2024'te Arap dünyası ve kaçırılmaması gereken fırsatlar

Bölgede odaklanılması gereken tek çatışma Filistin çatışması değil

İllüstrasyon: Eduardo Ramon
İllüstrasyon: Eduardo Ramon
TT

2024'te Arap dünyası ve kaçırılmaması gereken fırsatlar

İllüstrasyon: Eduardo Ramon
İllüstrasyon: Eduardo Ramon

Geleceği tahmin etmek kolay bir iş olmadığı gibi özellikle küresel çalkantılar çerçevesinde risk de taşır. Şu an iki kutuplu sistemden uzaklaşıp henüz tanımlanamayan çok kutuplu bir gerçekliğe doğru geçiş halindeki bir dünyadayız.

Arap dünyası da 2023 yılında ortaya çıkan bu yeni durumun bir parçası. Arap ülkeleri, bu geçiş sürecini farklı yöntemlerle ele aldı. Açıkçası bu yöntemlerden bazıları diğerlerinden daha başarılıydı.

Dünyanın geleceğini önemli ölçüde şekillendirme potansiyeli taşıyan 2024 yılıyla birlikte kritik bir kavşakta olabiliriz. Bu kavşakta, yaklaşan ABD’deki başkanlık seçimleri ve İsrail’deki genel seçimlerin sonuçlarının yanı sıra İsrail'in işgal ettiği Arap topraklarında ve Ukrayna'da yaşanan krizlerin de büyük bir ağırlığa sahip olması bekleniyor. Bu yüzden Arap dünyasının bu gerçeği görüp ona göre hareket etmesi gerekiyor.

Zorluklar, krizler ve riskler

Bu makalede Arap dünyasının 2024 yılı itibarıyla uluslararası sahnedeki konumunu inceleyeceğiz. Bu durum, Arap ülkelerinin şu an yaşadığı iç zorluklarla ilgili değil. Ancak Arap ülkelerinin karşı karşıya olduğu iç kısıtlamaların, sadece İran, İsrail ve Türkiye gibi Arap olmayan bölge ülkelerini değil, aynı zamanda dış dünyayı da etkilediğini kabul ediyorum. Ancak Arap ülkelerinin karşı karşıya olduğu iç zorluklarla ilgili değerlendirmeyi benden daha nitelikli olan siyaset bilimcilere bırakıyorum.

Körfez ülkeleri dışındaki tüm Arap ülkelerinde, halklar ve hükümetler arasında geçerli olan toplumsal sözleşme ciddi bir baskı altında.

Gazze’deki 7 Ekim olaylarından ve İsrail’in korkunç ve haksız tepkisinden önce birçok kişi Ortadoğu’da olumlu gelişmelerin yaşandığını düşünüyordu. Bazıları ise bu gelişmelerin özellikle İsrail-Filistin çatışmasına ilişkin altta kalan bir hoşnutsuzluğu örtbas ettiği uyarısında bulunmuştu.

Bunun yanında Arap ülkelerinin birçoğunda içerideki şikayetler devam etti. Körfez ülkeleri dışındaki tüm Arap ülkelerinde, halklar ve hükümetler arasında geçerli olan toplumsal sözleşme ciddi bir baskı altında olmaya devam ediyor. Arap ülkelerinin topraklarında  yalnızca İsrail tek bulunmuyor. Artık Türkiye de dolaylı olarak Suriye topraklarında. Irak’ta da Bağdat’ın iradesi dışında askeri olarak varlığını sürdürüyor. İran ise birçok Arap ülkesinin iç işlerine dolaylı yoldan müdahale etmeye devam ediyor.

Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerin genel anlamda iyileşmesi, olumlu gelişmelerden biriydi. Katar ile bazı Arap ülkeleri arasındaki anlaşmazlık yatıştırıldı ve aralarındaki iş birliği arttı. Suriye, Arap Devletleri Ligi (AL) üyeliğine geri döndü.

Suudi başkenti Riyad'ın havadan bir görünümü (SPA)
Suudi başkenti Riyad'ın havadan bir görünümü (SPA)

Öte yandan Libya’da durum büyük ölçüde kontrol altına alınmış olsa da istikrarsızlık hali sürüyor.

Yemen’de ateşkes yaklaşık iki yıldır devam ederken Riyad ile Tahran arasındaki yakınlaşma çerçevesinde Yemen krizinde çözüme ulaşma umutları arttı.

