BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Gazze’deki acıların boyutu kelimelerle anlatılamaz’

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri: “Gazze’de öldürülenlerin yüzde 70’i kadın ve çocuklardan oluşuyor.”

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Gazze’deki acıların boyutu kelimelerle anlatılamaz’
TT

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Gazze’deki acıların boyutu kelimelerle anlatılamaz’

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Gazze’deki acıların boyutu kelimelerle anlatılamaz’

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Gazze halkının acısını anlatacak kelime bulamadığını söylerken, insani gerekçelerle acil ateşkes çağrısında bulundu. İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik bombardımanı devam ederken Türk, ölenlerin yüzde 70’inin çocuk ve kadın olduğuna dikkat çekerek, Gazze’de hiçbir yerin güvenli olmadığı yönündeki uyarısını yineledi.

Gazze savaşı, 84 gündür devam ediyor. Bu çerçevede BM Yüksek Komiseri, Gazze Şeridi’ndeki gıda güvensizliği konusunda alarma geçti. Türk, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda 500 bin kişinin açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu vurguladı.

BM Komiseri, artan yerleşimci şiddetine tanık olan Batı Şeria’yla ilgili olarak ise hesap verebilirliğin önemini vurguladı ve Filistinlilere yönelik korkunç olaylarla ilgili soruşturma yapılması çağrısında bulundu.

Volker Türk’ün gündeminde Sudan’daki savaş da vardı. İki general arasındaki saçma çatışmanın devam etmesini kınadı ve çatışmaların durdurulması, sivillere ülkenin geleceği hakkında söz hakkı verilmesi çağrısı yaptı.

Dünya genelinde insanlığın dörtte biri çatışma ve silahlı şiddete saplanmış bölgelerde yaşarken Türk, iğrenç ihlallerin devamını önlemek için savaş kurallarına saygı gösterilmesinin gerekliliği çağrısında bulundu. Ancak zorluğun onaylanmış standartlarda değil uygulamada yattığını belirtti.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın Gazze’den Yemen’e, uluslararası ve bölgesel gelişmelerden Birleşmiş Milletler gündemine kadar birçok başlıkta açıklamalarda bulundu:

Gazze’de hiçbir yer güvenli değil

İnsan Hakları Yüksek Komiseri, Gazze’de insani ateşkes yönündeki acil çağrısını yineleyerek, savaşın başlangıcından bu yana Gazze Şeridi’nde yüzde 70’i çocuk ve kadın olmak üzere 20 bin kişinin öldürüldüğünü belirtti.

Hamas savaşçılarının 7 Ekim’de güney İsrail’e başlattığı ve Tel Aviv’e göre bin 200 kişinin ölümüne ve 240 kişinin rehin alınmasına neden olan saldırıdan 12 hafta sonra İsrail güçleri, Gazze Şeridi’nin büyük bir bölümünü yok eden, 20 binden fazla insanı öldüren ve Şerid’in 2,3 milyonluk nüfusunun çoğunluğunu birden fazla yerinden eden bir savaş başlattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik şiddetli bombardımanı devam ederken Türk, Şerid’deki tüm nüfusun etkilendiği ve 500 bin kişinin kıtlık riskiyle karşı karşıya olduğu gerekçesiyle gıda güvensizliği konusunda uyardı. Volker Türk ayrıca, sıcaklıkların düşmesiyle yerinden edilen Filistinlilerin acılarının daha da kötüleştiğine dikkat çekerek, “Sıcaklıkların düştüğü, insanların doğru dürüst uyuyamadığı, insani yardım alamadıkları bir dönemde kışın gelmesinin bu şartlarda ne anlama geldiğini tahmin edebilirsiniz” dedi.

Türk, devam eden bombardımana ilişkin olarak ise Türk, “Gazze Şeridi’nde güvenli bir yer yok” dedi. İsrail ordusunun bazı tahliye emirlerinin çok kısa bir süre içinde verildiğine dikkat çeken Türk, “İnsanlar bu emirleri doğru düzgün takip edemiyor. Şunu da söylemek gerekir ki Gazze’de şu anda güvenli bir yer yok. Hiçbir yerde güvenlikten bahsedemeyiz. Peki insanlar nereye gidecek?” ifadesini kullandı.

