BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Gazze’deki acıların boyutu kelimelerle anlatılamaz’

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri: “Gazze’de öldürülenlerin yüzde 70’i kadın ve çocuklardan oluşuyor.”

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Gazze’deki acıların boyutu kelimelerle anlatılamaz’
TT

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Gazze’deki acıların boyutu kelimelerle anlatılamaz’

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Gazze’deki acıların boyutu kelimelerle anlatılamaz’

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Gazze halkının acısını anlatacak kelime bulamadığını söylerken, insani gerekçelerle acil ateşkes çağrısında bulundu. İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik bombardımanı devam ederken Türk, ölenlerin yüzde 70’inin çocuk ve kadın olduğuna dikkat çekerek, Gazze’de hiçbir yerin güvenli olmadığı yönündeki uyarısını yineledi.

Gazze savaşı, 84 gündür devam ediyor. Bu çerçevede BM Yüksek Komiseri, Gazze Şeridi’ndeki gıda güvensizliği konusunda alarma geçti. Türk, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda 500 bin kişinin açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu vurguladı.

BM Komiseri, artan yerleşimci şiddetine tanık olan Batı Şeria’yla ilgili olarak ise hesap verebilirliğin önemini vurguladı ve Filistinlilere yönelik korkunç olaylarla ilgili soruşturma yapılması çağrısında bulundu.

Volker Türk’ün gündeminde Sudan’daki savaş da vardı. İki general arasındaki saçma çatışmanın devam etmesini kınadı ve çatışmaların durdurulması, sivillere ülkenin geleceği hakkında söz hakkı verilmesi çağrısı yaptı.

Dünya genelinde insanlığın dörtte biri çatışma ve silahlı şiddete saplanmış bölgelerde yaşarken Türk, iğrenç ihlallerin devamını önlemek için savaş kurallarına saygı gösterilmesinin gerekliliği çağrısında bulundu. Ancak zorluğun onaylanmış standartlarda değil uygulamada yattığını belirtti.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın Gazze’den Yemen’e, uluslararası ve bölgesel gelişmelerden Birleşmiş Milletler gündemine kadar birçok başlıkta açıklamalarda bulundu:

Gazze’de hiçbir yer güvenli değil

İnsan Hakları Yüksek Komiseri, Gazze’de insani ateşkes yönündeki acil çağrısını yineleyerek, savaşın başlangıcından bu yana Gazze Şeridi’nde yüzde 70’i çocuk ve kadın olmak üzere 20 bin kişinin öldürüldüğünü belirtti.

Hamas savaşçılarının 7 Ekim’de güney İsrail’e başlattığı ve Tel Aviv’e göre bin 200 kişinin ölümüne ve 240 kişinin rehin alınmasına neden olan saldırıdan 12 hafta sonra İsrail güçleri, Gazze Şeridi’nin büyük bir bölümünü yok eden, 20 binden fazla insanı öldüren ve Şerid’in 2,3 milyonluk nüfusunun çoğunluğunu birden fazla yerinden eden bir savaş başlattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik şiddetli bombardımanı devam ederken Türk, Şerid’deki tüm nüfusun etkilendiği ve 500 bin kişinin kıtlık riskiyle karşı karşıya olduğu gerekçesiyle gıda güvensizliği konusunda uyardı. Volker Türk ayrıca, sıcaklıkların düşmesiyle yerinden edilen Filistinlilerin acılarının daha da kötüleştiğine dikkat çekerek, “Sıcaklıkların düştüğü, insanların doğru dürüst uyuyamadığı, insani yardım alamadıkları bir dönemde kışın gelmesinin bu şartlarda ne anlama geldiğini tahmin edebilirsiniz” dedi.

Türk, devam eden bombardımana ilişkin olarak ise Türk, “Gazze Şeridi’nde güvenli bir yer yok” dedi. İsrail ordusunun bazı tahliye emirlerinin çok kısa bir süre içinde verildiğine dikkat çeken Türk, “İnsanlar bu emirleri doğru düzgün takip edemiyor. Şunu da söylemek gerekir ki Gazze’de şu anda güvenli bir yer yok. Hiçbir yerde güvenlikten bahsedemeyiz. Peki insanlar nereye gidecek?” ifadesini kullandı.

