Katar’ın önerisi, tampon bölge ve Philadelphia Ekseni

Refah'taki çadırlarda kalan Filistinliler, 31 Aralık 2023 (Reuters)
Refah'taki çadırlarda kalan Filistinliler, 31 Aralık 2023 (Reuters)
TT

Katar’ın önerisi, tampon bölge ve Philadelphia Ekseni

Refah'taki çadırlarda kalan Filistinliler, 31 Aralık 2023 (Reuters)
Refah'taki çadırlarda kalan Filistinliler, 31 Aralık 2023 (Reuters)

Halid Hamade

Gazze'de sahadaki gelişmeler, İsrail savaş hükümetinin Filistinli silahlı gruplarla çatışmanın gidişatına ilişkin hazırladığı tüm planların ötesine geçti. Gazze Şeridi'nin kuzeyinden orta kesimlerine ve güneyine doğru devam eden çatışmalar, belirlenen tüm hedefleri ve bu hedeflere ulaşmak için beklenen zaman dilimlerini boşa çıkardı. İsrail’in askeri operasyonu, her açıdan bir imha savaşına dönüştü. ABD’nin İsrail’e verdiği açık destek ve İsrail’in saldırıları için ortaya atılan gerekçeler, Tel Aviv’in Batılı müttefiklerini kendi arzularına boyun eğdirmedeki ısrarı karşısında ABD Başkanı Joe Biden yönetimi için gerçek bir paradoksa dönüştü.

ABD’nin içine düştüğü bu paradoksun nedeni, savaşın sonlandırılmasına ilişkin bir vizyonun geliştirilememesi. Bu paradoksun asıl sorunu, sahadaki gerçekleri değiştirmek değil, Filistinli sivillerin siyasi yapısında ve kültürel geçmişinde savaş sonrası süreçten ayrı olarak, İsrail'in kendi mahallesinde rahat olduğu yeni bir Gazze'nin yaratılmasına yol açacak radikal değişiklikler yaratabileceği yanılsamasıdır.

Bölge, Gazze’deki krizi görüşmek üzere ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın gelecek hafta sonu İsrail, Batı Şeria, Ürdün, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar’ı kapsayan, ancak henüz doğrulanmamış olan ziyaretinin gerçekleşmesini dört gözle bekliyor. İsrail basını, bundan birkaç gün önce Katarlı müzakerecilerin İsrailli hükümet yetkililerine, Hamas'ın ikinci bir rehine takası ve ateşkes anlaşmasının şartları üzerinde ‘prensipte mutabakata vardığını’ bildirdiğini aktardı.

Bu haberler, Katar Haber Ajansı'nın (QNA) Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad es-Sani’nin ABD Başkanı Biden tarafından telefonla arandığı ve ortak ilgi alanına giren en önemli bölgesel ve uluslararası konuların yanı sıra iki dost ülke arasındaki stratejik ilişkilerin tartışıldığı bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini aktardıktan sonra basında yer aldı. Beyaz Saray’dan telefon görüşmesiyle ilgili yapılan açıklamada da Başkan Biden ile Katar Emiri es-Sani’nin, aralarında ABD vatandaşlarının da olduğu Hamas'ın elindeki tüm rehinelerin serbest bırakılmasını sağlayacak öncelikli çabaların görüşüldüğü belirtildi. Beyaz Saray’ın açıklamasına göre, iki lider ayrıca, Gazze'ye hayati öneme sahip insani yardımların daha fazla ulaştırılmasını ve sürdürülmesini kolaylaştıracak çabalar ele alındı. Bu da Katar'ın önerisine bağlayıcı bir ABD boyutu kazandırdı.

wdervewr
İsrail’in Gazze Şeridi’nin Han Yunus şehrinde düzenlediği bombardımanlar sonucu yıkılan bir binanın enkazı arasında hayatta kalanları ve cenazeleri arayan Filistinliler, 31 Aralık 2023 (EPA)

