeden önce bunları tespit edememesi, Rus kuvvetlerinin Ukrayna’yı işgal etmeye hazırlandığını keşfedememesi ve Büyükelçi Emie’nin görevden alınması arasında bir bağlantı var.

Fransız kuvvetlerinin daha önce bahsedilen Sahel bölgesindeki dört ülkeye ek olarak Moritanya, Libya, Çad, Togo, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Zaire, Ruanda ve Komorlar dahil olmak üzere birçok Afrika ülkesine askeri müdahalede bulunduğunu belirtmek gerekiyor. Ancak önceki operasyonlarla 2013 yılında Mali’de başlatılan ve komşu ülkelere (Burkina Faso, Nijer, Çad) yayılan operasyonlar arasındaki temel fark, ikinci operasyonların terörle mücadeleye odaklanmış olması, ilk operasyonların ise çoğunlukla Fransa’ya dost olan rejimlere yardım etme ve onların düşüşünü önleme amaçlı olmasıydı. Aslında Serval Operasyonu, başkent Bamako’yu koruduğu ve isyancıları ülkenin en kuzeyine çekilmeye zorladığı için başarılı sayıldı. Ordunun Mali’ye gönderilmesi emrini veren eski Cumhurbaşkanı François Hollande’in daha sonra başkent Bamako’da kahraman olarak kabul edilmesi bunun kanıtı. Hollande, Le Monde gazetesine yaptığı bir açıklamada “Her ne kadar terörle mücadele Fransızları çok hızlı bir şekilde korumak anlamına gelse de Batı Afrika ülkelerinin talebi, hatta onların ısrarı üzerine müdahale etme kararını, (esasen) Fransa’nın çıkarına olmayan bir şekilde aldım” demişti.

Fotoğraf Altı: Niamey’de, darbeyi destekleyen göstericiler, 9 Aralık 2023 (AP)
Niamey’de, darbeyi destekleyen göstericiler, 9 Aralık 2023 (AP)

Ancak Serval ve ardından Barkhane’nin piyasaya sürülmesinden on yıl sonra, Fransız kuvvetlerin bazı radikal ve terör örgütlerinin liderlerini ortadan kaldırmayı başarmasına rağmen, terörle mücadele misyonunun başarıyla taçlandırıldığı görünmüyor. Şarku’l Avsat’ın gözlemlerine göre Kuzey ve orta Mali’nin ardından Burkina Faso ve Nijer’i tehdit eden bu örgütler, hatta Fildişi Sahili, Benin ve Togo gibi Gine Körfezi ülkelerine doğru da yayılıyor.

Uluslararası ilişkiler araştırmacısı Elie Tenenbaum, Fransa’nın başarısızlığının ‘Barkhane’nin siyasi, sosyal ve ekonomik bir sürece eşlik etmesi ve yerel yönetimlere terör ve cihatçı örgütlerin beslendiği sorunların çözümü için yeterli süre sağlaması gerektiği’ şeklinde açıklanması gerektiğini söyledi. Ancak bu süreç ya hiç gün yüzü görmedi ya da etkileri sınırlı kaldı. Bu, Paris’i ‘bu örgütlerle gizli anlaşma yapmakla’ suçlayacak kadar ileri giden Fransız karşıtı propagandanın kapısını açtı. Diğer sebep ise tamamen askeri olup, Fransız kuvvetlerinin sayısına dayanıyor. Öyle ki sayıları 4 ila 5 bin üye arasında değişen Fransız kuvvetleri, hiçbir zaman toplam alanı 2 milyar 754 milyon kilometrekare olan üç ülkeyi kapsamaya yetmedi. Ancak Afrikalı araştırmacı Babe Dakomo’ya göre Sahel’in birçok sakini, Fransız ordusu gibi en son silahlarla donatılmış bir ordunun nasıl yüzlerce isyancı unsuru ortadan kaldıramadığını merak ediyor.

