Gazze'ye 76 kilometre uzaklıktaki Filistinli Hıristiyanların yaşamı

Al-Majalla, Kudüs ve Beytüllahim'de, Gazze savaşının Hz. İsa'nın doğduğu yerdeki Filistinliler üzerindeki yansımalarını analiz etti.

Gazze'ye 76 kilometre uzaklıktaki Filistinli Hıristiyanların yaşamı
TT

Gazze'ye 76 kilometre uzaklıktaki Filistinli Hıristiyanların yaşamı

Gazze'ye 76 kilometre uzaklıktaki Filistinli Hıristiyanların yaşamı

Ahmed Mahir

Filistinli bir grup Hristiyan, İsa Mesih'in doğum yeri olan Beytüllahim'de bir papazın İncil dersine katılmak için Doğuş Kilisesi'nde bir araya geldi. Aralarından bazıları dindar Hristiyan ailelerde, bazıları ise liberal ve seküler düşünen ailelerde, dini ritüelleri uygulamadan büyüdü. Bu ders, inanç arayışındaki bir başlangıç noktası olan 23 yaşındaki genç kadın Yasemin şöyle diyor: "Gazze'deki günlük vahşetten dolayı depresyona girdim. Burada rahat hissediyorum ve bu maneviyat bana yardımcı oluyor."

Beytüllahim ve Kudüs'te konuştuğum neredeyse tüm Filistinli Hristiyanlar, 7 Ekim'de Hamas tarafından yapılan saldırıların ardından İsrail'in Gazze Şeridi'ne başlattığı savaştan dolayı öfke ve endişelerini dile getirdiler. Gazze ile Kudüs arasındaki mesafe sadece 76 kilometre. Ayrıca İsrail'in işgali altındaki Batı Şeria'da aşırılık yanlısı Yahudi yerleşimciler tarafından rahip ve rahibelere yönelik artan ırkçı saldırılardan, sözlü tacizlerden ve fiziksel şiddetten de rahatsızlar.

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre Kudüs Genç Hristiyanlar Derneği'nin (YMCA/ Young Men's Christian Association) CEO'su Fadi Suveydan şu açıklamada bulundu:

"Birçok Yahudi arkadaşımız, dini kıyafetler giyenlere tüküren ve mezarlarımızdaki haçları kıran, dini Siyonizm'den etkilenen bir grup yerleşimci tarafından gerçekleştirilen bu iğrenç eylemlere karşı dayanışma içinde bizimle birlikte duruyor."

YMCA’nın işgal altındaki Doğu Kudüs'teki tarihi binasını gezerken, Gazze'de kötüleşen insanlık trajedisinden duydukları üzüntüyü ve hayal kırıklığını ifade etmek için her zamanki Noel ve Yeni Yıl kutlamalarını iptal eden Beytüllahim Hıristiyanlarına katılmaya karar verdiğini söyledi.

Şehrin panoramik gece manzarasını sunan kulenin son katında yaptığımız röportajda Suveydan şunları söyledi:

“Kudüs'e buradan bakıyorum. Hüzünlü bir şehir. Burayı daha önce hiç böyle görmemiştim. Mesele Yahudilik ile İslam arasındaki çatışma meselesi değil. Hayfa'da doğdum, Yahudi okullarında eğitim gördüm, akıcı bir şekilde İbranice konuşuyorum ve İsrail zihniyetini biliyorum. Ancak aşırılıkçı yerleşimcilerin terörü 7 Ekim'den sonra çarpıcı biçimde yoğunlaştı.”

Antik binaya girdiğinizde kendinizi sakin ve dingin hissediyorsunuz bu, ana girişteki mozaikte Arapça, İbranice ve İngilizce yazılmış cümlelere de yansıyor: “Burası siyasi ve dini nefretlerin unutulabileceği bir barış yeridir.”

Fotoğraf Altı:  Kudüs Genç Hristiyanlar Derneği'nin CEO'su Fadi Suveydan. (Ahmed Maher/Majalla)
Kudüs Genç Hristiyanlar Derneği'nin CEO'su Fadi Suveydan. (Ahmed Maher/Majalla)

Bu şehir yüz yıldan fazla bir süredir Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki dini çeşitlilik ve hoşgörüyle övünen, Ortadoğu'nun yol göstericilerinden biri olarak biliniyor. Ama son ziyaretimde gördüğüm şey farklıydı: Kasvetle kuşatılmış, panikle sarılmış bir şehir, doğusu ve batısının çeşitli yerlerinde cenaze sessizliği vardı.

İsrail polisi ve askerleri neredeyse her yerde mevcut ve olası güvenlik tehditlerini araştırmak amacıyla sokaklarda ihtiyatlı bir şekilde devriye geziyor. Eski Şehir dışındaki Maman Allah (Mamilla) alışveriş bölgesi gibi alışveriş bölgelerinde İsraillileri ve aileleriyle birlikte Amerikan yapımı M-16 saldırı tüfeklerini taşıyan babaları gördüm.

İsrail hükümeti 7 Ekim saldırılarının ardından, izin alma sürecini hızlandırarak gerekli eğitimi almış veya askeri ve güvenlik geçmişine sahip İsrail vatandaşlarının silah edinmesini kolaylaştırdı. Ancak İsrailli Araplar, zorunlu askerlik hizmetinden muaf oldukları için bu lisansı alamazlar.

Gazze Savaşı'nın bahanesiyle, İsrail'in Ulusal Güvenlik Bakanı ve aşırı sağcı siyasetçi Itamar Ben Gvir, İsrailli sivilleri silahlandırmak için bir kampanya başlattı. Bu kampanya, bazı bu silahların nihayetinde Batı Şeria'daki aşırılık yanlısı Yahudi yerleşimcilerin eline geçeceği endişesini ciddi şekilde artırdı.

Fotoğraf Altı: Eski Şehir dışındaki Mamilla alışveriş bölgesine giriş. (Ahmed Maher/Majalla)
Eski Şehir dışındaki Mamilla alışveriş bölgesine giriş. (Ahmed Maher/Majalla)

Kudüs’teki Eski Şehir'de görüştüğüm Rum Ortodoks Patriği Başpiskoposu Atallah Hanna, savaş bittikten sonra Doğu Kudüs ve diğer Filistin şehirlerinin demografik yapısını kalıcı olarak değiştirmek için yerleşimcilerin çabalarını yoğunlaştırdıklarını ve özellikle Hristiyan mahallelere karşı kötü niyetli bir planları olduğunu söyledi.

