İşkence ve hakaret: Gazze’de İsrail ordusu tarafından alıkonan Filistinli çocukların ifadeleri…

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

İşkence ve hakaret: Gazze’de İsrail ordusu tarafından alıkonan Filistinli çocukların ifadeleri…

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Salim el-Rayyes

Refah: İsrail’in aralıksız dördüncü ayına girmek üzere olan Gazze savaşı sırasında, İsrail ordusunun kadınlar ve çocuklar dahil olmak üzere Filistinlilere karşı işlediği pek çok cinayet ve işkence vakası gün yüzüne çıkıyor. Özellikle Gazze şehrinden ve Gazze Şeridi’nin kuzeyinden 18 yaş altındaki çocukların evlerinden alınarak, hiçbir açık suçlama yöneltilmeden soruşturma ve işkence merkezlerine götürülmesi söz konusu.

Majalla, Zeytun mahallesi sakinlerinden olup, İsrail ordusu tarafından birkaç gün alıkonan bazı çocuklarla görüştü. Çocuklar, tutuklanma hadiselerini, hatta aileleri olmadan zorla Gazze Şeridi’nin güneyine gitmeye zorlandıklarını anlattı.

Gazze şehrinin güneydoğusundaki Zeytun mahallesinden 14 yaşındaki Ahmed Ebu Ras, ailesinin evinde oturuyorken, İsrail ordusu onların yerleşim bölgesine baskın yapmış ve evlerinin etrafındaki tarım arazilerini buldozerlerin önüne katıp götürmeye başlamış. Bunun üzerine annesi ve küçük kardeşleriyle beraber, gerekli bazı şeylerin olduğu küçük çantaları omuzlarına atıp, evin arkasından çıkmak zorunda kalmışlar, ancak askerler onları bekliyormuş.

O sırada İsrailli askerler, evlerini boşaltıyor, ahaliyi bir alanda topluyor, sonra da onları zorla arıyorlarmış. Ahmed şöyle diyor:

Ordu bizi durdurdu ve zorla aradı. Eşyalarımızı yere koyduk, çantaları açıp boşalttık; paraları bir kenara, telefonları bir kenara, geri kalan kıyafetlerimizi ve eşyalarımızı da başka bir kenara koyduk.

Daha sonra, o bölgedeki Gazzelilerin eşyalarının tasnif edilmesinin ardından kadınlar, orayı terk etmeye zorlanmış ve Gazze Şeridi’nin güneyini kuzeye bağlayan Selahaddin Caddesi yoluyla Gazze Şeridi’nin güneyine gitmeleri istenmiş. İsrail ordusu, Zeytun mahallesi sakinlerinin evlerine baskın düzenlediği yere iki kilometreden az bir mesafede bir denetleme noktası oluşturmuştu.

Kadınlar orayı terk etmeye zorlandı ve Gazze Şeridi’nin güneyini kuzeyine bağlayan Selahaddin Caddesi üzerinden Gazze Şeridi’nin güneyine gitmeleri istendi. İsrail ordusu, Zeytun mahallesi sakinlerinin evlerine baskın düzenlediği yere iki kilometreden az bir mesafede bir denetleme noktası oluşturmuştu

Kadınlar ve çocuklar bölgeyi terk ederken, ordu da erkekler ve gençleri, hatta bazı çocukları bölgeye yakın bir noktada bir tüccarın deposu olarak kullanılan mekânda alıkoymuş. Alıkonulan kişiler arasında Ahmed gibi çocuklar da varmış. Orada aralıksız 5 gün tutulmuşlar ve bu süre boyunca işkenceye maruz bırakılmış, ayaklarla ve ateşli silahların dipçikleriyle darp edilmişler. Ahmed şöyle diyor:

Bedenimizin her yerine farklı saatlerde ve aralıksız darbe aldık. Uykuyu bile tadamadık. Yemek yememizi engellediler ve bir serçeye yetmeyecek kadar su içmemize müsaade ettiler.

