Hamduk-Hamideti anlaşması: Savaşın sona ermesine yönelik bir adım mı siyasi ittifak mı?

Hartum'dan yerinden edilmiş Sudanlılar, 30 Aralık'ta el-Gadarif'te insani yardım bekliyor. (AFP)
Hartum'dan yerinden edilmiş Sudanlılar, 30 Aralık'ta el-Gadarif'te insani yardım bekliyor. (AFP)
TT

Hamduk-Hamideti anlaşması: Savaşın sona ermesine yönelik bir adım mı siyasi ittifak mı?

Hartum'dan yerinden edilmiş Sudanlılar, 30 Aralık'ta el-Gadarif'te insani yardım bekliyor. (AFP)
Hartum'dan yerinden edilmiş Sudanlılar, 30 Aralık'ta el-Gadarif'te insani yardım bekliyor. (AFP)

Emced Ferid et-Tayyib

Sudan'ın bağımsızlığının 68’inci yıl dönümüne denk gelen yeni yılın başında, eski Başbakan Abdullah Hamduk başkanlığındaki Sivil Demokratik Güçler Koordinasyonu (Tekaddum), Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ile ilk toplantısını gerçekleştirdi. Bu toplantı, milislerin, 25 Ekim 2021 darbesinde bir araya gelip iktidarı ele geçirmek için ittifak kurduktan sonra, ikisi (Sudan Ordusu ile HDK) arasındaki iktidar mücadelesinin bir parçası olarak, Nisan 2023'te başlattığı sekiz aydan fazla süren savaşın ardından geldi.

İkinci gün de devam eden toplantı, Tekaddum heyetini temsilen Hamduk ile HDK’yi temsilen Hamideti arasında 2 Ocak 2024’te bir anlaşmanın imzalanmasıyla sonuçlandı.

Toplantının ilk gününün başında kendilerini sivil lider olarak tanımlayan yirmiden fazla kişi sıraya girerek, iki danışmanıyla birlikte toplantıya katılan Hamideti'yi bekledi. Tekaddum delegasyonunun üyeleri daha sonra milis liderinin elini sıkmak, onu selamlamak ve güvenliğinden dolayı onu tebrik etmek için yarıştı. Tekaddum liderlerinin Hamideti'yi sıcak gülümsemelerle selamlamak için yarıştığı trajik sahne, her şeyden çok Hamideti'ye bağlılık, sadakat ve itaat yükümlülüklerini sunan bir tören gibiydi.

‘Kim kazanırsa hüküm onun olacaktır.’ Hamduk liderliğindeki Tekaddum heyetinin Hamideti ile görüşmek için yola çıktığı slogan buydu. Bu bağlamda Hamduk'un heyetinde milislerin açık destekçilerinin yer alması şaşırtıcı değildi. Heyet üyelerinden biri ayağa kalkıp Hamideti ve milis danışmanlarının toplantı içinden fotoğrafını çekerek sosyal medyada yayınladı ve şu yorumu ekledi: “Allah onu korusun ve pak etsin.”

Heyet ayrıca, milislerin ihlallerini ve suçlarını meşrulaştırmak için kullanılan 1956 devletiyle mücadele anlatısının ana teorisyeni, Sudan Egemenlik Konseyi'nin eski üyesi Muhammed Hasan et-Teayişi'yi de içeriyordu. Heyet, sivil güçlerin milislerle uzun süredir irtibat halinde olan ve gerçek bir temsil meşruiyeti olmaksızın Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri'nin (ÖDBG) ve ardından Tekaddum koridorlarında açıkça milislerin temsilcisi haline gelen Taha Osman İshak'ı da içinde barındırıyordu.

Taha'nın katılımı aynı zamanda geniş bir sivil cepheyi temsil ettiğini iddia eden Tekaddum koalisyonu çerçevesinde siyasi temsil sorununu da gündeme getiriyor. Bu pozisyonda Sudan Profesyoneller Birliği'nin temsilcisi olarak yer almakta olan Taha, devrim sırasında zaten Sudan Profesyoneller Birliği'nin oluşumunun bir parçasıydı. Devrimin zaferinden sonra Mayıs 2020'de derneğin liderlik koltuklarını yenilemek için iç seçimler düzenlendi. Bu, Taha ve temsil ettiği fraksiyonun kaybettiği seçimdi. Tek yapmaları gereken, Profesyoneller Birliği'nin bölündüğünü ve paralel bir grup kurulduğunu duyurmaktı.

“Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), sayıları 451 olan savaş esirlerini ve tutukluları serbest bırakıp Uluslararası Kızılhaç Komitesi’ne (ICRC) teslim etme taahhüdünde bulundu. Anlaşma bunu bir iyi niyet jesti olarak değerlendirdi ancak anlaşma bu tutukluların kimliklerini açıklığa kavuşturmadı.”