BM Komiseri sözlerini şöyle sürdürdü:

“Gazze’deki durum felaket. Bugün Refah’ın güneyinde bir milyondan fazla Filistinli var. İnsanlar sokaklarda, açıkta uyuyor. Bazıları tahliye emirlerine bile uymadı. Çok vahim bir durumla karşı karşıyayız. Durumun ne kadar felaket olduğuna dair güçlü bir kanıt oluşturmak için ne olması gerekiyor? Bugün acilen ihtiyacımız olan şey, bu trajedinin sona ermesi için insani ateşkestir.”

BM içerisinde hayal kırıklığı var mı?

BM yetkililerinin Gazze savaşıyla ilgili art arda yaptığı açıklamalar, uluslararası toplumun Şerid’de acil ve kalıcı bir ateşkes çağrısında bulunamamasından duyulan hayal kırıklığını yansıtıyor.

Ancak Türk, geçen hafta ‘insani yardımın derhal, güvenli ve engelsiz bir şekilde ulaştırılmasına olanak sağlamak ve düşmanlıkların sürdürülebilir bir şekilde durdurulması için gerekli koşulların yaratılmasına yönelik acil adımların atılması’ çağrısında bulunan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararını ‘açık bir sinyal’ olarak nitelendirdi.

Fotoğraf Altı: BMGK, Gazze gündemiyle 22 Aralık’ta toplantı düzenledi. (AP)
BMGK, Gazze gündemiyle 22 Aralık’ta toplantı düzenledi. (AP)

Türk sözlerini şöyle sürdürdü:

“BMGK geçen hafta, düşmanlıkların sona ermesine yönelik bir yol bulunması gerektiğini çok açık bir şekilde ilan etti. Bu yüzden BMGK’nın çok net bir sinyal verme yönünde hareket ettiğine inanıyorum. Umarım İsrail ve Hamas üzerinde etkisi olan herkes, ‘iki taraf akılları başına gelip tek çıkışın kavgayı bırakmak olduğunu görene kadar’ nüfuzunu kullanır. Bu şiddete devam edemeyiz. Çünkü insanlar anlatamayacağım kadar acı çekecekler. Bu durumu tanımlayacak doğru kelimeleri bulamıyorum ve tek çıkış yolunun şiddeti durdurmak olduğuna inanıyorum.”

Savaş suçlarına soruşturma

Ofisinin Gazze Şeridi’ndeki olası ‘İsrail’in savaş suçlarına’ ilişkin soruşturmaya katılıp katılmayacağı sorusuna ise “Her iki tarafın (Hamas hareketi ve İsrail) gerçekleştirdiği insan hakları ihlallerinin hesap verebilirliği ciddiye alınmalı, soruşturulmalı ve iki taraf da adalet önüne çıkarılmalıdır” cevabını vererek açıklamalarına şöyle devam etti:

“Cezasızlık hiçbir amaca hizmet etmeyecek. Çatışmalar sona erdiğinde, İsrailliler ve Filistinliler arasında barış içinde gerçekleşmesini umduğumuz bir arada yaşamın merkezinde insan hakları yer almalıdır. Hesap verebilirlik oldukça önemlidir. Dünyadaki pek çok çatışmada gördüğümüz şey, hesap verebilirliğin ciddiye alınmamasıdır. Bunlar ciddiye alınmazsa tekrarlanan şiddet ve çatışma eylemlerine tanık olacağız.”

Ertesi gün için bir umut ışığı

Gazze’de sivillerin yaşadığı acılara rağmen Türk, ertesi gün için umut ışığını koruyor:

“Açıkçası kişisel düzeyde umutsuz hissediyorum. Acı çeken tüm insanlarla derin bir endişe, derin bir sempati ve dayanışma hissediyorum. Ama ertesi günün olduğu da doğrudur. Çünkü bunu tüm çatışmalarda gördük. Ertesi gün olacak ve ona hazırlanmalıyız.”

Üst düzey BM yetkilisi, bu krizden çıkmanın tek yolunun İsraillilerin ve Filistinlilerin yan yana barış içinde yaşayabileceğine olan inanç olduğuna dikkat çekti.

Türk, umuda tutunmasına Ortadoğu ziyaretlerinin beraberinde getirdiği görüşmeleri gerekçe gösterdi:

 “Mısır ve Ürdün’e gittiğimde ve İsrailli insan hakları aktivistleriyle etkileşime geçme fırsatı bulduğumda bölgede, özellikle de barışa ve insan haklarına olan umudunu ve inancını kaybetmemiş gençler arasında yaptığım tartışmalarda umut gördüm. Bu, bana ertesi günün bizi bu korkunç durumdan kurtarabileceğine dair umut veriyor.”

