Hamduk-Hamideti anlaşması: Savaşın sona ermesine yönelik bir adım mı siyasi ittifak mı?

Hartum'dan yerinden edilmiş Sudanlılar, 30 Aralık'ta el-Gadarif'te insani yardım bekliyor. (AFP)
Hartum'dan yerinden edilmiş Sudanlılar, 30 Aralık'ta el-Gadarif'te insani yardım bekliyor. (AFP)
TT

Hamduk-Hamideti anlaşması: Savaşın sona ermesine yönelik bir adım mı siyasi ittifak mı?

Hartum'dan yerinden edilmiş Sudanlılar, 30 Aralık'ta el-Gadarif'te insani yardım bekliyor. (AFP)
Hartum'dan yerinden edilmiş Sudanlılar, 30 Aralık'ta el-Gadarif'te insani yardım bekliyor. (AFP)

Emced Ferid et-Tayyib

Sudan'ın bağımsızlığının 68’inci yıl dönümüne denk gelen yeni yılın başında, eski Başbakan Abdullah Hamduk başkanlığındaki Sivil Demokratik Güçler Koordinasyonu (Tekaddum), Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ile ilk toplantısını gerçekleştirdi. Bu toplantı, milislerin, 25 Ekim 2021 darbesinde bir araya gelip iktidarı ele geçirmek için ittifak kurduktan sonra, ikisi (Sudan Ordusu ile HDK) arasındaki iktidar mücadelesinin bir parçası olarak, Nisan 2023'te başlattığı sekiz aydan fazla süren savaşın ardından geldi.

İkinci gün de devam eden toplantı, Tekaddum heyetini temsilen Hamduk ile HDK’yi temsilen Hamideti arasında 2 Ocak 2024’te bir anlaşmanın imzalanmasıyla sonuçlandı.

Toplantının ilk gününün başında kendilerini sivil lider olarak tanımlayan yirmiden fazla kişi sıraya girerek, iki danışmanıyla birlikte toplantıya katılan Hamideti'yi bekledi. Tekaddum delegasyonunun üyeleri daha sonra milis liderinin elini sıkmak, onu selamlamak ve güvenliğinden dolayı onu tebrik etmek için yarıştı. Tekaddum liderlerinin Hamideti'yi sıcak gülümsemelerle selamlamak için yarıştığı trajik sahne, her şeyden çok Hamideti'ye bağlılık, sadakat ve itaat yükümlülüklerini sunan bir tören gibiydi.

‘Kim kazanırsa hüküm onun olacaktır.’ Hamduk liderliğindeki Tekaddum heyetinin Hamideti ile görüşmek için yola çıktığı slogan buydu. Bu bağlamda Hamduk'un heyetinde milislerin açık destekçilerinin yer alması şaşırtıcı değildi. Heyet üyelerinden biri ayağa kalkıp Hamideti ve milis danışmanlarının toplantı içinden fotoğrafını çekerek sosyal medyada yayınladı ve şu yorumu ekledi: “Allah onu korusun ve pak etsin.”

Heyet ayrıca, milislerin ihlallerini ve suçlarını meşrulaştırmak için kullanılan 1956 devletiyle mücadele anlatısının ana teorisyeni, Sudan Egemenlik Konseyi'nin eski üyesi Muhammed Hasan et-Teayişi'yi de içeriyordu. Heyet, sivil güçlerin milislerle uzun süredir irtibat halinde olan ve gerçek bir temsil meşruiyeti olmaksızın Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri'nin (ÖDBG) ve ardından Tekaddum koridorlarında açıkça milislerin temsilcisi haline gelen Taha Osman İshak'ı da içinde barındırıyordu.

Taha'nın katılımı aynı zamanda geniş bir sivil cepheyi temsil ettiğini iddia eden Tekaddum koalisyonu çerçevesinde siyasi temsil sorununu da gündeme getiriyor. Bu pozisyonda Sudan Profesyoneller Birliği'nin temsilcisi olarak yer almakta olan Taha, devrim sırasında zaten Sudan Profesyoneller Birliği'nin oluşumunun bir parçasıydı. Devrimin zaferinden sonra Mayıs 2020'de derneğin liderlik koltuklarını yenilemek için iç seçimler düzenlendi. Bu, Taha ve temsil ettiği fraksiyonun kaybettiği seçimdi. Tek yapmaları gereken, Profesyoneller Birliği'nin bölündüğünü ve paralel bir grup kurulduğunu duyurmaktı.

“Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), sayıları 451 olan savaş esirlerini ve tutukluları serbest bırakıp Uluslararası Kızılhaç Komitesi’ne (ICRC) teslim etme taahhüdünde bulundu. Anlaşma bunu bir iyi niyet jesti olarak değerlendirdi ancak anlaşma bu tutukluların kimliklerini açıklığa kavuşturmadı.”

ÖDBG Merkez Konseyi daha sonra seçim sonuçlarını ve seçilmiş liderliğin temsilini onaylamayı reddetti ve seçimleri kaybeden grubun kendi yapılarına katılımını onaylamadan önce gruplaşmanın fraksiyonlarını dondurdu. Bu, ÖDBG’yi kontrol eden çevrelerin, kendisini o dönemde hükümetin siyasi kuluçka merkezi olarak gören koalisyonun karar alma yönleri üzerindeki siyasi kontrol dengesini koruyabilmeleri içindi.

Aynı şekilde Tekaddum koalisyonu da heyetinde komite temsilcilerinin bulunduğunu duyurdu. Aslında delegasyonda bir zamanlar Güney Hartum Direniş Komitesi'nin üyesi olan genç adam Osman Sir el-Hatem da vardı. Ancak 2022'den bu yana el-Kalakla ve Güney Hartum Direniş Komitesi defalarca onun faaliyetinin ve komite temsilinin askıya alındığını duyurdu. Bunların sonuncusu, Osman'ın komiteleri temsilen Tekaddum heyetinde yer almasının ardından 1 Ocak 2024'te el-Kalakla ve Güney Hartum Direniş Komiteleri Koordinasyonu tarafından yayınlanan basın genelgesinde yer aldı. Koordinasyon Komitesi, Tekaddum'un bir parçası olmadığını ve kendisini Komite'de veya hazırlık toplantılarında temsil etmesi için Osman'ı veya başka birini görevlendirmediğini açıkça belirtti. Osman'ın “taban koordinasyon komitelerinden hiçbirinin üyesi olmadığını ve yaptığı şeyin el-Kalakla ve Güney Hartum Direniş Komiteleri’ni taklit etmek olduğunu, bunun da koordinasyonun görüş ve siyasi konumunu açıkça gasp ettiğini” ekledi. Elbette sivilleri temsil ettiğini iddia eden Tekaddum koalisyonu bu açık ve samimi suçlama karşısında sessiz kaldı.

(foto altı) Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Guelleh, 31 Aralık'ta Cibuti'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu'yu kabul etti. (Reuters)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Guelleh, 31 Aralık'ta Cibuti'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu'yu kabul etti. (Reuters)

Söz konusu durum, kurucu birimleri bölerek birleşik bir sivil cephe yaratma girişiminin tek örneği değil. Bundan önce ÖDBG, Demokratik Birlikçi Parti ile aynı yaklaşımı uygulayarak, çerçeve anlaşmasını kendi partisinden ayrı olarak imzalayacağı dönemde partiyi ittifakında temsil etmek üzere İbrahim el-Mirgani'yi getirmişti. İbrahim, parti kurumlarının üyeliğinin dondurulacağını defalarca duyurmasına rağmen partiyi temsil etme iddiasını sürdürdü. Bunların sonuncusu Tekaddum'la görüşmesinin ardından milis komutanıyla görüşmesinin akabinde yine geldi!

Bir tanık, Tekaddum’un Hamideti ile görüştüğünü ve savaşı durdurmak istediğini söylediği bir anlaşmaya vardıklarını söyledi. Anlaşma üç bölüm halinde geldi. İlki tamamen insani meseleleri ve kimsenin başlığına itiraz edemeyeceği girişimleri içeriyordu. Peki ya bunları sahada görebilir miyiz?

HDK, sayıları 451 olan savaş esirlerini ve tutukluları serbest bırakıp Uluslararası Kızılhaç Komitesi’ne (ICRC) teslim etme taahhüdünde bulundu. Anlaşma bunu bir iyi niyet jesti olarak değerlendirdi ancak anlaşma bu tutukluların kimliklerini açıklığa kavuşturmadı! Savaş esirlerinin tanımı konusunda konu açık ama bu tutukluların tanımı konusunda herkes sessiz kaldı. Peki milisler neden vatandaşları gözaltına alıyor ve insan hakları örgütlerinin tahminlerine göre yalnızca Hartum'da 44 tutuklunun olduğu gözaltı merkezlerinde en kötü koşullarda gözaltında tutuluyor? Neye dayanarak bu gerçekleştiriliyor! Ne yapmamız gerekiyor? Anlaşma onların serbest bırakılmasını onayladı. Ancak hukukun üstünlüğü, hak ve görev eşitliği, kamu özgürlüklerinin korunması sloganlarının hiçbir tesellisi yok.

