Hamideti, Sudan'daki savaşı sona erdirme planlarını Guterres'e bildirdi

Ordu ile HDK arasında karşılıklı kaydedilen hava ve top bombardımanında onlarca ölü ve yaralı var

HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) (AP)
HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) (AP)
TT

Hamideti, Sudan'daki savaşı sona erdirme planlarını Guterres'e bildirdi

HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) (AP)
HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) (AP)

Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde ülkedeki durumu, savaşın etkilerini ve sivillerin acılarının hafifletilmesi ihtiyacını görüştüğünü açıkladı.

X hesabında açıklamada bulunan Hamideti, Genel Sekreter'e ülkedeki mevcut duruma ilişkin ayrıntılı bir açıklama yaptığını açıkladı. Kendi deyimiyle, ‘Burhan darbe milislerinin masum sivillere karşı hava saldırıları, işledikleri cinayetler ve etnik gerekçelerle tutuklamaları dahil olmak üzere gerçekleştirdikleri ciddi ihlallerin boyutundan, insani yardım kuruluşlarının sivillere yardım ulaştırmasının engellenmesinden ve insani yardım çalışanlarının kısıtlanmasından’ bahsettiğini söyledi.

Guterres’e savaşı sona erdirme, krizi kökünden çözmek ve Sudan devletini güvenlik, istikrar, kapsamlı ve kalıcı barışı sağlayacak yeni, adil temeller üzerinde yeniden inşa etmek için müzakereler başlatma vizyonundan bahsettiğini de ekledi. Ramazan Lamamra'nın BM Genel Sekreteri'nin Sudan'daki Özel Temsilcisi olarak atanmasını memnuniyetle karşıladığını Genel Sekreter'e bildirdiğini söyleyen Hamideti, kendisiyle ve tüm BM kuruluşlarıyla işbirliği yapma ve HDK tarafından kontrol edilen bölgelerde vatandaşların karşılaştığı insani koşulların giderilmesine katkıda bulunma konusundaki tam kararlılığını teyit etti.

IGAD zirvesi

Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) Başkanı ve Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh, Sudan'daki durumu ve Etiyopya ile Somali arasındaki gerilimi görüşmek üzere 18 Ocak'ta örgütün olağanüstü zirvenin Uganda'da yapılması çağrısında bulundu.

IGAD acil durum zirvesi (X hesabı)
IGAD acil durum zirvesi (X hesabı)

Cibuti Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Başkan Guelleh, Aralık ayında Cibuti'de düzenlenen 41. olağanüstü zirvede Burhan ile Hamideti arasında toplantı yapılamaması sonrasında IGAD devlet başkanlarına resmi davet dağıtmıştı.

Adını vermediği siyasi güçlere yönelik bir saldırı başlatan Sudan Ordu Komutanı Yardımcısı Korgeneral Yasir el-Ata, Omdurman'ın kuzeyindeki Vadi Seyyidina Hava Üssünde bir grup subaya hitaben yaptığı konuşmada, “Cancavid’in siyasi kuluçka grubu (HDK anlamına geliyor) bizi iç savaşla korkuturdu. Ancak Sudan'ın tüm kabilelerini kapsayan güçlü ve uyumlu bir ordumuz var ve iç savaş yok. Şimdi bizi uluslararası, yabancı ve bölgesel güçlerle korkutmak istiyorlar. Vallahi cinlerden ve insanlardan oluşan şeytanlar da getirseler korkmayız” vurgusunda bulundu.

Onlarca ölü ve yaralı

Sudan ordusu ile HDK arasında devam eden çatışmalarda dün Hartum'da 33 kişi öldü. Bunlardan 23'ü ordunun Hartum'un güneyindeki Al-Salma bölgesine yönelik hava saldırılarında, 3'ü ise Güney Darfur'un Nyala şehrinde patlayıcı varil kullanımı sonucu öldürüldü.

