Hizbullah vites düşürdü: Güney Lübnan’daki saldırılar azaldı

İsrail’in ateş gücü ve bölgesel hesaplamaların ortasında

Güney Lübnan’daki sınır kasabası Kafar Kila’da İsrail saldırısı sırasında tamamen yıkılan bir evden dumanlar yükseliyor (AFP)
Güney Lübnan’daki sınır kasabası Kafar Kila’da İsrail saldırısı sırasında tamamen yıkılan bir evden dumanlar yükseliyor (AFP)
TT

Hizbullah vites düşürdü: Güney Lübnan’daki saldırılar azaldı

Güney Lübnan’daki sınır kasabası Kafar Kila’da İsrail saldırısı sırasında tamamen yıkılan bir evden dumanlar yükseliyor (AFP)
Güney Lübnan’daki sınır kasabası Kafar Kila’da İsrail saldırısı sırasında tamamen yıkılan bir evden dumanlar yükseliyor (AFP)

İsrail kuvvetlerinin kullandığı savaş uçaklarının faaliyetleri, sürekli topçu bombardımanı ve insansız hava saldırıları karşısında Hizbullah’ın İsrail ordusuna yönelik operasyonlarının hızı, iki hafta önce sahada görülen hıza göre son günlerde azaldı.

Bu hafta başından bu yana Hizbullah’ın saldırıları, günlük yaklaşık 20 saldırıya tanık olunan önceki günlerin aksine en az beş ve en fazla sekiz saldırı arasında değişti. Bu durum, aynı zamanda son iki haftadaki can kayıplarında da azalmaya yol açtı. Öyle ki geçen hafta Hizbullah, yalnızca 1 savaşçının yasını tutarken, Hamas 1 savaşçısının öldürüldüğünü duyurdu ve İzzet İslamiyye Tugayları da geçtiğimiz Pazar günü 3 kişinin öldüğünü açıkladı.

Emekli Tuğgeneral ve siyasi ve askeri araştırmacı Halid Hamadeh, saha değişkenlerinden bağımsız olarak bu göstergeye bölgesel bir boyut kazandırdı. Öyle ki güney Lübnan’daki operasyonların hızı ile bölgesel sahne arasında kalıcı bir bağlantı olduğuna inandığını söylerken, “Hizbullah İsrail ile çatışmaya girdiğinde, Gazze’de açık bir cephe vardı. Hizbullah ve onun arkasında duran İran, olup bitenlere ortak olduğunu pazarlamak istiyordu. Operasyonların hızı, Gazze’yi desteklemek için gerekenlerle tutarlı olmasa da aslında Gazze’deki operasyonları destekliyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamadeh, “Kızıldeniz’deki gerilim, Washington’un bu Husi saldırılarıyla bir arada bulunacağına ve Kızıldeniz’de yaptıklarından bitkin düşeceğine inanan Tahran’ın beklemediği bir düzeye ulaştı. İran, İsrail gemileri karşısında imajını parlatabilir ve Gazze’de devam eden çatışmanın bir parçası olduğunu öne sürebilir. ABD’nin vereceği tepkinin beklenmemesi, Tahran’ı anlaşılmaz bahanelerle Erbil, Suriye ve Pakistan’ı bombalamaya zorladı. Bu da çatışmanın birden fazla cephede yayılmasına neden oldu. İran’ın ve bulunduğu alanların karşı karşıya olduğu zorluklar, sınır ötesi çatışmalardan daha belirgin hale geldi” açıklamasında bulundu.

Hamadeh, “Durumun İran’ın ayak uyduramayacağı veya ona istediğini veremeyeceği şekilde gelişeceği beklentisiyle bu durum, güneyde rasyonelleşmeyi gerektiriyor. Dolayısıyla belki de saha sonucu İran’a olumsuz yansıyacak ve onun çıkarına olmayacaktır. Operasyonların bu düşük temposu tüm bu değişen gerilimden kaynaklanıyor. Bunun için İsrail’in kuzey cephesinde bir tür sakinliğin sağlanması ve gerginliğin hafifletilmesi, durumun İran liderliğinin anlayamayacağı ve başa çıkamayacağı bir boyuta ulaşmasının önlenmesi gerekiyor” dedi.