Fas ile Cezayir arasındaki Batı Sahra anlaşmazlığı sürerken, Tunus’taki siyasi ve ekonomik kaos devam ediyor. Mısır ise onlarca yıldır yaşadığı ekonomik krizden kurtulmasını sağlayacak reformları uygulamakta isteksiz görünüyor.

Şu an Arap dünyasında sadece Körfez ülkeleri iyi durumda gibi görünüyor. Bu ülkeler, devasa mali kaynakları sayesinde yalnızca halklarının ekonomik taleplerini karşılamakla kalmıyor, aynı zamanda Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde (BAE) olduğu gibi geleceğe yönelik iddialı bir vizyon da sunabiliyorlar.

Arap ülkelerinin gelişmekte olan piyasa endekslerinde etkisi şu an yüzde 7 seviyesinde seyrederken önümüzdeki yıllarda bu oranın yüzde 10'a çıkması bekleniyor.

Radikal dönüşüm

7 Ekim 2023 günü Gazze’de savaş patlak verene kadar durum böyleydi. 7 Ekim günün Ortadoğu'da çok önemli (dönüştürücü) bir olay olabilir. Aynı zamanda Arap dünyası ile dünyanın geri kalanı arasındaki ilişkilerin geleceği üzerinde de doğrudan etkisi olabilir. Buna karşın 1973 Arap-İsrail Savaşı’nda olduğu gibi kaçırılmış bir fırsat da olabilir. Birçok konu, Arap ülkelerinin Gazze'deki krizin yarattığı fırsatı nasıl değerlendirip nüfuzlarını ve uluslararası arenadaki konumlarını nasıl değerlendireceklerine ve Gazze’deki ve Batı Şeria'daki krizi nasıl yönettiklerine bağlı.

1973 Arap-İsrail Savaşı Arap ülkelerini benzeri görülmemiş bir şekilde bir araya getirdi. Arap ülkeleri, 1950’li ve 1960’lı yıllarda birbirlerinden uzaklaşmalarına neden olan sorunları bir kenara bırakılıp ortak hareket etmeye başladılar. Bununla birlikte Arap ülkeleri o dönem Sovyetler Birliği’ne yakın olan ve ABD’yi destekleyen cumhuriyetler ve monarşilerdi. Uluslararası toplumu, en azından tarihin kısa bir döneminde, Arapların temel şikayetlerinden birine, yani İsrail'in Mısır, Suriye ve hepsinden de önemlisi Filistin toprakları üzerindeki işgaline odaklanmaya zorladı.

Arap ülkeleri 1973'te uluslararası ekonomiye yalnızca marjinal düzeyde entegre olmuşlardı. Elbette bu durum o dönemde küresel pazarlara enerji sağlayan önemli bir kaynak oldukları gerçeğinin dışındaydı. O dönemde Türkiye ve İran, Arap ülkelerinin çıkarlarına doğrudan bir tehdit oluşturmuyordu ve Arap ülkelerinin başlıca rakipleri olan İsrail ile barış yapmak konusunda ortak bir niyetleri yoktu.

Mısır, Irak, Suriye ve Suudi Arabistan, o dönem Arap dünyasının temel yapı taşlarıydı. Bu yüzden bahsi geçen ülkeler, Arap ülkelerinin iç siyasetinin şekillenmesinde ve Arap dünyasının dış dünyayla ilişkilerini etkilemede çok önemli bir rol oynadılar.

Haşdi Şabi’nin öldürülen iki üyesinin 4 Ocak'ta Bağdat'ta düzenlenen cenaze törenine katılan Haşdi Şabi üyeleri (DPA)
Haşdi Şabi’nin öldürülen iki üyesinin 4 Ocak'ta Bağdat'ta düzenlenen cenaze törenine katılan Haşdi Şabi üyeleri (DPA)

Tüm bunlara rağmen Mısır, Irak ve Suriye gibi çekirdek ülkeler, içeride karşılaştıkları ciddi zorluklar nedeniyle savunmasız, Körfez ülkeleri ise siyasi ve askeri destek bakımından büyük ölçüde ABD'ye bağımlı hale geldiler. Tunus, Cezayir ve Fas gibi Mağrip ülkelerinin Levant bölgesindeki (Türkiye, Suriye, Lübnan, İsrail, Ürdün, Filistin ve Mısır'ı içine alan bölge) meselelere katılımı marjinal kaldı. En nihayetinde Arap ülkelerinin uluslararası sahnedeki kolektif etkisi nispeten zayıf oldu.

