Irak’ın egemenliği: Aşağılanana, aşağılanmak kolaydır

İran’ın müzakerelerden geri adım atıp füzelere yöneldiği görünüyor.

İran’ın 17 Ocak’ta Erbil’i bombalaması sonucu tahrip olan bir aracın önünde duran Kürt güvenlik güçleri mensubu (AFP)
İran’ın 17 Ocak’ta Erbil’i bombalaması sonucu tahrip olan bir aracın önünde duran Kürt güvenlik güçleri mensubu (AFP)
TT

Irak’ın egemenliği: Aşağılanana, aşağılanmak kolaydır

İran’ın 17 Ocak’ta Erbil’i bombalaması sonucu tahrip olan bir aracın önünde duran Kürt güvenlik güçleri mensubu (AFP)
İran’ın 17 Ocak’ta Erbil’i bombalaması sonucu tahrip olan bir aracın önünde duran Kürt güvenlik güçleri mensubu (AFP)

İyad el-Anbar

Siyasi kazanımların artması konusundaki çatışmalar siyasetin ABC’lerinden biri olarak haklı görülebilir. Tutkulu konuşmalar kitlelerin ilgisini çekmenin siyasi bir yolu olarak meşrulaştırılabilir. Ancak devlet egemenliği kavramı ve onun üstün çıkarları konusundaki anlaşmazlık, yalnızca egemenliği zaman zaman ihlal edilen Irak’ta yaşanıyor ve çoğu siyasetçi suskunluğa başvuruyor. İnsanlar yabancı nüfuzu meşrulaştıran bir yönetici sınıftan etkilendiğinde, dış müdahaleleri meşrulaştırmaya çalıştığında ve bunların mezhep çıkarına olduğunu düşündüğünde elbette egemenliğin bir anlamı kalmıyor. Aslında bu kelime, onu siyasi sözlüklerinde yabancı bir kelime olarak gören birçok politikacı için rahatsız edici hale geliyor.

Egemenliğin, devletin ulusal güvenliğini koruma anlayışının fiili vücut bulmuş hali olması gerekir ve siyasi gerginliklere ve parti liderlerinin ruh hallerine tabi olamaz. Hiçbir durumda iç anlaşmazlıklar hâkim olamaz ve ülke vatandaşlarının toprak bütünlüğünü, güvenliğini ve istikrarını etkileyen bir konuda tek bir ulusal tutumun ortaya çıkmasını veya dış bir tehdit karşısında iç çatışmaların galip gelmesini engelleyemez.

Ancak Irak gibi bir ülkede egemenliğin ihlali haber bültenlerinin ana konusu, sosyal paylaşım siteleri için de zengin bir konu haline geldi. Buralarda egemenlik meselesinin yaygın şekilde duyar olduk. Ama biz bu egemenliği, yabancı ülkelerle olan ilişkilerimizle bağlantılı olarak ya da devletin toprakları ve vatandaşları üzerinde tek başına iradesi olan en yüksek ve mutlak otorite olarak algılamıyoruz. Kim Irak’ı balistik füzelerle bombalamak isterse, askerî harekât yapmak isterse, ona sınırlar açıktır. Yeter ki ‘Irak’ın oğullarından’ bazıları müdahaleleri meşrulaştırma ve kutlama görevini üstlensin, ‘saldırının kurbanları Irak egemenliği ve siviller olsa bile’ saldırgan ülkeleri kendi ulusal güvenliklerini savunuyormuş gibi nitelesin!

İran ve füze dünyasına dönüş kararı

Merhum İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani (ö. 2017) şu ünlü sözün yazarıydı; “Yarının dünyası füzelerin dünyası değil, müzakerelerin dünyasıdır.” Görünen o ki, İran’ın bugün müzakerelerden çekilerek, tepkilerle sınırlı politikalara dönüşen dış politika gündemini uygulamak için füzelere yöneldiği, İran içinde maruz kaldığı saldırılara ve güvenlik ihlallerine tepki arenası olmayı seçtiği görülüyor.

