Libya’daki iki hükümet kararlar çıkarma konusunda yarışırken, seçim süreci için hiçbir adım atılmıyor

Siyasetçiler, her iki hükümet tarafından yapılan açıklamaların ‘vatandaşın değil, daha çok kendi politikaları lehine’ olduğunu düşünüyorlar

UBH Başbakanı Dibeybe’nin Ulusal Petrol Şirketi (NOC) başkanıyla görüşmesinden (UBH)
UBH Başbakanı Dibeybe’nin Ulusal Petrol Şirketi (NOC) başkanıyla görüşmesinden (UBH)
TT

Libya’daki iki hükümet kararlar çıkarma konusunda yarışırken, seçim süreci için hiçbir adım atılmıyor

UBH Başbakanı Dibeybe’nin Ulusal Petrol Şirketi (NOC) başkanıyla görüşmesinden (UBH)
UBH Başbakanı Dibeybe’nin Ulusal Petrol Şirketi (NOC) başkanıyla görüşmesinden (UBH)

Libya’da birbiriyle rekabet eden iki ayrı hükümet, farklı kararlar yayınlayarak ve açıklamalar yaparak siyaset sahnesinde ağırlıklarını artırmaya çalışıyor. Libyalı siyasetçiler ise bu durumu ertelenen seçimlerin yapılmasına yönelik herhangi ciddi bir adım atmadan iktidarda kalma çabası olarak değerlendirdi.

Libyalı Milletvekili Ammar el-Ablak, iki hükümet arasında ‘vatandaşların lehine olmaktan ziyade, kendi politikaları lehine kararlar alındığını ve açıklamalar yapıldığını, yoğun rekabetin onların ve müttefiklerinin iktidardaki konumlarını koruma çabasından ibaret olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Milletvekili Ablak, devletin yönetiminde siyasi ve mali bir başarısızlık olduğunu, kimsenin devleti tehdit eden risklerin farkında olmadığını ve yolsuzluk vakalarının giderek arttığını vurguladı.

Libya'da Mart 2022’den bu yana iki hükümet iktidar mücadelesi veriyor. Bu hükümetlerden biri, başkent Trablus merkezli, Abdulhamid ed-Dibeybe’nin başbakanı olduğu geçici Ulusal Birlikte Hükümeti (UBH). Diğeri ise Usame Hammad’ın başbakanı olduğu ve Temsilciler Meclisi (TM) tarafından desteklenen, merkezi Libya'nın doğusunda bulunan paralel İstikrar Hükümeti.

dve
Paralel İstikrar Hükümeti Başbakanı Usame Hammad (İstikrar Hükümeti)

Her iki hükümet de ülkenin meşru hükümeti olduğunu iddia ederken, başta denetim olmak üzere ülkenin yürütme otoritesi ile bu otoriteye bağlı kurumların birleştirilmesini gerektiren temel sorunlara bazı geçici çözümlere bel bağlıyor. Her iki hükümetin aldığı kararlar, seçimlerin yapılacağı tarih açıklanmadan daha fazla zamana ihtiyaç duyarken, seçim tarihini açıklamak ise onların değil, TM ve Devlet Yüksek Konseyi’nin (DYK) yetkisi dahilinde.

UBH Başbakanı Dibeybe, çeşitli tarafların karşı çıkmasına rağmen, nihayet Hamada petrol sahasının geliştirilmesine yönelik çalışmaların sürdürülmesinin gerekli olduğuna yönelik teknik ve hukuki gözlemlerin ele alınmasını vurguladı ve gerekli talimatları verdi. Bu konuyu değerlendiren Milletvekili Ablak, iki hükümet arasında zaman zaman öne çıkan ikincil meselelerle ilgili çekişmeler ve sekteye uğrayan siyasi süreç meselesinin unutulması nedeniyle Libyalıların dikkatinin dağılmasına karşı uyardı.

Akaryakıt kaçakçılığıyla mücadele etme bahanesiyle akaryakıt sübvansiyonlarını kaldırma kararı alan Dibeybe, halkın çeşitli kesimlerinin verdiği tepkinin ardından geri çekti. İstikrar Hükümeti Başbakanı Hammad da hiç vakit kaybetmeden kararın yansımaları konusunda uyarmış, kararla ilgili bir kamuoyu yoklaması yapılması çağrısında bulunmuştu. İstikrar Hükümeti tarafından yapılan açıklamada, bu tür kararların sonuçları, boyutları ve olası zararları incelenmeden hiç kimse tarafından bu kadar hızlı bir şekilde alınamayacağı vurgulandı.