Fotoğraf Altı: Göstericiler, Niamey’de Rus bayrağı açtı, 3 Ağustos 2023 (AFP)
Göstericiler, Niamey’de Rus bayrağı açtı, 3 Ağustos 2023 (AFP)

Her hafta Fransızların ayrılmasını talep eden üç başkenti (Bamako, Vagadugu ve Niamey) kızıştıran gösteriler ve protestolar yoluyla ortaya çıkan siyasi redde dayanmasaydı askeri başarısızlık, Afrika’nın Fransız kuvvetlerinin Sahel ülkelerinden çekilmesi yönündeki arzusunu haklı çıkarmazdı. Paris, Rusya’nın, Rus medya kuruluşlarının ve adı geçen üç ülkedeki bazı etkili isimlerin Fransa’ya karşı öfkeyi körüklediğine inanıyor. Bu kuruluşlar, bağımsızlıklarının üzerinden altmış yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen halen bu ülkelerin yanında olan eski sömürgeciye karşı onun sömürgesiymiş gibi gösterme kartına başvuruyor. Bu politikayı tanımlamak için Fransa’nın ‘Birleşmiş Milletler’de (BM) Fransa’nın yanında oy kullanma ve Fransız şirketlerine ekonomik öncelik verme karşılığında Sahel’deki mevcut rejimleri koruma’ taahhüdüne dayanan Fransa- Afrika politikası kavramı kullanılıyor. Her ne kadar Sosyalist Cumhurbaşkanı François Mitterrand, bu politikaya son verilmesi çağrısında bulunan ilk kişi olsa da pek çok kişi bunun pratikte ve çeşitli biçimlerde halen var olduğuna inanıyor. Cumhurbaşkanı Macron da sürekli olarak ‘bu politikanın döneminin sonsuza dek sona erdiğini’ tekrarlıyor. Yukarıların yanı sıra Paris’in özgürlükler ve insan hakları konusundaki politikasını kendi çıkarlarına göre şekillendirdiği kanaati var. Örneğin Bamako, Vagadugu ve Niamey’de yaşanan darbeleri kınadı. Ancak Cumhurbaşkanı Idriss Deby’nin savaş alanında ölmesi ve oğlu Mahamat Idriss Deby’nin ülke anayasasını ihlal ederek iktidarı ele geçirmesinin ardından Çad’da meydana gelen darbede yanlış bir şey görmüyordu.

Fransız politikasına karşı çıkılmasının, Sahel ülkeleri ve Fransız nüfuzunun var olduğu diğer alanlar üzerindeki ekonomik hegemonyanın reddedilmesiyle paralel olduğu unutulmamalı. CFA frangı ve resmi adıyla Fransız emperyalizminin sembollerinden biri olarak görülen Afrika Finans Grubu, Fransız ekonomik ve mali hegemonyasının sembollerinden biridir. Afrika Frangı, Frankofon ülkelerin çoğunun bağımsızlığından 15 ila 20 yıl önce, 1945’te doğdu. Bu para birimini kullanan ülkeler, varlıklarının yarısını Fransa Merkez Bankası nezdindeki bir hesaba yatırmak zorunda. Ayrıca Afrika para birimlerinin Fransa’da basılmasının yanı sıra, Fransız makamlarının temsilcileri Afrika merkez bankalarının yönetimine katılmaktadır. Kısacası Fransız frangı, Afrika kamuoyunun gözünde ‘Fransa’ya ve ekonomisine bağımlı’ olarak değerlendiriliyor. Bugüne kadar bu durumu düzeltmeye yönelik tüm girişimler başarısız oldu. Daha sonra Fransa’nın Afrika ülkelerine ve Sahel’e özellikle yönetişim, insan haklarına saygı ve basın özgürlüğü ile ilgili belirli kriterlere göre kalkınma yardımı sağlama konusundaki bağlılığı, birçok kişinin Paris’in bu ülkeler üzerinde vesayet uyguladığını düşünmesine yol açıyor. Bu durum ise büyük ölçüde kabul edilemez hale geldi.



Irak Kürdistanı İHA ve füzelerden kaynaklanan ölüm sayısını açıkladı

Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
TT

Irak Kürdistanı İHA ve füzelerden kaynaklanan ölüm sayısını açıkladı

Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) yetkilileri bugün yaptıkları açıklamada, yaklaşık iki ay boyunca bölgenin farklı noktalarını hedef alan yüzlerce insansız hava aracı (İHA) ve roket saldırısında 20 kişinin hayatını kaybettiğini, 123 kişinin yaralandığını bildirdi. Açıklamada, bölgesel gerilimlerin arttıığı bir dönemde saldırıların yoğunlaştığına dikkat çekildi.