Fakat bugün Arap ülkeleri için durum tamamen farklı. Arap ülkelerinin ABD’ye olan bağımlılığı önemli ölçüde azalırken, Çin ile ilişkileri hızla gelişiyor ve Rusya ile özellikle enerji ve silah satışı alanlarında büyük iş birlikleri yapıyorlar.

Üstelik ham petrol ihracatının yüzde 46'sını ve doğal gaz ihracatının yüzde 30'unun yanı sıra uluslararası ticaretin yüzde 30'u ve hava taşımacılığının yüzde 16'sını gerçekleştiren Arap dünyası, küresel ekonomide giderek daha hayati bir rol oymaya başladı. Bu rakamlar giderek artıyor. Devasa varlıklara sahip egemen servet fonlarıyla öne çıkan Arap ülkelerinin ekonomilerine doğrudan yabancı yatırım akışı 2019 ile 2022 arasında ikiye katlanarak yüzde 3'ten yüzde 6'ya yükseldi. Arap ülkelerinin gelişmekte olan piyasa endekslerinde etkisi şu an yüzde 7 seviyesinde seyrederken önümüzdeki yıllarda bu oranın yüzde 10'a çıkması bekleniyor. Bu olumlu gidişat önemli ölçüde Körfez ülkelerinin performansından kaynaklanıyor.

Başta Suudi Arabistan'ın G20 üyeliği ve Mısır, BAE ve Suudi Arabistan’ın Ocak 2024'ten itibaren BRICS grubuna üyelik için davet edilmesi olmak üzere Arap ülkelerinin birçoğunun, uluslararası ekonomide büyük etkiye sahip olan ekonomik bloklara üye ya da üyelik sürecinde olması, Arap ülkelerinin uluslararası arenada artan ağırlıklarının bir yansımasıdır.

Arap ülkeleri artık sadece Ortadoğu'nun geleceğini şekillendirmek için değil, gelişen uluslararası düzenin şekillendirilmesine de önemli katkıda bulunacak daha uygun konumdalar.

Barış stratejik bir hedeftir

Arap ülkeleri, artık 2002 yılında açıklanan Arap Barış Girişimi’nde öngörüldüğü üzere stratejik bir hedef olarak İsrail ile barışı tesis etmeye kararlılar.

Dolayısıyla Arap ülkeleri artık sadece Ortadoğu'nun geleceğini şekillendirmek için değil, gelişen uluslararası düzenin şekillendirilmesine de önemli katkıda bulunacak daha uygun konumdalar.

Ancak Arap ülkelerinin bunu yapabilmeleri için Ortadoğu'da kapsamlı ve kalıcı barış vizyonunu dile getirmeleri gerekiyor. Bu da sadece İsrail, İran ve Türkiye ile olan ilişkileri yönetmekle sınırlı olmayıp, başta ABD, Çin, Rusya gibi büyük güçler olmak üzere tüm dünyayla ilişkilerin yönetilmesi anlamına geliyor.

Arap ülkelerinin bölgesel ve uluslararası sistemleri etkilemeleri için yalnızca yeşil enerjiye geçiş, çevresel sürdürülebilirlik ve bağlantısallık gibi ulusötesi zorluklarla mücadelede faaliyetlerini yoğunlaştırmaları da yeterli değil. Bu faaliyetlerle birlikte bölgedeki mevcut sorunların daha fazlasını etkili ve sürdürülebilir bir şekilde ele almaları gerekiyor. Bununla birlikte Ortadoğu'nun geleceği için ortak bir vizyon da ortaya koyulması gerekiyor. Aksi takdirde Arap ülkeleri bölgede yaşanan şiddetli çatışmalar nedeniyle gerilemeye devam edip belirledikleri iddialı hedeflere ulaşamazlar.

