Libya’daki iki hükümet kararlar çıkarma konusunda yarışırken, seçim süreci için hiçbir adım atılmıyorhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/4803766-libya%E2%80%99daki-iki-h%C3%BCk%C3%BCmet-kararlar-%C3%A7%C4%B1karma-konusunda-yar%C4%B1%C5%9F%C4%B1rken-se%C3%A7im-s%C3%BCreci-i%C3%A7in
Libya’daki iki hükümet kararlar çıkarma konusunda yarışırken, seçim süreci için hiçbir adım atılmıyor
UBH Başbakanı Dibeybe’nin Ulusal Petrol Şirketi (NOC) başkanıyla görüşmesinden (UBH)
Libya’da birbiriyle rekabet eden iki ayrı hükümet, farklı kararlar yayınlayarak ve açıklamalar yaparak siyaset sahnesinde ağırlıklarını artırmaya çalışıyor. Libyalı siyasetçiler ise bu durumu ertelenen seçimlerin yapılmasına yönelik herhangi ciddi bir adım atmadan iktidarda kalma çabası olarak değerlendirdi.
Libyalı Milletvekili Ammar el-Ablak, iki hükümet arasında ‘vatandaşların lehine olmaktan ziyade, kendi politikaları lehine kararlar alındığını ve açıklamalar yapıldığını, yoğun rekabetin onların ve müttefiklerinin iktidardaki konumlarını koruma çabasından ibaret olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Milletvekili Ablak, devletin yönetiminde siyasi ve mali bir başarısızlık olduğunu, kimsenin devleti tehdit eden risklerin farkında olmadığını ve yolsuzluk vakalarının giderek arttığını vurguladı.
Libya'da Mart 2022’den bu yana iki hükümet iktidar mücadelesi veriyor. Bu hükümetlerden biri, başkent Trablus merkezli, Abdulhamid ed-Dibeybe’nin başbakanı olduğu geçici Ulusal Birlikte Hükümeti (UBH). Diğeri ise Usame Hammad’ın başbakanı olduğu ve Temsilciler Meclisi (TM) tarafından desteklenen, merkezi Libya'nın doğusunda bulunan paralel İstikrar Hükümeti.
Paralel İstikrar Hükümeti Başbakanı Usame Hammad (İstikrar Hükümeti)
Her iki hükümet de ülkenin meşru hükümeti olduğunu iddia ederken, başta denetim olmak üzere ülkenin yürütme otoritesi ile bu otoriteye bağlı kurumların birleştirilmesini gerektiren temel sorunlara bazı geçici çözümlere bel bağlıyor. Her iki hükümetin aldığı kararlar, seçimlerin yapılacağı tarih açıklanmadan daha fazla zamana ihtiyaç duyarken, seçim tarihini açıklamak ise onların değil, TM ve Devlet Yüksek Konseyi’nin (DYK) yetkisi dahilinde.
UBH Başbakanı Dibeybe, çeşitli tarafların karşı çıkmasına rağmen, nihayet Hamada petrol sahasının geliştirilmesine yönelik çalışmaların sürdürülmesinin gerekli olduğuna yönelik teknik ve hukuki gözlemlerin ele alınmasını vurguladı ve gerekli talimatları verdi. Bu konuyu değerlendiren Milletvekili Ablak, iki hükümet arasında zaman zaman öne çıkan ikincil meselelerle ilgili çekişmeler ve sekteye uğrayan siyasi süreç meselesinin unutulması nedeniyle Libyalıların dikkatinin dağılmasına karşı uyardı.
Akaryakıt kaçakçılığıyla mücadele etme bahanesiyle akaryakıt sübvansiyonlarını kaldırma kararı alan Dibeybe, halkın çeşitli kesimlerinin verdiği tepkinin ardından geri çekti. İstikrar Hükümeti Başbakanı Hammad da hiç vakit kaybetmeden kararın yansımaları konusunda uyarmış, kararla ilgili bir kamuoyu yoklaması yapılması çağrısında bulunmuştu. İstikrar Hükümeti tarafından yapılan açıklamada, bu tür kararların sonuçları, boyutları ve olası zararları incelenmeden hiç kimse tarafından bu kadar hızlı bir şekilde alınamayacağı vurgulandı.
Her iki hükümet de koltuklara sıkı sıkıya tutunuyor
Libyalı Milletvekili Halife ed-Dağari, yakında ne iki hükümetin de istifa edeceğini ne de seçimler için ciddi hazırlık yapılacağını düşünüyor. Dağari, buna karşın kendilerinin ve çatışmanın ana taraflarından müttefiklerinin mevcut konumlarına sadık kaldıklarının altını çizdi. Birleşmiş Milletler Libya Özel Temsilcisi Abdullah Bathiliy’nin siyasi bir çözüme ulaşmak için Libyalı tarafları bir müzakere masası etrafında toplamak için başlattığı inisiyatife dikkat çeken Dağari, şartların tüm taraflarca belirlediğini söyledi.
Şarku’l Avsat’a konuşan Dağari, sözlerini şöyle sürdürdü:
Petrol ihraç ediliyor ve gelirleri ise maaşlar, destek, yeniden yapılanma ya da diğer harcama yapılan kalemler de dahil, genel bütçeye dağıtılıyor. Her hükümet de bunlardan pay alıyor. Haliyle hiçbiri iktidardan ayrılmayacak.