Nicelik değil nitelik

Hizbullah, art arda yaptığı açıklamalarda hedeflediği noktalara ilişkin ayrıntılar açıklamıyor. Açıklamalar, çoğunlukla ‘mevziilerin uygun silahlarla hedef alınması’ veya ‘mevzii çevresinde toplanan düşman askerlerinin hedef alınması’ ile sınırlı. İki formüle göre Hizbullah, örneğin perşembe günü İsrail hedeflerine yönelik 5 saldırı, çarşamba günü 5 saldırı daha, salı günü 6 saldırı ve pazartesi günü 8 saldırı düzenlendiğini duyurdu. 10 gün önce yaşanan büyük artışın ardından saldırı sayısında belirgin bir düşüş yaşandı. Bu saldırılar, bir Hizbullah liderinin ve Hamas siyasi bürosu başkan yardımcısı Salih el-Aruri’nin suikastına yanıt olarak uzaktaki İsrail askeri tesislerinin bombalanmasını içeriyordu.

Hizbullah çevresine yakın saha kaynakları, bu saha göstergelerinin etkisini küçümserken, bunların ‘bir düşüşün sonucu olduğunu’ yalanladı. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Operasyonların hızı, sayıyla değil kaliteyle ölçülür” dedi. Kaynaklar ayrıca, “Hizbullah savaşçıları, hedefleri bulduklarında, özellikle de İsrailliler sabit mevzilerini terk ettikten, yerleşim yerlerinin yakınında veya konutlarda alternatif mevzilere geçtikten, araçlarını ve tanklarını bıraktıktan sonra hedeflere ateş açıyor” dedi. Kaynaklar, Hizbullah savaşçılarının İsrail’in bölge semalarını terk etmeyen dronlarına ve savaşçılarına yönelik saldırılarından kaynaklanan tehlikelere rağmen sahada bulunduğunu, önlerine çıkan her türlü İsrail hedefine ateş açtığını, gözetlemeyi ve sürekli hedeflemeyi yoğunlaştırdığını belirtti.

Dün (19 Ocak Cuma) akşamı itibarıyla Hizbullah, aralarında İsrail askerlerinin Lübnan Şeba Çiftlikleri’ndeki Summaga ve er-Ramsa bölgeleri arasında konuşlanma noktasının da bulunduğu üç saldırının Burkan füzesiyle gerçekleştirildiğini duyurdu. Bu füzenin 300 ila 500 kg arasında savaş başlığı taşıdığı, büyük imha kapasitesine sahip olduğu ve kısa mesafelerden fırlatıldığı biliniyor. Aynı şekilde Hizbullah, Burkan füzesiyle Hirbet Maar üssü yakınında İsrail askerlerinin konuşlandığı mevziyi doğrudan hedef aldığını ve ayrıca Nazer Dağı’nda toplanan İsrail askerlerini de füze silahlarıyla hedef aldığını açıkladı.

Hizbullah ve Lübnan’daki herhangi bir taraf, Akka’ya yönelik drone saldırısının sorumluluğunu üstlenmedi. İsrail ordusu, “Lübnan’dan ülkenin kuzeyindeki deniz alanından (Akka bölgesinden) bir drone geçti ve hedef Demir Kubbe sistemi kullanılarak durduruldu” dedi. İsrail ordusu ayrıca, “Savaş uçakları, Lübnan’ın güneyindeki Ramyeh bölgesinde Hizbullah’a ait fırlatma sahalarına, askeri binalara ve altyapıya saldırdı” ifadelerini kullandı.

İsrail’in ateş gücü

Bu gelişme, İsrail’in benimsediği ateş gücünün artan hızının bir göstergesi sayılıyor. Lübnan Ulusal Haber Ajansı’nın (NNA) haberine göre İsrail uçakları, dün sabah Cebel Balat’ı, Ramyeh kasabasının ormanlarını ve Ayta eş-Şaab eteklerindeki Hallet Varda’yı hedef alan 12 hava saldırısı gerçekleştirdi. Ajans ayrıca, işgalcilere ait uçakların havadan karaya çok sayıda füze fırlattığını açıkladı. Aynı şekilde insansız hava araçları, Bint Cebel bölgesindeki et-Tiri, Kunine ve Beyt Yahoun kasabaları arasındaki bölgeye 6 füze saldırısı düzenledi. İsrail bombardımanında Kafar Kila’da bir ev yıkıldı, çevredeki diğer evler de hasar gördü.