Sudan savaşı ülkenin birçok bölgesini etkiledi (Reuters)
Sudan savaşı ülkenin birçok bölgesini etkiledi (Reuters)

Müzakere platformuna dönmeleri ve 10. ayına yaklaşan savaşı durdurmaları yönünde uygulanan yoğun uluslararası baskıya rağmen Hartum'un üç şehrinde ordu ile HDK arasındaki çatışmaların yoğunluğu son birkaç günde artış gösterdi.

Gönüllü bir insan hakları kuruluşu olan Emergency Lawyers, X platformundaki hesabından yayınlanan açıklamasında, Hartum'un güneydoğusundaki Soba bölgesine ordunun top atışları yaptığını, 23 sivilin ölümüne, çok sayıda yaralanma ve maddi kayıplara yol açtığını bildirdi. Eş-Şecera bölgesindeki vatandaşlar, savaş başladığından bu yana HDK’nın saldırılarına maruz kalan Zırhlı Birlik bölgesi çevresinde iki taraf arasında sınırlı çatışmaların yaşandığını söyledi.

Ordu uçaklarının ülkenin batısındaki Nyala kentinde birçok noktayı hedef alması, onlarca kişinin ölümüne ve çok sayıda sivilin yaralanmasına neden oldu. Ordunun aylar süren çatışmalar sonrasında 16'ncı Tümen karargahından çekilip orayı taarruz kuvvetlerine bırakmasının ardından uçaklar, geçtiğimiz Ekim ayından bu yana HDK tarafından kontrol edilen Nyala şehrini hedef aldı. Ayrıca Batı Darfur tümeni dahil olmak üzere ordunun bölgedeki tümenlerinin art arda düşüşünün ardından ordunun merkez ve doğudaki Darfur tümenlerinden çekilmesi, HDK’nın Darfur bölgesindeki beş eyaletten dördünün kontrolünü ele geçirmesine neden oldu. Kuzey Darfur Eyaleti'nin başkenti el-Faşir şehri artık ordunun kontrolünde değil.

Vad Medeni ve Kadarif

Ordu, HDK’nın Umm el-Kura’da kontrolünü doğuya, Kadarif Eyaletine doğru genişletmek amacıyla gerçekleştirdiği saldırıyı püskürttüğünü, onlarca askeri aracın imha edildiğini ve 2 araca el konulduğunu açıkladı. Ülkenin merkezindeki El Cezire Eyaleti'nin başkenti Vad Medeni, iki taraf arasında şiddetli çatışmalara sahne oluyor. Ordu bölgede savaş uçaklarını yoğun bir şekilde kullanırken, HDK ise uçaksavarlarla karşılık verdi.

Cezire eyaletindeki çatışmalar binlerce Sudanlıyı Vad Medeni'den kaçmak zorunda bıraktı (AFP)
Cezire eyaletindeki çatışmalar binlerce Sudanlıyı Vad Medeni'den kaçmak zorunda bıraktı (AFP)

Şarku’l Avsat’a konuşan vatandaşlar, 1. Piyade Tümeni karargahı ve Hantub Köprüsü yakınlarındaki el-İnkaz yerleşim bölgesinin yakınında dumanlar yükseldiğini söyledi. Her iki tarafın da ağır silahlarla karşılıklı bombardımana uğradığını, vatandaşların eşyalarını almak için evlerinden çıkamadıklarını, yollarda yayaların olmadığını belirttiler.

Şarku'l Avsat'a konuşan Halk Direniş Komiteleri üyeleri, vatandaşların evlerine düşen top mermileri sonucu ölüm ve yaralanmaların olduğunu doğruladı.

Milli Ümmet Partisi, Güney Kordofan Eyaletinin Dilling şehrinde askeri oluşumlar ve aşiret bileşenleri arasında meydana gelen şiddeti kınadı. Bu gelişmeyi şehirde onlarca yıldır bir arada var olan bileşenler arasında isyana davet ve savaşı tetikleme olarak değerlendirdi.