TM ile Merkez Bankası, Daniel Kasırgası'ndan etkilenen şehirlerin yeniden inşası için yapılacak harcama konusunda anlaştı (TM)
Dağari, TM ve Merkez Bankası'nın kısa bir süre önce Daniel Kasırgası'ndan etkilenen şehirlerin yeniden inşası için 3 yıllık bir süre zarfında kademeli olarak yapılacak harcama konusunda anlaşmaya vardıklarını söyledi. Her iki hükümetin liderlerinin, kendi nüfuz bölgelerinde yaşayan vatandaşların bu hükümetler tarafından alınan ve genel olarak seçimlere hazırlanmakla ilgili olmayıp, belirli bir tarafın taleplerinin karşılanması, bazı gıda maddelerinin tedariğinin desteklenmesi ya da küçük hibelerin sağlanması ile sınırlı olan kararlara dikkat çeken Dağari, yapılan çalışmalardan memnun olup olmadıklarını öğrenmek isteyip istemediklerini merak ettiğini dile getirdi.
Dağari, TM ve DYK başkanlıklarının ve üyelerinin çoğunluğunun, gerek seçim yasaları üzerinde fikir birliğine vararak gerekse anayasa taslağı hazırlayarak’ ülkedeki bölünmeyi ele almaya ve siyasi süreçte ilerlemeye yönelik çağrıları görmezden gelmeye devam etmelerini eleştirdi.
İstikrar Hükümeti’nin Yerel Yönetim Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde Derne şehrini vuran Daniel Kasırgası nedeniyle evleri hasar gören 400 aileye tazminat belgelerini dağıttı. Öte yandan UBH’nin medya platformu, son günlerde Başbakan Dibeybe’nin gençlere ve ihtiyaç sahibi ailelere konut sağlama girişimi kapsamında başkent Trablus’un güneyindeki Suvani Bin Adem bölgesinde nakit kredi için aday listelerini açıkladığı aktarıldı.
Libyalı siyasi aktivist Ahmed et-Tevati, yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
İki hükümetin de geçtiğimiz yılın başlarında bir şekilde seçim düzenlemeye hazır olduklarını açıklamaları, aralarındaki rekabetin ciddiyeti konusunda şüphe yaratma girişiminden başka bir şey değildi. Bathiliy’nin inisiyatifinin engellenmesiyle birlikte seçimlerle ilgili açıklamalar da azaldı.
Tevati, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, bir şehrin içinde bulunduğu koşulların düzeltilmesi, belirli bir kesimin maaşlarının iyileştirilmesi ya da bir okul veya köprü inşa edilmesi gibi her iki hükümetin de yaptığı hizmetlerin Libyalılara asıl hayalleri olan seçimleri unutturmayacağını söyledi.
Libyalıların her iki hükümetin de vaatlerinden yüz çevirdiklerini ve kararlarının gerekçeleri konusunda şüphe duyduklarını belirten Tevati, İstikrar Hükümeti Başbakanı Hammad'ın, Libya Ulusal Ordusu (LUO) lideri Mareşal Halife Hafter'in oğlu Belkasım'ı Derne ve kasırga felaketinden etkilenen diğer şehirler ve bölgeler için İcra Direktörü olarak atama kararı sonrası başlayan tartışmalara dikkati çekti.
Tüm taraflara halkın gösterdiği sabra daha fazla güvenmemeleri tavsiyesinde bulunan Tevati, özellikle mali ve düzenleyici kurumların raporlarının, geçtiğimiz yıl ülkenin yasama ve yürütme organlarına yapılan toplam harcamalardaki artışa ilişkin ortaya çıkardığı sonuçların gerilimi tırmandığını hatırlattı. Tevati, UBH’nin Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan Aydınlatma ve Şeffaflık Raporu'na göre, toplam harcamaların 3 milyar 855 milyon dinar (Libya’da 1 dolar 4,81 dinar) olarak gerçekleştiğini de sözlerine ekledi.
Yemen hükümet güçleri, el-Yeteme’yi kurtararak el-Cevf’teki kazanımlarını genişletti
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir araçtan füze fırlatıldığı an (AFP)
Yemen hükümet güçleri, Husi tırmanışının altıncı gününde; Sana’nın güneydoğusundaki el-Beyda vilayetinde geniş çaplı bir askeri operasyon başlatılması, Batı sahilinde ve Taiz’in batısında çatışmaların sürmesiyle eş zamanlı olarak, bugün birden fazla cephede sahadaki ilerleyişinin kapsamını genişletti. Birlikler, el-Cevf vilayetine bağlı el-Lebnat bölgesinin geri alınmasından bir gün sonra, aynı vilayette yer alan Habb ve eş-Şaaf ilçesindeki el-Yeteme bölgesinde kontrolü sağladı.
Söz konusu ilerleme; hükümet güçlerinin son birkaç gün içinde Husilerin karadaki saldırılarını bastırma aşamasından, örgütün bazı mevzilerdeki geri çekilişinden yararlanarak birden fazla eksende inisiyatifi yeniden ele alma aşamasına geçmesiyle kaydedildi. Ordu, halk direniş güçleri ve el-Amalika birlikleri operasyonlarını birden fazla cephede sürdürüyor.
Hükümet güçleri, el-Cevf’in güneyindeki el-Lebnat bölgesinin kurtarılmasından bir gün sonra, vilayetin kuzeydoğusundaki Habb ve eş-Şaaf ilçesine bağlı el-Yeteme bölgesinin temizlendiğini ve bölgedeki ilerleyişin devam ettiğini duyurdu.
