Gazze'de çadırı olanlar şanslı... Sığınacak yer bulamayanlar sokakta yaşıyor

Yerinden edilenler, çadırların dağıtımında kötü yönetim olduğunu düşünüyor ve hükümet kurumlarını sorumlu tutuyorlar

Refah'ın daracık ara sokakları, çoğunlukla çadırlarda yaşamak zorunda kalan yerinden edilmiş kişilerle dolmuş durumda (Meryem Ebu Dakka-Independent Arabia)
Refah'ın daracık ara sokakları, çoğunlukla çadırlarda yaşamak zorunda kalan yerinden edilmiş kişilerle dolmuş durumda (Meryem Ebu Dakka-Independent Arabia)
TT

Gazze'de çadırı olanlar şanslı... Sığınacak yer bulamayanlar sokakta yaşıyor

Refah'ın daracık ara sokakları, çoğunlukla çadırlarda yaşamak zorunda kalan yerinden edilmiş kişilerle dolmuş durumda (Meryem Ebu Dakka-Independent Arabia)
Refah'ın daracık ara sokakları, çoğunlukla çadırlarda yaşamak zorunda kalan yerinden edilmiş kişilerle dolmuş durumda (Meryem Ebu Dakka-Independent Arabia)

Gazze Şeridi'nin en güney ucunda yer alan Refah, yaklaşık 1,7 milyon yerinden edilmiş insanın İsrail ordusunun emirlerine uyarak kente sığınması nedeniyle "Çadır Şehri" olarak anılmaya başladı.

Bu insanlar evlerinden sürülerek sokaklara terk edildi ve hayatta kalabilmek için en temel ihtiyaçları aramak zorunda kaldılar.

Refah'ın daracık ara sokakları, çoğunlukla çadırlarda yaşamak zorunda kalan yerinden edilmiş kişilerle dolmuş durumda.

Fakat İsrail, tahliye emirlerini sürdürerek ve yeni bölgelerin sakinlerini zorla yerlerinden ederek kara harekâtına hazırlık yaparken, yerinden edilme süreci durmadı.

Tanklardan kaçan herkes "Çadır Şehri"ne doğru yöneliyor. Ancak yeni yerinden edilenler, kendilerine sığınacak bir çadır bulmakta büyük güçlük çekiyorlar.

Çoğu, bir çadır bulana kadar günlerce sokakta yaşamak zorunda kalıyor ve çoğu zaman çadır bulamayabiliyorlar.

Bir çadır edinmek artık neredeyse imkânsız bir duruma gelmiş durumda.

Sığınacak bir yer bulamadı; sokakta yaşıyor

Sürekli yerinden edilme tecrübesini yaşayan Rami es-Sayfi, iki haftadır sokakta yaşıyor ve kendine sığınacak bir yer bulamıyor.

Bir aileyi geçindiren bu adam, her gün uzun saatlerini bir çadır bulmak için harcıyor.

Sayfi, "Geniş ailemi barındıracak bir çadır bulamıyorum. Bazıları çadır elde etti, bazıları ise edemedi ve ben de onlardan biriyim. Durumumuz gerçekten çok zor ve çocuklar hasta. Şu an ailem sokakta, kaldırımda uyuyor, hiç kimse bize yardım etmiyor" dedi.

Sayfi'ye göre, "Bir çadır bulmak neredeyse imkânsız hale geldi."

Sayfi, "Acaba bağış olarak gelen tüm çadırlar, yerinden edilen insanların büyük sayısını karşılamak için yeterli olmadığı için mi hızla tükendi, yoksa dağıtımında bir yönetim hatası mı var" diye sordu.

Çadır için yardım çağrısı

Rami, birkaç sığınma merkezine gitti ancak oradaki yetkililer, zaten çok sayıda kişinin barındığı için onu kabul etmediler.

Bu durum üzerine, Rami sosyal medyada çağrılar yapmaya başladı. Bu çağrılarda, vicdanlı ve yardım edebilecek durumda olan herhangi birisinden kendisine bir çadır sağlamasını istedi. 

Rami, tüm çağrılarına rağmen mesajlarının bu zor zamanlarda karşılık bulmadığını, yerinden edilenlerin sayısının artması ve yeterli sayıda çadırın bulunmaması nedeniyle çok zorlandığını belirtti.

Kendi çadırını yapmayı düşünen adam, bunun maliyetini karşılayamayacak durumda, çünkü bir çadırın maliyeti yaklaşık 700 dolara ulaşmış durumda.