BM Komiseri sözlerini şöyle sürdürdü:

“Gazze’deki durum felaket. Bugün Refah’ın güneyinde bir milyondan fazla Filistinli var. İnsanlar sokaklarda, açıkta uyuyor. Bazıları tahliye emirlerine bile uymadı. Çok vahim bir durumla karşı karşıyayız. Durumun ne kadar felaket olduğuna dair güçlü bir kanıt oluşturmak için ne olması gerekiyor? Bugün acilen ihtiyacımız olan şey, bu trajedinin sona ermesi için insani ateşkestir.”

BM içerisinde hayal kırıklığı var mı?

BM yetkililerinin Gazze savaşıyla ilgili art arda yaptığı açıklamalar, uluslararası toplumun Şerid’de acil ve kalıcı bir ateşkes çağrısında bulunamamasından duyulan hayal kırıklığını yansıtıyor.

Ancak Türk, geçen hafta ‘insani yardımın derhal, güvenli ve engelsiz bir şekilde ulaştırılmasına olanak sağlamak ve düşmanlıkların sürdürülebilir bir şekilde durdurulması için gerekli koşulların yaratılmasına yönelik acil adımların atılması’ çağrısında bulunan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararını ‘açık bir sinyal’ olarak nitelendirdi.

Fotoğraf Altı: BMGK, Gazze gündemiyle 22 Aralık’ta toplantı düzenledi. (AP)
BMGK, Gazze gündemiyle 22 Aralık’ta toplantı düzenledi. (AP)

Türk sözlerini şöyle sürdürdü:

“BMGK geçen hafta, düşmanlıkların sona ermesine yönelik bir yol bulunması gerektiğini çok açık bir şekilde ilan etti. Bu yüzden BMGK’nın çok net bir sinyal verme yönünde hareket ettiğine inanıyorum. Umarım İsrail ve Hamas üzerinde etkisi olan herkes, ‘iki taraf akılları başına gelip tek çıkışın kavgayı bırakmak olduğunu görene kadar’ nüfuzunu kullanır. Bu şiddete devam edemeyiz. Çünkü insanlar anlatamayacağım kadar acı çekecekler. Bu durumu tanımlayacak doğru kelimeleri bulamıyorum ve tek çıkış yolunun şiddeti durdurmak olduğuna inanıyorum.”

Savaş suçlarına soruşturma

Ofisinin Gazze Şeridi’ndeki olası ‘İsrail’in savaş suçlarına’ ilişkin soruşturmaya katılıp katılmayacağı sorusuna ise “Her iki tarafın (Hamas hareketi ve İsrail) gerçekleştirdiği insan hakları ihlallerinin hesap verebilirliği ciddiye alınmalı, soruşturulmalı ve iki taraf da adalet önüne çıkarılmalıdır” cevabını vererek açıklamalarına şöyle devam etti:

“Cezasızlık hiçbir amaca hizmet etmeyecek. Çatışmalar sona erdiğinde, İsrailliler ve Filistinliler arasında barış içinde gerçekleşmesini umduğumuz bir arada yaşamın merkezinde insan hakları yer almalıdır. Hesap verebilirlik oldukça önemlidir. Dünyadaki pek çok çatışmada gördüğümüz şey, hesap verebilirliğin ciddiye alınmamasıdır. Bunlar ciddiye alınmazsa tekrarlanan şiddet ve çatışma eylemlerine tanık olacağız.”

Ertesi gün için bir umut ışığı

Gazze’de sivillerin yaşadığı acılara rağmen Türk, ertesi gün için umut ışığını koruyor:

“Açıkçası kişisel düzeyde umutsuz hissediyorum. Acı çeken tüm insanlarla derin bir endişe, derin bir sempati ve dayanışma hissediyorum. Ama ertesi günün olduğu da doğrudur. Çünkü bunu tüm çatışmalarda gördük. Ertesi gün olacak ve ona hazırlanmalıyız.”