Yemen ordusu, 24 saat içinde el-Cevf vilayetinde hızlı bir ilerleme kaydetti. (Facebook)
İki bölge, Husilerin hareket ve ikmal hatları üzerindeki konumları nedeniyle sahada stratejik önem taşıyor. Söz konusu bölgelerin kontrol altına alınmasının, grubun el-Cevf’in bazı kesimlerindeki ikmal ve iletişim hatlarını daraltması, hükümet güçlerinin ise vilayet merkezi el-Hazm şehrine doğru operasyonlarını sürdürmesinin önünü açması bekleniyor.
Silahlı Kuvvetler Sözcüsü Kurmay Albay Macid en-Nezili, hükümet güçlerinin el-Cevf ve el-Beyda cephelerinde planlı askeri stratejiler doğrultusunda ilerlediğini belirterek, kara harekatlarının hava unsurları ve nitelikli silahlarla desteklendiğini vurguladı.
Nezili, birliklerin ve kabile güçlerinin bölgeye girişi öncesinde el-Yeteme’nin roketatarlarla hedef alındığını kaydetti. Askeri kaynaklar daha sonra bölgenin tamamen kontrol altına alındığını duyurdu. Sözcü ayrıca, birliklerin el-Beyda vilayetindeki Dhi Naim bölgesine girmeye hazırlandığını ve bölgenin sınırlarına ulaşıldığını aktardı.
Husi mensuplarına can güvenliklerini korumak adına ilerleme hatlarını hafif silahlarıyla terk etme çağrısında bulunan Nezili, hükümet güçlerine karşı çatışmayı sürdürmeleri halinde ağır sonuçlarla karşılaşacakları uyarısında bulundu.
El-Beyda’da yeni bir operasyon
El-Beyda’da el-Amalika güçleri Husilere karşı geniş çaplı bir askeri operasyon başlattı. Saha kaynaklarına göre söz konusu operasyonda, grubu geri çekilmeye zorlayan çatışmaların ardından stratejik açıdan kritik öneme sahip ileri mevziler ve bölgeler kontrol altına alındı.
Kaynaklar, en az 23 Husi mensubunun öldüğünü, onlarcasının yaralandığını ve örgüte ait araç ile teçhizatın imha edildiğini bildirdi. Birlikler bir yandan kontrolü sağladığı mevzileri sağlamlaştırırken diğer yandan çatışma hatlarındaki ilerleyişini sürdürüyor.
قوات العمالقة الجنوبية تطلق عملية عسكرية في البيضاء وتسيطر على مواقع استراتيجية متقدمة
أطلقت قوات العمالقة الجنوبية، اليوم، عملية عسكرية واسعة ضد مليشيات الحوثي الإرهابية في محافظة البيضاء، تمكنت خلالها من تحقيق تقدم ميداني والسيطرة على عدد من المواقع والمناطق الاستراتيجية… pic.twitter.com/SiEnNOGCWf
— المركز الإعلامي ل ألوية العمالقة الجنوبية (@alamalikah) September 7, 2026
İlk günlerde çoğunlukla Batı sahili ve Taiz’in batısında yoğunlaşan çatışmaların ardından el-Beyda cephesinin el-Cevf ile eş zamanlı açılması, mevcut aşamada kara operasyonlarının kapsamının genişlediğini gösteriyor.
Taiz’de ise hükümet güçleri ile Husiler arasındaki çatışmalar, kentin doğusundaki el-Kelifat da dahil olmak üzere birden fazla cephede devam etti. Ed-Dali hattında yer alan Mureys cephesinde şiddetli çatışmalar yaşanırken, her türlü silahın kullanıldığı el-Kahre sektöründe Husiler ağır kayıplara uğratıldı.
Taiz’in batısındaki el-Barah hattında, özellikle de el-Kedaha’da çatışmalar sürdü. Operasyona katılan birlikler, hattın diğer sektörlerinde çatışmalar devam ederken Husilere ait üç savunma hattının imha edildiğini duyurdu.
Füze saldırıları
Batı sahilinde çatışmalar el-Cevf ve el-Beyda’daki ilerleyişe paralel olarak sürerken, Husiler sahadaki baskıyı sivil alanları hedef alarak telafi etmeye çalıştı.
Yerel yetkililer ve sağlık görevlilerinden alınan bilgiye göre, pazartesi akşamı el-Muha şehri tıbbi kompleks yerleşkesini hedef alan bir balistik füze saldırısına uğradı. Saldırı, sağlık tesislerine ve doktorlar ile hemşirelere tahsis edilen lojmanlara isabet ederken, sağlık tesislerinin ve çalışanlarının hedef alınmasının doğuracağı sonuçlara ilişkin uyarılara yol açtı.
El-Muha Sağlık Dairesi Müdürü Dr. Şevki el-Mıhlafi, tıbbi kompleksin hedef alınmasının doğrudan bir sağlık tesisine yönelik saldırı olduğunu belirtirken; el-Muha Genel Hastanesi Heyeti Müdürü Dr. Nasr Asker ise sağlık kuruluşlarının, tıbbi personelin ve sivillerin hedef alınmasının taşıdığı tehlikelere dikkat çekti.
Söz konusu bombardıman; Husilerin karadaki saldırılarını genişlettiği perşembe gününden bu yana Batı sahili ve Taiz’in batısındaki cephelerde yaşanan tırmanış kapsamında gerçekleşti. Hükümet güçleri, saldırıların ardından inisiyatifi yeniden ele alarak birden fazla noktada ilerleme kaydetti.
Son günlerde hükümet güçlerinin Hudeyde’nin güneyi ile Taiz’in batısında ilerlemesi ve çeşitli eksenlerdeki mevzileri geri almasıyla çatışmalar, sahil hattından daha geniş bir alana yayıldı. Husi grubu ise bölgeye takviye birlikler sevk ederek ileri mevzilerini korumaya çalıştı.