Gazze'de yaşamak için mevcut tek seçenek olarak bir çadır arayan Rami, çadırların içinde yaşayanlara herhangi bir koruma sağlamadığının farkında.

Her gün yanından geçen ve çadır bulma yollarını soran diğer yerinden edilmiş kişilere sadece alaycı bir gülümsemeyle cevap verdi.

Birleşmiş Milletler'in yetersiz performansı

Rami'ye göre, şu anda çadırı olan şanslı sayılıyor ve çadırların nadir bulunması nedeniyle kıskanılıyor.

O, hükümet kuruluşlarının yokluğundan ve Birleşmiş Milletler ajanslarının zayıf performansından şikâyet ediyor.

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) tarafından Filistin Topraklarındaki durumla ilgili olarak yapılan açıklamaya göre, on binlerce Filistinli yerinden edilmiş kişi Refah'ta, çadır eksikliği nedeniyle açık havada uyumak zorunda kalıyor.

Yerinden edilmiş kişiler hükümet kurumlarını eleştiriyor (Meryem Ebu Dakka-Independent Arabia)
Yerinden edilmiş kişiler hükümet kurumlarını eleştiriyor (Meryem Ebu Dakka-Independent Arabia)

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) tarafından yapılan açıklamaya göre, UNRWA tarafından kurulan çadır kampları, her gün yüzlerce evsiz kişinin Refah kentine akın etmesiyle, yerinden edilmiş kişilerin sayısına yetmiyor.

Rapora göre, bir çadır arayanların sayısı, Gazze'ye ulaşan çadır miktarının 20 katına ulaşmış durumda.

Çadır kiralama

İsrail'in Gazze'ye insani yardım konvoylarının geçişine izin vermesinden bu yana, Filistin Kızılay'ı, montajı kolay çadırlar göndermeleri için bağışçılardan talepte bulundu.

Ancak destekleyici ülkelerden gelen çadır sayısı, her gün artan yerinden edilmiş kişi sayısını karşılamaya yetmiyor.

Çadır bulamayan ailelerden biri olan Gassan ebu Davud'un ailesi de bu durumdan mustarip.

Davud, "Birçok evin yıkılması ve yerinden edilmiş kişiler için güvenli yerlerin sınırlı olması sebebiyle çadır, bir sığınak haline geldi. Maalesef ailem bu sığınağa sahip değil, çadır temin etme konusunda bir sorun var" dedi.

Davud, sözlerine şunları ekledi:

Refah'ta çadır kiralandığını öğrendim ve kiralamaya gittim ama talebim reddedildi. UNRWA'ya her gittiğimde bana çadırlarının olmadığını ve yetersiz kaldıklarını söylüyorlar. Tabii ki hükümet kurumları işlevsiz ve hatta görevlerini yerine getirseler bile ihtiyacımı karşılayamazlar. Zaten savaştan önce de resmi kurumlar vatandaşa yardımcı olmuyordu.

Refah'ta yerinden edilenler çadır eksikliği ile karşı karşıya (Meryem Ebu Dakka-Independent Arabia)
Refah'ta yerinden edilenler çadır eksikliği ile karşı karşıya (Meryem Ebu Dakka-Independent Arabia)

Un çuvallarından yapılan çadırlar

Çadır kıtlığı nedeniyle, birçok yerinden edilmiş kişi, kumaş ve boş un çuvallarından ilkel araçlarla çadırlar yapmak zorunda kaldı.

Bunlardan biri olan Süheyl el-Mezini, "İki haftadır sokakta uyuyorum, bu yüzden güneşten korunmak ve giysilerimizi değiştirebilmek için basit bir çadır yaptım" dedi.

Emel el-Kefarne de yatak örtüleri ve perde kullanarak kendi çadırını yapmış ve çadır temin etmenin kolay bir iş olmadığını belirtti.

Kefarne, yerinden edilmiş kişileri sömürüden koruma ve onlara barınak sağlama konusunda polis teşkilatının rolünü sorguluyor.

Ayrıca, Gazze sınırına yakın İsrail vatandaşlarının yerinden edilmeleri durumunda nasıl korunduklarını ve onlara nasıl barınak sağlandığını gözlemliyor.

