Musevi cinayetinin İran’daki yankıları: İsrail, Musevi’nin yerini Suriye’deki casusları sayesinde tespit etti

Tahran, Tel Aviv’i, Şam yakınlarında Devrim Muhafızları komutanına düzenlenen suikasta ‘güçlü bir karşılık’ vermekle tehdit ediyor

İran Dinî Lideri Ali Hamaney, 28 Aralık 2023’te Rıza Musevi’nin naaşı yakınında namaz kılıyor (AFP)
İran Dinî Lideri Ali Hamaney, 28 Aralık 2023’te Rıza Musevi’nin naaşı yakınında namaz kılıyor (AFP)
TT

Musevi cinayetinin İran’daki yankıları: İsrail, Musevi’nin yerini Suriye’deki casusları sayesinde tespit etti

İran Dinî Lideri Ali Hamaney, 28 Aralık 2023’te Rıza Musevi’nin naaşı yakınında namaz kılıyor (AFP)
İran Dinî Lideri Ali Hamaney, 28 Aralık 2023’te Rıza Musevi’nin naaşı yakınında namaz kılıyor (AFP)

Hanan Azizi

İran medyası, resmi yetkililerin, Rıza Musevi’nin Şam yakınlarında İsrail tarafından suikasta uğramasına yönelik tepkilerine yer verdi. Suriye’deki İranlı danışmanların eski komutanı, İsraillilerin Musevi’nin bulunduğu yeri bir hafta önce bombaladıklarını ve Musevi’ye isabet ettiremediklerini, ancak detaylı keşif operasyonları ve casusları sayesinde onun bulunduğu yeri tespit etmeyi başardıklarını açıkladı.  

Rıza Musevi, 25 Aralık’ta Suriye’nin başkenti Şam’ın kırsalındaki Seyyide Zeyneb bölgesi çevresini hedef alan bir İsrail saldırısında öldürüldü. Musevi, Devrim Muhafızları’nın Suriye’deki en kıdemli danışmanlarından biri ve eski ‘Kudüs Gücü’ Komutanı General Kasım Süleymani’den sonra İran’ın en önde gelen askerî komutanıdır.

Resmî tepkiler, uygun zaman ve zeminde ‘güçlü bir karşılık’ verileceği tehdidinde bulunmak ile ABD’yi ve İsrail’i ‘Washington’ın mevcut savaşı kontrol altına almak istediği yönündeki iddialarının aksine, İran’ı Gazze’deki savaşın sınırları dışına taşacak bölgesel bir savaşa çekmeye teşebbüsle’ suçlamak arasında farklılık gösterdi.

Şarku’l Avsat’ın İran medyasından aktardığı habere göre 1990’lı yıllardan bu yana Suriye’deki Direniş Ekseni’nin destek birimi mesabesinde olan Musevi’nin önemini teyit eden veriler ve raporlar yayınladı. Eski Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani de 3 Ocak 2020’de Bağdat Havalimanı yakınlarında insansız hava araçlarıyla düzenlenen bir Amerikan saldırısında öldürülmüştü.

Yurt dışında bulunan rejim muhalifi İran basını, ‘Rıza Musevi’nin Suriye’deki protestolar ve savaş sonrasında Beşşar Esed rejimini korumada önemli bir rol oynadığını’ ifade ediyor. Askerî olan ve olmayan İran rejimi yetkilileri, Rıza Musevi için yas tuttu.

İran’ın Suriye Büyükelçisi Hüseyin Ekberi, Mehr haber ajansına, “Musevi, 25 Aralık Pazartesi günü öğlen Şam’daki İran Büyükelçiliği’ndeydi. Öğleden sonra Seyyide Zeyneb bölgesinde yer alan evine doğru yola çıktı. Musevi öldürülürken karısı evde değildi. Görünüşe göre evi, üç füzeyle hedef alındı ve yıkıldı. Musevi, ülkemizin büyükelçiliğinde diplomat ve ikinci danışmandı. Diplomatik pasaportu ve Şam’da diplomatik oturum izni var” açıklamasını yaptı.  

