Libya’daki iki hükümet kararlar çıkarma konusunda yarışırken, seçim süreci için hiçbir adım atılmıyor

Siyasetçiler, her iki hükümet tarafından yapılan açıklamaların ‘vatandaşın değil, daha çok kendi politikaları lehine’ olduğunu düşünüyorlar

UBH Başbakanı Dibeybe’nin Ulusal Petrol Şirketi (NOC) başkanıyla görüşmesinden (UBH)
UBH Başbakanı Dibeybe’nin Ulusal Petrol Şirketi (NOC) başkanıyla görüşmesinden (UBH)
TT

Libya’daki iki hükümet kararlar çıkarma konusunda yarışırken, seçim süreci için hiçbir adım atılmıyor

UBH Başbakanı Dibeybe’nin Ulusal Petrol Şirketi (NOC) başkanıyla görüşmesinden (UBH)
UBH Başbakanı Dibeybe’nin Ulusal Petrol Şirketi (NOC) başkanıyla görüşmesinden (UBH)

Libya’da birbiriyle rekabet eden iki ayrı hükümet, farklı kararlar yayınlayarak ve açıklamalar yaparak siyaset sahnesinde ağırlıklarını artırmaya çalışıyor. Libyalı siyasetçiler ise bu durumu ertelenen seçimlerin yapılmasına yönelik herhangi ciddi bir adım atmadan iktidarda kalma çabası olarak değerlendirdi.

Libyalı Milletvekili Ammar el-Ablak, iki hükümet arasında ‘vatandaşların lehine olmaktan ziyade, kendi politikaları lehine kararlar alındığını ve açıklamalar yapıldığını, yoğun rekabetin onların ve müttefiklerinin iktidardaki konumlarını koruma çabasından ibaret olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Milletvekili Ablak, devletin yönetiminde siyasi ve mali bir başarısızlık olduğunu, kimsenin devleti tehdit eden risklerin farkında olmadığını ve yolsuzluk vakalarının giderek arttığını vurguladı.

Libya'da Mart 2022’den bu yana iki hükümet iktidar mücadelesi veriyor. Bu hükümetlerden biri, başkent Trablus merkezli, Abdulhamid ed-Dibeybe’nin başbakanı olduğu geçici Ulusal Birlikte Hükümeti (UBH). Diğeri ise Usame Hammad’ın başbakanı olduğu ve Temsilciler Meclisi (TM) tarafından desteklenen, merkezi Libya'nın doğusunda bulunan paralel İstikrar Hükümeti.

dve
Paralel İstikrar Hükümeti Başbakanı Usame Hammad (İstikrar Hükümeti)

Her iki hükümet de ülkenin meşru hükümeti olduğunu iddia ederken, başta denetim olmak üzere ülkenin yürütme otoritesi ile bu otoriteye bağlı kurumların birleştirilmesini gerektiren temel sorunlara bazı geçici çözümlere bel bağlıyor. Her iki hükümetin aldığı kararlar, seçimlerin yapılacağı tarih açıklanmadan daha fazla zamana ihtiyaç duyarken, seçim tarihini açıklamak ise onların değil, TM ve Devlet Yüksek Konseyi’nin (DYK) yetkisi dahilinde.

UBH Başbakanı Dibeybe, çeşitli tarafların karşı çıkmasına rağmen, nihayet Hamada petrol sahasının geliştirilmesine yönelik çalışmaların sürdürülmesinin gerekli olduğuna yönelik teknik ve hukuki gözlemlerin ele alınmasını vurguladı ve gerekli talimatları verdi. Bu konuyu değerlendiren Milletvekili Ablak, iki hükümet arasında zaman zaman öne çıkan ikincil meselelerle ilgili çekişmeler ve sekteye uğrayan siyasi süreç meselesinin unutulması nedeniyle Libyalıların dikkatinin dağılmasına karşı uyardı.