İran, bölgedeki husumetinde geri dönülmez bir noktaya ulaştı. Aynı şekilde karşılık vermeyeceklerini çok iyi bilerek, füze saldırılarını kasıtlı olarak kırılgan ülkelere yönlendiriyor.

İran’ın Irak’a yönelik dış politikası çelişkili görünüyor. İranlı liderler, eski İran bakanı Haydar Moslehi’nin belirttiği gibi, Bağdat da dahil olmak üzere dört Arap başkenti üzerinde kontrollerini ilan ettiler. Irak’ın ‘İran İmparatorluğu’nun bir parçası olduğunu öne süren benzer başka ifadeler de var. Ancak şiddetli bir güvenlik şokuna maruz kaldığında Irak topraklarından başka tepki verecek alan bulamıyor!

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda (Reuters)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda (Reuters)

Peki, bir yandan Irak’ı Mossad’ın karargâhına ev sahipliği yapmakla ve İran’ı hedef alan istihbarat operasyonları yürütmekle suçlarken, bir yandan da Irak üzerindeki nüfuz ve kontrol hakkındaki konuşması uyumlu mu?

İran, General Kasım Süleymani suikastının dördüncü yıldönümünde İran’ın güneydoğusundaki Kirman bölgesinde meydana gelen terör saldırısına misilleme olarak Irak’ı füzelerle bombalamayı seçti. İran liderliği, kendi deyimiyle ‘Siyonist-Amerikan eksenini’ suçladı. Dini Lider Ali Hamaney, cevabın sert olacağını söyledi. İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Siyonist varlığı uyardı ve onu, Kirman’da işlediği suçun bedelini pişman olacağı ağır bir bedelle ödemekle tehdit etti. Ancak nihayetinde Kürt iş adamı Peşrew Dizayi’nin Erbil’deki evi bombalandı ve Dizayi aile fertleriyle birlikte hayatını kaybetti!

Özellikle de İran’ın Aksa Tufanı’ndan kendini temize çıkarma ve Filistinlilere destek ve savunuculuk içeren açıklama ve konuşmalarla sınırlı kalma girişiminden sonra, Irak’ın egemenliğini ihlal eden füze saldırısı, savaş çemberinin genişletilmesi ve İsrail’in Filistin’de Gazze Şeridi’ne karşı başlattığı savaşla sınırlandırılmaması yönündeki tehditlerin tırmanması açısından Orta Doğu bölgesinin tanık olduklarından ayrı okunamaz. Öyle görünüyor ki, İran kararını verdi ve doğrudan İsrail’e karşı savaşa girmemeyi, Direniş Ekseni içindeki ajanlarının ve yandaşlarının saldırılarıyla yetinmeyi seçti. Kendi ülkesinde saldırılara veya İran dışında askeri liderleri suikasta maruz kalsa bile, Rıza Musavi suikastında olduğu gibi tepki itibarı kurtarmak ve aynı şekilde karşılık vermemek olacak. Hatta İran’ın askeri gücünün caydırıcı olarak sergilenmesi bile söz konusu değil!

İran, bölgedeki husumetinde geri dönülmez noktaya ulaştı, Irak lehçesinde belirttiğimiz gibi ‘eşkıya’ üslubuyla davranıyor. Füze saldırılarını kasıtlı olarak, aynı şekilde karşılık vermeyeceğini çok iyi bildiği kırılgan ülkelere yönlendiriyor. Ancak bunun karşılığında İsrail, İran’a yönelik tehdidini ve onunla savaşa girmeye hazır olduğunu ilan ediyor. İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz göreve başlarken ‘İran’a karşı Üçüncü Dünya Savaşı yürüttüklerini’ söylemişti.

Neden Erbil?