ÖDBG Merkez Konseyi daha sonra seçim sonuçlarını ve seçilmiş liderliğin temsilini onaylamayı reddetti ve seçimleri kaybeden grubun kendi yapılarına katılımını onaylamadan önce gruplaşmanın fraksiyonlarını dondurdu. Bu, ÖDBG’yi kontrol eden çevrelerin, kendisini o dönemde hükümetin siyasi kuluçka merkezi olarak gören koalisyonun karar alma yönleri üzerindeki siyasi kontrol dengesini koruyabilmeleri içindi.

Aynı şekilde Tekaddum koalisyonu da heyetinde komite temsilcilerinin bulunduğunu duyurdu. Aslında delegasyonda bir zamanlar Güney Hartum Direniş Komitesi'nin üyesi olan genç adam Osman Sir el-Hatem da vardı. Ancak 2022'den bu yana el-Kalakla ve Güney Hartum Direniş Komitesi defalarca onun faaliyetinin ve komite temsilinin askıya alındığını duyurdu. Bunların sonuncusu, Osman'ın komiteleri temsilen Tekaddum heyetinde yer almasının ardından 1 Ocak 2024'te el-Kalakla ve Güney Hartum Direniş Komiteleri Koordinasyonu tarafından yayınlanan basın genelgesinde yer aldı. Koordinasyon Komitesi, Tekaddum'un bir parçası olmadığını ve kendisini Komite'de veya hazırlık toplantılarında temsil etmesi için Osman'ı veya başka birini görevlendirmediğini açıkça belirtti. Osman'ın “taban koordinasyon komitelerinden hiçbirinin üyesi olmadığını ve yaptığı şeyin el-Kalakla ve Güney Hartum Direniş Komiteleri’ni taklit etmek olduğunu, bunun da koordinasyonun görüş ve siyasi konumunu açıkça gasp ettiğini” ekledi. Elbette sivilleri temsil ettiğini iddia eden Tekaddum koalisyonu bu açık ve samimi suçlama karşısında sessiz kaldı.

(foto altı) Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Guelleh, 31 Aralık'ta Cibuti'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu'yu kabul etti. (Reuters)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Guelleh, 31 Aralık'ta Cibuti'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu'yu kabul etti. (Reuters)

Söz konusu durum, kurucu birimleri bölerek birleşik bir sivil cephe yaratma girişiminin tek örneği değil. Bundan önce ÖDBG, Demokratik Birlikçi Parti ile aynı yaklaşımı uygulayarak, çerçeve anlaşmasını kendi partisinden ayrı olarak imzalayacağı dönemde partiyi ittifakında temsil etmek üzere İbrahim el-Mirgani'yi getirmişti. İbrahim, parti kurumlarının üyeliğinin dondurulacağını defalarca duyurmasına rağmen partiyi temsil etme iddiasını sürdürdü. Bunların sonuncusu Tekaddum'la görüşmesinin ardından milis komutanıyla görüşmesinin akabinde yine geldi!

Bir tanık, Tekaddum’un Hamideti ile görüştüğünü ve savaşı durdurmak istediğini söylediği bir anlaşmaya vardıklarını söyledi. Anlaşma üç bölüm halinde geldi. İlki tamamen insani meseleleri ve kimsenin başlığına itiraz edemeyeceği girişimleri içeriyordu. Peki ya bunları sahada görebilir miyiz?

HDK, sayıları 451 olan savaş esirlerini ve tutukluları serbest bırakıp Uluslararası Kızılhaç Komitesi’ne (ICRC) teslim etme taahhüdünde bulundu. Anlaşma bunu bir iyi niyet jesti olarak değerlendirdi ancak anlaşma bu tutukluların kimliklerini açıklığa kavuşturmadı! Savaş esirlerinin tanımı konusunda konu açık ama bu tutukluların tanımı konusunda herkes sessiz kaldı. Peki milisler neden vatandaşları gözaltına alıyor ve insan hakları örgütlerinin tahminlerine göre yalnızca Hartum'da 44 tutuklunun olduğu gözaltı merkezlerinde en kötü koşullarda gözaltında tutuluyor? Neye dayanarak bu gerçekleştiriliyor! Ne yapmamız gerekiyor? Anlaşma onların serbest bırakılmasını onayladı. Ancak hukukun üstünlüğü, hak ve görev eşitliği, kamu özgürlüklerinin korunması sloganlarının hiçbir tesellisi yok.

