İsrail Mısır-Gazze sınırını işgal peşinde

Mısırlı resmi bir kaynak Şarku’l Avsat’a tüm taraflarla temasların devam edeceğini açıkladı

Kuzey Gazze’den yerinden edilmiş Filistinliler, Mısır ile Gazze Şeridi’ni ayıran duvarın yakınında yürüyor (DPA)
Kuzey Gazze’den yerinden edilmiş Filistinliler, Mısır ile Gazze Şeridi’ni ayıran duvarın yakınında yürüyor (DPA)
TT

İsrail Mısır-Gazze sınırını işgal peşinde

Kuzey Gazze’den yerinden edilmiş Filistinliler, Mısır ile Gazze Şeridi’ni ayıran duvarın yakınında yürüyor (DPA)
Kuzey Gazze’den yerinden edilmiş Filistinliler, Mısır ile Gazze Şeridi’ni ayıran duvarın yakınında yürüyor (DPA)

İsrail’in Philadelphia Koridoru’na ve Refah Sınır Kapısı üzerinden Gazze Şeridi’ne yardımların girişine yönelik sert tavırları, Kahire'de öfkeyi artırırken, Mısırlı resmi bir kaynak Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Gazze’deki çatışmayı ve bunun sonucunda bölgede ortaya çıkan gerilimi kontrol altına almak için tüm taraflarla temaslara devam ediyoruz” dedi. Kaynak, İsrail’in son tavırlarının ve açıklamalarının Tel Aviv’deki kriz durumundan kaynaklandığını söyledi.  

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçen cumartesi günü yaptığı açıklamada ülkesinin, Gazze Şeridi ile Mısır’ı birbirine bağlayan Philadelphia Ekseni’nin askeri kontrolü konusunda henüz bir karar almadığını belirtti. “Hamas hareketini izole etmek için sınır bölgesinin kapatılması, Gazze’de devam eden savaşın hedeflerinden biri” diyen Netanyahu, “Güçlerin Philadelphia Koridoru’na aktarılması da dahil olmak üzere bir dizi seçenek var. Bunlar tartışıldı, ancak henüz bir karar alınmadı” şeklinde konuştu.

Netanyahu, “Philadelphia Koridoru’ndaki açığı kapatmadan Gazze’deki savaşı bitirmeyeceğiz” diyerek, “Silahlar bu güney boşluğundan Gazze Şeridi’ne girebilir” şeklinde konuştu.

Geçen cuma günü İsrail, Gazze Şeridi’ne yardım ulaştırılamamasından Mısır’ı sorumlu tuttu. Ayrıca İsrail’in avukatı, Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı önünde ‘Gazze Şeridi’ne erişimin Mısır üzerinden gerçekleştiğini’ söyledi.

Resmi bir Mısırlı kaynak, bu tür tavır ve açıklamaları, İsrail hükümetinin 7 Ekim’deki Hamas saldırısının ardından ulusal güvenlik kavramının ihlal edilmesiyle İsrail’deki kriz durumuna çözüm bulma arzusundan ve mevcut sağcı hükümetin krizi yönetememesinden kaynaklandığını belirtti.

Kaynak, “Kahire, bu tür durumlar için suçlama ya da uyarıda bulunabilir ama mesele bundan öteye gitmez” diyerek, “Mısır, Gazze’deki savaştan kaynaklanan gerilimlere karşı son derece itidalli ve bilge davranıyor. İsrail, Hamas, ABD ve İran dahil tüm taraflarla temaslar sürüyor” ifadelerini kullandı.

Mısırlı kaynak, “Mısır’ın bu konuda net sabiteleri var; Ateşkes, uluslararası meşruiyet ve iki devletli çözüm kararlarına dayalı bağımsız bir Filistin devletinin kurulması, Filistin iç cephesinin birleştirilmesi” dedi.

Mısır, savaşı sona erdirmek için sürekli arabuluculuk çabasında bulunuyor. Daha önce İsrail hapishanelerindeki bazı Filistinli mahkumların serbest bırakılması karşılığında Hamas hareketi tarafından tutulan bazı tutukluların serbest bırakıldığı 7 gün süren bir ateşkesin sağlanmasına katkıda bulunmuştu.

Resmi Mısır medyasının daha önceki bir haberine göre bir güvenlik kaynağı, "Kahire ile Tel Aviv arasında Philadelphia Ekseni ile ilgili herhangi bir koordinasyon olduğunu yalanlamıştı. Ancak ABD merkezli Wall Street Journal’ın cumartesi günü yayınladığı bir habere göre İsrail’in eksenle ilgili planları olduğu görülüyor. Gazete, haberinde İsrail’in sınır eksenini kontrol altına almak için askeri operasyon başlatmayı planladığını belirtirken, bu konuda Mısır’a bilgi verdiğini ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Ahmed Ebu Zeyd, cumartesi akşamı bir televizyon kanalında yayınlanan bir açıklamasında Mısır’ın hâlâ sınırlarının tam kontrolüne sahip olduğunu vurguladı. Sınırlarla ilgili konuların ilgili ülkeler arasındaki hukuk ve güvenlik anlaşmalarına tabi olduğuna dikkati çeken Ebu Zeyd, “Bu konuyla ilgili her türlü konuşma genellikle incelemeye tabidir ve beyan edilen pozisyonlarla yanıt verilir” dedi.

