Libya’daki iki hükümet kararlar çıkarma konusunda yarışırken, seçim süreci için hiçbir adım atılmıyor

Siyasetçiler, her iki hükümet tarafından yapılan açıklamaların ‘vatandaşın değil, daha çok kendi politikaları lehine’ olduğunu düşünüyorlar

UBH Başbakanı Dibeybe’nin Ulusal Petrol Şirketi (NOC) başkanıyla görüşmesinden (UBH)
UBH Başbakanı Dibeybe’nin Ulusal Petrol Şirketi (NOC) başkanıyla görüşmesinden (UBH)
TT

Libya’daki iki hükümet kararlar çıkarma konusunda yarışırken, seçim süreci için hiçbir adım atılmıyor

UBH Başbakanı Dibeybe’nin Ulusal Petrol Şirketi (NOC) başkanıyla görüşmesinden (UBH)
UBH Başbakanı Dibeybe’nin Ulusal Petrol Şirketi (NOC) başkanıyla görüşmesinden (UBH)

Libya’da birbiriyle rekabet eden iki ayrı hükümet, farklı kararlar yayınlayarak ve açıklamalar yaparak siyaset sahnesinde ağırlıklarını artırmaya çalışıyor. Libyalı siyasetçiler ise bu durumu ertelenen seçimlerin yapılmasına yönelik herhangi ciddi bir adım atmadan iktidarda kalma çabası olarak değerlendirdi.

Libyalı Milletvekili Ammar el-Ablak, iki hükümet arasında ‘vatandaşların lehine olmaktan ziyade, kendi politikaları lehine kararlar alındığını ve açıklamalar yapıldığını, yoğun rekabetin onların ve müttefiklerinin iktidardaki konumlarını koruma çabasından ibaret olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Milletvekili Ablak, devletin yönetiminde siyasi ve mali bir başarısızlık olduğunu, kimsenin devleti tehdit eden risklerin farkında olmadığını ve yolsuzluk vakalarının giderek arttığını vurguladı.

Libya'da Mart 2022’den bu yana iki hükümet iktidar mücadelesi veriyor. Bu hükümetlerden biri, başkent Trablus merkezli, Abdulhamid ed-Dibeybe’nin başbakanı olduğu geçici Ulusal Birlikte Hükümeti (UBH). Diğeri ise Usame Hammad’ın başbakanı olduğu ve Temsilciler Meclisi (TM) tarafından desteklenen, merkezi Libya'nın doğusunda bulunan paralel İstikrar Hükümeti.

dve
Paralel İstikrar Hükümeti Başbakanı Usame Hammad (İstikrar Hükümeti)

Her iki hükümet de ülkenin meşru hükümeti olduğunu iddia ederken, başta denetim olmak üzere ülkenin yürütme otoritesi ile bu otoriteye bağlı kurumların birleştirilmesini gerektiren temel sorunlara bazı geçici çözümlere bel bağlıyor. Her iki hükümetin aldığı kararlar, seçimlerin yapılacağı tarih açıklanmadan daha fazla zamana ihtiyaç duyarken, seçim tarihini açıklamak ise onların değil, TM ve Devlet Yüksek Konseyi’nin (DYK) yetkisi dahilinde.

UBH Başbakanı Dibeybe, çeşitli tarafların karşı çıkmasına rağmen, nihayet Hamada petrol sahasının geliştirilmesine yönelik çalışmaların sürdürülmesinin gerekli olduğuna yönelik teknik ve hukuki gözlemlerin ele alınmasını vurguladı ve gerekli talimatları verdi. Bu konuyu değerlendiren Milletvekili Ablak, iki hükümet arasında zaman zaman öne çıkan ikincil meselelerle ilgili çekişmeler ve sekteye uğrayan siyasi süreç meselesinin unutulması nedeniyle Libyalıların dikkatinin dağılmasına karşı uyardı.

Akaryakıt kaçakçılığıyla mücadele etme bahanesiyle akaryakıt sübvansiyonlarını kaldırma kararı alan Dibeybe, halkın çeşitli kesimlerinin verdiği tepkinin ardından geri çekti. İstikrar Hükümeti Başbakanı Hammad da hiç vakit kaybetmeden kararın yansımaları konusunda uyarmış, kararla ilgili bir kamuoyu yoklaması yapılması çağrısında bulunmuştu. İstikrar Hükümeti tarafından yapılan açıklamada, bu tür kararların sonuçları, boyutları ve olası zararları incelenmeden hiç kimse tarafından bu kadar hızlı bir şekilde alınamayacağı vurgulandı.

