Tunus, Yasemin Devrimi’nin 13. yılına siyasi ve ekonomik istikrarsızlığın gölgesinde girdi

Tunus’ta 17 Aralık 2010’da Sidi Buzid kentinde kendini ateşe veren seyyar satıcı Muhammed Buazizi, ülkeyi 23 yıl boyunca yöneten Zeynel Abidin bin Ali’nin 14 Ocak 2011’de ülkeyi terk etmesiyle sonuçlanan sokak eylemlerini başlattı

(Arşiv-AA)
(Arşiv-AA)
TT

Tunus, Yasemin Devrimi’nin 13. yılına siyasi ve ekonomik istikrarsızlığın gölgesinde girdi

(Arşiv-AA)
(Arşiv-AA)

Tunus'un "Yasemin Devrimi", Arap dünyasının ise "Arap Baharı" olarak adlandırdığı sürecin başlamasına neden olan 26 yaşındaki üniversite mezunu seyyar satıcı Buazizi’nin, zabıta tarafından tezgahına el konulması ve yetkililerce hakarete uğramasının ardından hayatını kaybettiği eylemi gerçekleştirmesi halkı sokaklara taşıdı.

Bin Ali’nin ailesiyle beraber Tunus’tan kaçtığı 14 Ocak tarihine kadar devam eden halk gösterilerinin ardından ülkede siyasi olarak yeni bir sayfa açıldı.

Tunus’u 23 yıl boyunca demir yumrukla yöneten Bin Ali’nin ardından ülkede demokrasiye geçiş süreci hızlı şekilde başladı.

Demokrasi adına birçok adımı başarılı şekilde atan Tunus’ta, siyasi istikrar ise bir türlü sağlanamadı.

Yasemin Devrimi 10. yılını doldurmadan Cumhurbaşkanı Kays Said’in 25 Temmuz 2021'deki siyasi istikrarsızlığı neden göstererek aldığı "olağanüstü kararların" ardından ülkedeki siyasi ve ekonomik kriz derinleşerek devam etti.

Ülkede “başkanlık” sistemini aralayan 25 Temmuz “olağanüstü kararları” ile Cumhurbaşkanı Said, parlamentonun çalışmalarını dondurdu ve milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırdı.

Yetkileri kendinde toplayan Said, 25 Temmuz 2022'de Anayasa değişikliği için referandum, 2022 sonunda da erken genel seçimlerin yapılacağını açıkladı. Ayrıca genel seçimlere kadar Meclisin kapalı kalacağını duyurdu.

Her yıl Bin Ali’nin ülkeden kaçtığı 14 Ocak’ta devrim kutlanırken Said, 14 Aralık 2021’de devrimin kutlama tarihini değiştirerek Buazizi’nin kendini ateşe verdiği 17 Aralık’a alındığını ilan etti.

Tunus’ta diktatörlükten demokrasiye geçiş süreci

Tunus, Fransız sömürgesinden Mart 1956’da bağımsızlığını kazanmasının ardından Yasemin Devrimi’ne kadar devam eden 55 yılda sadece kurucu Cumhurbaşkanı Habib Burgiba ve ardından Bin Ali tarafından yönetildi.

Ülkeyi 32 yıla yakın süre yöneten Burgiba’yı 7 Kasım 1987'de Burgiba'nın hasta olduğunu öne sürerek yaptığı "sivil darbe" ile deviren Bin Ali, 2011'de ülkeyi terk etmek zorunda kalana kadar Tunus’u tek başına yönetti.

Aralık 2010’da başlayan Yasemin Devrimi’nin tamamlanmasının ardından Tunus halkı, diktatörlükten demokrasiye geçişin ilk adımını attı.

Yeni bir anayasanın hazırlanmasında görev alacak “Kurucu Meclis” için genel seçimler 23 Ekim 2011’de düzenlendi.

Yasemin Devrimi’nin ardından ülkeye dönen Nahda Hareketi lideri Raşid el-Gannuşi’nin partisi, 217 sandalyeli Meclise 89 milletvekili göndererek seçimleri birinci parti olarak tamamladı.

Halk oylamasıyla seçilen Kurucu Meclis, Tunus’un demokratik sisteme geçiş sürecinin en önemli adımlarından biri olan Anayasa'nın yazılması görevini, Ocak 2014’te 200’den fazla milletvekilinin onayıyla yeni Anayasa'nın kabul edilmesiyle tamamlamış oldu.