Batı Şeria’da koşullar kötüleşiyor

Türk’ün Şarku’l Avsat’a verdiği röportaja paralel olarak 7 Ekim 2023’ten sonra Doğu Kudüs de dahil olmak üzere işgal altındaki Batı Şeria’da insan haklarının hızla kötüleştiğini ayrıntılarıyla anlatan bir BM raporu yayınlandı. Rapor, İsrail’e, Filistin halkına yönelik yasadışı cinayetlere ve yerleşimci şiddetine son vermesi çağrısında bulunuyor.

Türk, Batı Şeria’da yaşananlardan derin endişe duyduğunu ifade etti:

 “7 Ekim’den önce bile yaklaşık 200 Filistinlinin öldürüldüğü Batı Şeria’da insan hakları durumunun hızlı bir şekilde kötüleştiğine tanık olduk. 7 Ekim’den 27 Aralık’a kadar 70’ten fazlası çocuk olmak üzere 300 kişinin daha öldürüldüğüne tanık olduk. Bu durum şok edici. Daha fazla yerleşimci akınına tanık olduk. Birçok Filistinli aile için cankurtaran halatı olarak kabul edilen zeytin hasadı süreci de ciddi şekilde sekteye uğradı. Kabul edilemez şiddetin korkunç görüntülerini görüyoruz. Hesap verebilirliğin sağlanması, olayların soruşturulması ve şiddetin durdurulması çok önemli.”

BM raporunda, kolluk kuvvetleri operasyonları sırasında askeri silahların ve askeri yöntem ve taktiklerin kullanımına derhal son verilmesi, Filistinlilere yönelik kitlesel keyfi gözaltı ve kötü muameleye son verilmesi çağrısı yapıldı. Ayrıca hareket özgürlüğüne uygulanan ayrımcı kısıtlamaların kaldırılması talep edildi.

Rapor, 7 Ekim’den bu yana Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te öldürülen 300 Filistinliden İsrail güçlerinin en az 291 Filistinliyi öldürdüğünü, yerleşimcilerin sekizini öldürdüğünü, bir Filistinlinin ise İsrail güçleri ya da yerleşimciler tarafından öldürüldüğünü dile getirdi.

Sudan’da saçma bir çatışma

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri, Sudan’daki ‘saçma çatışmanın’ devam etmesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirerek, savaşan iki general olan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Muhammed Hamdan Daklu’ya da ‘akıllarını başlarına toplama ve çatışmaları durdurma’ çağrısında bulundu.

Volker Türk, bir yıldan fazla bir süre önce Sudan’a yaptığı ziyareti hatırlattı. Türk, otuz yıllık askeri diktatörlüğü devirmek için devrimin parçası olan insan hakları savunucuları, gençler ve kadınlarla son derece cesaret verici toplantılar gerçekleştirmişti. Türk, “Geçen yıl nisan ayında bu iki ordu arasında, bu iki adam ve onların orduları arasında çatışmalar yeniden başladığında, tüm Sudanlıların acılarından dolayı kalbim param parça oldu” şeklinde konuştu.

BM Komiseri, Hartum’un hızla bozulmaya tanık olduğuna dikkat çekti:

“Çalışanlarımızı tahliye etmek zorunda kaldık. Bunun insanlar için ne anlama geldiğini hayal edebilirsiniz. Hastaneler artık çalışmıyor ve insani yardım artık gerektiği gibi gelmiyor.”

Volker Türk, Darfur’la ilgili olarak da olayların çok ileri gittiğini düşündükleri, etnik temelli de dahil olmak üzere, korkunç çatışmaların yeniden başlamasını kınadı.

BM yetkilisi, anlamsız gerginliğin devam etmesini kınadı ve herhangi bir tarafın askeri çatışmalar yoluyla çözüme ulaşabileceği iddialarına karşı çıktı:

“Sivillerin söz sahibi olduğu bir ülke inşa etmeye geri dönmemiz gerekecek. Çünkü onların istediği bu. İnsan hakları önemli ve merkezi bir rol oynamaktadır. Sudan halkının onlarca yıldır istediği şey buydu. Onlara ancak bu konuda destek olabiliriz. Umarım her iki lider de aklını başına toplar ve bu anlamsız savaşa son verir.”

BM Komiseri defalarca hem Sudan ordusunu hem de Hızlı Destek Kuvvetleri’ni uluslararası insancıl hukuka ve insan hakları hukukuna saygı göstermeye, sivilleri ve sivil oluşumları korumaya çağırdı. Ayrıca bu tür zor koşullarda çalışmaları son derece önemli olan çatışmanın her iki tarafının, yardım çalışanlarının ve insan hakları savunucularının korunması ve sivillerin çaresizce ihtiyaç duydukları insani yardıma ulaşmalarının sağlanması gerektiğini de vurguladı.