Akaryakıt kaçakçılığıyla mücadele etme bahanesiyle akaryakıt sübvansiyonlarını kaldırma kararı alan Dibeybe, halkın çeşitli kesimlerinin verdiği tepkinin ardından geri çekti. İstikrar Hükümeti Başbakanı Hammad da hiç vakit kaybetmeden kararın yansımaları konusunda uyarmış, kararla ilgili bir kamuoyu yoklaması yapılması çağrısında bulunmuştu. İstikrar Hükümeti tarafından yapılan açıklamada, bu tür kararların sonuçları, boyutları ve olası zararları incelenmeden hiç kimse tarafından bu kadar hızlı bir şekilde alınamayacağı vurgulandı.

Her iki hükümet de koltuklara sıkı sıkıya tutunuyor

Libyalı Milletvekili Halife ed-Dağari, yakında ne iki hükümetin de istifa edeceğini ne de seçimler için ciddi hazırlık yapılacağını düşünüyor. Dağari, buna karşın kendilerinin ve çatışmanın ana taraflarından müttefiklerinin mevcut konumlarına sadık kaldıklarının altını çizdi. Birleşmiş Milletler Libya Özel Temsilcisi Abdullah Bathiliy’nin siyasi bir çözüme ulaşmak için Libyalı tarafları bir müzakere masası etrafında toplamak için başlattığı inisiyatife dikkat çeken Dağari, şartların tüm taraflarca belirlediğini söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Dağari, sözlerini şöyle sürdürdü:

Petrol ihraç ediliyor ve gelirleri ise maaşlar, destek, yeniden yapılanma ya da diğer harcama yapılan kalemler de dahil, genel bütçeye dağıtılıyor. Her hükümet de bunlardan pay alıyor. Haliyle hiçbiri iktidardan ayrılmayacak.

sd
TM ile Merkez Bankası, Daniel Kasırgası'ndan etkilenen şehirlerin yeniden inşası için yapılacak harcama konusunda anlaştı (TM)

Dağari, TM ve Merkez Bankası'nın kısa bir süre önce Daniel Kasırgası'ndan etkilenen şehirlerin yeniden inşası için 3 yıllık bir süre zarfında kademeli olarak yapılacak harcama konusunda anlaşmaya vardıklarını söyledi. Her iki hükümetin liderlerinin, kendi nüfuz bölgelerinde yaşayan vatandaşların bu hükümetler tarafından alınan ve genel olarak seçimlere hazırlanmakla ilgili olmayıp, belirli bir tarafın taleplerinin karşılanması, bazı gıda maddelerinin tedariğinin desteklenmesi ya da küçük hibelerin sağlanması ile sınırlı olan kararlara dikkat çeken Dağari, yapılan çalışmalardan memnun olup olmadıklarını öğrenmek isteyip istemediklerini merak ettiğini dile getirdi.

Dağari, TM ve DYK başkanlıklarının ve üyelerinin çoğunluğunun, gerek seçim yasaları üzerinde fikir birliğine vararak gerekse anayasa taslağı hazırlayarak’ ülkedeki bölünmeyi ele almaya ve siyasi süreçte ilerlemeye yönelik çağrıları görmezden gelmeye devam etmelerini eleştirdi.

İstikrar Hükümeti’nin Yerel Yönetim Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde Derne şehrini vuran Daniel Kasırgası nedeniyle evleri hasar gören 400 aileye tazminat belgelerini dağıttı. Öte yandan UBH’nin medya platformu, son günlerde Başbakan Dibeybe’nin gençlere ve ihtiyaç sahibi ailelere konut sağlama girişimi kapsamında başkent Trablus’un güneyindeki Suvani Bin Adem bölgesinde nakit kredi için aday listelerini açıkladığı aktarıldı.

Libyalı siyasi aktivist Ahmed et-Tevati, yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

İki hükümetin de geçtiğimiz yılın başlarında bir şekilde seçim düzenlemeye hazır olduklarını açıklamaları, aralarındaki rekabetin ciddiyeti konusunda şüphe yaratma girişiminden başka bir şey değildi. Bathiliy’nin inisiyatifinin engellenmesiyle birlikte seçimlerle ilgili açıklamalar da azaldı.

