Filistin vicdanında yaşayan ve yerinden edilmişlerin açlığını yatıştıran portakallar hakkında!

Gazze'de yerinden edilmiş insanların erişebildiği tek meyve.

Gazze ile İsrail arasındaki sınır bölgesinde yer alan portakal ağaçları meyve veriyor (Shutterstock)
Gazze ile İsrail arasındaki sınır bölgesinde yer alan portakal ağaçları meyve veriyor (Shutterstock)
TT

Filistin vicdanında yaşayan ve yerinden edilmişlerin açlığını yatıştıran portakallar hakkında!

Gazze ile İsrail arasındaki sınır bölgesinde yer alan portakal ağaçları meyve veriyor (Shutterstock)
Gazze ile İsrail arasındaki sınır bölgesinde yer alan portakal ağaçları meyve veriyor (Shutterstock)

Hüsam Maruf

Gazze'nin kuzeyinde yaşayan Filistinli bir genç kısa bir zaman önce sosyal medyada bir fotoğraf paylaştı. Fotoğraf ile birlikte paylaştığı mesajında 100 gün süren savaşın ardından portakal yiyebildiğini ifade etti. Bu, Filistinli gencin 7 Ekim'den bu yana yiyebildiği ilk meyve. Bu paylaşımında genç adam, canlanma ve iyileşme sürecini anlatıyor ve savaş sırasında yangın yerine dönen Gazze'de bulunan tek meyvenin portakal olduğunu şu sözlerle belirtiyor: “Genç bir adam ve saygın bir çiftçi vardı. Çocuklara bedava portakal dağıtıyordu ve topların korkunç sesine rağmen portakalların tadı normalden daha tatlıydı.”

Bu Filistinlinin durumu, savaş sırasında Gazze Şeridi'nde iki milyondan fazla Filistinlinin içinde bulunduğu sefil yaşam koşullarını yansıtıyor. Tüm uluslararası sözleşmeler insanları açlıktan ve kuşatmadan korumayı öngörse de İsrail masum sivilleri sıkı bir kuşatma altına aldı. Gazze halkına gıda tedariğini tümüyle engelleyip dünyaya karşı kibirlenerek onların kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya kalmalarına neden oldu.

Portakal, savaş sırasında yerinden edilenlerin bir dereceye kadar erişebildiği neredeyse tek meyve. Bu kış meyvesi zaman zaman aç, yerinden edilmiş insanların damarlarını nemlendiriyor ve içinde bulundukları sefalet koşullarında açlıklarını yatıştırıyor.

Bu kış meyvesi zaman zaman aç, yerinden edilmiş insanların damarlarını nemlendiriyor ve içinde bulundukları sefalet koşullarında açlıklarını yatıştırıyor.

Portakal bir arkadaştır

Portakal, özgürlük mücadelesi tarihi boyunca Filistin hafızasıyla en yakından ilişkilendirilen doğal kaynaklardan biri olarak kabul edilir. Portakal ağaçları ve meyveleri, Nekbe öncesinde, Nekbe sırasında ve sonrasında işgalciler tarafından ele geçirilen Filistin köylerindeki insanların nostaljik manzarasının önemli bir bileşeni oldu. 

Yafa şehri ve diğer şehirlerde portakal ağacındaki Filistinli çiftçilerin görüntüleri hafızalarda tazeliğini koruyor. Bu görüntü, ülkenin işgalcilerin eline geçmeden önceki orijinal, parlak imajına dönüşü simgeliyor. Şimdi bu meyve, Filistinlinin zorlu mücadelesindeki sadık bir dost olarak geri dönüyor ve acımasız savaşın gölgesindeki yoldaşı olarak karşımıza çıkıyor.

SCDVFB
Lübnanlı sanatçılar, Lübnan’ın güneyinde İsrail sınırında, Fatıma Kapısı yakınındaki bir duvara Yafa portakal ağacı ve Mescid-i Aksa'nın kubbesini çiziyor, 17 Aralık 2017. (AFP)

Filistin tarihi boyunca Yafa şehri, dünyanın en kaliteli portakallarını yetiştirmesiyle ünlüydü; öyle ki bu kıyı kenti, 1982 ile 1985 yılları arasında Mısır, Avrupa ve Türkiye'ye 30 milyon portakal ihraç etti. Gazze, Hayfa, Han Yunus ve diğer şehirler de yurt dışına portakal ihraç etti.

Filistinlilerin 19. yüzyılın başından beri yetiştirdiği portakallar arasında göbekli portakal, kan portakalı, kebbad, pomelo, Valencia portakalı, Fransız portakalı, Yusuf efendi ve başka birçok tür portakal var. Portakalların genetik mutasyonu Yafa portakalları üretti. Filistin özellikle de Yafa şehri bu portakalla meşhur oldu. Filistin'in uluslararası portakal markası ise ‘Yafa portakalı’ydı.