2005'ten bu yana Kudüs'teki Rum Ortodoks Kilisesi'nin Sebastia Piskoposluğu'nun Başkanı Hanna şu ifadeleri kullandı:

“İsrail hükümetinin iyisi veya kötüsü olduğuna inanmıyorum. Tüm hükümetler ırkçıydı. Ancak, belirli dönemlerde, iki devletli çözüm hakkında diplomatik bir söylem ortaya çıkıyor. Ancak yavaş yavaş bu söylemin büyük bir yalan olduğunu fark ediyoruz çünkü İsrail, bir devlet olarak, Filistin meselesini tasfiye etmek istiyor.”

Demografik dönüşüm

Kudüs ve Beytüllahim'deki Filistinli Hristiyanlarla yaptığım görüşmelerde, korku duygusu açıkça görülüyordu. Geçtiğimiz yıllarda kendilerinden önce gelen on binlerce topluluk üyesi gibi doğrudan veya dolaylı olarak göç etmeye zorlanacaklarından endişe ediyorlar.

İşgal altındaki Filistin toprakları, Hristiyan topluluğundan gelen art arda göç dalgalarına tanık oluyor. Bu, gelecek nesillerin geleceği üzerinde ağır sosyal ve psikolojik sonuçlara yol açacak bir eğilimdir. Bu nesiller, özellikle de Batı ülkelerinde kökleri ile yurt dışında yeni vatanlarını arasında bölünmüş hissedeceklerdir.

Filistin Merkez İstatistik Bürosu'nun yayınladığı son istatistiklere göre, Filistinli göçmenlerin çoğunluğunu Hıristiyanlar oluşturuyor ve bu da hızlı bir demografik dönüşüme neden oluyor. Hıristiyanların göçünün, kendilerine ve İsrail işgali altındaki diğer Filistinlilere uygulanan kısıtlamalar, topraklarından sürülme korkusu ve yerleşimci saldırılarının yanı sıra sosyal ve ekonomik faktörler de dahil olmak üzere birçok nedeni var. Büro, son on yılda yıllık göç oranının 10 binden fazla olduğunu tahmin ediyor.

Fotoğraf Altı: 2005'ten bu yana Kudüs'teki Rum Ortodoks Kilisesi'nin Sebastia Piskoposluğu'nun başkanı olan Atallah Hanna. (Ahmed Maher/Majalla)
 2005'ten bu yana Kudüs'teki Rum Ortodoks Kilisesi'nin Sebastia Piskoposluğu'nun başkanı olan Atallah Hanna. (Ahmed Maher/Majalla)

Bugün işgal altındaki Filistin topraklarındaki Hıristiyanların yüzdesi, yaklaşık 46 bin kişilik toplam nüfusun yüzde 1'ini geçmiyor. Bu oran, 1948'de İsrail'in kurulmasından ya da Filistinlilerin dediği gibi Nekbe’den önce yaklaşık yüzde 11,2'ydi.

Filistin Merkez İstatistik Bürosu'ndan elde edilen sonuçlar, Hıristiyanların çoğunluğunun Filistin Yönetimi'ne güvenmediğini ve liderlerinin yolsuzluk yaptığını düşündüğünü de gösteriyor.

Suveydan duruma ilişkin şu açıklamada bulundu:

“Bu demografik değişim, Kudüs'teki kültürel çeşitlilik fikrine kesinlikle meydan okuyacak ve genellikle evrenin merkezi olarak adlandırılan bu şehrin Hıristiyanların, Müslümanların ve Yahudilerin kaynaşma potası olarak bilinen imajını değiştirecektir.”

YMCA, 1878'de kuruldu ve yönetim kurulu, Kudüs'ü paylaşan üç dini mezhebin entegrasyonunun ve bir arada yaşamasının harika bir örneği. Suveydan'dan önceki CEO Müslüman bir kadındı, onlardan önce de Yahudi bir adam vardı ve selefi de Müslümandı. 1982 yılında Filistinliler ve Yahudiler için ilk anaokulunu açtı ve 25 yıl sonra, öncelikli amacı Filistinli ve Yahudi öğrenciler arasında ortak payda bulmak olan ve El Ele (Yeddun Biyed) olarak bilinen bir okula dönüştürüldü.

Suveydan, kızının ve diğer öğrencilerin, sekiz yıl önce, aşırılık yanlısı Yahudi yerleşimcilerin burayı ateşe vermeye çalıştığı ve duvarlarına 'Araplara ölüm' ve 'Araplar kanser gibidir' gibi ırkçı ifadeler yazdıkları o kader geceden nasıl sağ kurtulduklarını üzüntüyle anlattı.

Fotoğraf Altı: Kudüs’teki YMCA. (Ahmed Maher/Majalla)
 Kudüs’teki YMCA. (Ahmed Maher/Majalla)

Siyon Dağı

Bugün Filistinli Hıristiyanların güçlü seslerinden biri de Ermeni Mahallesi'nde bulunuyor. Ermeniler daha çok etnik kimliklerine ve kültürel köklerine odaklanıyorlar. Tarihte Hıristiyanlığı benimseyen ilk toplumlardan biriydi. Kutsal Kitap'taki Tevrat'ta anlatılan Davut Şehri'ndeki eski sığınaklarını ziyaret ettim. Bu bölge, aynı zamanda Siyon (Zion) Dağı olarak da bilinir ve Kudüs surlarının hemen dışındaki bir tepenin üzerindedir. Ermeniler, İncil'e göre 12 havarisinden biri olan Aziz Yakup'un MS 44'te burada öldürüldüğüne ve başının sunağın altında gömülü olduğuna inanıyorlar.

Bazı Filistinli Ermeniler, geniş zenginlikleri ve gayrimenkul yatırımlarıyla tanınırlar. Yüzyıllar boyunca Kudüs'teki evleri satın alıyorlar ve mülkiyet imparatorlukları şehrin doğu ve batı mahallelerine yayılmış durumda. Ancak genellikle bu mülklerde yaşamıyorlar, onları kiliseye bağışlıyorlar.