Tevati, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, bir şehrin içinde bulunduğu koşulların düzeltilmesi, belirli bir kesimin maaşlarının iyileştirilmesi ya da bir okul veya köprü inşa edilmesi gibi her iki hükümetin de yaptığı hizmetlerin Libyalılara asıl hayalleri olan seçimleri unutturmayacağını söyledi.

Libyalıların her iki hükümetin de vaatlerinden yüz çevirdiklerini ve kararlarının gerekçeleri konusunda şüphe duyduklarını belirten Tevati, İstikrar Hükümeti Başbakanı Hammad'ın, Libya Ulusal Ordusu (LUO) lideri Mareşal Halife Hafter'in oğlu Belkasım'ı Derne ve kasırga felaketinden etkilenen diğer şehirler ve bölgeler için İcra Direktörü olarak atama kararı sonrası başlayan tartışmalara dikkati çekti.

Tüm taraflara halkın gösterdiği sabra daha fazla güvenmemeleri tavsiyesinde bulunan Tevati, özellikle mali ve düzenleyici kurumların raporlarının, geçtiğimiz yıl ülkenin yasama ve yürütme organlarına yapılan toplam harcamalardaki artışa ilişkin ortaya çıkardığı sonuçların gerilimi tırmandığını hatırlattı. Tevati, UBH’nin Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan Aydınlatma ve Şeffaflık Raporu'na göre, toplam harcamaların 3 milyar 855 milyon dinar (Libya’da 1 dolar 4,81 dinar) olarak gerçekleştiğini de sözlerine ekledi.



Suriye, İsrail’i İdlib’teki Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı’nı bombalamakla suçladı

2012 yılından beri hizmet dışı olan havalimanında, Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı güvenlik güçleri bulunuyor.
2012 yılından beri hizmet dışı olan havalimanında, Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı güvenlik güçleri bulunuyor.
TT

Suriye, İsrail’i İdlib’teki Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı’nı bombalamakla suçladı

2012 yılından beri hizmet dışı olan havalimanında, Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı güvenlik güçleri bulunuyor.
2012 yılından beri hizmet dışı olan havalimanında, Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı güvenlik güçleri bulunuyor.

Suriye, İsrail’i ülkenin kuzeybatısında bulunan ve yıllardır hizmet dışı olan Ebu’z Zuhur Askeri Havalimanı’na sekiz hava saldırısı düzenlemekle suçladı. Suriye resmi medyası, saldırılara ilişkin bilgiyi bir askeri kaynağa dayandırdı.

Kaynak, “İsrail işgal güçlerine ait savaş uçakları bugün şafak vakti İdlib’in doğu kırsalındaki Ebu’z Zuhur Askeri Havalimanı’nın pistini sekiz saldırıyla hedef aldı” dedi. Kaynak, saldırının ‘havalimanının altyapısında maddi hasara yol açtığını, herhangi bir yaralanma olmadığını’ belirtti.

AFP’ye konuşan güvenlik kaynaklarına göre, 2012’den bu yana hizmet dışı olan havalimanında Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı koruma birlikleri bulunuyor.

İsrail güçleri, Suriye’deki önceki yönetimin 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından, ‘askeri hedefler’ olarak nitelendirdiği noktalara yüzlerce saldırı düzenledi.

Öte yandan Washington öncülüğündeki uluslararası koalisyon güçleri de Suriye’de hava saldırıları düzenliyor. Bu saldırılar çoğunlukla DEAŞ’ın önde gelen isimlerini hedef alıyor.

Suriye’deki yeni yönetim, çatışma yılları boyunca ağır hasar gören havalimanında iktidara gelmesinin ardından kontrolü sağladı.

Eski rejim güçleri, İdlib vilayetinin büyük bölümünün muhalif grupların kontrolüne geçmesinin ardından Eylül 2015’te kaybettiği havalimanının kontrolünü 2018’in sonlarında yeniden ele geçirmişti.