Öncelikle Arap dünyasının uzun zamandır başına bela olan çatışmaların çözümü için kararlı adımlar atılmalı. 7 Ekim, uluslararası toplumun dikkatinin Filistin sorununun çözülmesinin gerektiği konusuna çekilmesine katkıda bulundu. Ancak odaklanılması gereken tek çatışma Filistin çatışması değil. Filistin’le birlikte Suriye, Lübnan, Libya, Sudan, Yemen, Batı Sahra krizlerine de odaklanılmalı. Belki 2024 yılında hiçbiri tamamen çözülmeyecek, ama en azından bölgede barış ve istikrar üzerinde etkisi olan ülkeler tarafından bu krizlerin çözümü için çaba gösterilmesi gerekiyor.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana bölgeye yaptığı dördüncü ziyaretin ilk durağı olarak 5 Ocak'ta İstanbul'a gelişi sırasında (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana bölgeye yaptığı dördüncü ziyaretin ilk durağı olarak 5 Ocak'ta İstanbul'a gelişi sırasında (AFP)

Arap ülkelerinin bu sorunları çözmek için dış güçlere güvenemeyeceği ve güvenmemesi gerektiği unutulmamalı, ancak bu sorunların hiçbirinin dış güçlerle birlikte çalışmadan çözülemeyeceği de bir gerçek. Bununla birlikte tarih, Arap ülkeleri inisiyatif almadıkça, dış güçlerin, Gazze örneğinde olduğu gibi, bu tür çatışmalar patlak verene kadar durumu yönetmekten ve kontrol altına tutmaktan memnun olduğunu da gösterdi.

Öte yandan sadece bu çatışmaları ele almak da kalıcı barış ve istikrar için yeterli değil. Bu çatışmalar, bölgesel güvenlik mimarisinin oluşturulmasıyla birlikte ele alınırsa kalıcı barış ve istikrar sağlanabilir. Bundan dolayı Arap ülkelerinin böyle bir bölgesel güvenlik mimarisinin oluşturulmasına yönelik ortak bir vizyon oluşturması gerekiyor. Bu yapı, herhangi bir bölgesel partiye yönelik siyasi-askeri düzenleme olarak tasarlanmış bir sistem değil, kapsamlı ve eksiksiz bir bölgesel güvenlik sistemi olmalı. Bu aynı zamanda yaşanabilir bir Filistin devleti yaratmak için somut adımlar atılmadan İsrail'in bölgeye entegrasyonunun olmayacağı anlamına da geliyor.

Karmaşık tahmin ve sabit faktörler

Birçok değişken göz önüne alındığında, 2024 yılında Ortadoğu’da neler olacağını tahmin etmek oldukça güç. Bu güçlüğü farklı gelecek senaryolarından bahsederek aşmak daha doğru olacaktır. Bu senaryoların çoğunu hayal edebiliyorum, ama tüm olasılıkları parantez içine almak amacıyla burada kendimi en uç senaryolarla sınırlayacağım.

Ancak 2024 yılında değişkenleri belirlemeden önce sabit kalması muhtemel faktörleri belirlemek gerekiyor.

Bu faktörleri şöyle özetlenebiliriz:

*ABD Başkanı Joe Biden’ın başkanlık seçimlerinin yapılacağı mevcut yılda manevra alanının kısıtlanmasıyla ABD’nin etkisinin göreceli olarak gerilemesi.

*Çin'in askeri alanda olmasa da ekonomik ve siyasi alanda nüfuzunun artması.

*Rusya'nın Ukrayna'daki krizle meşgul olması nedeniyle bölgedeki nüfuzunun azalması.

*Avrupa Birliği'nin (AB) nüfuzunun marjinalleşmeyi sürdürmesi.

*Arap ülkeleri ile İran ve Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişmeye devam etmesi.

*Başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerinin nüfuzunun artması.

*İsrail'in Arap ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirme sürecinin durması.

*Son olarak da Gazze'deki kriz nedeniyle, uluslararası toplumun Filistin-İsrail çatışmasına kalıcı bir çözüm bulma konusuna daha fazla ilgi göstermesi.

Temel değişkenleri ise şu şekilde özetleyebiliriz:

*Arap ülkelerinin Gazze'deki krizi nüfuzlarını ve uluslararası tutumlarını güçlendirecek şekilde nasıl yönetecekleri.

*ABD’deki başkanlık seçimlerinin sonuçları.

*İsrail’deki yapılması planlanan genel seçimlerin sonuçları.

ABD’deki başkanlık seçimleri 2024 yılında Ortadoğu'nun önünü açmada belirleyici bir role sahip olsa da en nihayetinde bölgenin geleceğini Arap ülkelerinin politikaları belirleyecektir.