Resmi açıklamalar

Refah Belediye Başkanı Ahmed es-Sufi resmi olarak yaptığı açıklamada, "Yerinden edilmiş kişilerin artan sayısı ve İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşı nedeniyle temel hizmetler üzerindeki kontrolümüzü kaybettik. Ekiplerimiz yerinden edilmiş kişilere en temel ihtiyaçları bile sağlayamaz hale geldi. Temel hizmetleri sunma konusunda büyük zorluklarla karşı karşıyayız" ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Çalışma Ajansı (UNRWA) Sözcüsü Kazım ebu Halef, yardım olarak gelen çadırların sayısının yerinden edilmiş kişilerin ihtiyacını karşılamadığını belirtti.

Kuzey bölgesindeki sakinlerin kendi bölgelerine geri dönmelerine izin verilmesi gerektiğini, bu şekilde çadır talebi üzerindeki baskının azalacağını ifade etti.

Ayrıca, Filistin Kızılay Sözcüsü Muhammed Ebu Misbah, "Şu anda insani yardım malzemelerinde öncelikle battaniye ve çadırlara ihtiyacımız var ve bunları liste başına koyduk. Bu yardımların gelmesini bekliyoruz ve yerinden edilmiş kişilere dağıtmayı umuyoruz" dedi.

İsrail'den, ordu sözcüsü Daniel Hagari, "Kuzey Gazze'de yerinden edilmiş kişilerin kendi bölgelerine geri dönmelerini sağlamak için koşulları ve altyapıyı hazırlıyoruz. Gazze'deki insani baskıyı biliyoruz ve oradaki insanların durumunu dikkate alıyoruz. Savaşımız Hamas ile ve sivillerle değil" açıklamasında bulundu.

Independent Arabia - Independent Türkçe 



Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
TT

Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)

Irak Adalet Bakanlığı dün, Bağdat Havalimanı yakınlarındaki Ebu Gureyb Hapishanesi'nde tutulan DEAŞ üyelerinin, Amerikan danışmanlarının bulunduğu Victoria üssünün füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınması sonucu kaçma olasılığı konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat'a konuşan bir güvenlik kaynağı, DEAŞ liderlerinin ve mahkumların her bombalamada "Allahu Ekber" diye bağırarak, tıpkı 2013'te olduğu gibi kaçmayı umduklarını açıkladı. Kaynak, "El-Zeytun" istasyonuna yapılan bombalı saldırının ardından cezaevinin elektriğinin kesildiğini de vurguladı.

Öte yandan, Irak Petrol Bakanlığı, Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve güneyden yapılan petrol ihracatının tamamen durması nedeniyle Erbil'den, Türkiye'nin Ceyhan limanı üzerinden petrol ihracatına yeniden başlamasını istediğini doğruladı. Ancak Erbil bunu reddetti ve bakanlığın "ihracatla ilgisiz" olarak nitelendirdiği şartlar öne sürdü. Kürt bir yetkili, en önemli talepler arasında silahlı grupların bölgeye yönelik saldırılarının durdurulması ve Bağdat'ın bütçesini kısmasının ardından (2014-2018) bölgenin inşa ettiği boru hattıyla ilgili borçların ödenmesi için mali tazminat sağlanmasının yer aldığını belirtti.


Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
TT

Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)

Lübnan ile İsrail arasında önümüzdeki çarşamba günü, Fransa tarafından sunulan ve bir ‘saldırmazlık anlaşmasına’ dönüşebileceği düşünülen plan çerçevesinde doğrudan müzakerelerin başlayabileceğine dair haberlerin gelmesine rağmen İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, önümüzdeki günlerde herhangi bir müzakere planlanmadığını açıkladı. Fransa Dışişleri Bakanlığı ise herhangi bir girişimleri olmadığını belirtti.

Tel Aviv'deki siyasi kaynaklar, Sa'ar'ın sözlerinin geleneksel bir manevra biçimi olduğunu belirterek Hizbullah, saldırılarını durdurmadan İsrail'in müzakerelere başlamayacağına işaret ettiler. İsrail basını, müzakerelerin Lübnan'ın İsrail'i tanıması karşılığında İsrail'in Lübnan topraklarının bütünlüğünü tanımasını içeren bir ‘siyasi bildiri’ üzerine yürütüleceğini, savaşın durdurulması ve İsrail'in kademeli çekilmesiyle başlayıp anlaşmanın imzalanmasıyla tam çekilmeye varacak şekilde düzenleneceğini ve önerinin Fransız hükümeti tarafından hazırlandığını bildirmişti.

Öte yandan Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürerek bölge sakinlerine kendi şartlarını dayatıyor. Son olarak işyeri sahiplerine, okullara ve inşaat komitelerine güvenlik kameralarını tamamen kapatmalarını, internet bağlantısını kesmelerini ve hatta elektriklerini keserek kameraların tamamen çalışmaz hale getirilmesini emretti.