Savaşın gizli yolları: Diffa'dan Darfur'a Arap Diasporası

Fotoğraf: Sınır Tanımayan Doktorlar
Fotoğraf: Sınır Tanımayan Doktorlar
TT

Savaşın gizli yolları: Diffa'dan Darfur'a Arap Diasporası

Fotoğraf: Sınır Tanımayan Doktorlar
Fotoğraf: Sınır Tanımayan Doktorlar

Muna Abdulfettah

Nijer'in güneydoğusunda yer alan Diffa bölgesinde yaşayan Mahamid Arapları dosyası kimlik tespitinde bulunmak, nüfus belgelerini geri almak ve onları Çad ile Sudan’a geri göndermeye zemin hazırlamak amacıyla Nijer makamları tarafından verildiği bildirilen talimatlar doğrultusunda geçtiğimiz temmuz ayında yeniden açıldı. Resmi olarak açıklanmış bir prosedür olmaksızın toplu vatandaşlıktan çıkarma söylentileri ortalıkta dolaşmaya devam ediyor. Ancak dosyanın yaklaşık 20 yıl sonra yeniden gündeme gelmesi, Niamey yönetiminin Mahamidleri sınır dışı edeceğini açıkladığı ve bölgesel ile uluslararası baskılar sonucu kararı askıya almadan önce bir kısmını fiilen sınır dışı etmeye başladığı 2006 krizini akıllara getiriyor. O dönemde bu mesele toprak, otlaklar ve su konusundaki anlaşmazlıkların yanı sıra kabile üyelerinin vatandaşlığı ve kökenlerine ilişkin tartışmalarla da ilişkiliydi.

Bu noktada Sudan söz konusu denklemde farklı bir konum üstleniyor. Ülkede 2023 yılının nisan ayından bu yana devam eden Sudan savaşı demografik bir boşlukta ortaya çıkmadı ve sınır ötesi hareket eden savaşçılar ile gruplar buraya gelip geçici göçmenler olarak girmiyorlar. Nitekim askere alma, bünyesine katma, vatandaşlık verme ve sadakatleri yeniden şekillendirmeyle dolu geçmiş, savaşın yayılmasıyla birlikte Sudan'ı, devlet krizinin bölgesel krizle kesiştiği bir arenaya dönüştürdü. Burada “Toprağın sahibi kim, vatandaşlık hakkına kim sahip, aidiyeti kim belirliyor ve kimliğin bir çatışma aracına dönüştürülmesinin bedelini kim ödüyor?” sorusu yanıt arıyor.

“Stratejik tehlike, yalnızca Arap diasporasındaki savaşçıların sınır ötesine geçmesinde yatmıyor, aksine Nijer’de vatandaşlıklarını kaybetmelerinin, ikinci bir ülkede silah edinmelerinin ve Sudan'da toprak gasp etmelerinin tek bir sürecin halkaları haline geldiği bir ortamın ortaya çıkmasında yatıyor. Eğer bu düzen kökleşirse savaş, yalnızca çatışmaların sona ermesiyle bitmez. Çünkü bunun siyasi ve demografik etkileri yıllarca sürmeye devam eder.

Afrika Sahel savaşları ve Sudan savaşının ortaya koydukları; cephelerin genişlemesini ve taraflarının çeşitliliğini aşıyor. Öyle ki bu savaşlar siyasi sınırları zorlu bir sınava tabi tutarken Mahamid kabilesi de dahil olmak üzere birçok grubun vatandaşlığını istikrarlı yasal bir bağdan çıkarıp toprak ile kaynaklar üzerindeki güvenlik ile çatışma baskısı altında yeniden gözden geçirilebilecek bir meseleye dönüştürüyor. Bu grupların bizzat kendileri, bölge içindeki güç hareketinin bir parçası haline geliyor. Nijer'de yasal desteklerini kaybettiklerinde krizleri sınır dışı edilmekle sona ermiyor, hatta toprak, tanınma ve sığınak arayışının çatışmanın bir uzantısı haline geldiği ve Arap diasporasının hareketinin bölgesel dengeleri yeniden düzenleyen bir unsura dönüştüğü başka bir aşama başlıyor.