Portakalın somutlaşan bu önemi, onu Filistin ekonomisinin önemli bir itici gücü haline getirdi, değeri arttı ve Filistinliler için bir zenginlik simgesi olarak kabul edildi. Nekbe'den önceki hayatların canlı bir anlatımı oldu. Öyle ki, portakal, Filistin bayrağının renklerinden biri olabilirdi. Bu, portakal meyvesinin önemi ve Filistin'in günlük yaşamıyla bağlantısı göz önüne alındığında, 1929'da ‘Filistin Gazetesi’ tarafından sunulan bir öneriydi.

Portakal, Filistin bilincine bağlı kaldı ve bu toprakların insan yaşamını taşıdığı gibi, aynı zamanda onun anısını da taşıdığına dair anlamlı bir iz bıraktı

İsrail, Filistin topraklarını ele geçirdikten sonra bu sembolizmi Filistin hafızasından silmek için birçok yolu denedi, elinden geleni ardına koymadı. Bu yollardan en dikkat çekeni ‘Yafa portakalı’ markasının çalınıp İsrailli adıyla dünyaya pazarlanması ve zaman içinde çeşitli yollarla varlığının sınırlandırılmasıydı.

SDCVR
Yafa'daki portakal ağacı (Shutterstock)

Portakal, Filistin bilincine bağlı kaldı ve bu toprakların insan yaşamını taşıdığı gibi, aynı zamanda onun anısını da taşıdığına dair anlamlı bir iz bıraktı. Portakalın sevgiyle yetiştirilmesi, bu hikayenin devam etmesini sağlayarak, toprakların kaybolmaktan ve unutulmaktan korunmasına hizmet etti.

Portakal kültürü

Kültürel olarak Filistin insanı her zaman toprağa bağlı olmuştur ve Filistinli yazar ve şairler Nekbe'den sonra toprağa duyulan özlemi ve onun ayrılığının acısına daha fazla odaklanmışlardır. Ta ki insan, toprak ve toprağın meyveleri arasındaki hikayeler Filistin'in işgalden dönüş ve kurtuluşa dair anlatısında merkezi bir unsur haline gelinceye ve portakallar bu anlatıda büyük bir paya sahip oluncaya kadar.

HY5
Gassan Kenefani.

Filistinli yazar Gassan Kenefani'nin edebiyat yolculuğunu, topraklarından sürülen ve tekrar bu topraklara ayak basması engellenen Filistinlilerin hayatlarındaki acı verici değişiklikleri işlemeye adadığını görüyoruz. Kenefani'nin edebiyatındaki ayrıntılar ve semboller, insanla toprak arasındaki derin bağı vurguluyor ve Filistin bilincinde toprağın değerini artırıyor.

Kenefani, ‘Hüzünlü Portakallar Ülkesinde’ isimli eserinde memleketinden zorla sürülen Filistinlilerin acısını ve çaresizliğini anlatıyor. Portakal, Kenefani edebiyatında önemli bir tema olarak ortaya çıkmış, toprak ve sıradan bir çiftçinin bağı ile insan ve sıradan günlük yaşamı arasındaki yakın ilişkiyi vurgulamıştır.

Hikâyedeki tüm karakterleri, kaçışı olmayan büyük acılar içinde, nereye giderlerse gitsinler, yeryüzüne ve yerin derinliklerine kadar onları takip eden anılarla buluyoruz.

Sınır dışı edilme ve yerinden edilmeyle ilgili bu varoluşsal işkence, Nekbe'den bu yana Filistinlilerin zihninde yer alıyor. Bugün bu işkence 2023'teki Gazze Savaşı’nda tekrarlanıyor.  Zemin cam kırıkları, cam parçacıkları ve çivilerle dolu bir sahneye dönüşüyor ve her adımda ayaklardaki yaralar daha da büyüyor.

Bu bağlamda portakal, sembolizmiyle birlikte Filistin hikayesinin anlatısının bir parçası olarak, toprağa ve yaşama duyulan özlemin ve hüzün ve acıdan tamamen arınmış olmasa da hayatın tatlı tadının yeniden kazanılmasının bir ifadesi haline gelmiştir.

Kenefani’nin Hüzünlü Portakallar Ülkesinde” adlı eserinde şu ifadeler yer alıyor: “Siz orada yığılmış olarak duruyordunuz, çocukluğunuzdan uzaktınız, portakal topraklarından uzakta olduğunuz gibi... Portakal, bize bir çiftçi tarafından dikilen ve meyve veren, sulama işini yapan el değiştikçe soluyan bir meyve olarak anlatıldı.”