İsrail baskısı

Savaşı sona erdirmeye yönelik diplomatik çözümün bocaladığı bir dönemde çatışmalar devam ediyor. Bu çerçevede Safed yakınlarındaki sınır kasabalarından tahliye edilenler de dahil olmak üzere onlarca kuzey İsrail sakini protesto gösterisi düzenledi ve hükümetin evlerine dönmelerine izin verecek bir çözüm bulması çağrısı yaptı.

İsrail Güvenlik Bakanı Yoav Gallant, ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ile bir araya geldiğini açıkladı. Gallant, Austin’e ‘İsrail’in, kuzeyde yaşayanları güvenli bir şekilde evlerine döndürmeye kararlı olduğu ve bu konuda belirleyici bir noktaya yaklaştıkları’ bilgisi verdiğini dile getirdi. Aynı şekilde Gallant, Hizbullah’ı doğrudan tehdit ederek, “İsrail, bunu çözüm yoluyla gerçekleştirmeyi tercih ediyor. Ancak buna paralel olarak bu konuyu askeri güç yoluyla da uygulamaya hazırlanıyor” dedi.



Şarku’l Avsat, Gazze ile ilgili yeni önerinin ayrıntılarına ulaştı: Ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasına ilişkin 15 madde

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda su temin etmeye çalışan Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda su temin etmeye çalışan Filistinliler (AFP)
TT

Şarku’l Avsat, Gazze ile ilgili yeni önerinin ayrıntılarına ulaştı: Ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasına ilişkin 15 madde

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda su temin etmeye çalışan Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda su temin etmeye çalışan Filistinliler (AFP)

Şarku’l Avsat, Gazze Barış Kurulu temsilcileri tarafından hazırlanan öneriye ilişkin ayrıntılara ulaştı. Söz konusu temsilciler arasında Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov ile Mısır, Katar ve Türkiye’den arabulucuların yanı sıra ABD de yer alıyor. Öneri, özellikle Gazze Şeridi’nin silahsızlandırılmasına odaklanıyor.

‘Yol haritası’ başlığını taşıyan belge, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’nde kapsamlı barış planının uygulanmasını tamamlamayı amaçlıyor. Belgede, 10 Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının hayata geçirilmesine yönelik 15 madde yer alıyor.

Hamas’tan üst düzey bir kaynak Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu önerinin İsrail’e de iletildiğini belirtti. Kaynak, tüm tarafların teklif hakkındaki yanıtlarının ele alınacağı toplantıların bugün Kahire’de başlayabileceğini ifade etti.

Kaynak, Hamas’ın konuya ilişkin iç istişareler yürüttüğünü söyledi, ancak sunacakları nihai tutuma dair ayrıntı vermekten kaçındı.

Diğer kaynaklar, Mladenov’un dün Mısır’a geçmeden önce İsrail’i ziyaret ederek sunulan belgeye ilişkin İsrail’in tutumu hakkında görüşmeler yapacağını bildirmişti.

Belgede, ‘Uygulamanın Doğrulanması’ adı verilen bir komitenin kurulması öngörülüyor. Söz konusu komitenin, Mladenov tarafından oluşturulacağı; garantör ülkeler, uluslararası istikrar gücü ve Barış Kurulu temsilcilerinden oluşacağı belirtiliyor. Komitenin, tarafların yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamakla görevli olacağı ve güçlendirilmiş bir izleme mekanizmasıyla destekleneceği ifade ediliyor.

sdfvfr
Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov (Reuters)

Belgenin ilk maddesinde ise tüm tarafların Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararını ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından sunulan kapsamlı planı eksiksiz uygulamasının önemi vurgulanıyor. Bu iki unsurun, uluslararası düzeyde mutabık kalınmış bir çerçeve oluşturduğu ve sürecin yürütülmesinde rehber alınacağı kaydediliyor. Ayrıca bunun; sivil yaşamın yeniden tesisi, Filistin yönetiminin güçlendirilmesi, yeniden imar, güvenlik ve ekonomik toparlanmanın sağlanması ile kendi kaderini tayin hakkı ve Filistin devletine giden güvenilir bir sürecin oluşturulmasına zemin hazırlayacağı ifade ediliyor.

Belge, Hamas ve diğer Filistinli gruplar tarafından kısa süre önce dile getirilen taleplerin karşılanmasını öngörüyor. Buna göre İsrail’in, anlaşmanın ilk aşamasından kalan tüm yükümlülükleri eksiksiz ve gecikmeksizin yerine getirmesi şart koşuluyor. Bu sürecin, ikinci aşamaya geçilmeden önce Uygulamanın Doğrulanması Komitesi tarafından denetleneceği belirtiliyor.