Kudüs'teki Ermeni Mahallesini savunmak ve korumak için kurulan ‘Ermeni Mahallesini Kurtarın Hareketi’nin kurucu ortağı Setrak Balian "Topluluğumuzu korumak için burayı kiralıyoruz" dedi. "Batı kesimdeki mülklerimiz herkesin kullanımına açıktır, ancak Doğu ise farklı bir hikaye” ifadesini kullandı.

Balian'la kiliseye bitişik konferans odasında tanıştım. Burada aşırılık yanlısı Yahudi yerleşimciler ve onların suç ortaklarının Ermeni mahallesinin kalbindeki ihtilaflı bir araziye yaptıkları son saldırıların ardından kanun dışı komiteler oluşturmak üzere Ermeni dostlarına katıldı.

Fotoğraf Altı: Kudüs'teki Ermeni Mahallesi’ni savunmak ve korumak için kurulan Ermeni Mahallesi’ni Kurtarın hareketinin kurucu ortağı Setrak Balian. (Ahmed Maher/Majalla)
Kudüs'teki Ermeni Mahallesi’ni savunmak ve korumak için kurulan Ermeni Mahallesi’ni Kurtarın hareketinin kurucu ortağı Setrak Balian. (Ahmed Maher/Majalla)

Antik çağda Hıristiyan hacıların ve çiftçilerin koyunlarıyla uğrak yeri olan ve el-Abkar Parkı olarak bilinen bu boş tarihi arsada bir duvarın kısmen yıkıldığını bizzat gördüm.

Ermeni rahiplerin ve aktivistlerin bu toprakların manşetlere taşınan hikâyesini anlattıklarını dinledim. Kudüs Ermeni Patrikhanesi 2020 yılının mart ayında İsrail yönetimindeki Kudüs belediyesiyle 10 yıllık bir kira sözleşmesi imzaladı. Arazi otopark olarak tahsis edildi ve belediye yaklaşık 230 park yerinden 90'ının Yahudilere tahsis edilmesini şart koştu.

Park yerlerinin azlığı nedeniyle eski şehirdeki bu konumun önemi daha da artıyor. Ancak anlaşmanın tartışmalı bir bölümünde, kamu yararına otel kurulmasına karar verilmesi halinde bunun geçersiz sayılacağı belirtiliyor. 2021 yılının temmuz ayında Avustralya asıllı İsrailli iş insanı Dani Rotman (Dani Rubinstein olarak da biliniyor) ile 49 yıllık bir anlaşma imzaladı. Anlaşma, yatırımcının onayı halinde bir kez daha aynı süreyle yenilenebilir. Anlaşmaya göre kiracı, yıllık 300 bin dolar, tek seferlik iki milyon dolar ve yıllık kârın yüzde 5'i karşılığında mülkü kiralayacak.

Fotoğraf Altı: Ermeni Mahallesi'nde "İnek Parkı" olarak bilinen boş tarihi arsadaki duvar kısmen yıkıldı. (Ahmed Maher/Majalla)
Ermeni Mahallesi'nde "İnek Parkı" olarak bilinen boş tarihi arsadaki duvar kısmen yıkıldı. (Ahmed Maher/Majalla)

Balian, Avustralyalı yatırımcı ile yapılan bu anlaşmadan duyduğu rahatsızlığı dile getirerek alaycı bir şekilde şöyle dedi:

"Bu yasa dışı anlaşmayı reddetmemize rağmen, söz konusu arsanın hakkını bu kadar küçük bir miktar karşılığında almak istediklerini hayal edebiliyor musunuz? Londra'daki tüm Oxford Caddesi'nden daha değerli."

Anlaşmanın yasa dışı olduğunu da sözlerine ekleyen Balian, anlaşmanın, askıya alınmasından önce gayrimenkul ve vakıf müdürü olan rahip Barit Yericiyan tarafından imzalandığını ve kilisenin en yüksek otoritesi olan Kutsal Meclis ve 30 rahipten oluşan genel kuruldan onay alınmadan imzalandığını söyledi. Balian, kira sözleşmesinin süresi 25 yıldan fazla olduğu için anlaşmanın gizli tutulduğunu ve ancak bu yılın nisan ayında bir ihbarcı tarafından anlaşmanın bir kopyasının sızdırılmasıyla öğrendiklerini kaydetti.

Avustralyalı yatırımcı adına tartışmalı anlaşmayı yürüten İsrail şirketi, aktivistlerin ve Ermeni rahiplerin şiddetli direnişi karşısında geri adım atmayı reddetti ve 5 Kasım'da inşaat çalışmalarına başlama girişiminde bulundu.

Fotoğraf Altı: İşgal altındaki Doğu Kudüs'teki Hıristiyan mahallesinin girişi. (Ahmed Maher/Majalla)
İşgal altındaki Doğu Kudüs'teki Hıristiyan mahallesinin girişi. (Ahmed Maher/Majalla)

Bu haberin yazıldığı 28 Aralık 2023 tarihinde, çok sayıdaki maskeli kiralık adam, söz konusu tartışmalı araziye baskın düzenledi. Kudüs Ermeni Patrikhanesi yaptığı açıklamada, saldırının videoya çekildiğini ve birçok rahip ve aktivistin ağır yaralanmasına yol açtığını bildirdi. Açıklamada"Ermeni din adamları Kudüs'te topraklarını savunurken, saldırganlar cezasız kalıyor" ifadelerine yer verildi.

Bu son gerilim, şiddetli Filistin-İsrail çatışmasını daha da karmaşık hale getiriyor. 11 bin metrekareden (Ermeni Mahallesi'nin yaklaşık dörtte biri) fazla alana sahip olan söz konusu arazi, Hıristiyan Ermeniler tarafından Kudüs'ün demografisini değiştirme girişimi olarak görülüyor.

Ermeni Kilisesi'nden, özellikle de Siyon Dağı’ndan birkaç adım ötede Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam'ın aynı anda buluştuğu muhteşem bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Bu bölge Yahudiler için de kutsaldır çünkü Tapınak Dağı’na ve onların deyimiyle İsrail toprağına ait.