Çatışma kuralları

Sudan ve Gazze savaşlarında temel insani yardım sağlamanın zorluğuna ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Volker Türk, insani yardıma ücretsiz ve sınırsız erişim, insani yardım çalışanlarının korunması ve insani yardımın keyfi olarak reddedilmesinin ‘savaş suçu" olarak sınıflandırılmasını içeren insani eylem ilkelerini hatırlattı.

“Bunlar gerçekten yeniden teyit edilmesi gereken alanlardır ve saygı duyulması gereken temel insani ilkeler olarak düşünülmelidir” diyen Volker Türk, “Dünyanın bunu fark etmesi ve dünyadaki tüm savaşan taraflardan bunu talep etmesi gerektiğini düşünüyorum. Dünya çapında 50’den fazla çatışma ve şiddet vakası var. İhlallerin niteliğinin o kadar iğrenç ve korkunç hale geldiğini görüyoruz ki, bu savaşları yürütenlerin ve bunların arkasında duranların gerçekten insanlığın özünü bilip bilmediğini merak ediyorsunuz.”

Türk ayrıca, “Savaşlar saygı duyulması gereken kurallara göre yapılır” dedi.

Uluslararası insan hakları çerçevesinde reform yapılması

Türk, Şarku’l Avsat’ın uluslararası insan hakları çerçevesinin gözden geçirilmeye mi yoksa reforma mı ihtiyaç duyduğu sorusuna  “Sorun, uluslararası düzeyde kabul edilen standartlarda değil, uygulama mekanizmalarında yatıyor” cevabını verdi.

BM yetkilisi sözlerini şöyle sürdürdü:

“Standartlarımızın ve onaylanmış bir normatif çerçevemizin olduğunun farkına varmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sorun uygulamayla ilgili. Bu standartlara sahibiz. Onlarca yıldır denenip test ediliyorlar. Bunlar genellikle uluslararası topluluk, BM’ye üye devletler ve sivil toplum tarafından onlarca yıldır titizlikle geliştirilmiştir. Bu yüzden bu kurallar veya standartlarla ilgili değil, bunların uygulanmasıyla ilgilidir.”

Türk, çatışmalar bağlamında ve çatışmaların dışında da insan hakları ve temel özgürlükler konusunda çalışma yapılması ve temel özgürlüklerin garanti altına alınması yönünde açık bir çağrının olduğunu belirterek “İnsan haklarının değeri konusunda daha fazla eğitim verilmesi gerektiğine inanıyorum. Böylece siyasi kararları da etkileyebilirler” dedi.

Şu an yaklaşık 70 ülkede seçimlere hazırlanıyor. Yaklaşık 4 milyar kişi yeni hükümetlerini, liderlerini ve parlamentolar seçmeye hazırlanıyor. Türk, seçmenlerin öne sürülen siyasi programlara ve bu siyasi programların insan haklarına uygun olup olmadığına çok dikkatli bakmalarının önemli olduğunu vurguladı. Ayrıca, “Aksi halde bu adaylara oy vermek istemeyebilirler” dedi.

Göç krizi ve Avrupa’nın geleceği

Avrupa’da da bazı ülkeler 2024’te yeni seçimlere tanık olacak. Türk, göç ve mültecilerin korunması meselesinin ‘siyasi bir ihale kartına’ dönüşmesine karşı uyarıda bulunarak, göçmenlerin insanlıklarının elinden alınmaması gerektiğini vurguladı.

BM yetkilisi ayrıca şunları söyledi:

“Göç ve mülteci sorunları gerçeklere ve kanıtlara dayanarak, apolitik bir şekilde ele alınmalıdır. Çünkü bunun yerine daha sık gördüğüm şey, konunun kimlik temelinde siyasallaştırılmasıdır. Irkçılık da bazen bu tartışmalarda açıkça ortaya çıkıyor. Bunun üstesinden gelmemiz, göçü iyilik için bir güç ve toplumların ihtiyaç duyduğu bir şey olarak görmemiz gerçekten önemli.”

Türk ayrıca, Avrupa’nın geleceğinin göçe bağlı olduğunu belirtirken, medyanın bunun yalnızca olumsuz tarafını göstermesinden üzüntü duyduğunu ifade etti.