“Ne milisler ne de Tekaddum, milislerin defalarca yağmaladıktan sonra işgal etmeye devam ettiği vatandaşların evlerinin boşaltılması için kendileri tarafından alınacak önlemler konusunda anlaşmalarında bize bilgi vermedi.”

Anlaşma, milislerin “insani yardımın ulaşması için güvenli koridorlar açma, insani yardım kuruluşlarının çalışmalarını kolaylaştırmak ve yardım çalışanlarını korumak için gerekli garantileri sağlama, savaştan etkilenen bölgelerde (Hartum, Darfur, Kordofan, El Cezire) vatandaşların evlerine dönüş ortamının hazırlanması ve savaşın durdurulmasını destekleyen ulusal figürlerden Sivilleri Koruma Ulusal Komitesi'nin kurulması” taahhüdünü ilan ediyordu. Adı geçen komite, sivillerin evlerine dönüş prosedürlerini takip etmek, sivil hizmet ve üretim tesislerinin işleyişini sağlamak görevini üstleniyor ve sivillerin insani ihtiyaçlarının karşılanması için iç ve dış kaynakların harekete geçirilmesi için çalışıyor. Diğer yandan açıklamada, insani yardım operasyonlarının durdurulmasının ilk ve ana nedeninin milisler ve operasyonları olduğu dikkate alınmadı.

Sadece birkaç gün önce Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), HDK’nin Vad Medeni'ye saldırısı sonucunda El Cezire eyaletindeki tüm insani yardım operasyonlarının durdurulduğunu duyurdu. Milislerin Hartum'u işgal etmesinden sonra el-Maykoma merkezinden destek alamayan çocukların Vad Medeni'ye nakledilmesi için UNICEF'in çalışmaları devam ediyor.

Vatandaşların evlerine dönüşüne gelince, ne milisler ne de Tekaddum, milislerin defalarca yağmaladıktan sonra işgal etmeye devam ettiği vatandaşların evlerinin boşaltılması için kendileri tarafından alınacak önlemler konusunda anlaşmalarında bize bilgi vermedi. Daha ziyade bu talebe şu soruyla cevap verilerek adeta durum meşrulaştırılıyor: “Vatandaşların evlerini terk ederlerse nereye gidecekler?”

Anlaşmada ayrıca “savaşı kimin ateşlediğine dair gerçeklerin ortaya çıkarılması için güvenilir bir komite kurulmasından” bahsedildi. Bu husus, Cidde Platformu tarafından finanse edilen ve desteklenen Sudan Conflict Observatory (Sudan Çatışma Gözlemevi) raporu tarafından tamamen göz ardı edildi. Tekaddum ve milislerin Amerikan Yale Üniversitesi gözetiminde dillendirdikleri şeylerdi bunlar. ABD Dışişleri Bakanlığı, 9 Haziran'da ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün imzasıyla yayınlanan bir bildiriyle, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Çatışma Yönetimi ve İstikrar Operasyonları Departmanı tarafından finanse edilen Sudan Çatışma Gözlemevi'nin o dönemde gerçekleşen Cidde Platformu görüşmelerinin bağlamında kabul edildiğini ve finanse edildiğini duyurdu. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü o gün yaptığı açıklamada, Gözlemevi’nin 11 Mayıs 2023 tarihinde iki taraf arasında imzalanan sivillerin ve insani düzenlenmelerin korunmasına ilişkin Cidde Bildirgesi uyarınca tarafların yükümlülüklerine uygun olarak her iki tarafça işlenen suçları ve ihlalleri analiz etmek, izlemek ve belgelemek için uydu görüntülerini kullanacağını ve açık kaynak verilerini analiz edeceğini söyledi.

Gözlemevi'nin 14 Temmuz 2023 tarihinde yayınladığı raporda, toplanan bilgilere ek olarak, Muhammed Hamdan Daklu liderliğindeki HDK’nin 15 Nisan 2023 tarihinde iktidarı ele geçirmek için Sudan'da savaşı başlatan taraf olduğu açık ve net bir şekilde ifade edildi. Aynı raporda, milislerin Sudanlılara karşı yürüttüğü barbarca savaşta Sudanlıların kendi gözleriyle gördüklerine ek olarak, HDK’nin 2003-2004'ten beri Darfur savaşında Cancavid’in kullandığı yöntemleri kullanmaya geri döndüğü belirtiliyordu. Tekaddum, milislerle yaptığı anlaşmada ne yapmak istiyor? Yoksa istedikleri güvenilirlik, HDK’nin aklanması ve böylece gözlerinin aydınlanması mı?

“Tekaddum, savaşı durdurma maskesini kullanarak, siyaset öncesi meselelere kendi vizyonunu empoze etmeye çalışıyor. Ancak bu, devrimin yola çıktığı temel talebi ve sloganı, yani orduyu siyaset yapmaktan uzaklaştırmayı boşa çıkarıyor.”