Yemen Başkanlık Konseyi Üyesi Tarık Salih, el-Muha’daki hastanelerde yatan yaralıları ziyareti sırasında, silahlı kuvvetlerin İran’ın Babu’l Mendeb’i kontrol etme projesini kırmayı başardığını söyledi. Salih, Husilere ve İran’a karşı cephelerin harekete geçmesinin direnişi güçlendireceğini ve Sana’nın kurtarılmasına yol açacağını vurguladı.
Sana’nın ve tüm Yemen topraklarının geri alınması ile İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) projesinin Yemen’deki varlığına son verilmesi hedefini yineleyen Tarık Salih, Batı sahilinde çatışan güçlerin fedakarlıklarını takdirle karşıladığını belirtti.
Bölgesel güvenlikte bir ortak: Ortadoğu için yeni bir Çin önerisihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5315990-b%C3%B6lgesel-g%C3%BCvenlikte-bir-ortak-ortado%C4%9Fu-i%C3%A7in-yeni-bir-%C3%A7in-%C3%B6nerisi
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kahire'de görüştüğü Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi ile el sıkışıyor, 2 Eylül 2026 (AP)
TT
TT
Bölgesel güvenlikte bir ortak: Ortadoğu için yeni bir Çin önerisi
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kahire'de görüştüğü Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi ile el sıkışıyor, 2 Eylül 2026 (AP)
Şerbil Berakat
Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi, Mısır-Çin ilişkilerinin ötesine uzanan etkileri olan bir ziyaretin ardından, 2 Eylül Çarşamba akşamı Kahire Havalimanı'ndan Çinli mevkidaşı Şi Cnping'i uğurladı. Çin Devlet Başkanı ayrıldıktan hemen sonra Sisi, perşembe sabahı ilk telefon görüşmesini Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile yaptı.
Devlet Başkanı Sisi ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman arasındaki görüşme, zamanlaması ve içeriği nedeniyle özellikle önemliydi. Zira Kahire'nin, Şi Cinping'in bölgesel güvenliğin yeniden şekillendirmesine dair önerisini daha yeni duyduğu bir zamanda, görüşmede bölgesel güvenliğe ve Mısır ile Suudi Arabistan arasındaki koordinasyona odaklanıldı. Şi Cinping, Mısır ziyareti sırasında bölgede “ortak” ve sürdürülebilir bir güvenlik kurmayı amaçlayan dört öneriyle Ortadoğu için “yeni bir güvenlik mimarisi” inşa etme çağrısında bulundu.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Kahire'de açıkladığı girişim
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şi, Kahire'de, birbirine bağlı dört eksene dayalı yeni bir güvenlik mimarisinin özelliklerini belirledi. Birincisi, bölgesel güvenlik, dış müdahalelerden bağımsız olarak, bölgenin kendi ülkelerinin sorumluluğunda olmalıdır. Krizleri, Filistin meselesi merkezde olmak üzere, kapsamlı ve bütünleşik bir şekilde ele alınmalıdır. Güvenlik, deniz koridorlarının korunması da dahil olmak üzere, kalkınma ve ortak ekonomik çıkarlarla bağlantılı olmalıdır. Bu mimari, uluslararası hukuka dayanmalıdır ve Birleşmiş Milletler'in rolü güçlendirilmelidir.
Mekke İttifakı’na dahil olan üç ülke Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan, yaklaşımları ve odak noktaları farklılık gösterse de Filistin meselesinin merkeziliğini vurgulama noktasında birleşiyorlar
İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini sürekli engellemesi ve Husilerin Kızıldeniz ve Babul Mendeb Boğazı'nda seyrüsefere yönelik tehditleri göz önüne alındığında, deniz güvenliğine işarette bulunulması özellikle önemliydi. Şi Cinping, bölgesel güvenliği uluslararası ticaret yollarının güvenliğiyle ilişkilendirdi.
Şi Cinping Kahire'den ayrıldıktan sonra, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi'nin vurgusu, öneriyi Pekin'in bölgesel güvenlikte oynamayı hedeflediği rol bağlamına yerleştirdi. Zira Çin Dışişleri Bakanı düzenlediği basın toplantısında, önerinin “bölgede uzun vadeli barış ve istikrarı sağlamak için Çin'e özgü bir çözüm sunduğunu” belirtti.
Değişimin dört göstergesi
Şi Cinping'in Ortadoğu için yeni bir güvenlik mimarisi önerisi, aynı dönemde ortaya çıkan dört göstergeden ayrılamaz. Söz konusu göstergelerden her biri, farklı bir bakış açısıyla, Çin'in bölgedeki güvenlik ve siyasi düzenlemelerin şeklini etkileme gücünün genişlediğini ve faaliyet gösterdiği bölgesel ortamın değiştiğini ortaya koyuyor.
İlk gösterge, Şi'nin Kahire ziyaretinin zamanlamasıdır; bu ziyaret, gelişmiş Çin J-16 savaş uçaklarının Mısır'daki “Medeniyet Kartalları 2026” tatbikatlarına katılımı ve Huawei'nin Mısır'da yapay zeka veri merkezleri kurma teklifiyle eş zamanlı olarak geldi. Bu, Çin'in en azından teorik olarak, bölgedeki Amerikan nüfuzunun en güçlü kaldıraçlarından olan silah ve teknoloji alanlarında, özellikle de çip teknolojisi ve yapay zeka alanlarında alternatifler sunmaya başladığını gösteriyor olabilir.