Balian, Ermeni Mahallesi'nin stratejik önemine dikkat çektiği açıklamasını şöyle sonlandırdı:

“Ermeni Mahallesi, sadece Siyon Dağı'nın bir parçası değil; aynı zamanda hem Tevrat hem de Hıristiyan tarihiyle derinden iç içedir. İlk kez, sadece Ermenileri değil, Kudüs'teki tüm Hıristiyan toplumunu etkileyen ciddi bir varoluşsal tehditle karşı karşıyayız."

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Trump, Irak'ın yeni başbakan adayını hükümet kurulduktan sonra Washington'a davet etti

Irak Başbakanı adayı Ali el-Zeydi (AFP)
Irak Başbakanı adayı Ali el-Zeydi (AFP)
TT

Trump, Irak'ın yeni başbakan adayını hükümet kurulduktan sonra Washington'a davet etti

Irak Başbakanı adayı Ali el-Zeydi (AFP)
Irak Başbakanı adayı Ali el-Zeydi (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, dün Truth Social'da yaptığı bir paylaşımda, Ali el-Zeydi'nin Irak başbakanı olarak atanmasını tebrik ederek, çok verimli bir yeni ilişki kurmayı dört gözle beklediğini belirtti.

El- Zeydi, Trump ile telefonda görüştüğünü ve Trump'ın kendisini Bağdat'ta hükümet kurulduktan sonra Washington'u ziyaret etmeye davet ettiğini açıkladı.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Başbakanlık basın ofisi yaptığı açıklamada, El- Zeydi'nin "ABD Başkanı Donald Trump'tan bir telefon aldığını, Trump'ın kendisini yeni hükümeti kurmak üzere resmen atanmasından dolayı tebrik ettiğini ve hükümet kurulduktan sonra Washington'u ziyaret etmesi için resmi bir davette bulunduğunu" belirtti.

Pazartesi günü, Tahran'a yakın Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi tarafından eski Başbakan Nuri el-Maliki'nin yerine aday gösterilen el-Zeydi, hükümeti kurmakla görevlendirildi. Nuri el-Maliki'nin adaylığı ise Amerika Birleşik Devletleri ve Trump tarafından muhalefetle karşılanmıştı.


ABD'nin Beyrut Büyükelçiliği, Lübnan ve İsrail arasında doğrudan diyalog kurulmasını hedefliyor

İsrail sınırının Lübnan tarafında bomba patladı ve çıkan beyaz duman fosforlu bir bomba olduğunu gösteriyor (Reuters)
İsrail sınırının Lübnan tarafında bomba patladı ve çıkan beyaz duman fosforlu bir bomba olduğunu gösteriyor (Reuters)
TT

ABD'nin Beyrut Büyükelçiliği, Lübnan ve İsrail arasında doğrudan diyalog kurulmasını hedefliyor

İsrail sınırının Lübnan tarafında bomba patladı ve çıkan beyaz duman fosforlu bir bomba olduğunu gösteriyor (Reuters)
İsrail sınırının Lübnan tarafında bomba patladı ve çıkan beyaz duman fosforlu bir bomba olduğunu gösteriyor (Reuters)

ABD’nin Beyrut Büyükelçiliği, Lübnan ile İsrail arasında doğrudan bir angajman kurulması çağrısında bulunarak, Lübnan’ın egemenliğini geri kazanması ve bağımsız bir gelecek inşa etmesi için "tarihi bir fırsatın" eşiğinde olduğunu belirtti.

Büyükelçilik tarafından X platformu üzerinden yapılan açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın şahsi talebiyle sağlanan geniş kapsamlı sükunetin, Lübnan’a kendi taleplerini Amerikan hükümetinin tam desteğiyle sunabileceği bir alan açtığı ifade edildi.

Açıklamada, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında Trump’ın himayesinde gerçekleşecek doğrudan bir görüşmenin, Lübnan için kritik kazanımlar sağlayabileceği vurgulandı. Bu olası zirvenin; tam egemenlik, toprak bütünlüğü, sınır güvenliği, insani yardım ve yeniden imar çalışmalarının yanı sıra devlet otoritesinin tüm ülke topraklarında yeniden tesis edilmesi noktasında bir fırsat teşkil ettiği kaydedildi.

ABD’nin bu süreçte Lübnan’ın yanında durmaya hazır olduğunu teyit eden Büyükelçilik, Lübnanlı yetkilileri bu fırsatı "güven ve sağduyuyla" değerlendirmeye çağırdı. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre açıklamanın sonunda, bölgedeki mevcut durumun artık tereddüt etmeye tahammülü kalmadığına dikkat çekildi.


Husi yaz kampları: Savaş cephelerine ‘zorunlu’ okul gezileri

 Husilerin Amran’da bulunan yaz kampındaki çocuklar için düzenlenen okul gezisinden (Şarku’l Avsat)
Husilerin Amran’da bulunan yaz kampındaki çocuklar için düzenlenen okul gezisinden (Şarku’l Avsat)
TT

Husi yaz kampları: Savaş cephelerine ‘zorunlu’ okul gezileri

 Husilerin Amran’da bulunan yaz kampındaki çocuklar için düzenlenen okul gezisinden (Şarku’l Avsat)
Husilerin Amran’da bulunan yaz kampındaki çocuklar için düzenlenen okul gezisinden (Şarku’l Avsat)

Sana’daki bir devlet okulunun bahçesinin köşesinde, siyah kıyafetler içinde bir kadın duruyor. Bir zamanlar oğlunu burada görmeye alışmıştı.

Bugün, aynı yere, artık bir anne olarak değil, hayatta kalmaya çalışan bir temizlik işçisi olarak geri dönüyor. Ağır bir sessizlik içinde yeri süpürürken, sanki bahçeye dökülen taşlara fısıldıyor: “Burada bir oğlum vardı, çocukken gitti, cenaze olarak döndü.”

Anne, çocuklarda oğlunun yüzünü görüyor, kulağında daha önce hiç duymadığı marşlar ve sloganlar yankı yapıyor. Sessizce, bu çocuklardan bazılarının aynı yolu takip edebileceğini fark ediyor, ama hiçbir şey söylemiyor.

Amr’ın annesi iki yıl önce, 17 yaşındaki tek oğlunu kaybetti.