Tekaddum koalisyonunun, milislerin yaratmaya ve savunmaya çalıştığı alternatif gerçeklik anlatısını sürekli olarak desteklemesi, onu doğrudan savaşta milislerle gizli anlaşma kategorisine sokmuyor. Ancak Addis Ababa Anlaşması'nın ikinci bölümü, devlet yönetim biçimi, güvenlik sektörünün yeniden yapılandırılmasına ve reform edilmesine yönelik düzenlemeler ve hatta kamu hizmetinin yeniden inşası gibi doğrudan siyasi konuları içerdiği için aralarındaki örtülü ittifakı ortaya koyuyor. Bunlar, diyalogun öncelikli olarak Tekaddum koalisyonu tarafından hiçbir şekilde temsil edilmeyen sivil politikacılar arasında gerçekleşmesi gereken sivil siyasi nitelikteki konular.

Sudan Ordusu destekçileri 1 Ocak'ta el-Gadarif'te gösteri yapıyor. (AFP)
Sudan Ordusu destekçileri 1 Ocak'ta el-Gadarif'te gösteri yapıyor. (AFP)

Tekaddum'un gerekçesi ve milis liderleriyle görüşme çabası savaşı durdurma çabasının bir parçası olarak kabul edilebilirse, o zaman bu konuların savaşı durdurmakla ne alakası var? Kanıt şu ki, Tekaddum, savaşı durdurma maskesini kullanarak, siyaset öncesi meselelere kendi vizyonunu empoze etmeye çalışıyor. Ancak bu, devrimin yola çıktığı temel talebi ve sloganı, yani orduyu siyaset yapmaktan uzaklaştırmayı boşa çıkarıyor. Buna ek olarak, savaşın durdurulması bağlamında iki tarafı birbirine yakınlaştırmaya yönelik açıklanmış hedeflerini de boşa çıkarıyor. Tekaddum, siyasi konulara önceden karar verip bir tarafla anlaşmasını ilan ederek bunu diğer tarafa dayatmaya çalışıyor.

Daha önce Al Majalla’de yer alan bir yazımda, iki generalle yapılacak toplantıda neyin aranması gerektiğini, savaşın Sudanlılar üzerindeki yükünü ve etkilerini hafifletme konusunda onlardan bir taahhüt almak gerektiğini anlatmıştım. Bu, onları gerekli insani taahhütleri yerine getirmeye mecbur kılmak ve iki askeri tarafın taahhüt ettiği taahhütleri yerine getirme kabiliyetine sahip tarafsız taraflarca izlenecek bir ateşkes empoze etmeye çalışmak demektir.

Ancak iki tarafın tekrar siyaset ve devlet yönetimi meselelerine dahil edilmesi, Sudan'daki savaşın sona ermesi açısından makul ve kabul edilebilir olamaz. Addis Ababa'da yaşananlar, Tekaddum ile HDK milisleri arasında aşağılayıcı bir siyasi ittifakın ilan edilmesine yönelik bir adımdan başka bir şey değil. Siyasi vizyon üzerinde anlaşma, sivil ve askeri güçler arasında, askeri güçlerin siyasi eyleme devam eden katılımını meşrulaştıran ikili bir ittifak anlamına gelir. Ancak daha tehlikelisi, Hamduk ile Hamideti arasında bu yılın başında Addis Ababa'da yapılan anlaşma, Abdulfettah el-Burhan ile Hamideti'yi doğrudan bir araya getireceğini duyuran Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi’nin (IGAD) çabalarını engelleyebilir veya zorlaştırabilir.

Tekaddum, iki generalin görüşmesini bozduğu için orduyu suçlamaya çalıştığı bir açıklamayla toplantının yapılacağını öngörmüştü. Bu, toplantının kendi topraklarında yapılması gereken Cibuti Dışişleri Bakanlığı'nın, HDK Komutanı ile ilgili teknik koşullar nedeniyle toplantının ertelendiğini açıkça belirtmesine rağmen gerçekleşti.

“Milisler anlaşmayı imzaladıktan sonra hayal kırıklığına uğratmadı ve anlaşmaya uyma yönünde gerçek bir siyasi irade olmaksızın bunun kâğıt üzerine dökülen mürekkepten başka bir şey olmadığını kanıtladı.”