İkinci gösterge ise, Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi sırasında Şi Cinping ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında gerçekleşen kısa ve soğuk görüşmedir. Bu görüşme, Çin'in Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve Suudi Arabistan ile olan anlaşmazlıkların çözümü başta olmak üzere İran'a bazı koşullar dayattığıyla ilgili sızdırılan bilgilerle aynı zamanda gerçekleşti.. Bu veriler doğruysa, İran'ın komşu devletlere yönelik saldırganlığını ve Hürmüz Boğazı'nda seyrüseferi engellemesini reddeden bölgedeki çoğu ülkenin çıkarlarını dikkate alan bir Çin pozisyonuna işaret ediyor. Ancak bu, Çin'in bölgesel kutuplaşmanın bir parçası haline geldiği anlamına da gelmiyor. Dahası ABD'nin İran'a karşı yoğunlaşan yaptırım kampanyası, İran'ın Çin çıkarlarına zarar vermemesini sağlamak için Pekin'e Tahran ile ilişkisini yeniden düzenlemek konusunda ek bir motivasyon sunuyor.
Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesinden önce çekilen toplu fotoğraf, 1 Eylül 2026 (AFP)
Üçüncü gösterge Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Bişkek'ten yaptığı, Türkiye'nin Pekin liderliğindeki Şanghay İşbirliği Örgütü'ne tam üye olarak katılmaya hazır olduğu açıklamasıdır. Bu, örgütün Ortadoğu'daki varlığını genişletebilir ve yeni bölgesel düzenlemeler içinde Çin'in etkisinin artmasına kapı açabilir.
Dördüncü gösterge, Katar'ın Çin'e yönelmesidir. Başbakan ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al-Sani'nin Pekin ziyareti, Şi Cinping'in Kahire ziyaretinden sonra Çin'e yapılan ilk Arap ziyareti oldu. Bu ziyaret, Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ansari'nin Körfez ülkelerinin ABD ile stratejik ittifakın önemine rağmen “yetersiz” olduğunu anlamaları gerektiği yönündeki açıklaması göz önüne alındığında özellikle önem kazanıyor. Söz konusu açıklama, bölgesel güvenliğin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili Kahire'deki Çin önerisiyle açıkça örtüşen bir Körfez pozisyonudur.
Girişim ve Mekke İttifakı
Şi Cinping'in bölgesel güvenlik konusundaki önerilerini, yalnızca Çin ile Suudi Arabistan arasındaki artan siyasi, diplomatik ve ticari ilişkiler, Çin'in Krallık ve Körfez ülkelerindeki yatırımlarının büyüklüğü nedeniyle değil, aynı zamanda Pekin ile İslamabad arasındaki yakın stratejik ve askeri veya Çinlilerin “demir kardeşlik” olarak adlandırdığı ilişki nedeniyle de Mekke İttifakı’ndan ayrı olarak yorumlamak zor. Bu açıdan bakıldığında, Çin'in önerisi ile İttifak arasındaki örtüşmeler dikkat çekici görünüyor; ancak bu, aralarında doğrudan bir koordinasyon olduğu anlamına gelmeyebilir.
Bu örtüşmelerden ilki, uluslararası hukuk çerçevesinde güvenliktir. Mekke İttifakı, kuruluşundan itibaren uluslararası hukuk, sözleşmeler ve kurallar çerçevesinde faaliyet gösterdiğinin, bunların dışında faaliyet göstermeyeceğinin altını çizdi. Buna karşılık, Şi Cinping, bölge için önerdiği güvenlik mimarisinin merkezine Birleşmiş Milletleri ve uluslararası hukuku yerleştirdi ve bölgesel güvenlik sorunlarının yönetiminde BM'nin rolünün güçlendirilmesi çağrısında bulundu.
İkincisi, Filistin sorununun bölgesel güvenliğin ayrılmaz bir parçası olması. Mekke İttifakı'nda yer alan üç ülke (Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan), yaklaşımları ve odak noktaları farklılık gösterse de Filistin meselesinin merkeziliğini vurgulama noktasında birleşiyorlar. Riyad, İsrail ile herhangi bir normalleşmeden önce bir Filistin devletinin kurulmasında ısrar ediyor; bu da çatışmanın özü çözülmeden önce Tel Aviv'in herhangi bir bölgesel güvenlik yapısına entegre edilmesi adımının olmayacağı anlamına geliyor. Bu pozisyon, genel hatlarıyla, Türkiye ve Pakistan'ın tutumlarıyla da örtüşüyor ve Şi Cinping'in Kahire'de Filistin meselesini bölgedeki krizlere yönelik kapsamlı bir çözümün merkezine yerleştirme vurgusuyla birleşiyor. Bunlar, Washington'un zaman zaman, Filistin'de bir uzlaşmaya varılmadan veya uzlaşma ile sonuçlanacak açık ve güvenilir bir yol olmadan bölgesel düzenlemelerde ilerleme kaydedilebileceğine işaret etmeye devam ettiği bir dönemde yaşanıyor.
Amerika Birleşik Devletleri, Şi Cinping'in dörtlü girişimine ilişkin bir yorumda bulunmasa da, Mekke Anlaşması’nı (Başkan Donald Trump’ın açıklamalarıyla yetinse de) memnuniyetle karşıladı
Üçüncüsü, bölgenin güvenliğini kendi ülkeleri sağlamalıdır. Mekke İttifakı, geniş çapta güvenliklerini yöneten bir dış güçten ziyade, bölge ülkelerinin kendilerinin güvenlik ve savunma yeteneklerini ve güçlerini inşa etme girişimi olarak tanımlanmıştır. Bu fikir, belki de Şi Cinping'in Ortadoğu ülkelerinin ve halklarının “kendilerinin efendisi” olmasını, bölge ülkelerinin dış müdahaleden bağımsız olarak barış ve güvenlik diyaloğuna, güvenlik mimarilerinin yeniden yapılandırılmasına öncülük etmesini öngören girişiminin en belirgin noktasıdır.