Birinci senaryo, Arap ülkelerinin Ortadoğu'da barış ve istikrarı desteklemek amacıyla Gazze’deki krizin yönetiminde etkili bir şekilde iş birliği yapacağı iyimser bir görüş ortaya koyuyor. Bu senaryoya göre kapsamlı barışa doğru atılacak kararlı bir adım olarak, başkenti Doğu Kudüs olan, 4 Haziran 1967 sınırlarında yaşayabilir, bağımsız bir Filistin devletinin kurulması önerisinde ilerleme kaydedilmesi için Arap ülkelerinin nüfuzlarından faydalanılması gerekiyor. Ayrıca önde gelen Arap ülkelerindeki iç zorlukların, özellikle de ekonomik meselelerin ele alınmasının yanı sıra Libya, Suriye, Sudan ve Yemen'deki krizlerin çözümünde inisiyatif alınmasını öngörüyor. Bununla birlikte senaryoda, İsrail’de kapsamlı bir barış için uzlaşmaya varmayı gerçekten isteyecek ılımlı bir hükümetin seçildiğini ve Başkan Biden'ın olası bir Filistin-İsrail çözümüne anlamlı bir katkıda bulunduğunu varsayıyor. Böyle bir durumda, ABD yönetiminin mevcut İsrail hükümetinin işgalci hedeflerine ulaşmasını engellemek için İsrail'e karşı benzeri görülmemiş önlemler alması gerekiyor. ABD’de başkanlık seçimlerinin yapılacağı bir yılda bunun olması pek gerçekçi görünmese de Michigan'daki eyalet seçimlerinde Arap kökenli ABD’li seçmenlerin belirleyici hale geldikleri gerçeğinin ortaya çıkmasıyla birlikte Başkan Biden'ın yeniden seçilmesi açısından daha önemli hale gelen gençlerin çoğunluğunun Filistinliler lehine tavır almaları ve Biden'ın seçilmesinde belirleyici bir rol oynamaları nedeniyle ABD yönetimi bu önü kestirilemeyen alana girmek için kendisini baskı altında hissedebilir.

ABD Başkanı Joe Biden, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile 12 Aralık 2023'te Beyaz Saray'da düzenlediği ortak basın toplantısında (AP)
ABD Başkanı Joe Biden, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile 12 Aralık 2023'te Beyaz Saray'da düzenlediği ortak basın toplantısında (AP)

İkinci senaryo ise karamsar bir görüşe sahip. Bu senaryoya göre Arap ülkeleri Gazze krizinin oluşturduğu fırsatı değerlendiremezse ve İsrail’de yapılması planlanan genel seçimlerden daha aşırı sağcı bir hükümet çıkarsa ya da en azından kapsamlı barış için uzlaşıya varma niyetinde olmayan bir hükümetle sonuçlanırsa ve başkanlık yarışına giren Biden, seçim döngüsünün iniş-çıkışlarından kurtulamazsa, Filistin-İsrail çatışmasına iki devletli çözüm getirilmesi yönündeki vaatlerini yerine getiremeyecek, bu durumda da Ortadoğu bir krizden diğerine savrulacak, böylece istikrarsızlık devam edecektir. Sonuç olarak Arap ülkeleri, Ortadoğu bölgesinde kalıcı barış ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunma fırsatını bir kez daha kaçırmış olacak. Arap dünyasındaki çatlakların daha da derinleşmesi ise en büyük tehlike haline gelecek. O zaman başta Mısır olmak üzere ekonomik ve siyasi açıdan büyük sıkıntılar yaşayan ülkeler çıkmaza girecekler. Öte yandan Suudi Arabistan'ın başını çektiği Körfez ülkeleri, kendilerini bölgede kötüleşen mevcut şartlardan sıyıramayacak ve dolayısıyla hedeflerine ulaşamayacaklar.

Bu iki birbirine zıt uç senaryo arasında daha pek çok olası senaryo olsa da ne yazık ki bunların hiçbiri bölgede kalıcı barış ve istikrarı sağlamayacak.