Yetkililerin yayımladığı resmi verilere göre 28 Şubat’tan geçtiğimiz pazartesi gününe kadar toplam 809 saldırı gerçekleşti. Bunların 701’inin İHA’larla, 108’inin ise roketlerle düzenlendiği belirtildi.

Hayatını kaybedenlerin 10’unun Erbil’de, 3’er kişinin Süleymaniye ve Halepçe’de, 7 kişinin ise Soran bölgesinde olduğu ifade edildi. Saldırıların en yoğun yaşandığı yer 477 saldırıyla Erbil olurken, Süleymaniye ve Halepçe 235 saldırıyla ikinci sırada yer aldı. Duhok’ta 29, Soran’da ise 68 saldırı kaydedildi.

Açıklamada, saldırıların “asılsız gerekçelerle sivil alanları, vatandaşların mülklerini ve özel sektörü hedef aldığı” vurgulanarak, bölgedeki şehirlerin tarafsız kalmalarına rağmen ciddi can ve mal kaybı yaşadığı ifade edildi.

Kendisini “Irak’ta İslami Direniş” olarak adlandıran bir grup ise son dönemde neredeyse her gün yaptığı açıklamalarda, Erbil’de ABD güçlerinin bulunduğu noktalar başta olmak üzere petrol tesisleri, oteller ve çeşitli hedeflere İHA ve roketlerle düzenlenen saldırıların sorumluluğunu üstlendi.

7 Nisan 2026'da Kürdistan Bölgesi'ndeki Erbil'in kuzeyindeki bir köyde bir eve İHA isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Kürt ailenin üyeleri için düzenlenen cenaze töreninden (AFP)7 Nisan 2026'da Kürdistan Bölgesi'ndeki Erbil'in kuzeyindeki bir köyde bir eve İHA isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Kürt ailenin üyeleri için düzenlenen cenazede yas tututanlar (AFP)

Öte yandan, İranlı Kürt muhalif bir grup olan Kürdistan Özgürlük Partisi’nden bir yetkili, perşembe akşamı Erbil vilayetinde “İran Kürdistan Ulusal Ordusu”na ait bir merkezin üç İHA ile hedef alındığını açıkladı. Yetkili, saldırının saatler sürdüğünü ancak kayıplara ilişkin net bilgi bulunmadığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın yerel kaynaklardan aktardığına göre aynı gece ilerleyen saatlerde Erbil’e bağlı Baserma ve Xebat bölgelerine iki İHA düştü, olayda herhangi bir can kaybı ya da hasar meydana gelmedi.

IKBY Başkanlığı, daha önce Bölge Başkanı Neçirvan Barzani’nin İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurmuştu. Görüşmede bölgedeki gelişmeler ele alınırken, taraflar gerilimin düşürülmesi ve istikrarın korunmasının önemine vurgu yaptı. Ayrıca İran, Irak ve IKBY arasındaki ilişkiler ile ortak konular da görüşüldü.

Arakçi’nin, Pakistanlı yetkililerle de benzer telefon görüşmeleri yaptığı, ancak görüşmelerin detaylarının paylaşılmadığı belirtildi.


ABD’nin Kızıldeniz’deki nüfuzunu güçlendirmek için Eritre’ye yönelik adımları

Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki (Reuters)
Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki (Reuters)
TT

ABD’nin Kızıldeniz’deki nüfuzunu güçlendirmek için Eritre’ye yönelik adımları

Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki (Reuters)
Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki (Reuters)

ABD’nin, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerindeki stratejik konumuyla öne çıkan Eritre’ye yönelik diplomatik girişimleri, beş yıl süren yaptırımların ardından yeniden hız kazandı. Bu gelişmeler, İran’la yaşanan savaşın etkisiyle Hürmüz Boğazı’nda artan gerilimlerin gölgesinde gerçekleşiyor.