Her iki hükümet de koltuklara sıkı sıkıya tutunuyor

Libyalı Milletvekili Halife ed-Dağari, yakında ne iki hükümetin de istifa edeceğini ne de seçimler için ciddi hazırlık yapılacağını düşünüyor. Dağari, buna karşın kendilerinin ve çatışmanın ana taraflarından müttefiklerinin mevcut konumlarına sadık kaldıklarının altını çizdi. Birleşmiş Milletler Libya Özel Temsilcisi Abdullah Bathiliy’nin siyasi bir çözüme ulaşmak için Libyalı tarafları bir müzakere masası etrafında toplamak için başlattığı inisiyatife dikkat çeken Dağari, şartların tüm taraflarca belirlediğini söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Dağari, sözlerini şöyle sürdürdü:

Petrol ihraç ediliyor ve gelirleri ise maaşlar, destek, yeniden yapılanma ya da diğer harcama yapılan kalemler de dahil, genel bütçeye dağıtılıyor. Her hükümet de bunlardan pay alıyor. Haliyle hiçbiri iktidardan ayrılmayacak.

sd
TM ile Merkez Bankası, Daniel Kasırgası'ndan etkilenen şehirlerin yeniden inşası için yapılacak harcama konusunda anlaştı (TM)

Dağari, TM ve Merkez Bankası'nın kısa bir süre önce Daniel Kasırgası'ndan etkilenen şehirlerin yeniden inşası için 3 yıllık bir süre zarfında kademeli olarak yapılacak harcama konusunda anlaşmaya vardıklarını söyledi. Her iki hükümetin liderlerinin, kendi nüfuz bölgelerinde yaşayan vatandaşların bu hükümetler tarafından alınan ve genel olarak seçimlere hazırlanmakla ilgili olmayıp, belirli bir tarafın taleplerinin karşılanması, bazı gıda maddelerinin tedariğinin desteklenmesi ya da küçük hibelerin sağlanması ile sınırlı olan kararlara dikkat çeken Dağari, yapılan çalışmalardan memnun olup olmadıklarını öğrenmek isteyip istemediklerini merak ettiğini dile getirdi.

Dağari, TM ve DYK başkanlıklarının ve üyelerinin çoğunluğunun, gerek seçim yasaları üzerinde fikir birliğine vararak gerekse anayasa taslağı hazırlayarak’ ülkedeki bölünmeyi ele almaya ve siyasi süreçte ilerlemeye yönelik çağrıları görmezden gelmeye devam etmelerini eleştirdi.

İstikrar Hükümeti’nin Yerel Yönetim Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde Derne şehrini vuran Daniel Kasırgası nedeniyle evleri hasar gören 400 aileye tazminat belgelerini dağıttı. Öte yandan UBH’nin medya platformu, son günlerde Başbakan Dibeybe’nin gençlere ve ihtiyaç sahibi ailelere konut sağlama girişimi kapsamında başkent Trablus’un güneyindeki Suvani Bin Adem bölgesinde nakit kredi için aday listelerini açıkladığı aktarıldı.

Libyalı siyasi aktivist Ahmed et-Tevati, yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

İki hükümetin de geçtiğimiz yılın başlarında bir şekilde seçim düzenlemeye hazır olduklarını açıklamaları, aralarındaki rekabetin ciddiyeti konusunda şüphe yaratma girişiminden başka bir şey değildi. Bathiliy’nin inisiyatifinin engellenmesiyle birlikte seçimlerle ilgili açıklamalar da azaldı.

Tevati, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, bir şehrin içinde bulunduğu koşulların düzeltilmesi, belirli bir kesimin maaşlarının iyileştirilmesi ya da bir okul veya köprü inşa edilmesi gibi her iki hükümetin de yaptığı hizmetlerin Libyalılara asıl hayalleri olan seçimleri unutturmayacağını söyledi.