ABD’deki başkanlık seçimleri 2024 yılında Ortadoğu'nun önünü açmada belirleyici bir role sahip olsa da en nihayetinde bölgenin geleceğini Arap ülkelerinin bugünden itibaren benimseyecekleri tutumları ve izleyecekleri politikaları belirleyecek. Özellikle Gazze'deki kriz, Arap ülkelerine ortak çıkarlarını gerçekleştirmek üzere birlikte çalışmaları için eşsiz bir fırsat sunuyor.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Irak Kürdistanı İHA ve füzelerden kaynaklanan ölüm sayısını açıkladı

Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
TT

Irak Kürdistanı İHA ve füzelerden kaynaklanan ölüm sayısını açıkladı

Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) yetkilileri bugün yaptıkları açıklamada, yaklaşık iki ay boyunca bölgenin farklı noktalarını hedef alan yüzlerce insansız hava aracı (İHA) ve roket saldırısında 20 kişinin hayatını kaybettiğini, 123 kişinin yaralandığını bildirdi. Açıklamada, bölgesel gerilimlerin arttıığı bir dönemde saldırıların yoğunlaştığına dikkat çekildi.

Yetkililerin yayımladığı resmi verilere göre 28 Şubat’tan geçtiğimiz pazartesi gününe kadar toplam 809 saldırı gerçekleşti. Bunların 701’inin İHA’larla, 108’inin ise roketlerle düzenlendiği belirtildi.

Hayatını kaybedenlerin 10’unun Erbil’de, 3’er kişinin Süleymaniye ve Halepçe’de, 7 kişinin ise Soran bölgesinde olduğu ifade edildi. Saldırıların en yoğun yaşandığı yer 477 saldırıyla Erbil olurken, Süleymaniye ve Halepçe 235 saldırıyla ikinci sırada yer aldı. Duhok’ta 29, Soran’da ise 68 saldırı kaydedildi.

Açıklamada, saldırıların “asılsız gerekçelerle sivil alanları, vatandaşların mülklerini ve özel sektörü hedef aldığı” vurgulanarak, bölgedeki şehirlerin tarafsız kalmalarına rağmen ciddi can ve mal kaybı yaşadığı ifade edildi.

Kendisini “Irak’ta İslami Direniş” olarak adlandıran bir grup ise son dönemde neredeyse her gün yaptığı açıklamalarda, Erbil’de ABD güçlerinin bulunduğu noktalar başta olmak üzere petrol tesisleri, oteller ve çeşitli hedeflere İHA ve roketlerle düzenlenen saldırıların sorumluluğunu üstlendi.

7 Nisan 2026'da Kürdistan Bölgesi'ndeki Erbil'in kuzeyindeki bir köyde bir eve İHA isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Kürt ailenin üyeleri için düzenlenen cenaze töreninden (AFP)7 Nisan 2026'da Kürdistan Bölgesi'ndeki Erbil'in kuzeyindeki bir köyde bir eve İHA isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Kürt ailenin üyeleri için düzenlenen cenazede yas tututanlar (AFP)

Öte yandan, İranlı Kürt muhalif bir grup olan Kürdistan Özgürlük Partisi’nden bir yetkili, perşembe akşamı Erbil vilayetinde “İran Kürdistan Ulusal Ordusu”na ait bir merkezin üç İHA ile hedef alındığını açıkladı. Yetkili, saldırının saatler sürdüğünü ancak kayıplara ilişkin net bilgi bulunmadığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın yerel kaynaklardan aktardığına göre aynı gece ilerleyen saatlerde Erbil’e bağlı Baserma ve Xebat bölgelerine iki İHA düştü, olayda herhangi bir can kaybı ya da hasar meydana gelmedi.

IKBY Başkanlığı, daha önce Bölge Başkanı Neçirvan Barzani’nin İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurmuştu. Görüşmede bölgedeki gelişmeler ele alınırken, taraflar gerilimin düşürülmesi ve istikrarın korunmasının önemine vurgu yaptı. Ayrıca İran, Irak ve IKBY arasındaki ilişkiler ile ortak konular da görüşüldü.

Arakçi’nin, Pakistanlı yetkililerle de benzer telefon görüşmeleri yaptığı, ancak görüşmelerin detaylarının paylaşılmadığı belirtildi.


ABD’nin Kızıldeniz’deki nüfuzunu güçlendirmek için Eritre’ye yönelik adımları

Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki (Reuters)
Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki (Reuters)
TT

ABD’nin Kızıldeniz’deki nüfuzunu güçlendirmek için Eritre’ye yönelik adımları

Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki (Reuters)
Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki (Reuters)

ABD’nin, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerindeki stratejik konumuyla öne çıkan Eritre’ye yönelik diplomatik girişimleri, beş yıl süren yaptırımların ardından yeniden hız kazandı. Bu gelişmeler, İran’la yaşanan savaşın etkisiyle Hürmüz Boğazı’nda artan gerilimlerin gölgesinde gerçekleşiyor.