Hizbullah, bu talebin nedenlerini açıklamamış olsa da bu durum hem suç ve hırsızlıkların önlenmesi hem de Hizbullah üyelerinin yerleşim bölgelerine sızarak bu bölgeleri İsrail saldırılarına daha fazla maruz bırakması açısından birçok güvenlik endişesini beraberinde getirdi.


Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
TT

Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)

Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürdü ve bu alanlarda yaşayanlara kendi şartlarını dayatmaya başladı. Son olarak örgütün, Basta el-Fevka, Basta et-Tahta ve Nuveyri hattındaki mahallelerde, ayrıca bu bölgelerden Hendek el-Gamik ve el-Başura’ya kadar uzanan ara sokaklarda bulunan ticari işletmeler, okullar ve apartman yönetimlerine talimat gönderdiği bildirildi. Söz konusu talimatta, güvenlik kameralarının tamamen kapatılması, internet ağından çıkarılması ve nihayetinde elektriğinin kesilerek tamamen çalışamaz hale getirilmesi istendiği ifade edildi.

Güvenlik sorunu ve suçların yaygınlaşması

Hizbullah’ın bu talebinin gerekçeleri açıklanmazken, söz konusu adımın güvenlik güçlerinin suçla mücadele kapasitesi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor. Üst düzey bir güvenlik kaynağı, yaşananların ciddi bir güvenlik sorunu yaratacağını belirterek, suçların yaklaşık yüzde 90’ının ‘kameraların tespiti ve bir sokaktan diğerine yapılan takip sayesinde ortaya çıkarıldığını’ söyledi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kameralara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Özellikle de yoğun yerinden edilme hareketleri ve sokak ile mahallelerde yaşanan olaylar nedeniyle güvenlik durumunun zorlaştığı bu dönemde” dedi. Aynı kaynak, bazı olaylarda savaş silahlarının da kullanıldığını ve buna bağlı olarak suç oranlarında artış ihtimali bulunduğunu belirterek, “Kameraların kapatılması ve devre dışı bırakılması kaçınılmaz olarak suçun yayılmasına yol açacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail’in saldırılarına ilişkin endişeler

Beyrut Menarti Derneği Başkanı Avukat Mervan Selam da Hizbullah’ın tutumuna ilişkin endişelerini dile getirdi. Selam, Beyrut sakinlerinden kendisine ulaşan başvurularda, Hizbullah’a bağlı güvenlik unsurlarının bazı dükkân ve bina sahiplerinden ‘güvenlik kameralarını sökmelerini ya da kapatıp internet ağından ayırmalarını’ istediğinin aktarıldığını söyledi.

sdvd
İsrail’in düzenlediği ve Hamas hareketinden bir liderin ölümüne yol açan hava saldırısının ardından Sayda’daki bir binadan duman yükseliyor. (EPA)

İsrail’in, Hizbullah yöneticilerini apartman daireleri ve mahallelerde hedef alarak takip ettiği bir dönemde, söz konusu uygulamanın bölge sakinlerinde kaygı yarattığını belirten Selam, “Mahalle halkı, bu önlemlerin Hizbullah yetkilileri ve mensuplarına bölgelerinde serbest hareket alanı sağlayacağından ve bunun da İsrail hava saldırılarıyla hedef alınma riskini artıracağından endişe ediyor” dedi. Selam, bu adımın özellikle kuyumcular, döviz büroları ve süpermarket gibi ticari işletmeler arasında ciddi bir tedirginliğe yol açtığını belirterek, “İşletme sahipleri, kameraların devre dışı kalmasını fırsat bilen çetelerin hırsızlık ve soygun girişiminde bulunmasından korkuyor” ifadesini kullandı. Aynı kaygının, binalara girip çıkanları bu kameralar aracılığıyla takip eden apartman yönetimleri için de geçerli olduğunu vurgulayan Selam, bilinmeyen kişilerin binalara sızması ve bunun güvenlik riskleri doğurması ihtimaline dikkat çekti.

Selam, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Vatandaşların endişelerini İçişleri ve Belediyeler Bakanı Ahmed el-Haccar’a ilettik. Kendisi konunun yakından takip edildiğini, ayrıca Lübnan İç Güvenlik Kuvvetleri bünyesindeki Bilgi Şubesi ve Lübnan Ordusu İstihbarat Müdürlüğü ile de sürecin izlendiğini bildirdi. Olayın gerçek boyutunun ortaya çıkarılması ve sorumluların belirlenmesi için derhal soruşturma başlatılmasını talep ettik” dedi.

