Etiyopya-Somaliland anlaşması Kızıldeniz'deki gerilimi artırıyor

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin Addis Ababa ile yaptığı anlaşmayı iptal eden yasayı imzaladı Somali Cumhurbaşkanlığı’nın X hesabı.)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin Addis Ababa ile yaptığı anlaşmayı iptal eden yasayı imzaladı Somali Cumhurbaşkanlığı’nın X hesabı.)
TT

Etiyopya-Somaliland anlaşması Kızıldeniz'deki gerilimi artırıyor

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin Addis Ababa ile yaptığı anlaşmayı iptal eden yasayı imzaladı Somali Cumhurbaşkanlığı’nın X hesabı.)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin Addis Ababa ile yaptığı anlaşmayı iptal eden yasayı imzaladı Somali Cumhurbaşkanlığı’nın X hesabı.)

Somali, Etiyopya ile ayrılıkçı Somaliland bölgesi arasındaki ilk anlaşmaya karşı çıkmak amacıyla bölgesel ve uluslararası düzeyde adımlar atıyor. Addis Ababa’nın söz konusu anlaşma ile Kızıldeniz'de ticari bir liman ve askeri üs elde edeceği öngörülüyor.

Husi milislerin bölgedeki ticaret gemilerini hedef alması ve birçok ülkeye ait deniz kuvvetlerinin seferber edilmesi neticesinde benzeri görülmemiş bir gerilimin yaşandığı Kızıldeniz’de huzursuzluk artarken Nahda (Rönesans) Barajı konusunda Mısır, Sudan ve Etiyopya arasındaki müzakerelerin ufku da kapalı gözüküyor.

Etiyopya Dışişleri Bakanlığı'nın Başbakan Abiy Ahmed ile Somaliland Başkanı Musa Bihi Abdi’nin bu ayın başlarında mutabakat zaptı imzalamalarının ardından bu yöndeki bölgesel ve uluslararası tepkiler dinmiyor. Anlaşma ‘Somali egemenliğinin ihlali’ olacağı gerekçesiyle reddedilirken siyasi ve güvenlik krizlerinin yaşandığı Afrika Boynuzu bölgesinde gerilimin artırabileceği yönünde uyarılar kaydediliyor.

Anlaşma, Etiyopya'ya 50 yıl süreyle Kızıldeniz kıyısındaki Berbera limanında donanmasını konuşlandıracak 20 kilometrelik bir çıkış noktası verilmesini, buna karşılık Etiyopya’nın ise Somaliland Cumhuriyeti'ni resmen tanımasını öngörüyor.

5yj67k
Somali Cumhurbaşkanı parlamentoda, Etiyopya'nın Somaliland ile yaptığı anlaşmaya karşı olduğunu duyurdu. Somali Cumhurbaşkanlığı’nın X hesabı.)

Somali hükümeti anlaşmaya şiddetle karşı çıktı. Anlaşmayı Somali egemenliğinin Addis Ababa tarafından meşru olmayan bir ihlali olarak nitelendiren Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, hiçbir tarafın Somali'den bir santim dahi uzaklaşamayacağını vurguladı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Mogadişu, Etiyopya Büyükelçisi’ni istişareler için geri çağırdı. Somali Cumhurbaşkanı daha sonra anlaşmayı iptal eden bir yasa imzaladı.

Mısır’dan tepki

Mısır, Etiyopya'nın Somaliland ile yaptığı anlaşmaya tepki göstererek bunu kesin bir şekilde karşı çıktı. Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi pazar günü yaptığı açıklamada Somali'nin bir Arap ülkesi olduğunu, Arap Birliği Tüzüğü uyarınca kendisine yönelik herhangi bir tehdidi ortaklaşa savunma hakkına sahip olduğunu vurguladı. Sisi, Somalili mevkidaşı ile Kahire'de yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği basın toplantısında, Mısır'ın, hiçbir tarafın Somali'yi tehdit etmesine veya güvenliğini tehlikeye atmasına izin vermeyeceğini ekaydederek şunları söyledi:

Hiçbir taraf Mısır'ı deneyip kardeşlerini tehdit etmeye çalışamaz, özellikle de kardeşleri Mısır'dan yanlarında durmasını isterse...

Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, geçtiğimiz hafta Arap Birliği Bakanlar Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, Etiyopya'nın tek taraflı politikaları ve bölgesel düzeyde kaos kaynağı haline geldiği uyarısında bulundu.

Kızıldeniz girişindeki mevcut gerginlik, Etiyopya’nın Nahda Barajı ile ilgili son müzakere toplantılarının sona erdiği zamana denk geliyor. Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanlığı tarafından yaptığı açıklamada, geçen ay Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa'nın ev sahipliğinde anlaşmaya varılamadığı belirtildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Mısır, Nahda Barajı'nın dolum ve işletim sürecini yakından takip edecek olup, uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan, zarara uğraması halinde suyunu ve ulusal güvenliğini savunma hakkını saklı tutmaktadır.

10 yılı aşkın bir süredir aralıklı olarak yapılan müzakerelerde, Nahda Barajı’nın dolum ve işletimi konusunda bir anlaşmaya varılamadı. Barajın su çıkarlarına zarar verdiğini iddia eden Kahire, Etiyopya'yı müzakereleri başarısızlığa uğratmakla suçluyor, Etiyopya ise bunu reddediyor.

Ciddi yansımalar

Afrika meseleleri konusunda uzman Mısır merkezli Pharos Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde araştırmacı Basant Adil, Etiyopya'nın Somaliland ile yaptığı anlaşmanın gerek Somali'nin iç kesimleri gerekse bölgesel güvenlik üzerinde tehlikeli yansımaları olacağı görüşünde. Nitekim Gazze'ye yönelik saldırılar, Husilerin Kızıldeniz su yollarına saldırıları ve Sudan'da yakın zamanda patlak veren iç savaş dolayısıyla bölgenin zaten gergin bir durumda olduğunu da ekliyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Adil, anlaşmanın Somali ile ayrılıkçı Somaliland bölgesi arasındaki anlaşmazlıkların alevlenmesine yol açtığını belirtti. Mogadişu ile Somaliland'ın başkenti Hargeisa arasındaki diyalog kanallarının yeniden açılması için ciddi girişimlerde bulunulduğunu, bunun Somali'deki ulusal uzlaşma yolunda ciddi olumsuz yansımaları olacağını ifade etti.

Anlaşmanın aynı zamanda karmaşık bir bölgesel ve küresel bağlamda Kızıldeniz'deki askeri güçlerin artmasına yol açacağını kaydeden Adil, son zamanlarda Asya, Afrika ve Avrupa'yı birbirine bağlayan bu stratejik bölgede nüfuz kazanmak için rekabet eden uluslararası ve bölgesel güçlerin yoğun askeri varlığının kaydedildiğini hatırlattı. Bunun uluslararası ve bölgesel güçlerin bölgeyi kontrol etme, stratejik çıkarlarını güvence altına alma ve siyasi ve askeri nüfuzlarını genişletme arzusunu yansıttığını da sözlerine ekledi.

Söz konusu anlaşma neticesinde ortaya çıkacak gerilimin askeri çatışmalara yol açabileceğini ifade eden Adil, bölgedeki çoğu ülkenin uluslararası ve bölgesel güçlerin bölgede farklı amaçlar peşinde koşması nedeniyle güvenlik kırılganlığından mustarip olduğunu vurguladı. Nitekim anlaşmanın çıkar çatışmalarına yol açabileceğini belirten Adil, aralarında Arap Birliği, Avrupa Birliği (AB) ve Afrika Birliği'nin (AfB) de bulunduğu çok sayıda ülke ve bölgesel ve uluslararası örgütün Etiyopya'nın Afrika Boynuzu bölgesinde barış ve güvenliğe yönelik hamlesinin tehlikesi konusunda uyardığına dikkat çekti.

Terör

Afrika meseleleri araştırmacısı ve radikal örgütler uzmanı Nermin Tevfik’in ifade ettiğine göre, Etiyopya'nın Somaliland ile yaptığı anlaşmanın beklenen yansımaları, devlet düzeyinde artan gerilimlerle sınırlı kalmayıp, Afrika Boynuzu bölgesinde yoğun olarak faaliyet gösteren terör örgütlerine de yansıyabilir.

Şarku’l Avsat’a konuşan Tevfik, Doğu Afrika'daki güvenlik ortamının açıkça kırılgan olduğunu, bölgede çok sayıda terör örgütünün faaliyet gösterdiğini, bunların El Kaide ve DEAŞ gibi daha büyük gruplarla örgütsel bağlantıları bulunduğunu söyledi. Somali’nin güney ve orta kesimlerinde faaliyet gösteren Şebab Hareketi’nin Somali'deki her türlü yabancı varlığı hedef almak istediğini, ayrıca Somaliland bölgesini de hareket kapsamında gördüğünü hatırlattı.

Afrika Boynuzu'ndaki aktif terör örgütlerinin Etiyopya'ya yönelik düşmanlığının dini ve siyasi bir boyut kazanacağını öngören Tevfik, Etiyopya’nın İsrail ve ABD ile yakın ilişkilere sahip Hıristiyan bir ülke olduğuna dikkat çekti. Bu sebeple söz konusu örgütlerin Etiyopya’nın bölgedeki varlıklarını hedef almak için harekete geçebileceğine, konunun onu destekleyen ülkelerin çıkarlarına kadar uzanabileceğine işaret etti.

Bu durumun istikrarsız güvenlik, siyasi ve ekonomik durumdan mustarip bölgedeki birçok ülkeyi etkileyebilecek daha büyük bir tehlikeye işaret ettiğini vurgulayan Tevfik, buradaki terör örgütlerinin bölgedeki birçok ülke içerisinde operasyon yürütme kabiliyetinin bulunduğunu, Somali'nin yanı sıra Etiyopya, Cibuti, Kenya ve Uganda'da da birçok saldırı gerçekleştirdiklerini hatırlattı.



BM Güvenlik Konseyi, Husilerin uluslararası deniz trafiğine yönelik artan tehdidine karşı uyarıda bulundu

Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
TT

BM Güvenlik Konseyi, Husilerin uluslararası deniz trafiğine yönelik artan tehdidine karşı uyarıda bulundu

Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)
Yemen açıklarında, Babu’l Mendeb Boğazı’nda demirlemiş bir gemi (AFP)

Yemen’de Husilerin tırmandırdığı gerilim, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin acil oturumunda daha geniş bir uluslararası boyuta taşındı. Yemen hükümeti, batı kıyısı ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki son gelişmelerin artık ülkenin iç meselesi olmaktan çıktığını, bölgenin güvenliği, deniz ulaşımının serbestliği, enerji tedariki ve küresel ticaret açısından tehdit oluşturduğunu bildirdi.

ABD, İngiltere, Fransa, Danimarka ve Yunanistan’ın tutumları da bu değerlendirmeyle örtüşürken, söz konusu ülkeler Husilerin saldırılarının yanı sıra deniz taşımacılığını, altyapıyı ve sivilleri hedef almasının oluşturduğu tehlikeye dikkat çekti ve gruba verdiği destek nedeniyle İran’ı sorumlu tuttu.

Yemen’in BM Daimî Temsilcisi Abdullah es-Saadi, hükümetin batı kıyısı ve Babu’l Mendeb’teki gelişmeleri sorumluluk ve kararlılıkla takip ettiğini belirtti. Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin saflarını yeniden düzenlediğini ve inisiyatifi yeniden ele geçirmek için çalıştığını ifade eden es-Saadi, Husilerin kıyıdaki varlıklarını boğaz ve uluslararası deniz taşımacılığını sürekli tehdit eden bir platforma dönüştürmelerinin önüne geçmeye çalıştıklarını söyledi.

Es-Saadi, gelişmelerin ne kadar ciddi olursa olsun savaşın seyrini veya hükümet ile ulusal güçlerin hedeflerini değiştirmeyeceğini vurguladı. Yemenlilerin yalnızca topraklarını ve karasularını savunmadığını belirten es-Saadi, Babu’l Mendeb’in gemi trafiği, enerji sevkiyatları ve küresel tedarik zincirleri açısından taşıdığı önem nedeniyle verilen mücadelenin ortak bir uluslararası çıkarı da ilgilendirdiğini kaydetti.

dsfrthyj
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Yemen konulu oturumundan (BM)

Bunun artık birkaç kilometrelik sahil şeridinin kontrolüyle ilgili bir mesele olmadığını belirten es-Saadi, asıl sorunun uluslararası toplumun en önemli ticaret ve enerji geçiş güzergâhlarından birinin silahlı bir grubun elinde bir şantaj aracına dönüştürülmesini kabul edip etmeyeceği olduğunu söyledi. Yemen hükümetinin değerlendirmesine göre Husilerin Yemen içinde gerçekleştirdiği saldırılar ile Suudi Arabistan’ı, sivil tesisleri, enerji kaynaklarını ve deniz geçiş güzergâhlarını hedef almasının, ülkenin sınırlarını aşan tek bir tehdidin parçaları olduğunu ifade etti.

ABD ve İngiltere’nin desteği

ABD’nin tutumu da Yemen’in uyarılarıyla örtüşürken Washington, Yemen hükümetine desteğini teyit etti ve İran’ı Husilere silah, eğitim ve finansman desteği sağlamayı sürdürmekle sorumlu tuttu. ABD’nin BM temsilcisi, Husilerin saldırılarının Yemen halkının yaşadığı sıkıntıları artırdığını ve limanların hedef alınması nedeniyle milyonlarca dolarlık ekonomik kayba yol açtığını belirterek İran’dan Husilere verdiği desteği kesmesini istedi.

ABD ayrıca BM Güvenlik Konseyi’nin 2140 ve 2216 sayılı kararlarının uygulanmasına ve Husilere yönelik her türlü destek ile eğitim faaliyetlerinin durdurulmasına desteğini yineledi. Washington, İran’ın söz konusu kararlarla bağlantılı silah ambargosunu ve yaptırım rejimini ihlal ettiğini belirtti.

vfghy
Taiz’in batısında Husilerle yaşanan önceki çatışmalar sırasında bir Yemen ordusu askeri (AFP)

Daha kapsamlı bir açıklamada İngiltere, yaşanan gelişmelerden tamamen Husileri sorumlu tuttu. Londra, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını, Yemen içindeki operasyonlarını tırmandırmasını, uluslararası deniz taşımacılığını tehdit etmesini ve bölgesel istikrarı tehlikeye atmasını kınadı. İngiltere’nin BM Daimî Temsilci Yardımcısı Büyükelçi Kate Foster, Husilerin önceki gece Suudi Arabistan’a düzenlediği saldırılarda 13 sivilin yaralandığını, evler ve yerleşim bölgelerinde hasar meydana geldiğini ve ticari hava trafiğinde aksamalara yol açıldığını söyledi.

Foster, Husilerin Yemen’in Kızıldeniz kıyısı ile Babu’l Mendeb çevresindeki kontrolünü güçlendirmeye yönelik girişimlerinin, dünyanın en önemli deniz ulaşım güzergâhlarından birine doğrudan tehdit oluşturduğu uyarısında bulundu. 126 binden fazla kişinin yerinden edildiğine dikkati çeken Foster, bu sayının artmasının beklendiğini ve özellikle kadınlar ile çocukların gıda, sağlık ve korunma ihtiyaçlarının giderek arttığını belirtti.

Londra ayrıca Husilerin alıkoyduğu yardım ve BM çalışanları ile diplomatik misyon personelinin serbest bırakılmasını talep etti. İngiltere, İran’ın Husilere verdiği desteğin sivilleri, komşu ülkeleri ve deniz ulaşımının güvenliğini tehdit eden saldırıların gerçekleştirilmesine olanak sağladığını ve barış ihtimalini zayıflattığını belirterek, BM Güvenlik Konseyi kararlarının uygulanması ve Husilere silah ile askeri destek aktarılmasının engellenmesi çağrısında bulundu.

Avrupa uyarıyor

Aynı bağlamda Fransa, tehdidin uluslararası boyutuna odaklandı. Fransa’nın BM temsilcisi, Husilerin saldırılarının yanı sıra sivilleri ve sivil altyapıyı hedef almasının uluslararası güvenlik ve barış için tehdit oluşturduğunu belirterek, Kızıldeniz ve uluslararası boğazlarda deniz ulaşımının serbestliğinin güvence altına alınması gerektiğini vurguladı. Fransa’nın Avrupa’nın deniz misyonu ASPIDES operasyonuna desteğini sürdüreceğini belirten temsilci, saldırıların durdurulması ve BM himayesindeki siyasi sürecin devam ettirilmesi çağrısında bulundu.

vf
Sana’da Husi milisleri tarafından düzenlenen bir yürüyüş (AP)

Danimarka, Husilerin sivilleri, altyapıyı ve ticari deniz taşımacılığını hedef alan saldırılarını kınayarak bu saldırıların barış ihtimalini zayıflattığını ve bölgenin istikrarını tehdit ettiğini belirtti. Kopenhag ayrıca İran’ın Husilere verdiği desteği de kınadı. Yunanistan ise Yemen hükümeti ve Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduğunu ifade ederek, Hürmüz Boğazı’ndaki krizle eş zamanlı olarak Yemen’deki gelişmelerin deniz ulaşımının güvenliği, ticaret ve küresel refah üzerindeki etkileri konusunda uyarıda bulundu. Atina, yeni yerinden edilme dalgalarına ilişkin endişesini de dile getirdi.

Bu çerçevede, Afrika Grubu adına konuşan Liberya temsilcisi de Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb’in küresel ticaret ve tedarik hatları açısından hayati öneme sahip geçiş güzergâhları olduğunu belirtti. Deniz ulaşımının serbestliğinin hukuki bir ilke olduğunu vurgulayan temsilci, Yemen’in bölgesel güç mücadelesine veya vekâlet savaşına sahne haline getirilmemesi uyarısında bulundu.


Sudan'da altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 kişi hayatını kaybetti

Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
TT

Sudan'da altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 kişi hayatını kaybetti

Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)
Olay, salı günü Batı Kurdufan eyaletinin en-Nuhud kenti yakınlarındaki ez-Zera altın madeninde meydana geldi (Arşiv-Reuters)

Sudan'ın Batı Kurdufan eyaletinde bir altın madeninin çökmesi sonucu en az 60 işçi hayatını kaybetti. Şarku’l Avsatın AFP’den aktardığına göre iki kurtulan, bugün çok sayıda kişinin hâlâ kayıp olduğunu ve enkaz altında hayatını kaybetmiş olabileceklerinden endişe edildiğini söyledi.

Kaza, dün eyaletteki en-Nuhud kenti yakınlarında bulunan ez-Zera altın madeninde meydana geldi. Bu sabah itibarıyla kurtarma ekiplerinin enkazdan 60 kişinin cansız bedenini çıkardığı bildirildi.


Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a Refah Tugayı Komutanı’nın suikasta uğradığını doğruladı

Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd
Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd
TT

Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a Refah Tugayı Komutanı’nın suikasta uğradığını doğruladı

Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd
Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd

Hamas hareketinden üç kaynak bugün sabaha karşı, hareketin silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd’in suikasta uğradığını doğruladı. Kaynaklara göre Ebu Ubeyd, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un el-Mevasi bölgesinde bulunduğu çadırın iki füzeyle hedef alınması sonucu hayatını kaybetti.

Üç kaynak, Ebu Ubeyd’in saldırı sırasında çadırda yalnız olduğunu ve olayda hayatını kaybettiğini, saldırı sırasında bölgeden geçen bir kız çocuğunun da yaralandığını belirtti.

Kaynaklar, Ebu Ubeyd’in Hamas ve Kassam Tugayları’nın Refah’taki eski yöneticilerinden biri olduğunu ve eski tugay komutanı Muhammed Şebane’ye yakın olduğunu aktardı. Ebu Ubeyd, Şebane’nin öldürülmesinin ardından onun yerine geçmişti.

İsrail, Refah Tugayı’nın eski komutanı Muhammed Şebane’yi 17 Mayıs 2025’te Han Yunus’taki Avrupa Gazze Hastanesi çevresindeki bir tüneli bombalayarak öldürmüştü. Şebane, o sırada Kassam Tugayları’nın komutanı olan Muhammed es-Sinvar’ın yanındaydı. Es-Sinvar, daha önce Muhammed ed-Dayf’ın öldürülmesinin ardından bu göreve gelmişti. Ed-Dayf da 13 Temmuz 2024’te düzenlenen başka bir hava saldırısında, Han Yunus Tugayı’nın eski komutanı Rafi Selame ile birlikte öldürülmüştü.

Ebu Ubeyd’in Refah’ta Kassam Tugayları’nın kuruluşunda rol alan isimlerden biri olduğu ve tugayın önde gelen komutanları arasında yer alan Raid el-Attar ile Muhammed Ebu Şemale’nin yanında görev yaptığı belirtildi. Attar ve Ebu Şemale, 21 Ağustos 2014’te İsrail tarafından öldürülmüştü. Ebu Ubeyd’in ayrıca Kassam Tugayları’nın eski komutanı ve Muhammed ed-Dayf’ın sağ kolu Ahmed el-Caberi ile de iyi ilişkileri bulunduğu, Caberi’nin ise 14 Kasım 2012’de İsrail tarafından öldürüldüğü kaydedildi.

Kaynaklardan biri, Ebu Ubeyd’in 2006 yılında İsrailli asker Gilad Şalit’in kaçırılması operasyonuna katkıda bulunduğunu ve Şalit’in bir süre saklanmasında rol oynadığını söyledi. Kaynağa göre Ebu Ubeyd, son savaş sırasında çok sayıda İsrailli esirin güvenliğinin sağlanmasına ve takas anlaşmaları kapsamında teslim edilmeleri sürecinin denetlenmesine de katkıda bulundu. Ayrıca 2014 yılında Refah yakınlarında İsrail askerlerini kaçırmak amacıyla bir tünel üzerinden sızma girişiminde de rol aldı. Bu operasyonun o dönemde savaşın başlamasına yol açtığı belirtildi.

Ebu Ubeyd, daha önce Yabna Taburu’nun komutanlığını ve Refah’ın merkez bölgesinden sorumluluğu üstlendi. Bir süre istihbarat teşkilatının sorumluluğunu da yürüten Ebu Ubeyd, Şebane’nin yardımcısı olarak görev yaptıktan sonra onun öldürülmesinin ardından Refah Tugayı’nın komutanlığına getirildi.

İsrail ordusu, Ebu Ubeyd’in Şebane’nin öldürülmesinin ardından Refah Tugayı’nın komutanlığına getirildiğini ve daha önce çeşitli görevlerde bulunduğunu açıkladı. Ordu, Ebu Ubeyd’in tugayın faaliyetlerinin yönetilmesinden ve saldırı planlarının hayata geçirilmesinden sorumlu olduğunu, ayrıca savaş boyunca ağır darbe alan tugayın yeniden güçlendirilmesi için çalışmalar yürüttüğünü belirtti.

İsrail son dönemde Kassam Tugayları’nın önde gelen komutanlarına yönelik suikast operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail, perşembeyi cumaya bağlayan gece yarısında (10-11 Eylül), yeni Han Yunus Tugayı Komutanı Muhammed el-Yazuri’yi, el-Mevasi bölgesinde yaya olarak ilerlediği sırada hedef alarak öldürdü.

İsrail ayrıca pazartesiyi salıya bağlayan gece yarısından kısa süre önce, Gazze kentinin kuzeyindeki Sıftavi mahallesinde aracının hedef alınması sonucu Cibaliye el-Beled Taburu Komutanı Ahmed el-Batş’ı öldürdü. Son günlerde düzenlenen peş peşe suikast operasyonlarında farklı alanlarda görev yapan çok sayıda saha komutanı da öldürüldü.

İsrail’in öldürdüğü isimler arasında, geçtiğimiz pazartesi günü Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un el-Mevasi bölgesinde bir İsrail İHA’sının çadırı bombalaması sonucu hayatını kaybeden Raif Ebu ez-Zemer de bulunuyor. Şarku’l Avsat başka bir saha kaynağından, Ebu ez-Zemer’in Kassam Tugayları’nın askeri eğitim biriminde bölük komutanı olduğunu ve Refah Tugayı’nın önde gelen saha unsurlarından biri olarak faaliyet gösterdiğini öğrendi. Kaynak, Ebu ez-Zemer’in perşembeyi cumaya bağlayan gece Hamad kentinde aracının bombalanması sonucu öldürülen Mümin Ebu Lebde ile doğrudan bağlantısı bulunduğunu belirtti. Diğer ismin ise aynı tugayın keskin nişancı biriminden sorumlu olduğu kaydedildi.

Hamas’tan bir saha kaynağına göre, Askeri Konsey, farklı tugay ve kurmay birimleri ile bölgelerdeki tabur komutanları ve diğer askeri rütbelerde görev yapan isimlerin tamamı için yedek kadrolar bulunuyor. Kaynak, son dönemde teşkilatın yapısının büyük ölçüde yeniden düzenlenmesi sayesinde komutanlardan birinin öldürülmesi halinde başka bir ismin görevi devraldığını belirtti.

Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kassam Tugayları’nın örgütsel yapısının, geçmişte tarihi lider kadrolara yönelik suikastların ardından olduğu gibi tamamen esnek şekilde işlediğini söyledi. Kaynağa göre, söz konusu liderlerin öldürülmesinin hemen ardından Askeri Konsey ve tugayların yönetimi için alternatif isimler görevlendirildi.