İran medyası ve gazeteleri, İranlı yetkililerin, Devrim Muhafızları’nın bu üst düzey liderinin öldürülmesinin ‘intikamının alınacağı’ ve ‘sarsıcı ve kararlı bir tepki verileceği’ yönündeki tehditlerini aktardı. Yurt dışındaki muhalif internet sitesi IranWire ise “Rejim yetkililerinin Rıza Musevi cinayetinin intikamının alınacağı yönündeki tehditleri, İranlı vatandaşlar arasında büyük bir endişe doğurdu. Zira Kasım Süleymani’nin Ocak 2020’de Irak’ta öldürülmesinden sonra İranlı yetkililer, büyük tehditler savurmuş ve o dönemde ‘İntikam acı olacak’ demiş; sonra da Irak’ta Amerikan güçlerinin bulunduğu Ayn el-Esed üssüne birkaç füze fırlatmış ve aynı zamanda Ukrayna yolcu uçağını iki füzeyle hedef alarak uçakta bulunan 176 kişiyi öldürmüşlerdi” ifadelerine yer verdi.

İran’ın Suriye Büyükelçisi Hüseyin Ekberi: Musevi, ülkemizin büyükelçiliğinde diplomat ve ikinci danışmandı. Kendisinin diplomatik pasaportu ve Şam’da diplomatik oturum izni vardı.

Kesin bir karşılık talebi

Tahran Belediyesi’ne ait Hemşeri (Hamshahri) gazetesinin internet sitesinde 26 Aralık’ta yayımlanan habere göre Tahran’da beyaz kefen giymiş çok sayıda vatandaş ve üniversite öğrencisi, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi binası önünde toplanarak, İsrail’in ‘Rıza Musevi suikastındaki suç eylemini’ kınadı ve buna ‘kararlı bir tepki verilmesini’ talep etti.  

Hemşeri Online (Hamshahri Online) sitesi, aynı gün Suriye’deki İranlı ‘danışmanların’ eski komutanı, Devrim Muhafızları’na bağlı bir karargâhın teftiş dairesi temsilcisi ve Rıza Musevi’nin silah arkadaşı olan Cafer Esedi ile Musevi suikastına dair bir röportaj yaptı. Esedi, röportajda şu ifadeleri dile getirdi:

“İsrail, Musevi’nin öldürüldüğü mekânı geçen hafta da bombalamıştı. Musevi’nin orada olduğunu düşünmüşlerdi, ancak Musevi orada değildi. Daha sonra detaylı keşif operasyonları ve casusları sayesinde İsrailliler, Musevi’nin bulunduğu mekânı tespit etmeyi başardılar. Siyonistlerin gerçekleştirdiği bu operasyon, hiç akıllıca ve isabetli değil. Ancak görünüşe bakılırsa başarısızlıklarını aklamak için herhangi bir şeye tutunmaya çalışıyorlar ama nafile… İsrail savaş alanını genişletmek isterken, İsrail’in dostları İran’a itidal çağrısında bulunuyor. Ama Siyonistler karşısında itidalli olmanın ne faydası var?.. İsrail bu suç operasyonlarıyla İran’ı kışkırtmaya ve Filistin’deki savaşı başka ülkelere taşımaya çalışıyor.”

Foto: 28 Aralık 2023’te İran’ın başkenti Tahran’da düzenlenen cenaze töreninde İran Devrim Muhafızları Askerî Danışmanı Rıza Musevi’nin posteri önünde duran kadınlar (EPA)
28 Aralık 2023’te İran’ın başkenti Tahran’da düzenlenen cenaze töreninde İran Devrim Muhafızları Askerî Danışmanı Rıza Musevi’nin posteri önünde duran kadınlar (EPA)

Hemşeri gazetesi, 26 Aralık tarihli sayısında İran’ın eski Suriye Büyükelçisi Cevad Türkabadi ile de Rıza Musevi suikastına ve İran’ın muhtemel tepkisine dair bir röportaj yaptı. Bu röportajda Türk Abadi şu değerlendirmede bulundu:

