Libya’daki iki hükümet kararlar çıkarma konusunda yarışırken, seçim süreci için hiçbir adım atılmıyor

Siyasetçiler, her iki hükümet tarafından yapılan açıklamaların ‘vatandaşın değil, daha çok kendi politikaları lehine’ olduğunu düşünüyorlar

UBH Başbakanı Dibeybe’nin Ulusal Petrol Şirketi (NOC) başkanıyla görüşmesinden (UBH)
UBH Başbakanı Dibeybe’nin Ulusal Petrol Şirketi (NOC) başkanıyla görüşmesinden (UBH)
TT

Libya’daki iki hükümet kararlar çıkarma konusunda yarışırken, seçim süreci için hiçbir adım atılmıyor

UBH Başbakanı Dibeybe’nin Ulusal Petrol Şirketi (NOC) başkanıyla görüşmesinden (UBH)
UBH Başbakanı Dibeybe’nin Ulusal Petrol Şirketi (NOC) başkanıyla görüşmesinden (UBH)

Libya’da birbiriyle rekabet eden iki ayrı hükümet, farklı kararlar yayınlayarak ve açıklamalar yaparak siyaset sahnesinde ağırlıklarını artırmaya çalışıyor. Libyalı siyasetçiler ise bu durumu ertelenen seçimlerin yapılmasına yönelik herhangi ciddi bir adım atmadan iktidarda kalma çabası olarak değerlendirdi.

Libyalı Milletvekili Ammar el-Ablak, iki hükümet arasında ‘vatandaşların lehine olmaktan ziyade, kendi politikaları lehine kararlar alındığını ve açıklamalar yapıldığını, yoğun rekabetin onların ve müttefiklerinin iktidardaki konumlarını koruma çabasından ibaret olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Milletvekili Ablak, devletin yönetiminde siyasi ve mali bir başarısızlık olduğunu, kimsenin devleti tehdit eden risklerin farkında olmadığını ve yolsuzluk vakalarının giderek arttığını vurguladı.

Libya'da Mart 2022’den bu yana iki hükümet iktidar mücadelesi veriyor. Bu hükümetlerden biri, başkent Trablus merkezli, Abdulhamid ed-Dibeybe’nin başbakanı olduğu geçici Ulusal Birlikte Hükümeti (UBH). Diğeri ise Usame Hammad’ın başbakanı olduğu ve Temsilciler Meclisi (TM) tarafından desteklenen, merkezi Libya'nın doğusunda bulunan paralel İstikrar Hükümeti.

dve
Paralel İstikrar Hükümeti Başbakanı Usame Hammad (İstikrar Hükümeti)

Her iki hükümet de ülkenin meşru hükümeti olduğunu iddia ederken, başta denetim olmak üzere ülkenin yürütme otoritesi ile bu otoriteye bağlı kurumların birleştirilmesini gerektiren temel sorunlara bazı geçici çözümlere bel bağlıyor. Her iki hükümetin aldığı kararlar, seçimlerin yapılacağı tarih açıklanmadan daha fazla zamana ihtiyaç duyarken, seçim tarihini açıklamak ise onların değil, TM ve Devlet Yüksek Konseyi’nin (DYK) yetkisi dahilinde.

UBH Başbakanı Dibeybe, çeşitli tarafların karşı çıkmasına rağmen, nihayet Hamada petrol sahasının geliştirilmesine yönelik çalışmaların sürdürülmesinin gerekli olduğuna yönelik teknik ve hukuki gözlemlerin ele alınmasını vurguladı ve gerekli talimatları verdi. Bu konuyu değerlendiren Milletvekili Ablak, iki hükümet arasında zaman zaman öne çıkan ikincil meselelerle ilgili çekişmeler ve sekteye uğrayan siyasi süreç meselesinin unutulması nedeniyle Libyalıların dikkatinin dağılmasına karşı uyardı.

Akaryakıt kaçakçılığıyla mücadele etme bahanesiyle akaryakıt sübvansiyonlarını kaldırma kararı alan Dibeybe, halkın çeşitli kesimlerinin verdiği tepkinin ardından geri çekti. İstikrar Hükümeti Başbakanı Hammad da hiç vakit kaybetmeden kararın yansımaları konusunda uyarmış, kararla ilgili bir kamuoyu yoklaması yapılması çağrısında bulunmuştu. İstikrar Hükümeti tarafından yapılan açıklamada, bu tür kararların sonuçları, boyutları ve olası zararları incelenmeden hiç kimse tarafından bu kadar hızlı bir şekilde alınamayacağı vurgulandı.