“Ne milisler ne de Tekaddum, milislerin defalarca yağmaladıktan sonra işgal etmeye devam ettiği vatandaşların evlerinin boşaltılması için kendileri tarafından alınacak önlemler konusunda anlaşmalarında bize bilgi vermedi.”

Anlaşma, milislerin “insani yardımın ulaşması için güvenli koridorlar açma, insani yardım kuruluşlarının çalışmalarını kolaylaştırmak ve yardım çalışanlarını korumak için gerekli garantileri sağlama, savaştan etkilenen bölgelerde (Hartum, Darfur, Kordofan, El Cezire) vatandaşların evlerine dönüş ortamının hazırlanması ve savaşın durdurulmasını destekleyen ulusal figürlerden Sivilleri Koruma Ulusal Komitesi'nin kurulması” taahhüdünü ilan ediyordu. Adı geçen komite, sivillerin evlerine dönüş prosedürlerini takip etmek, sivil hizmet ve üretim tesislerinin işleyişini sağlamak görevini üstleniyor ve sivillerin insani ihtiyaçlarının karşılanması için iç ve dış kaynakların harekete geçirilmesi için çalışıyor. Diğer yandan açıklamada, insani yardım operasyonlarının durdurulmasının ilk ve ana nedeninin milisler ve operasyonları olduğu dikkate alınmadı.

Sadece birkaç gün önce Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), HDK’nin Vad Medeni'ye saldırısı sonucunda El Cezire eyaletindeki tüm insani yardım operasyonlarının durdurulduğunu duyurdu. Milislerin Hartum'u işgal etmesinden sonra el-Maykoma merkezinden destek alamayan çocukların Vad Medeni'ye nakledilmesi için UNICEF'in çalışmaları devam ediyor.

Vatandaşların evlerine dönüşüne gelince, ne milisler ne de Tekaddum, milislerin defalarca yağmaladıktan sonra işgal etmeye devam ettiği vatandaşların evlerinin boşaltılması için kendileri tarafından alınacak önlemler konusunda anlaşmalarında bize bilgi vermedi. Daha ziyade bu talebe şu soruyla cevap verilerek adeta durum meşrulaştırılıyor: “Vatandaşların evlerini terk ederlerse nereye gidecekler?”

Anlaşmada ayrıca “savaşı kimin ateşlediğine dair gerçeklerin ortaya çıkarılması için güvenilir bir komite kurulmasından” bahsedildi. Bu husus, Cidde Platformu tarafından finanse edilen ve desteklenen Sudan Conflict Observatory (Sudan Çatışma Gözlemevi) raporu tarafından tamamen göz ardı edildi. Tekaddum ve milislerin Amerikan Yale Üniversitesi gözetiminde dillendirdikleri şeylerdi bunlar. ABD Dışişleri Bakanlığı, 9 Haziran'da ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün imzasıyla yayınlanan bir bildiriyle, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Çatışma Yönetimi ve İstikrar Operasyonları Departmanı tarafından finanse edilen Sudan Çatışma Gözlemevi'nin o dönemde gerçekleşen Cidde Platformu görüşmelerinin bağlamında kabul edildiğini ve finanse edildiğini duyurdu. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü o gün yaptığı açıklamada, Gözlemevi’nin 11 Mayıs 2023 tarihinde iki taraf arasında imzalanan sivillerin ve insani düzenlenmelerin korunmasına ilişkin Cidde Bildirgesi uyarınca tarafların yükümlülüklerine uygun olarak her iki tarafça işlenen suçları ve ihlalleri analiz etmek, izlemek ve belgelemek için uydu görüntülerini kullanacağını ve açık kaynak verilerini analiz edeceğini söyledi.

Gözlemevi'nin 14 Temmuz 2023 tarihinde yayınladığı raporda, toplanan bilgilere ek olarak, Muhammed Hamdan Daklu liderliğindeki HDK’nin 15 Nisan 2023 tarihinde iktidarı ele geçirmek için Sudan'da savaşı başlatan taraf olduğu açık ve net bir şekilde ifade edildi. Aynı raporda, milislerin Sudanlılara karşı yürüttüğü barbarca savaşta Sudanlıların kendi gözleriyle gördüklerine ek olarak, HDK’nin 2003-2004'ten beri Darfur savaşında Cancavid’in kullandığı yöntemleri kullanmaya geri döndüğü belirtiliyordu. Tekaddum, milislerle yaptığı anlaşmada ne yapmak istiyor? Yoksa istedikleri güvenilirlik, HDK’nin aklanması ve böylece gözlerinin aydınlanması mı?