ABD’nin kazandırdığı bu boyut, Katarlı arabuluculara, siyasi çözümü İsrail ordusunun Gazze'den çekilmesini de kapsayan daha karmaşık bir anlaşmaya varma imkanı sunuyor. Belki İsrail devlet televizyonu KAN tarafından geçtiğimiz cuma günü yayınlanan bir haber bu bağlamda ele alınabilir. Söz konusu haberde, İsrail Dış İstihbarat Servisi (Mossad) Başkanı David Barnea’nın İsrail savaş kabinesine, ateşkesin süresi ve rehinelerin serbest bırakılması için İsrail'in ödemesi gereken bedelin bu kez daha pahalıya patlayacağını söylediği aktarıldı. Dolayısıyla İsrail savaş kabinesinin hiç vakit kaybetmeden Mossad Başkanı’na Katar'ın önerisi doğrultusunda ilerlemesi için ‘yeşil ışık’ yakmasının nedeni ABD’nin müdahalesi olabilir.

Katar'ın önerisine kim nasıl bakıyor?

Katar’ın önerisinde yer alan aşamaların ayrıntılarına göre, eğer öneri başarılı olursa, Tel Aviv’in Filistinli mahkumları serbest bırakması ve ateşkes anlaşması yapılması karşılığında İsrailli rehineler aşamalı olarak serbest bırakılacak. Kriz duvarında açılan delik, bazı sorunların olduğunu teyit ediyor.  Bunlardan ilki, ABD’nin sadece askeri seçenekten ilerlenirse mahkumların serbest bırakılmasının ve Washington ile Gazze Şeridi'ni yönetecek yeni bir Filistin Yönetimi kurulana kadar Gazze’yi işgal etmekte ısrar eden Tel Aviv arasında tartışmalı bir konu olan savaş sonrası döneme ilişkin bir vizyon geliştirilmesinin önünü açmayacağını düşünmesi. İkinci sorun, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, hükümetinin Hamas'ın nihai ve kalıcı bir ateşkes sağlanmadan hiçbir değişim sürecini kabul etmeyeceği yönündeki tutumundan taviz vermesi karşılığında, açıkladığı hedeflere ulaşılıncaya kadar savaşı sürdürmekte ısrar etme ikileminden çıkarılması.

ABD, sadece askeri seçenekten ilerlemenin mahkumların serbest bırakılmasının ve Washington ile Gazze Şeridi'ni yönetecek yeni bir Filistin Yönetimi kurulana kadar Gazze’yi işgal etmekte ısrar eden Tel Aviv arasında tartışmalı bir konu olan savaş sonrası döneme ilişkin bir vizyon geliştirilmesinin önünü açmayacağını düşünüyor.

İsrail'in Gazze Şeridi'nin orta kesimleri ve güneyinde sivil tesislere ve nüfusun yaşadığı alanlara karşı yürüttüğü acımasız savaş ile Filistinli grupların İsrail ordusuna karşı koyma ve kayıplar verdirme konusunda elde ettiği başarılar, müzakerelere başka bir alternatif bulmanın imkansız olduğunu teyit ediyor olabilir. Belki de ABD bu yüzden savaşan taraflar arasındaki diplomasisini koordine etme görevini Katar'a emanet etmiştir. Filistinli grupların taleplerini yumuşatabilecek tek merci Katar’ken, Netanyahu'yu sadece Washington geri adım atmaya zorlayabilir.

Hamas Hareketi, Filistinli grupların, ‘daha önceki müzakerelerde üzerinde mutabakata varılan hususların pratiğe dökülmesi için istisnasız tüm tarafları içeren kapsayıcı ve bağlayıcı bir ulusal toplantı düzenlenmesi çağrısı’ da dahil olmak üzere çeşitli öneriler sunma kararı aldığını açıkladı.

Hamas’ın açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

Filistinli gruplar, herkesi içeren saf (tam) nispi temsil sistemi çerçevesinde iç ilişkileri ulusal koalisyon, ulusal ortaklık temelleri ve ilkeleri üzerine yeniden inşa edecek şekilde başkanlık, yasama meclisi ve ulusal meclis için özgür, adil ve şeffaf olarak yapılacak genel seçimler yoluyla Filistin siyasi sistemini demokratik temeller üzerinde geliştirmeyi ve güçlendirmeyi kabul etti.

Bu açıklama, Katar'ın önerisini karşılayan bir siyasi sürecin önünü açmaya yönelik bir adım olarak okunabilir.

Katar'ın önerisi mi askeri operasyonun üçüncü aşaması mı?

İsrail'in askeri ve siyasi yetkilileri, geçtiğimiz hafta önceki iki aşamada hedeflerine ulaşılan askeri operasyonun üçüncü aşamasına geçmeyi planladıklarına dair açıklamalarda bulundu. Üçüncü aşama, Gazze Şeridi’nin doğusu boyunca, 1,5 kilometreye kadar derinlikte bir ‘tampon bölge’ oluşturulduktan sonra İsrail güçlerinin yeniden konuşlandırılmasını ve Filistinli grupların bölgeyi geçip, Gazze Şeridi çevresini tehdit etmesini önlemek için bu tampon bölgeye yedek tugayların konuşlandırılmasını öngörüyor. Ardından askeri operasyonların hızı düşecek ve açık bir yıpratma savaşını andıran bir şekilde İsrail Hava Kuvvetleri ya da seçkin piyade tugayları tarafından hedefleri derinlemesine vurmak için gerçekleştirilen sınırsız seçmeli operasyonlara dönüşecek. İsrailli yetkililer, Hamas Hareketi’ni zayıflatabilecek ve ortadan kaldıracak tek savaşın yıpratma savaşı olduğunu düşünüyorlar. Öyle ki Başbakan Netanyahu, Gazze'deki savaşın birkaç ay daha devam edeceğini söyledi.

İsrail'in Gazze Şeridi'nin orta kesimleri ve güneyinde sivil tesislere ve nüfusun yaşadığı alanlara karşı yürüttüğü acımasız savaş ile Filistinli grupların İsrail ordusuna karşı koyma ve kayıplar verdirme konusunda elde ettiği başarılar, müzakerelere başka bir alternatif bulmanın imkansız olduğunu teyit ediyor olabilir.

İsrail’in yeni seçeneğinin eleştirilmesi, askeri operasyonu aşamalara bölmek, her aşamanın bir sonraki aşamaya geçmeden önce ulaşılması planlanan birtakım hedefleri olduğu anlamına geliyor. İsrail’in ilan ettiği, Hamas Hareketi’nin ortadan kaldırılması ve rehinelerin bırakılması şeklindeki hedeflere ulaşılamadı. Bir tampon bölgenin kurulması, istikrarının sağlanması için bölgenin hem savaşan taraflarca hem de bölgeyi yönetecek, denetleyecek ve saldırıları engelleyecek üçüncü bir tarafça tanınması gerekiyor. Bu da ancak Filistinli ve İsrailli taraflar arasında yapılacak bir anlaşma ya da düzenlemeyle başarılabilir. Yedek tugayların tampon bölgeyi koruyabileceğini düşünmek, İsrail ordusunun seçkin piyade tugaylarının Gazze Şeridi’nde Cibaliye Mülteci Kampı, Gazze şehri ve diğer bölgelerdeki konumlarını koruyamamaları nedeniyle hiç gerçekçi değil. İsrail ordusunun seçkin piyade tugaylarından Golani’nin Şucaiye mahallesinde aldığı darbe, hafızalarımızda tazeliğini koruyor. Golani Tugayı, aldığı bu darbe sonucunda sahadan çekilmek zorunda kalmıştı.

Tüm bunlar, askeri operasyonun üçüncü aşamasının, Katar'ın önerisinin müzakere edilmesi çerçevesinde üzerinde anlaşmaya varılabilecek güvenlik düzenlemeleri haricinde hayata geçirilemeyeceğini gösteriyor.

Katar’ın önerisi ve Philadelphia Ekseni

Netanyahu, bir basın toplantısı düzenleyerek, burada Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki sınır hattı olan Philadelphia Ekseni’nin (Selahaddin Ekseni) İsrail'in kontrolü altında olması ve kapatılması gerektiğini söyledi. İsrail Başbakanı, bunun dışında hiçbir düzenlemenin ülkesi tarafından kabul edilmeyeceğini de sözlerine ekledi.

sdvgrev
Gazze'deki çatışmalar sırasında İsrail askerleri, 29 Aralık 2023 (AFP)

Philadelphia Ekseni’nin odak noktası ne? İsrail için bu neden önemli?

Mısır ile İsrail arasında 1979 yılında imzalanan barış anlaşması uyarınca belirlenen ‘D’ isimli tampon bölgesi, Mısır ile Gazze Şeridi arasında yer alan sınır şeridi (Philadelphia Ekseni ya da Selahaddin Ekseni) adıyla anılıyor. Kuzeyde Akdeniz'den güneyde Kerem Şalom Sınır Kapısı’na kadar uzanan eksenin uzunluğu yaklaşık 14 kilometredir. Kerem Şalom Sınır Kapısı, İsrail’in kontrolü altındaydı. Ta ki İsrail Gazze Şeridi’nden çekilene kadar. İsrail ile Mısır'ı Gazze'ye bağlayan Refah Sınır Kapısı da dahil olmak üzere sınır geçişlerini düzenleyen sınır kapıları anlaşmasının imzalanmasından sonra 2005 yılında Filistin Yönetimi'nin kontrolüne geçti.

Mısır sınır muhafız güçlerinin bölgeye konuşlandırılması amacıyla, İsrail ile Filistin Yönetimi arasındaki sınır kapıları anlaşması çerçevesinde ‘Philadelphia Anlaşması’ adıyla yeni bir anlaşma imzalandı. Böylece İsrail, kaçakçılık, sızma ve diğer suç faaliyetlerini önlemek için Philadelphia Ekseni’nin Mısır tarafında devriye gezmek üzere Mısır'la anlaştı. Anlaşmada, Mısır sınır muhafızlarının askeri bir güç olmadığı belirtildi.

İsrail'in tampon bölge kurma önerisi ve Gazze'de savaşın başlamasından üç ay sonra Philadelphia Ekseni’nin kontrolünü istemesi, İsrail'in işgal sürdürmekle güvenliği de sağlamayı bir arada götürmeyi başaramadığının açık bir şekilde kabul edildiğini gösteriyor. Netanyahu, İsrail ordusunun Gazze’de savaştaki başarısızlığını, Philadelphia Ekseni üzerinden Gazze Şeridi’ne süregelen silah ve lojistik malzeme akışına bağlıyor. Ayrıca, tampon bölge önerisini ise farklı bir şekilde de olsa Mısır sınırlarına da uygulamak istiyor. İsrail, Mısır'la imzalanan barış anlaşmasına aykırı olması nedeniyle Philadelphia Ekseni’nin statüsünün değiştirilip askeri bölgeye dönüştürülmesinin imkansız olduğunun farkında ve bunu değiştirmeyecek. Çünkü bu, 2005 yılında imzalanan ve İsrail’in Gazze’den çekilmesini sağlayan anlaşmayla da çelişiyor.

Katar'ın önerisini destekleyen ABD’nin, İsrail'i içinde bulunduğu çıkmazdan çekip kurtarmayı ve Gazze'deki savaşın Hamas-ABD savaşı gibi görülmemesini sağlamayı amaçladığına şüphe yok. Katar'ın önerisinin kalıcı ateşkes sağlama ve siyasi süreci başlatma şansı sınırlı gibi görünüyor. Ancak İsrail'i bekasıyla ilgili bir çıkmazdan kurtarmak için kritik bir anın yaklaştığı da aşikar. En fazla ABD ve Arap ülkelerinin arabuluculuğunda ve çeşitli isimler altında Hamas'la çatışmaya çözüm getirilebilir.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Mısır’ın Taba Sınır Kapısı, savaşın şiddetlenmesiyle birlikte İsraillilerin kaçış noktası haline geldi

Taba Sınır Kapısı, Mısır-İsrail sınırındaki en önemli kara sınır kapılarından biri (Güney Sina Valiliği)
Taba Sınır Kapısı, Mısır-İsrail sınırındaki en önemli kara sınır kapılarından biri (Güney Sina Valiliği)
TT

Mısır’ın Taba Sınır Kapısı, savaşın şiddetlenmesiyle birlikte İsraillilerin kaçış noktası haline geldi

Taba Sınır Kapısı, Mısır-İsrail sınırındaki en önemli kara sınır kapılarından biri (Güney Sina Valiliği)
Taba Sınır Kapısı, Mısır-İsrail sınırındaki en önemli kara sınır kapılarından biri (Güney Sina Valiliği)

Her gün yüzlerce İsrailli, İsrail ile ABD’nin İran’a karşı başlattığı savaş ve İran’ın bir aydan uzun süredir devam eden saldırılarının ardından, Mısır’daki Taba Sınır Kapısı’ndan geçiş yapıyor. Ancak ulaşım ve konaklama ücretlerinin yüksekliğine yönelik şikâyetler bitmiyor.

Konuyla ilgili bilgi sahibi kaynaklar ve Mısırlı turizm uzmanları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamalarda, sınır kapısının İsrailliler için ‘kaçış noktası’ haline geldiğini belirtti. Uzmanlar, İsrailli vatandaşların ücretlerin yüksekliğine dair şikâyetlerini eleştirerek, bunun Mısır’ın egemenlik hakkı olduğunu, ücretlerin hâlâ dünyanın diğer ülkelerinden daha düşük seviyede bulunduğunu ve İsraillilerin, kendi ülkelerinin başlattığı savaşın maliyetini ödemek durumunda olduklarını vurguladı.

Kaçışın ana durağı

İsrail’in TheMarker gazetesinin çarşamba günkü haberinde şu ifadeler yer aldı: “Mısır’daki Taba Havalimanı, güvenlik gerilimleri ve İran’ın son roket saldırıları nedeniyle Ben Gurion Havalimanı’ndaki kısıtlamalar ışığında, acil olarak İsrail’den ayrılmak isteyenler için başlıca yurt dışı seyahat noktası haline geldi. Havalimanı, kısmen kapanan İsrail havalimanlarının yerine büyük bir kaçış noktası ve alternatif yaşam hattı işlevi görüyor.”

Gazete ayrıca, sınır kapısının Hamursuz Bayramı öncesinde yüzlerce İsrailliye ev sahipliği yaptığını, bunların arasında İngilizce ve Fransızca konuşan çok sayıda Haredi ailenin bulunduğunu belirtti. Bu kişiler, bayramı kutlamak üzere kendi ülkelerine ulaşmaya çalışırken, bazıları sınırı ihlal eden insansız hava araçları (İHA) nedeniyle sirenlerin çalması sonucu Eilat’ta tam bir gece geçirmek zorunda kaldı.

vfd
Mısır’ın Taba kenti, onu önemli bir turizm merkezi haline getiren büyüleyici doğasıyla öne çıkıyor. (Güney Sina Valiliği)

Mısır eski Turizm Bakanı danışmanı Samih Saad, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Taba Sınır Kapısı’nın İsrailliler için yurt dışına kaçış kapısı haline geldiğini ve diğer havalimanlarının saldırıya uğrama olasılığı nedeniyle güvenli bir liman sağladığını belirtti. Saad, söz konusu sayıların Mısır turizmi açısından kayda değer bir katkı sağlamadığını, turizm gelirlerinin yüzde 72’sinin Avrupa’dan, yüzde 10’unun ise Arap ülkeleri ve diğer bölgelerden geldiğini vurguladı.