Üst düzey BM yetkilisi, bu krizden çıkmanın tek yolunun İsraillilerin ve Filistinlilerin yan yana barış içinde yaşayabileceğine olan inanç olduğuna dikkat çekti.

Türk, umuda tutunmasına Ortadoğu ziyaretlerinin beraberinde getirdiği görüşmeleri gerekçe gösterdi:

 “Mısır ve Ürdün’e gittiğimde ve İsrailli insan hakları aktivistleriyle etkileşime geçme fırsatı bulduğumda bölgede, özellikle de barışa ve insan haklarına olan umudunu ve inancını kaybetmemiş gençler arasında yaptığım tartışmalarda umut gördüm. Bu, bana ertesi günün bizi bu korkunç durumdan kurtarabileceğine dair umut veriyor.”

Batı Şeria’da koşullar kötüleşiyor

Türk’ün Şarku’l Avsat’a verdiği röportaja paralel olarak 7 Ekim 2023’ten sonra Doğu Kudüs de dahil olmak üzere işgal altındaki Batı Şeria’da insan haklarının hızla kötüleştiğini ayrıntılarıyla anlatan bir BM raporu yayınlandı. Rapor, İsrail’e, Filistin halkına yönelik yasadışı cinayetlere ve yerleşimci şiddetine son vermesi çağrısında bulunuyor.

Türk, Batı Şeria’da yaşananlardan derin endişe duyduğunu ifade etti:

 “7 Ekim’den önce bile yaklaşık 200 Filistinlinin öldürüldüğü Batı Şeria’da insan hakları durumunun hızlı bir şekilde kötüleştiğine tanık olduk. 7 Ekim’den 27 Aralık’a kadar 70’ten fazlası çocuk olmak üzere 300 kişinin daha öldürüldüğüne tanık olduk. Bu durum şok edici. Daha fazla yerleşimci akınına tanık olduk. Birçok Filistinli aile için cankurtaran halatı olarak kabul edilen zeytin hasadı süreci de ciddi şekilde sekteye uğradı. Kabul edilemez şiddetin korkunç görüntülerini görüyoruz. Hesap verebilirliğin sağlanması, olayların soruşturulması ve şiddetin durdurulması çok önemli.”

BM raporunda, kolluk kuvvetleri operasyonları sırasında askeri silahların ve askeri yöntem ve taktiklerin kullanımına derhal son verilmesi, Filistinlilere yönelik kitlesel keyfi gözaltı ve kötü muameleye son verilmesi çağrısı yapıldı. Ayrıca hareket özgürlüğüne uygulanan ayrımcı kısıtlamaların kaldırılması talep edildi.

Rapor, 7 Ekim’den bu yana Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te öldürülen 300 Filistinliden İsrail güçlerinin en az 291 Filistinliyi öldürdüğünü, yerleşimcilerin sekizini öldürdüğünü, bir Filistinlinin ise İsrail güçleri ya da yerleşimciler tarafından öldürüldüğünü dile getirdi.

Sudan’da saçma bir çatışma

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri, Sudan’daki ‘saçma çatışmanın’ devam etmesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirerek, savaşan iki general olan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Muhammed Hamdan Daklu’ya da ‘akıllarını başlarına toplama ve çatışmaları durdurma’ çağrısında bulundu.

Volker Türk, bir yıldan fazla bir süre önce Sudan’a yaptığı ziyareti hatırlattı. Türk, otuz yıllık askeri diktatörlüğü devirmek için devrimin parçası olan insan hakları savunucuları, gençler ve kadınlarla son derece cesaret verici toplantılar gerçekleştirmişti. Türk, “Geçen yıl nisan ayında bu iki ordu arasında, bu iki adam ve onların orduları arasında çatışmalar yeniden başladığında, tüm Sudanlıların acılarından dolayı kalbim param parça oldu” şeklinde konuştu.