Oğlunun cansız bedeni getirildi ve fotoğrafı bir tabutun üstüne yapıştırıldı. Ona “Zeynep, sevin, oğlun şehit oldu” dediler.

fvb
Husi sloganlarını haykıran öğrenciler (Şarku’l Avsat)

Kadın, bizimle konuşurken, oğlunun o yaz kampına katılmaya başladığından beri nasıl değişmeye başladığını hatırlıyor. Daha sessiz ve bazen daha sert olmuştu, ‘cihad’ ve ‘zafer’ gibi ifadeleri tekrar ediyordu, sanki bunlar tek yoluymuş gibi… Ne olduğunu anlayamamıştı ama gözlerinde onu kendisinden uzaklaştıracak bir bakış gördü.

Bugün, sadece gözyaşlarını gizlice silmekte ve ‘şehit annesi’ olarak aldığı bu temizlik işinde üç kızına bakmak için çalışmakta. Zira oğlunu kaybettiği için artık geçimini sağlamak zorunda.

Yaz etkinliğinden seferberlik aracına

Husilerin 2014 yılında Sana’yı ele geçirmesiyle birlikte ortaya çıkan yaz kampları, sadece bu döneme ait bir gelişme değil. Aslında bu merkezler, Husilerin kuruluşuyla doğrudan bağlantılı olan tarihi bir sürecin uzantısı. Bu yaz kamplarının kökleri, 1990’ların başlarına, özellikle de 1991 yılına kadar gitmekte. Bu dönemde Husi hareketi, ‘İmanlı Gençlik’ olarak bilinen bir grup aracılığıyla, Saada vilayetinde gençlik faaliyetleri ve kurslar düzenlemeye başlamıştı. Bu etkinliklerin amacı, ideolojik söylemlerini eğitim halkaları ve yaz kampı aktiviteleri aracılığıyla yaymaktı. Bu faaliyetler, Husi hareketinin toplumsal ve örgütsel tabanını inşa etmenin erken dönem araçlarından biri olarak, eğitim ile düşünsel gelişimi birleştiren etkileşimli bir ortam yaratma işlevi görüyordu.

2004 yılında başlayan Saada savaşlarının ardından, bu faaliyetlerde önemli bir dönüşüm yaşandı. Faaliyetler artık yalnızca dini veya eğitsel boyutla sınırlı kalmamış, aynı zamanda bir mobilizasyon ve çekim aracı haline gelmişti. Halkın savaş sırasında duyduğu sempatiyi kullanarak, etkisini genişletmiş ve daha geniş gençlik kesimlerini harekete geçirmişti.

2008 yılına gelindiğinde Husi hareketi, bu faaliyetleri Saada dışına taşıma yönünde adımlar atmaya başlamıştı. Bunun için geleneksel olmayan yöntemler kullanarak, dijital materyalleri küçük depolama aygıtlarına (SD kartlar ve USB bellekler) yükleyip dağıtıyordu. Bu materyaller, yaz kamplarına dair dersler ve konuşmaları içeriyordu. Söz konusu konuşmalar, daha sonra yazılı hale getirilip kitapçıklar halinde basılıyordu.

Yaz kamplarına ilişkin bir denetçi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, 2008 yılında ‘küçük bellekler’ aldığını ve bunların belirli okullarda öğrencilere dağıtıldığını belirtti. Belleklerin içeriğine baktığında, Husi hareketinin kurucusu Hüseyin Bedreddin el-Husi’nin konuşmalarının kayıtlarını bulduğunu söyledi ve bu materyallerin, onun Husi ideolojisini benimsemesi ve desteklemesi için dönüm noktası oluşturduğunu ifade etti.

Ayrıca bu kişi, Husi hareketiyle ilgilenen ve çevrelerinden gelen insanların yer aldığı kapalı toplantılara katıldığını belirterek, bu toplantılarda, Sana ve çevresindeki bölgelerden gelen kişilerle birlikte, bu konuşmaları dinlediklerini açıkladı.

fgthyu7
Husi yaz kamplarındaki üniformalı çocukların sabah selamı (Şarku’l Avsat)

2011 yılında (özellikle şubat ayındaki olaylar, geniş çaplı gösteriler ve siyasi bir açılımın yaşandığı bu dönemde) Husilerin yaz kampları ve etkinlikleri, birkaç vilayete yayılmaya başladı. Bu süreçle birlikte, daha düzenli hale gelen merkezler ve kurslar, Husi hareketinin ana kalesi dışındaki bölgelerde de ortaya çıkmaya başladı. Bu yeni merkezler, ‘rejim değişikliği’ gibi cazip bir sloganla, daha açık bir yönetim gözetimi altında faaliyetlerini sürdürdü. Her yerde hoparlörler kurularak, sürekli olarak Husi şarkıları ve marşları yayınlanmaya başlandı.

Ancak en önemli dönüşüm 2014 yılında Sana’nın Husi hareketi tarafından ele geçirilmesiyle yaşandı. Bu dönemde yaz kampları, sınırlı etkinliklerden, devletin resmî kurumları aracılığıyla yönetilen geniş çaplı bir programa dönüştü. Artık bu program, merkezi ve teknik komitelerle desteklenen bir organizasyon yapısına sahipti ve bir dizi bakanlık, faaliyetlerin yönetimine katılıyordu.

sdvfgbhyju
Husilerin düzenlediği yaz etkinliklerinden birinde çocuklar (Şarku’l Avsat)

Güvenlik kaynaklarına göre Husi hareketi, yaz kamplarının şu anki şeklini almadan önce, gençleri çekmek ve onların desteğini kazanmak amacıyla ‘kültürel kurslar’ adı verilen programlara dayalı faaliyetler yürütüyordu. Bu programlar, gençleri hareketin ideolojisiyle tanıştırarak onları kendi projelerine dahil etmenin erken aşamalarını oluşturuyordu. Kaynağa göre, yaz kampları artık sadece bir etkinlik değil, tamamen entegre bir organizasyon yapısına sahip kurumsal bir programa dönüştü. Bu kamplar, gençlerin zihniyetini etkileme ve bazılarını savaş cephelerine yönlendirme araçlarından biri olarak kullanılmaya devam ediyor.

Yaz kamplarının türleri

Şarku’l Avsat’ın elde ettiği bilgilere ve tanıklıklara göre, Husi hareketi yaz kamplarını üç ana kategoriye ayırmaktadır: kapalı, model ve açık kamplar. İlk kategori, ideolojik askeri eğitimler sunan kamplar olarak kabul edilirken, ikinci kategori, genç liderler yetiştirmeyi amaçlayan merkezlerdir. Üçüncü kategori ise daha çok propaganda amacı güden kamp türleridir.