Milis liderinin açıkladığı söz konusu teknik koşulların kendisi ile Tekaddum arasındaki bu görüşmeyle ilgili olduğu açık. Yılın başındaki toplantıdan önce yapılan Tekaddum hazırlık toplantıları, Tekaddum’un liderlik organının bazı üyelerinden, HDK için savaşırken açık bir ittifak ilan etme teklifinin dolaşıma girmesine tanık oldu. Bu, milislerin işlemeye devam ettiği ihlaller göz önüne alındığında, bazı Tekaddum üyelerinin halkın tepkisi konusundaki korkusunu artırdı.  Ancak görünen o ki orduyu Cibuti toplantısını ve Hamduk-Hamideti anlaşmasını aksatmakla suçlayan açıklama, bu ittifakın kademeli olarak duyurulmasının önünü açmanın bir yolu olarak geldi.

(foto altı) Sudanlı bir hasta, 1 Ocak'ta el-Gadarif'teki Böbrek Hastalıkları Hastanesi önünde tekerlekli sandalyede taşınıyor. (AFP)
 Sudanlı bir hasta, 1 Ocak'ta el-Gadarif'teki Böbrek Hastalıkları Hastanesi önünde tekerlekli sandalyede taşınıyor. (AFP)

Genel olarak milisler, anlaşmayı imzaladıktan sonra hayal kırıklığına uğratmadı ve anlaşmaya uyma yönünde gerçek bir siyasi irade olmaksızın bunun kâğıt üzerine dökülen mürekkepten başka bir şey olmadığını kanıtladı. Milisler, anlaşmanın imzalandığı günün ertesi günü Omdurman'daki Banat bölgesini kuşatma altına alarak vatandaşların ayrılmasını engelledi, bölgeyi terk etmeye çalışan aileleri ise daha güvenli yerlere geri gönderdi. Ayrıca El Cezire eyaletindeki Vad Medeni işgali senaryosunun tekrarlanması korkusuyla güçler, bölgede yaygın teröre neden olan el-Gadarif eyaletindeki el-Fao şehrine doğru ilerlemeye devam ediyor. Anlaşmanın imzalanmasından iki gün sonra, 4 Ocak Perşembe günü, güçler Batı Darfur eyaletindeki Habila bölgesini de işgal etti. Bütün bu haberler ve beraberinde yaşanan ihlaller, Sudan'da barışın yolunu açacak anlaşma haberleriyle örtülüyor. Milislerin ve Tekaddum’un destekçilerinin pervasızca paylaştığı medyanın ‘hazırlık’ odalarından, ikinci taraf (ordu) anlaşmayı imzalamadan uygulamaya geçilmeyeceği yönünde defalarca yanıt geldi! Bu, daha önce incelediğimiz siyasi hükümleri içeren ve tamamının alınması veya tamamının bırakılması şeklinde gelen bir anlaşmadır.

Dr. Süleyman Baldo gibi bazıları daha önce milislerin eylemlerini ve suçlarını açıkça eleştiren Tekaddum aydınları, Hamduk-Hamideti anlaşmasını savunmak ve Sudan'da bir hareket yaratacak büyük bir atılım olarak tanıtmakla meşguldü. Hiç kimse bu anlaşmadaki boşluklara, mantıksal ve politik sorunlara değinmedi. Aksine tüm bu düşünürler anlaşmayı teşvik etmek için en büyük zihin manipülasyonu sürecine giriştiler.

Bu eğilim, herhangi bir şekilde siyasi otoriteyle ilişkilerini sürdürmek isteyen bu aydınların yapısında gerçek bir kusuru ortaya çıkardı. Elbette bu mutlaka devlet aygıtıyla ilgili olmak zorunda değil. Halklarını yanıltma ve manipüle etme pahasına olsa bile, Tekaddum masasındaki varlıklarını, ayağa kalkmak ve politikacılarının yaptıklarını savunmak için yeterli buldular.

“Savaşı durdurmaya yönelik doğru siyasi çözüm, milislerin ordu liderliğine entegrasyonu değil, dağılmasını ve bağımsız bir kurum olarak varlığına son verilmesini açıkça sağlayan çözümdür.”

Gerçek, milislerin siyasi emellerini gerçekleştirmek için Sudanlıları rehin aldığını ve Tekaddum’un bu kaçırma olayını meşrulaştırmak için (korku veya açgözlülük nedeniyle) milislerle iş birliği yaptığını söylüyor. Savaşın durdurulmasına yönelik siyasi çözüm tezi doğru milli tezdir. Bu çılgın savaşı durdurmak şu anda herkesin tek ulusal hedefi olmalıdır. Ancak siyasi çözüm, ‘kim kazanırsa hüküm onun olacaktır’ yaklaşımıyla ülkenin milislere teslim edilmesi anlamına gelmemeli, sorunun köklerine ve krizin nedenlerine yönelen doğru siyasi çözüm olmalıdır. Ülkedeki askeri kurumların çokluğu, siyasete karışmaları ve yolsuzlukları da buna dahildir.