Sığınma meselesiyle ilgili olarak da Avrupa politikalarının bu konuda sıkılaştığını dile getiren Türk, savaştan, zulümden ve insan hakları ihlallerinden kaçanlar için sığınma hakkını güvence altına alan insan hakları hareketinin başlangıcına dönüş çağrısında bulundu. “Bu kanundur ve buna saygı duyulması gerekir” dedi.

Volker Türk’ün gündeminde İngiltere’nin göçle mücadelede izlediği politikalar da vardı:

“Beni endişelendiren, göçmenlerin ve mültecilerin kamusal tartışmalarda insanlıktan çıkarılmasıdır. Bu iyi bir şey değil, her topluma zararlıdır.”

Kendisin bu eğilimi daha geniş bir ölçekte ele aldığını dile getiren Türk, göçmenlerin ve mültecilerin insanlıklarından yoksun bırakıldıklarını ifade etti. BM yetkilisi ayrıca, “Onlar ihtiyaçları ve hakları olan insanlar olarak görülmüyorlar” dedi.



Suriye’nin kuzeyindeki

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
TT

Suriye’nin kuzeyindeki

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) kentinde Nevruz kutlamaları sırasında Suriye bayrağının indirilmesi, cumartesi akşamı ülkenin kuzey ve doğusundaki birçok bölgede geniş çaplı öfkeye yol açtı. Olayların ardından güvenlik noktalarına saldırılar düzenlenirken, protesto hareketleri ve bazı bölgelerde halk eylemleri görüldü. Terör örgütü PKK bağlantılı Devrimci Gençlik Hareketi unsurlarının Kamışlı kentinde iç güvenlik merkezine baskın düzenleyerek Suriye bayrağını indirdiği bildirildi.

Haseke İç Güvenlik Komutanı Mervan el-Ali dün, söz konusu binanın üzerine Suriye bayrağını yeniden çekti. Bu anlar, Suriye Enformasyon Bakanlığı bünyesindeki Haseke Medya Müdürlüğü tarafından sosyal medyada paylaşılan görüntülerde yer aldı. Yaşanan gelişmelerin ardından Suriye hükümeti yetkilileri ile Kürt liderler, kuzey ve doğu Suriye’de yükselen tansiyonu düşürmek için temaslarda bulundu. Gerginliğin, 29 Ocak’ta hükümet ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan anlaşmayı riske atabileceği değerlendirilirken, olayın anlaşmadan rahatsız olan kesimler tarafından ‘fitne çıkarma’ girişimi olduğu öne sürüldü. Kürt kaynaklar ise yaşananların münferit bir olay olduğunu ve herhangi bir sonuç doğurmayacağını belirtti.

Gerginliğin, Halep’in kuzey kırsalındaki Ayn el-Arab’ta Nevruz kutlamaları sırasında bir Kürt gencin Suriye bayrağını indirmesiyle başladığı ifade edildi. Kürt yetkililer bu davranışı ‘bireysel’ olarak nitelendirirken, sosyal medyada geniş çaplı kışkırtma kampanyalarının başlatıldığı ve bunun bazı bölgelerde Araplar ile Kürtler arasında yer yer çatışmalara yol açtığı aktarıldı. Yetkililer, sahadaki durumun kontrol altına alınmaya çalışıldığını bildirdi.

Kürt siyaset araştırmacısı Mehdi Davud, yaşanan gerginliğin bazı Kürt çevrelerinde etkili olan PKK ideolojisinden kaynaklandığını savundu. Olayı ‘münferit bir hadise’ olarak tanımlayan Davud, bu tür durumların büyük kalabalıkların bulunduğu etkinliklerde yaşanabileceğini belirtti. Sosyal medyada olayın abartıldığını ifade eden Davud, bazı tarafların kasıtlı olarak gerilimi tırmandırmaya çalıştığını söyledi.

Sahada belirli bir gerginliğin varlığını kabul eden Davud, bunun sosyal medyada yansıtıldığı kadar büyük olmadığını vurguladı.

Bölgede uzun yıllardır birlikte yaşayan toplulukların birbirini tanıdığını dile getiren Davud, kışkırtma faaliyetlerinin arkasındaki aktörlerin bilindiğini ve mevcut gelişmelerin entegrasyon anlaşmasının uygulanmasına etkisi olmayacağını ifade etti.

sdfvfd
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile 29 Ocak’ta varılan anlaşmanın uygulanmasından sorumlu Suriye Cumhurbaşkanlığı ekibinin sözcüsü Ahmed el-Hilali (SANA)

Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından entegrasyon anlaşmasının uygulanmasını denetlemekle görevlendirilen ekibin sözcüsü Ahmed el-Hilali, ‘herhangi bir gerekçeyle sivillere yönelik intikam eylemleri veya saldırıları kesin şekilde reddettiklerini’ açıkladı. El-Hilali, güvenlik ve yargı kurumlarıyla devletin, yasayı uygulama ve ihlallerde bulunanları cezalandırma konusunda tek yetkili merci olduğunu vurgulayarak, herkesi sükûnete, sorumluluk bilinciyle hareket etmeye ve kışkırtma çağrılarına kapılmamaya davet etti.