“Musevi’nin etkin rolü, Tel Aviv’i bu suçu işlemeye iten temel sebeplerden biri. Musevi’nin Suriye’de etkin ve sürekli bir varlığı vardı. Bu sayede Musevi, öne çıkan tecrübesi ve olgunluğuyla Direniş Ekseni’ni güçlendirdi. Bu da onu, daha önce ona karşı defalarca suikast girişiminde bulunan Siyonist yapının hedefi haline getirdi. Musevi, Suriye’deki Direniş Ekseni’nde stratejik faaliyetler yürüttü. Suriye’deki görevi sırasında İran’a dönüş seçeneğini defalarca dile getirdi, ancak ben onun yerine geçecek kişiyi seçmenin zor olduğunu düşünüyordum. Tel Aviv’in onu öldürmek için uzun bir süredir üzerinde çalıştığı bir planı vardı zaten. Ama bu suçun şimdi işlenmesinin sebebi, Siyonist varlığın işgal altındaki topraklarda karşılaştığı zorluklar ve karmaşık koşullardır. İsrail, Gazze’de hedeflerine ulaşamadı ve İran’a karşı intikam duygusu besliyor. Bununla birlikte Tel Aviv’in yürüttüğü bu suç operasyonları, bu yapı için nihai yenilginin başlangıcı ve çöküşün hazırlığıdır.

Bence İran, bu suça, işgal edilmiş topraklardaki savaş meydanında yaşanan saha ve operasyon gelişmelerine dayanarak karşılık verecek. İslam Cumhuriyeti bu cevap üzerine çalışacak ve zamanlamasıyla boyutları da dikkatli bir şekilde seçilecek.”

Câm-ı Cem Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehdi Givehki: İran’a yönelik bazı sabotajlar ve suikastlar, İslam Cumhuriyeti’ni Siyonist yapının oyununa çekmeyecektir. Cevabın zamanını ve yerini belirleyecek olan İran’dır.

Câm-ı Cem (Jamejam) gazetesi 26 Aralık tarihli sayısına “Tel Aviv Ateşle Oynuyor” manşetini attı. İlgili haberde şu ifadeler yer alıyordu:

“Tel Aviv yetkilileri, kendi krizlerinden, başarısızlıklarından ve Gazze’de artan cinayetlerinden kaçmaya ve Tahran’a karşı ateşle oynamaya karar verdi… Devrim Muhafızları’nın bu üst düzey komutanına suikast düzenleyerek, İslam Cumhuriyeti’ni kendileriyle açık bir askerî çatışmaya sürüklemeye çalıştılar. Bu İran tarafından kararlı bir tepkiyle karşılık bulacak.”

Câm-ı Cem Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehdi Givehki, 26 Aralık’ta “Bir Suikast Operasyonu ve Siyonizm’in Hatasının Analizi” başlıklı bir makale kaleme aldı. Yazar, düşüncelerini şu ifadelerle yazıya geçirdi:

“Musevi, bölgedeki Direniş Ekseni’nin kurucularından biriydi ve son otuz yılda etkin bir varlık gösterdi. Siyonist varlığın Musevi’ye suikast düzenlemekteki hedefi, savaş alanını genişletmek ve savaşı Gazze dışına taşımaktır. Tecrübelerin gösterdiği üzere Siyonistler, bir krizle karşı karşıya kaldıklarında Direniş Ekseni ülkelerindeki operasyonlarının kapsamını genişletmeye çalışıyorlar. Zaten bölgesel bir güç olarak İran’ı çatışmaya dahil etmek gibi bir planları var. Bu yüzden önde gelen bir komutana suikast düzenlediler… Bu da Yemen’de, Lübnan’da ve Irak’taki diğer birçok cephede baskılara maruz kalan Siyonistlerin, Direniş ile birden fazla cephede çatışmaya güç yetiremediklerini gösteriyor. Ama bu gaspçı yapı, Direniş cephesinin performansını etkilemeyen bu suikastlarla kendini kurtaramaz. Bu tür suikastlar, Gazze’deki savaş denklemini Siyonist varlık lehine de değiştirmeyecek. Siyonist varlık, bu suçun bedelini Direniş ile yüzleşerek ödeyecek. Yanlış okumaları ve savaşın tüm cephelerindeki başarısızlığıyla Siyonist varlık, İran’ı kendisiyle doğrudan bir savaşa sürükleyebileceğini zannediyor. Ama İran bu oyunun içine çekilmeyecek. İslam Cumhuriyeti, meşru müdafaa hakkını saklı tutuyor. Ancak karşılık verme konusunda aceleci davranmayacaktır. Bölgesel denklemler, Direniş cephesi lehine… İran’a yönelik bazı sabotajlar ve suikast operasyonları, İslam Cumhuriyeti’ni Siyonist varlığın oyununa çekmeyecektir. Verilecek cevabın zamanını ve yerini belirleyecek olan İran’dır.”