Ordunun mevcut haliyle devamının kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi, HDK milislerinin kurumsal varlığının devamının da kabul edilmesi mümkün değildir. Bu bir çözüm değil, ülkenin geleceği için otoriter bir pazarlık, krizi ertelemek için silahla ve savaşla şantaja boyun eğme ve insanların acılarından ve halkımızın oğullarını ve kızlarını öldüren, yerinden eden ve tecavüz eden savaştan siyasi kazanç elde etme olacaktır.

HDK’nin siyasi hayatta devam ettiği veya silahlı kuvvetlerin liderliğinde görevlendirildiği yönündeki her türlü konuşma yalnızca ‘siyasi aptallık ve çöküştür.’ Devletin meşru şiddet aygıtı konusunda suçluya ve gaspçıya güvenilemez. Aynı şekilde, hataları ortaya çıkan silahlı kuvvetlerin durumunun açığa çıkması, İslamlaşma ve güçlenme yıllarının onlarda bıraktığı yozlaşmanın boyutunu da ortaya koydu. Bu aynı zamanda Sudan'daki askeri ve güvenlik teşkilatında reform yapılması talebinin ve gerekliliğinin geçerliliğini de kanıtladı.

Savaşı durdurmaya yönelik doğru siyasi çözüm, milislerin ordu liderliğine entegrasyonunu değil, dağılmasını ve bağımsız bir kurum olarak varlığına son verilmesini açıkça sağlayan çözümdür. Ayrıca Sudan askeri kurumunda radikal reformları da içerir. Müzakerenin amacı, her iki tarafın hırslarıyla flört etmek ve onları memnun etmeye çalışmak değil, Sudan devletini yeniden inşa etmek için sağlam kurallar ve temeller oluşturmaya çalışmak anlamına gelir.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Lübnan... Hizbullah’ın ülkeyi yeni bir savaşa sürüklemesi nedeniyle öfke giderek artıyor

İsrail’in Beyrut’a düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen duman (AP)
İsrail’in Beyrut’a düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen duman (AP)
TT

Lübnan... Hizbullah’ın ülkeyi yeni bir savaşa sürüklemesi nedeniyle öfke giderek artıyor

İsrail’in Beyrut’a düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen duman (AP)
İsrail’in Beyrut’a düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen duman (AP)

Beyrut’un yoğun nüfuslu Aişe Bekkar mahallesinde çarşamba günü düzenlenen İsrail saldırısının ardından hüzün ile artan öfke iç içe geçmiş durumda. Savaşın başlamasından bu yana birçok Lübnanlı, ülkeyi yeni bir savaşa sürüklediğini düşündükleri Hizbullah’a tepki gösteriyor.

Hedef alınan binaya birkaç metre uzaklıktaki küçük sebze dükkânında AFP’ye konuşan Rande Harb, öfkeyle “Hizbullah silahlarını devlete teslim etmeli. Silahlar yalnızca meşru güvenlik güçlerinin elinde olmalı. Nokta” dedi.

İsrail’in binadaki bir daireyi hedef alan saldırısı çevredeki binalarda da hasara yol açtı. Sebze dükkânının karşısında bulunan, siyah başörtüsü ve abaya giyen bir kadın ise gözyaşları içinde, “Biz sadece barış içinde yaşamak istiyoruz” ifadesini kullandı.

Hizbullah, Kasım 2024’te İsrail ile arasında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana İsrail’in Lübnan’a yönelik aralıksız saldırılarına bir yıldan fazla süre boyunca karşılık vermemişti. Ancak örgüt, 2 Mart gecesi Tahran’da ABD-İsrail ortak saldırısında İran Dini Lideri Ali Hamaney’in öldürülmesine yanıt olarak İsrail’e doğru bir dizi füze ve insansız hava aracı (İHA) fırlattı.

Art arda yaşanan savaşlar ve süregelen ekonomik kriz nedeniyle yorgun düşen birçok Lübnanlı ise bu savaşın kendilerine ait olmadığını düşünüyor.

Lübnan hükümetinin son verilerine göre İsrail saldırılarında 13 gün içinde 634 kişi hayatını kaybetti, bin 500 kişi yaralandı. Ayrıca 800 binden fazla kişi de yerinden edildi.

Hedef kim?