Her iki hükümet de koltuklara sıkı sıkıya tutunuyor

Libyalı Milletvekili Halife ed-Dağari, yakında ne iki hükümetin de istifa edeceğini ne de seçimler için ciddi hazırlık yapılacağını düşünüyor. Dağari, buna karşın kendilerinin ve çatışmanın ana taraflarından müttefiklerinin mevcut konumlarına sadık kaldıklarının altını çizdi. Birleşmiş Milletler Libya Özel Temsilcisi Abdullah Bathiliy’nin siyasi bir çözüme ulaşmak için Libyalı tarafları bir müzakere masası etrafında toplamak için başlattığı inisiyatife dikkat çeken Dağari, şartların tüm taraflarca belirlediğini söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Dağari, sözlerini şöyle sürdürdü:

Petrol ihraç ediliyor ve gelirleri ise maaşlar, destek, yeniden yapılanma ya da diğer harcama yapılan kalemler de dahil, genel bütçeye dağıtılıyor. Her hükümet de bunlardan pay alıyor. Haliyle hiçbiri iktidardan ayrılmayacak.

sd
TM ile Merkez Bankası, Daniel Kasırgası'ndan etkilenen şehirlerin yeniden inşası için yapılacak harcama konusunda anlaştı (TM)

Dağari, TM ve Merkez Bankası'nın kısa bir süre önce Daniel Kasırgası'ndan etkilenen şehirlerin yeniden inşası için 3 yıllık bir süre zarfında kademeli olarak yapılacak harcama konusunda anlaşmaya vardıklarını söyledi. Her iki hükümetin liderlerinin, kendi nüfuz bölgelerinde yaşayan vatandaşların bu hükümetler tarafından alınan ve genel olarak seçimlere hazırlanmakla ilgili olmayıp, belirli bir tarafın taleplerinin karşılanması, bazı gıda maddelerinin tedariğinin desteklenmesi ya da küçük hibelerin sağlanması ile sınırlı olan kararlara dikkat çeken Dağari, yapılan çalışmalardan memnun olup olmadıklarını öğrenmek isteyip istemediklerini merak ettiğini dile getirdi.

Dağari, TM ve DYK başkanlıklarının ve üyelerinin çoğunluğunun, gerek seçim yasaları üzerinde fikir birliğine vararak gerekse anayasa taslağı hazırlayarak’ ülkedeki bölünmeyi ele almaya ve siyasi süreçte ilerlemeye yönelik çağrıları görmezden gelmeye devam etmelerini eleştirdi.

İstikrar Hükümeti’nin Yerel Yönetim Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde Derne şehrini vuran Daniel Kasırgası nedeniyle evleri hasar gören 400 aileye tazminat belgelerini dağıttı. Öte yandan UBH’nin medya platformu, son günlerde Başbakan Dibeybe’nin gençlere ve ihtiyaç sahibi ailelere konut sağlama girişimi kapsamında başkent Trablus’un güneyindeki Suvani Bin Adem bölgesinde nakit kredi için aday listelerini açıkladığı aktarıldı.

Libyalı siyasi aktivist Ahmed et-Tevati, yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

İki hükümetin de geçtiğimiz yılın başlarında bir şekilde seçim düzenlemeye hazır olduklarını açıklamaları, aralarındaki rekabetin ciddiyeti konusunda şüphe yaratma girişiminden başka bir şey değildi. Bathiliy’nin inisiyatifinin engellenmesiyle birlikte seçimlerle ilgili açıklamalar da azaldı.

Tevati, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, bir şehrin içinde bulunduğu koşulların düzeltilmesi, belirli bir kesimin maaşlarının iyileştirilmesi ya da bir okul veya köprü inşa edilmesi gibi her iki hükümetin de yaptığı hizmetlerin Libyalılara asıl hayalleri olan seçimleri unutturmayacağını söyledi.