Risalet gazetesi yazarı Muhammed Bahreyniyan: İran’ın seçenekleri çok. Doğrudan savaşın seçeneklerden biri olması gerekmiyor.

Tel Aviv’in tartışmasız başarısızlığı

Hanif Gaffari, Câm-ı Cem gazetesinin 26 Aralık tarihli sayısı için “Tel Aviv’in Tartışmasız Başarısızlığı” başlıklı bir makale kaleme aldı ve şu ifadelere yer verdi:

“Şam’da Musevi’ye yönelik sistematik suikast operasyonunda Washington’ın rolünü göz ardı etmemek gerekir. Zira İsrail’in Suriye’de ve Lübnan’da gerçekleştirdiği saldırılar ve operasyonlar, Tel Aviv ile Washington arasındaki istihbarat ve operasyonel bir koordinasyonla yürütülüyor.

Bu yüzden Amerikalı işgalciler, Siyonistlerle iş birliği yaparak korkunç ve büyük bir hata işlediler. Bu hata, Direniş sisteminin daha da güçlendirilmesine ve Siyonizm’in çöküş sürecinin hızlandırılmasına yol açacak gelişmelere sebep olacaktır. İntikam saati, Siyonistlerin ve Amerikalıların tasavvur ettiğinden daha yakın ve karmaşık… Direniş Ekseni’nin sahip olduğu yetenekler ve zekâ, İsrail için varoluşsal bir tehdit oluşturacak, Washington ile Tel Aviv için bölgede karanlık bir gelecek çizecek ve işgalci Amerikalıları bölgeden tam anlamıyla kovmak ve Kudüs’ü işgal eden varlığı ortadan kaldırmak suretiyle bölgede ve dünyada gerçek barışı ve güvenliği temin edecek.”

Muhammed Bahreyniyan ise 26 Aralık’ta Risalet (Resalat) gazetesinde yayınlanan “Tufan Görevini Yerine Getirdi” başlıklı makalesinde düşüncelerini şöyle ifade etti:

“İsrail’e yönelik kuşatma çemberi giderek daralıyor. İsrail, İranlı askerî danışmanlara suikast düzenlemek gibi operasyonlarla denklemi kendi lehine çevirmeye çalışıyor ve İran’ın yıkıcı tepkisinin ABD’yi İran’la doğrudan bir savaşa çekeceğini hayal ediyor… Ancak İsrail’in İran’a yönelik bu operasyonları gösteriyor ki Siyonistler, sahadaki gerçekliğe ilişkin gerçekçi bir anlayışları yok. Ayrıca hiçbir cephede kazanamadıklarının, aksine kayıplarının artmaya başladığının da farkında değiller… İran tepkisini, tüm cephelerde gerilimi tırmandırmak, hatta yeni cepheler açmak suretiyle gösterebilir. İran’ın seçenekleri çok; doğrudan savaş bu seçeneklerden biri olmak zorunda değil. Golan Tepeleri’ndeki Suriyeli gençler, Siyonistlerin ilk yeni kâbusu olabilir.”  

İran Devrim Muhafızları Komutanı General Hüseyin Selami, Rıza Musevi’nin posteri önünde cenaze konuşması yaparken (AP)
İran Devrim Muhafızları Komutanı General Hüseyin Selami, Rıza Musevi’nin posteri önünde cenaze konuşması yaparken (AP)

Siyaset ve medya düzeyinde kazanımlar

25 Aralık’ta İtimad (Etemad) gazetesinin internet sitesi, İntihab (Entekhab) internet sitesinin Musevi cinayetine ilişkin olarak uluslararası ilişkiler uzmanı Hasan Beheştipur ile yaptığı röportajı aktardı. Bu röportajda Beheştipur, Musevi’nin hedef alınması için İsrail’e gerekli bilgileri veren casusların kimliğinin tespit edilmesinin önemini belirterek şöyle dedi:

“İsrail bu konuda kararlı bir tepkiyle karşılaşmazsa suikast operasyonlarını tekrarlar… Şu soruyu sormak lazım: İsrail, İran’a güç gösterisi mi yapmaya çalışıyor? İran, Hamas’ın 7 Ekim saldırısında bir rolü olmadığını söyledi. Ancak İsrail yine de intikam istiyor.