Hacetini gidermek için tuvalet izni istediğinde dahi onu sert bir şekilde darp edip, ağza alınmayacak sözler söylemişler.

Daha sonra Gazze Şeridi’nin dışına götürülmüş. Ebu Ras şöyle diyor:

5 gün dayak ve işkence sonrasında sabah saat 4’te bizi uyandırdılar, ellerimizi ve gözlerimizi bağladılar. Önümüzü göremiyorduk. Bize otobüse binmemizi söylediler ve Gazze sınırına yakın bir yerleşime benzeyen başka bir yere götürdüler.

Orada ilk defa bir parça ekmek yemelerine izin vermişler. Orada bir saat kalmış. Bu süre içinde dövülmüş ve hakarete maruz kalmış. Sonra 3 başka çocukla beraber onu alıp, İsrail’in Selahaddin Caddesi’ndeki kontrol noktası yakınında yer alan Zeytun mahallesine götürmüşler ve acınacak haldelerken onlardan Gazze Şeridi’nin güneyine gitmelerini istemişler.

Gazze’deki Hükümet Medya Ofisi’nin tahminine göre, Hamas’ın 7 Ekim saldırısı üzerine patlak veren İsrail savaşının başlangıcından Aralık 2023 sonuna kadar İsrail ordusu, Gazze’den ve Gazze Şeridi’nin kuzeyinden 2 bin 600’den fazla Filistinliyi tutukladı. Medya Ofisi, tutuklular arasında 40 sağlık personeli ile 8 gazetecinin bulunduğunu, tutuklu çocukların sayısının ise tespit edilemediğini açıkladı.

“Dayak yemekten yoruldum”

Tutuklama, sadece Ebu Ras adlı çocukla sınırlı değildi. Gazze’nin güneydoğusundaki Zeytun mahallesi sakinlerinden 15 yaşındaki Ahmed el-Arkan da bu çocuklardan bir diğeri. İsrail ordusu onun da ailesinin evine baskın düzenlemiş. Onu ve babasını diğerleriyle birlikte bir tüccarın pirinç deposuna götürmüş. Annesi ile ailesinin diğer üyeleri ise Gazze Şeridi’nin güneyine gitmeye zorlanmış. Ahmed şöyle diyor:

Bizi pirinç deposuna soktular ve üzerimize bol miktarda pirinç atmaya başladılar. Biz yerdeyken altımıza, üstümüze, içimize, her tarafımıza girdi. Yerde oturamaz oldum. Bu da işkencenin bir parçasıydı. Sonra ayaklarıyla karnımıza, sırtımıza ve bacaklarımıza vurmaya başladılar. Bir asker, eliyle karnıma vurdu.

Aralık 2023’ün ortasında, soğuk bir kış havasında, askerler tarafından farklı yaşlardaki diğer tutuklularla birlikte elbiselerini çıkarmaya zorlandıktan sonra yarı çıplak vücuduna su da sıkılan Ahmed el-Arkan’ın maruz kaldığı bu işkence, onun zayıf bedeninin kaldırabileceğinden fazlaydı. “Fiziksel ve psikolojik darbe ile işkenceden yorulmuştum. Dayak, hakaret, uykusuzluk ve rahatsızlık dışında benden ne istediklerini anlamıyordum.”