Libyalıların her iki hükümetin de vaatlerinden yüz çevirdiklerini ve kararlarının gerekçeleri konusunda şüphe duyduklarını belirten Tevati, İstikrar Hükümeti Başbakanı Hammad'ın, Libya Ulusal Ordusu (LUO) lideri Mareşal Halife Hafter'in oğlu Belkasım'ı Derne ve kasırga felaketinden etkilenen diğer şehirler ve bölgeler için İcra Direktörü olarak atama kararı sonrası başlayan tartışmalara dikkati çekti.

Tüm taraflara halkın gösterdiği sabra daha fazla güvenmemeleri tavsiyesinde bulunan Tevati, özellikle mali ve düzenleyici kurumların raporlarının, geçtiğimiz yıl ülkenin yasama ve yürütme organlarına yapılan toplam harcamalardaki artışa ilişkin ortaya çıkardığı sonuçların gerilimi tırmandığını hatırlattı. Tevati, UBH’nin Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan Aydınlatma ve Şeffaflık Raporu'na göre, toplam harcamaların 3 milyar 855 milyon dinar (Libya’da 1 dolar 4,81 dinar) olarak gerçekleştiğini de sözlerine ekledi.



Savaş tehdidi, Irak’ta silahların devlet kontrolüne alınması planlarını zora sokuyor

Bağdat'ta düzenlenen Kudüs Günü yürüyüşüne katılan, Asaib Ehli’l Hah örgütü üyeleri, 1 Temmuz 2016 tarihinde (AP)
Bağdat'ta düzenlenen Kudüs Günü yürüyüşüne katılan, Asaib Ehli’l Hah örgütü üyeleri, 1 Temmuz 2016 tarihinde (AP)
TT

Savaş tehdidi, Irak’ta silahların devlet kontrolüne alınması planlarını zora sokuyor

Bağdat'ta düzenlenen Kudüs Günü yürüyüşüne katılan, Asaib Ehli’l Hah örgütü üyeleri, 1 Temmuz 2016 tarihinde (AP)
Bağdat'ta düzenlenen Kudüs Günü yürüyüşüne katılan, Asaib Ehli’l Hah örgütü üyeleri, 1 Temmuz 2016 tarihinde (AP)

Irak'ın devletin kontrolü dışındaki silahlar meselesi, siyasi ve güvenlik gündeminde yeniden birinci sıraya yerleşti. Nuceba Hareketi Genel Sekreteri Ekrem el-Kaabi, ‘İsrail'i destekleyen uluslararası güçler’ olarak nitelendirdiği kesimlerle her türlü uzlaşıyı reddeden sert açıklamalar yaparak, hareketinin ‘güç ve silah’ seçeneğine bağlı kalacağını vurguladı. Tüm bunlar, hükümet iç içe geçmiş siyasi ve askeri zorluklarla boğuşurken, silahların devletle sınırlandırılması çabalarını sürdürdüğü bir ortamda yaşandı.

Kaabi’nin açıklamaları, İran-İsrail arasındaki son bölgesel gelişmeler ve askeri gerilimin ardından dün yayımlanan bir bildiride yer aldı. Kaabi, İran'ın İsrail'e yönelik füze saldırısını ‘Siyonist varlığa bir terbiye dersi’ olarak nitelendirerek övdü. Yemen'deki Husilerin askeri adımlarını da ‘düşmana beklenmedik bir tokat’ olarak gören Kaabi, bu adımları da takdirle karşıladı.

Irak’taki İran'a yakın silahlı bir grup olan Nuceba Hareketi, Irak'ta ‘İslami Direniş Koordinasyonu’ adını kullanan silahlı gruplar ittifakının kilit üyeleri arasında yer alıyor. Bu ittifak, 7 Ekim 2023 olaylarının ardından bölgedeki gerilime doğrudan dahil oldu.

Iraklı kaynaklar daha önce Irak hükümetinin silahlı grupların liderlerine bölgedeki gerginliğe karışmamalarını sağlamak amacıyla temaslar yürüttüğünü aktarmıştı. Hükümet, bazı grupların silahların devletle sınırlandırılması planını desteklemesiyle bu süreçten yararlanıyor.

Kaabi, Nuceba Hareketi’nin ‘İsrail ve ABD'nin destekçileriyle Irak'ın uzlaşabileceğini sananları’ uyardığını belirterek, ‘güç ve silah mantığının’ onlarla başa çıkmanın tek seçeneği olduğunu ve hareketinin ‘bu yoldan asla sapmayacağını’ söyledi.