BM Komiseri, Hartum’un hızla bozulmaya tanık olduğuna dikkat çekti:

“Çalışanlarımızı tahliye etmek zorunda kaldık. Bunun insanlar için ne anlama geldiğini hayal edebilirsiniz. Hastaneler artık çalışmıyor ve insani yardım artık gerektiği gibi gelmiyor.”

Volker Türk, Darfur’la ilgili olarak da olayların çok ileri gittiğini düşündükleri, etnik temelli de dahil olmak üzere, korkunç çatışmaların yeniden başlamasını kınadı.

BM yetkilisi, anlamsız gerginliğin devam etmesini kınadı ve herhangi bir tarafın askeri çatışmalar yoluyla çözüme ulaşabileceği iddialarına karşı çıktı:

“Sivillerin söz sahibi olduğu bir ülke inşa etmeye geri dönmemiz gerekecek. Çünkü onların istediği bu. İnsan hakları önemli ve merkezi bir rol oynamaktadır. Sudan halkının onlarca yıldır istediği şey buydu. Onlara ancak bu konuda destek olabiliriz. Umarım her iki lider de aklını başına toplar ve bu anlamsız savaşa son verir.”

BM Komiseri defalarca hem Sudan ordusunu hem de Hızlı Destek Kuvvetleri’ni uluslararası insancıl hukuka ve insan hakları hukukuna saygı göstermeye, sivilleri ve sivil oluşumları korumaya çağırdı. Ayrıca bu tür zor koşullarda çalışmaları son derece önemli olan çatışmanın her iki tarafının, yardım çalışanlarının ve insan hakları savunucularının korunması ve sivillerin çaresizce ihtiyaç duydukları insani yardıma ulaşmalarının sağlanması gerektiğini de vurguladı.

Çatışma kuralları

Sudan ve Gazze savaşlarında temel insani yardım sağlamanın zorluğuna ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Volker Türk, insani yardıma ücretsiz ve sınırsız erişim, insani yardım çalışanlarının korunması ve insani yardımın keyfi olarak reddedilmesinin ‘savaş suçu" olarak sınıflandırılmasını içeren insani eylem ilkelerini hatırlattı.

“Bunlar gerçekten yeniden teyit edilmesi gereken alanlardır ve saygı duyulması gereken temel insani ilkeler olarak düşünülmelidir” diyen Volker Türk, “Dünyanın bunu fark etmesi ve dünyadaki tüm savaşan taraflardan bunu talep etmesi gerektiğini düşünüyorum. Dünya çapında 50’den fazla çatışma ve şiddet vakası var. İhlallerin niteliğinin o kadar iğrenç ve korkunç hale geldiğini görüyoruz ki, bu savaşları yürütenlerin ve bunların arkasında duranların gerçekten insanlığın özünü bilip bilmediğini merak ediyorsunuz.”

Türk ayrıca, “Savaşlar saygı duyulması gereken kurallara göre yapılır” dedi.

Uluslararası insan hakları çerçevesinde reform yapılması

Türk, Şarku’l Avsat’ın uluslararası insan hakları çerçevesinin gözden geçirilmeye mi yoksa reforma mı ihtiyaç duyduğu sorusuna  “Sorun, uluslararası düzeyde kabul edilen standartlarda değil, uygulama mekanizmalarında yatıyor” cevabını verdi.

BM yetkilisi sözlerini şöyle sürdürdü:

“Standartlarımızın ve onaylanmış bir normatif çerçevemizin olduğunun farkına varmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sorun uygulamayla ilgili. Bu standartlara sahibiz. Onlarca yıldır denenip test ediliyorlar. Bunlar genellikle uluslararası topluluk, BM’ye üye devletler ve sivil toplum tarafından onlarca yıldır titizlikle geliştirilmiştir. Bu yüzden bu kurallar veya standartlarla ilgili değil, bunların uygulanmasıyla ilgilidir.”