Çin Sosyal Bilimler Akademisi Siyasal Çalışmalar Bölümü Direktörü ve Çin Ortadoğu Çalışmaları Derneği Başkan Yardımcısı Tang Zhihao ise daha da ileri gidiyor. Mekke İttifakı’nın, Çin'in savunduğu ve bölge ülkeleri kendi güvenliklerini sağlamada öncü bir rol oynarken, dış tarafların destekleyici bir rol oynamasına dayanan “bölgesel sahiplenme” ilkesini somutlaştırdığını düşünüyor. Tang yaptığı açıklamada, ittifakın savunmacı niteliğinin ve herhangi bir özel tarafı hedef almamasının, Pekin'in çatışmaya dayalı askeri blokları reddetmesiyle uyumlu olduğunu açıkladı. Bu arada, diğer ülkelerin katılımına açık olmasının, Çin'in ortak ve kolektif güvenlik anlayışıyla tutarlı olduğunu da belirtti. Böylece Tang, ittifakın Şi Cinping'in Ortadoğu'da yeni bir güvenlik mimarisi vizyonunun temel unsurlarını içerdiği sonucuna vardı.
Mısır'ın rolü nedir?
Mısır, Mekke İttifakı’na katılmamış olsa da kendisi ile birlikte Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan'ı içeren bölgesel dörtlü grubun görüşmelerine aylardır katılıyor ve bu da onu bölgedeki yeni güvenlik düzenlemeleriyle ilgili müzakerelerin bir parçası yapıyor. Kahire'nin hesapları, ittifakı oluşturan üç ülkeninkinden farklı olabileceği için Pekin'in Mısır'ı seçmesi, iki yaklaşım arasındaki uçurumu kapatma girişimi olabilir. Burada Pekin, Mekke İttifakı’nı yeni güvenlik mimarisinin bir bileşeni olarak ele alıyor gibi görünüyor, mimarinin kendisi olarak değil. Bu durum, Mısır gibi diğer ülkelerin de ittifak dışında bölgesel düzenlemelere katılmasının önünü açıyor. Bu yaklaşım, bölgesel güvenliğin şekliyle ilgili tartışmaya bir denge getirebilir.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Mekke'deki Safa Sarayı'nda Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı imzaladıktan sonra, 7 Ağustos 2026 (SPA)
Bu bağlamda, el-Ahram Siyasi ve Stratejik Çalışmalar Merkezi Müdür Yardımcısı ve merkezde Asya işleri uzmanı olan Dr. Ahmed Kandil, al Majalla'ya verdiği röportajda, Mısır'ın Filistin meselesinden, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı ile Doğu Akdeniz ve Körfez güvenliğine kadar birçok bölgesel güvenlik çemberinin kesişim noktasında yer almasının, siyasi ve askeri ağırlığının, dengeli uluslararası ilişkilerinin ve Körfez ülkeleriyle olan ortaklıklarının, onu ciddi güvenlik düzenlemelerinde vazgeçilmez bir oyuncu haline getirdiğini söyledi.
Onun değerlendirmesine göre, bölge, Mekke İttifakı düzenlemelerinin Çin girişimi ile Amerikan varlığı ve ittifaklarıyla birlikte var olduğu çok merkezli bir sahneye doğru ilerliyor. Bu durum da Mısır'ın bu yollar arasında manevra yapmasına ve bunların birbiri ile rekabet eden eksenlere dönüşmesini önlemesine olanak tanıyor.
Amerikan şemsiyesi ve Çin alternatifi
Öte yandan, ABD Şi Cinping'in dörtlü girişimine ilişkin bir yorumda bulunmamış olsa da Mekke Anlaşması’nı (Başkan Donald Trump’ın açıklamalarıyla yetinse de) memnuniyetle karşıladı. Bazı gözlemciler, bu sınırlı memnuniyetin, ittifak üyesi devletlerin Washington ile yakın ilişkiler içinde olmasından ve aralarındaki anlaşmanın, Obama yönetimine kadar uzanan, bölge devletlerinin bölgesel savunma yükünün daha büyük bir kısmını üstlenmesi yönündeki tekrarlanan Amerikan arzusunu bir ölçüde karşılamasından kaynaklandığını düşünüyorlar.
Öte yandan, bazı gözlemciler de, özellikle Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarının ittifakı memnuniyetle karşılama konusundaki kurumsal tereddütlerinin, bu girişimin bölgedeki Amerikan güvenlik garantilerine olan güvenin azalmasının pratik bir tezahürü olduğu gerçeğini yansıttığını düşünüyorlar.
Obama'nın 2014'te Amerikan güvenlik sisteminin “bedava yolcusu” olarak nitelendirdiği ve “sorumlu bir ortak” olmaya çağırdığı Çin, şimdi Ortadoğu için yeni bir güvenlik düzeniyle ilgili tartışmanın merkezinde yer alıyor
Bu bağlamda Tang, ABD'nin hakim olduğu eski bölgesel güvenlik mimarisinin “açıkça eskimiş olduğu ve artık olumlu bir rol oynayamadığı” düşüncesinde.
Bu farklı yorumlar, Çin'in sahip olduğu yeni manevra alanını ortaya koyuyor ve bölgesel rolü için farklı bir modele kapı açıyor.