Libyalıların her iki hükümetin de vaatlerinden yüz çevirdiklerini ve kararlarının gerekçeleri konusunda şüphe duyduklarını belirten Tevati, İstikrar Hükümeti Başbakanı Hammad'ın, Libya Ulusal Ordusu (LUO) lideri Mareşal Halife Hafter'in oğlu Belkasım'ı Derne ve kasırga felaketinden etkilenen diğer şehirler ve bölgeler için İcra Direktörü olarak atama kararı sonrası başlayan tartışmalara dikkati çekti.

Tüm taraflara halkın gösterdiği sabra daha fazla güvenmemeleri tavsiyesinde bulunan Tevati, özellikle mali ve düzenleyici kurumların raporlarının, geçtiğimiz yıl ülkenin yasama ve yürütme organlarına yapılan toplam harcamalardaki artışa ilişkin ortaya çıkardığı sonuçların gerilimi tırmandığını hatırlattı. Tevati, UBH’nin Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan Aydınlatma ve Şeffaflık Raporu'na göre, toplam harcamaların 3 milyar 855 milyon dinar (Libya’da 1 dolar 4,81 dinar) olarak gerçekleştiğini de sözlerine ekledi.



İsrailli yerleşimciler Batı Şeria'da geniş arazileri ele geçirmekle övünüyor

İsrailli yerleşimciler, aşırı sağcı Bakan Bezalel Smotrich ile birlikte, 16 Haziran 2026'da işgal altındaki Batı Şeria'nın El-Halil Dağı bölgesinde kurulan yeni bir yerleşim yerinin üzerinde İsrail bayrağı kaldırırken. (AFP)
İsrailli yerleşimciler, aşırı sağcı Bakan Bezalel Smotrich ile birlikte, 16 Haziran 2026'da işgal altındaki Batı Şeria'nın El-Halil Dağı bölgesinde kurulan yeni bir yerleşim yerinin üzerinde İsrail bayrağı kaldırırken. (AFP)
TT

İsrailli yerleşimciler Batı Şeria'da geniş arazileri ele geçirmekle övünüyor

İsrailli yerleşimciler, aşırı sağcı Bakan Bezalel Smotrich ile birlikte, 16 Haziran 2026'da işgal altındaki Batı Şeria'nın El-Halil Dağı bölgesinde kurulan yeni bir yerleşim yerinin üzerinde İsrail bayrağı kaldırırken. (AFP)
İsrailli yerleşimciler, aşırı sağcı Bakan Bezalel Smotrich ile birlikte, 16 Haziran 2026'da işgal altındaki Batı Şeria'nın El-Halil Dağı bölgesinde kurulan yeni bir yerleşim yerinin üzerinde İsrail bayrağı kaldırırken. (AFP)

Aşırı sağcı İsrailli Bakan Bezalel Smotrich'in seçim kampanyası kapsamında, onun denetiminde faaliyet gösteren Yerleşim Çiftlikleri Birliği, on yıl aradan sonra ilk kez Batı Şeria'daki yerleşim çiftliklerinin yayılımını ve İsrail işgali altında kontrol edilen arazilerin boyutunu ayrıntılı biçimde gösteren bir coğrafi harita yayımladı.

Haritaya göre yerleşim çiftlikleri bugün 1,1 milyon dönümden fazla alana yayılmış durumda. Bu rakama, Batı Şeria'daki yerleşimlerin kontrol ettiği yaklaşık 200 bin dönümlük arazi dahil değil. Birliğin hesaplamasına göre, inşa edilmiş her bir dönümlük yerleşim alanına karşılık yerleşim çiftlikleri yaklaşık altı dönümlük ilave araziyi kontrol ediyor.

Yerleşim Çiftlikleri Birliği tarafından yayımlanan harita
Yerleşim Çiftlikleri Birliği tarafından yayımlanan harita ( Haritanın oluşturulmasında yapay zekadan yararlanılmıştır.)

Harita, çoğunluğu Ürdün Vadisi'nde bulunan bir çiftlikler ağını gösteriyor. Bu bölgenin neredeyse tamamının sessizce el konulduğu belirtilirken, ağ işgal altındaki Filistin dağlık bölgelerinden geçerek Güney El-Halil Dağı'na ve Kudüs'ten Eriha'ya kadar uzanan, İsrail'de "Yahudiye Çölü" olarak adlandırılan çöl bölgesine kadar yayılıyor.

Haritada çiftliklerin faaliyet gösterdiği araziler yeşil, kasaba ve şehirlerin bulunduğu bölgeler ise mavi renkle gösteriliyor.