Kapalı kamplar, askeri üslere kurulur ve katılımcıları, özellikle Husi hareketinin saflarında savaşçı olmaya hazırlamaya yönelik eğitimlere odaklanır. Katılımcılar, askeri ve ideolojik eğitimlerle bu amaç için yetiştirilirler. Kamplara kabul edilen katılımcıların cep telefonlarına el konulur, ailelerinden haber almaları engellenir ve gece vakti, sürekli değişen eğitim alanlarına taşınırlar.

Bu kamplara katılanlar genellikle, okullarında silah sökme ve montajı üzerine eğitim almış olan lise son sınıf öğrencileridir. Ayrıca, bu öğrencilere üstün başarıları karşılığında askeri eğitim kampları da sunulur, bazı lise öğrencileri ise okulda yapılan keşif faaliyetlerinin yerine, Husi hareketi tarafından askeri faaliyetlere yönlendirilir.

Bu kapalı kamplarda, katılımcılara hafif ve orta makineli tüfek kullanımı, RPG (roket atar), havan topu, el bombası, kamuflaj ve gizlenme gibi askeri taktikler öğretilir.

dfgthy
Husilerin Amran’da bulunan yaz kampındaki çocuklar için düzenlenen okul gezisinden (Şarku’l Avsat)

Model yaz kampları, genellikle on yaş ve üzerindeki çocuklar için düzenlenir ve ‘nitelikli kamplar’ olarak tanımlanır. Bu kamplara, okulda çeşitli alanlarda başarı gösteren ve önde gelen öğrenciler katılır. Öğrenciler tüm hafta boyunca kamp alanında kalır, aileleriyle iletişim kurmalarına izin verilir ve telefonlara el konulmaz. Bazen öğrencilere her hafta veya iki haftada bir evlerine dönme izni de verilir.

Bu tür kamplar genellikle vilayet başkentlerinde düzenlenir. Katılımcılar, Husi hareketinin önde gelen liderlerinden ideolojik dersler alır, ‘cihad’ ve Husi liderlerinin yanı sıra, Hizbullah ve İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) gibi örgütlerin liderlerinin hayatlarını anlatan filmler izlerler. Ayrıca, belirli türdeki silahların sökülmesi ve kullanımı üzerine sınırlı eğitimler de alırlar.

Açık kamplar ise 5-10 yaş arasındaki çocuklar içindir. Genellikle sabah başlar ve öğleye kadar devam eder. Bu kamplar, halk tarafından genellikle Kur’an ezberleme ve yaz etkinlikleri olarak görülse de, burada çocuklara Husilerle alakalı çeşitli içerikler öğretilir.

fvfvf
Saada’da Husilere ait bir okulun bahçesinde öğrenciler ve öğretmenler (Şarku’l Avsat)

Kız çocukları da bu faaliyetlerden muaf tutulmaz. Husi hareketinin, kadınlara özel olarak kurduğu merkezler bulunur. Kızlar, saha ağları aracılığıyla bu programlara dahil edilir. Kadın eğitmenler ve kadro, bu merkezlerde eğitilir ve ortak eğitim materyalleri geliştirilip uygulanır.

Bu merkezler, eğitim ve eğlence alanları olarak sunulmakta, fakat aynı zamanda yoğun dini programlar, ideolojik dersler ve grup etkinlikleri içermektedir. Bu etkinlikler, disiplin ve aidiyet duygularını pekiştirmeyi amaçlayan faaliyetlerle desteklenir.

‘Komplo teorisinin’ yaygınlaşması

Husi hareketi, yaz kamplarının, din ve vatanı hedef alan komplolara karşı bir kale olarak sunulmasına özel bir vurgu yapmaktadır. Bu kamplar, ‘Kur’an kültürünün’ gençlerin zihinlerine kazandırılmasının bir aracı olarak tanıtılmakta ve bilimin ve bilincin silahlarıyla donatılmış bir nesil yetiştirme amacını gütmektedir.

Ayrıca Husi hareketi, ‘düşmanla mücadelenin’ sadece askeri alanda sınırlı olmadığını, aynı zamanda ‘bilinç hedeflemesine’ dayandığını vurgulamaktadır. Yaz kampları, bu bağlamda ‘yumuşak savaş’ ve ‘kültürel işgale’ karşı bir korunak olarak sunulmakta, uzun vadeli bir entelektüel mücadelenin parçası olarak, gençleri karşılaşacakları her türlü mücadeleye hazırlamak hedeflenmektedir.

sdvdsfvd
Husilerin eğitim müfredatında kullandıkları kitaplar, resmi okul kitaplarına kıyasla daha renkli ve yüksek kalitede basılır. (Şarku’l Avsat)

Eğitim kaynaklarına göre bu merkezlerde görevli olanlar, her yıl daha fazla öğrenci çekmek için maddi ve manevi teşvikler sunmaktadır. Öğrencilere yemek temini, bazı temel ihtiyaçların karşılanması ve keşif gezileri gibi aktiviteler düzenlenerek, katılımcı sayısının artırılması sağlanmaktadır.

Husi hareketinin kurucusu Hüseyin Bedreddin el-Husi’nin bir konuşmasında yer alan ‘Allah’ı Tanıma Dersleri’ başlıklı bir metin, bu kampların genel amacını açıkça ortaya koymaktadır. Bu derslerin hedefi, öğrencilere Allah’ı tanıtmak, inançlarını kalplerine ve bilinçlerine kazandırmak ve onları bu inançla, düşmanlarla mücadeleye atılmaya hazırlamaktır.