“Tekaddum, savaşı durdurma maskesini kullanarak, siyaset öncesi meselelere kendi vizyonunu empoze etmeye çalışıyor. Ancak bu, devrimin yola çıktığı temel talebi ve sloganı, yani orduyu siyaset yapmaktan uzaklaştırmayı boşa çıkarıyor.”

Tekaddum koalisyonunun, milislerin yaratmaya ve savunmaya çalıştığı alternatif gerçeklik anlatısını sürekli olarak desteklemesi, onu doğrudan savaşta milislerle gizli anlaşma kategorisine sokmuyor. Ancak Addis Ababa Anlaşması'nın ikinci bölümü, devlet yönetim biçimi, güvenlik sektörünün yeniden yapılandırılmasına ve reform edilmesine yönelik düzenlemeler ve hatta kamu hizmetinin yeniden inşası gibi doğrudan siyasi konuları içerdiği için aralarındaki örtülü ittifakı ortaya koyuyor. Bunlar, diyalogun öncelikli olarak Tekaddum koalisyonu tarafından hiçbir şekilde temsil edilmeyen sivil politikacılar arasında gerçekleşmesi gereken sivil siyasi nitelikteki konular.

Sudan Ordusu destekçileri 1 Ocak'ta el-Gadarif'te gösteri yapıyor. (AFP)
Sudan Ordusu destekçileri 1 Ocak'ta el-Gadarif'te gösteri yapıyor. (AFP)

Tekaddum'un gerekçesi ve milis liderleriyle görüşme çabası savaşı durdurma çabasının bir parçası olarak kabul edilebilirse, o zaman bu konuların savaşı durdurmakla ne alakası var? Kanıt şu ki, Tekaddum, savaşı durdurma maskesini kullanarak, siyaset öncesi meselelere kendi vizyonunu empoze etmeye çalışıyor. Ancak bu, devrimin yola çıktığı temel talebi ve sloganı, yani orduyu siyaset yapmaktan uzaklaştırmayı boşa çıkarıyor. Buna ek olarak, savaşın durdurulması bağlamında iki tarafı birbirine yakınlaştırmaya yönelik açıklanmış hedeflerini de boşa çıkarıyor. Tekaddum, siyasi konulara önceden karar verip bir tarafla anlaşmasını ilan ederek bunu diğer tarafa dayatmaya çalışıyor.

Daha önce Al Majalla’de yer alan bir yazımda, iki generalle yapılacak toplantıda neyin aranması gerektiğini, savaşın Sudanlılar üzerindeki yükünü ve etkilerini hafifletme konusunda onlardan bir taahhüt almak gerektiğini anlatmıştım. Bu, onları gerekli insani taahhütleri yerine getirmeye mecbur kılmak ve iki askeri tarafın taahhüt ettiği taahhütleri yerine getirme kabiliyetine sahip tarafsız taraflarca izlenecek bir ateşkes empoze etmeye çalışmak demektir.

Ancak iki tarafın tekrar siyaset ve devlet yönetimi meselelerine dahil edilmesi, Sudan'daki savaşın sona ermesi açısından makul ve kabul edilebilir olamaz. Addis Ababa'da yaşananlar, Tekaddum ile HDK milisleri arasında aşağılayıcı bir siyasi ittifakın ilan edilmesine yönelik bir adımdan başka bir şey değil. Siyasi vizyon üzerinde anlaşma, sivil ve askeri güçler arasında, askeri güçlerin siyasi eyleme devam eden katılımını meşrulaştıran ikili bir ittifak anlamına gelir. Ancak daha tehlikelisi, Hamduk ile Hamideti arasında bu yılın başında Addis Ababa'da yapılan anlaşma, Abdulfettah el-Burhan ile Hamideti'yi doğrudan bir araya getireceğini duyuran Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi’nin (IGAD) çabalarını engelleyebilir veya zorlaştırabilir.

Tekaddum, iki generalin görüşmesini bozduğu için orduyu suçlamaya çalıştığı bir açıklamayla toplantının yapılacağını öngörmüştü. Bu, toplantının kendi topraklarında yapılması gereken Cibuti Dışişleri Bakanlığı'nın, HDK Komutanı ile ilgili teknik koşullar nedeniyle toplantının ertelendiğini açıkça belirtmesine rağmen gerçekleşti.

“Milisler anlaşmayı imzaladıktan sonra hayal kırıklığına uğratmadı ve anlaşmaya uyma yönünde gerçek bir siyasi irade olmaksızın bunun kâğıt üzerine dökülen mürekkepten başka bir şey olmadığını kanıtladı.”