Afrika ve ABD politikaları konusunda uzman isimler, Şarku’l Avsat’a yaptıkları değerlendirmede, Washington’un Asmara’ya yönelik bu adımlarını Kızıldeniz’de nüfuzunu güçlendirme çabası olarak yorumladı. Uzmanlar, Babu’l Mendeb Boğazı’na uzanabilecek olası tehditlerin küresel ekonomi açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

ABD’nin, 2021 yılında Asmara ile Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık nedeniyle Eritre’ye uygulamaya koyduğu yaptırımların bir kısmını kaldırmaya hazırlandığı belirtiliyor. Kızıldeniz boyunca 700 mili aşkın kıyı şeridine sahip olan Eritre ile ilişkilerin yeniden düzenlenmesi süreci, ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos tarafından yürütülüyor. Wall Street Journal gazetesinin perşembe günü kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Washington yönetimi, İran’ın Yemen’deki müttefiki Husiler aracılığıyla Babu’l Mendeb Boğazı’nı tehdit etmesi ihtimali karşısında, bu kritik deniz geçişinde dengeyi korumayı hedefliyor.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı (Afrika işlerinden sorumlu) Muna Ömer, Eritre’nin Kızıldeniz’deki stratejik konumunun ABD’nin yakınlaşma isteğinin temel nedeni olduğunu belirtti. Ömer, İran’la yaşanan gerilimler ışığında Washington’un bölgede bulunan deniz unsurlarını güvence altına almak ve yoğun askeri varlığın bulunduğu bu alandaki etkisini artırmak istediğini ifade etti.

ABD’li strateji uzmanı Irina Tsukerman, Washington’un Eritre’ye yönelik son hamlesinin zamanlamasının, Kızıldeniz geçiş hattında nüfuz tesis etmeyi amaçladığını belirtti. Tsukerman, artan askerileşme ve Rusya’nın kıyı şeridi boyunca genişleme hedefleri nedeniyle bölgenin stratejik rekabet alanına dönüştüğünü vurgulayarak, “Bu çerçevede Eritre limanları artık tali varlıklar değil, daha geniş bir güvenlik mimarisinde potansiyel dayanak noktaları haline gelmiştir. Washington da uygun alternatiflerin sınırlı olması nedeniyle bu alanı yeniden değerlendirmek zorunda kalmaktadır. Komşu Cibuti’de ise Çin dahil yoğun yabancı askerî varlık devam etmektedir” ifadelerini kullandı.

Afrika uzmanı Dr. Ali Mahmud Kelni de ABD’nin Eritre politikasında dikkat çekici bir değişim yaşandığını belirterek, bu dönüşümün özellikle Babu’l Mendeb Boğazı başta olmak üzere kritik deniz geçişlerindeki varlığı güçlendirmeyi hedeflediğini ifade etti. Kelni, İran’la süren savaşın etkileri, Husilerin boğazda harekete geçme ihtimali ve Rusya ile Çin gibi rakip aktörlerin artan etkisinin Washington’u daha pragmatik, güvenlik ve çıkar odaklı bir yaklaşım benimsemeye yönelttiğini söyledi.

Diğer yandan Boulos’un geçtiğimiz pazartesi günü Kahire’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ile bir araya geldiği ve Washington’un Eritre’ye yönelik yaptırımları yakında kaldırmayı planladığını ilettiği belirtildi. Wall Street Journal gazetesi, Mısır’ın ABD ile Eritre arasında diyaloğun kolaylaştırılmasında rol oynadığını aktardı.

Muna Ömer, Kahire’nin bu süreçteki tutumunun Eritre’ye yönelik yaptırımların kaldırılmasına destek vermekle sınırlı olduğunu, doğrudan askerî varlık oluşturma amacı taşımadığını ifade etti. Tsukerman ise Mısır’ın bu arabuluculuk rolünü sürdüreceğini belirterek, Kahire’nin Nil Havzası ve Kızıldeniz’de Etiyopya’nın etkisini dengeleme yönünde çıkarları bulunduğunu dile getirdi.