Tunus’ta siyasi partililerin iktidarı ve yeni cumhurbaşkanı

Genel seçimlerin ardından hükümeti kurma görevini alan Nahda Hareketi, Hammadi el-Cibali’nin Başbakan olarak görev aldığı Cumhuriyet Kongresi Partisi ve Tekettül Partisi ile 3’lü koalisyon hükümetini kurdu.

Kurucu Mecliste 12 Aralık’ta düzenlenen cumhurbaşkanlığı seçimi ile Cumhuriyet Kongresi Partisi Başkanı Munsif el-Merzuki Meclis tarafından seçilen ilk Tunus Cumhurbaşkanı olarak tarihe geçti.

Ülkede muhalefette yer alan sol eğilimli Demokrat Yurtseverler Partisi Genel Sekreteri Şükrü Beliyd, 6 Şubat 2013'te, muhalefetteki Halk Cephesi Koalisyonu yöneticilerinden Muhammed el-Berahimi de 25 Temmuz Cumhuriyet Bayramı'nda uğradıkları silahlı saldırıyla yaşamlarını yitirdiler.

Siyasetçilere yönelik faili meçhul cinayetlerin ardından ülkedeki siyasi ayrışma daha da derinleşti.

Faili meçhul cinayetlerden iktidarı sorumlu tutan muhalefet partileri halkı sokaklara çıkmaya davet etti.

“Hükümet düşene kadar” sloganıyla ülke genelinde gösteriler tertip eden muhalefetin baskısına dayanamayan Nahda Hareketi, ülkedeki gerginliği azaltmak adına 14 Mart 2013’te hükümeti feshetme kararı aldı.

Ülkenin, genel seçimlere kadar geçici olarak seçilen bağımsız aday Mehdi Cuma başkanlığındaki teknokrat hükümet tarafından yönetilmesi kararı alındı.

Tunus’ta devrimin ardından halk seçimiyle göreve gelen ilk Cumhurbaşkanı Sibsi

Ocak 2014’te yeni Anayasa'nın kabulünün ardından Ekim 2014’de düzenlenen genel seçimlerde merkez sol eğilimli Nida Tunus Partisi, 217 sandalyenin 85’ini alarak seçimlerden birinci parti olarak çıktı.

Nahda Hareketi’nin ise 79 milletvekili çıkardığı seçimlerin ardından Tunus’ta, siyasi çatlakların derinleştiği ve kısa süreli hükümetlerin iktidara geldiği bir süreç başladı.

Yeni Anayasa'ya göre 21 Aralık 2014’te düzenlenen ilk cumhurbaşkanlığı seçimiyle, Nida Tunus Partisi'nin kurucusu El-Baci Kaid es-Sibsi, Tunus’ta devrimin ardından halk tarafından doğrudan seçilen ilk cumhurbaşkanı oldu.

Burgiba döneminde Cumhurbaşkanı Danışmanlığı, Meclis Başkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı dahil birçok görevde bulunan Sibsi, 25 Temmuz 2019'da cumhurbaşkanlığı görevini sürdürürken 92 yaşında hayatını kaybetti.

Yasemin Devrimi’ne Nobel Barış Ödülü

Tunus Barolar Birliği, Tunus Genel İşçi Sendikası, Tunus Ticaret ve Zanaat Sendikası ile Tunus İnsan Hakları Birliğinden oluşan Tunus Ulusal Diyalog Dörtlüsü, Yasemin Devrimi’nde gösterdikleri çaba nedeniyle 2015 Nobel Barış Ödülü'ne layık görüldü.

Devrimin ardından siyasi istikrarın sağlanamadığı ve ekonomik krizin büyüdüğü Tunus’ta "Tunus Ulusal Diyalog Dörtlüsü”nün Nobel Barış Ödülünü alması, ülkede Yasemin Devrimi'ne olan inancı tekrar yeşertti.

Tunus’ta 2015-2016 yıllarındaki terör olayları siyasi ve ekonomik krizi derinleştirdi

Tunus Parlamentosu ile aynı bahçeyi kullanan Bardo Müzesi'ne 18 Mart 2015’te düzenlenen silahlı saldırıyı gerçekleştiren terör örgütü DEAŞ çoğu turist 22 kişiyi öldürdü.

Haziran 2015'te yine turistleri hedef alan terör eyleminde, ülkenin turizm kentlerinden Susa'da bir otelin sahilinde düzenlenen silahlı saldırıda çoğu İngiliz vatandaşı 38 kişi hayatını kaybetti.

Aynı yılın kasım ayında ise Tunus merkezinde yer alan 5. Muhammed Caddesi'nde cumhurbaşkanlığı muhafızlarına yönelik intihar saldırısında 12 güvenlik görevlisi yaşamını yitirdi.

Libya sınırında yer alan ülkenin güneyindeki Bengirdan kentinde güvenlik güçlerini hedef alan DEAŞ saldırısında ise onlarca kişi öldü.

Siyasi kriz ekonomik krizi tetikliyor

Ocak 2014’teki genel seçimlerin ardından 2011’deki koalisyon hükümetinde içişleri bakanlığı yapan Habib es-Sıyd başkanlığında kurulan Tunus hükümeti, 2015-2016'daki terör saldırıları karşısında yetersiz kaldığı gerekçesiyle Meclisin güvenoyunu çekmesi üzerine düştü.

Siyasi krizin büyüdüğü Tunus’ta, peş peşe hükümetlerin düşmesi üzerine ekonomik kriz daha da şiddetlendi.

Nida Tunus Partisi'nden Yusuf Şahid başkanlığında Ağustos 2016’da kurulan koalisyon hükümeti ve devamında gelen İlyas Fahfah ve Hişam el-Meşişi hükümetleri ne siyasi ne de ekonomik krizi çözmekte başarılı olabildi.

Ekonomik krizin pençesindeki Tunus, 2017'nin sonunda, Uluslararası Para Fonunun (IMF) talebiyle cari açığı azaltmak ve gelirlerini artırmak için vergilerin yükseltildiği, kamu harcamalarının sınırlandırıldığı "kemer sıkma" tedbirlerini içeren bütçe yasasını yürürlüğe koymak zorunda kaldı.

Yeni bütçe yasasının ardından ürünlere yapılan büyük zamlar ve artan hayat pahalılığı, ülkede yeniden protestoların başlamasına neden oldu.

Başkent Tunus’un yakınında yer alan Mannuba vilayetinde 8 0cak 2018’de yapılan gösteride bir göstericinin hayatını kaybetmesi protestoların ülkedeki birçok kente sıçramasına yol açtı.

Tunus’ta siyasi krizin artması ve Said’in “olağanüstü kararları”

Tunus’ta devam eden siyasi krizlerin ortasında Ekim 2019’da düzenlenen cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda yüzde 70’in üzerinde oy alan Anayasa Profesörü Kays Said Cumhurbaşkanı seçildi.

Ülkede 6 Ekim’de düzenlenen parlamento seçimlerinde ise partiler birbirlerine yakın milletvekili sayılarına ulaştı.

Nahda Hareketi'nin 52, Tunus'un Kalbi Partisi'nin 38, Demokratik Akım'ın 22, Onur Koalisyonu'nun 21 milletvekili alması, koalisyon hükümetinin kurulmasını zorlaştırdı.

Cumhurbaşkanı Said tarafından görevlendirilen İlyas Fahfah'ın Şubat 2020'de kurduğu hükümet, krizlerle baş edemediği için parlamentodan güvenoyu alamadı.

Fahfah'ın ardından Eylül 2020’de hükümeti kuran Hişam el-Meşişi ise Cumhurbaşkanı Said'in 25 Temmuz 2021'deki "olağanüstü kararları”nın kurbanı oldu.

Said, siyasi partilerin ülkeyi yönetmede başarılı olamadığını öne sürerek 25 Temmuz 2021'de aldığı "olağanüstü kararlar" ile parlamentonun çalışmalarını dondurdu ve Meşişi hükümetini feshetti.

Devrimin 13. yılında siyasi ve ekonomik istikrarın sağlanması bekleniyor

Cumhurbaşkanı Said’in aldığı olağanüstü kararların ardından siyasi ve ekonomik krizin artarak devam ettiği Tunus’ta, 2022 ve 2023 yılları da siyasi ve ekonomik belirsizliklerle devam etti.

Halkın siyasi ve ekonomik istikrar için desteklediği Said ile Said'in kararlarını "darbe" olarak nitelendirerek karşı çıkan muhalif kesim arasındaki gerilim arttı.

Cumhurbaşkanı Said’in "siyasi krizden çıkışın "yol haritası” kapsamında, 25 Temmuz'da seçmenlerin yüzde 30,5 katılımıyla düzenlenen referandumda yeni Anayasa kabul edildi.

Siyasi partilerin boykot ettiği 17 Aralık'ta düzenlenen erken genel seçimlerin ardından ise Meclis tekrar açıldı.

Yeni Anayasa'da yer alan ve Meclis ile beraber çalışması öngörülen “Bölgesel ve Yerel Ulusal Konseyi” seçimlerinin ilk turu siyasi partilerin boykotu gölgesinde 24 Aralık 2023’te düzenlendi.

İkinci turunun Şubat 2024’te yapılması beklenen seçimlerin ardından oluşacak konsey, Cumhurbaşkanı Said’in yol haritasının son halkası olarak görülüyor.

Siyasi partilerin pasifize olduğu sürecin ardından 11 Şubat 2023’te başlayan operasyonlarla aralarında eski Meclis Başkanı ve Nahda Hareketi lideri Gannuşi’nin de olduğu onlarca siyasetçi, gazeteci, aktivist, hakim ve iş insanı "devlet güvenliğine karşı komplo kurmak" iddiasıyla tutuklu yargılanmak üzere cezaevine gönderildi.

Muhalif kesim, "devlet güvenliğine karşı komplo kurmak" soruşturmasını kendilerine yönelik "sindirme operasyonu" olarak niteliyor.



İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

TT

İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)

İsrail bugün Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef alan hava saldırısı gerçekleştirdi. Resmî açıklamalara göre bu, ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşta Lübnan’da yer alan Hizbullah’ın da sürece müdahil olmasının ardından başkentte ikinci hedefleme oldu.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), saldırının ‘Aişe Bekar bölgesinde bir binayı’ hedef aldığını duyurdu. Bölge, şehirdeki en büyük alışveriş merkezlerinden birine yakın, yoğun nüfuslu bir semt olarak biliniyor.

rtgrt
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in düzenlediği hava saldırısı sonucu yükselen dumanlar (AP)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, saldırı sonucu binanın yedinci ve sekizinci katlarında ciddi hasar oluştu, yakınlardaki araçlar da zarar gördü. Olay yerinde güvenlik güçlerinin yoğun bir şekilde konuşlandığı bildirildi.

Ortadoğu’daki savaşın Lübnan’a sıçraması, Hizbullah’ın İsrail’e roket saldırıları başlatmasıyla başladı. Bu saldırılar, ABD-İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı hava ve kara operasyonlarına yanıt niteliği taşıyor. İsrail, o tarihten itibaren Lübnan’a geniş çaplı hava saldırıları düzenlerken, güney bölgelerine de kara birlikleri göndermeye devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta İsrail ordusu, Beyrut’un merkezinde bir otele saldırmıştı. Tahran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilciliği, saldırıda dört İranlı diplomatın hayatını kaybettiğini açıkladı.

fd
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hava saldırısı sonucu yıkılan bir binayı inceliyor. (Reuters)

NNA bugün, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine yeni hava saldırıları düzenlediğini duyurdu.

İsrail ordusu ise saldırıların Hizbullah’ın altyapısını hedef aldığını belirterek, bir ‘hava saldırısı dalgası’ başlattığını açıkladı.

Hizbullah dün yayımladığı ayrı açıklamalarda, güney sınırındaki el-Hıyam ve el-Adise kasabalarında İsrail güçlerine saldırdığını ve İsrail’in çeşitli bölgelerine füzeler attığını duyurdu. Daha sonra, sınır kasabası Aytarun yakınlarında bir İsrail birliğiyle hafif ve orta kalibreli silahlarla çatıştıklarını açıkladı.

Lübnan hükümetinin Afet Yönetimi Birimi dün yayımladığı günlük raporda, 2 Mart’tan bu yana savaş nedeniyle ‘kendi beyanıyla’ kaydedilen mülteci sayısının 759 bin 300’e ulaştığını belirtti. Bunların arasında 122 binden fazlası, hükümetin denetimindeki resmi barınma merkezlerinde bulunuyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı bugün yayımladığı açıklamada, İsrail’in Sur ilçe merkezine bağlı Kana kasabasına düzenlediği art arda saldırılarda beş kişinin hayatını kaybettiğini, beş kişinin de yaralandığını bildirdi.

Bakanlık ayrıca, Sur ilçesinin Hanaviye kasabasında aralarında bir sağlık görevlisinin de bulunduğu üç kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bekaa Vadisi’ndeki Zelaya kasabasına düzenlenen bir saldırıda ise bir kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.


Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

4 Mart’ta resmen kabul edilen Somali anayasa değişiklikleri, hükümet ile muhalefet arasında yeni bir siyasi krize yol açtı. Hükümet, söz konusu değişikliklerin devlet kurumlarının görev süresini bir yıl uzatacağını ve bunun da 2026 seçimlerinin ertelenmesi anlamına geldiğini belirtirken, muhalefet anayasanın bu şekilde kabul edilmesine karşı çıkıyor.

Somali muhalefeti bu gelişmeleri, zaten eş-Şebab örgütünün saldırılarıyla boğuşan ülkede ‘siyasi ve güvenlik açısından yeni bir istikrarsızlık dalgasının habercisi’ olarak değerlendiriyor. Afrika siyaseti üzerine çalışan uzmanlar ise mevcut tablonun kısa vadede çözüm ihtimali bulunmayan derin bir siyasi bölünmeye yol açabileceği görüşünde.

Somali’nin Geleceği Konseyi adıyla bilinen muhalefet koalisyonu pazartesi günü yaptığı açıklamada, anayasa değişiklikleri sonrasında federal hükümet kurumlarının görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişime karşı olduklarını duyurdu. Koalisyon, son değişikliklerle birlikte cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin beş yıl olarak belirlenmesinin böyle bir uzatmanın önünü açabileceği uyarısında bulundu.

Muhalefet konseyinin açıklamasında, 2012 tarihli geçici anayasaya göre federal parlamentonun görev süresinin 14 Nisan 2026’da sona ereceği, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un görev süresinin ise aynı yıl 15 Mayıs’ta biteceği hatırlatıldı. Açıklamada, “2012 geçici anayasasında belirlenen tarihlerden sonra görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişimi açık ve net biçimde reddediyoruz” ifadesine yer verildi.

Ayrıca Somali’nin daha önce görev süresi uzatma girişimlerinin olumsuz sonuçlarını yaşadığı vurgulandı. Açıklamada özellikle 2021’de yaşanan siyasi krize dikkat çekilerek, devlet kurumlarının görev süresini uzatmayı öngören bir önerinin Mogadişu sokaklarında güvenlik güçlerinin bazı birlikleri arasında silahlı çatışmalara yol açtığı hatırlatıldı.

Muhalefet konseyine göre bu deneyim, ülkeyi yeniden siyasi ve güvenlik krizine sürükleyebilecek bir sürece dönülmemesi gerektiğine dair açık bir uyarı niteliği taşıyor.

Öte yandan Temsilciler Meclisi Başkanı Adem Muhammed Nur Madobe, yaklaşık bir hafta önce anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından yaptığı açıklamada, yeni anayasa uyarınca devlet kurumlarının görev süresinin bir yıl uzatıldığını duyurmuştu.

Madobe, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan değişikliklerin yürürlüğe girdiğini ve buna göre cumhurbaşkanı ile parlamentonun görev süresinin dört yıl yerine beş yıl olarak uygulanacağını belirtmişti.

Afrika işleri uzmanı ve Nairobi merkezli Doğu Afrika Araştırmaları Merkezi Direktörü Abdullah Ahmed İbrahim, Cumhurbaşkanlığı’ndan henüz resmi bir karar açıklanmamış olsa da parlamento başkanının yeni kabul edilen anayasaya dayanarak cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin uzatıldığını ilan etmesinin fiilen resmi bir teyit niteliği taşıdığını söyledi. İbrahim’e göre mevcut anlaşmazlıklar, hükümet ile muhalefet arasındaki ayrışmayı daha da derinleştirecek.

Afrika siyaseti uzmanı Ali Mahmud Kelni ise yeni anayasanın ülkenin siyasi sisteminin yapısında önemli değişiklikler içerdiğine dikkat çekti. Kelni’ye göre değişiklikler arasında federal merkezi hükümetin yetkilerinin güçlendirilmesi, daha önce federal eyaletlere tanınan bazı yetkilerin azaltılması ya da kaldırılması ve cumhurbaşkanı ile parlamentonun anayasal görev süresinin dört yıldan beş yıla çıkarılması yer alıyor.

Kelni, söz konusu düzenlemelerin federal hükümet ile eyaletler arasındaki ilişkinin niteliğinde önemli bir dönüşümü temsil ettiğini belirterek, bunun devlet yönetiminde daha güçlü bir merkezileşme eğilimine işaret ettiğini ve yaşanan siyasi anlaşmazlıkların temel nedenlerinden birinin de bu olduğunu ifade etti.

Siyasi anlaşmazlığın herhangi bir uzlaşı sağlanmadan sürmesi durumunda bunun ülkenin siyasi sürecini olumsuz etkileyebileceği değerlendiriliyor. Kelni’ye göre ortaya çıkabilecek senaryolardan biri, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud hükümetinin görev süresini uzatmak için gerekçe bulması olabilir. Muhalefet çevreleri de en çok bu ihtimalden endişe ediyor. Kelni, krizin uzaması halinde muhalefetin kendi içinde de zamanla bölünmeler yaşanabileceğini göz ardı etmedi.

Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından Hasan Şeyh Mahmud, anayasanın gözden geçirilme süreci konusunda endişelerini dile getiren muhalif siyasetçilere seslenerek sonuçlara saygı gösterilmesi ve yeni anayasanın korunması çağrısında bulundu. Mahmud, gelecekte yapılabilecek olası değişikliklerin ise yalnızca anayasal prosedürler çerçevesinde gerçekleştirileceğini vurguladı.

Mahmud, anayasa dışı siyasi uzlaşılar yerine anayasal mekanizmalara başvurulmasının önemine dikkat çekerek, anayasanın siyasetçilerin yetkilerini belirleyen ve devlet yönetiminin kurallarını ortaya koyan bir ‘toplumsal sözleşme’ olduğunu ifade etti.

Ancak hükümet ile muhalefetin mevcut tutumlarını koruması nedeniyle, Abdullah Ahmed İbrahim’e göre krizi çözmeye yönelik herhangi bir diplomatik girişim ya da arabuluculuk işareti henüz görülmüyor. İbrahim, muhalefetin 10 Nisan’da Puntland’ın başkenti Garove’de toplanma tehdidinde bulunduğunu hatırlatarak, söz konusu tarihin mevcut kurumların görev süresinin sona ereceği döneme denk geldiğini belirtti. Muhalefetin bu toplantıda istişarelerde bulunabileceği, hatta paralel seçimler düzenleyerek alternatif bir hükümet kurma seçeneğini değerlendirebileceği ifade ediliyor.

Öte yandan Kelni’ye göre krizin en gerçekçi çözümü, mevcut hükümetin anayasal görev süresini önümüzdeki mayıs ayında tamamlaması ve seçimlerin planlanan tarihte yapılabilmesi için gerekli koşulların hazırlanması. Kelni, yeni anayasanın uygulanmasının ise seçimlerden sonra kurulacak yeni hükümet dönemine bırakılmasının daha uygun olacağını düşünüyor.

Kelni’ye göre bunun dışında bir yol izlenmesi, özellikle görev süresinin uzatılması ya da muhalefetin güç kullanılarak bastırılması gibi senaryoların gündeme gelmesi durumunda ülkede yeni siyasi ve güvenlik krizlerinin ortaya çıkma riskini artırabilir.


Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)
TT

Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)

Suriye'de dün, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan anlaşmanın uygulanması doğrultusunda, SDG'nin birleşme anlaşması dosyasında en geniş ilerleme kaydedildi.

Savunma Bakanlığı medya ve iletişim direktörü, “Sipan Hamo'nun ülkenin doğu bölgesi savunma bakan yardımcısı olarak atandığını” bildirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hamo, en önde gelen Kürt askeri liderlerden biri ve Şam ile müzakerelere katıldı.

Yine dün, Haseke vilayetinde yaşayan yaklaşık 400 aile, yıllarca süren yerinden edilmenin ardından Halep kırsalındaki Afrin bölgesinde bulunan evlerine geri döndü. Haseke-Halep uluslararası yolu da savaşın büyük bir bölümünde kapalı kaldıktan sonra sivil trafiğe açıldı.