Göç hareketinde artış

Mahamid Araplarının Nijer'deki varlığı ne tek bir göç dalgasının sonucu ne de bölgedeki savaşların dayattığı ani bir olguydu. Zira 1970’li yıllarda Afrika Sahel bölgesinde yaşanan kuraklıktan bu yana, büyük bir kısmı Çad ve Sudan'daki Rizeykat kabilesiyle bağlantılı Mahamidlerden oluşan göçebe Arap grupları su ve otlak arayışıyla doğuya ve batıya doğru hareket etmeye başlamıştı. Ardından, seksenli yıllarda yaşanan Çad iç savaşlarıyla birlikte göç hareketi daha da genişledi ve binlercesi Diffa bölgesine yerleşti. Bununla birlikte, yaşamlarının bir kısmı Çad, Nijer, Libya ve kuzey Nijerya arasındaki sınır aşan bir mera alanına bağlı kalmaya devam etti. Birleşmiş Milletler'in (BM) 2006 yılı tahminlerine göre Diffa'da, sayıları 100 bini bulan deve sürüleriyle birlikte 100 bin ile 150 bin arasında Mahamid yaşıyor.

Ancak yerleşik hayata geçmek aidiyet sorununu ortadan kaldırmadı. Çünkü büyük bir kesimi kanıtlanmış bir Nijer vatandaşlığı veya tanınmış bir mülteci statüsü olmadan yaşamaya devam etti. Bu durum, onların devletle olan ilişkilerini ülkede kaldıkları süreden ziyade resmi belgelere bağlı hale getirdi. Bu mesele, 2006 yılının ekim ayında açık bir krize dönüştü. Niamey yönetimi Mahamidleri Çad'a sınır dışı edeceğini açıkladı ve onları silah bulundurmak, yerel halkı tehdit etmek ve kuyular ile otlaklar yüzünden sürtüşmelere yol açmakla suçladı. Hükümet birkaç gün sonra geri adım atarak bu işlemi yalnızca yasal belgeleri olmayanlarla sınırlandırmaya ve toprak ile su anlaşmazlıklarını çözecek bir mekanizma kurmaya karar vermeden önce, toplama ve sınır dışı etme operasyonları fiilen başlamıştı.

Bu durum yalnızca idari bir anlaşmazlıktan ibaret değildi. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Çad'a geri gönderilmelerinin vatansızlık durumlarına yol açma ihtimali konusunda uyardı ve söz konusu kişilerin sınır dışı edilmeden önce kimliklerinin ve yasal statülerinin belirlenmesini talep etti. Sonrasında bu kitlelerin bir kısmı güneye ve doğuya doğru hareket etti. BM, 2007 ve 2008 yıllarında çatışma bölgelerinde askere alma ve yeniden yerleştirme konusundaki karşılıklı suçlamaların gölgesinde, Çad ve Nijer'den yaklaşık 30 bin Arap’ın Darfur'a geçiş yaptığını tespit etti.

Uzantı halkaları

Sudan’da savaş patlak verdiğinde, Sahel bölgesine yayılan Arap kabileleri sahneye Sudan'a yeni gelmiş göçmen gruplar olarak girmedi. Zira savaşın öncesinde Darfur, Çad, Nijer ve Libya arasında bir kabile bağları, askere alma ve geçiş yolları ağı bulunuyordu. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre  Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), 2013 yılında kurulduğundan bu yana büyük ölçüde Darfur'daki sosyal ve kabile ağlarına dayanıyor. Ardından asker toplama faaliyetleri Çad, Nijer, Libya ve diğer ülkelerden gelen savaşçıları kapsayacak şekilde genişledi. Savaşın bu ağları yeniden canlandırdığı ve Sahel bölgesinden Arap savaşçıları HDK’nın saflarına çektiği belirtiliyor.