Yaralıların tahliye edilmesinin hemen ardından, yoğun nüfuslu ve yerinden edilmiş kişilerin de bulunduğu mahallede hedef alınan dairedeki kişilerin kimliğine dair söylentiler yayılmaya başladı. Yakındaki bir mağazada çalışan bir kişi hedef alınan kişinin Hizbullah mensubu olduğunu söylerken, elektrik işiyle uğraşan ve bir gıda dükkânı bulunan Muhammed ise “Onun Hamas mensubu olduğunu söylüyorlar” dedi. Muhammed, söz konusu kişinin yaklaşık üç haftadır bu binada yaşadığını belirtti.

efthyj

Muhammed, hedef alınan kişinin kimliğinin önemli olmadığını, asıl sorunun ‘Hizbullah ve Hamas’ın varlığının Lübnanlıları büyük bir tehlikeye sürüklemesi’ olduğunu ifade etti. Muhammed, “Onlar hedef alındıkları için buraya geldiler. Eğer şehit olmak istiyorlarsa kendi yerlerinde kalsınlar. Yalnız başlarına şehit olsunlar” diye konuştu.

Kucağında bir çocuk taşıyan Azize Ahmed ise 2024’teki savaş sırasında evinde sekiz yerinden edilmiş aileyi ağırladığını, ancak bu kez İsrail’in ağır yıkıma yol açan saldırılar düzenlediği Beyrut’un güney banliyölerinden yeni bir göç dalgası yaşanmasından endişe ettiğini söyledi.

Hristiyanların çoğunlukta olduğu Mar Mikhael bölgesinde ise genellikle restoran ziyaretçileriyle dolu olan sokakta bir bakkal işleten 68 yaşındaki Tony Saab, savaşın ‘hayatımızı ve geleceğimizi etkilediğini’ belirterek durumu eleştirdi. Saab, “Hizbullah ülkesini ya da kendi destekçilerini düşünmeden kararlar alıyor” dedi. Örgütün ‘anlamsız savaşlar yürüttüğünü’ savunan Saab, “Bir roket atarsanız size yüz roketle karşılık verirler... Bu savaş dengeli değil” ifadelerini kullandı.

“Kim intihar etmek ister?”

Uzun yıllar boyunca Hizbullah, İsrail’e karşı mücadele eden silahlı güç olarak hem Lübnan’da hem de Arap dünyasında geniş bir popülariteye sahipti. 2006 yılında 33 gün süren savaş sırasında Lübnanlılar, güneyden gelen yerinden edilmiş kişilere evlerinin kapılarını açmıştı. Ancak örgüt, Suriye’de Beşşar Esed güçlerinin yanında savaşması ve önceki yönetim döneminde Tahran ile Şam’ın desteğiyle Lübnan’daki siyasi hayatın önemli noktalarını kontrol etmesi nedeniyle zamanla popülaritesini kaybetmeye başladı.

Mevcut savaşın başlamasından bu yana dikkat çeken gelişmelerden biri de, üyelerinin büyük bölümü Hizbullah’a bağlılık duyan Şii toplumunun içinden eleştirel seslerin yükselmeye başlaması oldu. Sosyal medya platformlarında da bu kesimden çok sayıda video ve yorum paylaşılırken, savaş ve Hizbullah’ın performansı eleştiriliyor.

55 yaşındaki Sünni Lübnanlı Gade, “Biz hiçbir zaman onlardan ya da Seyyid’den (Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah) nefret etmedik. İsrail’i durduran ve geri püskürten oydu” dedi. Ancak Gade’ye göre ‘artık durum değişti’.

Gade, Hizbullah’ın popülaritesini ‘Şiiler arasında bile’ kaybetmeye başladığını belirterek, “İnsanlar yoruldu” ifadesini kullandı.

Şii bir aileden gelen avukat Lina Hamdan ise “Kimse bu savaşı istemiyor. Kim intihar etmek ister? İlk kurbanlar onlar (Şiiler) olur” diye konuştu.

Hizbullah’a muhalif olan Hamdan, mevcut savaşın örgütün siyasi ve askeri geleceği açısından ‘bir dönüm noktası’ olacağını düşünüyor.

Beyrut’ta yerinden edilmiş kişiler için barınağa dönüştürülen bir okulda yaşayan 53 yaşındaki Hiyam ise “Bu savaşın amacı ne? Hiçbir şey mantıklı görünmüyor” dedi.

Genellikle geniş yardım kuruluşları, hastaneler ve okullardan oluşan bir ağ üzerinden yerinden edilmiş kişilere destek sağlayan Hizbullah’ın bu kez aynı desteği sunmadığını söyleyen Hiyam, “Bu defa kendi başımızın çaresine bakmaya bırakıldık” ifadesini kullandı.