Her iki hükümet de koltuklara sıkı sıkıya tutunuyor

Libyalı Milletvekili Halife ed-Dağari, yakında ne iki hükümetin de istifa edeceğini ne de seçimler için ciddi hazırlık yapılacağını düşünüyor. Dağari, buna karşın kendilerinin ve çatışmanın ana taraflarından müttefiklerinin mevcut konumlarına sadık kaldıklarının altını çizdi. Birleşmiş Milletler Libya Özel Temsilcisi Abdullah Bathiliy’nin siyasi bir çözüme ulaşmak için Libyalı tarafları bir müzakere masası etrafında toplamak için başlattığı inisiyatife dikkat çeken Dağari, şartların tüm taraflarca belirlediğini söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Dağari, sözlerini şöyle sürdürdü:

Petrol ihraç ediliyor ve gelirleri ise maaşlar, destek, yeniden yapılanma ya da diğer harcama yapılan kalemler de dahil, genel bütçeye dağıtılıyor. Her hükümet de bunlardan pay alıyor. Haliyle hiçbiri iktidardan ayrılmayacak.

sd
TM ile Merkez Bankası, Daniel Kasırgası'ndan etkilenen şehirlerin yeniden inşası için yapılacak harcama konusunda anlaştı (TM)

Dağari, TM ve Merkez Bankası'nın kısa bir süre önce Daniel Kasırgası'ndan etkilenen şehirlerin yeniden inşası için 3 yıllık bir süre zarfında kademeli olarak yapılacak harcama konusunda anlaşmaya vardıklarını söyledi. Her iki hükümetin liderlerinin, kendi nüfuz bölgelerinde yaşayan vatandaşların bu hükümetler tarafından alınan ve genel olarak seçimlere hazırlanmakla ilgili olmayıp, belirli bir tarafın taleplerinin karşılanması, bazı gıda maddelerinin tedariğinin desteklenmesi ya da küçük hibelerin sağlanması ile sınırlı olan kararlara dikkat çeken Dağari, yapılan çalışmalardan memnun olup olmadıklarını öğrenmek isteyip istemediklerini merak ettiğini dile getirdi.

Dağari, TM ve DYK başkanlıklarının ve üyelerinin çoğunluğunun, gerek seçim yasaları üzerinde fikir birliğine vararak gerekse anayasa taslağı hazırlayarak’ ülkedeki bölünmeyi ele almaya ve siyasi süreçte ilerlemeye yönelik çağrıları görmezden gelmeye devam etmelerini eleştirdi.

İstikrar Hükümeti’nin Yerel Yönetim Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde Derne şehrini vuran Daniel Kasırgası nedeniyle evleri hasar gören 400 aileye tazminat belgelerini dağıttı. Öte yandan UBH’nin medya platformu, son günlerde Başbakan Dibeybe’nin gençlere ve ihtiyaç sahibi ailelere konut sağlama girişimi kapsamında başkent Trablus’un güneyindeki Suvani Bin Adem bölgesinde nakit kredi için aday listelerini açıkladığı aktarıldı.

Libyalı siyasi aktivist Ahmed et-Tevati, yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

İki hükümetin de geçtiğimiz yılın başlarında bir şekilde seçim düzenlemeye hazır olduklarını açıklamaları, aralarındaki rekabetin ciddiyeti konusunda şüphe yaratma girişiminden başka bir şey değildi. Bathiliy’nin inisiyatifinin engellenmesiyle birlikte seçimlerle ilgili açıklamalar da azaldı.

Tevati, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, bir şehrin içinde bulunduğu koşulların düzeltilmesi, belirli bir kesimin maaşlarının iyileştirilmesi ya da bir okul veya köprü inşa edilmesi gibi her iki hükümetin de yaptığı hizmetlerin Libyalılara asıl hayalleri olan seçimleri unutturmayacağını söyledi.