Milis liderinin açıkladığı söz konusu teknik koşulların kendisi ile Tekaddum arasındaki bu görüşmeyle ilgili olduğu açık. Yılın başındaki toplantıdan önce yapılan Tekaddum hazırlık toplantıları, Tekaddum’un liderlik organının bazı üyelerinden, HDK için savaşırken açık bir ittifak ilan etme teklifinin dolaşıma girmesine tanık oldu. Bu, milislerin işlemeye devam ettiği ihlaller göz önüne alındığında, bazı Tekaddum üyelerinin halkın tepkisi konusundaki korkusunu artırdı.  Ancak görünen o ki orduyu Cibuti toplantısını ve Hamduk-Hamideti anlaşmasını aksatmakla suçlayan açıklama, bu ittifakın kademeli olarak duyurulmasının önünü açmanın bir yolu olarak geldi.

(foto altı) Sudanlı bir hasta, 1 Ocak'ta el-Gadarif'teki Böbrek Hastalıkları Hastanesi önünde tekerlekli sandalyede taşınıyor. (AFP)
 Sudanlı bir hasta, 1 Ocak'ta el-Gadarif'teki Böbrek Hastalıkları Hastanesi önünde tekerlekli sandalyede taşınıyor. (AFP)

Genel olarak milisler, anlaşmayı imzaladıktan sonra hayal kırıklığına uğratmadı ve anlaşmaya uyma yönünde gerçek bir siyasi irade olmaksızın bunun kâğıt üzerine dökülen mürekkepten başka bir şey olmadığını kanıtladı. Milisler, anlaşmanın imzalandığı günün ertesi günü Omdurman'daki Banat bölgesini kuşatma altına alarak vatandaşların ayrılmasını engelledi, bölgeyi terk etmeye çalışan aileleri ise daha güvenli yerlere geri gönderdi. Ayrıca El Cezire eyaletindeki Vad Medeni işgali senaryosunun tekrarlanması korkusuyla güçler, bölgede yaygın teröre neden olan el-Gadarif eyaletindeki el-Fao şehrine doğru ilerlemeye devam ediyor. Anlaşmanın imzalanmasından iki gün sonra, 4 Ocak Perşembe günü, güçler Batı Darfur eyaletindeki Habila bölgesini de işgal etti. Bütün bu haberler ve beraberinde yaşanan ihlaller, Sudan'da barışın yolunu açacak anlaşma haberleriyle örtülüyor. Milislerin ve Tekaddum’un destekçilerinin pervasızca paylaştığı medyanın ‘hazırlık’ odalarından, ikinci taraf (ordu) anlaşmayı imzalamadan uygulamaya geçilmeyeceği yönünde defalarca yanıt geldi! Bu, daha önce incelediğimiz siyasi hükümleri içeren ve tamamının alınması veya tamamının bırakılması şeklinde gelen bir anlaşmadır.

Dr. Süleyman Baldo gibi bazıları daha önce milislerin eylemlerini ve suçlarını açıkça eleştiren Tekaddum aydınları, Hamduk-Hamideti anlaşmasını savunmak ve Sudan'da bir hareket yaratacak büyük bir atılım olarak tanıtmakla meşguldü. Hiç kimse bu anlaşmadaki boşluklara, mantıksal ve politik sorunlara değinmedi. Aksine tüm bu düşünürler anlaşmayı teşvik etmek için en büyük zihin manipülasyonu sürecine giriştiler.

Bu eğilim, herhangi bir şekilde siyasi otoriteyle ilişkilerini sürdürmek isteyen bu aydınların yapısında gerçek bir kusuru ortaya çıkardı. Elbette bu mutlaka devlet aygıtıyla ilgili olmak zorunda değil. Halklarını yanıltma ve manipüle etme pahasına olsa bile, Tekaddum masasındaki varlıklarını, ayağa kalkmak ve politikacılarının yaptıklarını savunmak için yeterli buldular.

“Savaşı durdurmaya yönelik doğru siyasi çözüm, milislerin ordu liderliğine entegrasyonu değil, dağılmasını ve bağımsız bir kurum olarak varlığına son verilmesini açıkça sağlayan çözümdür.”