Milli Ümmet Partisi, Dilling olaylarının, vatandaşların çatışmada araç olarak kullanılması da dahil olmak üzere savaşın devam etmesinin tehlikeli etkilerini doğruladığını belirtti. Bunun bölgede toplumsal barışı ve barış içinde bir arada yaşamayı tehdit ettiğini de ekledi. Parti, kendi deyimiyle aşiret çatışmasının patlak vermesini, vatandaşlara yönelik ağır ihlalleri ve askeri çatışmanın her iki tarafın karşılıklı silahlanması yoluyla aşiret çatışmasına dönüşmesini kınadı.

Parti, bölgedeki Nuba ve Havazma Arap sakinlerini itidalli davranmaya, askeri çatışmaya girme çağrılarına kapılmaya son vermeye çağırdı. İki tarafa da aklın ve bilgeliğin sesine başvurma, savaşı sona erdirmek için barışçıl bir çözüm benimseme, kabileleri ve sivilleri askeri çatışmalara dahil etmeme çağrısında bulundu. Ayrıca Abdulaziz el-Hilu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi’ne çatışmanın kontrol altına alınmasına katkı sağlaması ve Dilling’de kabile çatışması yaratmaya yönelik planı engellemesi çağrısında bulundu.

Milli Ümmet Partisi, savaşın devamının artan yansımalarının ülkeyi felaket bir duruma sürükleyeceğini söyledi (AFP)
Milli Ümmet Partisi, savaşın devamının artan yansımalarının ülkeyi felaket bir duruma sürükleyeceğini söyledi (AFP)

Çarşamba ve Perşembe günleri, HDK’nın şehri kontrol etmek amacıyla bölgeye girmesinin ardından şiddetli çatışmalar patlak verdi. Bazı raporlar, ordu ile Abdulaziz el-Hilu güçleri arasındaki koordinasyonun saldırıyı püskürtmede ve HDK’ya kayıp verdirmede başarılı olduğunu gösterdi.

Hilu güçleri, Güney Sudan'ın ayrılmasından bu yana savaştığı, eyaletin güneyinde kurtarılmış bir bölge olarak görülen Kauda üzerindeki kontrolünü sürdürdüğü Sudan ordusunun yanında çatışmalara katıldığını yalanlamadı veya onaylamadı. Ayrıca Darfur bölgesindeki diğer silahlı hareketler gibi Cuba Barış Anlaşmasını imzalamayı reddetti.



Bir insan hakları örgütü, İsrail ordusunun Filistinli bir bebeğin öldürülmesiyle ilgili açıklamalarını yalanladı

Fahd Ebu Heykel, geçen cuma günü İsrail askerleri tarafından öldürülen henüz bebek olan oğlu Sam'ın cesedini taşıyor (AP)
Fahd Ebu Heykel, geçen cuma günü İsrail askerleri tarafından öldürülen henüz bebek olan oğlu Sam'ın cesedini taşıyor (AP)
TT

Bir insan hakları örgütü, İsrail ordusunun Filistinli bir bebeğin öldürülmesiyle ilgili açıklamalarını yalanladı

Fahd Ebu Heykel, geçen cuma günü İsrail askerleri tarafından öldürülen henüz bebek olan oğlu Sam'ın cesedini taşıyor (AP)
Fahd Ebu Heykel, geçen cuma günü İsrail askerleri tarafından öldürülen henüz bebek olan oğlu Sam'ın cesedini taşıyor (AP)

İsrail merkezli insan hakları kuruluşu B'Tselem tarafından dün akşam yayımlanan yeni bir video, birkaç gün önce El Halil'de Filistinlilerin bulunduğu sivil bir araca İsrail askerleri tarafından ateş açıldığı anları ortaya koydu. Olayda, annesinin kucağındaki 7 aylık Sam Ebu Heykel hayatını kaybederken, askerlerin ateş açtıktan sonra yaralılara herhangi bir yardımda bulunmadığı belirtildi.

