Süveyş Kanalı'nın Kızıldeniz tehditlerine karşı olası senaryoları neler?

İdare’nin açıklaması ardından seyrüsefer trafiğinde yüzde 30 oranında düşüş yaşandı (Reuters arşiv)
İdare’nin açıklaması ardından seyrüsefer trafiğinde yüzde 30 oranında düşüş yaşandı (Reuters arşiv)
TT

Süveyş Kanalı'nın Kızıldeniz tehditlerine karşı olası senaryoları neler?

İdare’nin açıklaması ardından seyrüsefer trafiğinde yüzde 30 oranında düşüş yaşandı (Reuters arşiv)
İdare’nin açıklaması ardından seyrüsefer trafiğinde yüzde 30 oranında düşüş yaşandı (Reuters arşiv)

Mısır'ın Süveyş Kanalı İdaresi’nin kanaldaki seyrüsefer trafiğinde yüzde 30 oranında azalma kaydedildiğini açıklaması, bilhassa Cuma günü ABD’nin Yemen'deki Husilerin kontrolündeki bölgelere düzenlediği saldırının ardından kanalın Kızıldeniz'deki güvenlik tehditlerini ele almasına ilişkin olası senaryolar hakkındaki soruları yineledi.  

Mısır'daki uzmanlar, önümüzdeki dönemde en olası senaryonun Süveyş Kanalı'nda seyrüsefer trafiğinin yakın zamanda normale dönmesi olduğunu öne sürerken Kahire ise kanaldaki seyrüsefer trafiğini yeniden başlatmak için nakliye şirketleriyle temaslarını sürdürüyor.

Süveyş Kanalı İdaresi Başkanı Usame Rabi, Perşembe akşamı televizyonda yaptığı açıklamada, Yemen'deki Husi saldırılarının ardından gemilerin rotalarını bu su yolundan başka yöne çevirdiğini, kanalın dolar gelirlerinin yılbaşından bu yana 2023'e göre yüzde 40 azaldığını aktardı.

MSC konteyner gemisi (EPA)
MSC konteyner gemisi (EPA)

Rabi aynı zamanda, “Gemi trafiği 1 Ocak ile 11 Ocak arasında yıllık bazda yüzde 30 azaldı. Süveyş Kanalı'ndan geçen gemi sayısı, geçen yılın aynı dönemindeki 777 gemiye kıyasla bu yıl şu ana kadar 544 gemiye düştü” ifadelerini kullandı.

Resmi istatistiklere göre, Mısır'ın ana döviz kaynaklarından biri olan Süveyş Kanalı’nın geçen yılki geliri 10,3 milyar doları buldu.

Büyük gemiler

İsrail'in Gazze Şeridi'nde devam eden savaşı karşısında Husilerin Kızıldeniz'den geçen gemilere yönelik güvenlik tehditleri üzerine büyük kargo gemileri rotalarını Ümit Burnu'na çevirecek şekilde değiştirdi.

Başkan Rabi, “Yolculuklarını acilen tamamlamak zorunda kalan gemiler Ümit Burnu çevresinde rotalarını değiştirirken, diğer gemiler ise durumun istikrara kavuşmasını bekliyor. Bilhassa kışın Ümit Burnu'nun uygun rota olmaması nedeniyle gemilerin büyük bir kısmı durum istikrara kavuştuktan sonra geri dönecek” ifadelerini kullandı.

Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü (IfW) raporuna göre, Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları son iki ayda küresel ticarette yüzde 1,3 oranında düşüşe neden oldu. Danimarka merkezli Maersk ve Almanya merkezli Hapag-Lloyd gibi büyük denizcilik şirketleri, gemilerini Afrika çevresindeki Ümit Burnu rotası boyunca daha uzun ve daha pahalı yolculuklara gönderdi.

Mısır ulusal güvenlik ve Afrika işleri uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdulvahid, Süveyş Kanalı'ndaki seyrüsefer trafiğinin yakında normale döneceği beklentisinde olduğunu dile getirdi. Şarku'l Avsat'a konuşan Abdulvahid, “Kanal şuan etkilenmiş olsa da bu konuda pek fazla endişe yok. Süveyş Kanalı'nda ulaşımı aksatmak Batı'nın ve büyük denizcilik şirketlerinin çıkarına değil. Bunun küresel gemi taşımacılığının maliyeti ve süresi üzerinde önemli etkileri var. Batı bu maliyeti üstlenmeyecek, petrol tankerlerinin Avrupa'ya erişimini aksatmayacaktır. Büyük güçlerin Kızıldeniz'de seyrüseferi güvence altına almaya çalışacağı kesin” ifadelerini kullandı.

Seyrüsefer sigortası

Mısır'daki Deniz Harp Okulu eski müdürü Tümgeneral Muhammed İbrahim Halil de bu görüşe katıldığını ifade etti. Şarku’l Avsat’a konuşan Halil, “Süveyş Kanalı'nda trafik yakında normale dönecek. Zirâ büyük nakliye şirketleri rota değiştirmenin maliyetini üstlenmeyecek. Bir takım büyük gemicilik şirketlerinin kanalda seyrüseferi durdurma kararı, Kızıldeniz'deki seyrüsefer koridorunu güvence altına almaları için büyük ülkelere baskı yapma girişiminden başka bir şey değil” açıklamalarında bulundu.

Almanya merkezli Hapag-Lloyd denizcilik şirketi, “Husilerin Kızıldeniz'deki gemilere düzenlediği saldırılar, on milyonlarca euro olduğu tahmin edilen aylık ek maliyetlere neden oldu” vurgusunda bulundu.

Bir Amerikan destroyeri, navigasyonu korumak için Kızıldeniz'de bulunuyor (AFP)
Bir Amerikan destroyeri, navigasyonu korumak için Kızıldeniz'de bulunuyor (AFP)

DPA’nın aktardığına göre şirketin sözcüsü, “Bu durum tüm sektörü ve şirketleri etkiledi. Ümit Burnu üzerinden yapılan rota değişikliğinden kaynaklanan gecikmeler çok fazlaydı. ABD'ye gidişleri bir hafta, Avrupa'ya iki hafta, Doğu Akdeniz'e gidişleri ise 18 gün geciktirdi” ifadelerini kullandı.

ABD ve İngiltere, Cuma günü Yemen'de Husilerin kontrolü altındaki bölgelerdeki hedeflere saldırı düzenledi. Saldırılar, BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) Çarşamba akşamı Husilerin gemilere yönelik saldırılarını kınayan kararı sonrasında gerçekleşti. Geçtiğimiz ay Kızıldeniz'de seyrüseferi korumak amacıyla ABD tarafından Refah Muhafızı Koalisyonu kurulmuştu.

Jeopolitik hedefler

Abdulvahid bu noktada, “Refah Muhafızı Koalisyonu konusunda tedbirli bir tutuma sahip olan Mısır, Yemen'deki saldırılara karışmaktan uzak duruyor. İsraillileri koruyacak bir koalisyona üye olmak istemiyor. ABD, gemileri saldırılara maruz kalan ülkelere kendilerini savunma hakkı veren tehlikeli bir gerilim ile BMGK kararı almak için Husilerin saldırılarını medyada abarttı. Bu, uluslararası hukukta benzeri görülmemiş bir durum. Koalisyonun öncelikli hedefi, bir yanda Rusya ve Çin, diğer yanda ABD ve Batı arasındaki rekabet çerçevesinde jeopolitik hedeflere ulaşmak için bölgede var olmak. BMGK’nın kararında Husi saldırılarının asıl nedeni olan Gazze'deki savaş göz ardı edildi” dedi.

İbrahim Halil ise “ABD, Babu’l Mendeb Boğazı'ndaki seyrüseferi koruma kisvesi altında Refah Muhafızı Koalisyonu üzerinden bölgedeki varlığını hedefliyor. Husi grubunun saldırıları, navigasyonu bozmaktan ziyade İsrail gemilerini ve Eilat'a giden gemileri hedef alıyordu” ifadelerini kullandı.

ABD ve İngiltere'nin Yemen'e yönelik saldırılarının ardından nakliye şirketleri Maersk ve Hapag-Lloyd, bölge güvenliğini sağlamaya yönelik adımları memnuniyetle karşıladı. Ancak bunun Süveyş Kanalı'na ulaşımın geri dönüşüne yol açıp açmayacağını belirtmediler.

Piyasaların ABD'nin Husilere yönelik saldırılarına yönelik tepkisi başlangıçta sınırlıydı. Reuters'e göre, saldırıların ardından ABD hazine tahvilleri ve borsaları sarsılırken petrol fiyatları da yükseldi. Reuters'ın haberine göre analistler, “Yatırımcılar daha riskli piyasalarla teamülü azaltmaya, daha güvenli limanları aramaya çalışacak” ifadelerini kullandı. 

Londra Menkul Kıymetler Borsası Grubu (LSEG) ve küresel ticaret istihbaratı platformu Kpler’den alınan nakliye verileri, ABD ve İngiltere'nin Yemen'deki Husi hedeflerine yönelik saldırılarından bu yana en az dört petrol tankerinin Kızıldeniz'den saptığını gösterdi.

Güvenliğin geri dönüşü

Husilerin Kızıldeniz'de veya ABD'ye yönelik saldırılarını artırmasını beklemediğini söyleyen Abdulvahid, “Husiler, Yemen'de gelecekteki herhangi bir çözümde önemli bir figür olarak varlığını kanıtlayabildi. İran'ın gerilimin artmaması yönünde tavsiyede bulunması bekleniyor” ifadelerine başvurdu.

Nakliye şirketleri Kızıldeniz'de güvenliğin sağlanmasını beklerken Kahire ise büyük nakliye şirketleriyle ziyaretler ve iletişimler yoluyla Süveyş Kanalı'ndaki nakliye trafiğini normale döndürme çabalarını sürdürüyor.

Ancak Abdulvahid, “Büyük denizcilik şirketlerinin kararlarında etkili olan aktör ABD. Süveyş Kanalı'ndan geçişlerin durdurulması kararı ABD’nin baskısı altındaydı. Bunların yenilenmesi de aynı olacak” dedi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli Perşembe günü Maersk ile Süveyş Kanalı'nda seyrüseferin yeniden başlatılması konusunu görüştü (Mısır Bakanlar Kurulu)
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli Perşembe günü Maersk ile Süveyş Kanalı'nda seyrüseferin yeniden başlatılması konusunu görüştü (Mısır Bakanlar Kurulu)

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Süveyş Kanalı'nda navigasyonu yeniden başlatmanın yollarını tartışmak üzere Çarşamba akşamı Maersk yetkilileriyle bir toplantı düzenledi. Bu toplantıda Kahire, Kızıldeniz'de seyir güvenliğinin önemini vurguladı.



Bağdat neden silahlı grupların eylemlerine karşı koyamıyor?

Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)
Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)
TT

Bağdat neden silahlı grupların eylemlerine karşı koyamıyor?

Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)
Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)

Birçok Iraklı, ABD ve İsrail ile İran arasındaki bölgesel savaşın ülkeye yansımalarını büyük bir ilgi ve kaygıyla takip ediyor. Gözlemcilere göre bu tedirginlik, İran’a bağlı silahlı grupların, Irak içinde sivil, askeri, diplomatik ve ekonomik hedeflere yönelik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarına geniş çapta katılmamış olsaydı, bu boyutta yaşanmayacaktı. Ancak hükümet, yaklaşık 500 saldırıyı aşan bu eylemlere karşı ciddi bir adım atmadı; sadece kınama ve protesto mesajları yayınlamakla yetindi ve saldırıları gerçekleştiren gruplardan tek bir kişi bile tutuklanamadı.

Gün geçtikçe ülke, hükümetin veya siyasi güçlerin herhangi bir karar veya önlem almadan bölgesel çatışmaya dahil oluyor. Bu durum, silahlı grupların güç ve karar tekeline bağlı olarak gerçekleşiyor. Halk ve bazı siyasi isimler arasında, hükümetin rolü ve işlevi ile bu grupların etkisi arasındaki sınırlar konusunda ciddi soru işaretleri oluşuyor.

Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin (Kürt), Cumartesi günü yaptığı açıklamada, ülkenin yönetiminde uygulanan “Şii politikası” karşısındaki şaşkınlığını dile getirdi. Bakan Hüseyin “Şii siyasetçiler bu politika ile bizi mahvetti. Bir yandan Amerika’yı eleştiriyorlar, öte yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın bir tweetine yanıt veriyorlar” dedi. Buradaki tweet, “Koordinasyon Çerçevesi”nin Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı göstermesini reddeden ifadeye işaret ediyordu.

Hüseyin ayrıca, “Hiç kimse Haşdi Şabi ile silahlı gruplar arasındaki farkı tam olarak bilmiyor. Bazıları Haşdi araçlarını ve kimliklerini kullanıyor. Haşdi, resmi bir güvenlik kuruluşuyken, yasa dışı silahlı gruplar farklıdır ve bu durum ülke dışında yanlış bir algı yaratıyor. Amerikalılar da biliyor ki bazı grupların üyeleri Haşdi bünyesinde bulunuyor” ifadelerini kullandı.

İran ile ideolojik bağ

Şarku’l Avsat’a konuşan Akademisyen ve Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı İhsan el-Şemri, hükümetin silahlı gruplara karşı koyamamasının birden fazla iç içe faktöre bağlı olduğunu vurguladı. Bu faktörlerden biri, grupların İran ile ideolojik ve askeri bağlarının güçlenmesi. Şemri, “Bu bağ, gruplara özellikle siyasi alanda büyük güç sağladı. Onlara yapılacak herhangi bir saldırı, fiilen İran’a yönelik bir saldırı olarak algılanıyor ve İran’ın etkisini zayıflatma girişimi sayılıyor” dedi.

Şemri, 2018 sonrası silahlı grupların Irak devletinde daha da güçlendiğini, siyasi kanatlarının devlet kurumlarına girdiğini ve kazandıkları siyasi dokunulmazlık sayesinde hesap vermekten muaf olduklarını belirtti. Şemri “Bugün biliniyor ki bu grupların parlamentoda yaklaşık 100 milletvekili bulunuyor” dedi.

Ayrıca Şemri, silahlı grupların devletin birçok kilit noktasında sağlam bir yer edinmiş olmasının yanı sıra, mevcut hükümetin partiler arası paylaşım yoluyla oluşturulduğunu ve bu süreçte silahlı grupların rolünün belirleyici olduğunu söyledi. Bu durum, hükümetin bu gruplara karşı siyasi veya güvenlik anlamında hareket etmesini zorlaştırıyor.

Siyasi iradenin eksikliği

Şemri, hükümetin silahlı gruplara karşı koyamamasının diğer bir nedeni olarak, özellikle Şii siyasi aktörler arasındaki siyasi iradenin eksikliğini gösteriyor. Ona göre Şii aktörler hâlâ “Bu grupların faaliyetlerini zayıflatmak doğru değil, çünkü koordinasyon çerçevesi içinde ciddi güçleri var” anlayışıyla hareket ediyor. Bu nedenle, çerçevenin ılımlı kanadının bu gruplara karşı herhangi bir adımı desteklemesi zorlaşıyor.

Şemri ayrıca, önceki hükümetlerin de silahlı grupların etkisini kırmada başarısız olduğunu, programlarında silahın sadece devlete ait olmasını güvence altına alma niyetlerine rağmen, grupların gücü karşısında hareket edemediklerini ifade etti. Hükümetin bu gruplara karşı harekete geçmesi durumunda, çatışma veya iç savaş riski bulunduğu da belirtiliyor.

“Koordinasyon Çerçevesi” silahlı grupları meşrulaştırdı

Analist ve eski diplomat Dr. Gazî Faysal, hükümetin gruplara karşı koyamamasının nedenlerini açıklarken, “Koordinasyon Çerçevesi’ndeki bazı liderler ve partiler, silahlı grupları kurdu ve varlıklarını meşrulaştırdı; ya Haşdi Şabi’ye entegre ederek yasal statü kazandırdılar, ya da sürekli savunarak hesap vermelerini engellediler” dedi.

Faysal, “Irak’ta İran’ın etkisi altında, toplam 34’ten fazla silahlı grup bulunuyor. Bunların 6’sı ABD yaptırımları altındadır ve tamamı İran’ın velayetini tanıyor. Bu, onlara ülkede koruma ve hesap vermekten kaçma fırsatı sağlıyor” ifadelerini kullandı.

Faysal, silahlı grupların koordinasyon çerçevesiyle bağlantılı olduğunu, hükümetin talimatlarına ve Necef’teki dini otorite görüşlerine bağlı olmadıklarını belirtti. Bu gruplar yalnızca İran’ın velayeti ve İran Devrim Muhafızları’nın direktiflerine uyuyor.

Bu sebepler ve diğerleri nedeniyle, hükümetin silahlı gruplara karşı koyma kapasitesinin olmadığına dikkat çeken Faysal, hükümetin birçok unsur ve liderini tanımasına rağmen bu grupların gerçekleştirdiği saldırılara müdahale etmediğini, örneğin Irak İstihbarat Dairesi’ni, Başbakan Mustafa el-Kazımi’nin evini ve Kürt liderlerin Erbil ve Duhok’taki evlerini hedef alan saldırılara karşı harekete geçmediğini ifade etti.


Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Gazze’de İzzeddin el-Kassam’a bağlı bir saha komutanı kaçırıldı

Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)
Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Gazze’de İzzeddin el-Kassam’a bağlı bir saha komutanı kaçırıldı

Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)
Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)

Gazze’nin güneybatısındaki Tel el-Hava’da bugün (Pazar) kimlikleri tespit edilemeyen silahlı kişiler, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nda görevli bir saha komutanını kaçırdı. Bu olay, son haftalardaki artan silahlı gerilimlerin yeni bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Hamas yakın kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, kaçırılan kişinin Kassam Tugayları’nda bir birliği komuta ettiğini belirtti. Pazar akşamı Tugay’a bağlı büyük bir güvenlik gücü Gazze sokaklarına konuşlandırıldı ve kaçıran kişilerin içinde olduğu şüpheli iki araç peşine düştü.

Gazze’nin farklı bölgelerinde yoğun silah sesleri duyuldu; kaynaklar bunun, kaçıran unsurların peşine düşülmesinden kaynaklandığını belirtti.

Hamas kaynaklarından alınan bilgilere göre kaçırma operasyonunun arkasında özel bir İsrail gücü veya İsrail ile iş birliği yapan silahlı bir çete unsurları olma ihtimali yüksek.

Bu olay, Pazar günü Hamas hükümetine bağlı bir güvenlik görevlisine yönelik suikast girişimiyle eş zamanlı gerçekleşti. Hedef, aynı zamanda Kassam Tugayları’nda aktif bir liderdi; saldırı sonucunda hafif şekilde yaralanırken, saldırganlardan biri yakalandı.

Son haftalarda Gazze Şeridi’nde İsrail destekli bazı silahlı çetelerin sık sık sızma girişimleri gözlemlendi. Bu durum zaman zaman Kassam Tugayları ile çeteler arasında çatışmalara yol açtı. Ayrıca, iki hafta önce Han Yunus’ta yaşandığı gibi bazı Kassam unsurlarına saldıran insansız hava araçları (dronlar) da kullanıldı; bu saldırılarda bazı Kassam üyeleri hayatını kaybetti.

dffdv
Gazze’nin merkezinde Filistinliler, İsrail’in polis aracını hedef alan saldırının meydana geldiği yeri inceliyor (Reuters)

Yaklaşık iki hafta önce, Hamas kaynakları İsrail kontrolündeki bölgelerde faaliyet gösteren silahlı çetelerle iş birliği yaptığı iddia edilen bir kişinin sorgulanmasının, bu gruplara verilen askeri ve eğitim desteğinin arttığını ortaya koyduğunu aktardı.

Kaynaklar, sorgulama sonucunda, İsrail’in bu çeteleri patlayıcı ve silah taşıyan dronları kullanacak şekilde eğittiğini ve bu dronlardan ateş açılabileceğini doğruladığını belirtti.

Ekim ayında İsrail ve Hamas arasında sağlanan ateşkesin ardından, Gazze’de bir “Sarı Hat” olarak bilinen hayali bir sınır çizgisi oluştu. Bu hat, Hamas’ın kontrolündeki alanları (batı) ve İsrail ordusu ile ona bağlı silahlı Filistin çetelerinin bulunduğu alanları (doğu) ayırıyor.

Hamas kaynakları, sorgulama sonucunda, dron kullanım eğitimlerinin yalnızca saldırı için olmadığını, Han Yunus ve özellikle Gazze’nin kuzeyinde faaliyet gösteren bu silahlı çetelerin, dronları bazı silahları taşımak ve Hamas kontrolündeki uzak bölgelere bırakmak için kullanabildiğini belirtti. Bu silahlar, çetelerin görevlendirdiği uyuyan hücreler aracılığıyla hareket ettirildi.


Bölgesel çatışma yayılıyor: Suriye, Irak’tan kalkan İHA’ları düşürdü

ABD’nin Suriye’deki Kasrak Askerî Üssü’nden çekilmesi, 23 Şubat (AFP)
ABD’nin Suriye’deki Kasrak Askerî Üssü’nden çekilmesi, 23 Şubat (AFP)
TT

Bölgesel çatışma yayılıyor: Suriye, Irak’tan kalkan İHA’ları düşürdü

ABD’nin Suriye’deki Kasrak Askerî Üssü’nden çekilmesi, 23 Şubat (AFP)
ABD’nin Suriye’deki Kasrak Askerî Üssü’nden çekilmesi, 23 Şubat (AFP)

Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Samir Ali Oso (Sipan Hemo), Pazar günü yaptığı açıklamada, Irak’tan havalanan ve ülkenin kuzeydoğusundaki bir ABD üssünü hedef alan insansız hava araçlarıyla (İHA) düzenlenen saldırının püskürtüldüğünü duyurdu. Ortadoğu’daki savaşın sürdüğü bir dönemde gerçekleşen saldırıya ilişkin bölgedeki aktivistler ise İHA’ların üs yakınındaki tahıl depolarını da vurduğunu ve ciddi hasara yol açtığını bildirdi.

Oso, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “Topraklarımızda bulunan Kasrak’taki ABD üssü, Irak topraklarından fırlatılan 4 İHA ile hedef alındı. İHA’lar herhangi bir kayıp yaşanmadan düşürüldü” ifadelerini kullandı. Bakan yardımcısı ayrıca, “Sorumluluğu Irak’a yüklüyor, istikrarımızı tehdit eden bu tür saldırıların tekrarını önlemesi çağrısında bulunuyoruz. Bölgesel ve uluslararası iş birliğinin güvenlik ve istikrar açısından önemini vurguluyoruz” dedi.

SiPan Hamo adıyla bilinen Oso, söz konusu saldırıyı kınarken, bunun iki gün içinde gerçekleşen ikinci saldırı olduğunu belirtti.

Suriye ordusu, Cumartesi günü de Irak’tan havalanan bir İHA ile ülkenin güneydoğusundaki Tenef Üssü’nün hedef alındığını ve saldırının engellendiğini açıklamıştı. Söz konusu üs daha önce ABD güçlerine ev sahipliği yapıyordu. Ordu ayrıca geçen hafta kuzeydoğudaki bir başka üssün Irak’tan fırlatılan füzelerle hedef alındığını duyurdu. Bir Iraklı yetkili saldırının arkasında yerel silahlı bir grubun olduğunu belirtirken, Bağdat yönetiminin olayla bağlantılı 4 kişiyi gözaltına aldığı bildirildi.

Son aylarda, “DEAŞ” ile mücadele kapsamında Suriye’de konuşlu ABD güçleri Tenef ve Şeddadi üslerinden çekilmiş, Kasrak Üssü’nden çekilme sürecini de başlatmıştı.

Irak da 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla başlayan Ortadoğu’daki savaşın etkilerinden kaçamadı. İran’a yakın Iraklı gruplara ait mevziler hava saldırılarına hedef olurken, bazı gruplar da Irak ve bölgedeki ABD çıkarlarını hedef aldıklarını açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Suriye resmi haber ajansı SANA’dan aktardığına göre Cumartesi günü Suriye ordusu Irak kaynaklı İHA’larla güneydeki Tenef Üssü’ne yönelik bir saldırıyı püskürttü. Suriye ordusuna bağlı operasyonlar birimi, “Irak topraklarından havalanan İHA’ların Tenef’teki Suriye Arap Ordusu üssünü hedef almaya çalıştığını, ancak etkisiz hale getirildiğini” bildirdi.

regrtfg
ABD hava savunma sistemlerinin Pazar sabaha karşı intihar tipi İHA’ları düşürmesinin ardından Kasrak Üssü yakınındaki bir buğday deposunda maddi hasar oluştu (Fırat Post)

Geçen hafta başında ise Suriye ordusu, Haseke kırsalındaki bir askerî üssün Irak’tan atılan füzelerle hedef alındığını açıklamış, bir Iraklı yetkili saldırının bir Iraklı silahlı grup tarafından gerçekleştirildiğini ifade etmişti.

dsfvbgtrb
Suriye’nin güneydoğusundaki ABD’ye ait Tenef Üssü (Arşiv - Reuters)

Şubat ayında ABD güçleri, Suriye-Irak sınırındaki Tenef Üssü ile Şeddadi yakınlarındaki ve daha önce DEAŞ mensuplarının tutulduğu bir hapishaneyi barındıran üsten kademeli olarak çekilmiş, ardından bölgeye Suriye hükümet güçleri ilerlemişti. Ayrıca Haseke ilindeki Kasrak Üssü’nden çekilme süreci de başlatılmıştı.