Belgeye göre, ikinci aşamanın herhangi bir maddesine geçiş, bir önceki aşamaya ilişkin tüm yükümlülüklerin tamamlanmasına bağlı olacak. Bu süreç, komitenin gözetim ve denetimi altında yürütülecek.

Belge ayrıca, Barış Kurulu’na Gazze Şeridi’nin yönetimi, yeniden inşası ve kalkınmasının denetlenmesi için yetki verilmesini öngörüyor. Bu yetkinin, reformdan geçirilmiş bir Filistin yönetiminin sorumlulukları devralmasına kadar geçerli olacağı ve Filistin devletinin kendi kaderini tayin sürecine giden güvenilir bir yolun oluşturulmasına zemin hazırlayacağı ifade ediliyor.

Belgede, Barış Kurulu’nun ayrıca, uluslararası istikrar gücünün kurulması ve planın hedeflerinin hayata geçirilmesi için gerekli düzenlemeleri yapma yetkisine sahip olacağı kaydediliyor.

Belge, Hamas veya diğer Filistinli grupların Gazze Şeridi’nin yönetiminde doğrudan ya da dolaylı herhangi bir rol üstlenmeyeceğini açıkça vurguluyor. Buna karşılık, sivil bakanlıklarda görev yapan mevcut çalışanların (Hamas kadroları) yasal ve adil biçimde ele alınacağı, tüm haklarına saygı gösterileceği belirtiliyor.

Belge, Gazze Şeridi’nin ‘tek otorite, tek yasa ve tek silah’ ilkesi doğrultusunda yönetilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Bu kapsamda, silah bulundurmanın yalnızca Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından yetkilendirilen kişilerle sınırlı olacağı, tüm silahlı grupların ise askeri faaliyetlerini durduracağı ifade ediliyor.

Ayrıca, yeni eğitilmiş polis unsurlarının mevcut polis teşkilatına entegre edileceği ve tamamının güvenlik taramasından geçirileceği belirtiliyor. Gerekli kriterleri karşılamayanlara silahsız alternatif görevler veya tazminat paketleri sunulacağı, polis envanterindeki tüm silahların ise komitenin Gazze’ye girişinin ardından onun kontrolüne devredileceği kaydediliyor.

fdv
Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, İsrail füzesinin isabet ettiği bir aracı inceliyor. (DPA)

Belgede, silahların sınırlandırılması konusunun kademeli ve aşamalı bir süreçle ele alınacağı belirtiliyor. Bu sürecin, üzerinde mutabık kalınan uygulama takvimine uygun şekilde yürütüleceği; Barış Kurulu ile Uygulamanın Doğrulanması Komitesi tarafından izlenip destekleneceği ifade ediliyor.

Belgede, söz konusu sürecin Filistin liderliğinde yürütüleceği ve silahların Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne devredileceği kaydediliyor. Tüm silahlı grupların altyapının kayıt altına alınması ve silahların toplanması sürecine katılacağı, ancak silahların İsrail’e teslim edilmesinin şart koşulmadığı vurgulanıyor. Sürecin, ilgili komite tarafından denetleneceği ve izleneceği belirtiliyor.

Belgeye göre, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi; silahların kaydı, ruhsatlandırılması, iptali ve ruhsatsız silahların toplanması konusunda tek yetkili merci olacak. Bu düzenlemelerin ağırlıklı olarak bireysel silahları kapsadığı ifade ediliyor.

Ayrıca, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin kademeli bir süreç içinde geri satın alma programları, yeniden entegrasyon ve sosyal destek mekanizmalarını devreye alacağı; Filistinli grupların da bu süreçte komiteyle iş birliği yapmasının beklendiği belirtiliyor.

Belgede, silahlı unsurların kişisel silahlarını teslim etmesinin, milis güçlere ait silahların teslimiyle eş zamanlı gerçekleşeceği kaydediliyor. Bunun, uygun güvenlik koşullarının sağlanması ve polisin bireysel güvenliği teminat altına alabilecek kapasiteye ulaşmasıyla mümkün olacağı vurgulanıyor.

Belgeye göre, iç çatışma ve şiddeti önlemek amacıyla bir ‘toplumsal barış anlaşması’ imzalanacak. Bu kapsamda güç gösterileri, askeri geçit törenleri ve silahlı gösteriler yasaklanacak, ayrıca her türlü misilleme eyleminin önüne geçilecek.