Hizbullah’ın hareket özgürlüğü

Hizbullah’ın bu adımı atmasının arkasında birden fazla neden olabileceği belirtiliyor. Bilgi teknolojileri ve iletişim alanında uzman Amir et-Tabaş, Lübnan piyasasında yaygın olarak kullanılan birçok gözetim ekipmanının teknik olarak siber saldırılara açık olduğunu söyledi. Tabaş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, buna güvenlik kameraları ve bunlara bağlı kayıt cihazlarının (NVR) da dahil olduğunu belirterek, “Bu kameralar yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; yüksek hassasiyetli lenslere sahip olmalarının yanı sıra, ses kaydı yapabilen mikrofonlar da içeriyor” dedi. Tabaş’a göre, ‘düşman bir tarafın’ -özellikle İsrail’in- bu cihazlara sızması durumunda, söz konusu sistemler bulundukları sokaklarda veya kapsama alanı içindeki yerlerde olup biteni doğrudan ses ve görüntüyle aktaran bir araca dönüşebilir. Bu da kameraların fiilen hareketleri izlemek için kullanılabilecek bir gözetim aracına dönüşmesi anlamına geliyor.

sdvds
İki yerinden edilmiş kişi, Beyrut’taki bir mülteci kampına sünger yatak taşıyor. (EPA)

Tabaş, meselenin aynı zamanda sahadaki bilgilerin doğrulanmasıyla da ilgili olduğunu belirterek, “Örneğin hedef alınma ihtimali bulunan bir konvoyun geçtiği durumda, sokaklardaki çeşitli gözetim araçları aracılığıyla bunun askeri varlığı doğrulanabilir” dedi. Ona göre, yalnızca o noktadan geçen kişiler bile hedefin kimliğinin tespit edilmesine katkı sağlayabilir.

Tabaş, yüzün gizli olduğu durumlarda yüz tanıma teknolojisinin kullanılamayacağını, ancak başka yöntemlere başvurulabileceğini ifade etti. Bunlar arasında ‘kişinin konuşmasının kameralarca kaydedilmesi durumunda ses izi analizi, vücut hareketlerinin ve beden yapısının incelenmesi ile kimliğin doğrulanmasına yardımcı olabilecek çeşitli teknik göstergeler’ bulunuyor. Tabaş ayrıca sokaklardaki güvenlik kameralarının ‘canlı yayın (live feed)’ sağlayabildiğini ve bu sayede izlenen kişilerin hareketlerinin anbean takip edilebildiğini belirterek, bunun aynı anda bölge üzerinde uçan insansız hava araçlarıyla (İHA) eş zamanlı kullanılabileceğine dikkat çekti. Ona göre İHA’lar havadan görüntüleme ve gözetleme imkânı sunarken, sokak ve dar mahallelerdeki kameralar çok daha ayrıntılı bir izleme imkânı sağlayabiliyor.

fdvfd
Lübnan Dağı’nın Armon bölgesinde bir apartmanın vurulduğu yerin yakınında bulunan yerinden edilmiş kişiler (AFP)

Söz konusu tedbirler, 7 Mayıs 2008 Beyrut Olayları olarak bilinen olayları da hatırlatıyor. Bu olayların patlak vermesinin nedenlerinden biri, o dönem Lübnan hükümetinin Hizbullah’a ait özel telekomünikasyon ağıyla ilgili aldığı ve örgütün müdahale edilmesini reddettiği karardı. Aynı dönemde hükümetin, İçişleri Bakanlığı aracılığıyla Beyrut’ta görece yüksek gözetim kapasitesine sahip güvenlik kameraları kurmayı planlaması da gerilimi artıran bir diğer unsur olmuştu. Tabaş, bu adımların Hizbullah tarafından hareket alanını izlemeye yönelik bir girişim olarak değerlendirildiğini belirterek, bunun sonucunda Beyrut’un askeri olarak ele geçirilmesine yol açan gelişmelerin yaşandığını ifade etti. Tabaş ayrıca, Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın, 2024 yılında yaşanan son savaşın ilk haftasında akıllı telefonların kapatılması çağrısı yaptığını hatırlattı. Nasrallah’ın o dönemde akıllı telefonların düşman tarafından izleme ve takip faaliyetlerinde kullanılabilecek bir araca dönüşebileceği uyarısında bulunduğunu ve görüntü çekimi ile kamera kullanımına karşı da uyarı yaptığını belirtti.