Duygusal sendrom

Şair Mahmud Derviş ise ‘Alışılagelmiş Hüznün Günlüğü’ adlı kitabında Nekbe sonrası Filistin neslinin acılarına geniş yer ayırdı. Filistin köylerindeki gerçek olaylara dayanan çok sayıda diyalog aracılığıyla dehşetli Filistin hikayesini anlatarak İsrail'in Filistinlileri topraklarından sürerken yaptığı vahşeti gözler önüne serdi.

SCDEVR
Mahmud Derviş

Derviş, ‘Filistinli Sevgili’ adlı eserinde Filistinlilerin acısını, yerinden edilen ve vatanından ayrılmak zorunda kalan vatan aşıklarının acısıyla birleştiriyor. Sevdiklerinden ayrı kalmanın bedeni yok eden duygusal sendromunu ortaya çıkarıyor.

Derviş eserinde şu ifadeleri kullanıyor: "Portakalları severim, limanlardan nefret ederim." Şair burada toprağa olan sevgisini ve toprağa dair olan şeylere karşı bağlılığının yanı sıra vatanında ayrılma ve yabancılaşmaya olan nefretini vurguluyor.

Derviş, portakalları bir insan gibi tasvir etmiş ve onları yaşayan ve ölen varlıklar olarak görmüştür. Eserlerinde portakallar için mezarlıklar inşa edilmiş ve cenaze törenleri düzenlenmiştir. Bu durum portakalın Filistinlilerin yaşamındaki önemini vurgulamaktadır. Sembolik ve estetik bir değere sahip olan portakal, hayat öğretmeni ve insan ve toprak arasındaki bir ortaklık olarak kabul edilmiştir.

Derviş eserinde şu ifadeleri kullanmıştır: "Sonbahar bedenimin içinden portakal cenazesi gibi geçti."

Portakal daima var olan bir sembol olarak kalıyor

Öte yandan, Filistin güzel sanatında, sanatçıların acılarını, özlemlerini ve kararlılıklarını portakal aracılığıyla ifade ettikleri yansımalar ön plana çıktı.

SCEVEF
Lübnanlı sanatçılar, Lübnan’ın güneyinde İsrail sınırında, Fatıma Kapısı yakınındaki bir duvara Yafa portakal ağacı ve Mescid-i Aksa'nın kubbesini çiziyor, 17 Aralık 2017. (AFP)

Örneğin, resim sanatçı Raid el-Katnani, portakalı gerçeklik ve topraktaki hakikatin simgesi olarak görüyor ve karakterleri bulanık bir şekilde tabloya yerleştiriyor. Portakal, tüm açıklığıyla görünen bir şekilde ortaya çıkarken, karakterlerde yok olma ve nesilden nesile yeniden doğma gerçeği göze çarpıyor. Portakal, toprak gibi, zaman içinde daima var olan bir sembol olarak kalıyor.

Öte yandan resim sanatçı Abdülaziz İbrahim, eserlerinde portakalı dikenli teller ve kanla ilişkilendirerek, sürekli kanayan Filistinli duygusunu anlatan lirik destan sunuyor. 1948'den bu yana yaşam mücadelesi veren bir portakalın derinliklerinden bir an için insan kanının aktığını hayal etmek bile mümkün. İbrahim bir başka eserinde ise portakala sarılan ve gözlerini kapatan Filistinli bir kadını tasvir ediyor. Tablo, Filistinli ile onun en sevdiği meyve arasındaki sürekli benzerliği simgelediğinden, portakal sanki bir oğul, bir güvence ve hatta bir bütün olarak hayatmış gibi gösteriliyor.

Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)

ABD’nin İran'a yakında saldırı düzenleyeceği yönündeki söylentilerin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte İsrail, Lübnan'daki saldırılarını yoğunlaştırdı. Uzmanlar ve gözlemcilere göre bu saldırılar, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın İran ile yeni bir savaşın patlak vermesi halinde Hizbullah’ın tarafsız kalmayacağını açıklamasının ardından, Hizbullah'ı askeri ‘destek’ eylemlerinden caydırmak için önleyici bir hamle.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, son iki gün içinde iç ve dış temasların yapıldığını, ancak net bir cevap alınamadığını ve Lübnan'ın savaşın tırmanması halinde daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyeceğine dair herhangi bir garanti almadığını bildirdi. Hizbullah'ın tutumu ile ilgili olarak kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin verdiği mesajın ‘Hizbullah’ın İran'a saldırı olması durumunda herhangi bir eylemde bulunmayacağı’ yönünde olduğunu belirtti.


Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.