Bu operasyonun bir diğer hedefi de son dönemde pek çok darbe alan güçlerinin moralini yükseltmektir. Aynı şekilde İsrailli yetkililerin de İsrail kamuoyu karşısında, son savaştaki zayıflıklarını örtmesi gerekiyor… İsrail, Suriye’de birçok baskın gerçekleştirdi. Ancak diğerlerinden farklı olarak bu baskın, etkili bir ismin şehit olmasına yol açtı. Bu operasyon, Kasım Süleymani’nin ve Fahrizade’nin öldürülmesine yönelik operasyona benzetilebilir… Görünüşe bakılırsa Musevi’yi öldürmekle İsrail, İran’ı savaşa çekmek değil, siyaset ve medya düzeyinde kazanç elde etmek istiyordu. Ancak İran’ın karşılık vermesi gerek. Zira büyük bir komutanın şehadeti söz konusu.”

Keyhan gazetesi de 27 Aralık tarihli sayısında Musevi cinayetine dair detaylı bir haber yayınlayarak, “İran’ın tüm Direniş cephelerinden gelecek çarpıcı ve ölümcül tepkisinden” bahsetti ve şöyle dedi:

“İntikam, Siyonistlerin sandığından daha büyük ve kapsamlı olacak. İsrail, kuruluşunun 80’inci yıldönümünü göremeyecek.”

Foto: Rıza Musevi’nin cenazesi merasimine katılanlar (AFP)
Rıza Musevi’nin cenazesi merasimine katılanlar (AFP)

Hem Mihen (Hammihan) gazetesi ise 27 Aralık tarihli sayısında Ahmed Zeydabadi’nin kaleminden “İsrail ve Yedi Cephe” başlıklı bir makale yayımladı. Bu makalede yazar, İsrail Savunma Bakanı Yoav Galant’ın Knesset’teki Dışişleri ve Savunma Komitesi’nin toplantısında yaptığı, ‘Çok cepheli bir savaştayız ve Gazze, Lübnan, Suriye, Batı Şeria, Irak, Yemen ve İran olmak üzere 7 cepheden saldırıya maruz kalıyoruz. Bu bölgelerin altısında önlem aldık’ açıklamasına işaret ederek şöyle dedi:

“Galant, İsrail’in henüz Yemen cephesine karşılık vermediğini kastediyorsa şayet, o zaman bu açıklamaları Galant’ın, Şam banliyösünde General Rıza Musevi’ye düzenlenen suikasta bakarak İran’ı İsrail’in cevap verdiği cepheler arasında saydığı şeklinde yorumlanabilir… İsrail, dış saldırılarının sorumluluğunu resmî olarak üstlenmedi, ancak Yoav’ın açıklamaları, İsrail’in Musevi suikastındaki rolüne dair üstü kapalı bir itiraftır. İsrail, tünellerin imha edilmemesini, kendisini 7 Ekim’deki olaya benzer saldırılara maruz bırakabilecek varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. Ayrıca Lübnan’ın güneyindeki Hizbullah’ın Hamas’ınkine benzer ya da daha karmaşık bir tünel ağına sahip olduğundan ve Hizbullah’ın Lübnan’ın güneyinden İsrail’e doğru 7 Ekim’dekine benzer operasyonlar gerçekleştirmek için uygun zamanı beklediğinden korkuyor!.. Bu yüzden de geçici veya sürdürülebilir bir ateşkesin kendi yararına olmadığını düşünüyor.

İran, İsrail’in acil bir ateşkese ikna olması için tüm gücünü ve araçlarını kullanıyor. Gazze’deki savaş yeni bir aşamaya girdi… İsrail, kendisini Gazze’de acil ve sürdürülebilir bir ateşkese mecbur bırakmaya çalışan her odağı hedef alıyor! İsraillilere göre İslam Cumhuriyeti, doğrudan bir çatışma istemiyor ve bunun yerine bölgesel müttefikleri aracılığıyla acil ve sürdürülebilir bir ateşkes dayatmak için her türlü çabayı gösteriyor. Dolayısıyla General Musevi’ye yönelik suikastla İsrail, Tahran’a şu mesajı verdi: İran, bölgesel müttefiklerini İsrail’i ateşkese zorlamaya teşvik ederse bu, iki taraf arasında açık bir savaş anlamına gelecektir…Gazze’deki savaşı bölgesel bir savaş haline gelecek şekilde genişletmeye bir adım daha yaklaştık.”

* Şarku’l Avsat tarafından Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.