Dr. Kelni de Mısır’ın rolünün, Eritre ile dengeli ilişkileri, Asmara ve Mogadişu ile kurduğu ittifak, Kızıldeniz güvenliğiyle doğrudan bağlantılı ulusal çıkarları ve bölgesel dengeleri koruma hedefi nedeniyle kritik olduğunu belirtti. Kelni ayrıca, bölgede oluşabilecek herhangi bir stratejik boşluğun rakip güçler tarafından doldurulabileceği yönündeki kaygıların, Kahire’yi bu yakınlaşmayı desteklemeye yönelttiğini ifade etti.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Ekim 2025’te Kahire’de Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki ile yaptığı görüşmede (Mısır Cumhurbaşkanlığı)Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Ekim 2025’te Kahire’de Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki ile yaptığı görüşmede (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Wall Street Journal, ABD’nin Eritre ile ilişkileri yeniden düzenleme planının İran’la savaşın başlamasından önce hazırlandığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’dan aktardığına göre, Boulos geçen yılın sonlarında Kahire’de Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki ile özel bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmeden önce ise eylül ayında New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplantıları sırasında Eritre Dışişleri Bakanı Osman Salih Muhammed ile bir araya geldi. Söz konusu temasların, ABD Hazine Bakanlığı’nın 12 Kasım 2021’de Eritre’nin Etiyopya’ya Tigray bölgesine karşı verdiği destek gerekçesiyle dört resmî kuruluşa yaptırım uygulamasının ardından geldiği belirtildi. CNN’in o dönem aktardığına göre, yaptırım uygulanan kuruluşlar arasında, Afwerki liderliğindeki iktidar partisi Demokrasi ve Adalet için Halk Cephesi de yer alıyordu.

Tsukerman, mevcut yaptırımların kaldırılması ya da hafifletilmesi için ileri sürülen gerekçelerin, Washington açısından stratejik gerekliliklerin ötesine geçtiğini ve Eritre’ye yönelik belgelenmiş ihlallerin bu süreci karmaşıklaştırdığını ifade etti. Tsukerman, bu durumun yürütme ile yasama organları arasında görüş ayrılıklarına yol açabileceğini, bunun da ilişkilerin yeniden yapılandırılmasını yavaşlatabileceğini belirtti. Ayrıca Asmara’nın bu yakınlaşmayı bir ortaklıktan ziyade çeşitlendirme stratejisinin parçası olarak değerlendirebileceğini, bunun da ABD’nin kalıcı nüfuz oluşturma kapasitesini sınırlayabileceğini kaydetti.

Kelni ise yaptırımların kaldırılma ihtimaline rağmen ABD’nin Eritre’ye açılımının, bölgede güç dengeleri ve nüfuz alanlarında köklü bir yeniden şekillenmeye işaret ettiğini söyledi. Kelni, bu sürecin yalnızca ikili ilişkilerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda Kızıldeniz’de kapsamlı bir stratejik yeniden yapılanmanın parçası olduğunu ve bunun uluslararası sistem üzerindeki etkilerinin uzun vadede hissedileceğini ifade etti.


Temim bin Hamad ve Trump, bölgedeki durumun sonuçlarını görüştüler

ABD Başkanı Donald Trump ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad (QNA)
ABD Başkanı Donald Trump ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad (QNA)
TT

Temim bin Hamad ve Trump, bölgedeki durumun sonuçlarını görüştüler

ABD Başkanı Donald Trump ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad (QNA)
ABD Başkanı Donald Trump ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad (QNA)

Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad, ABD Başkanı Donald Trump ile bölgesel durumdaki son gelişmeleri, özellikle de ABD ve İran arasındaki ateşkes anlaşması ve bu anlaşmanın pekiştirilmesine yönelik uluslararası çabaları görüştü.

Şarku’l Avsat’ın QNA’dan aktardığına göre Şeyh Temim'in dün Başkan Trump ile yaptığı telefon görüşmesinde iki taraf, durumun deniz güvenliği ve küresel tedarik zincirleri üzerindeki etkilerini ele aldı.

Katar Emiri, gerilimlerin azaltılması ve barışçıl çözümlerin desteklenmesi gerektiğinin altını çizerek, ülkesinin bölgenin güvenliğini ve istikrarını artırmaya katkıda bulunan Pakistan'ın arabuluculuk çabalarını desteklemek için bölgesel ve uluslararası ortaklarla koordinasyonunu sürdürdüğünü teyit etti.