Irak’ta silahlı grupların geleceği ve tüm silahlı oluşumların devlet otoritesine bağlanmasının mümkün olup olmadığına dair tartışmalar giderek yoğunlaşıyor. Bu mesele, Ali Zeydi liderliğindeki Irak hükümetinin önündeki en önemli dosyalardan biri haline geldi.

Irak hükümeti hukuk devleti ilkesine bağlılığını ve silahların resmî kurumların tekeline alınmasını defalarca kez vurguladı. Ancak bu hedefin hayata geçirilmesi, silahlı grupların siyasi, askeri ve ekonomik nüfuzuyla doğrudan bağlantılı karmaşık engellerle karşı karşıya.

Sadr, geçen 27 Mayıs'ta askeri kolu Barış Tugayları'nı devlet kadrolarına dahil ettiğini ilan ederek Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) gruplarını silahlarını teslim etmeye davet etmişti. Ardından Asaib Ehli’l Hak ve İmam Ali Tugayları da Haşdi Şabi'den ayrıldıklarını açıkladı.

Yöntem konusunda görüş ayrılığı

Öte yandan silahlı gruplara yakın isimler, silahların teslim edilmesine yönelik önerileri dış baskıların bir ürünü olarak nitelendirerek reddetti.

Haşdi Şabi yetkililerinden Abdurrahman el-Cezairi, yerel medyaya yaptığı açıklamada ‘silahların devletle sınırlandırılması kararının tek taraflı alınabilecek bir karar olmadığını’ belirterek bu tür hayati konularda ‘yasama organına başvurulması’ çağrısında bulundu.

Bu açıklamalar, silahlı gruplar dosyasının ele alınış biçimine ilişkin mevcut bölünmüşlüğü yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu bölünmüşlük, bağımsız silah depolarına ve finansman kaynaklarına sahip silahlı grupların nüfuzunun yıllarca genişlemesinin ardından daha da karmaşık bir hal aldı.

Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Meclis Grubu Başkanı Şexewan Abdullah ise herhangi bir silahsızlanma projesinin önünde ek engeller oluğuna işaret ederek grupların elindeki bazı silahların doğrudan bu gruplara ait sayılamayacağını dile getirdi.

Abdullah, sorunlardan birinin bazı grupların ‘silahlarını teslim etmeye karar verebileceği, ancak silahların, özünde bu silahları kendine ait sayan bölgesel bir devlete ait olduğu' gerçeğinde yattığını açıkladı. Bu devletlerin insansız hava araçları (İHA) da dahil söz konusu silahların teslimini onaylamayabileceğini vurguladı.

Bazı grupların silahları devlete teslim etmek yerine başka oluşumlara aktarma yoluna gidebileceğine dikkat çeken Abdullah, silahlı grupların yaklaşık yüzde 30'unun Haşdi Şabi bünyesinde yer aldığını, yüzde 70 civarındaki bölümünün ise bu çerçevenin dışında faaliyet gösterdiğini de kaydetti.

Gözlemciler, silah dosyasının yalnızca güvenlik boyutuyla sınırlı olmadığını, silahlı grupların geçmiş yıllarda inşa ettiği nüfuz ağları ve özel mali kurumlarla iç içe geçmiş ekonomik ve siyasi çıkarlarla da bağlantılı olduğunu vurguluyor. Bu durum, her türlü silahsızlanma sürecini hükümet kararları ya da yasal düzenlemelerden çok daha karmaşık hale getiriyor.

Analistler, silahın pek çok grup için yalnızca askeri bir araç olmadığını; aynı zamanda siyasi nüfuzun güvencesi ve ekonomik korumanın kaynağı işlevi gördüğünü belirtiyor. Bu nedenle silahın teslimi çağrılarına verilen yanıtın, kapsamlı siyasi ve güvenlik düzenlemeleriyle eşzamanlı yürütülmediği sürece sınırlı kalacağını ifade ediyorlar.

Casusluk

Silaha ilişkin siyasi tartışmanın yanı sıra Irak'ın güvenlik dosyasında son günlerde dikkat çekici gelişmeler yaşandı. Bağdat'taki bir güvenlik kaynağı, Irak Ulusal Güvenlik Teşkilatı'nın güvenlik müsteşarı Tuğgeneral Ahmed et-Tayyar'ın yolsuzluk ve casusluk suçlamalarıyla gözaltına alındığını bildirdi.