Resmi müfredat dışı dersler

Husilerin eğitim müfredatında kullandıkları kitaplar, resmi okul kitaplarına kıyasla daha renkli ve yüksek kalitede basılır. Bu durum, programlara ayrılan kaynakların, devamlı olarak gerileyen eğitim sistemine kıyasla ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Normal eğitimdeki öğrenciler ders kitaplarını karaborsadan almak zorunda kalırken, bu yaz kampları için harcanan kaynaklar dikkat çekiyor. Her yıl, yaz kamplarının hazırlıklarıyla birlikte, Husi hareketinin lideri Abdulmelik el-Husi, bu kurslara katılım çağrısında bulunmak için yıllık bir konuşma yapar.

dscdsv
Husilere bağlı bir yaz kampında ‘Mesleğim, Geleceğim’ başlıklı ders dışı etkinlikler (Şarku’l Avsat)

Bahsedilen kitaplar dikkatlice incelendiğinde, en dikkat çekici özelliklerinden biri, bu kitapların Yemen Cumhuriyeti veya Eğitim Bakanlığı’na dair herhangi bir ibare taşımamasıdır. Bunun yerine, kitaplar ‘Kur’an Yolu - Yaz Kursları Genel Müdürlüğü’ başlığı altında yayımlanmaktadır.

Bu durum, kursların adlandırılmasına da yansımaktadır. Kamplar, düzenlendiği okulların ismiyle anılmak yerine, sembolik anlamlar taşıyan isimlerle anılmaktadır.

Bakanlık niteliğinde bir idari yapı

Husi hareketinin kontrolünde bulunan bölgelerdeki yaz kursları ve etkinliklerinin yönetim yapısı, çok seviyeli bir idari sistemi gözler önüne sermektedir. Bu yapı, öncelikle Eğitim ve Gençlik bakanlıklarının yanı sıra, merkezi bir rol oynayan Genel Mobilizasyon Komitesi tarafından yönetilmektedir. Ayrıca, dini içerik ve vaaz metinlerinden sorumlu olan Vakıflar ve İrşad Bakanlığı da önemli bir yer tutmaktadır.

Yürütme ve teknik düzeyde ise Husi hareketinin kontrolündeki vilayetlerde yerel yönetimler, sahada denetim ve iş birliği sağlamakla sorumludur. Bu, ilçe ve merkezlerdeki eğitim ofisleri ve denetim komiteleri aracılığıyla yapılır. Günlük faaliyetler burada yönetilir, personel dağıtımı yapılır ve programların uygulanması izlenir. Böylece, yönetim yapısı merkezi düzeyden yerel bölgelere kadar yayılmakta, etkinliklerin koordinasyonu sağlanmaktadır. Bu hiyerarşik sistem, hareketin eğitim ve ideolojik yönlendirme faaliyetlerini yerel düzeyde de etkin bir şekilde sürdürmesini mümkün kılmaktadır.

dfvgthy
Bir öğretmen, yaz dönemi dersleri için Husi müfredatından kitaplar seçiyor. (Şarku’l Avsat)

Diğer taraftan çeşitli bakanlıklar, sektörel programların yürütülmesinde teknik ortaklar olarak görev almaktadır. İçişleri Bakanlığı, ‘Bilinçli Gençlik... Güvenli Toplum’ programını yürütürken, Tarım Bakanlığı ‘Yeşil Ordu’ programını denetlemektedir. Sağlık Bakanlığı, ‘Sağlık Elçileri’ programına liderlik ederken, Telekomünikasyon sektörü ‘İletişim Çağında Farkındalık’ programını yönetmektedir. Teknik Eğitim ve Mesleki Eğitim Bakanlığı ise ‘Mesleğim, Geleceğim’ faaliyetini denetlemektedir. Bu iş bölümü, güvenlik, sağlık, tarım, dijital medya ve uygulamalı meslekler gibi alanları kapsayarak geniş bir yelpazeyi hedef almaktadır.

Ayrıca Enformasyon Bakanlığı, yıllık koordinasyonlar yoluyla sürekli bir destek rolü oynamaktadır. Bu koordinasyonlar, programların medya kapsamını belirler ve yaz kurslarının tanıtımını yaparak, sahada etkinliklerini takip eder. Bu faaliyetler, toplumda Husi hareketinin varlığını güçlendirmeyi amaçlayan bir plan çerçevesinde gerçekleştirilir.

greerge
Husi okullarından birinin bahçesinde yapılan sabah selamlamasında Filistin bayrağı ve ABD-İsrail karşıtı sloganlar (Şarku’l Avsat)

Yaz kamplarının yönetimi, Husi hükümetinin başbakanı tarafından başkanlık edilen ‘Yaz Kursları ve Etkinlikler Yüksek Komitesi’ tarafından sağlanmaktadır. Bu komiteye, Eğitim Bakanı, Gençlik ve Spor Bakanı, Vakıflar ve İrşad Bakanlığı’ndan bir temsilci, ayrıca hareketin kültürel ve mobilizasyon birimlerinden temsilciler de dahildir.

Alt komite başkanlıkları, vilayet valileri tarafından yürütülür. Bu komiteler, eğitim ofisleri, gençlik ve spor, vakıflar ve irşad dairesi yöneticilerinden oluşur. Bu yapılar, yaz kamplarının ve etkinliklerinin yerel düzeyde de etkin bir şekilde düzenlenmesini ve uygulanmasını sağlar.

Dönüm noktası 2026

Son yıllarda yaz kamplarının genişlemesi kademeli olarak gerçekleşse de 2026 yılı önemli bir dönüm noktasıdır. Artık yaz okulları seçmeli etkinlikler olmaktan çıkmış, katılımın zorunlu olduğu bir hale evrilmiştir.

Öğrenciler, veliler ve öğretmenler tarafından yapılan açıklamalara göre, doğrudan ve dolaylı baskılar oldukça açık bir şekilde uygulanmakta, zaman zaman tehditlere kadar varmaktadır. Bu durum, bazı ailelerin zor bir ikilemle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır: Ya uyum sağlamak, ya da çocuklarının geleceğini riske atmak.

Bu dönüşüm resmi olarak duyurulmamış olsa da, artık günlük bir gerçeklik halini almıştır. Çeşitli kaynaklardan edinilen bilgilere göre, 2026 yılı yaz dönemi için yaz kurslarının hazırlıkları başladığında Husi hareketi, okul düzenlemelerini yaz kamplarına katılımla ilişkilendiren artan bir baskı uygulamaya başlamıştır. Örneğin, öğrencilerin yeni eğitim yılına kabulü, bu kamplara katılımlarına bağlanmakta, okul idarelerine de öğrencilerini bu yaz kamplarına kaydetmeleri için baskılar yapılmaktadır, aksi takdirde cezai yaptırımlar uygulanacağı belirtilmektedir.

Eğer bir öğrenci, geleceğini ve daha sonra üniversiteye girişini etkileyebilecek olumsuz kayıtlardan arınmış, temiz bir akademik sicile sahip olmak istiyorsa, bu merkezlere kayıt yaptırmalıdır.

fvvfe
Aileler çocuklarını Husi merkezlerine göndermeye zorlanıyor. (Yerel medya)

Bazı okullarda, öğrencilerin bir sonraki yıl için kabul edilmeleri, yaz kampına katılım sertifikasına bağlanmıştır. Ayrıca, iletişim gruplarında dolaşan mesajlarda, öğrencilerin yaz kamplarına katılmamasının eğitim yolculuklarını olumsuz etkileyebileceğine dair dolaylı tehditler yer almaktadır.

Örneğin, bir okulun müdür yardımcısı tarafından, WhatsApp grubunda öğrencilere yönelik gönderilen bir mesajda, yaz kamplarına katılmayan öğrencilerin gelecek yıl kaydının yapılmayacağı açıkça belirtilmektedir. Mesajda şöyle denilmektedir: “Değerli anneler, öğrenci kaydınız yalnızca yaz kampından alınacak bir katılım belgesiyle kabul edilecektir. Henüz kayıt yaptırmayan öğrencilerinizin, kamp kaydını yaptırarak bu fırsattan yararlanmalarını rica ederiz.”

dsfgtrhy
Husilerin müfredatı çarpıtarak çocukları savaşa zihinsel olarak hazırladıkları yönünde suçlamalar (AFP)

Başka bir WhatsApp grubunda ise bir öğretmen, öğrencilere yönelik şu şekilde bir uyarı yapmaktadır: “Yarın erken gelin, kayıtlı olanlar ve kaydını yapmayanlar, yaz kampına katılmalılar. Yönetim, yaz kampı belgesi olmayan öğrencileri kabul etmeyecek.”

Ayrıca, Sana’nın kuzeyindeki bir okul müdüründen gönderilen bir mesajda, ders geçemeyen öğrencilere yaz kurslarına katıldıkları takdirde ek puan verileceği vurgulanmaktadır. Bu durum, öğrencilerin yaz kamplarına katılımını bir tür zorunluluk ve ödül-motivasyon aracı olarak kullanıldığına işaret etmektedir.

İlgisizlik ve suçlama

Kaynaklara göre, Husi hareketinin, yaz kamplarına katılımda öğrenciler ve ailelerinin önceden bildikleri olumsuz sonuçlar nedeniyle bir ilgi düşüşü yaşanmasından korkarak bu tür uygulamalara başvurduğu ifade edilmektedir.

Bu kamplarda görevli bir öğretmen olan A. Abdulkerim, Husi hareketinin yaz kurslarına katılımı artırmak için aldığı tüm önlemlere rağmen, son zamanlarda katılımda ciddi bir düşüş yaşandığını belirtti.

Abdulkerim, “Katılım çok düşük olmaya başladı” diyerek, öğrenci çekme çabalarının uzun zaman aldığını, sürekli ikna çabaları ve maddi kaynak gerektirdiğini ifade etti.

Yemenli öğretmenler sendikası da Husi hareketinin denetimindeki bölgelerde düzenlenen yaz kamplarının tehlikelerine dikkat çekerek, bu kampların örgütlü bir şekilde mezhepçi ideolojik eğitim araçları haline geldiğini ve çocukları ve gençleri hedef alarak, Yemen’in ulusal kimliğine ve eğitim sistemine yönelik planlı bir saldırı gerçekleştirildiğini vurgulamıştır. 12 Nisan 2026 tarihli bir açıklamada sendika, Husi hareketinin Sana’ya hâkim olmasından bu yana bu kampların sayısını artırarak, daha fazla öğrenci çekmeye ve bu kampları, Yemen’in ulusal ve dini değerleriyle çatışan, soylu sınıf seçilimini vurgulayan inançları aşılamak için kullanmayı hedeflediğini belirtmiştir. Sendika, bunun Yemen’in güvenliği ve istikrarı için tehdit oluşturduğunu ifade etmiştir.

İhmal edilmiş okullar ve gelişen merkezler

Husi hareketi, yaz kamplarını, savaş nedeniyle yaşanan eğitim eksikliklerini telafi etmek için bir ‘eğitim kaynağı’ olarak tanımlasa da, Şarku’l Avsat ile görüşen birçok öğretmene göre, bu sadece daha kötü bir bahanedir. Öğretmenler, eğer gerçekten eğitimde bir reform yapılmak istenseydi, okulların kendilerinin bu telafiyi sağlamak için uygun bir alan olabileceğine işaret ediyor. Onlara göre, Husi hareketinin yaz kamplarına ısrarla verdiği önem, asıl amacın eğitim değil, erken yaşta askere alım ve ideolojik mobilizasyon yapmak olduğunun bir göstergesi.

vfbrthyju
Sana’daki Husi şehitlerinin mezarlığını ziyaret eden Yemenli bir çocuk (EPA)

Öğretmenler şu soruyu gündeme getiriyorlar: “Husi hareketi, resmi eğitim üzerinde tam bir denetime sahipken ve kendi ideolojilerini ders kitaplarına başarıyla yerleştirmişken, neden okulları ihmal ediyor ve onları eğitim için hayati önem taşıyan öğretmenler, maaşlar ve temel eğitim gereksinimlerinden yoksun bırakıyor?”

Bu, okulların yıl boyunca durağan bir durumda kalıp yaz aylarında aniden canlanmaları arasındaki çelişkiyi gündeme getiriyor.

Yaz kamplarına gösterilen aşırı ilgi, bu kamplara büyük miktarda para ve emek harcanması, resmi eğitimin ise tamamen duraklatılması ve öğretmen eksikliği ile ciddi kaynak sıkıntıları yaşanması arasında büyük bir çelişki yaratıyor. Binlerce okul, eğitim sürecinin temel unsurlarından bile yoksun durumda. Bu, Husi hareketinin eğitimdeki asıl amacının, toplumsal yapıyı şekillendirmek ve ideolojik olarak gençleri kendi amaçları doğrultusunda hazırlamak olduğuna dair ciddi bir endişe yaratıyor.