Birlik, mevcut faaliyet alanlarının yanı sıra faaliyetlerin genişletilmesini talep ettiği ek arazilere de işaret ediyor. Birliğin yayımladığı verilere göre C Bölgesi'nde, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin artırılması ve arazilerin korunması amacıyla daha fazla varlığa ihtiyaç duyulan 1 milyon dönümden fazla arazi bulunuyor.

Birlik, tarımsal faaliyetleri toprak üzerindeki kontrolü güçlendiren bir araç olarak görüyor ve bunu Siyonist yerleşim hareketine yön veren temel ilkelerin bir parçası olarak sunuyor.

Birliğin yayımladığı açıklamada, "Yahudi sabanının geçtiği yer, sınırlarımızın da geçeceği yerdir" ifadesine yer verildi. Bunun yanında, Siyonist liderlerden ve Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerinin ilk öncülerinden Yigal Allon'a atfedilen şu sözler aktarıldı: "Senin Golan'ın olmasını istediğin Merc İbn Amir gibi, şimdi onu Merc Dutan için istiyorsun." Merc Dutan, Batı Şeria'nın kuzeyinde yer alan ve çevresindeki araziden daha yüksek bir dizi ovadan oluşuyor.

Yerleşimciler, bölgede yerleşimleri yeniden inşa etmelerinin ardından Batı Şeria'nın Cenin kentine giden ana yol üzerinde İsrail bayrakları taşıyor. (Arşiv – EPA)
Yerleşimciler, bölgede yerleşimleri yeniden inşa etmelerinin ardından Batı Şeria'nın Cenin kentine giden ana yol üzerinde İsrail bayrakları,(Arşiv – EPA)

​​​​​

Haritanın yayımlanması, yerleşimcilerin "çiftlikler aracılığıyla yerleşimciliğin yeniden doğuşu" olarak adlandırdığı sürecin birinci yılının sonunda geldi. Bu dönemde çiftliklerin faaliyetleri birçok alanda genişletildi.

Yeni çiftlikler kuruldu, mevcut çiftlikler güçlendirildi, hayvan sürülerinin sayısı artırıldı; altyapı ve güvenlik unsurları da güçlendirilirken, tarımsal faaliyet yürütülen arazilerin kapsamı genişletildi.

Birlik, çiftçilerin yanı sıra tarım ve güvenlik faaliyetlerinde çalışan binlerce gencin de bu çalışmalara katıldığını belirtiyor. Ayrıca ülkenin farklı bölgelerinden 23 binden fazla kişinin çiftlikler fonuna düzenli olarak destek verdiği ve bu kişilerin faaliyetlerin finanse edilmesine ve genişletilmesine katkıda bulunduğu ifade ediliyor.

Yerleşimciler, "Bugün açıklanan harita, bir haritadaki noktalardan çok daha büyük bir hikâyeyi anlatıyor. Gözlerimizin önünde gerçekleşen tarımsal ve yerleşimci bir devrimin hikâyesini anlatıyor. Çiftlikler tarafından korunan 1,1 milyon dönümden söz ediyoruz. Bu, tarımın coğrafyayı şekillendirme ve ülke topraklarını koruma gücünün kanıtıdır" ifadelerini kullandı.

Birlik, tarımsal faaliyetlerini genişletmeye devam edeceğini de açıkladı.

Terör ve ilhak haritası

İsrail merkezli Barış Şimdi hareketi ise haritayı "terör ve ilhak haritası" olarak nitelendirdi.

Hareket tarafından yapılan açıklamada, "Burada söz konusu olan 'toprağı korumak' ya da masum bir tarım faaliyeti değil. Bu çiftlikler ve yerleşim karakolları, hükümetin himayesi ve finansmanıyla, yaklaşık bir milyon dönümlük araziyi kontrol eden ve Filistinli toplulukları topraklarından zorla uzaklaştıran terör yuvalarına dönüştü" denildi.

Filistinlileri korumak amacıyla aralarında Kudüs'ün güneydoğusundaki Han el-Ahmar ile Beytüllahim'in güneyindeki Cennata'nın da bulunduğu çeşitli noktalarda gösteriler düzenleyen Birlikte Duruyoruz hareketi de sert tepki gösterdi.