Libyalıların her iki hükümetin de vaatlerinden yüz çevirdiklerini ve kararlarının gerekçeleri konusunda şüphe duyduklarını belirten Tevati, İstikrar Hükümeti Başbakanı Hammad'ın, Libya Ulusal Ordusu (LUO) lideri Mareşal Halife Hafter'in oğlu Belkasım'ı Derne ve kasırga felaketinden etkilenen diğer şehirler ve bölgeler için İcra Direktörü olarak atama kararı sonrası başlayan tartışmalara dikkati çekti.

Tüm taraflara halkın gösterdiği sabra daha fazla güvenmemeleri tavsiyesinde bulunan Tevati, özellikle mali ve düzenleyici kurumların raporlarının, geçtiğimiz yıl ülkenin yasama ve yürütme organlarına yapılan toplam harcamalardaki artışa ilişkin ortaya çıkardığı sonuçların gerilimi tırmandığını hatırlattı. Tevati, UBH’nin Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan Aydınlatma ve Şeffaflık Raporu'na göre, toplam harcamaların 3 milyar 855 milyon dinar (Libya’da 1 dolar 4,81 dinar) olarak gerçekleştiğini de sözlerine ekledi.



Sadr silahlı grubunu kendi eliyle lağvediyor: Necefli lider Irak'ın haritasını yeniden mi çiziyor?

Muktada es-Sadr, Irak'ın güneyindeki Necef kentinde bir konuşma yaparken, 1 Mayıs 2025 (AFP)
Muktada es-Sadr, Irak'ın güneyindeki Necef kentinde bir konuşma yaparken, 1 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Sadr silahlı grubunu kendi eliyle lağvediyor: Necefli lider Irak'ın haritasını yeniden mi çiziyor?

Muktada es-Sadr, Irak'ın güneyindeki Necef kentinde bir konuşma yaparken, 1 Mayıs 2025 (AFP)
Muktada es-Sadr, Irak'ın güneyindeki Necef kentinde bir konuşma yaparken, 1 Mayıs 2025 (AFP)

Hayreddin Mahzumi

Iraklı Şii din adamı Mukteda es-Sadr, on yıldan kısa bir sürede üçüncü kez bizzat kurduğu bir silahlı oluşumu lağvedeceğini duyurdu. Bu karar her seferinde Sadr Hareketi tarihinde tam bir dönemin kapanışı gibi görünmüş, ardından yeni siyasi ya da askeri nüfuz biçiminin doğumuna zemin hazırlayan bir geçiş noktasına dönüşmüştür. Bu kez söz konusu olan ise Irak iç savaşı yıllarının ardından dağıtılan ‘Mehdi Ordusu’ değil, Sadr akımıyla bağlantılı son ve en önemli silahlı kanat olan ‘Barış Tugayları’.

Sadr, 27 Mayıs 2026 tarihinde Barış Tugayları’nın (Seraya es-Selam) ‘Ulusal Şii Akım’dan ayrılarak Irak devletine tam bağlılığını ilan ettiğini duyururken, silahlı oluşumu Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı’na teslim etmeye hazır olduğunu vurguladı. Barış Tugayları ile bağlantılı sivil kurumların ise silahsız, karargâhsız ve askeri kıyafetsiz biçimde tamamen sivil bir hizmet kurumuna dönüştürülmek üzere ‘birleştirilmiş yapı’ projesine devredileceğini açıkladı.

Kararın önemi yalnızca duyurunun kendisinde değil, zamanlamasında yatıyor. Karar, ABD'nin Bağdat üzerindeki silahların devletle sınırlandırılması ve resmî kurumların dışında kalan silahlı grupların nüfuzunun kırılması yönündeki baskılarının yoğunlaştığı hassas bir bölgesel konjonktürde açıklandı. Bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendiren hızlı dönüşümlerle eş zamanlı yaşandı. Devletin otoritesini yeniden tesis etmeye ve resmî kurumlarla silahlı gruplar arasındaki ilişkiyi yeniden düzenlemeye çalışan yeni Irak hükümetinin kurulmasıyla eş zamanlı geldi.

Sadr'ın açıklamasının ardından yalnızca birkaç gün içinde İmam Ali Tugayları ve Asaib Ehli’l Hak dahil olmak üzere diğer silahlı gruplar, Halk Seferberlik Güçleri’nden (Haşdi Şabi) ayrılma ve silahı devlet tekeline bırakma prosedürlerini başlattıklarını duyurdu. Bu adım, Şii Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin söz konusu yönelimi destekleyerek Başbakan ve Başkomutan Ali Zeydi'yi gerekli tedbirleri almak üzere yetkilendirmesinin ardından gündeme geldi.

İlandan birkaç hafta önce Sadr, yeni siyasi tabloya sert koşullar öne sürmüştü. Silahlı bir kanada sahip her örgütün hükümetten dışlanmasını ve silahın bütünüyle devlet tekeline alınmasını talep etmişti. Sadr sanki kendini silahlı grup lideri değil Şii devlet adamı, gündem belirleyicisi değil siyasi sürecin aktörü olarak yeniden konumlandırmaya çalışır gibiydi.

Sadr'ın açıklamasından yalnızca birkaç gün sonra İmam Ali Tugayları ve Asaib Ehl'il Hak dahil diğer silahlı gruplar, Halk Haşdi Şabi oluşumlarından ayrılma prosedürlerini başlattıklarını ilan etti.

Ne var ki bu adımını, Sadr'ın geçmişinin arka planından bağımsız okumak eksik bir değerlendirme olur. Mehdi Ordusu, 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin çöküşünün ardından yeni Irak'ın en önemli silahlı aktörlerinden biri olarak sahneye çıktı. Örgüt, yalnızca birkaç yılda Amerikan kuvvetleriyle çatışmalar yaşayan ve ardından Irak'ın iç çatışmalarına dahil olan büyük bir askeri ve halk gücüne dönüştü. Silahlı çatışmaların artması ve siyasi baskılar Sadr'ı 2007'de ateşkes ilan etmeye iterken, Ağustos 2008'de en ünlü kararı olan; Mehdi Ordusu’nun süresiz dondurulması kararını aldı.

O dönem bu karar yenilginin kabulü değil, Sadr projesini askeri ve siyasi yıpranmadan kurtarma girişimiydi. Sadr, milis grubunu eski yapısıyla sürdürmenin siyasi geleceğini tehdit ettiğini ve yeni Irak sistemi içinde manevra kabiliyetini daralttığını fark etmişti. Bu nedenle yeniden yapılanmaya yöneldi; dini ve toplumsal nitelikte yeni kanatlar oluşturdu; daha disiplinli ve daha az görünür bir çekirdek yapıyı ise korudu.

Ancak Sadr'ın dondurma deneyimi ne istisnai bir olaydı ne de nihai bir karardı. O günden bu yana dondurma ve yeniden harekete geçirme, onun siyasi araç kutusunun ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Sadr, silahlı kanadın siyasi projesine ya da Irak kamuoyundaki imajına yük oluşturduğunu hissettiği her an bu mekanizmaya başvurmayı alışkanlık edindi.

defrty65
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, başkent Bağdat’ta başbakan olarak göreve başladıktan hemen sonra konuşma yaparken, 16 Mayıs 2026 (AFP)

Ancak dondurma hikâyenin sonu olmadı. 2014'te DEAŞ’ın yükselişi ve Irak'ın geniş güvenlik yapılarının çöküşüyle birlikte Sadr, askeri alana yeni bir kapıdan geri döndü.

Barış Tugayları o dönemde dini türbeleri korumak ve örgütle mücadeleye katılmak amacıyla kuruldu. Mehdi Ordusu, Yüksek Dini Merci Seyyid Ali Sistani'nin tarihi ‘Kifai Cihad’ fetvasına yanıt olarak kurulmuştu. Ad ve koşullar farklı olsa da yeni yapı özünde Sadr'ın askeri kapasitesinin farklı bir siyasi ve güvenlik bağlamında geri dönüşünü temsil ediyordu.

Mehdi Ordusu ismen tarihe karışsa da işlev olarak geri döndü. Bu nedenle pek çok araştırmacıya göre 2014 yılında yaşananlar, önceki deneyimden bir kopuş değil, DEAŞ’ın yayılmasının dayattığı yeni koşullarla daha uyumlu bir biçimde yeniden üretimiydi.