Nijer, bu uzantının en önemli halkalarından biri olarak burada öne çıkıyor. Diffa Arapları ve aralarında Mahamidler ile devrik Nijer Cumhurbaşkanı Muhammed Bazum'un mensup olduğu Evlad Süleyman kabilesinin de bulunduğu gruplar, tarihi olarak modern sınırları aşan bir göçebe yaşam alanına (mera) bağlı kalmaya devam ettiler. Zamanla bu ilişki, nüfus ve hayvan hareketliliğinden siyaset ve silaha dönüştü. Raporlar, Nijer'den 4 binden fazla savaşçının HDK’ya katıldığını ve bunların bir kısmının mevcut savaş patlak vermeden önce de Darfur'da savaştığını ortaya koydu. Aynı kaynaklar, Hartum’daki ilk çatışmaların ardından HDK’nın kayıplarını telafi etmek amacıyla yerel dilde ‘Feza’ olarak bilinen yardım seferberliği kapsamında yeni birliklerin ülkeye ulaştığını aktardı.

Siyaset de bu ağlardan bağımsız değildi. Ne var ki HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalo (Hemedti), 2020 seçimlerinin ardından cumhurbaşkanlığını üstlenen ve 2021 yılının nisan ayında göreve başlayan dönemin Cumhurbaşkanı Muhammed Bazum ile yakın bir ilişki kurmuş ve yemin törenine bizzat katılmıştı. Çeşitli aktarımlar, Hemedti'nin seçim kampanyası sırasında Bazum'a verdiği destekten de söz ediyor.

Nijerli generaller, 26 Temmuz 2023 darbesinin ardından Bazum'u, HDK’nın saflarında savaşmaları için Mahamid Araplarından askerler göndermekle suçladı. Sudan savaşının sınır aşan kabile uzantısını göz ardı edilemeyecek askeri bir unsura dönüştürdüğü bir anda gerçekleşen bu durum, söz konusu siyasi süreci kesintiye uğratarak Çad sınırının kapanmasına yol açtı. O zamandan bu yana mesele yalnızca Sudan'ın oradan gelen bireyleri kabul etmesiyle sınırlı kalmadı, hatta Sudan, kabile akrabalığının silah altına alma, para, silah ve altın rotalarıyla iç içe geçtiği bir arenaya dönüştü. Bu durum Arap diasporasını homojen tek bir kütle olarak değil, çıkarları ve sadakatleri farklılık gösteren ağlar halinde bölgesel savaş ekonomisinin bir parçası haline getiriyor.

Silah altına alma ağları

Çad, Nijer ve Orta Afrika sınırları ötesindeki asker toplama (silah altına alma) ve geçiş faaliyetlerinin takibi, HDK’nın bölgedeki demografik bağlarını sadece sosyal bağlar olarak ele almadığını, bilakis bunları kendi saflarına asker çekme ve insan kaynağı sağlama kanallarına dönüştürmeyi başardığını ortaya koyuyor.

BM uzmanları, Çad içinde özellikle Arap gruplar arasında HDK için asker toplama ağlarının kurulduğunu belgelerken silah altına alınanların sınır ötesinden Darfur'a geçişini tespit etti. Ayrıca Orta Afrika'daki sınır bölgelerinde de askere alma faaliyetleri belgelendi. Bu durum, savaşın kısa sürede Sudan'ın iç seferberlik gibi bir hareketliliğin ötesine geçtiğini doğruluyor.

Bu açıdan bakıldığında, devletlerin sınırları arasında yaşayan bazı grupların içinde bulunduğu çıkmaz, savaş için bir kaynağa dönüşebiliyor. Ne var ki örgütlü asker toplama ağlarının yanı sıra para, kabile bağları, korunma, intikam ve yerel liderlerin çıkarları gibi farklı motivasyonlarla hareket eden bu grupların bir kısmı, ‘alternatif bir vatan’ kurma projesi güdüsüyle harekete geçmiştir.