Hareket, "Çiftlik ve tepelerdeki terör örgütü, hükümet politikasının uygulamadaki koludur. Batı Şeria'daki Filistinlilerin mülksüzleştirilmesi ve onlara yönelik terör eylemleri, Ben-Gvir-Smotrich-Netanyahu hükümeti tarafından yönetiliyor ve yürütülüyor" ifadelerini kullandı.

Açıklamada ayrıca, "Bu çılgınlığın finansmanı hepimizin cebinden çıkıyor; bu suç politikasının ağır bedelini hepimiz ödüyoruz. Aşırılık yanlısı yerleşimciler Filistinlilerin hayatını cehenneme çevirirken, İsrail vatandaşlarını da huzur ve güvenlikten uzaklaştırıyor. Her iki halk için güvenliği yalnızca bir İsrail-Filistin barış anlaşması sağlayabilir" denildi.


Iraklı gruplardan silahların sınırlandırılması planına yeni şart: Peşmerge de kapsama alınsın

 Kürdistan Bölgesi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat'ta düzenlenen güvenlik koordinasyon toplantısında. (Hükümet medyası)
Kürdistan Bölgesi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat'ta düzenlenen güvenlik koordinasyon toplantısında. (Hükümet medyası)
TT

Iraklı gruplardan silahların sınırlandırılması planına yeni şart: Peşmerge de kapsama alınsın

 Kürdistan Bölgesi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat'ta düzenlenen güvenlik koordinasyon toplantısında. (Hükümet medyası)
Kürdistan Bölgesi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat'ta düzenlenen güvenlik koordinasyon toplantısında. (Hükümet medyası)

Irak'taki silahlı gruplar, Kürdistan Bölgesi'ndeki Peşmerge güçlerinin de yeni bir yasayla yürürlüğe konulması planlanan "silahların sınırlandırılması" kapsamına alınmasını şart koştu. Buna karşılık, geçtiğimiz ay silahlarını teslim ettiğini açıklayan Asaib Ehlil-Hak grubunun lideri Kays el-Hazali, Kürt güçlerinin "anayasal olduğunu ve yasalar çerçevesinde tanındığını" belirtti.

İran'a yakın Iraklı gruplar, silahların sınırlandırılması planını kabul etmek için farklı şartlar öne sürüyor. Gözlemciler ise bu grupların bölgedeki İran-ABD çatışmasının sona ermesini bekleyerek, zaman kazanmaya çalıştığı görüşünde.

Koordinasyon Çerçevesi ittifakının önde gelen isimlerinden Hazali, dün gece televizyonda yaptığı açıklamada, "Peşmerge anayasal bir kurumdur ve silahların sınırlandırılması kriterlerine tabi değildir" dedi. Hazali, söz konusu güçlerin yasalar kapsamında tanındığını belirtti.

Hazali, "Silahların devletin elinde toplanması, devlet kurumlarının istikrarı açısından meşru bir hedeftir" ifadelerini kullanırken, Şii siyasetçilerin bu projede diğer kesimlerden daha fazla sorumluluk taşıdığını söyledi.

Silahların devlet kurumlarına devredilmesi sürecinin "gerçek ve göstermelik olmayan" bir şekilde yürütüldüğünü savunan Hazali, "Asaib Ehlil-Hak'ın silahları Haşdi Şabi bünyesinde sınırlandırıldı" dedi.

Hazali'nin Peşmerge güçlerine ilişkin tutumu, Kürt silahlı oluşumlarının silahsızlandırılmasını şart koşan silahlı grupların da dahil olduğu Şii güçler arasındaki keskin görüş ayrılığını ortaya koydu.

Başbakan Ali ez Zeydi'nin hükümet programının temel başlıklarından biri olarak "silahların sınırlandırılmasını" belirlediği, Asaib Ehlil-Hak'ın da diğer bazı silahlı gruplarla birlikte bu uzlaşma sürecine katıldığı belirtiliyor. Grupların bu adımla üzerlerindeki uluslararası baskıyı azaltmayı, siyasi ve yürütme organlarında yer alma imkanlarını genişletmeyi umduğu ifade ediliyor.