İran’ın füzelerini neden Irak Kürdistanı’ndaki Erbil vilayetine yönelttiğine dair şu ana kadar kesin bir bilgi bulunmuyor, özellikle de füzelerin hedefi bölgenin en önemli iş adamlarının evi iken. 2022 yılında Kar Group’un sahibi iş adamı Şeyh Baz’ın evi hedef alındı. 2024 yılında ise hedefi inşaat, petrol ve doğalgazın yanı sıra güvenlik sektöründe faaliyet gösteren Falcon Group’un sahibi iş adamı Peşrew Dizayi’nin evi idi. Konunun hipotezlerinin tartışılması gerekiyor.

Öyle görünüyor ki petrol meselesi ve İsrail ile petrol kaçakçılığı ya da ticaretine ilişkin konuşmalar, enerji alanında ekonomik faaliyet gösteren iş adamlarına tekrarlanan füze saldırılarının gizemini çözmenin anahtarıdır.

İran’ın anlatısı güvenilirlik testine tabi değil. Çünkü bilgi ve teknoloji devrimi ışığında istihbarat çalışmalarının başka ülkelerdeki sabit ve istikrarlı karargahlarda olmasına gerek yoktur. Ayrıca, güvenlik sızmalarına karşı daha bağışık ve dirençli birçok kurum varken, neden iş adamlarının evleri operasyonların karargâhı oluyor?

Füzelerin, Mossad ile iş yapma suçlamasının ötesinde bir mesaj verdiği görülüyor. Görünen o ki, petrol meselesi ve İsrail’le petrol kaçakçılığı ya da ticaretine ilişkin konuşmalar, enerji alanında ekonomik faaliyet gösteren iş adamlarına tekrarlanan füze saldırılarının gizemini çözmenin anahtarıdır.

İran’a sadık Iraklılar, ABD ve İngiltere’nin 13 Ocak’ta Husilere yönelik saldırılarını protesto etmek için Bağdat’taki Tahrir Meydanı’nda gösteri yapıyor (AFP)
İran’a sadık Iraklılar, ABD ve İngiltere’nin 13 Ocak’ta Husilere yönelik saldırılarını protesto etmek için Bağdat’taki Tahrir Meydanı’nda gösteri yapıyor (AFP)

Kpler Veri Analiz Şirketi tarafından yayınlanan raporlar da dahil olmak üzere, Kürdistan bölgesinden İsrail’e petrol ihracatıyla ilgili birçok hikâye ve rapora rağmen petrol şirketinin Irak Kürdistanı’ndaki faaliyetleri ve İsrail’e petrol ihracatıyla ilişkisi hakkında ayrıntılı bilgi kesin ve şeffaf bir şekilde mevcut değil. Öyle görünüyor ki İran, İsrail ile ticari ilişki içinde olmakla suçlanan herkese bir uyarı mesajı göndermek istiyor.

Egemenliğin yıkıntılarına ağıt yakılıyor

Açıklamalar düzeyinde Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani’nin İran’ın füze saldırısına ilişkin açıklaması güçlü ve önceki başbakanların açıklamalarından farklıydı. Sudani, Erbil’deki saldırıyı ‘Irak’a yönelik açık bir saldırı eylemi ve iki ülke arasındaki güçlü ilişkileri baltalayan tehlikeli bir gelişme’ olarak nitelendirdi.

Iraklılar şu ana kadar bu açıklamayı ve Dışişleri Bakanlığı’nın Güvenlik Konseyi’ne dava açma yönündeki adımlarını memnuniyetle karşıladı. Ancak bu açıklamaların sahada eylemlere dönüştürüleceği yönündeki beklenti devam ediyor. Hükümetin İran, Türkiye ve ABD saldırılarının tekrarını önleme konusundaki güvenilirliğini kanıtlama sorunu devam ediyor. Ayrıca Irak’ın egemenliğine yönelik saldırı soruşturma komitesine ihtiyaç duymazken, görevi, İran’ın suçlamalarını reddetmek olan soruşturma komiteleri oluşturmak yeterli değil!

Bizi hayal kırıklığına uğratan şey, Irak’ın egemenliğinin ihlaline yönelik caydırıcılığın olmayışı değildir. Daha ziyade siyasi güçlere bağlı davulcular korosunun öne sürdüğü saçma gerekçelerdir.