Uluslararası istikrar gücünün rolüne ilişkin olarak belge, bu gücün İsrail kontrolündeki bölgeler ile Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin kontrolündeki alanlar arasında konuşlandırılacağını belirtiyor. Söz konusu gücün polislik faaliyetlerinde bulunmayacağı, ancak silahların sınırlandırılması sürecine, insani operasyonlara destek verebileceği ve bu faaliyetlerin korunmasını sağlayabileceği ifade ediliyor.

Belgede ayrıca, İsrail’in Gazze Şeridi sınırlarına doğru aşamalı olarak çekilmesinin öngörüldüğü, bunun ise üzerinde mutabakata varılacak ve uygulanabilir bir takvime bağlanacağı kaydediliyor. Bu çekilmenin, silahların sınırlandırılması sürecinde kaydedilen ve doğrulanan ilerlemeye bağlı olacağı vurgulanıyor.

Belgeye göre, silahların sınırlandırıldığı bölgelerde meydana gelebilecek güvenlik ihlalleri Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından ele alınacak.

Ayrıca belge, Gazze Şeridi’nin yeniden imarının, bu sürecin uygulandığı ve fiilen Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin yönetimi altında bulunan bölgelere inşaat malzemelerinin girişine izin verilmesiyle gerçekleştirileceğini öngörüyor.


Irak’ta bakanlık koltukları maratonu başladı

Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)
Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)
TT

Irak’ta bakanlık koltukları maratonu başladı

Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)
Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)

Irak’ta yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, nüfuz için yoğun rekabet içindeki siyasi güçler arasında bakanlık dağılımı sürecini başlattı.

Iraklı kaynaklar, Koordinasyon Çerçevesi İttifakı tarafından seçilen ve belirgin bir siyasi profili bulunmayan Zeydi’nin, hükümeti 30 gün içinde kurmak üzere ön görüşmelere başladığını aktardı. Kaynaklar Şarku’l Avsat’a “Resmî görevlendirme yazısını aldığı andan itibaren destek görmesine rağmen bu görevi başarıyla tamamlayıp tamamlayamayacağını söylemek için henüz erken” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynaklara göre Zeydi’nin adaylığı, Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki ile görev süresi sona eren Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani arasında varılan bir uzlaşının sonucu olarak ortaya çıktı.

Londra ve Paris, dün Zeydi’nin görevlendirilmesini memnuniyetle karşıladı. Ancak Amerikan kaynaklarına göre Washington, Bağdat’a yönelik tutumunu, başta grupların silahları olmak üzere temel dosyalarda ilerleme sağlanmasına bağlayarak, “kişilerin geçmişinden ziyade bu konuların çözümüne” odaklanıyor.


BM, Sudan savaşında cinsel şiddetin bir silah olarak kullanılmasının sonuçları konusunda uyardı

 Sudanlı bir kadın, Sudan'daki savaşın dördüncü yıl dönümü anısına Kenya'nın Nairobi kentinde düzenlenen bir etkinlikte pankart taşıyor, 15 Nisan 2026 (AP)
Sudanlı bir kadın, Sudan'daki savaşın dördüncü yıl dönümü anısına Kenya'nın Nairobi kentinde düzenlenen bir etkinlikte pankart taşıyor, 15 Nisan 2026 (AP)
TT

BM, Sudan savaşında cinsel şiddetin bir silah olarak kullanılmasının sonuçları konusunda uyardı

 Sudanlı bir kadın, Sudan'daki savaşın dördüncü yıl dönümü anısına Kenya'nın Nairobi kentinde düzenlenen bir etkinlikte pankart taşıyor, 15 Nisan 2026 (AP)
Sudanlı bir kadın, Sudan'daki savaşın dördüncü yıl dönümü anısına Kenya'nın Nairobi kentinde düzenlenen bir etkinlikte pankart taşıyor, 15 Nisan 2026 (AP)

Birleşmiş Milletler’e bağlı kuruluşlar ve yerel sivil toplum örgütleri, Sudan’da tecavüz ve diğer cinsel şiddet türlerinin yaygın biçimde savaş silahı olarak kullanılmasının, özellikle mağdurların ruh sağlığı üzerinde ağır sonuçlar doğurduğu uyarısında bulundu.