Türk, çatışmalar bağlamında ve çatışmaların dışında da insan hakları ve temel özgürlükler konusunda çalışma yapılması ve temel özgürlüklerin garanti altına alınması yönünde açık bir çağrının olduğunu belirterek “İnsan haklarının değeri konusunda daha fazla eğitim verilmesi gerektiğine inanıyorum. Böylece siyasi kararları da etkileyebilirler” dedi.

Şu an yaklaşık 70 ülkede seçimlere hazırlanıyor. Yaklaşık 4 milyar kişi yeni hükümetlerini, liderlerini ve parlamentolar seçmeye hazırlanıyor. Türk, seçmenlerin öne sürülen siyasi programlara ve bu siyasi programların insan haklarına uygun olup olmadığına çok dikkatli bakmalarının önemli olduğunu vurguladı. Ayrıca, “Aksi halde bu adaylara oy vermek istemeyebilirler” dedi.

Göç krizi ve Avrupa’nın geleceği

Avrupa’da da bazı ülkeler 2024’te yeni seçimlere tanık olacak. Türk, göç ve mültecilerin korunması meselesinin ‘siyasi bir ihale kartına’ dönüşmesine karşı uyarıda bulunarak, göçmenlerin insanlıklarının elinden alınmaması gerektiğini vurguladı.

BM yetkilisi ayrıca şunları söyledi:

“Göç ve mülteci sorunları gerçeklere ve kanıtlara dayanarak, apolitik bir şekilde ele alınmalıdır. Çünkü bunun yerine daha sık gördüğüm şey, konunun kimlik temelinde siyasallaştırılmasıdır. Irkçılık da bazen bu tartışmalarda açıkça ortaya çıkıyor. Bunun üstesinden gelmemiz, göçü iyilik için bir güç ve toplumların ihtiyaç duyduğu bir şey olarak görmemiz gerçekten önemli.”

Türk ayrıca, Avrupa’nın geleceğinin göçe bağlı olduğunu belirtirken, medyanın bunun yalnızca olumsuz tarafını göstermesinden üzüntü duyduğunu ifade etti.

Sığınma meselesiyle ilgili olarak da Avrupa politikalarının bu konuda sıkılaştığını dile getiren Türk, savaştan, zulümden ve insan hakları ihlallerinden kaçanlar için sığınma hakkını güvence altına alan insan hakları hareketinin başlangıcına dönüş çağrısında bulundu. “Bu kanundur ve buna saygı duyulması gerekir” dedi.

Volker Türk’ün gündeminde İngiltere’nin göçle mücadelede izlediği politikalar da vardı:

“Beni endişelendiren, göçmenlerin ve mültecilerin kamusal tartışmalarda insanlıktan çıkarılmasıdır. Bu iyi bir şey değil, her topluma zararlıdır.”

Kendisin bu eğilimi daha geniş bir ölçekte ele aldığını dile getiren Türk, göçmenlerin ve mültecilerin insanlıklarından yoksun bırakıldıklarını ifade etti. BM yetkilisi ayrıca, “Onlar ihtiyaçları ve hakları olan insanlar olarak görülmüyorlar” dedi.



Yahudi yerleşimcilerden Batı Şeria'da geniş çaplı saldırılar

İsrailli yerleşimcilerin Batı Şeria'nın Nablus kenti yakınlarındaki köylere düzenlediği saldırının ardından dün yanmış bir aracı inceleyen Filistinliler (AP)
İsrailli yerleşimcilerin Batı Şeria'nın Nablus kenti yakınlarındaki köylere düzenlediği saldırının ardından dün yanmış bir aracı inceleyen Filistinliler (AP)
TT

Yahudi yerleşimcilerden Batı Şeria'da geniş çaplı saldırılar

İsrailli yerleşimcilerin Batı Şeria'nın Nablus kenti yakınlarındaki köylere düzenlediği saldırının ardından dün yanmış bir aracı inceleyen Filistinliler (AP)
İsrailli yerleşimcilerin Batı Şeria'nın Nablus kenti yakınlarındaki köylere düzenlediği saldırının ardından dün yanmış bir aracı inceleyen Filistinliler (AP)

İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria'daki yoğun ve geniş çaplı saldırılarına dün de devam ettiler. Batı Şeria’nın çeşitli noktalarında Filistinlilere ait daha fazla ev ve tesisi kundaklayan yerleşimciler, intikam sloganları attılar.

Yerleşimciler dün gece Deyr el-Hatab, Beyta, Karyut, Deyr Şeref ve Nablus yakınlarındaki Havara dahil olmak üzere yeni köyleri saldırdı. En şiddetli saldırılar Deyr el-Hatab'da gerçekleşti. Bu saldırılarda 9 Filistinli yaralandı ve evler ile araçlar ateşe verildi.

Nablus Kızılayı Acil Yardım ve Acil Durum Merkezi Müdürü Amid Ahmed, sağlık ekiplerinin saldırı sırasında ayağından kurşunla yaralanan 45 yaşındaki bir vatandaşa müdahale ettiğini, ayrıca yerleşimcilerin saldırısı sonucu meydana gelen 8 yaralanma vakası daha olduğunu, bunların arasında bir kadının çürükler ve sıkılan bir gaz sonucu boğulma şikayeti yaşadığını bildirdi. Yerleşimciler Deyr el-Hatab'da evleri ve arabaları yakarken Beyta beldesine saldırıp, tarım arazilerini tahrip ettiler, asırlık zeytin ağaçlarını söktüler, bir evin duvarını yıktılar, Filistinlilere saldırıp dövdüler ve ana elektrik trafosuna ateş açarak bölgenin elektriğini kestiler.

fd
Yahudi yerleşimcilerin saldırısı sonucu hasar gören bir aracın fotoğrafı. Yerleşimciler ayrıca Batı Şeria'nın Nablus'un doğusundaki Deyr el-Hatab köyünde evlerin duvarlarına İbranice sloganlar yazdı (DPA)

Yahudi yerleşimciler, Karyut'ta da köyün doğu kesimindeki evlere saldırdı ve Filistinlilerle çatıştı. Ayrıca Barka köyündeki tarihi Mesudiye bölgesinde bir turistik çadırı, Deyr Şerif köyünde bir araç parkının bir bölümünü ve bazı araçları yaktı.

Ramallah'ta ise Barka köyü gece saldırısına uğradı. Saldırıda bir ‘sağlık kliniği’ ile bir ticari kamyon yakıldı. Öte yandan yerleşimciler, Ramallah çevresindeki hayati öneme sahip yolları kapatarak vatandaşların hareketini kısıtladı.

Saldırılarda yerleşimcilerin baskın düzenleyerek Filistin bayrağını indirip yerine işgal bayrağını astıkları ve duvarlarına ırkçı sloganlar yazdıkları Havara Lisesi de zarar gördü. Eğitim Bakanlığı bu saldırıyı, ‘eğitim hakkı ve güvenli öğrenim ortamına yönelik bariz bir ihlal’ olarak değerlendirdi.

fvfdev
Filistinliler, Batı Şeria'nın Cenin kentinin güneyindeki el-Fandakumiye köyüne İsrailli yerleşimcilerin düzenlediği saldırının ardından Pazar günü yanmış bir aracı inceliyorlar (AFP)

Saldırılar, Batı Şeria'da yaklaşık 20 noktayı hedef alan ve Calud, el-Fandakumiye, Seylat el-Dahr ve Batı Şeria'nın kuzeyindeki Karyut köylerinde evlerin, araçların ve mülklerin yakılmasını içeren önceki saldırılardan birkaç saat sonra gerçekleşti.

Yerleşimciler, pazar günkü saldırının İran'ın roket saldırılarına misilleme olduğunu, dünkü saldırının ise Nablus yakınlarında bir trafik kazasında bir yerleşimcinin öldürülmesine misilleme olduğunu iddia etti.

Yerleşimcilerin her iki saldırısı da özel platformlar üzerinden yapılan çağrıların ardından gerçekleşti. Filistinliler de özel gruplar aracılığıyla, büyük savaşın gölgesinde Batı Şeria'da bir tür başka savaşın başladığı izlenimi veren bu durum karşısında dikkatli olunması ve yerleşimcilere karşı koyulması yönünde çağrılar ve uyarılar yayınladı.

fvfdv
İşgal altındaki Batı Şeria'nın Havara beldesinde silahlı İsrailli yerleşimciler ve askerler (Arşiv - AFP)

Yahudi yerleşimciler, saldırıları sırasında intikam sloganları attılar ve saldırdıkları yerlere intikam sloganları yazdılar.

Cumartesi günü Batı Şeria'nın kuzeyindeki Hermeş yerleşim birimi yakınlarında meydana gelen bir trafik kazası sonucu bir İsrailli yerleşimci hayatını kaybetti. İsrail polisi ve ordusu, olayın kaza mı yoksa Filistinliler tarafından gerçekleştirilen bir saldırı mı olduğunu belirlemek için soruşturma başlattıklarını açıkladı.

İsrail polisine teslim olan Filistinli, bunun bir trafik kazası olduğunu ısrarla savundu. Ancak İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve diğer yerleşimci aktivistler, resmî sonuçları beklemeden olayı cinayet ve saldırı olarak nitelendirdiler, bu da yerleşimcileri kışkırttı.

Smotrich, yerleşimcinin cenazesi sırasında yaptığı konuşmada, Filistin Yönetimi'ni ‘devirmek’ ve Batı Şeria'da tam bir İsrail kontrolü sağlamak için çalışacağına söz verdi. Smotrich, yerleşimcilere cenaze töreninin ardından intikam eylemleri gerçekleştirmeye çağırdı.

vdfv
Pazar günü Cenin'in güneyindeki Batı Şeria'daki el-Fandakumiye köyünde, İsrailli yerleşimcilerin saldırısının ardından hasar gören bir evi inceleyen Filistinliler (EPA)

Saldırılar, İsrail ordusunun yerleşimcilerin saldırılarının güvenliği etkileyebileceği gerekçesiyle Batı Şeria'ya bir piyade taburu gönderme kararı almasının ardından gerçekleşti.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, savaş sırasında artan milliyetçi suç olaylarını kınayarak, bunlara karşı mücadele etme söz verdi.

Son saldırılar, 7 Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria'daki yerleşimciler tarafından başlatılan tırmanışın bir uzantısı ve bu saldırılar, İran'a karşı devam eden savaşla birlikte arttı. Savaşın başlangıcından bu yana Batı Şeria'daki yerleşimciler, dünyanın büyük çatışmaya odaklanmış olmasını fırsat bilerek 8 Filistinliyi öldürdü.

Öte yandan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas dün, İsrail’in yerleşim birimlerini genişletmesi, toprak ilhakı, artan yerleşimci terörü ve Filistin’in mahsup fonlarının dondurulması gibi politikalarının sonucu olarak Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki durumun ciddiyetine dikkati çekti.

Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyna, yaptığı açıklamada, “Gazze Şeridi’ne yönelik devam eden savaşın yanı sıra Batı Şeria’daki yerleşimcilerin işlediği cinayet, kundaklama ve yıkım saldırıları ne çatışmanın özünü değiştirecek ne de kimseye meşruiyet kazandıracak. Çünkü işgal devam ettiği sürece bölgede ve dünyada güvenlik ve istikrar sağlanamayacak” ifadelerini kullandı.

Ortadoğu’nun yaşadığı kriz ve savaşların tek çözümünün, Filistin meselesinin uluslararası meşru kararlar, Arap Barış Girişimi ve uluslararası hukuka uygun olarak adil bir şekilde çözülmesi olduğunu belirten Rudeyna, “Her ne kadar uzun, karmaşık ve kanlı bir süreç olsa da, dünyayı savaşların getireceği daha fazla felaketten kurtarmanın tek yolu budur” dedi.


İsrail, Lübnan'ın güneyinde Litani Nehri'ne kadar uzanan bir "güvenlik bölgesi" kurma niyetini açıkladı

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (AP)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (AP)
TT

İsrail, Lübnan'ın güneyinde Litani Nehri'ne kadar uzanan bir "güvenlik bölgesi" kurma niyetini açıkladı

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (AP)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (AP)

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz vugün yaptığı açıklamada, güçlerinin Lübnan'ın güneyinde Litani Nehri'ne kadar uzanan bir "güvenlik bölgesi"ni kontrol edeceğini duyurdu.

 Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre İsrail'deki bir askeri komuta merkezini ziyaretinde konuşan Katz, "Hizbullah'ın teröristleri ve silahları geçirmek için kullandığı Litani Nehri üzerindeki beş köprünün tamamı havaya uçuruldu ve İsrail Savunma Kuvvetleri kalan köprüleri ve Litani'ye kadar uzanan güvenlik bölgesini kontrol edecek" dedi.

Bu bölge,İsrail sınırından otuz kilometre boyunca uzanmaktadır.

Katz, yerinden edilmiş sakinlerin "İsrail'in kuzeyindeki sakinlerin güvenliği garanti altına alınana kadar Litani Nehri'nin güneyine geri dönmeyeceklerini" de ifade etti.

İsrail ordusu pazar günü, açıkça bombalayacağına dair tehditlerin ardından Lübnan'ın güneyinde sahil yolundaki el-Kasımiye Köprüsü'nü hedef aldı. Bu, Litani Nehri'nin güneyini Sur kentine bağlayan en önemli ulaşım arterlerinden birini doğrudan etkileyen gerginlik artışı olarak değerlendiriliyor. Bu gelişme, İsrail'in hedeflerini güneydeki altyapı ve konut alanlarını da kapsayacak şekilde genişlettiğini duyurmasıyla eşzamanlı olarak gerçekleşti.

Katz geçen cumartesi günü yaptığı açıklamada, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile birlikte orduya, İsrail bölgelerine yönelik tehditleri ortadan kaldırmak için cephe hattındaki köylerde bulunan Lübnan evlerinin yıkımını hızlandırma talimatı verdiklerini ve Litani Nehri üzerindeki tüm köprülerin yıkılacağını söylemişti.


Lübnan, İran büyükelçisinin akreditasyonunu geri çekti ve pazar gününe kadar ülkeyi terk etmesini istedi

Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı, İran büyükelçisinin akreditasyonunu geri çekti (Ulusal Haber Ajansı)
Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı, İran büyükelçisinin akreditasyonunu geri çekti (Ulusal Haber Ajansı)
TT

Lübnan, İran büyükelçisinin akreditasyonunu geri çekti ve pazar gününe kadar ülkeyi terk etmesini istedi

Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı, İran büyükelçisinin akreditasyonunu geri çekti (Ulusal Haber Ajansı)
Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı, İran büyükelçisinin akreditasyonunu geri çekti (Ulusal Haber Ajansı)

Lübnan Dışişleri ve Göçmenler Bakanlığı'nın bugün yaptığı açıklamaya göre Lübnan, İran'ın atanmış büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani'nin akreditasyonunu geri çekti ve kendisinden pazar gününe kadar Lübnan topraklarını terk etmesini istedi.

Dışişleri ve Göçmenler Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, İran'ın Lübnan'daki Maslahatgüzarı Tevfik Samadi ve Genel Sekreter Büyükelçi Abdul Settar Isa çağrılmış, kendisiyle görüşmüş ve Lübnan devletinin atanan İran Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani'nin akreditasyon onayını geri çekme ve onu istenmeyen kişi ilan etme kararını bildirmiştir. Bakanlık, Şeybani'nin en geç 29 Mart 2026 Pazar gününe kadar Lübnan topraklarını terk etmesini talep etmiştir.

Aynı bağlamda, Lübnan Dışişleri Bakanlığı, Tahran'ın iki ülke arasında uygulanan diplomatik ilişkilerin norm ve ilkelerini ihlal ettiği yönündeki Lübnan devletinin açıklaması üzerine, İran'daki Lübnan Büyükelçisi Ahmed Sveydan'ı istişare için çağırdı.