Ancak diğer taraftan İran’la yakın ilişkileriyle bilinen koordinasyon çerçevesinin liderleri tarafından herhangi bir açıklama yapılmadı. Ayrıca silahlı grupların karargahlarına veya liderlerine yapılan herhangi bir ABD saldırısının ardından açıklama yapma alışkanlığının aksine, pek çok siyasi lider de Irak’ın egemenliğine yönelik saldırıyı kınamayı ve açıklama yapmayı değil, sessiz kalmayı tercih etti.

Bu nedenle, egemenlik meselesinin devlet kavramıyla bağlantılı bir aksiyom olması gerekirken, siyasi ve medya elitlerinin atışmalarında da bu meselenin tartışmalı olduğu anlaşılıyor. Ancak devletsizlik gerçeğine daha yakın bir siyasal oluşumda yaşadığımız için egemenlik kavramının, gerçekçiliği açısından yeniden ele alınması gerekmektedir. İran’ın dış müdahalelerini eleştirmek istediğinizde cevap hazır; Türkiye müdahale etmiyor mu, Amerika müdahale etmiyor mu, Körfez ülkeleri Irak’a müdahale etmiyor mu?!

Müdahalelerin kabul edilebilirliği

Bu yanıtlara göre pek çok siyasetçi ve elit, dış müdahaleleri normal bir durum olarak tanıtmaya çalışıyor. Bir siyasi taraf bölge devletlerinin iradesine bağlıyken ve onların emirlerine uyarken, aynı eylemi yapan diğer tarafı eleştirmek mümkün değildir. Bu mantığa göre müdahaleler kabul edilebilir ve haklıdır!

Irak’ta her şey ihlal edildi. Bu bir gerçek. Ancak bizi hayal kırıklığına uğratan şey, iç ve dış düzeyde devlet egemenliğine yönelik bu ihlallere karşı caydırıcılığın olmayışı değildir. Daha ziyade siyasi güçlere bağlı davulcular korosunun öne sürdüğü ve bu ihlalleri doğal bir mesele olarak kabul etmemizi isteyen saçma gerekçelerdir. Dolayısıyla bölgedeki komşu ülkelerin müdahaleleri, Irak için kaçınılmaz bir kaderdir ve kabul edilmelidir!

Sonuç olarak, siyasi söylemdeki bu bozulma ve gerileme çerçevesinde, Irak’ın egemenliğini, vatandaşlarının haklarını ve halkının onurunu savunan sesler uyumsuzdur.

Mütenebbî, bir şiirinde şöyle demiştir;

Aşağılanana, aşağılanmak kolaydır... Ölenin acısı olmaz.

 

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)

Türkiye ve Irak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki bir askeri kampı kademeli olarak Irak hükümetine devretmesi konusunda anlaşmaya varıldığını açıkladı. New York’ta gerçekleştirilen görüşmelerin ardından dün yapılan açıklamada, iki tarafın ayrıca Kuzey Irak’taki “yasa dışı silahlı unsurların” varlığına son verilmesi konusunda da mutabakata vardığı belirtildi.

Irak Başbakanı Ali Zeydi ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta gerçekleştirdiği görüşmenin ardından iki ülke, güvenlik alanındaki iş birliğini güçlendirme konusunda anlaştıklarını ortak bir bildiriyle duyurdu.

Ortak bildiride, iki tarafın “Irak devletinin Sincar üzerindeki egemenliğinin tamamen tesis edilmesi ve yasaklı silahlı yabancı unsurların varlığına son verilmesi” konusunda mutabakata vardığı belirtildi. Açıklamada, Kuzey Irak’taki Sincar dağlık bölgesinde konuşlanan bazı Kürt silahlı gruplara atıfta bulunuldu.

Türkiye, yasa dışı PKK mensuplarının silah bırakmasını ve onlarca yıldır devam eden çatışmanın sona ermesini hedefleyen bir barış sürecini sürdürüyor.