El-Hilali ayrıca, devlet kurumlarının güçlendirilmesi ve entegrasyon sürecine yönelik çabaların ‘bu tür münferit olaylardan etkilenmeyeceğini’ belirtti. Mevcut aşamada herkesin sağduyu ve aklıselimi öne çıkarması gerektiğini ifade eden el-Hilali, ‘elde edilen olumlu kazanımların korunmasının önemine’ dikkat çekti.

Öte yandan siyasi analist Halef Ali Halef, Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan son anlaşmadan rahatsız olan kesimlerin bulunduğunu söyledi. Halef, söz konusu anlaşmanın olası bir iç çatışmayı engellediğini, SDG güçlerinin Suriye ordusuna, güvenlik unsurlarının ise İçişleri Bakanlığı bünyesine entegre edilmesini öngördüğünü belirtti. Söz konusu kesimlerin yeniden kriz çıkarmaya ve dengeleri bozacak hamleler yapmaya çalıştığını ifade etti.

dvdcfv
Suriye’deki Kürtler cuma akşamı Şam’da Nevruz’u kutladı. (Reuters)

Halef, entegrasyon sürecinin ‘iyi ve sorunsuz şekilde ilerlediğini’ belirterek, SDG içinde ağırlığı olan isimlerin üst düzey devlet görevlerine atanmasının bu süreçte önemli rol oynadığını ifade etti. Halef, bu adımı ‘engellerin aşılmasına katkı sağlayan isabetli bir karar’ olarak nitelendirdi.

Halef, Ayn el-Arab ve Afrin bölgelerinde yaşananların ‘anlaşmadan zarar gören kesimlerin ürünü’ olduğunu savunarak, bunu ‘elde edilen kazanımlarla kıyaslandığında küçük bir sorun’ olarak değerlendirdi. Beklentilerinin daha büyük olaylar yönünde olduğunu dile getiren Halef, buna karşın en önemli gelişmenin Kürt sivil oluşumların bayrağın indirilmesini açık şekilde kınaması olduğunu söyledi. Halef’e göre, anlaşmaya karşı olan bazı Arap çevreler bu olayı büyütmeye çalıştı. Ayrıca Kürt kökenli Suriyeli hükümet yetkililerinin de sert kınama açıklamaları yaptığını belirten Halef, kamuoyunu kışkırtma girişimlerine karşı uyardıklarını aktardı. Suriye güvenlik güçlerinin hızlı müdahalesinin olası toplumsal çatışmaları önlemede etkili olduğunu vurgulayan Halef, tüm bu gelişmelerin ‘entegrasyon sürecinin geri döndürülemez olduğunu ve taraflar arasında tam iş birliği bulunduğunu’ gösterdiğini ifade etti.

Öte yandan Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Semir Ali Asu, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, bazı mahallelerde Kürtlerin münferit bir olay nedeniyle darp edilip aşağılandığını bildirdi. Bu tür olayların Suriye halkının bileşenleri arasında fitneye yol açtığını belirten Asu, sükûnet çağrısında bulunarak ulusal birlik ruhuna bağlı kalınması ve kışkırtmalara kapılınmaması gerektiğini vurguladı.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da gelişmelere ilişkin bir paylaşımda bulunarak, söz konusu açıklamayı hesabından yeniden yayımladı ve “Kritik bir anda önemli sözler ve bilge liderlik” ifadesini kullandı.