Irak Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı Sözcüsü Sabah en-Numan ise dün yaptığı açıklamada, silahların akıbetinin belirlenmesi konusunda silahlı gruplarla "üst düzeyde görüşmeler yürütüldüğünü" söyledi. Ancak uygulamanın, Uluslararası Koalisyon'un 30 Eylül'de sona erecek görevinin tamamlanmasının ardından başlayacağını belirtti.

Asaib Ehl el-Hak Hareketi lideri Kays el-Hazali. (AFP)
Asaib Ehl el-Hak Hareketi lideri Kays el-Hazali. (AFP)

Herkesi kapsayan yasa

Hazali'nin açıklamaları, Irak basınında silahlı gruplarla yürütülen görüşmelerin perde arkasına ilişkin yayımlanan haberlerin sonrasında geldi.

Bilgi sahibi kaynaklara dayandırılan haberlerde, silahlı grupların Peşmerge güçlerini de kapsayacak şekilde herkesin silahlarını sınırlandırmasını öngören yeni bir yasanın çıkarılmasını şart koştuğu bildirildi.

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a, "Bazı grup yetkilileri, Koordinasyon Çerçevesi'ndeki siyasilere silahların sınırlandırılmasının herkes için uygulanması gerektiğini iletti. Öneri, ülke genelindeki bütün silahların tek bir hukuki çerçeve kapsamında sınırlandırılmasını, düzenlenmesini ve yönetilmesini; böylece uygulamaların bir tarafa karşı yürütülürken diğer tarafa karşı seçici biçimde uygulanmasının önüne geçilmesini amaçlıyor" dedi.

Kaynaklara göre önümüzdeki dönemde silahların sınırlandırılması, düzenlenmesi ve yönetilmesine ilişkin özel bir yasa taslağı hazırlamak üzere bir komisyon kurulacak. Taslak, hukuki incelemenin ardından siyasi güçlerin katılımıyla oylanmak üzere Temsilciler Meclisine sunulacak.

Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) liderinin medya danışmanı Kifah Mahmud, "Irak Anayasası Peşmerge'nin silahlarının meşruiyetini kabul ediyor" dedi ve Hazali'nin açıklamasını "gecikmiş bir kabul" olarak nitelendirdi.

Mahmud, federal hükümetin Peşmerge'nin silahları, teçhizatı ve askeri birlikleri hakkında tam bilgi sahibi olduğunu belirterek, Peşmerge'nin "Irak'ın resmi askeri yapılanmasının temel bir parçası" olduğunu söyledi.

Mahmud, Bağdat'taki silahların sınırlandırılması tartışmasına Peşmerge dosyasının dahil edilmesinin, iktidar koalisyonu içindeki anlaşmazlıkların derinliğini gösterdiğini ve dikkatleri krizin asıl nedenlerinden uzaklaştırma çabasını yansıttığını söyledi.

Bu kapsamda siyasi bir kaynak da hükümetin silahların sınırlandırılması planının önündeki en önemli engelin, iktidar koalisyonunun kendi içindeki bazı isimlerin silahsızlandırma konusunda uzlaşamaması olduğunu kaydetti.

Kaynağa göre bazı siyasi aktörler, söz konusu grupların "güç ve nüfuzlarından mahrum bırakılmaması gerektiği" görüşünde.


ABD’nin Iraklı Kürtleri yüzüstü bırakması İran’ın işine yarıyor

 Trump yönetimi geçtiğimiz günlerde Kürt yetkililere yardımların 30 Eylül’de sona ereceğini bildirdi. (Getty Images)
Trump yönetimi geçtiğimiz günlerde Kürt yetkililere yardımların 30 Eylül’de sona ereceğini bildirdi. (Getty Images)
TT

ABD’nin Iraklı Kürtleri yüzüstü bırakması İran’ın işine yarıyor

 Trump yönetimi geçtiğimiz günlerde Kürt yetkililere yardımların 30 Eylül’de sona ereceğini bildirdi. (Getty Images)
Trump yönetimi geçtiğimiz günlerde Kürt yetkililere yardımların 30 Eylül’de sona ereceğini bildirdi. (Getty Images)

John Bolton

ABD’nin tarihsel müttefiki olan Kürt Peşmerge güçleri; Trump’ın ‘bitmeyen savaşları sona erdirme’ vaadini yerine getirme kılıfı altında, Ortadoğu’daki askeri varlığı azaltmayı hedefleyen izolasyon yanlısı Amerikalı yetkililerin yürüttüğü politikanın son kurbanı oldu.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) yönelik ABD askeri yardımları daha önce görülmemiş bir tehdit altında. BBC tarafından hazırlanan bir rapora göre Amerikalı yetkililer, Kürt makamlarına yardımların -bütün ABD güçlerinin Irak’tan çekilmesine paralel olarak- 30 Eylül’de kesileceğini bildirdi. Daha önceki raporlarda güvenlik yardımlarının sonlandırılabileceği ihtimalinden bahsedilmiş olsa da net bir son tarihin belirlenmesi, bu ihtimali uygulanmaya her zamankinden daha yakın hale getiriyor.