Bildiride, “Irak’ın güvenlik alanında attığı adımlar doğrultusunda kaydedilen ilerleme çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri, üzerinde mutabakata varılan mekanizma ve takvim uyarınca Başika-Zelikan Kampı’nı Irak Federal Hükümeti’ne kademeli olarak devredecektir” ifadelerine yer verildi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre söz konusu tesis, Kuzey Irak’ta Musul yakınlarında bulunuyor.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi Iraklı bir askeri yetkili, Türk güçlerinin Başika Kampı ve Musul yakınlarındaki daha küçük bir başka üsten kademeli olarak çekilmesinin bu yıl sonuna kadar tamamlanmasının beklendiğini söyledi. Türkiye’den söz konusu takvime ilişkin henüz bir açıklama gelmedi.

Ankara, 2015 yılında Musul yakınlarına asker konuşlandırmış ve bu adımın, 2014’te Musul’u ele geçiren DEAŞ’a karşı savaşmaya hazırlanan Irak güçleri ile Sünni Arap, Türkmen ve Kürtlerden oluşan yerel savaşçılara eğitim vermek ve onları korumak amacı taşıdığını açıklamıştı.

Söz konusu konuşlanma, askerlerin çekilmesini talep eden Bağdat ile Ankara arasında anlaşmazlığa yol açmıştı. Ankara ise DEAŞ’la mücadele kapsamında yürütülen eğitim misyonunu desteklediğini savunmuştu. Türkiye, bölgede halen birkaç askeri üs bulunduruyor ve bunların ulusal güvenliğini korumayı amaçladığını belirtiyor.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, bu adımı memnuniyetle karşıladı. Barrack, gelişmenin “hem Irak’ın egemenliğinin hem de Türkiye’nin güvenliğinin yararına” olduğunu söyledi.

Ortak bildiride, iki tarafın ikili ilişkiler ve ticaret hacmini de ele aldığı, daha önce imzalanan anlaşmaların bir an önce uygulanması ve “ortak stratejik projelerin” hayata geçirilme sürecinin hızlandırılması gerektiği konusunda mutabık kaldığı belirtildi.


Küresel gözlemevi: Binlerce Somalili yerinden edilmiş kişi yıl sonuna kadar açlıkla karşı karşıya kalabilir

Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)
Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)
TT

Küresel gözlemevi: Binlerce Somalili yerinden edilmiş kişi yıl sonuna kadar açlıkla karşı karşıya kalabilir

Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)
Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)

“Küresel Açlık Gözlemevi” olarak da bilinen Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC), dün Somali’nin güneybatısındaki binlerce yerinden edilmiş kişinin ekim-aralık ayları arasında kıtlıkla karşı karşıya kalabileceğini açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre El Niño’nun beklenenden daha şiddetli sellere yol açması ve insani yardımların yetersiz kalması durumunda bu riskin gerçekleşebileceği belirtildi.

Somali’nin en büyük kentlerinden biri olan Baydhabo’da, çatışmalar ve açlık nedeniyle yerinden edilmiş yüz binlerce kişi yaşıyor.

Bir eşeğin çektiği araba, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da bir cadde boyunca sel sularından geçiyor (Reuters)
Bir eşeğin çektiği araba, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da bir cadde boyunca sel sularından geçiyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler kuruluşları, bölgesel kurumlar ve yardım kuruluşlarının ortak girişimi olan gözlemevinin raporunda, Baydhabo’daki yerinden edilmiş kişilerin yüzde 5’inin, yani yaklaşık 26 bin kişinin, ekim-aralık döneminde ciddi açlık ve geçim kaynaklarının çökmesiyle karşı karşıya kalmasının beklendiği belirtildi.

Rapora göre, tekrarlayan kuraklıklar, çatışmalar ve yetersiz yardım nedeniyle analiz kapsamındaki Somali nüfusunun yüzde 26’sına denk gelen 5 milyondan fazla kişi hâlihazırda kriz düzeyinde veya daha kötü seviyede gıda güvensizliği yaşıyor.