Görüntüler, cuma günü meydana gelen olayla ilgili İsrail ordusunun ilk açıklamasındaki iddialarla çelişiyor. Ordu, askerlerin kendilerine doğru hızla ilerleyen bir aracı fark etmeleri üzerine ateş açtığını öne sürmüştü. Ancak B'Tselem tarafından yayımlanan görüntülerde aracın, iki İsrail askerine yaklaşırken hızını düşürdüğü ve durduğu görülüyor.

B'Tselem, videonun El Halil'in Tel Rümeyde Mahallesi'nde aile ziyaretinden dönen Ebu Heykel ailesine ateş açıldığı anları belgelediğini belirtti.

Kuruluşa göre olay, aile reisinin yol üzerinde bekleyen askerleri fark ederek aracın hızını yavaşlatması ve durmaya hazırlanması sırasında meydana geldi. O sırada annesinin arka koltukta kucağında bulunan bebek Sam, başından vuruldu ve kısa süre sonra hayatını kaybetti. Açılan ateş sonucu bebeğin babası ve annesi de yaralandı. Anne halen hastanede tedavi görüyor.

B'Tselem açıklamasında, "Ateş açılmasının ardından silahı kullanan asker ve yanındaki diğer asker olay yerinden ayrıldı. Aracı kontrol etmediler ve ağır yaralanan bebeğe ya da annesine herhangi bir ilk yardım sağlamadılar" ifadelerine yer verdi.

Fahd Ebu Heykel, telefonunda İsrail işgal askerleri tarafından el Halil’de (Hebron) öldürülen 7 aylık oğlu Sam'in fotoğrafını gösteriyor (AP).Fahd Ebu Heykel, telefonunda İsrail işgal askerleri tarafından el Halil’de (Hebron) öldürülen 7 aylık oğlu Sam'in fotoğrafını gösteriyor (AP).

Yayımlanan görüntülerde, İsrail askerinin ateş açtığı sırada aracın yavaşladığı ve durmak üzere olduğu görülüyor. Aracın askerlerden belirli bir mesafede bulunduğu ve onlara yönelik herhangi bir tehdit oluşturmadığı iddia ediliyor. Görüntülerin devamında ise babanın, başından yaralanan bebeğini kucağına alarak kanamayı durdurmaya çalıştığı görülüyor.

Videoda ayrıca, oğlunu kucağında taşırken yaralanan annenin de aracın yanında yol kenarında oturduğu görülüyor.

Olayda İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu baba ve anne yaralanırken, 7 aylık Sam Ebu Heykel yaşamını yitirdi.

Kardeşimi öldürdüler

Olayın ardından konuşan bebeğin büyükannesi Feryal Ebu Heykel, "Bize doğrudan ateş açtılar. Herhangi bir tehlike ya da bunu gerektirecek bir durum yoktu" dedi.

Gelininin "Oğlum, oğlum!" diye bağırdığını anlatan büyükanne, bebeğin kanlar içinde kaldığını söyledi.

Ailenin her zamanki gibi yolda ilerlediğini belirten Feryal Ebu Heykel, "Yavaş gidiyorduk. Yaklaşık 10 metre ileride askerleri gördüm. Ön koltukta oturuyordum ve her şeyi gördüm. Bir anda silah sesi duyuldu. Bunun bize durmamız yönünde yapılmış bir uyarı atışı olduğunu düşündüm" ifadelerini kullandı.

Yedi aylık Sam Fahd Ebu Heykel, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan el Halil’de, içinde bulundukları araca İsrail askerinin ateş açmasından birkaç dakika sonra babasının kollarında görülüyor (B'Tselem videosu- Reuters)Yedi aylık Sam Fahd Ebu Heykel, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan el Halil’de, içinde bulundukları araca İsrail askerinin ateş açmasından birkaç dakika sonra babasının kollarında görülüyor (B'Tselem videosu- Reuters)

Daha sonra sürücü koltuğundaki oğlunun ellerini kaldırarak herhangi bir tehdit oluşturmadığını göstermeye çalıştığını söyleyen büyükanne, "Ancak kurşun eline isabet etti, elini delip aracın içine girdi. Ardından gelinimin çığlığını duydum. Büyük bir şok yaşadık. Araçtan inerek yardım istemeye başladım. Askerler olay yerinden ayrıldı ve bize hiçbir yardımda bulunmadı. Takviye ekipler gelip bizi hastaneye götürene kadar orada yalnız kaldık" dedi.

Feryal Ebu Heykel, 11 yaşındaki torununun daha sonra kendisine, "Babaanne, küçük kardeşimi öldürdüler" dediğini ifade etti.

Feryal Ebu Heykel, el Halil’de İsrail işgal askerleri tarafından öldürülen 7 aylık torunu Sam'e veda ediyor (AP)Feryal Ebu Heykel, el Halil’de İsrail işgal askerleri tarafından öldürülen 7 aylık torunu Sam'e veda ediyor (AP)

Olayın ardından İsrail ordu sözcülüğü tarafından yapılan açıklamada, ilk incelemenin yaralanan kişilerin siviller olduğunu ortaya koyduğu belirtildi.

Açıklamada, "İlk soruşturma, yaralananların olayla ilgisi olmayan siviller olduğunu göstermiştir. Olay incelenmektedir ve sonuçlar değerlendirilmek üzere ilgili makamlara sunulacaktır. İsrail ordusu masum kişilerin zarar görmesinden üzüntü duymaktadır" denildi.

B'Tselem Genel Direktörü Yuli Novak ise yaptığı açıklamada, "Son iki buçuk yıl içinde İsrail, Gazze Şeridi ve Batı Şeria'da 20 binden fazla çocuğun ölümüne neden oldu" ifadelerini kullandı.

Novak, uluslararası toplumun İsrail'e sağladığı cezasızlık ortamının ve İsrail sisteminin askerler ile yerleşimcilere tanıdığı dokunulmazlığın, Filistinlilere yönelik öldürücü eylemlerin normalleşmesine yol açtığını savundu.

Filistinlilerin İsrail kontrolü altındaki yaşamlarının tamamen değersizleştirildiğini öne süren Novak, bunun yedi aylık bir bebeğin hayatını kaybettiği bu olayda da görüldüğünü söyledi.


Rapor: Casuslukla suçlanan şahsın firarı, İsrail-Hizbullah arasındaki gölge savaşı gündeme getirdi

İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayınladığı ve Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiğini söylediği videodan, (AFP)
İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayınladığı ve Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiğini söylediği videodan, (AFP)
TT

Rapor: Casuslukla suçlanan şahsın firarı, İsrail-Hizbullah arasındaki gölge savaşı gündeme getirdi

İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayınladığı ve Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiğini söylediği videodan, (AFP)
İsrail ordusunun 27 Nisan 2026'da yayınladığı ve Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah altyapısının imha edildiğini gösterdiğini söylediği videodan, (AFP)

İsrail'in geçen mart ayında Beyrut'un güney banliyölerine yönelik askeri saldırılarının yoğunlaştığı günlerde, bölge sakinleri panik içinde kaçışırken, bir kişi Lübnan'ın en hassas güvenlik dosyalarından birinde kaderini değiştirecek bir fırsat yakaladı.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre kaos ortamından yararlanan şüpheli, Hizbullah'a bağlı bir hücrede tutulduğu yerden kaçmayı başardı. Ardından başkente hâkim tepeler üzerinden ilerleyerek Beyrut'un diplomatik bölgesi olan Baabda'ya ulaştı. İddialara göre burada Ukrayna Büyükelçiliği binasına girdi ve o andan sonra izini tamamen kaybettirdi.

O tarihten bu yana şüphelinin nerede olduğu bilinmiyor. Lübnan güvenlik çevrelerinde dosya, yerel, bölgesel ve uluslararası unsurların iç içe geçtiği açık bir istihbarat mücadelesinin parçası olarak değerlendiriliyor. Bu süreçte Hizbullah'ın, İsrail bağlantılı olduğu öne sürülen casusluk ağlarını takip etme çabalarını artırdığı belirtiliyor.

Lübnan makamlarının Halid el-Aidi olarak tanıdığı kişinin, Suriye kökenli Filistinli bir mülteci olduğu ve aynı zamanda Ukrayna vatandaşlığı taşıdığı ifade ediliyor. Lübnan güvenlik güçleri tarafından daha önce gözaltına alınan Aidi'nin, İsrail bağlantılı olduğu şüphelenilen bir istihbarat planına dahil olmakla suçlandığı, söz konusu planın ülke içinde bombalı saldırılar ve suikastlar gerçekleştirmeyi hedeflediğinin öne sürüldüğü bildirildi.

Üst düzey Lübnanlı yargı ve güvenlik kaynaklarına göre, kaçışın ayrıntıları ve askeri mahkemedeki dava süreci dar bir çevrede ele alındı. Hizbullah'ın siyasi yetkilileri dosyaya ilişkin bazı bilgileri paylaşırken, diğer resmî kurumlar sessiz kalmayı tercih etti.

Aidi'nin ortadan kaybolması, siyasi açıdan da hassasiyet taşıyor. Ülkeden çıkışında herhangi bir kolaylaştırma ya da iş birliği olduğunun kanıtlanması halinde, olayın Lübnan hükümeti üzerinde siyasi sonuçlar doğurabileceği ve Hizbullah'ın tabanında tepkiye yol açabileceği belirtiliyor. Bu durumun, zaten karmaşık bir siyasi atmosferden geçen ülkede yeni gerilimlere neden olabileceği değerlendiriliyor.

Bu arada resmi bir Lübnan belgesine göre, Ukrayna Büyükelçiliği mart ayında Aidi'nin kaçışının ardından ülkeden ayrılmasının kolaylaştırılmasını talep etti. Ancak Lübnan Genel Güvenlik Müdürlüğü, hakkında çıkarılan yargı kararlı yakalama emrini gerekçe göstererek bu talebi reddetti. Olayla ilgili olarak ne Ukrayna tarafından ne de İsrail dış istihbarat servisi Mossad'dan herhangi bir açıklama yapıldı.

Konuya yakın bir Ukraynalı yetkili ise Aidi'nin Beyrut'taki büyükelçilikte bulunmadığını söyledi. Ancak Kiev'in ülkeden çıkış sürecine müdahil olup olmadığı veya kendisine herhangi bir destek sağlayıp sağlamadığı konusunda yorum yapmadı.

Karmaşık istihbarat ağları

Gelişmeler, İsrail adına faaliyet gösterdiği düşünülen geniş çaplı casusluk ağlarına ilişkin tartışmaların arttığı bir dönemde yaşanıyor. Uzmanlar, bu ağların insan kaynakları ve gelişmiş gözetleme teknolojileri sayesinde hassas güvenlik çevrelerine sızabildiğini belirtiyor.

Güvenlik raporlarına göre İsrail, son yıllarda Hizbullah'a karşı bir dizi dikkat çekici operasyon gerçekleştirdi. Bunlar arasında örgütün tedarik zincirine sızılması ve Eylül 2024'te uzaktan patlatılan tuzaklı haberleşme cihazlarının örgüte ulaştırılması da bulunuyor. Söz konusu saldırılarda onlarca kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Bundan önce de Hizbullah'ın üst düzey isimlerini hedef alan hava saldırıları düzenlenmişti.

Uzmanlara göre bu operasyonların birikimli etkisi, örgütün yapısı içinde derin bir istihbarat sızmasına işaret ediyor. Hizbullah üzerine çalışan araştırmacılar da bu değerlendirmeyi destekleyerek, söz konusu sızmaların İsrail'e üst düzey yöneticileri yüksek hassasiyetle hedef alma imkânı verdiğini ifade ediyor.

Lübnan'da karşı operasyonlar

Buna karşılık Hizbullah ve Lübnan makamları son dönemde şüpheli casusluk ağlarına yönelik operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail'le iş birliği yapmakla suçlanan onlarca kişi hakkında hüküm verilirken, başka dosyalar ise askeri yargı önünde soruşturulmaya devam ediyor.

Yargı kaynaklarına göre bazı sanıklar, Hizbullah'a ait tesisler ve konumlar hakkında hassas bilgiler vermeleri karşılığında para aldı. Bazılarının ise sosyal medya üzerinden devşirildiği öne sürülüyor.

Mahkemelerde görülen davalar arasında, daha sonra hedef alınan bazı noktalara ait koordinatları İsrail tarafına ilettikleri iddia edilen önemli sanıkların dosyaları da bulunuyor. Bu durum, güvenlik sızmasının boyutuna ilişkin iç tartışmaları daha da alevlendirmiş durumda.

Kayboluş, tabloyu daha da karmaşık hale getiriyor

Aidi'nin akıbetine ilişkin anlatımlar farklılık gösterse de Lübnanlı güvenlik kaynakları, onun ülkeyi terk etmiş olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu değerlendiriyor. Ancak nihai varış noktası veya Suriye'ye ya da başka bir ülkeye gidip gitmediği henüz doğrulanmış değil.

Bu gelişme, Lübnan hükümeti ile Hizbullah arasında savaş ve İsrail'le yürütülen müzakere dosyaları konusunda görüş ayrılıklarının yaşandığı son derece hassas bir dönemde meydana geldi. Bu nedenle olayın, ülkedeki siyasi bölünmeyi daha da derinleştirebileceği belirtiliyor.

Gözlemcilere göre soruşturma kapsamında ortaya çıkabilecek yeni bilgiler; ister dış destekle ister içeriden yardım alınarak gerçekleştirildiği iddia edilen kaçış senaryolarını doğrulasın, Lübnan'ın siyasi ve güvenlik ortamını doğrudan etkileyebilir ve devlet ile Hizbullah arasındaki ilişkileri daha da karmaşık hale getirebilir.


İran ve Lübnan: Ortadoğu çatışmasında birbirine bağlı iki cephe

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sur'daki bir mahalleyi hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sur'daki bir mahalleyi hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İran ve Lübnan: Ortadoğu çatışmasında birbirine bağlı iki cephe

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sur'daki bir mahalleyi hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sur'daki bir mahalleyi hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, İran ve Lübnan'la yürütülen müzakere süreçlerini birbirinden ayırmaya çalışıyor. Ancak analistlere göre Tahran'ın iki dosyanın birbirine bağlı olduğu yönündeki ısrarı, iç içe geçmiş çatışmaları kontrol altına alma çabalarını zorlaştırırken, Washington bu konuda şu ana kadar sınırlı başarı elde edebildi.

İran'la savaş, 28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in ortak saldırısıyla başladı. Ardından Lübnan'daki Hizbullah'ın İsrail'e yönelik saldırıları, İsrail'in Lübnan'a karşı geniş çaplı bir askerî harekât başlatmasına yol açtı.

Trump yönetimi bir yandan İran'la anlaşmaya varmayı, bölgesel savaşın genişlemesini önlemeyi, enerji piyasalarında istikrarı sağlamayı ve Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimi kontrol altında tutmayı hedeflerken, diğer yandan İsrail Lübnan'daki askeri operasyonlarını sürdürüyor.