Gerçek, milislerin siyasi emellerini gerçekleştirmek için Sudanlıları rehin aldığını ve Tekaddum’un bu kaçırma olayını meşrulaştırmak için (korku veya açgözlülük nedeniyle) milislerle iş birliği yaptığını söylüyor. Savaşın durdurulmasına yönelik siyasi çözüm tezi doğru milli tezdir. Bu çılgın savaşı durdurmak şu anda herkesin tek ulusal hedefi olmalıdır. Ancak siyasi çözüm, ‘kim kazanırsa hüküm onun olacaktır’ yaklaşımıyla ülkenin milislere teslim edilmesi anlamına gelmemeli, sorunun köklerine ve krizin nedenlerine yönelen doğru siyasi çözüm olmalıdır. Ülkedeki askeri kurumların çokluğu, siyasete karışmaları ve yolsuzlukları da buna dahildir.

Ordunun mevcut haliyle devamının kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi, HDK milislerinin kurumsal varlığının devamının da kabul edilmesi mümkün değildir. Bu bir çözüm değil, ülkenin geleceği için otoriter bir pazarlık, krizi ertelemek için silahla ve savaşla şantaja boyun eğme ve insanların acılarından ve halkımızın oğullarını ve kızlarını öldüren, yerinden eden ve tecavüz eden savaştan siyasi kazanç elde etme olacaktır.

HDK’nin siyasi hayatta devam ettiği veya silahlı kuvvetlerin liderliğinde görevlendirildiği yönündeki her türlü konuşma yalnızca ‘siyasi aptallık ve çöküştür.’ Devletin meşru şiddet aygıtı konusunda suçluya ve gaspçıya güvenilemez. Aynı şekilde, hataları ortaya çıkan silahlı kuvvetlerin durumunun açığa çıkması, İslamlaşma ve güçlenme yıllarının onlarda bıraktığı yozlaşmanın boyutunu da ortaya koydu. Bu aynı zamanda Sudan'daki askeri ve güvenlik teşkilatında reform yapılması talebinin ve gerekliliğinin geçerliliğini de kanıtladı.

Savaşı durdurmaya yönelik doğru siyasi çözüm, milislerin ordu liderliğine entegrasyonunu değil, dağılmasını ve bağımsız bir kurum olarak varlığına son verilmesini açıkça sağlayan çözümdür. Ayrıca Sudan askeri kurumunda radikal reformları da içerir. Müzakerenin amacı, her iki tarafın hırslarıyla flört etmek ve onları memnun etmeye çalışmak değil, Sudan devletini yeniden inşa etmek için sağlam kurallar ve temeller oluşturmaya çalışmak anlamına gelir.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

TT

İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)

İsrail bugün Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef alan hava saldırısı gerçekleştirdi. Resmî açıklamalara göre bu, ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşta Lübnan’da yer alan Hizbullah’ın da sürece müdahil olmasının ardından başkentte ikinci hedefleme oldu.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), saldırının ‘Aişe Bekar bölgesinde bir binayı’ hedef aldığını duyurdu. Bölge, şehirdeki en büyük alışveriş merkezlerinden birine yakın, yoğun nüfuslu bir semt olarak biliniyor.

rtgrt
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in düzenlediği hava saldırısı sonucu yükselen dumanlar (AP)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, saldırı sonucu binanın yedinci ve sekizinci katlarında ciddi hasar oluştu, yakınlardaki araçlar da zarar gördü. Olay yerinde güvenlik güçlerinin yoğun bir şekilde konuşlandığı bildirildi.

Ortadoğu’daki savaşın Lübnan’a sıçraması, Hizbullah’ın İsrail’e roket saldırıları başlatmasıyla başladı. Bu saldırılar, ABD-İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı hava ve kara operasyonlarına yanıt niteliği taşıyor. İsrail, o tarihten itibaren Lübnan’a geniş çaplı hava saldırıları düzenlerken, güney bölgelerine de kara birlikleri göndermeye devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta İsrail ordusu, Beyrut’un merkezinde bir otele saldırmıştı. Tahran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilciliği, saldırıda dört İranlı diplomatın hayatını kaybettiğini açıkladı.

fd
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hava saldırısı sonucu yıkılan bir binayı inceliyor. (Reuters)

NNA bugün, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine yeni hava saldırıları düzenlediğini duyurdu.

İsrail ordusu ise saldırıların Hizbullah’ın altyapısını hedef aldığını belirterek, bir ‘hava saldırısı dalgası’ başlattığını açıkladı.

Hizbullah dün yayımladığı ayrı açıklamalarda, güney sınırındaki el-Hıyam ve el-Adise kasabalarında İsrail güçlerine saldırdığını ve İsrail’in çeşitli bölgelerine füzeler attığını duyurdu. Daha sonra, sınır kasabası Aytarun yakınlarında bir İsrail birliğiyle hafif ve orta kalibreli silahlarla çatıştıklarını açıkladı.

Lübnan hükümetinin Afet Yönetimi Birimi dün yayımladığı günlük raporda, 2 Mart’tan bu yana savaş nedeniyle ‘kendi beyanıyla’ kaydedilen mülteci sayısının 759 bin 300’e ulaştığını belirtti. Bunların arasında 122 binden fazlası, hükümetin denetimindeki resmi barınma merkezlerinde bulunuyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı bugün yayımladığı açıklamada, İsrail’in Sur ilçe merkezine bağlı Kana kasabasına düzenlediği art arda saldırılarda beş kişinin hayatını kaybettiğini, beş kişinin de yaralandığını bildirdi.

Bakanlık ayrıca, Sur ilçesinin Hanaviye kasabasında aralarında bir sağlık görevlisinin de bulunduğu üç kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bekaa Vadisi’ndeki Zelaya kasabasına düzenlenen bir saldırıda ise bir kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.


Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

4 Mart’ta resmen kabul edilen Somali anayasa değişiklikleri, hükümet ile muhalefet arasında yeni bir siyasi krize yol açtı. Hükümet, söz konusu değişikliklerin devlet kurumlarının görev süresini bir yıl uzatacağını ve bunun da 2026 seçimlerinin ertelenmesi anlamına geldiğini belirtirken, muhalefet anayasanın bu şekilde kabul edilmesine karşı çıkıyor.

Somali muhalefeti bu gelişmeleri, zaten eş-Şebab örgütünün saldırılarıyla boğuşan ülkede ‘siyasi ve güvenlik açısından yeni bir istikrarsızlık dalgasının habercisi’ olarak değerlendiriyor. Afrika siyaseti üzerine çalışan uzmanlar ise mevcut tablonun kısa vadede çözüm ihtimali bulunmayan derin bir siyasi bölünmeye yol açabileceği görüşünde.

Somali’nin Geleceği Konseyi adıyla bilinen muhalefet koalisyonu pazartesi günü yaptığı açıklamada, anayasa değişiklikleri sonrasında federal hükümet kurumlarının görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişime karşı olduklarını duyurdu. Koalisyon, son değişikliklerle birlikte cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin beş yıl olarak belirlenmesinin böyle bir uzatmanın önünü açabileceği uyarısında bulundu.

Muhalefet konseyinin açıklamasında, 2012 tarihli geçici anayasaya göre federal parlamentonun görev süresinin 14 Nisan 2026’da sona ereceği, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un görev süresinin ise aynı yıl 15 Mayıs’ta biteceği hatırlatıldı. Açıklamada, “2012 geçici anayasasında belirlenen tarihlerden sonra görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişimi açık ve net biçimde reddediyoruz” ifadesine yer verildi.

Ayrıca Somali’nin daha önce görev süresi uzatma girişimlerinin olumsuz sonuçlarını yaşadığı vurgulandı. Açıklamada özellikle 2021’de yaşanan siyasi krize dikkat çekilerek, devlet kurumlarının görev süresini uzatmayı öngören bir önerinin Mogadişu sokaklarında güvenlik güçlerinin bazı birlikleri arasında silahlı çatışmalara yol açtığı hatırlatıldı.

Muhalefet konseyine göre bu deneyim, ülkeyi yeniden siyasi ve güvenlik krizine sürükleyebilecek bir sürece dönülmemesi gerektiğine dair açık bir uyarı niteliği taşıyor.

Öte yandan Temsilciler Meclisi Başkanı Adem Muhammed Nur Madobe, yaklaşık bir hafta önce anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından yaptığı açıklamada, yeni anayasa uyarınca devlet kurumlarının görev süresinin bir yıl uzatıldığını duyurmuştu.

Madobe, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan değişikliklerin yürürlüğe girdiğini ve buna göre cumhurbaşkanı ile parlamentonun görev süresinin dört yıl yerine beş yıl olarak uygulanacağını belirtmişti.

Afrika işleri uzmanı ve Nairobi merkezli Doğu Afrika Araştırmaları Merkezi Direktörü Abdullah Ahmed İbrahim, Cumhurbaşkanlığı’ndan henüz resmi bir karar açıklanmamış olsa da parlamento başkanının yeni kabul edilen anayasaya dayanarak cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin uzatıldığını ilan etmesinin fiilen resmi bir teyit niteliği taşıdığını söyledi. İbrahim’e göre mevcut anlaşmazlıklar, hükümet ile muhalefet arasındaki ayrışmayı daha da derinleştirecek.