Sudan’da Nisan 2023’ten bu yana ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında süren çatışmalar, on binlerce kişinin ölümüne ve yaklaşık 11 milyon insanın yerinden edilmesine yol açtı. Çatışmalarla birlikte cinsel şiddet vakalarında da keskin bir artış yaşandığı bildiriliyor.

Şarku’l Avsat’ın Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü’nün (MSF), geçen ay yayımladığı rapordan aktardığına göre, Ocak 2024 ile Kasım 2025 arasında Kuzey ve Güney Darfur’da örgütün destek verdiği sağlık merkezlerine cinsel şiddet mağduru en az 3 bin 396 kişinin başvurdu. Kuruluş, bu suçların Sudan’daki çatışmanın “ayırt edici bir özelliği” haline geldiğini vurguladı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise mevcut verilerin “yalnızca buzdağının görünen kısmı” olduğuna dikkat çekti.

WHO’da toplumsal cinsiyete dayalı şiddet birimi sorumlusu Avni Amin, Cenevre’de BM merkezinde düzenlenen etkinlikte yaptığı açıklamada, tecavüz sonrası destek hizmetlerine erişimin son derece zor olduğunu belirtti. Amin, güvensizlik, çalışan sağlık tesislerine erişimde yaşanan zorluklar, mağdurları çevreleyen ağır damgalama ve yeterli eğitimli sağlık personeli eksikliğine dikkat çekti.

Amin, “Konuşan her bir kadına karşılık, muhtemelen sessizce acı çeken sekiz ya da dokuz kadın daha var” ifadesini kullandı.

Sudan, dünyanın en büyük iç göç dalgasını kaydetti (Reuters)Sudan, dünyanın en büyük iç göç dalgasını kaydetti (Reuters)

Hiçbir güvenlik yok

Darfur Kadınlar Çalışma Grubu’ndan Nimet Ahmedi, mağdurların toplu tecavüzler sonrası tıbbi yardım ararken karşılaştıkları korkunç koşulları anlattı. Ahmedi, bu saldırıların çoğu zaman ciddi tıbbi komplikasyonlara yol açtığını söyledi.

Darfur’da barış zamanlarında bile bu tür vakalara müdahale edebilecek az sayıda doktor bulunduğunu hatırlatan Ahmed, “Bugün neredeyse hiç yoklar” dedi.

Ahmedi, sağlık merkezlerine ulaşmak zorunda kalanların da “hiçbir güvenliğe sahip olmadığını” belirterek, hastanelerin çoğunun çatışan tarafların kontrolünde olması nedeniyle mağdurların tedavi aramaktan çekindiğini ifade etti.

Ayrıca Darfur’da bir hastaneye giren HDK mensuplarının bir sağlık çalışanını tecavüz ettikten sonra öldürdüğünü ifade etti.

Güvenlik sorunları ve insani yardım bütçelerindeki kesintiler nedeniyle uluslararası yardım kuruluşlarının bölgeden çekilmesinin durumu daha da kötüleştirdiğini belirten Ahmedi, kadınların yönettiği küçük kuruluşların kaynak bulmakta zorlandığını ve “insanların hayatını kaybettiğini” söyledi.

Tecavüz korkusuyla intihar

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu İnsani Müdahale Direktörü Shoko Arakaki, cinsel şiddet mağdurlarının 72 saat içinde tıbbi bakım almasının “son derece hayati” olduğunu vurguladı.

Ancak Sudan’da ne yeterli hizmet ne de gerekli ilaçların bulunduğunu belirten Arakaki, mağdurlar için psikososyal desteğin de acil bir ihtiyaç olduğunu ifade etti.

Arakaki, intihar oranlarının yüksek olduğuna dikkat çekerken, resmi verilere ulaşmanın zor olduğunu kaydetti. Ahmedi de özellikle Cezire eyaletinde birçok kadının tecavüze uğrama korkusuyla intihar ettiğine dair bilgilere sahip olduğunu söyledi.

WHO’dan Amin ise ruh sağlığı desteğinin sistematik biçimde entegre edilmesi gerektiğini belirterek, bu tür şiddetin hem mağdurlar hem de tanıklar üzerinde uzun vadeli etkiler bıraktığını vurguladı.

Amin, “Diğer çatışmalardan biliyoruz ki etkiler sadece uzun vadeli değil, nesilden nesile aktarılıyor. Buna hazırlıklı olmalıyız” ifadelerini kullandı.