Öte yandan SDG bünyesindeki özerk yönetimin dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed, Ayn el-Arab’ta Suriye bayrağının indirilmesini ‘münferit bir davranış’ olarak nitelendirdi. Ahmed, bu yıl Nevruz kutlamalarının Suriye’de ilk kez resmi şekilde gerçekleştirildiğine dikkat çekerek, Suriyelilere fitneden uzak durma, sükûneti koruma ve herhangi bir gerilimi tırmandırmaktan kaçınma çağrısında bulundu. Ahmed, “Bölgede yeni bir çatışmanın başlamasına ihtiyaç yok” dedi.

dfvfdfd
Suriyeli Kürtler, cumartesi günü Halep kırsalındaki Afrin’de düzenlenen Nevruz kutlamaları sırasında yerel bayraklarını dalgalandırdı. (Reuters)

Bu çerçevede el-Cezire bölgesindeki iç güvenlik güçleri dün yayımladığı açıklamada, Afrin ve Halep kentlerinde Nevruz kutlamalarına katılan Kürtlere yönelik saldırıları ve fitne çıkarma girişimlerini kınadı. Açıklamada ayrıca, bir kişinin bireysel davranışla Suriye bayrağını indirmesi de eleştirildi. Olayın hemen ardından Ayn el-Arap İç Güvenlik Müdürlüğü’nün harekete geçerek şüpheliyi gözaltına aldığı ve dosyanın ilgili yargı mercilerine sevk edildiği bildirildi. Açıklamada, Suriyelilerin ortak değerlerini temsil eden sembollere yönelik her türlü saldırının kesin şekilde reddedildiği vurgulandı.

Öte yandan Kobani’de Nevruz etkinliklerini düzenleyen hazırlık komitesi de bir açıklama yaparak, toplumsal istikrara zarar veren davranışlara müsamaha gösterilmeyeceğini belirtti. Komite, söz konusu olayların halkın farklı kesimleri arasında ayrışma ve fitne yaratmak amacıyla kullanılmasına karşı olduklarını ifade ederek, Suriye’de güvenlik ve istikrarı tehdit eden her türlü girişime karşı durma çağrısında bulundu.


Şam'da alkollü içecek kısıtlamasına karşı oturma eylemi

Suriye'de Şam'ın Bab Tuma mahallesinde alkollü içecek satışının kısıtlanması kararına karşı sessiz bir oturma eylemi düzenlendi (AFP)
Suriye'de Şam'ın Bab Tuma mahallesinde alkollü içecek satışının kısıtlanması kararına karşı sessiz bir oturma eylemi düzenlendi (AFP)
TT

Şam'da alkollü içecek kısıtlamasına karşı oturma eylemi

Suriye'de Şam'ın Bab Tuma mahallesinde alkollü içecek satışının kısıtlanması kararına karşı sessiz bir oturma eylemi düzenlendi (AFP)
Suriye'de Şam'ın Bab Tuma mahallesinde alkollü içecek satışının kısıtlanması kararına karşı sessiz bir oturma eylemi düzenlendi (AFP)

Şam'da yüzlerce Suriyeli dün, yetkililerin alkollü içeceklerin satışını kısıtlama, restoranlarda ve gece kulüplerinde servis edilmesini yasaklama kararını protesto etmek amacıyla sessiz bir oturma eylemi düzenledi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre protestocular, sivil toplum aktivistlerinin çağrısı üzerine, sıkı güvenlik önlemleri altında, çoğunluğu Hristiyan olan Bab Tuma mahallesinin meydanına akın etti. Bu eylem, 2024 yılının sonlarında Başkan Beşşar Esed'in devrilmesinin ardından iktidara gelen yeni yetkililerin kişisel özgürlükleri ihlal edeceğine dair artan endişeleri yansıtıyor.

Protestocular Suriye bayrağı ile Arapça ve İngilizce pankartlar açtılar; bunlardan birinde “Kişisel özgürlük kırmızı çizgidir” yazıyordu.

“Anayasanın maddeleri bir talep değil, bir haktır” yazılı pankart taşıyan 60 yaşındaki üniversite öğretim üyesi Hanan Ası, AFP’ye verdiği demeçte, Suriyelilerin “yoksulluktan yerinden edilmişlere, evsizlere ve mültecilere kadar binlerce unutulmuş sorunu” olduğunu belirterek, “Biz bir inşa aşamasındayız, bölünme aşamasında değiliz” ifadelerini kullandı.

Tartışma, geçtiğimiz aylarda alınan ve özgürlükler konusunda endişelere yol açan bir dizi karar ve önlemin ardından ortaya çıktı; bunlar arasında plajlarda ve havuzlarda «daha mütevazı» kıyafet kuralları ile Lazkiye’de kadın memurların makyaj yapmasının yasaklanması konusundaki tartışma yer alıyor.

Bir komedyen olan Melki Mardanyal (31), Instagram sayfasında yayınladığı videoda, kararı alaycı bir şekilde ele aldıktan sonra programa katıldı ve şunları söyledi: “Komedi, yetkililere karşı elimizdeki hafif bir silahtır ve onların aldığı kararlar, bizim yaptığımız komediden daha çok insanı güldürüyor” diyerek, “insanları meydanlara toplayanın, yetkililerin kararları olduğunu” vurguladı.