Mısırlı gazeteci ve Temsilciler Meclisi üyesi Mustafa Bekri, dün (14 Ocak Pazar) X üzerinden yayınladığı bir paylaşımda Netanyahu’nun kabadayılığını eleştirdi. “Mısır sınırlarını iyi kontrol ediyor” diyen Bekri, Netanyahu’yu Mısır’la uğraşmaya karşı uyarırken, “Sınırlarımız kırmızı çizgidir” ifadelerini kullandı.

Selahaddin Koridoru olarak da adlandırılan Philadelphia Koridoru, Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki sınırda, kuzeyde Akdeniz’den güneyde Kerem Ebu Salim sınır kapısına yaklaşık 14 km boyunca uzanan bir şerit.

Kahire Üniversitesi’nde Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ahmed Yusuf Ahmed, İsrail medyasında, Philadelphia Koridoru’nu kontrol etme arzusuyla ilgili iyi bilinen planların yanı sıra, Mısır’ın Hamas hareketine silah sağlamaktan sorumlu olduğu ve yardımlarının ulaştırılmasından sorumlu tutulduğu yönündeki resmi olmayan suçlamaların tekrarlanmasıyla birlikte “İsrail'in Gazze savaşındaki davranışı Mısır ile ilişkilerinde gerginliğe yol açtı” dedi. Dr. Ahmed Yusuf’a göre bu durum, Mısır ile olan yükümlülüklerinin açık bir ihlalidir ve elbette bu konu ilişkilerde gerginliğe yol açmıştır.

Prof. Dr. Yusuf, Mısır’ın genel ilkelerden ödün vermeden İsrail ile ilişkilerinde son derece itidalli davrandığını belirtirken, “Tel Aviv, Mısır’dan Philadelphia Koridoru boyunca sensörler yerleştirmesini ve insansız hava araçlarını uçurmasını istedi. Kahire, ilk talebi kabul etti, sonra ise reddetti” dedi. Prof. Dr. Ahmed Yusuf, “İsrail’in yaptığı şey, kesinlikle Mısır’ı İsrail ile ilişkilerini ‘barış anlaşmasını gözden geçirme kapısından değil, potansiyel bir tehlike kaynağı olarak’ yeniden değerlendirmeye itiyor” şeklinde konuştu.

Mısır parlamentosu, kriz hattına dahil olurken, Meclis Başkanı Müsteşar Hanefi Cibali, Gazze Şeridi sakinlerine yardım ulaştırılamaması nedeniyle Kahire’yi sorumlu tutan İsrail iddialarını yalanladı. Cibali, dün genel kurul açılışında yaptığı konuşmada “Bu iddialar tamamen yalandır. Bu, saf bir yalandan başka bir şey değildir. Aksine Mısır’ın bir yandan devam eden çatışmanın çözümünde, diğer yandan da Gazze Şeridi halkının acılarının azaltılmasında oynadığı role ilişkin uluslararası toplumun şahit olduğu somut bir gerçeklikten sapıyor” şeklinde konuştu.

Mısır, dün yardımların Gazze Şeridi’ne girişinin devam etmesini sağlamak için elinden gelen çabayı sarf ettiğini yineledi ve İsrail’i yardımların gelişini engellemekle suçladı. Mısır Devlet Enformasyon Servisi (SIS) Başkanı Diaa Rashwan, yaptığı basın açıklamasında “Refah kapısından yardım girişi, başlangıçtan beri bir engelle karşı karşıyaydı. Bu engel, geçişin malların değil bireylerin geçişine yönelik olmasıydı. Mısır, kamyonların geçişine izin vermek için yoğun ve acil teknik çabalarla bu engeli aştı” dedi.

Rashwan, “İsrail ordusu, Filistin tarafından sınır kapısına uzanan yolları en az 4 kez bombaladı. Bu da ilk aşamada sınır kapısının engellenmesine neden oldu” dedi.

Yetkili, “Yardımların girişlerine ilişkin son 100 gündür devam eden en büyük engel; Gazze Şeridi’ndeki diğer geçiş noktalarını işgal eden İsrail yetkililerinin, Gazze Şeridi toprakları üzerindeki askeri kontrolü nedeniyle, yardımların Filistin tarafına geçmesine izin vermeden önce denetlemeyi geciktirme inatçılığıdır” ifadelerini kullandı.

BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi Filistin Koordinatörü Jamie McGoldrick de geçen cumartesi akşamı BM internet sitesine yayınlanan bir açıklamasında bu durumu doğruladı. McGoldrick, “İsrail’in, yardım kamyonlarının Gazze Şeridi’ne girmesine izin vermek için bireylere ayrılmış Refah sınır kapısını kullanma konusundaki ısrarı, yardım faaliyetlerini engellemektedir” diyerek, diğer sınır kapılarının açılması çağrısı yaptı. McGoldrick, “Geçtiğimiz cuma günü Refah sınır kapısından 2,2 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi’ne 200 yardım kamyonu girdi. Bu, BM’nin bu geçiş yoluyla Gazze Şeridi’ne ulaştırdığı en büyük sayıdır” şeklinde konuştu.

SIS Başkanı ise Mısır tarafındaki Refah kapısının saldırı günlerinde ve öncesinde bir an bile kapatılmadığını ifade etti. Diaa Rashwan, “Refah kapısından Gazze’ye şu ana kadar 7 bin ton tıbbi yardımın yanı sıra 50 bin ton gıda, 20 bin ton su, 1000 çadır ve ihtiyaç malzemesi, 11 bin ton diğer yardım malzemesi, 88 yeni ambulans, 4,5 bin ton akaryakıt ve ev gazı ulaştırıldı” dedi. Şu ana kadar Refah’tan Gazze Şeridi’ne geçen tırların toplam sayısının ise 9 bine ulaştığına dikkati çekti.

Rashwan, “Aynı dönemde Mısır, 23 bin Filistinli, yabancı uyruklu ve çifte uyruklu kişinin geçişine ek olarak, Gazze’den bin 210 yaralı ve hastayı, yaklaşık bin 85 refakatçiyle birlikte Mısır hastanelerinde ve diğer bazı ülkelerde tedavi edilmek üzere kabul etti. 2 bin 623 Mısırlı da Gazze Şeridi’nde mahsur kaldı” açıklamasında bulundu.

Philadelphia Koridoru nedir?

Mısır yıllardır devam eden yasadışı geçişleri durdurmak için 2014 yılından beri Gazze Şeridi ile olan tünelleri kapatmaya çalışmış ve sınır şeridini tamamen boşaltarak Refah Şehri’ni yeni bir lokasyonda yeniden inşaa etmişti.

Oslo Görüşmeleri’ne göre doğrudan İsrail ordusu kontrolünde kalan yaklaşık 100 ila 200 metre genişliğindeki alanı kapsayan koridor Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki sınır boyunca uzanmaktadır. 2005 yılına kadar İsrail kontrolü altındaki yer alan sınır koridoru, bu tarihten itibaren kontrollü olarak Mısır’a bırakılmıştır. Ancak öncesinde 2004 yılının eylül ayında gerçekleştirdiği “Gökkuşağı Operasyonu” sırasında İsrail, bu koridor içindeki en az 1600 evi yerle bir etmiştir. Ayrıca söz konusu koridorun altına kazılan tünellerden silah kaçakçılığı yapıldığı yönündeki iddialara binaen bunu önlemek için duvarları ve zırhlı karakolları olan bir tahkimat sistemi kurmuştur. 2005 yılının eylül ayında İsrail ordusu Philadelphia Koridoru’nun kontrolünü günümüzde bölgenin güvenliğinden ve herhangi bir kaçakçılığın önlenmesinden sorumlu olan Mısır ordusuna teslim etmiştir. 2009 yılının ocak ayında İsrail, Dökme Kurşun Operasyonu adını verdiği saldırıda, söz konusu koridor içindeki 300 tane tüneli bombalayarak imha etmiştir. Ancak sonrasında bu hat üzerinde açılan yeni tünellerin varlığı sebebiyle bu kez Mısır yönetimi 2014 yılından itibaren bölgedeki tünellere yönelik operasyonla tümünü yerle bir etti.

Mısır tarafındaki sınır şeridinde olayların ortaya çıkmasından bu yana yoğun güvenlik önlemleri alındı. Mısır Ordusu Keşif Kolordusu eski Başkanı Tümgeneral Nasr Salim, “İsrail’in Gazze Şerdi’nde tüm uluslararası hukuku çiğneyecek ve ihlal edecek şekilde hareket ettiği” bilincine rağmen “Mısır’ın, sınırlarındaki hiçbir ihlali kabul etmeyeceğini “ vurguladı.

Şark’ul Avsat’a konuşan Salim, “Mısır’ın Gazze Şeridi ile olan sınırı tamamen güvenlik altındadır ve bu sınıra tünel açılması mümkün değildir. Dolayısıyla İsrail’in hamlelelerinin, farklı alanlarda kontrol ve varlık gösterme hedefine ulaşmaktan başka bir anlamı yoktur”  ifadelerini kullandı.

İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nin güneyine girdiği bölge “Camp David” Anlaşması kapsamında yer alması ve İsrail’in Gazze Şeridi’nden çekilmesinin ardından Filistin kontrolüne geçmeden önce tampon bölge olması nedeniyle izleniyor. Uzunluğu yaklaşık 14 km olup Kerem Ebu Salim geçişinden Akdeniz’e kadar uzanıyor.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.