Kaynak, özel bir birliğin operasyonu gerçekleştirdiğini belirtti; ancak casusluk suçlamasının mahiyeti ya da şüpheli bağlantıların hangi taraflara yönelik olduğu konusunda ayrıntı vermedi. Yetkili mercilerden ise henüz ek bir açıklama gelmedi.

Musul ilinde ise Haşdi Şabi’ye bağlı Musul Operasyonlar Komutanlığı, ‘nitelikli’ olarak nitelendirdiği bir operasyonda feshedilmiş Baas Partisi'nden üst düzey bir ismi yakaladığını duyurdu.

Haşdi Şabi Genel Medya Müdürlüğü, operasyonun 30. Tugay'ın istihbarat birimleri tarafından aylarca süren takip, gözetleme, bilgi toplama ve analiz sürecinin ardından usulüne uygun bir mahkeme iznine dayanarak hayata geçirildiğini açıkladı.


Yerleşimcilere yönelik yaptırımlar... Batı Şeria’daki saldırılara ‘resmi destek’ sağlandığına dair suçlamalar

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kenti yakınlarında, topraklarına el konulmasını protesto eden Filistinlilerin karşısına çıkan İsrail güçleri ve silahlı yerleşimciler, 9 Haziran 2026 (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kenti yakınlarında, topraklarına el konulmasını protesto eden Filistinlilerin karşısına çıkan İsrail güçleri ve silahlı yerleşimciler, 9 Haziran 2026 (AFP)
TT

Yerleşimcilere yönelik yaptırımlar... Batı Şeria’daki saldırılara ‘resmi destek’ sağlandığına dair suçlamalar

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kenti yakınlarında, topraklarına el konulmasını protesto eden Filistinlilerin karşısına çıkan İsrail güçleri ve silahlı yerleşimciler, 9 Haziran 2026 (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kenti yakınlarında, topraklarına el konulmasını protesto eden Filistinlilerin karşısına çıkan İsrail güçleri ve silahlı yerleşimciler, 9 Haziran 2026 (AFP)

Birleşik Krallık, Avustralya, Kanada, Fransa ve Norveç’in, ‘Batı Şeria’daki durumun kötüleşmesine’ karşılık olarak aşırılık yanlısı İsrailli yerleşimcilere yönelik koordineli yaptırım kararları açıkladığı bir dönemde, Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı bir soruşturma komisyonu da dün İsrail makamlarını, Batı Şeria’da Filistinlilerin ölümüne, yaralanmasına ve yerinden edilmesine yol açan saldırılara ‘doğrudan müdahil olmakla’ ve faillere ‘mali-askeri destek sağlamakla’ suçladı.

Dün yaptırımların yürürlüğe girmesinin ardından söz konusu ülkeler, ‘İsrail hükümetinin sahadaki durumla ilgili acil adımlar atmaması halinde ilave önlemler almaya hazır olduklarını’ bildirdi. İsrail ise yaptırım kararlarını reddederek, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü aracılığıyla bunların ‘utanç verici adımlar’ olduğunu savundu.

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kenti yakınlarında bir yerleşim birimine karşı düzenlenen protesto gösterisini izleyen bir Filistinli (Reuters)İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kenti yakınlarında bir yerleşim birimine karşı düzenlenen protesto gösterisini izleyen bir Filistinli (Reuters)

BM’ye bağlı soruşturma komisyonu, ‘İsrail makamlarının, işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilerin ölümüne, yaralanmasına ve yerinden edilmesine yol açan yerleşimci saldırılarına doğrudan müdahil olduğunu, İsrail güvenlik güçlerinin ise yerleşimcilere koruma sağladığını’ belirtti.

İşgal altındaki Filistin topraklarıyla ilgili soruşturma komisyonunun yayımladığı raporda, ‘İsrail makamlarının, mali ve askeri destek yoluyla yerleşimcilerin Filistinlilere saldırmasını mümkün kıldığı, yargı organları ile kolluk kuvvetlerinin teşvik ettiği cezasızlık ortamının da bu süreci güçlendirdiği’ sonucuna varıldı. Komisyon ayrıca, Hamas’ın hem Filistinlilere hem de İsraillilere karşı ‘savaş suçları’ işlediğini ifade etti.