Afrika siyaseti uzmanı Ali Mahmud Kelni ise yeni anayasanın ülkenin siyasi sisteminin yapısında önemli değişiklikler içerdiğine dikkat çekti. Kelni’ye göre değişiklikler arasında federal merkezi hükümetin yetkilerinin güçlendirilmesi, daha önce federal eyaletlere tanınan bazı yetkilerin azaltılması ya da kaldırılması ve cumhurbaşkanı ile parlamentonun anayasal görev süresinin dört yıldan beş yıla çıkarılması yer alıyor.

Kelni, söz konusu düzenlemelerin federal hükümet ile eyaletler arasındaki ilişkinin niteliğinde önemli bir dönüşümü temsil ettiğini belirterek, bunun devlet yönetiminde daha güçlü bir merkezileşme eğilimine işaret ettiğini ve yaşanan siyasi anlaşmazlıkların temel nedenlerinden birinin de bu olduğunu ifade etti.

Siyasi anlaşmazlığın herhangi bir uzlaşı sağlanmadan sürmesi durumunda bunun ülkenin siyasi sürecini olumsuz etkileyebileceği değerlendiriliyor. Kelni’ye göre ortaya çıkabilecek senaryolardan biri, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud hükümetinin görev süresini uzatmak için gerekçe bulması olabilir. Muhalefet çevreleri de en çok bu ihtimalden endişe ediyor. Kelni, krizin uzaması halinde muhalefetin kendi içinde de zamanla bölünmeler yaşanabileceğini göz ardı etmedi.

Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından Hasan Şeyh Mahmud, anayasanın gözden geçirilme süreci konusunda endişelerini dile getiren muhalif siyasetçilere seslenerek sonuçlara saygı gösterilmesi ve yeni anayasanın korunması çağrısında bulundu. Mahmud, gelecekte yapılabilecek olası değişikliklerin ise yalnızca anayasal prosedürler çerçevesinde gerçekleştirileceğini vurguladı.

Mahmud, anayasa dışı siyasi uzlaşılar yerine anayasal mekanizmalara başvurulmasının önemine dikkat çekerek, anayasanın siyasetçilerin yetkilerini belirleyen ve devlet yönetiminin kurallarını ortaya koyan bir ‘toplumsal sözleşme’ olduğunu ifade etti.

Ancak hükümet ile muhalefetin mevcut tutumlarını koruması nedeniyle, Abdullah Ahmed İbrahim’e göre krizi çözmeye yönelik herhangi bir diplomatik girişim ya da arabuluculuk işareti henüz görülmüyor. İbrahim, muhalefetin 10 Nisan’da Puntland’ın başkenti Garove’de toplanma tehdidinde bulunduğunu hatırlatarak, söz konusu tarihin mevcut kurumların görev süresinin sona ereceği döneme denk geldiğini belirtti. Muhalefetin bu toplantıda istişarelerde bulunabileceği, hatta paralel seçimler düzenleyerek alternatif bir hükümet kurma seçeneğini değerlendirebileceği ifade ediliyor.

Öte yandan Kelni’ye göre krizin en gerçekçi çözümü, mevcut hükümetin anayasal görev süresini önümüzdeki mayıs ayında tamamlaması ve seçimlerin planlanan tarihte yapılabilmesi için gerekli koşulların hazırlanması. Kelni, yeni anayasanın uygulanmasının ise seçimlerden sonra kurulacak yeni hükümet dönemine bırakılmasının daha uygun olacağını düşünüyor.

Kelni’ye göre bunun dışında bir yol izlenmesi, özellikle görev süresinin uzatılması ya da muhalefetin güç kullanılarak bastırılması gibi senaryoların gündeme gelmesi durumunda ülkede yeni siyasi ve güvenlik krizlerinin ortaya çıkma riskini artırabilir.


Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)
TT

Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)

Suriye'de dün, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan anlaşmanın uygulanması doğrultusunda, SDG'nin birleşme anlaşması dosyasında en geniş ilerleme kaydedildi.

Savunma Bakanlığı medya ve iletişim direktörü, “Sipan Hamo'nun ülkenin doğu bölgesi savunma bakan yardımcısı olarak atandığını” bildirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hamo, en önde gelen Kürt askeri liderlerden biri ve Şam ile müzakerelere katıldı.

Yine dün, Haseke vilayetinde yaşayan yaklaşık 400 aile, yıllarca süren yerinden edilmenin ardından Halep kırsalındaki Afrin bölgesinde bulunan evlerine geri döndü. Haseke-Halep uluslararası yolu da savaşın büyük bir bölümünde kapalı kaldıktan sonra sivil trafiğe açıldı.