Raporda, ekim-aralık döneminde gıda güvensizliği yaşayanların sayısının 5,4 milyona ulaşmasının beklendiği kaydedildi.

Bir çocuk, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da şiddetli yağışların ardından bir cadde boyunca sel sularında ilerliyor (Reuters)
Bir çocuk, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da şiddetli yağışların ardından bir cadde boyunca sel sularında ilerliyor (Reuters)

Buna karşılık, ekim-aralık döneminde gıda yardımının ayda yalnızca 70 bin 400 kişiye ulaştırılmasının beklendiği ve bunun ihtiyaç sahiplerinin sadece yüzde 1,3’üne karşılık geldiği belirtildi.

Tahminlere göre ayrıca, 6 ay ile 5 yaş arasındaki yaklaşık 1,92 milyon çocuğun gelecek haziran ayına kadar akut yetersiz beslenme tedavisine ihtiyaç duyacağı, bunların 433 bininin ağır vakalardan oluşacağı öngörülüyor.

Somali, son olarak 2011’de kıtlık yaşamış ve yaklaşık 250 bin kişi hayatını kaybetmişti. Ülke, 2017 ve 2022 yıllarında da yeniden kıtlık yaşamanın eşiğine gelmişti.


Katz’dan Şara’ya cevap: Golan Tepeleri sonsuza dek İsrail’in parçası kalacak

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (EPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (EPA)
TT

Katz’dan Şara’ya cevap: Golan Tepeleri sonsuza dek İsrail’in parçası kalacak

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (EPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (EPA)

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, dün Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Golan Tepeleri’nin Suriye toprağı olduğunu vurgulamasına yanıt olarak, Golan’ın “sonsuza dek” İsrail egemenliği altında kalacağını söyledi.

Katz, “Birleşmiş Milletler kürsüsünden gösterişli açıklamalar yapan Suriye Cumhurbaşkanı’na açık yanıtım şudur: İsrail egemenliği altındaki Golan, sonsuza dek İsrail Devleti’nin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi.

Şara ise BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, İsrail’in bir bölümünü ilhak ettiği ve diğer bölümünü işgal altında tuttuğu Golan’ın Suriye toprağı olarak kalacağını ifade etmişti.

Şara, “Fiilî durum yaratmaya yönelik hiçbir girişim, devletimizin meşruiyetine, hukukumuzun egemenliğine ve uluslararası hukukun geçerliliğine zarar veremez. Golan, Suriye toprağı olarak kalacaktır” dedi.

Şara ayrıca “ilhaka yönelik tüm adımların, 1981 tarihli 497 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı uyarınca geçersiz ve hükümsüz olduğunu” vurguladı. Söz konusu karar, İsrail’in Suriye topraklarındaki Golan Tepeleri’nin bir bölümünü ilhak etme kararını “hükümsüz ve uluslararası hukuki etkiden yoksun” ilan etmişti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İsrail, Haziran 1967 Savaşı sırasında Golan Tepeleri’nin bir bölümünü işgal etmiş, 1981’de ise bölgeyi ilhak ettiğini açıklamıştı. ABD, yıllarca Golan üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan dünyadaki tek ülke konumundayken, geçtiğimiz ağustosta Kolombiya da bu tutuma katıldı.

Beşşar Esed’in Aralık 2024’te devrilmesinin ardından İsrail güçleri, Golan Tepeleri’ne komşu tampon bölgenin dışına çıkarak Lübnan ile Suriye arasındaki sınırda bulunan Şeyh Dağı’na kadar ilerledi. İsrail ayrıca Suriye’nin güneyinde silahsızlandırılmış bir bölge oluşturma niyetini açıkladı. İsrailli yetkililer, güçlerinin bölgeden çekilmeyi planlamadığını yineliyor.

İsrail ayrıca o tarihten bu yana Suriye’de çoğunlukla askeri hedeflere yönelik yüzlerce hava saldırısı düzenledi. İsrail, saldırıların amacının yeni Suriye yönetiminin eski ordunun silah ve cephaneliğine erişmesini engellemek olduğunu belirtti.