Televizyon yazarı Rami Kousa (37 yaşında) ise “Bu kararların amacı, şehrin kimliğini değiştirmek için kamu özgürlüklerini kısıtlayacak benzer kararları geçirmek üzere nabız yoklamaksa, mesaj yerine ulaşmış olmalı” dedi ve “Bu tür kararlar geçmeyecek” vurgusunda bulundu.

Bu protesto, özellikle Suriye'deki azınlıklar arasında endişelerin giderek arttığı bir dönemde gerçekleşiyor; Hıristiyanların endişeleri, haziran ayında Şam'ın Duveyle semtinde bir kilisenin bombalanmasının ardından, temmuz ayında kanlı şiddet olaylarına sahne olan Dürzilerin kalesi Süveyda'ya ve zaman zaman yetkililerle çeşitli sorunlar nedeniyle gerginliklerin yaşandığı ülkenin kuzeydoğusundaki Kürtlere kadar uzanıyor.

Şam Valiliği 17 Mart'ta, mühürlü alkollü içeceklerin satışını çoğunluğu Hristiyan olan üç bölgeyle sınırlayan bir karar yayınladı. Bu bölgeler el-Kassa, Bab Tuma ve Bab Şarki'dir. Karar, alkolün restoran ve gece kulüplerinde servis edilmesini yasaklıyor. Valilik bu kararla, "kamu ahlakını ihlal eden olayları" azaltmayı amaçladığını ve kararın yerel halktan gelen şikayetler üzerine alındığını belirtti.

Hükümetteki tek Hristiyan bakan olan Sosyal İşler Bakanı Hind Kabavat, alkolün Hristiyan bölgeleriyle sınırlandırılmasını eleştirerek, bu bölgelerin "içki ve alkol yerleri değil, Şam'ın kalbi, parlak tarihi ve bir arada yaşama yeri" olduğunu ifade etti.

Valilik dün yaptığı açıklamada, yeni önlemlerin yıllar önce çıkarılan kararnamelerle "uyumlu" olduğunu ve amacının "alkol satış noktalarında yaşanan kaosu" düzenlemeyi amaçladığını bildirdi.

Kararda belirtilen üç alanın, taraflardan hiçbirini incitmeyecek şekilde yeniden değerlendireceğini duyurdu.


Savaş, Hamas’ın yeni bir lider seçimi sürecini aksatıyor

Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Filistinli tutukluların karşılanması sırasında Hamas bayraklarını sallayan Filistinliler, Kasım 2023 (AFP)
Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Filistinli tutukluların karşılanması sırasında Hamas bayraklarını sallayan Filistinliler, Kasım 2023 (AFP)
TT

Savaş, Hamas’ın yeni bir lider seçimi sürecini aksatıyor

Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Filistinli tutukluların karşılanması sırasında Hamas bayraklarını sallayan Filistinliler, Kasım 2023 (AFP)
Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Filistinli tutukluların karşılanması sırasında Hamas bayraklarını sallayan Filistinliler, Kasım 2023 (AFP)

ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş, Hamas'ın yeni lider seçimi sürecini altüst etti. Kaynaklar, çeşitli karmaşıklıklar ve ‘bölgedeki güvenlik ve siyasi değişiklikler’ nedeniyle sürecin dondurulmasının planlandığını bildirdi.

Yaklaşık bir buçuk yıldır Hamas'ın işlerini bir ‘liderlik konseyi’ yönetiyor. Son iki aydır hareketi yönetecek yeni bir lider seçmek için bir süreç başlatıldı. Şarku’l Avsat'a konuşan Gazze’nin içinden ve dışından Hamaslı dört bilgili kaynak, bölgedeki mevcut durum nedeniyle hareketin başkanlık seçimini geçici olarak askıya alma eğilimi olduğunu aktardı.

Hamas’ın liderliği için rekabet, hareketin yurtdışındaki Siyasi Büro Başkanı Halid Meşal ile Gazze Şeridi'ndeki muadili ve ateşkes müzakere ekibi başkanı Halil Hayye arasında sürüyor. Hem Meşal, hem de Hayye, Hamas’ın liderlik konseyinde yer alıyor.

Hamas’tan biri Gazze Şeridi içinde, diğeri dışındaki iki kaynak, önümüzdeki günlerde seçimlerin iptal edilmesi ve siyasi büro seçimlerinin bu yılın sonunda yapmayı planlandığını teyit etti.