Çin, İran savaşının bölge devletleri ile Washington arasındaki savunma ortaklıklarını güçlendirdiğini ve bu devletlerin Amerikan güvenlik şemsiyesini terk etmeye meyilli olmadığını kabul ederken, Şi Cinping'in Kahire'deki girişimi Pekin'in rolü için farklı sınırlar çiziyor gibi görünüyor. Çin, bölgesel mekanizmaları destekleyerek ve düzenlemelerinin oluşturulmasına katılarak güvenlik alanına giriş yapıyor. Bu da Amerikan güvenlik garantileri ile askeri konuşlandırma modelini benimsemeden güvenlik denklemindeki varlığını genişletmesine olanak tanıyor. Burada, Dr. Kandil'in Mısır'ın rolünü tanımlamak için kullandığı “ağ liderliği” kavramı, Çin'in hamlesini yorumlamak için de kullanılabilir. Bu kavram ile çıkar ve ilişkiler ağı, sürdürülebilir güvenlik düzenlemeleri oluşturmak için bir giriş noktası haline geliyor.
Trump ile zirve
Şi Cinping bir aydan kısa bir süre içinde Washington'u ziyaret etmeye hazırlanırken, Kahire'de açıkladığı girişimi, Trump ile yapılacak zirvede ele alınacak kartlardan biri olacak. Bu girişim, salt diplomatik duruşun ötesinde bir ağırlık taşıyor. Geçtiğimiz yıllar içinde Ortadoğu'da geniş bir ekonomik ve siyasi varlık biriktiren Çin, şimdi bölgenin güvenliği hakkındaki tartışmaya bizzat katılıyor ve devam eden Amerikan varlığına ve ittifaklarına paralel olarak, yeni güvenlik düzenini yönetecek düzenlemeleri ve kuralları şekillendirmede kendisini etkili bir oyuncu olarak konumlandırıyor.
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Güney Kore'nin Busan kentinde düzenlenen Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi sırasında Gimhae Uluslararası Havalimanı'nda ikili bir görüşme gerçekleştirdi, 30 Ekim 2025 (Reuters)
Washington, İran savaşını sona erdirmek ve bölgeyi kendi lehine yeniden şekillendirmek için mücadele ederken, Şi bu kez farklı bir kozla Beyaz Saray'a giriyor. Obama'nın 2014'te ABD güvenlik sisteminin “bedava yolcusu” olarak tanımladığı ve “sorumlu bir ortak” olmaya çağırdığı Çin, şimdi Ortadoğu için yeni bir güvenlik düzeniyle ilgili tartışmanın merkezinde yer alıyor. Bölgedeki bazı ülkeler artık Çin'i güvenilir bir ortak, hatta bazen ABD'den bile daha güvenilir ve güvenlik ve siyasi düzenlemelerinde kendisine güvenebilecekleri bir ülke olarak görüyor.
İsrail’in gerilimi artırması karşısında Hizbullah’ın seçenekleri neler?https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5315883-i%CC%87srail%E2%80%99-gerilimi-art%C4%B1rmas%C4%B1-kar%C5%9F%C4%B1s%C4%B1nda-hizbullah%E2%80%99%C4%B1n-se%C3%A7enekleri-neler
(foto altı) Beyrut’un güneyinde düzenlenen bir festivalde, aralarında eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ve mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın da bulunduğu Hizbullah liderlerinin afişleri (Reuters)
İsrail’in gerilimi artırması karşısında Hizbullah’ın seçenekleri neler?
(foto altı) Beyrut’un güneyinde düzenlenen bir festivalde, aralarında eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ve mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın da bulunduğu Hizbullah liderlerinin afişleri (Reuters)
İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki saldırılarını son birkaç günde genişletmesiyle Hizbullah, son derece karmaşık bir denklemle karşı karşıya bulunuyor: İsrail’in giderek yoğunlaşan saldırılarına, geniş çaplı bir çatışmaya sürüklenmeden nasıl karşılık verecek? Zira İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, İsrail’deki seçimleri ertelemek ya da seçimlerdeki konumunu güçlendirmek amacıyla böyle bir çatışmayı tetiklemeye çalışıyor olabileceği değerlendiriliyor.
Hizbullah’ın saldırılara maruz kalan tabanından örgüt üzerindeki baskı da giderek artıyor. Taban, Tel Aviv’i caydıracak bir karşılık verilmesini talep ederken, örgütün seçenekleri büyük ölçüde bölgesel gelişmeler, özellikle de ABD-İran müzakerelerinin seyri ve Lübnan’daki iç siyasi hesaplarla şekilleniyor.
Bu yanıt Netanyahu’nun işine geliyor
Hizbullah’ın tutumuna yakın kaynaklar, örgütün şu aşamada misilleme yapacağına yönelik herhangi bir açıklama yapmaktan büyük ölçüde kaçındığını belirtiyor. Kaynaklar, “Hizbullah şu anda Lübnan yönetiminin sorumluluklarını yerine getirmesi yönüne işaret ediyor. Örgüt daha önce de İsrail’in saldırılarını genişletmesi ve müzakerelerin başarısız olması karşısında Lübnan yönetimini diyalog çağrısı yapmıştı” değerlendirmesinde bulunuyor.