Bu seferberlik, bölgeyi kontrol etme stratejisiyle eş zamanlı olarak gerçekleşti. BM uzmanları, Darfur'da, sivilleri ve yerinden edilmiş kişileri hedef alan saldırıları, geniş çaplı şiddeti ve geçmişten bu yana tartışmalı olan bölgelerde kontrol sağlama çabalarını belgeledi. BM ayrıca savaşın başından bu yana geniş çaplı cinayet, yağma ve zorla yerinden etme eylemlerini de kayıt altına aldı. İşte bu noktada yerinden edilme olgusunun bizzat kendisi savaş ekonomisinin bir parçası haline geliyor. Toprağı gerçek sakinlerinden arındırmak, evlerine ve mülklerine el koymak, ardından nüfus ile iktidar dengelerini yeniden düzenlemek için güç kullanmak amaçlanıyor.

Bu yüzden HDK’yı sadece bir iç isyan olarak nitelendirmek artık yeterli değil. Zira yapının operasyonel işleyişi sınırı aşan bir boyuta ulaştı, asker toplama ve ikmal ağları Sudan devletinin sınırlarını aştı ve Sahel'den Darfur'a uzanan coğrafya ise insan ve askeri hareketlilik açısından tek bir sahaya dönüştü. Ancak en doğru ifadeyle savaş, sınır ve vatandaşlık krizlerini yoktan var etmedi, bilakis halihazırda var olan bu krizleri kendi çıkarına kullandı. Bu durum, çatışmanın çözümünü zorunlu olarak, onun sürdürülebilirliğine imkan tanıyan bölgesel zeminin yeniden düzenlenmesine bağlı hale getiriyor.

Muhtemel senaryolar

Arap diasporası ve Mahamidler meselesinin, Sudan savaşından bağımsız demografik bir dosya olarak kalmaması kuvvetle muhtemel. Zira dördüncü yılına giren savaş, Nijer'den Darfur'a, oradan da Çad ve Libya'ya uzanan bir güvenlik alanı çoktan yaratırken sınırların bizzat kendisi ikmal, silah altına alma ve hareketliliğin bir parçası haline geldi. Bu durum, HDK’nın Darfur'un büyük bir kısmı üzerindeki kontrolünü sürdürmesi, sınır aşan destek ağlarını elinde tutması, Çad içinde asker toplama ağları kurması ve bölgesel koridorlar üzerinden savaşçı ile teçhizat sevkiyatına devam etmesiyle paralel ilerliyor.

Bu noktada üç ana senaryo öngörülebilir. Bunlardan birincisi, Sahel bölgesi ülkelerinin, özellikle de paramiliter güçlerin potansiyel insan kaynağı olarak gördükleri kesimlere karşı vatandaşlık, nüfus kaydı ve sınır politikalarını sıkılaştırma yoluna gitmesi. Bu adım, söz konusu ağların asker toplama kapasitesini sınırlayabilir, ancak diğer yandan kabile kimliğinin bir aidiyetsizlik karinesi olarak ele alınması halinde yeni yerinden edilme dalgaları doğurabilir.

İkincisi, savaşın sınır bölgesini silah, savaşçı, altın ve kaçakçılıktan oluşan entegre bir ekonomiye dönüştürmeyi sürdürmesi. Bu senaryonun tehlikesi, savaşın devam etmesinin bu ekonomiyi kökleştirmek için kesin bir askeri zafere ihtiyaç duymamasında yatıyor. Bilakis Darfur ve Kordofan'ın ihtilaflı bölgeler olarak kalması ve dış ikmal yollarının açık olması yeterli. Son gelişmeler de HDK’nın bölge dışından gelen yabancı savaşçıların yanı sıra Çad ve Libya'yı da kapsayan uluslararası bir taşımacılık ağından faydalandığını halihazırda ortaya koydu.

Sudan için en önemlisi olan üçüncü senaryo ise, çatışmanın kademeli olarak bir iktidar savaşından, devletin yapısı ve demografisi üzerinde bir çatışmaya dönüşmesi. Yerinden edilenlerin ve Sudanlı mültecilerin sayısının milyonları bulmasıyla birlikte halkın geri dönüşü, mülklerin sahiplerine iadesi ile silahların ve sınırların kontrol altına alınması siyasi çözümün sonradan ele alınacak alt dosyaları değil, bizzat bir parçası haline geliyor.