Mesele burada da bitmiyor. Son yıllarda Sadr, örgüt faaliyetlerini dondurma politikasına bir kez daha başvurdu. 2026 yılı başlarında ‘örgütsel ve davranışsal ihlaller’ olarak nitelendirdiği gerekçelerle Basra ve Vasit illerinde Barış Tugayları’nın faaliyetlerini askıya aldığını açıkladı. Ancak bu karar uzun sürmedi ve Sadr daha sonra bizzat geri adım atarak kararı geri çekti.

Bu olay önemli. Zira Sadr'ın silahlı örgütleriyle ilişkisini bağımsız kurumlar olarak değil, siyasi anın gereklerine göre yeniden ayarlanıp yönlendirilebilecek araçlar olarak kurduğunu gözler önüne seriyor.

İşte tam da burada ‘Sadr neden milislerini dağıtıp sonra farklı biçimlerle yeniden üretiyor?’ şeklindeki başlıca soru ortaya çıkıyor.

Yanıt belki de silahta değil, Sadr liderliğinin doğasında yatıyordur. Mukteda es-Sadr nüfuzunu geleneksel parti yapısı ya da sabit bir askeri oluşum üzerine değil, din, siyaset ve sokak arasında geniş bir kitleyi seferber edip harekete geçirmedeki olağanüstü kapasitesi üzerine inşa etti.

Sadr'ı tek bir role ya da tutuma sığdırmak güç. Çünkü görünürde çelişkili yollar arasında hareket etmeye alışmış, belirsizliği ve siyasi manevrası ile tanınan bir siyasi figür. 2003 yılından bu yana milis grup komutanı, halk hareketleri lideri, iktidar ortağı, siyasi süreçten çekilen ve ardından dışarıdan reforma çağıran biri olarak pek çok farklı rolü üstlendi. Dolayısıyla silahlara ilişkin kararları, nüfuzu yönetmeye yönelik daha geniş stratejisinden bağımsız okunamaz. Silah onun için gücün özü değil, güç araçlarından biri olarak kaldı. Silahlı yapı, siyasi bir yüke dönüştüğünde onu dondurdu, güvenlik ya da siyasi koşullar yeniden seferberliği dayattığında ise farklı bir biçimde yeniden üretti.

Böylece Sadr Hareketi, son yirmi yılda siyasi eylem, halk protestosu ve askeri örgütlenmeyi bir arada barındıran, ancak bunlardan hiçbirinde kalıcı olarak karar kılmayan özgün bir modele dönüştü. Bu durum pek çok kesimin 2026 ilanına ihtiyatla yaklaşmasına yol açıyor.

Ne var ki Sadr ile diğer Irak grup liderleri arasında önemli bir fark var. Sadr, gerçek gücünün yalnızca silaha dayanmadığının farkında. Sadr akımının yirmi yılı aşkın bir süre boyunca tabanıyla kurduğu toplumsal sözleşme, diğer grupların kendi kitleleriyle ilişkisinden köklü biçimde ayrışıyor. Sadr hareketi; askeri boyutun çok ötesine geçen geniş bir dini, toplumsal, hizmet ve halk tabanına sahip.

dfergthyu
Bağdat'ta, bir İHA saldırısında hayatını kaybeden Hizbullah Tugayları üyesinin cenaze töreni sırasında, 21 Kasım 2023 (AFP)

Dolayısıyla Sadr’ın silahlı oluşumdan vazgeçmesi onun nüfuzdan vazgeçmesi anlamına gelmezken, harekete geçirme kapasitesini ya da siyasi tabloya etkisini de otomatik olarak zayıflatmaz. Dahası Sadr, bu evrede silahlı grup lideri imajını korumaktan çok devlet adamı imajını sürdürmenin kendisi için daha işlevsel olduğunu düşünüyor olabilir.

Bununla birlikte geçmiş ile bugün arasındaki farkları görmezden gelmek de hata olur. Irak bugün 2008'in ya da 2014'ün Irak'ı değil ve İran’ın nüfuzunun arttığı bölgesel baskılarla karşı karşıya. Irak devleti silahlı güç üzerindeki tekeli pekiştirme çabasında. Sadr'ın kendisi de dar mezhepsel hesapların ötesine geçen ulusal bir referans noktası olarak konumlanmaya önceki dönemlerden çok daha fazla yatkın görünüyor.

Asıl büyük engel ise Tahran'la daha sıkı bağları olan gruplarda düğümleniyor. Sadr, Barış Tugayları’nın devlete katılımını ilan etmeyi tercih ederken, öne çıkan bazı gruplar bağımsız askeri kapasitelerini korumakta ısrar ediyor. Silahlarından tümüyle vazgeçmeyi, askeri güçlerini devlet kurumlarıyla bütünleştirmeyi ya da silahın devlet tekeline bırakılmasını kabul etmeyi reddediyor.

Bu gruplar silahlarının yalnızca Irak'ın iç denklemine değil, Irak sınırlarını aşan ve son yirmi yılda şekillenen ‘direniş ekseni’ kavramı ile bölgesel nüfuz ağlarıyla bağlantılı daha geniş bir stratejik ve bölgesel işleve bağlı olduğunu savunuyor.

Soru açık kalmaya devam ediyor: Sadr hareketinin seyrinde gerçek anlamda stratejik bir dönüşüme mi tanıklık ediyoruz, yoksa Mukteda Sadr'ın son yirmi yıllık deneyimini damgalayan çekilme ve geri dönüş döngüsünün yeni bir halkasıyla mı karşı karşıyayız?

Tam da bu noktada Sadr modeli ile İran eksenine bağlı grupların modeli arasındaki temel fark belirginleşiyor. Sadr silahlı kanadın yokluğunda bile geniş bir toplumsal ve siyasi tabana yaslanabilirken, söz konusu gruplar nüfuz ve meşruiyetlerinin başlıca kaynağı olarak silahlı güce çok daha bağımlı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu nedenle Sadr'ın adımı, motivasyonu ne olursa olsun, diğer grupların aynı yolu izleyeceği anlamına gelmiyor. Aksine Irak Şii sahnesinde birbirinden farklılaşan iki projenin arasındaki açılımın boyutunu gözler önüne seriyor olabilir. Biri devlet içinde yeniden konumlanmayı hedefleyen, diğeri ise silahı, güç dengesinin vazgeçilmez bir direği olarak görmeyi sürdüren iki proje.

Devletin gerçek sınavı, Sadr’ın adımının sona erdiği yerde başlıyor. Barış Tugayları merkezi bir siyasi karara doğrudan bağlı olduğundan devlet kurumlarına entegre edilebilir. Asıl büyük zorluk ise rolünü Irak sınırlarını aşan bölgesel denklemlerin parçası olarak gören silahlı güçlerle baş etmektir. Bu yüzden silahın devlet tekeline alınması projesinin akıbeti tek bir grubun kararıyla değil, devletin bütün silahlı aktörlere ulusal ve kapsayıcı bir vizyonu dayatma kapasitesiyle belirlenecek.

Geçtiğimiz mayıs ayında yaşananlar, Irak devlet tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı ya da hem hasımlarını hem de müttefiklerini şaşırtmayı alışkanlık edinmiş bir adamın zekice yeniden konumlanması olabilir. Irak ise her zamanki gibi tek bir bölümden okunamaz ve denklemleri tek bir bildiriyle çözüme kavuşturulamaz.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail'in şafak vakti güney Lübnan'a baskınları... Ölüler, yaralılar ve büyük hasar

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Arnun köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından duman yükseliyor (DPA)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Arnun köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından duman yükseliyor (DPA)
TT

İsrail'in şafak vakti güney Lübnan'a baskınları... Ölüler, yaralılar ve büyük hasar

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Arnun köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından duman yükseliyor (DPA)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Arnun köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından duman yükseliyor (DPA)

Lübnan’da Hizbullah’ın silahlanmasına ilişkin tartışmalar, Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ın ateşkes anlaşmasına dair açıklamalarının ardından yeniden alevlenirken, İsrail ordusu ülkenin güneyini yoğun biçimde hedef aldı.

İsrail topçu atışları, şafak vakti Güney Lübnan’daki Burc Kalaviyye çevresi ile Deyr Kifa, Kafr Reman, Yukarı Nəbatiye ve Şukin ile Mifdun beldelerinin çevresini vurdu.

Ayrıca İsrail savaş uçaklarının Şukin, Aba, Nəbatiye ve Habuş bölgelerine düzenlediği hava saldırılarında bir motosikletin hedef alındığı bildirildi.

Öte yandan, İsrail’in Cebel Emel Hastanesi çevresine düzenlediği bir hava saldırısı, “Audi Bank” binasının yıkılmasına yol açtı. Saldırıda 12 kişinin orta ve hafif şekilde yaralandığı, yaralıların Sivil Savunma ekipleri tarafından Cebel Emel Hastanesi’ne sevk edildiği bildirildi.

Gece saatlerinde ise İsrail savaş uçaklarının Deyr ez-Zehrani beldesindeki jandarma karakolu çevresinde bulunan bir binayı hedef aldığı ve yapının tamamen yıkıldığı bildirildi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre saldırıda bir kişi öldü, bir kişi de yaralandı.

Cumhurbaşkanı Joseph Avn, dün yaptığı açıklamada, “ateşkesin uygulanmasının nihai onayın ardından 24 saat içinde başlayabileceğini” belirterek, tüm iç tarafların —özellikle Hizbullah’ın— yanıtlarının alınmasının ardından Lübnan’ın tutumunun ABD tarafına iletileceğini söyledi.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım ise İsrail’in Lübnan köylerini bombalamaya ve sivilleri öldürmeye devam etmesi halinde, kuzey İsrail’in de güvende olmayacağını vurguladı. Kasım, örgütün kimseye İsrail’e karşı direnişten vazgeçme taahhüdü vermediğini belirterek, “Köylerimiz güvende olmadığı sürece yerleşimler de olmayacak" diye vurguladı.


Avn: İsrail ile yapılan anlaşma son şans... ateşkesin uygulanması 24 saat içinde başlayabilir

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
TT

Avn: İsrail ile yapılan anlaşma son şans... ateşkesin uygulanması 24 saat içinde başlayabilir

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn bugün yaptığı açıklamada, "Nihai onayın verilmesinin ardından ateşkesin uygulanması 24 saat içinde başlayabilir" dedi.

Baabda Sarayı'nda gazetecilerle gerçekleştirdiği sohbette açıklamalarda bulunan Avn, ilgili tüm iç taraflardan, özellikle de Hizbullah'tan yanıtların alınmasının ardından Lübnan'ın tutumunun ABD tarafına iletileceğini ve sürecin buna göre şekilleneceğini belirtti.

Avn, "Dünkü müzakereler son derece zorluydu" ifadelerini kullanarak, Lübnan müzakere heyeti başkanı Büyükelçi Simon Karam'ın kararlı bir tutum sergilediğini söyledi. Müzakerelerin kritik bir aşamaya geldiğini belirten Avn, Karam'ın kapsamlı ateşkes konusunda uzlaşma sağlanmadan başka herhangi bir başlığın görüşülmesini reddederek, müzakere turunu askıya aldığını ifade etti.

Bu durumun ardından ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun devreye girdiğini ifade eden Avn, görüşmelerin yeniden başladığını ve sonunda Lübnan'ın talebi doğrultusunda kapsamlı ateşkes konusunda mutabakata varıldığını söyledi.

ABD, İsrail ve Lübnan tarafından yayımlanan ortak açıklamaya göre, Lübnan ile İsrail tam kapsamlı bir ateşkesin uygulanması konusunda anlaşmaya vardı. Anlaşma, Hizbullah'ın saldırılarını durdurması ve güçlerini Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden çekmesi şartına bağlandı.

Mutabakat kapsamında, Güney Lübnan'da Lübnan ordusunun tek yetkili güç olarak görev yapacağı ve Hizbullah unsurlarının bulunmayacağı "pilot bölgeler" oluşturulması; buna karşılık İsrail ordusunun bu bölgelerden çekilmesi öngörülüyor.

Pilot bölgelerle ilgili olarak Avn, başlangıç noktası olarak Doğu ve Batı Zutar, Yahmur ve Şakif Kalesi çevresinin önerildiğini belirterek, bölgenin sembolik önemine ve Nebatiye kentine yakınlığına dikkat çekti.

ABD'nin garantör rolüne güvendiklerini vurgulayan Avn, dün varılan anlaşmanın kalıcı nitelik taşıdığını ve 27 Kasım'daki anlaşmadan farklı olduğunu ifade etti.

Lübnan Cumhurbaşkanı, "Varılan anlaşma son fırsattır; aksi takdirde her taraf kendi sorumluluğunu üstlenmelidir" dedi.