Irak'ta Haşdi Şabi güçlerine yönelik ölümcül saldırılar

Irak'ın batısındaki Akaşat'ta Haşdi Şabi Güçlerine yönelik saldırının gerçekleştiği yeri gösteren ve geniş çapta yayılan bir videodan
Irak'ın batısındaki Akaşat'ta Haşdi Şabi Güçlerine yönelik saldırının gerçekleştiği yeri gösteren ve geniş çapta yayılan bir videodan
TT

Irak'ta Haşdi Şabi güçlerine yönelik ölümcül saldırılar

Irak'ın batısındaki Akaşat'ta Haşdi Şabi Güçlerine yönelik saldırının gerçekleştiği yeri gösteren ve geniş çapta yayılan bir videodan
Irak'ın batısındaki Akaşat'ta Haşdi Şabi Güçlerine yönelik saldırının gerçekleştiği yeri gösteren ve geniş çapta yayılan bir videodan

Irak, batı sınırlarından güneydeki karasularına kadar uzanan çok cepheli, benzeri görülmemiş bir askeri gerilim evresine girdi. Dün ülkenin batısındaki Akaşat bölgesinde ve Bağdat'ın güneyindeki Sakr kampında bulunan Haşdi Şabi Güçleri’nin mevzilerine düzenlenen hava saldırılarında can kayıpları çok sayıda yaralı olduğu belirtildi.

Irak Silahlı Kuvvetleri ve Ortak Operasyonlar Komutanlığı, saldırıları "belirli bir hedef gözetmeyen sistematik bir saldırganlık" olarak nitelendirerek, güvenlik kazanımlarını baltalamayı ve egemenliği ihlal etmeyi amaçladıklarını belirtti. Sorumlu uçakların belirlenmesi için de alarm durumu ilan edildi.

Daha sonraki bir gelişmede ise patlayıcı yüklü insansız hava araçları (İHA), Bağdat'ın kuzeyindeki Mahmur Kampı'nda bulunan Irak Ordusu'nun 14. Tümeni karargahını hedef aldı, ancak herhangi bir can kaybı yaşanmadı.

Buna paralel olarak, patlayıcı yüklü teknelerin iki yabancı petrol tankerini hedef aldığı bir saldırının ardından çatışma Basra'daki Faw kıyılarına da sıçradı. İran Devrim Muhafızları, tankerlerden birini hedef alma sorumluluğunu üstlendi.

Olay, büyük yangınlara ve Irak limanlarından ham petrol sevkiyatının geçici olarak durmasına neden olarak, ülkenin tam teşekküllü bir bölgesel savaşa sürüklenmesi korkusunu derinleştirdi.


İsrail ordusu Lübnan'daki Litani Nehri üzerindeki Zrariye köprüsünü vurdu

 İsrail'e ait bir F-15 savaş uçağı, 29 Haziran 2023'te İsrail'in güneyindeki Hatzerim Hava Üssü üzerinde uçarken görüntülendi (Reuters)
İsrail'e ait bir F-15 savaş uçağı, 29 Haziran 2023'te İsrail'in güneyindeki Hatzerim Hava Üssü üzerinde uçarken görüntülendi (Reuters)
TT

İsrail ordusu Lübnan'daki Litani Nehri üzerindeki Zrariye köprüsünü vurdu

 İsrail'e ait bir F-15 savaş uçağı, 29 Haziran 2023'te İsrail'in güneyindeki Hatzerim Hava Üssü üzerinde uçarken görüntülendi (Reuters)
İsrail'e ait bir F-15 savaş uçağı, 29 Haziran 2023'te İsrail'in güneyindeki Hatzerim Hava Üssü üzerinde uçarken görüntülendi (Reuters)

İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, Lübnan'daki Litani Nehri üzerindeki Zrariye Köprüsü'nü hedef aldığını ve burayı Hizbullah militanları için önemli bir geçiş noktası olarak tanımladığını belirtti.

Ordu, grubun son zamanlarda köprü yakınlarına roketatarlar yerleştirdiğini ve bunlardan İsrail'e roketler fırlattığını ifade etti.

Bu, İsrail ordusunun Hizbullah ile mevcut çatışmalarda Lübnan'daki bir köprüyü hedef aldığı ilk olay.

İran, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri liderleri, Ortadoğu'daki savaş bugün ikinci haftasına girerken, yüzlerce can kaybına, milyonlarca insanın hayatının alt üst olmasına ve finans piyasalarının sarsılmasına yol açan çatışmalara devam edeceklerini açıkladılar.

İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hameney, dün televizyonda yayınlana ilk açıklamasında Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalacağına dair söz verdi. İslam Devrim Muhafızları Ordusu'na yakınlığıyla bilinen sertlik yanlısı lider, "Herkese temin ederim ki, şehitlerinizin kanının intikamını almayı unutmayacağız" dedi. Açıklamayı kendisinin yapmamasının nedeni ise belirsizliğini koruyor.