Eski Ticaret Odası Turizm ve Havacılık Bölümü Başkanı ve turizm uzmanı Amari Abdulazim de, “Savaşın temelinde İsrail ve ABD bulunuyor. Söz konusu savaşın sonuçlarından biri ise dünya genelinde benzeri görülmemiş fiyat artışları… Mısır, taraf olmamasına rağmen bu durumdan ciddi şekilde etkileniyor” ifadelerini kullandı.

Yüksek ücretler

İsraillilerin zihnini meşgul eden tek konu kaçış değil; geçiş ücretlerindeki artış da öne çıkıyor. İbranice yayın yapan gazeteler bu duruma dikkat çekti. Taba Sınır Kapısı’nda ücretler kısa bir süre içinde üç kez arttı: Aralık 2025’te 15 dolardan 25 dolara yükseldi, Mart 2026 ortasında 60 dolara çıktı ve 28 Mart 2026’da 120 dolara ulaştı.

TheMarker, ‘Sina’daki geçiş, ulaşım ve geçici konaklama maliyetlerindeki artışa’ dikkat çekerken, Israel Hayom gazetesi 28 Mart’ta yayımladığı haberde, Mısır’ın Taba Sınır Kapısı geçiş ücretini İsrailliler için 120 dolara çıkarmasının, özellikle dört kişilik bir ailenin geçiş maliyetini 480 doları aşacak şekilde artırması nedeniyle geniş çapta öfkeye yol açtığını aktardı.

Samih Saad, ücretlerin 120 dolara yükselmesinin aşırı olmadığını, birçok ülkede daha yüksek rakamların uygulandığını ve Mısır’ın bu egemenlik kararını uygun gördüğü zaman almasının hakkı olduğunu belirtti.

Amari Abdulazim ise Mısır’ın Taba Sınır Kapısı geçiş ücretlerini artırmasının kendi egemenlik hakkı olduğunu ve savaşın yol açtığı zararlardan dolayı bunu yapmasının doğal olduğunu vurguladı.


Husi milisleri, İsrail'e yönelik dördüncü saldırılarının ardından “kademeli bir tırmanış” ile tehdit etti

Husi militanları, liderlerinin çağrısıyla Sana'da düzenlenen bir gösteride (AFP)
Husi militanları, liderlerinin çağrısıyla Sana'da düzenlenen bir gösteride (AFP)
TT

Husi milisleri, İsrail'e yönelik dördüncü saldırılarının ardından “kademeli bir tırmanış” ile tehdit etti

Husi militanları, liderlerinin çağrısıyla Sana'da düzenlenen bir gösteride (AFP)
Husi militanları, liderlerinin çağrısıyla Sana'da düzenlenen bir gösteride (AFP)

Husiler, “kademeli tırmanış” olarak nitelendirdikleri bir süreç başlatma tehdidinde bulundu. Bu açıklama, grubun İsrail’e yönelik dördüncü saldırıyı üstlenmesinin ve yaklaşık bir hafta önce İran’la aynı safta savaşa dahil olmasının ardından geldi.

Yemen'deki meşru güçlerin, ülkeyi grubun elinden kurtarmak için belirleyici savaşın yakın olduğunu iddia eden söylemlerinin giderek sertleştiği bir ortamda, İsrail, İran ve Hizbullah'ın yoğun ateş gücüne kıyasla sınırlı etkisine rağmen, Husi saldırılarına nasıl karşılık verileceği konusunda Washington ile müzakerede bulunduğunu açıkladı.

Husilerin askeri sözcüsü Yahya Seri, dün akşam televizyonda yayınlanan açıklamasında, grubun “işgal altındaki Yafa bölgesinde hayati hedeflere balistik füzelerle askeri operasyon düzenlediğini” duyurdu. Seri, saldırının “İran ve Lübnan Hizbullah’ındaki mücahit kardeşlerle ortaklaşa gerçekleştirildiğini” ve “başarıyla hedeflerine ulaştığını” belirtti.

Sana'da güvenlik aracındaki Husi savaşçıları (AFP)Sana'da güvenlik aracındaki Husi savaşçıları (AFP)

Grup açıklamasında, "Bu önemli ve istisnai savaşta askeri müdahalesinin kademeli olduğunu" belirterek, "bu düzeyde kalmayacağını ve gelişmelere göre, düşmanın gerilimi artırma veya azaltma konusunda belirleyeceği tutuma göre ele alacağını" kaydetti.

Son saldırı, Husilerin bölgesel çatışmaya doğrudan dahil olduklarını ilan etmelerinden beri gerçekleştirdikleri dördüncü eylem oldu. Bu gelişme, İran destekli eksende yer alan Husiler, Lübnan Hizbullahı ve Iraklı silahlı gruplar arasındaki koordinasyonun arttığını gösteriyor.

Savunmanın dikkatini dağıtmak

Husi grubu, geçtiğimiz çarşamba günü İsrail'e yönelik üçüncü saldırının sorumluluğunu üstlenirken, İsrail ordusu hava savunma sistemlerinin Yemen'den fırlatılan bir füzeyi "herhangi bir yaralanma veya hasar olmaksızın" engellediğini ve erken tespit sayesinde tehdidin etkisiz hale getirildiği bildirildi.

Gözlemcilere göre bu tür saldırılar, İsrail hava savunma sistemlerini meşgul etmekten öteye geçmiyor. Zira söz konusu sistemler, İran ve Hizbullah kaynaklı tehditlerin yoğunluğu nedeniyle zaten ciddi baskı altında bulunuyor.

Husilerin lideri Abdülmelik el-Husi, çatışmaya katılım sonrasında yaptığı ilk konuşmada, İran’a verilen siyasi, medya ve propaganda desteğinden “doğrudan operasyonel aşamaya” geçtiklerini açıkladı. Husi, saldırıların “direniş ekseninin ortak operasyonları” kapsamında olduğunu savundu ve mevcut çatışmanın “coğrafi sınırları aşan bir görev” olduğunu iddia etti.

Husi lideri, takipçilerine İran'ın yanında savaşa katılmanın yanı sıra seferber olup mitingler düzenlemeleri çağrısında bulundu (AP)Husi lideri, takipçilerine İran'ın yanında savaşa katılmanın yanı sıra seferber olup mitingler düzenlemeleri çağrısında bulundu (AP)

Karara yönelik eleştirileri de yanıtlayan Husi, tarafsızlığın “bir seçenek olmadığını” ifade etti. Bu açıklamalar, Yemen içinde zaten kırılgan olan ekonomik ve güvenlik koşullarının daha da kötüleşebileceğine dair endişeleri artırdı.

El-Husi, takipçilerini haftalık İran yanlısı gösterilerine devam etmeye ve İran'ın yanında savaşa katılmaya çağırdı. Ayrıca, seferberlik çabalarını yoğunlaştırmalarını ve grubun her yıl daha fazla üye kazanmak ve ideolojik yönlendirme amacıyla kullandığı yaz kamplarına okul öğrencilerini göndermelerini teşvik etti.

Karar anı yaklaşıyor

Öte yandan, Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Tarık Salih, “Husi darbesinden kurtuluş mücadelesinin yaklaştığını” ve tüm ulusal güçlerin “tek bir ekip ve tek bir irade ile” bu mücadeleyi vereceğini söyledi.

Resmi medyada yer alan açıklamalarını, Yemen’in batı kıyısındaki askeri birliklere yaptığı ziyaret sırasında dile getiren Salih, savaşçıların rolünü överek, bu güçlerin “Yemen Cumhuriyeti’nin güvenlik supabı” olduğunu ifade etti. Bu açıklamalar, hükümet güçlerinin inisiyatifi yeniden ele geçirme konusunda artan bir özgüvene işaret ediyor.

Salih, bölgesel boyuta dikkat çekerek, “İran’ın Körfez ülkeleri ve Ürdün’e yönelik açık saldırılarının, Tahran’ın projesinin Arap ulusunu hedef alan bir yıkım aracı olduğunu ortaya koyduğunu” savundu. Bu projenin “hiçbir zaman İsrail’e karşı olmadığını, aksine bunun yalnızca bir gerekçe olarak kullanıldığını” vurguladı.

Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi üyesi Tarık Salih (Saba)Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi üyesi Tarık Salih (Saba)

Husilerin iddialarına da doğrudan yanıt veren Salih, grubun “İsrail’e karşı savaştığını iddia ederken ulusal güçlere karşı asılsız suçlamalar yönelttiğini ve Yemenlileri öldürmek için gerekçe ürettiğini” söyledi. Ayrıca Husilere karşı savaşın 2004 yılında, "bölgesel gerilimlerden çok önce" başladığını hatırlattı.

Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi üyesi, Husi kontrolündeki bölgelerde yaşayan yurttaşlarına selamlarını ileterek, askeri ve ulusal boyutlarıyla ve iç safları birleştirme arzusunu yansıtan konuşmasında, onların "yaklaşan ulusal kurtuluş mücadelesinin ayrılmaz ve bütünleyici bir parçası" olduklarını vurguladı.

Salih son olarak, Yemen çatışmasının seyrinde, özellikle Husilerin savaşa geri dönmeyi ve kapsamlı bir siyasi çözüm için barışçıl yolları reddetmeyi seçmeleri durumunda, “devleti ve cumhuriyeti yeniden kurmak için yaklaşan ulusal görevler” için muharebe hazırlığını artırma ve eğitimi yoğunlaştırma ihtiyacının altını çizdi.


Lübnan, Gazze'dekine benzer bir "sarı hat" senaryosuyla karşı karşıya

İsrail'in Lübnan'ın güneyinde düzenlediği hava saldırısının ardından yıkılan bir binanın kalıntıları (Reuters)
İsrail'in Lübnan'ın güneyinde düzenlediği hava saldırısının ardından yıkılan bir binanın kalıntıları (Reuters)
TT

Lübnan, Gazze'dekine benzer bir "sarı hat" senaryosuyla karşı karşıya

İsrail'in Lübnan'ın güneyinde düzenlediği hava saldırısının ardından yıkılan bir binanın kalıntıları (Reuters)
İsrail'in Lübnan'ın güneyinde düzenlediği hava saldırısının ardından yıkılan bir binanın kalıntıları (Reuters)

İsrail, Güney Lübnan'da Gazze Şeridi'ndeki sınır hattına benzer bir “sarı hat” uygulamayı planlıyor. İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyini tamamen işgal etme ve Litani Nehri'ni İsrail'in yeni sınırı haline getirme yönündeki İsrail hükümetinin talebini reddetti. Ordu, Litani Nehri'ni, hükümetin geri çekilme kararını verene kadar geçici olarak “sarı hat” olarak adlandırdığı ve gözetlediği bir “ateş hattı” haline getirmekle yetineceğini belirtti.

İsrail ordusu, Lübnan topraklarına kıyıdan 14 kilometre uzanan Ras el-Beyada'yı işgal ettiğini doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre amaç, bir yandan kuzeye yönelik kara saldırıları için harekat noktası oluşturmak, diğer yandan da yüz binlerce yerinden edilmiş insanın güneydeki evlerine dönüşünü engellemek.

Savaşın başlamasından bir ay sonra, Lübnan'a gelen döviz akışı azaldı; rakamlar, havale miktarının yüzde 5'in üzerinde bir düşüş gösterdiğini ortaya koyarken, bu oranın yüzde 15'e kadar gerileyeceği tahmin ediliyor. Ekonomi Bakanı Amir el-Bassat, “yoğun göçün etkisiyle ekonomik daralma ve gelirlerde düşüş yaşandığını, işsizlik oranlarında ise belirgin bir artış olduğunu” belirtti. Bakan, “göstergelerin kötüleştiğini” açıklayarak, para akışındaki yavaşlamayla paralel olarak daralmanın yüzde 7 ile 10 arasında olduğu tahmininde bulundu.