Buna karşılık Tahran, İsrail ve ABD ile savaşın sona erdirilmesine yönelik herhangi bir anlaşmada Lübnan dosyasının da yer almasını talep ediyor.

İran ile İsrail arasında hafta sonu yeniden çatışmalar yaşandı. Her ne kadar sınırlı ölçekte gerçekleşse de bu gelişme, 8 Nisan'da yürürlüğe giren kırılgan ateşkesin ardından dikkat çekti. Tahran, İsrail'in Hizbullah'ın kalesi olarak görülen Beyrut'un güney banliyölerine düzenlediği saldırılara karşılık verdiğini açıkladı.

Trump'ın, savaşın sona erdirilmesine yönelik çabaların sekteye uğramaması için İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu karşılık vermemeye çağırdığı belirtildi. Trump son günlerde savaşın sona ermesine yönelik anlaşmanın yakın olduğunu ifade etmişti. Ancak buna rağmen İsrail karşı saldırılar düzenledi.

Lübnan, 2 Mart'ta Hizbullah'ın İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesine tepki olarak İsrail'e roket saldırıları düzenlemesiyle bölgesel savaşın içine çekildi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre o tarihten bu yana İsrail'in Lübnan'a yönelik yoğun bombardımanlarında 3 bin 600'den fazla kişi hayatını kaybetti. İsrail ayrıca ülkenin güneyindeki geniş alanları da kontrol altına aldı.

Dış İlişkiler Konseyi'nden Elisa Ewers, Trump'ın iki müzakere sürecini birbirinden ayırma girişiminin "büyük ölçüde başarılı olmadığını" söyledi.

Ewers, "İran, Lübnan'ın herhangi bir ön müzakere sürecinin parçası olması yönündeki talebini sürdürerek Başkan Trump'ın kararlılığını test ediyor" dedi. Ayrıca Tahran'ın, Trump'ın İsrail saldırılarına desteğini sürdürüp sürdürmeyeceğini de görmek istediğini belirtti.

İran'ın aynı zamanda Hizbullah'ın askeri ve siyasi kapasitesini mümkün olduğunca korumaya çalıştığını ifade etti.

Çelişki

Washington, İsrail ile Lübnan arasında dört tur görüşmeye ev sahipliği yaptı. Bu görüşmeler, iki ülke arasında onlarca yıl sonra gerçekleştirilen ilk doğrudan müzakereler oldu.

ABD yönetimi başından itibaren İran ve Lübnan dosyalarının birbirinden ayrı tutulmasında ısrar etti. Ancak ilan edilen ateşkes anlaşmalarının kısa sürede ihlal edilmesi veya reddedilmesi nedeniyle görüşmeler şu ana kadar savaşı sona erdirmeyi başaramadı.

Analist Trita Parsi'ye göre Tahran, "bölgesel istikrarın İran'ın ve müttefiklerinin güvenliğinden ayrı düşünülemeyeceğini" göstermeye çalışıyor.

Öte yandan Trump ile İsrail Başbakanı Netanyahu arasındaki görüş ayrılıklarının da giderek belirginleştiği ifade ediliyor. İki liderin öncelikleri arasında farklılıklar bulunduğu belirtiliyor.

Dış İlişkiler Konseyi'nin eski başkanı Richard Haas ise mevcut tabloda bir "paradoks" bulunduğunu belirterek, ortaya çıkabilecek bir anlaşmanın Washington ile Tel Aviv arasında görüş ayrılıklarına yol açabileceğini söyledi.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nden Mona Yacubyan ise İran ve Lübnan dosyalarının birbiriyle bağlantılı olmasına rağmen ayrı kanallardan ilerlemeye devam edeceğini öngördü.

Yacubyan'a göre bu bağlantı, karşılıklı gerilimin azalmasından çok, bir cephede başlayan gerginliğin başka bir cepheye sıçramasına ve beklenmedik gerilimlere yol açma potansiyeli taşıyor.