Gazze’deki Hükümet Medya Ofisi’nin tahminine göre Hamas’ın 7 Ekim saldırısı üzerine patlak veren İsrail savaşının başlangıcından Aralık 2023 sonuna kadar İsrail ordusu, Gazze’den ve Gazze Şeridi’nin kuzeyinden 2 bin 600’den fazla Filistinliyi tutukladı

Ahmed el-Arkan ile farklı yaşlardaki diğerlerinin tutuklanmasının üzerinden dört gün geçmiş ve bu süre içerisinde İsrailli askerler, onları Hamas hareketi ve harekete mensup kişiler hakkında bilgi sahibi olmakla suçlamaya çalışmış. Ancak bu çocuk, askerleri memnun edecek herhangi bir bilgiye sahip değilmiş. Bu yüzden dayağı ve hakareti sürdürmüşler. Ona yemek de vermeyip, her gün az miktarda su içirmişler. Ta ki onu İsrail’e götürüp, orada bir gece boyunca küçük çakıl taşlarından oluşan bir zemin üzerinde uyumaya zorlamışlar. “O zeminde mahvoldum. Ne oturabildim ne uyuyabildim. Ayakta durmama bile izin vermediler.”

sdcv
Fotoğraf: AFP

Daha sonra ordu, Ahmed’in bir parça ekmek yiyip, su içmesine izin vermiş. Ardından onu Gazze şehrinin güneydoğusundaki Kuveyt Kavşağı’na götürmüşler. Ahmed’in ifadesine göre, orada ordu, ona ve tutuklayıp işkenceye ve soruşturmaya maruz bıraktığı birkaç çocuğa şöyle demiş:

Güneye gidin, orası güvenli. Gazze, tehlikeli.

İçlerinden biri ambulansı aramış. Filistin Kızılayı’na ait ambulanslar gelmiş ve onları Gazze Şeridi’nin merkezinde yer alan Deyr el-Belah’taki Aksa Şehitleri Hastanesi’ne götürmüş. Zira tutukluluk esnasında sürekli maruz kaldıkları fiziksel işkence yüzünden o ve diğerleri ne yürüyebiliyor ne de hareket edebiliyormuş.

Tutuklama operasyonları, erkek çocukları, genç erkekleri ve yaşlıları kapsıyordu. Nitekim İsrail askerlerinin Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki farklı bölgelerden Gazzelileri tutukladıkları operasyonlara dair pek çok görüntü yayıldı. Bu görüntülerde Gazze’nin içinde veya dışındaki işkence ve tutukluluk merkezlerine götürülen Gazzelilerin iç çamaşırları hariç tüm kıyafetleri çıkarılmış görünüyordu. Bunlardan bir kısmı serbest bırakıldı, ancak birçoğunun İsrail hücreleri ve gözaltı merkezlerindeki akıbetleri bilinmiyor. Bunların yanı sıra bazı kadınlar ve genç kızlar da tutuklandı.

(15 yaşındaki çocuk): ‘Fiziksel ve psikolojik darbeden ve işkenceden yoruldum. Dayak, hakaret, uykusuzluk ve rahatsızlık dışında benden ne istediklerini anlamadım’

Onlara travma ve işkence yaşatan şey, sadece İsrail’in çocukları tutuklaması değil. Gözlerinin önünde evlerinin yıkılması ve ailenin kasıtlı olarak dağıtılması da onların yüreğinde iz bıraktı. Gazze’nin çocuk sakinlerinden 15 yaşındaki Musa Ahmed Ali de mağdurlardan biri. Ordu, onların da evini basmış ve onları bir ön uyarı yapmaksızın evi derhal boşaltmaya zorlamış. Ardından onları eve çok yakın bir yere götürmüş. Sonra ihtiyaç duydukları hiçbir eşyayı almalarına izin vermeden evi yıkıp geçmiş. Musa Ahmed Ali şöyle diyor:

Evimiz gözlerimizin önünde yıkıldı. Bizi yarısı kadın, yarısı da çocuk olmak üzere ikiye ayırdılar. Çocukların ve kadınların güneye gitmelerini istediklerini söylediler. Benim annem ve kardeşlerimle gitmeme izin vermeyip, ısrarla genç erkekler ve adamlarla alıkoydular.

Çocuğu diğerleriyle birlikte tutuklayıp, bilmediği bir yere götürmüşler. Dövüldüğünü, yeme-içmenin yasaklandığını, tuvaletten ve uykudan mahrum bırakıldığını, uyandırmak istediklerinde soğuk su sıktıklarını, kendisinin ve diğerlerinin en basit yaşam koşullarından yoksun bırakıldığını söylüyor ve askerin ruh haline göre, herhangi bir uyarı veya sebep olmaksızın dayak yediklerine dikkat çekiyor.

“Asker bana, ‘7 Ekim’de orada mıydın’ diye soruyordu, ben de ona İngilizce ‘Hayır’ cevabını veriyordum, bana vuruyordu. Ona her dilde cevap veriyordum, ama asker sadece şiddet, dayak ve küfür dilinden anlıyordu” ifadelerini kullanan Ahmed Ali, onlarla birlikte alıkonanların sayısının 25 ila 30 arasında değiştiğini, sadece onun ve daha önce ailelerinden koparılmış olan başka çocukların serbest bırakıldığını belirtti.

Gördüğü işkence sonucunda pek çok kırığı bulunan Ahmed Ali, Aksa Şehitleri Hastanesi’ne götürüldükten sonra annesiyle güçlükle iletişime geçmiş. Deyr el-Belah’taki bir okulda barınan annesi, oğlunu alıkoydukları süre boyunca yaşadığı kaygı ve uykusuzluktan sonra onun serbest bırakıldığına ve kendisiyle konuştuğuna inanamamış.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Menfi, “siyaset sahnesinden dışlanma” korkusuyla Libya’nın çeşitli kesimlerine açılıyor

Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)
Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)
TT

Menfi, “siyaset sahnesinden dışlanma” korkusuyla Libya’nın çeşitli kesimlerine açılıyor

Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)
Menfi, pazar günü kendisiyle bir araya gelen Misrata'nın önde gelen isimleri ve din adamlarını kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)

Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, ABD’nin Başkanlık Konseyi başkanlığının Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter’e devredilmesi ‘önerisi’ nedeniyle beklenen ‘siyaset sahnesinden dışlanma’ riskine karşı bir önlem niteliğinde görülen bir hamleyle son iki hafta boyunca farklı siyasi ve toplumsal kesimlerle görüşmelerini sıklaştırdı.

Menfi, ABD Başkanı Donald Trump'ın danışmanı Massad Boulos tarafından sunulduğu belirtilen önerinin açıklanmasından bu yana, alışılmadık bir şekilde askeri yetkililer, siyasetçiler ve silahlı grupların liderleriyle görüşmeler yapmaya başladı. Gözlemciler Menfi’nin bu hamlesini, ‘iktidarda kalmasını destekleyecek bir muhalefet cephesi oluşturma çabası’ olarak yorumladı.

Öneriye göre Menfi’nin yerine Saddam Hafter’in geçmesi öngörülürken Abdulhamid ed-Dibeybe, Geçici Ulusal Birlik Hükümeti'nin (UBH) başbakanı olarak kalacak. Ancak bu öneri, Devlet Yüksek Konseyi’nin (DYK) geçtiğimiz hafta düzenlenen toplantısında DYK Başkanı Muhammed Tekale ve üyelerinin çoğunluğu tarafından reddedildi.

Dibeybe ile Menfi arasındaki uçurumun genişlemesi bağlamında, Menfi pazar akşamı Trablus'ta Misrata şehrinin önde gelen isimleri ve din adamlarıyla ‘önemli’ olarak nitelendirilen bir görüşme gerçekleştirdi. Başkanlık Konseyi Başkanlığı Ofisinden yapılan açıklamaya göre toplantıda ‘güncel bir dizi ulusal mesele’ ele alındı.

gfb
Misrata şehrinin önde gelen isimleri ve din adamları, pazar günü Menfi ile bir araya geldi (Libya Başkanlık Konseyi)

Açıklamada, toplantıya katılanların, özellikle yolsuzlukla mücadele ve şeffaflık ile iyi yönetişim ilkelerinin güçlendirilmesi konularında, Menfi’nin çeşitli alanlarda yürüttüğü çabalara tam destek verdiklerini vurguladıkları belirtildi. Açıklamaya göre ayrıca, ‘kurumsal reformlara devam edilmesinin ve hesap verebilirlik ilkelerinin pekiştirilmesi gerektiğini’ vurguladılar.

Dibeybe’nin memleketi olan Misrata, Trablus ve Bingazi'den sonra Libya'nın üçüncü büyük şehri. Şehir, hem Dibeybe’yi destekleyenlerin hem de lideri olduğu UBH’nin görevden alınmasını talep edenler arasında ideoloji ve siyasi eğilimler açısından büyük farklılıklar barındırıyor.

Menfi’nin ofisi, Misrata'nın önde gelen isimlerinden oluşan heyetin, ‘yasal ve anayasal çerçeveler dışında yapılan herhangi bir düzenleme veya mutabakatı kesin olarak reddettiklerini’ aktardı. Bu hamle, ABD’nin Menfi’yi mevcut siyasi sahneden ‘dışlayacağı’ düşünülen önerisine bir gönderme niteliğindeydi. Bu tür uygulamaların istikrar sürecine doğrudan bir tehdit oluşturduğunu ve devlet inşasının temellerini sarsacağını belirten Misratalı heyet, ‘ülkenin birliğini ve kurumlarının korunmasını garanti eden meşru süreçlere sıkı sıkıya bağlı kalınması’ çağrısında bulundu.

Misrata’nın önde gelenleri, ABD'nin önerisine, ‘devletin askerileştirilmesi’ olarak nitelendirdikleri durumdan duydukları endişe ve ‘totaliter yönetimi reddetmeleri’ sebebiyle karşı çıkıyorlar. Bunun yanında dışarıdan dayatılan herhangi bir siyasi süreç veya uzlaşmaya karşı çıkarken, anayasal ve seçim yoluna bağlı kalınıyor.

Batı Libya'dan bir siyasi kaynak, önde gelen isimlerin tutumunu, Saddam Hafter’in Başkanlık Konseyi başkanlığını üstlenmesini reddetmelerine bağlıyor. Çünkü bunu özellikle LUO’nun 2019 yılının nisan ayında başkent Trablus'a düzenlediği saldırının yıldönümünde sivil devletin ihmal edilmesi ve ordunun güçlendirilmesi olarak görüyorlar.

Şarku’l Avsat’a konuşan siyasi kaynak, Dibeybe’nin ‘müttefiklerini, hassasiyetleri önlemek ve muhalifleri ikna etmek amacıyla, yeni Başkanlık Konseyi'nin merkezinin Trablus değil, Bingazi'de olması şartıyla, önerilen görevi üstlenmesi için Saddam'ı kabul etmeye ikna etmeye çalıştığını’ söyledi.

Misrata'nın önde gelenleri, bu haftanın başlarında yayınladıkları bir bildiride, 17 Şubat Devrimi ruhundan ve Libya halkının taleplerinden kaynaklanmayan hiçbir uzlaşmanın meşruiyetini yitirdiğini vurguladılar.

Bildiride referanduma gidilerek halka danışılması, adil parlamento seçimleri yoluyla meşruiyetin yenilenmesi ve ‘geçiş dönemi adaleti temellerine dayanan sivil devlet seçeneğine’ bağlı kalınması gerektiği vurgulandı.

Bildiride ayrıca Misrata'nın ‘halkının fedakarlıklarını küçümseyen veya 17 Şubat Devrimi ilkelerinden ödün veren hiçbir anlaşmanın tarafı olmayacağının’ altı çizildi.

UBH ve Başkanlık Konseyi, Menfi ve yardımcıları Musa el-Koni ile Abdullah el-Lafi'nin önderliğinde, Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde Cenevre'de düzenlenen Libya Diyalog Forumu tarafından seçildikten sonra 5 Şubat 2021'de yürütme iktidarının başına geçti.

Menfi, özellikle Dibeybe’nin muhalifleri olarak görülen siyasetçiler, toplum liderleri, askeri yetkililer ve silahlı grupların komutanlarıyla bir araya geldi. Gözlemciler, Menfi’nin bu hamlesini ‘kendisini iktidardan uzaklaştırıp yerine Hafter'i getirecek öneriye karşı bir muhalefet cephesi oluşturmak’ olarak değerlendirdi.

Sudanlı yetkililerle gerçekleştirdiği görüşmelerle iktidardaki varlığını pekiştiren Menfi, Hindistan Başbakanı Narendra Modi tarafından Hindistan-Afrika Zirvesi'ne katılmak üzere davet edildi.

Menfi’nin ofisinden yapılan açıklamada, Başkanlık Konseyi Başkanı Menfi’nin dün sabah Hindistan Başbakanı Narendra Modi tarafından önümüzdeki mayıs ayı sonlarında başkent Yeni Delhi’de düzenlenmesi planlanan 4. Hindistan-Afrika Forumu Zirvesi’ne katılmak üzere resmi bir davet aldığı açıklandı. Davet, Hindistan’ın Trablus Büyükelçisi Muhammed Hafızurrahman tarafından Libya Başkanlık Konseyi Başkanı’na iletildi.

Menfi’nin ofisinden yapılan açıklamada bu davet, ‘uluslararası platformlarda Libya'nın varlığını güçlendirme ve özellikle Afrika ve Asya'daki uluslararası ortaklarla işbirliği bağlarını pekiştirme, böylece kalkınma çabalarını destekleme ve stratejik ortaklıkların ufkunu genişletme’ olarak değerlendirildi.

Menfi, pazar akşamı başkent Trablus'taki Konsey Başkanlığı merkezinde, Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim Ahmed ve ona eşlik eden resmi heyeti, Sudan'daki Trablus Büyükelçisi Fevzi Boumriz'in de hazır bulunduğu bir toplantıda kabul etmişti.

ewfd
Libya Başkanlık Konseyi Menfi pazar akşamı, Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim Ahmed’i kabul etti (Libya Başkanlık Konseyi)

Toplantıda, Libya'daki Sudanlı topluluğun durumu ve Sudan'daki mevcut krizin etkileri altında kalan Sudanlı mültecilerin durumu ele alınırken Sudanlı bakan, Libya devletinin tutumunun yanı sıra Sudanlılara sağladığı insani yardım ve destek için takdirlerini ifade etti.


İsrail Dışişleri Bakanı: Lübnan ile ilişkilerde ‘barış ve normalleşme’ istiyoruz

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)
TT

İsrail Dışişleri Bakanı: Lübnan ile ilişkilerde ‘barış ve normalleşme’ istiyoruz

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (DPA)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin Lübnan ile ilişkilerde ‘barış ve normalleşme’ istediğini belirtti. Açıklama, iki ülke yetkilileri arasında Washington’da yapılması planlanan doğrudan görüşmeler öncesinde geldi.

Saar, basın toplantısında “Lübnan devletiyle barış ve normalleşmeye ulaşmak istiyoruz... İsrail ile Lübnan arasında büyük bir anlaşmazlık yok. Sorun Hizbullah” ifadelerini kullandı.

Lübnan ile İsrail, bugün ABD arabuluculuğunda onlarca yıllık çatışma geçmişini aşmayı hedefleyen diplomatik bir sürece giriyor. Bu kapsamda, ABD’de Lübnan’ın Washington Büyükelçisi Nada Hamade Muavvad ile İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter arasında yüz yüze bir ön görüşme yapılması planlanıyor. Bu temasların, ilerleyen aşamada Güney Kıbrıs’ta gerçekleştirilebilecek müzakerelere zemin hazırlaması bekleniyor.

Washington’da yürütülen yoğun temaslarda, Lübnan-İsrail hattının ABD-İran dosyasından ayrıştırılması hedefleniyor. ABD Başkanı Donald Trump yönetimini temsilen arabuluculuk sürecinde, ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa ile Dışişleri Bakanlığı Politika Planlama Ofisi Direktörü Michael Needham görev alıyor. Needham’ın, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya yakın bir isim olduğu ve daha önce Rubio’nun Senato’daki görevleri sırasında uzun yıllar danışmanlığını yaptığı belirtiliyor.

Tarafların müzakere şartlarında ise önemli görüş ayrılıkları bulunuyor. Beyrut yönetimi, önceliğin kapsamlı bir ateşkes sağlanması, İsrail’in güneyde işgal ettiği bölgelerden çekilmesi ve Lübnan ordusunun çatışma alanlarına konuşlandırılması olduğunu vurgularken, ardından siyasi sürece geçilmesini savunuyor. İsrail ise müzakerelerin çatışmalar sürerken yürütülmesini ve ilk adım olarak Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını şart koşuyor. Bu durumun, görüşmeler başlamadan sürecin çıkmaza girebileceği yönünde değerlendirmelere yol açtığı ifade ediliyor.


Hizbullah, Lübnan ve İsrail arasında bugün yapılması planlanan müzakerelerin iptal edilmesini talep etti

İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)
İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)
TT

Hizbullah, Lübnan ve İsrail arasında bugün yapılması planlanan müzakerelerin iptal edilmesini talep etti

İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)
İran'ın başkenti Tahran'da 29 Temmuz 2024'te yayınlanan bir fotoğrafta, o dönemde Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı olan Naim Kasım bir toplantı sırasında (DPA)

Hizbullah dün, Lübnan ve İsrail arasında bugün yapılması planlanan görüşmelerin iptal edilmesi çağrısında bulundu. Genel Sekreter Naim Kasım, bu tür görüşmeleri "faydasız" olarak nitelendirdi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Kasım televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Gaspçı İsrail varlığıyla müzakereleri reddediyoruz. Bu müzakereler faydasızdır" diyerek "bu müzakere toplantısının iptal edilmesini" istedi.

Lübnan ve İsrail'in ABD büyükelçilerinin bugün ABD yönetiminin himayesinde bir araya gelmesi planlanıyor.

Kasım, İsrail ile doğrudan müzakerelere başlamadan önce "Lübnan'ın içeride anlaşması ve uzlaşması" gerektiğinin altını çizerek, "Hiç kimsenin, ülkenin çeşitli bileşenleri arasında iç uzlaşma olmadan Lübnan'ı bu yola sokma hakkı yoktur ve bu da gerçekleşmemiştir" uyarısında bulundu.

Lübnan yetkilileri, bu görüşmelerin öncelikle 2 Mart'tan beri devam eden savaşta ateşkes sağlamayı amaçladığını söylüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu iki şart öne sürdü: Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve gerçek bir barış anlaşmasının sağlanması.

Savaş, Hizbullah'ın İran Yüksek Lideri Ali Hamaney'in suikastına misilleme olarak İsrail'e roket fırlatmasının ardından patlak verdi. Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre, İsrail hava saldırılarında o zamandan beri 2 bin 89 kişi öldü.

Kasım ayrıca, “Direnişteki kararımız dinlenmemek, durmamak, teslim olmamaktır ve savaş alanının kendisi konuşacaktır” dedi.

“Biz teslim olmayacağız” ve “Son nefesimize kadar sahada kalacağız” diye belirtti. Bu sözler, Hizbullah savaşçılarının İsrail ordusuyla çatışmalar içinde olduğu ve İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyindeki sınır bölgelerine ilerlediği bir dönemde geldi.