Washington’un İran ile savaş sonrası döneme ilişkin strateji geliştirmesi beklenen bir zamanda, ABD Başkanı Donald Trump’ın savaş sürecinde net hedeflerden yoksun olması bu yöndeki her türlü ciddi çabayı engelliyor gibi görünüyor. Bölgeye yönelik tutarlı bir vizyon hazırlamak yerine, yönetim içindeki izolasyon yanlısı yetkililer, Trump’ın ‘bitmeyen savaşları sona erdirme’ vaadini yerine getirme kılıfı altında, Ortadoğu’daki ABD askeri varlığını ne pahasına olursa olsun azaltmaya çalışıyor. ABD’nin tarihsel müttefiki olan Kürt Peşmerge güçleri de bu politikanın son kurbanı olmuş gibi görünüyor.

Gözlemciler, kademeli ABD çekilmesinin sadece devam eden İran tehditleri nedeniyle değil, aynı zamanda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Osmanlı İmparatorluğu’nun ihtişamını yeniden canlandırmaya yönelik bölgesel hırsları sonucunda da büyük riskler taşıdığı uyarısında bulunuyor. Bölgede devam eden çatışmalar ve manevralar gölgesinde, bölgesel veya uluslararası güçlerin Kürtlerin bir asırlık acılarını yeniden değerlendirmeye niyetli olmadığı görülüyor. Ancak aynı zamanda, başta ABD olmak üzere etkili aktörler, İran rejiminin 1979’da İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasından bu yana en zayıf döneminden geçtiği bir sırada, Tahran’ın çıkarına hizmet edecek kararlar almanın sonuçlarını göz ardı edemez.

ABD’deki ara seçim kampanyaları şu anda Beyaz Saray’ın tüm dikkatini çekse de bu süreç 3 Kasım’da sona erecek ve Trump’ın Ortadoğu’daki çalkantılarla yüzleşmekten başka seçeneği kalmayacak.

İran’ın, İsrail ve Körfez Arap ülkelerine karşı uyguladığı ‘ateş çemberi’ stratejisi artık bir enkazdan ibaret; askeri-endüstriyel kompleksinin büyük bir kısmı ise felç olmuş veya imha edilmiş durumda. Buna rağmen Washington’un kafa karışıklığı ve çelişkilerle dolu hamleleri, tatmin edici olmaktan çok uzak bir sonuç doğurdu. ABD’nin hedefleri belirsizdi; saldırı öncesi hazırlıklar, planlama ve siyasi destek toplama çabalarının tamamı yetersiz kaldı. Askeri eylemlerin kendisi tamamlanmamış olarak kalırken, İran içindeki geniş muhalefeti harekete geçirmedeki başarısızlık, belirgin bir siyasi ve askeri üstünlüğe sahip olmalarına rağmen ABD ve İsrail’i kesin bir zafer kazanmaktan mahrum bıraktı. Tahran’a karşı savaş bu derece kötü yönetilmiş olsa da rejim değişikliği ihtimali dahil olmak üzere başarıya ulaşmak hâlâ mümkün.

İranlı Kürtlerin, rejime karşı iç muhalefeti mobilize etmeyi amaçlayan her türlü çabaya dahil edilmesi, bu yaklaşımı savunanların gözünde kritik bir unsur olarak görülüyor. Nitekim Kürtler, İran nüfusunun yüzde 8 ila 10’unu oluşturuyor ve ağırlıklı olarak ülkenin kuzeybatısında yoğunlaşmış durumdalar.

İsrail’in, diğer muhalif unsurlara dağıtılacak silahlar da dahil olmak üzere Kürtlerin bu doğrultuda hareket etmesine yardım etmeyi ve onlara silah sağlamayı planladığı bildirilmişti. Ancak aktarılanlara göre Erdoğan, Trump’ı arayarak operasyonu durdurması konusunda ikna etti ve bu planı boşa çıkardı.

Böylece Kürt kartı devreye sokulmadığı gibi Washington veya Tel Aviv iç muhalefeti harekete geçirecek alternatif bir program da başlatmadı. Önlenmesi mümkün olan bu başarısızlıklara rağmen, ABD ve İsrail hava saldırıları, henüz dengesini kazanamamış olan rejimde derin çatlaklar yarattı.

Bu bağlamda Peşmerge güçlerine sağlanan yardımın kesilmesi, ABD’nin bölge genelinde Kürtlerle olan bağlarını koparma sürecinde olduğunun bir göstergesi olarak değerlendirilecektir. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Erdoğan gibi politikalar izleyen diğer liderler de konuyu aynı şekilde görecektir; zira zor zamanlarda müttefikleri terk etmek asla akılcı bir karar değildir.

Gerek İran içinde gerekse dışında Kürt askeri kapasitesinin zayıflatılması, doğrudan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ve rejim içindeki şahin kanadın çıkarına hizmet edecektir. Bu kesim, ABD’nin iradesindeki gerilemenin Washington içindeki izolasyonist seslerin nüfuzuyla birleştiğinde, ABD’nin kendileriyle yüzleşme yeteneğini azalttığına inanıyor.

Bu durum, şahinlerin iktidara tutunma ve dolayısıyla Hürmüz Boğazı ile Ortadoğu’nun daha geniş alanlarında hakimiyet kurma, ayrıca İslam dünyasındaki varlıklarını güçlendirme şeklindeki uzun vadeli hedeflerine ulaşma kararlılığını artıracaktır. Kısa vadede bu gelişme, İran’ın IKBY’deki hedeflere yönelik saldırılarını artırmasına da yol açabilir.

Irak içinde ise Peşmerge’nin zayıflaması Kudüs Gücü için Tahran’ın tüm terör kolları arasında en az zarar gören grubu olan Haşdi Şabi güçlerini güçlendirmeye devam etme yönünde bir teşvik oluşturacaktır.

Haşdi Şabi, özellikle kalan ABD askeri personelinin 30 Eylül’e kadar ülkeden ayrılmaya hazırlandığı bu dönemde, ülkelerinin egemenliğini ve bağımsızlığını korumaya çalışan Irak toplumunun tüm farklı unsurları için gerçek bir tehdit oluşturuyor. Kongre’deki bazı Cumhuriyetçilerin aynı süre zarfında İran yanlısı milislerin silahsızlandırılması yönündeki çağrılarına rağmen, bu hedefe ulaşılması oldukça uzak bir ihtimal olarak görünüyor.

Tahran bir yandan İran içindeki kapasitesini yeniden inşa etmeyi, diğer yandan da Haşdi Şabi’yi Hizbullah’ın daha güçlü ve etkili versiyonuna dönüştürerek pekiştirmeyi başarırsa, ‘ateş çemberi’ yapılanmasını çok daha güçlü bir şekilde yeniden kurma yolunda büyük bir mesafe kat etmiş olacak.

Olası yansımalar yalnızca İran’ın nüfuzuyla da sınırlı değil; Kürt güçlerinin zayıflatılması, DEAŞ’ın Irak ve Suriye’de saflarını yeniden toparlamasına yardımcı olacak koşulları da hazırlayabilir.

Bu perspektiften bakıldığında, çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) yeni Suriye ordusuna entegre edilmesi ilave bir endişe kaynağı yaratıyor. Önümüzdeki süreçte Kürt çıkarlarının yeterince korunup korunmayacağı ve Kürt lider Mazlum Abdi’nin Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’nın danışmanı sıfatıyla gerçekten etkili bir rol oynayıp oynamayacağı belirsizliğini koruyor.

Sonuç olarak, Kürtlerin konumunu zayıflatan ABD adımlarının uzun vadeli vahim sonuçları olacaktır. IKBY onlarca yıldır çalkantılı bir bölgede istikrar vahası olmayı sürdürmüştür; bu da ABD’nin bölgeye sağladığı askeri desteğin vazgeçilmek yerine, korunması gereken stratejik bir tercih olduğunu göstermektedir.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."