Mustafa Ferhat adlı çocuk, evini hedef alan ve ailesinin bazı üyelerinin ölümüne yol açan İsrail hava saldırısı sonucu yaralandıktan sonra, yanında büyükannesi ile birlikte tedavi görüyor. (AP)
Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, şu ana kadar Hizbullah’ın askeri karşılık verme yönünde ilerlediğine işaret eden herhangi bir emare bulunmadığını belirtti. Kaynaklara göre İsrail’in saldırılarını genişletmesinin amaçlarından biri, Hizbullah’ı ve beraberinde İran’ı karşılık vermeye, dolayısıyla geniş çaplı bir savaşa sürüklemek. Bunun ise Netanyahu’ya seçimler açısından avantaj sağlayabileceği veya seçimleri ertelemesine yardımcı olabileceği ifade ediliyor.
Karşı koyma imkânı yok
Buna karşılık, Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan Dr. Hilal Haşan, Hizbullah’ın ‘askeri gücünün çöktüğünü’ belirterek, örgütün önünde herhangi bir seçenek bulunduğunu düşünmüyor. Haşan, özellikle örgütün ‘gurur sembolü’ olarak nitelendirdiği Ali et-Tahir’i Lübnan ordusuna teslim etmek yerine İsrail’e teslim etme kararının ardından askeri kapasitesinin daha da zayıfladığını savunuyor. Haşan, “Örgütün İsrail’le savaşacak gücü bir yana, onu provoke edecek kapasitesi dahi bulunmuyor... İki insansız hava aracı (İHA) gönderdi ve sonuçlarını gördük” dedi.
Haşan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın şu aşamadaki hedefinin, İsrail’e karşı askeri rolünün sona ermesinin ardından silahlarını ülke içinde muhafaza etmek olduğunu belirtti. Örgütün hâlâ ‘inkâr halinde yaşamayı sürdürmekte ısrar ettiğini’ söyleyen Haşan, İsrail’deki rekabetin yoğun olduğu seçimler öncesinde İsrail’in saldırılarını sürdürmesini beklediğini ifade etti. Haşan’a göre bu tırmanış Lübnan’la sınırlı kalmayacak; Batı Şeria, Gazze ve Suriye’nin güneyini de kapsayacak. İran’a yönelik saldırı tehditlerinin de devam edeceğini belirtti.
Haşan, “ABD’nin İsrail’e baskı yapma kapasitesi sınırlı görünüyor... Bu da operasyonların Beka Vadisi’ne kadar genişletilebileceği ihtimalini göz ardı etmememize neden oluyor” diye konuştu.
Hizbullah için üç seçenek
Haşan’ın değerlendirmesinin aksine, emekli Tuğgeneral Münir Şehade, Hizbullah’ın önünde üç seçenek bulunduğunu belirtiyor.
Şehade’ye göre birinci seçenek, ‘geniş çaplı doğrudan bir askeri karşılık vermek’. Ancak bunun İsrail’e aradığı bahaneyi sağlayarak hedef listesini genişletmesine, çatışmayı daha derin bölgelere taşımasına ve hatta Lübnan’ın altyapısını hedef almasına yol açabileceğini belirten Şehade, “Bu nedenle maliyeti yüksek bir seçenek” diyor.
İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki Haniye kasabasına düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İkinci seçenek ise ‘karşılık vermekten tamamen kaçınmak’. Bunun da bir bedeli olduğunu belirten Şehade, İsrail tarafından bunun, özellikle Ali et-Tahir çevresindeki gerilimin ve devam eden saldırıların ardından, İsrail’in herhangi bir bedel ödemeden yeni fiili durumlar yaratabildiği şeklinde yorumlanabileceğini ifade ediyor.
Üçüncü seçenek olan ‘ölçülü ve sınırlı bir karşılık’ konusunda ise Şehade, bunun Hizbullah karşılık vermeye karar verdiği takdirde en mantıklı seçenek olduğunu düşünüyor. Şehade, “Bence bu, ‘saldırının bir bedeli vardır’ denkleminde ısrar etmeyi amaçlayan, ancak topyekûn bir çatışmaya sürüklenmeyen bir karşılık olmalı. Aynı zamanda örgüt, özellikle siyasi manevra alanını korumak istiyorsa, belirsizlik politikasını sürdürebilir ve gerçekleştirdiği tüm operasyonları açıklamayabilir” değerlendirmesinde bulunuyor.
Şehade, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın daha karmaşık bir hesapla karşı karşıya olabileceğini belirterek, “Örgüt şimdi mi İsrail’e karşılık vermeli, yoksa ABD-İran müzakerelerinin nasıl sonuçlanacağının netleşmesini mi beklemeli?” sorusunu gündeme getiriyor. Şehade, “ABD-İran sürecinin sonucunu beklemek, teslim olmak veya hiçbir şey yapmadan beklemek anlamına gelmiyor. Bu, büyük çaplı bir karşılığı ertelemek, ancak sınırlı bir karşılık seçeneğini açık tutmak anlamına gelebilir. Çünkü şu anda yaşanacak geniş çaplı bir çatışma, bölgesel tablo netleşmeden önce savaşı genişletme fırsatı sağlayarak Hizbullah’tan çok İsrail’in çıkarına hizmet edebilir” diyor.
Şehade, yakın vadede Hizbullah’ın topyekûn bir savaşı başlatacak geniş çaplı bir karşılık verme girişiminde bulunmayacağını, ancak İsrail’in saldırılarını hiçbir karşılık vermeden sonsuza kadar sürdürmesine de tahammül edemeyeceğini düşünüyor.
Bu nedenle Şehade’ye göre en gerçekçi senaryo, ‘gerilimi kontrol altında tutmak, sahadaki gelişmeleri izlemek, ABD-İran sürecinden yararlanmak ve İsrail’in belirli sınırları aşması halinde sınırlı ve hesaplı bir karşılık verme seçeneğini açık tutmak’.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة