Mısır'ın ‘Ortak Arap Savunması’ kapsamında Somali'ye müdahalesinin sınırları neler?

Sisi, Addis Ababa'yı Mogadişu'nun egemenliğinden taviz vermemesi konusunda uyardı.

Somali ve Mısır cumhurbaşkanları Kahire'de gerçekleşen görüşmede. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Somali ve Mısır cumhurbaşkanları Kahire'de gerçekleşen görüşmede. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır'ın ‘Ortak Arap Savunması’ kapsamında Somali'ye müdahalesinin sınırları neler?

Somali ve Mısır cumhurbaşkanları Kahire'de gerçekleşen görüşmede. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Somali ve Mısır cumhurbaşkanları Kahire'de gerçekleşen görüşmede. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin Somali'ye destekten bahsederken Ortak Arap Savunma Anlaşması’na değinmesi, 70 yıl önce imzalanan ve 1973 Ekim Savaşı'ndan bu yana kullanılmayan anlaşmayı hatırlattı. Gözlemcilere göre, bu anlaşmadan bahsedilmesi, çeşitli çağrışımlar ve mesajlar taşıyor.

Sisi, Somalili mevkidaşı Hasan Şeyh Mahmud ile Kahire'de pazar günü yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği basın toplantısında, “Mısır'ın, Somali devletine yönelik herhangi bir tehdide izin vermeyeceğini” söyledi. Sisi, “Somali, Arap Birliği'ne üye bir devlet. Birlik tüzüğü uyarınca, kendisine yönelik herhangi bir tehdide karşı ortak savunma haklarına sahip” ifadelerini kullandı.

Mısır'ın tutumu, Kahire'nin, Etiyopya hükümetinin bu ayın başında Somaliland ile imzaladığı mutabakat zaptını reddetmesini vurgulayan önceki pozisyonların devamı niteliğindeydi. Söz konusu mutabakat zaptına göre, Addis Ababa, Somaliland'ın bağımsızlığının resmi olarak tanınması karşılığında, Kızıldeniz kıyısındaki Berbera Limanı’ndaki 20 kilometrelik kıyı şeridini Etiyopya deniz kuvvetlerinin burada konuşlandırılması için 50 yıl süreyle kullanma hakkı elde ediyor. Uluslararası alanda türünün ilk örneği olacak bu anlaşmayla Etiyopya Havayolları'nın hisselerinin de yüzde 20'si Somaliland’e verilecek.

Ortak Arap Savunma Anlaşması hakkındaki söylemlerin yeniden canlandırılması, özellikle anlaşmanın 74 yıl önce imzalanmasından bu yana birçok soruyu gündeme getirdi. Söz konusu anlaşma, 1950 yılında Mısır'ın başkentinde 7 Arap ülkesi (Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen) tarafından imzalandı. Anlaşmaya 1974'te Somali Cumhuriyeti de dahil oldu. Arap ülkelerinin geri kalanı sonraki yıllarda art arda katılmaya devam etti.

Meşru müdafaa hakkı

Anlaşma 13 madde içeriyor ve protokolü imzalayan herhangi bir devlete yönelik herhangi bir saldırının, diğer eyaletlere yönelik bir saldırı olarak değerlendirileceğini belirtiyor. Yani anlaşmayı imzalayan ülkelerden birine yapılan herhangi bir saldırı, anlaşmayı imzalayan diğer ülkelere yapılmış açık bir saldırı olarak değerlendiriliyor.

Anlaşmada ayrıca, kuruluşunun meşru müdafaa hakkı uyarınca (bireysel ve toplu olarak), saldırıya uğrayan devlet veya devletlerin yardımına koşulması, bireysel ve toplu olarak derhal her türlü tedbirin alınması, saldırıyı püskürtmek, güvenlik ve barışı yeniden tesis etmek için silahlı kuvvet kullanmak da dahil olmak üzere eldeki tüm araçların seferber edilmesi taahhüt ediliyor.

Anlaşma, taraf devletlerden herhangi birinin toprak bütünlüğü, bağımsızlığı veya güvenliği tehdit edildiğinde, taraf devletlerden herhangi birinin talebi üzerine kendi aralarında istişarede bulunmalarına izin veren bir hüküm içeriyor. Buna göre, yakın bir savaş tehlikesi veya ani ve korkulan bir uluslararası durumun ortaya çıkması halinde imzacı devletler, durumun gerektirdiği önleyici ve savunma tedbirlerini almak için planlarını ve çabalarını derhal birleştiriyorlar.

Anlaşmanın sonuçlanmasının ardından, anlaşmanın hükümlerinin Arap Birliği çatısı altında etkinleştirilmesi için çalışacak iki kuruluş kuruldu. Bunlardan biri, üçte iki çoğunlukla alınan kararların tüm üyeler açısından bağlayıcı olduğu Ortak Savunma Konseyi. Diğeri ise 1980 yılında Ekonomik ve Sosyal Konsey olarak yeniden adlandırılan Ekonomik Konsey.

Askeri danışma organı

Anlaşmanın askeri ekinde, anlaşmanın beşinci maddesinde öngörülen daimî askeri komiteyi denetlemek üzere, taraf devletlerin ordularının genelkurmay başkanlarından bir askeri danışma organının oluşturulması da öngörülüyor.

Anlaşmanın beşinci maddesinde öngörülen Daimî Askeri Komite, bir veya daha fazla taraf devlete veya kuvvetlerine karşı meydana gelebilecek her türlü tehlike veya silahlı saldırıya karşı askeri planların hazırlanmasından sorumlu. Bu planlar, Ortak Savunma Konseyi'nin belirlediği esaslara göre hazırlanıyor.

Arap Birliği'nin resmi internet sitesinde, birlikte çalışan kuruluşlar arasında Ortak Savunma Konseyi’ne herhangi bir atıf yapılmaması dikkat çekiyor. Tarihi bir belge olarak Arap Birliği’nin çalışma tüzüğü çerçevesi dışında Ortak Arap Savunma Anlaşması’ndan söz edilmiyor. Siteye göre, bu tüzüğün son güncellemesi 2013 yılında yapılmış.

Arap Birliği'nin internet sitesinde yer alan belgede, anlaşmaya 19 ülkenin (Yemen Krallığı ve 1990 yılında Yemen Arap Cumhuriyeti ile birleşerek Yemen Cumhuriyeti'ni oluşturan Güney Yemen'in adı olan Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti dahil) katıldığı belirtiliyor. Bunlardan sonuncusu ise 1978'de katılan Birleşik Arap Emirlikleri’ydi (BAE).

Anlaşmanın aktif hale gelmesinin, İsrail ile iş birliği yapan ülkelere petrol tedariğinin durdurulması kararına ek olarak, 1973 Ekim Savaşı sırasında Mısır ve Suriye'den gelen Arap kuvvetlerinin teknik teçhizat, kuvvet ve fon gibi çeşitli yollarla katılımıyla gerçekleşmesi dikkat çekicidir.

Ancak İsrail'in 1982'de Lübnan topraklarını işgal etmesi sırasında, anlaşmayı imzalayan ülkeler arasında Lübnan olmasına rağmen anlaşma devreye girmedi. 1990 yılında Irak'ın Kuveyt'e yönelik saldırganlığını durdurmak için anlaşmayı kullanma çabaları da başarısızlıkla sonuçlandı ve Kuveyt'in özgürleştirilmesi süreci, ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon çatısı altında yürütüldü.

Ortak Arap Gücü

2015 yılı, anlaşmayla ilgili yeni bir gelişmeyi de beraberinde getirdi. Zira o yıl Ortak Arap Gücü oluşturulmasına yönelik bir protokol oluşturuldu. Arap Birliği, o yılın 29 Mart'ında zirve düzeyinde, Arap Birliği Tüzüğü ve Ortak Arap Savunma Anlaşması ve birlik içindeki ekonomik iş birliği de dahil olmak üzere ilgili Arap belgeleriyle uyumlu olarak Arap ulusal güvenliğini korumak için Ortak Arap Gücü kurulması konusunda anlaşmaya vardı. Değişikliğin üçüncü maddesi, ortak Arap kuvvetlerinin görevlerini belirliyordu. Bu görevler içinde “Savunma Konseyi tarafından kararlaştırılan diğer görevlere ek olarak, yardım operasyonlarının ve insani yardımın güvence altına alınmasına katılım, silahlı çatışmaların çıkmasından kaynaklanan acil durumlarda veya doğal afetlerde sivilleri korumak ve zorluklarla yüzleşmek, terör tehditleri, kara, deniz ve hava taşımacılığı ile arama kurtarma operasyonlarının korunması ve güvenliğinin sağlanması” yer alıyordu. Ancak söz konusu kuvvet, kuruluşundan bu yana faaliyete geçirilmedi.

Ulusal güvenliğe tehdit

Mısır Temsilciler Meclisi'nin Savunma ve Ulusal Güvenlik Komitesi Başkanı Tümgeneral Ahmed el-Avadi, Mısır Cumhurbaşkanı'nın Ortak Arap Savunma Anlaşması'na atıfta bulunmasını ‘önemli bir gösterge’ olarak görüyor. “Somali'nin egemenliğine yönelik saldırının, sadece Somali’ye değil Arap ulusal güvenliğine yönelik bir tehdit olduğuna” dikkat çeken el-Avadi, “Sisi’nin açıklamaları, bir Arap ülkesi olarak Somali'nin topraklarının birliğini ve bütünlüğünü tehdit eden bir tehlikeye maruz kaldığında anlaşmayı devreye sokma hakkının hatırlatılması anlamına geliyor” dedi.

vrvb
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Somalili mevkidaşı Hasan Şeyh Mahmud'u İttihadiyye Sarayı'nda karşıladı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

El-Avadi, Şarku'l Avsat'a verdiği demeçte, Etiyopya hükümetinin ayrılıkçı Somaliland bölgesiyle yaptığı anlaşmayı “Mısır ve Arap ulusal güvenliğine ciddi bir tehdit” olarak nitelendirdi. “Mısır'ın güvenliğine zarar verilmesine izin vermeyeceğini” vurgulayan el-Avadi, “Arap Birliği, kolektif eylem çerçevelerinin gerektirdiği şekilde ve Mısır liderliğinin durum değerlendirmesine göre belirlediği araçları kullanarak kendi güvenliğini korumak ve kardeşlerine destek olmak için var gücüyle hareket edecek” dedi.

Mısır, Etiyopya ile Somaliland arasındaki anlaşmayı kınadı ve bu anlaşmayı ‘Somali ulusal egemenliğinin ve uluslararası hukukun ihlali’ olarak nitelendirdi. Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, geçen hafta Arap Birliği Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında, Etiyopya'nın “bölgesel çevrede kaos tohumlarının kaynağı haline gelen tek taraflı politikalarının” sonuçları konusunda uyarıda bulunmuştu.

Diyalog ve müzakere yok

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ise dün yaptığı açıklamada, “Etiyopya ile Somaliland arasında yapılan anlaşma konusunda diyalog veya müzakereye yer olmadığını” söyledi. Şeyh Mahmud, Kahire Haber’e verdiği röportajda, “Mısır'la ortaklığımız hiçbir tarafın çıkarlarıyla çelişmiyor” ifadesini kullandı.

Somali hükümeti anlaşmayı şiddetle reddetti. Şeyh Mahmud daha önce anlaşmayı Somali egemenliğinin Addis Ababa tarafından “meşru olmayan bir ihlali” olarak tanımlamış ve “hiç kimsenin Somali topraklarından bir santim bile koparamayacağını” vurgulamıştı. Ayrıca Mogadişu, istişarelerde bulunmak üzere Etiyopya Büyükelçisi’ni geri çağırdı ve Somali Cumhurbaşkanı daha sonra anlaşmayı iptal eden yasayı onayladı.

Etiyopya'ya güçlü mesaj

Mısır Dışişleri Konseyi Genel Sekreteri ve eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Ali el-Hafni, Sisi'nin Etiyopya'nın Somaliland ile imzaladığı anlaşmaya ilişkin ifade ettiği tutumunu “kararlı ve caydırıcı” olarak nitelendirdi. Bu açıklamaları “Etiyopya'ya güçlü bir mesaj” ve Somali topraklarını ele geçirme girişiminin kabul edilemezliğine ilişkin açık bir uyarı olarak değerlendirdi. El-Hafni, Somali'nin bir Arap ülkesi olarak Ortak Arap Savunma Anlaşması’na üye ülkelerden destek isteme hakkına sahip olduğunu sözlerine ekledi.

El-Hafni, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Mısır'ın rolünün ister ikili düzeyde, ister kolektif Arap, Afrika ve İslami işbirliği çerçevesinde Somali'ye birçok açıdan destek sağlayabileceğini ifade etti. Söz konusu anlaşmanın bir Arap ülkesinin ulusal güvenliğine sızma tehlikesini ve bunun Kızıldeniz ülkelerinin, özellikle de Mısır'ın güvenliğine yönelik oluşturduğu tehdide değindi.

El-Hafni, Somali'nin, Etiyopya tarafından egemenliğinin ihlal edilmesinin ardından mevcut krizde kendisini desteklemek için Mısır'a güvendiğine inanıyor. Zira Somali, Kahire'nin, uluslararası hukuk ilkelerini, uluslararası sözleşme ve normlara saygıyı destekleme konusundaki tutumunun, çevresinin ve özellikle de Afrika kıtasının istikrarı konusundaki kararlılığına güveniyor. El-Hafni ayrıca, Addis Ababa'nın dünyadaki hiçbir ülke veya kuruluş tarafından tanınmayan Somaliland’ı tanımasının, Etiyopya'nın Somali topraklarının ayrılması ve bölünmesine verdiği desteği gösterdiği uyarısında bulundu. Bu, “Afrika Boynuzu bölgesinde, bölgenin güvenliği ve istikrarı üzerinde olumsuz etkilere yol açmadan önce durdurulması gereken ciddi bir ihlal ve gerilimin artması” anlamına geliyor.



Mısır'da yüzlerce mahkum cumhurbaşkanlığı affından yararlandı

Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)
Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)
TT

Mısır'da yüzlerce mahkum cumhurbaşkanlığı affından yararlandı

Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)
Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi dün, çeşitli davalardan hüküm giymiş 602 mahkum hakkında af kararı aldı.

Mısır İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada “Sina Yarımadası'nın kurtuluş yıl dönümü kutlamaları vesilesiyle ve Cumhurbaşkanı Sisi'nin af koşullarını karşılayan bazı mahkûmlar hakkında aldığı af kararı doğrultusunda Toplumsal Koruma Dairesi (eski adı Cezaevleri Dairesi), af hakkını kazanan mahkumları belirlemek amacıyla ülke genelindeki cezaevlerinde tutuklu dosyalarını incelemek üzere komisyonlar kurdu" ifadelerine yer verildi.

Bakanlığın açıklaması şöyle devam etti:

“Komisyon çalışmaları, 602 tutukluya af kapsamında tahliye kararının uygulanabilir olduğu sonucuyla tamamlandı.”

Mısır, her yıl 25 Nisan'da Sina Yarımadası’nın kurtuluşunu kutluyor. Bu tarih, 1982 yılında İsrail'den geri alınan Sina Yarımadası'nda Mısır bayrağının göndere çekildiği ve barış antlaşması gereği son İsrail askerinin de bölgeden çekildiği tarih.

vfgthyj
Mısır'da cumhurbaşkanlığı affı kapsamında tahliye edilen mahkumlar (Mısır İçişleri Bakanlığı)

İçişleri Bakanlığı’ndan dün yapılan açıklamada, tutukluların tahliyesinin Bakanlığın modernite anlayışıyla ceza politikasını uygulamaya, Islah ve Rehabilitasyon Merkezleri sakinlerine çeşitli bakım hizmetleri sunmaya ve topluma yeniden kazandırılmaya hazır hale getirilen mahkûmların serbest bırakılması yöntemlerini etkin biçimde uygulamaya verdiği önemin bir yansıması olduğu vurgulandı.

Mısır İçişleri Bakanlığı tarafından daha önce yapılan bir açıklamada, tüm Islah ve Rehabilitasyon Merkezleri'nin, ceza sisteminde uluslararası insan hakları standartlarının en üst düzeyine uygun olarak gerçekleştirilen gelişme ve modernleşme süreci çerçevesinde tahliye olan hükümlülere eksiksiz yaşam ve sağlık imkânları sunduğunu ve bu merkezlerin yargı denetimine tabi olduğunu teyit edilmişti.


Irak’taki milis güçlerini ‘tasfiye etmek’ için 5 adımlı bir yaklaşım

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
TT

Irak’taki milis güçlerini ‘tasfiye etmek’ için 5 adımlı bir yaklaşım

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)

ABD’nin Iraklı yetkililere silahlı grupları dizginleme ve dağıtma yönündeki süregelen çağrılarına rağmen, gözlemciler bu dosyanın Koordinasyon Çerçevesi liderlerinin toplantılarında neredeyse tamamen gündem dışı kaldığına dikkat çekiyor. Bu durumun, yeni hükümetin ABD desteğini kaybetme riski doğurabileceği belirtilirken, uzmanlar ülkenin en karmaşık güvenlik-siyasi dosyalarından birinin çözümü için beş adımlı bir yaklaşım öneriyor.

ABD’nin milis güçlerinin tasfiyesine yönelik ısrarı, son dönemde atılan bir dizi cezai adımla daha da belirgin hale geldi. Bu kapsamda Washington, Ketaib Hizbullah Genel Sekreteri Ebu Hüseyin el-Hamidavi hakkında bilgi sağlayanlara 10 milyon dolar ödül koydu. Ardından yedi farklı grup yaptırım ve terör listesine alınırken, son olarak Ketaib Seyyid eş-Şuheda lideri Ebu Ala el-Velai hakkında bilgi verenler için de benzer bir ödül açıklandı.

Öte yandan, yaklaşık üç ay önce silahlı grupların silahsızlandırılması ve Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) yeniden yapılandırılması yönündeki tartışmaların aksine, Koordinasyon Çerçevesi bileşenleri sessizliğini koruyor. Bu durum, söz konusu grupların İran’la yürütülen çatışmalara fiilen katılması ve Irak içinde ve Körfez ülkeleri dahil olmak üzere dış hedeflere yönelik yüzlerce roket saldırısı gerçekleştirmesiyle aynı döneme denk geliyor.

Savaş, çabaları baltaladı

Koordinasyon Çerçevesi içinden üst düzey bir kaynak, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın ‘silahlı grupların entegrasyonu olarak adlandırılabilecek çabaları zayıflattığını’ söyledi.

Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Koordinasyon Çerçevesi, dosyanın ele alınmasına yönelik mekanizmalar hakkında ilk tartışmaları başlatmıştı. Ancak savaş tüm bu süreci ortadan kaldırdı. Çünkü bu durum, gruplara silah bırakmayı reddetmeleri için uygun bir gerekçe sundu; zira savaş, onlar açısından varoluşsal bir tehdit olarak görülüyor” ifadelerini kullandı.

bfrrb
Bağdat’ta, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) karargâhını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)

Aynı kaynak, Koordinasyon Çerçevesi liderlerinin ABD taleplerinin taşıdığı risklerin ve ciddiyetin farkında olduğunu, ancak silahlı gruplar ve İran’ın etkisi nedeniyle bu konuyu görmezden gelmek zorunda kaldıklarını belirtti. Kaynak ayrıca, bazı siyasi güçler ve silahlı gruplara sahip aktörlerin unsurlarını orduya entegre etme ve Halk Seferberlik Güçleri’ni yeniden yapılandırma yönünde gerçek bir isteğe sahip olduğunu, ancak hızla değişen bölgesel gelişmeler ve hükümet kurma sürecindeki tıkanıklık nedeniyle somut adım atmakta zorlandıklarını ifade etti.

Finansman sisteminin çökertilmesi

Siyasi analist ve araştırmacı Dr. Basil Hüseyin, silahlı grupların tasfiyesinin ‘finansman sistemi’ olarak adlandırdığı yapıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’a konuşan Hüseyin, Koordinasyon Çerçevesi’nin ‘tek parça ve uyumlu bir blok olmadığını, aksine farklı çıkarların kesiştiği ve çeşitli görüşlerin çekiştiği kırılgan bir koalisyon’ olduğunu ifade etti.

Hüseyin’e göre silahlı gruplar, yalnızca siyasi partilerin bir uygulama aracı değil; çoğu zaman bu partilerin ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan belkemiğini oluşturuyor. Bu çerçevede müteahhitlik ağları, sınır kapıları, paralel limanlar ve sözleşmelerin bu gruplarla ‘organik biçimde iç içe geçtiğini ve ayrılmasının mümkün olmadığını’ vurguladı.

Herhangi bir ciddi tasfiye girişiminin, söz konusu finansman ağının bütünüyle çözülmesi anlamına geleceğini belirten Hüseyin, bunun da böyle bir adımı atanlar için ‘siyasi intihar’ anlamına gelebileceğini söyledi. Bu nedenle tasfiye çabalarının eksik ve seçici kalacağını, milis yapıların nüfuzunun temelini oluşturan unsurlara dokunmaktan kaçınacağını dile getirdi.

Hüseyin ayrıca, silahlı grupların tasfiyesinin yalnızca Irak’a ait bir karar olmadığını, bunun aynı zamanda İran’ın stratejik yaklaşımıyla bağlantılı olduğunu ifade etti. Tahran’ın bu grupları uzun süredir ileri savunma stratejisinin temel unsurlarından biri olarak gördüğünü belirten Hüseyin, İran’ın bu karttan ancak Washington ile olası kapsamlı bir uzlaşma çerçevesinde vazgeçebileceğini kaydetti.

Son olarak Hüseyin, ABD baskısının artması ve hareket alanının daralması durumunda grupların gönüllü değil zorunlu olarak geri adım atabileceğini belirterek, bu durumda ‘biçimsel çözümlere’ yönelinebileceğini ifade etti. Buna göre gruplar isim değiştirip yapıyı koruyabilir, görünürde devlet kurumlarına entegre olurken gerçekte kendi ağlarını, silahlarını ve bağlılıklarını denetim dışı şekilde sürdürmeye devam edebilir.

Çözüm için 5 adım

Musul Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi ve İran çalışmaları uzmanı Firas İlyas, silahlı grupların tasfiyesi için beş aşamalı bir yaklaşım önerdi. İlyas, Irak’taki silahlı fraksiyonların geleceğinin doğrudan Tahran ile Washington arasındaki savaşın seyrine bağlı olacağını belirterek, bu grupların ‘savaşın sonucundan doğrudan etkileneceğini’ ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan İlyas, silahlı gruplarla başa çıkmanın pratik yollarının, savaş sonrası döneme uygun yeni bir yaklaşım gerektirdiğini vurgulayarak, çözümün ‘ani bir tasfiye değil, devlet üzerinden kademeli bir güç yeniden mühendisliği’ olduğunu söyledi.

vfevbf
2 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’taki Tahrir Meydanı’nda İran'ı destekleyen bir gösteri sırasında nöbet tutan Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) mensupları (AFP)

İlyas’a göre Koordinasyon Çerçevesi hükümeti kurmayı başarır ve ABD baskısı artarsa, beş temel hat üzerinden hareket edebilir. Buna göre ilk adım, Halk Seferberlik Güçleri’nin resmi bir kurum olarak silahlı gruplardan ayrıştırılması olacak. Devletten maaş alan yapının yalnızca başkomutana bağlı olması sağlanırken, bağımsız karar alma veya dış bağlantılarını sürdüren unsurlar devlet dışı aktör olarak değerlendirilecek.

İkinci adımın ‘silah öncesi finansal kontrol’ olacağını belirten İlyas, maaşlar, sözleşmeler, sınır kapıları, şirketler ve mali transferler üzerinde denetimin artırılmasının kritik olduğunu ifade etti. Gayriresmi gelir kaynaklarının kesilmesiyle birlikte grupların hareket kabiliyetinin azalacağına dikkat çekti.

Üçüncü aşamada ise liderlik yapısının yeniden düzenlenmesi öngörülüyor. Bu kapsamda Halk Seferberlik Güçleri içindeki kritik görevlerin değiştirilmesi, bazı birliklerin sınır bölgelerinden uzaklaştırılması, seçili unsurların ordu veya federal polise entegre edilmesi ve disiplinsiz komutanların emekliye sevk edilmesi ya da sembolik görevlere atanması planlanıyor.

Dördüncü adımın ‘çatışma yerine içeriden çözülme’ yaklaşımına dayandığını belirten İlyas, hükümetin grupları üç kategoriye ayırabileceğini söyledi: entegrasyona açık olanlar, siyasi olarak kontrol altına alınabilecek olanlar ve tamamen karşı çıkanlar. Buna göre disiplinli gruplara teşvikler sağlanırken, karşı çıkanlar izole edilecek ve yasa dışı faaliyetlere karışanlara hukuki baskı uygulanacak.

Beşinci ve son aşama ise ABD baskısının iç politikada bir kaldıraç olarak kullanılması. İlyas’a göre hükümet, silahlı gruplara ‘ya devlet içinde disipline olma ya da yaptırımlar, mali ve güvenlik izolasyonuyla karşı karşıya kalma’ mesajını verebilir. Bu çerçevede ABD’nin sert tutumu, dış baskıdan ziyade hükümetin elini güçlendiren bir araca dönüşebilir.

Tüm bu senaryolara rağmen İlyas, Koordinasyon Çerçevesi’nin silahlı grupları tek hamlede tasfiye etmesinin beklenmediğini vurguladı. Bunun yerine, bu yapıların askeri ve mali bağımsızlığının kademeli olarak zayıflatılması ve Halk Seferberlik Güçleri çatısı altında daha disiplinli ve kurumsal bir yapının korunmasının hedeflenebileceğini ifade etti.


Lübnan: İsrail ile müzakere öncesinde ateşkesin kalıcı hale getirilmesi şart

Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)
TT

Lübnan: İsrail ile müzakere öncesinde ateşkesin kalıcı hale getirilmesi şart

Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)

Lübnan, İsrail ile herhangi bir doğrudan müzakereye girmeden önce ateşkesin kalıcı hale getirilmesini temel koşul olarak öne sürmekteki kararlılığını sürdürüyor. Bu tutum, diplomatik hareketliliğe temkinli bir bekleyiş ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn arasında Washington'da gerçekleşmesi olası görüşmeye ilişkin çelişkili bilgilerin gölgesinde şekilleniyor.

Şarku’l Avsat'a konuşan bakanlık kaynakları ateşkesin kırılganlığının devam ettiğini ve askeri operasyonlar ile tahribatın tamamen sona erdirilmesinin henüz sağlanamadığını belirtirken ‘ateşkesin kalıcı hale getirilmesinin her türlü müzakere süreci için zorunlu başlangıç noktası’ olduğunu vurguladılar.

Kaynaklar ayrıca ‘Hizbullah'ın hareketini İsrail’in ihlallerine bağladığına’ dikkati çekerek müzakerelerin başlatılabilmesi ve uygun siyasi ve güvenlik koşullarının oluşturulabilmesi için bu gerekçenin ortadan kaldırılması gerektiğini ifade ettiler.

Öte yandan milletvekili ve bakanlık kaynakları ile siyasi çevreler, Arap ülkelerinin, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam başta olmak üzere üst düzey yetkililerle gerçekleştirilen temaslar ve görüşmeler aracılığıyla iç istikrarı desteklemeye ve Lübnan'ın tutumunu birleştirmeye yönelik kayda değer bir destek sağladıklarını teyit ettiler. Bu diplomatik hareketlilik, devletin temel kurumları arasındaki uyumu güçlendirmeyi ve anayasal mekanizmaları işler kılmayı hedefliyor. Böylece hem iç gerilimin azaltılması hem de istikrarın yeniden tesisi ve İsrail'in Lübnan topraklarından geri çekilmesi için bir daha ele geçmeyebilecek müzakere pozisyonunun sağlamlaştırılması amaçlanıyor.