Afrika ve ABD politikaları konusunda uzman isimler, Şarku’l Avsat’a yaptıkları değerlendirmede, Washington’un Asmara’ya yönelik bu adımlarını Kızıldeniz’de nüfuzunu güçlendirme çabası olarak yorumladı. Uzmanlar, Babu’l Mendeb Boğazı’na uzanabilecek olası tehditlerin küresel ekonomi açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

ABD’nin, 2021 yılında Asmara ile Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık nedeniyle Eritre’ye uygulamaya koyduğu yaptırımların bir kısmını kaldırmaya hazırlandığı belirtiliyor. Kızıldeniz boyunca 700 mili aşkın kıyı şeridine sahip olan Eritre ile ilişkilerin yeniden düzenlenmesi süreci, ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos tarafından yürütülüyor. Wall Street Journal gazetesinin perşembe günü kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Washington yönetimi, İran’ın Yemen’deki müttefiki Husiler aracılığıyla Babu’l Mendeb Boğazı’nı tehdit etmesi ihtimali karşısında, bu kritik deniz geçişinde dengeyi korumayı hedefliyor.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı (Afrika işlerinden sorumlu) Muna Ömer, Eritre’nin Kızıldeniz’deki stratejik konumunun ABD’nin yakınlaşma isteğinin temel nedeni olduğunu belirtti. Ömer, İran’la yaşanan gerilimler ışığında Washington’un bölgede bulunan deniz unsurlarını güvence altına almak ve yoğun askeri varlığın bulunduğu bu alandaki etkisini artırmak istediğini ifade etti.

ABD’li strateji uzmanı Irina Tsukerman, Washington’un Eritre’ye yönelik son hamlesinin zamanlamasının, Kızıldeniz geçiş hattında nüfuz tesis etmeyi amaçladığını belirtti. Tsukerman, artan askerileşme ve Rusya’nın kıyı şeridi boyunca genişleme hedefleri nedeniyle bölgenin stratejik rekabet alanına dönüştüğünü vurgulayarak, “Bu çerçevede Eritre limanları artık tali varlıklar değil, daha geniş bir güvenlik mimarisinde potansiyel dayanak noktaları haline gelmiştir. Washington da uygun alternatiflerin sınırlı olması nedeniyle bu alanı yeniden değerlendirmek zorunda kalmaktadır. Komşu Cibuti’de ise Çin dahil yoğun yabancı askerî varlık devam etmektedir” ifadelerini kullandı.

Afrika uzmanı Dr. Ali Mahmud Kelni de ABD’nin Eritre politikasında dikkat çekici bir değişim yaşandığını belirterek, bu dönüşümün özellikle Babu’l Mendeb Boğazı başta olmak üzere kritik deniz geçişlerindeki varlığı güçlendirmeyi hedeflediğini ifade etti. Kelni, İran’la süren savaşın etkileri, Husilerin boğazda harekete geçme ihtimali ve Rusya ile Çin gibi rakip aktörlerin artan etkisinin Washington’u daha pragmatik, güvenlik ve çıkar odaklı bir yaklaşım benimsemeye yönelttiğini söyledi.

Diğer yandan Boulos’un geçtiğimiz pazartesi günü Kahire’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ile bir araya geldiği ve Washington’un Eritre’ye yönelik yaptırımları yakında kaldırmayı planladığını ilettiği belirtildi. Wall Street Journal gazetesi, Mısır’ın ABD ile Eritre arasında diyaloğun kolaylaştırılmasında rol oynadığını aktardı.

Muna Ömer, Kahire’nin bu süreçteki tutumunun Eritre’ye yönelik yaptırımların kaldırılmasına destek vermekle sınırlı olduğunu, doğrudan askerî varlık oluşturma amacı taşımadığını ifade etti. Tsukerman ise Mısır’ın bu arabuluculuk rolünü sürdüreceğini belirterek, Kahire’nin Nil Havzası ve Kızıldeniz’de Etiyopya’nın etkisini dengeleme yönünde çıkarları bulunduğunu dile getirdi.