Raporda, Filistin köyleri ve tarım arazilerine yönelik saldırıların 2023 yılından bu yana tırmandığı, yüzde 130 oranında arttığı ve yüzleri maskeli saldırgan gruplarının yer aldığı çok sayıda olayın kaydedildiği belirtildi.

1967 Savaşı’nda İsrail tarafından işgal edilen topraklarda, milyonlarca Filistinlinin yanı sıra yüz binlerce İsrailli yerleşimci yaşıyor. Çoğu ülke ile Uluslararası Adalet Divanı (UAD), bu yerleşimlerin uluslararası hukukun ihlali niteliğinde olduğu görüşünü savunuyor.

Komisyon raporunda ayrıca, ‘İsrail güvenlik güçlerinin yerleşimci saldırılarına artan ölçüde katılımının, yerleşimciler ile askerler arasındaki ayrımın fiilen ortadan kalktığını gösterdiği’ değerlendirmesine yer verildi. Raporda, “Bu tür şiddetin, yasa dışı işgalin sürdürülmesi, Filistinlilerin yerinden edilmesi ve Filistin topraklarının ilhakı da dahil olmak üzere devlet politikasını desteklemek amacıyla kullanıldığı” ifade edildi.

Batı Şeria’nın El-Halil kenti yakınlarındaki bir yerleşim birimine karşı düzenlenen protesto esnasında, İsrailli askerler nöbet tutarken bir İsrailli yerleşimci cep telefonuyla fotoğraf çekiyor, 9 Haziran 2026. (Reuters)Batı Şeria’nın El-Halil kenti yakınlarındaki bir yerleşim birimine karşı düzenlenen protesto esnasında, İsrailli askerler nöbet tutarken bir İsrailli yerleşimci cep telefonuyla fotoğraf çekiyor, 9 Haziran 2026. (Reuters)

Komisyon, Filistinli çocuklara yönelik yerleşimciler tarafından gerçekleştirilen saldırı, kaçırma ve kötü muamele vakalarını da belgeledi. Şarku'l Avsat'ın raporda yer alan bilgilere göre, 19 Nisan 2025’te meydana gelen bir olayda, 12 yaşındaki bir kız çocuğu ile 3 yaşındaki erkek kardeşi silah zoruyla kaçırıldı. Çocukların bir zeytinliğe götürüldüğü ve plastik kelepçelerle bir ağaca bağlandığı, ailelerinin müdahalesiyle kurtarıldıkları belirtildi.

İtalyan soruşturması ve Fransız yasağı

Bu arada bir yargı kaynağı pazartesi günü yaptığı açıklamada, İtalya savcılığının aşırı sağcı İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir hakkında, geçen ay Gazze’ye destek amacıyla düzenlenen filoda yer alan aktivistlere yönelik muamele nedeniyle soruşturma başlattığını bildirdi.

Karara tepki gösteren Ben-Gvir, “Bu ya da şu soruşturma karşısında geri adım atmayacağım. Savaşçılarımızın yanında gururla durmayı sürdüreceğim” dedi. Ben-Gvir ayrıca, İtalya’nın çizme şeklindeki coğrafi görünümüne gönderme yaparak, “Uzun çizmenin ülkesi artık açık terliklerin ülkesine dönüştü” ifadesini kullandı.

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise İsrailli bakanın açıklamalarını sert bir dille kınadı. Tajani dün X platformundaki paylaşımında, “Ben-Gvir’in İtalya hakkında söylediklerine ilişkin yorum yapacak söz bulamıyorum. Bunlar kabul edilemez ifadelerdir... Bir bakana yakışmayan sözlerdir” dedi.

Öte yandan Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, işgal altındaki Batı Şeria’nın ilhakını aktif şekilde savunan ve Gazze’de yeniden yerleşim kurulması çağrısında bulunan İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in Fransa’ya girişinin yasaklandığını açıkladı.

Barrot, X platformundaki paylaşımında, ‘yerleşimci örgütlerinin dört lideri ile şiddet olaylarına karıştığı belirtilen 21 yerleşimcinin’ de ülkeye girişinin yasaklandığını duyurdu. Barrot, bu uygulamanın, uluslararası toplumun ezici çoğunluğu tarafından kabul edilemez görülen ve iki devletli çözüme güçlü biçimde bağlı olan yaklaşımın bir sonucu olduğunu belirtti. Fransa, geçen ay da Gazze’ye destek filosunda yer alan aktivistlere yönelik muamele gerekçesiyle Ben-Gvir’in ülkeye girişini yasaklamıştı.

Filistin Yönetimi’nin parasına çökme

Bu arada Knesset pazartesi günü Filistin Yönetimi’ne ait vergi gelirlerinden kesinti yapılmasını öngören yasa tasarısını ikinci ve üçüncü (nihai) oylamalarda kabul etti. Söz konusu düzenleme, bir yandan mevcut kesintilere yasal zemin kazandırırken, diğer yandan bunların kapsamını genişleterek benzeri görülmemiş bir mali krizle karşı karşıya bulunan Filistin Yönetimi üzerindeki baskıyı artırıyor.

Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi’nden bir milletvekili tarafından sunulan yasa tasarısı, ‘İsrail’in, Filistin kaynaklı saldırıların yol açtığı zararların bedelini, Filistin Yönetimi’ne aktarılması gereken vergi gelirlerinden doğrudan tahsil etmesini’ öngörüyor. Bu zararın her yıl yüz milyonlarca şekele ulaştığı belirtiliyor.

İsrail, 2019 yılından bu yana Filistin Yönetimi’ne ait vergi gelirlerinden kesinti yapıyor. Yaklaşık bir yıldır ise bu gelirleri tamamen bloke etmiş durumda. Bu nedenle Filistin Yönetimi, kamu çalışanlarının maaşlarını düzenli şekilde ödeyemiyor ve ödemeleri yalnızca eksik tutarlar halinde gerçekleştirebiliyor. Filistin Yönetimi, İsrail’in alıkoyduğu kendisine ait fonların 14 milyar şekeli (yaklaşık 4,5 milyar dolar) aştığını belirtiyor.

Filistin Ulusal Konseyi Başkanı Ruhi Futuh, Knesset’in yasayı kabul etmesini ‘örgütlü bir korsanlık suçu, açık bir hırsızlık ve siyasi-mali zorbalık’ olarak nitelendirdi.


Kuzey Irak'ta İranlı Kürt muhaliflere ait kampa 3 İHA saldırısı

16 Temmuz 2025'te Irak Kürdistanı'nın Zaho bölgesindeki petrol tesislerine düzenlenen İHA saldırısının ardından duman yükseliyor (Reuters)
16 Temmuz 2025'te Irak Kürdistanı'nın Zaho bölgesindeki petrol tesislerine düzenlenen İHA saldırısının ardından duman yükseliyor (Reuters)
TT

Kuzey Irak'ta İranlı Kürt muhaliflere ait kampa 3 İHA saldırısı

16 Temmuz 2025'te Irak Kürdistanı'nın Zaho bölgesindeki petrol tesislerine düzenlenen İHA saldırısının ardından duman yükseliyor (Reuters)
16 Temmuz 2025'te Irak Kürdistanı'nın Zaho bölgesindeki petrol tesislerine düzenlenen İHA saldırısının ardından duman yükseliyor (Reuters)

Güvenlik kaynakları, dün yaptıkları açıklamada, Irak'ın kuzeyindeki Erbil'in kuzeydoğusunda bulunan İranlı Kürt muhaliflere ait bir kampa insansız hava araçlarıyla (İHA) üç saldırı düzenlendiğini bildirdi.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığı habere göre Güvenlik kaynakları, pazartesi günü yaptıkları açıklamada, Irak'ın Erbil kentinin doğusunda bulunan İranlı Kürt muhaliflere ait bir kamp ile bir Peşmerge üssünün iki İHA saldırısının hedefi olduğunu, ancak herhangi bir can kaybı veya yaralanma bildirilmediğini ifade etmişti.

Kaynaklar ayrıca, pazar günü Irak'ın Süleymaniye kenti yakınlarında iki ayrı İHA saldırısı gerçekleştiğini belirtti. Bu saldırılardan birinin Kürt Peşmerge güçlerine ait bir üssü, diğerinin ise İranlı Kürt muhalif gruplara ait bir kampı hedef aldığı kaydedildi.