Bu nedenle stratejik tehlike, yalnızca Arap diasporasındaki savaşçıların sınır ötesine geçmesinde yatmıyor. Aksine, Nijer'de vatandaşlıklarını kaybetmelerinin, ikinci bir ülkede silah edinmelerinin ve Sudan'da toprak gasp etmelerinin tek bir sürecin halkaları haline geldiği bir ortamın ortaya çıkmasında yatıyor. Eğer bu düzen kökleşirse savaş, yalnızca çatışmaların sona ermesiyle bitmez. Çünkü bunun siyasi ve demografik etkileri yıllarca sürmeye devam eder.


Suriye DEAŞ'ın üst düzey askeri liderlerinden birinin yakalandığını duyurdu

DEAŞ'ın üst düzey askeri liderlerinden, "Ebu Cihad el-Muhacir" lakaplı Hamza Abdullah Muhammed, yakalandıktan sonra (SANA) 
DEAŞ'ın üst düzey askeri liderlerinden, "Ebu Cihad el-Muhacir" lakaplı Hamza Abdullah Muhammed, yakalandıktan sonra (SANA) 
TT

Suriye DEAŞ'ın üst düzey askeri liderlerinden birinin yakalandığını duyurdu

DEAŞ'ın üst düzey askeri liderlerinden, "Ebu Cihad el-Muhacir" lakaplı Hamza Abdullah Muhammed, yakalandıktan sonra (SANA) 
DEAŞ'ın üst düzey askeri liderlerinden, "Ebu Cihad el-Muhacir" lakaplı Hamza Abdullah Muhammed, yakalandıktan sonra (SANA) 

Suriye İçişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, güvenlik güçlerinin uluslararası ortaklarla iş birliği içinde Halep'in kuzeyindeki operasyon kapsamında DEAŞ'ın üst düzey bir askeri yöneticisini yakaladığını duyurdu.

Bakanlığın açıklamasında, İç Güvenlik Güçleri ile Genel İstihbarat Teşkilatı'nın “uluslararası ortaklarla iş birliği içinde” düzenlediği operasyonla, “Ebu Cihad el-Muhacir” lakaplı Hamza Abdullah Muhammed'in Münbiç kırsalında yakalandığı belirtildi.

Yakalanan kişinin örgütün “önde gelen askeri liderlerinden biri” olduğu kaydedilen açıklamada, Muhammed'in DEAŞ bünyesinde “Şam Vilayeti'nin genel askeri sorumlusu” ve daha önceki genel askeri sorumlunun yardımcısı olarak görev yaptığı, ayrıca örgütün sözde “İdlib Vilayeti”nden sorumlu olduğu ifade edildi.

Bakanlık, operasyonun DEAŞ'ın hücre ve liderlerinin takibine, ağlarının dağıtılmasına, örgütün yeniden yapılanma girişimlerinin engellenmesine ve vatandaşların güvenliği ile ülkedeki istikrarın tehdit edilmesinin önüne geçilmesine yönelik olarak sürdürülen güvenlik çalışmaları kapsamında gerçekleştirildiğini bildirdi.

Irak ve Suriye'de geniş bir bölgeyi kontrol eden DEAŞ, Suriye'deki son kalesinin 2019'da düşmesinin ardından zaman zaman özellikle Suriye güvenlik güçlerini hedef alan saldırılar düzenliyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre örgüt, Aralık 2024'te devrik Devlet Başkanı Beşşar Esed yönetiminin sona ermesinin ardından militanlarına yeni yönetime karşı savaşma çağrısında bulundu.

Temmuz ayında, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Şam ziyareti sırasında konakladığı otelin çevresi, eş zamanlı olarak düzenlenen iki bombalı saldırının hedefi olmuştu. Suriye makamları, saldırılara karışan hücrenin DEAŞ'a bağlı olduğunu açıkladı.

Suriye hükümeti ise geçen yılın sonlarında, terör örgütüyle mücadele eden uluslararası koalisyona resmen katıldığını duyurdu.