Dr. Kelni de Mısır’ın rolünün, Eritre ile dengeli ilişkileri, Asmara ve Mogadişu ile kurduğu ittifak, Kızıldeniz güvenliğiyle doğrudan bağlantılı ulusal çıkarları ve bölgesel dengeleri koruma hedefi nedeniyle kritik olduğunu belirtti. Kelni ayrıca, bölgede oluşabilecek herhangi bir stratejik boşluğun rakip güçler tarafından doldurulabileceği yönündeki kaygıların, Kahire’yi bu yakınlaşmayı desteklemeye yönelttiğini ifade etti.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Ekim 2025’te Kahire’de Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki ile yaptığı görüşmede (Mısır Cumhurbaşkanlığı)Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Ekim 2025’te Kahire’de Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki ile yaptığı görüşmede (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Wall Street Journal, ABD’nin Eritre ile ilişkileri yeniden düzenleme planının İran’la savaşın başlamasından önce hazırlandığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’dan aktardığına göre, Boulos geçen yılın sonlarında Kahire’de Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki ile özel bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmeden önce ise eylül ayında New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplantıları sırasında Eritre Dışişleri Bakanı Osman Salih Muhammed ile bir araya geldi. Söz konusu temasların, ABD Hazine Bakanlığı’nın 12 Kasım 2021’de Eritre’nin Etiyopya’ya Tigray bölgesine karşı verdiği destek gerekçesiyle dört resmî kuruluşa yaptırım uygulamasının ardından geldiği belirtildi. CNN’in o dönem aktardığına göre, yaptırım uygulanan kuruluşlar arasında, Afwerki liderliğindeki iktidar partisi Demokrasi ve Adalet için Halk Cephesi de yer alıyordu.

Tsukerman, mevcut yaptırımların kaldırılması ya da hafifletilmesi için ileri sürülen gerekçelerin, Washington açısından stratejik gerekliliklerin ötesine geçtiğini ve Eritre’ye yönelik belgelenmiş ihlallerin bu süreci karmaşıklaştırdığını ifade etti. Tsukerman, bu durumun yürütme ile yasama organları arasında görüş ayrılıklarına yol açabileceğini, bunun da ilişkilerin yeniden yapılandırılmasını yavaşlatabileceğini belirtti. Ayrıca Asmara’nın bu yakınlaşmayı bir ortaklıktan ziyade çeşitlendirme stratejisinin parçası olarak değerlendirebileceğini, bunun da ABD’nin kalıcı nüfuz oluşturma kapasitesini sınırlayabileceğini kaydetti.

Kelni ise yaptırımların kaldırılma ihtimaline rağmen ABD’nin Eritre’ye açılımının, bölgede güç dengeleri ve nüfuz alanlarında köklü bir yeniden şekillenmeye işaret ettiğini söyledi. Kelni, bu sürecin yalnızca ikili ilişkilerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda Kızıldeniz’de kapsamlı bir stratejik yeniden yapılanmanın parçası olduğunu ve bunun uluslararası sistem üzerindeki etkilerinin uzun vadede hissedileceğini ifade etti.


Temim bin Hamad ve Trump, bölgedeki durumun sonuçlarını görüştüler

ABD Başkanı Donald Trump ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad (QNA)
ABD Başkanı Donald Trump ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad (QNA)
TT

Temim bin Hamad ve Trump, bölgedeki durumun sonuçlarını görüştüler

ABD Başkanı Donald Trump ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad (QNA)
ABD Başkanı Donald Trump ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad (QNA)

Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad, ABD Başkanı Donald Trump ile bölgesel durumdaki son gelişmeleri, özellikle de ABD ve İran arasındaki ateşkes anlaşması ve bu anlaşmanın pekiştirilmesine yönelik uluslararası çabaları görüştü.

Şarku’l Avsat’ın QNA’dan aktardığına göre Şeyh Temim'in dün Başkan Trump ile yaptığı telefon görüşmesinde iki taraf, durumun deniz güvenliği ve küresel tedarik zincirleri üzerindeki etkilerini ele aldı.

Katar Emiri, gerilimlerin azaltılması ve barışçıl çözümlerin desteklenmesi gerektiğinin altını çizerek, ülkesinin bölgenin güvenliğini ve istikrarını artırmaya katkıda bulunan Pakistan'ın arabuluculuk çabalarını desteklemek için bölgesel ve uluslararası ortaklarla koordinasyonunu sürdürdüğünü teyit etti.