Filistin vicdanında yaşayan ve yerinden edilmişlerin açlığını yatıştıran portakallar hakkında!

Gazze'de yerinden edilmiş insanların erişebildiği tek meyve.

Gazze ile İsrail arasındaki sınır bölgesinde yer alan portakal ağaçları meyve veriyor (Shutterstock)
Gazze ile İsrail arasındaki sınır bölgesinde yer alan portakal ağaçları meyve veriyor (Shutterstock)
TT

Filistin vicdanında yaşayan ve yerinden edilmişlerin açlığını yatıştıran portakallar hakkında!

Gazze ile İsrail arasındaki sınır bölgesinde yer alan portakal ağaçları meyve veriyor (Shutterstock)
Gazze ile İsrail arasındaki sınır bölgesinde yer alan portakal ağaçları meyve veriyor (Shutterstock)

Hüsam Maruf

Gazze'nin kuzeyinde yaşayan Filistinli bir genç kısa bir zaman önce sosyal medyada bir fotoğraf paylaştı. Fotoğraf ile birlikte paylaştığı mesajında 100 gün süren savaşın ardından portakal yiyebildiğini ifade etti. Bu, Filistinli gencin 7 Ekim'den bu yana yiyebildiği ilk meyve. Bu paylaşımında genç adam, canlanma ve iyileşme sürecini anlatıyor ve savaş sırasında yangın yerine dönen Gazze'de bulunan tek meyvenin portakal olduğunu şu sözlerle belirtiyor: “Genç bir adam ve saygın bir çiftçi vardı. Çocuklara bedava portakal dağıtıyordu ve topların korkunç sesine rağmen portakalların tadı normalden daha tatlıydı.”

Bu Filistinlinin durumu, savaş sırasında Gazze Şeridi'nde iki milyondan fazla Filistinlinin içinde bulunduğu sefil yaşam koşullarını yansıtıyor. Tüm uluslararası sözleşmeler insanları açlıktan ve kuşatmadan korumayı öngörse de İsrail masum sivilleri sıkı bir kuşatma altına aldı. Gazze halkına gıda tedariğini tümüyle engelleyip dünyaya karşı kibirlenerek onların kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya kalmalarına neden oldu.

Portakal, savaş sırasında yerinden edilenlerin bir dereceye kadar erişebildiği neredeyse tek meyve. Bu kış meyvesi zaman zaman aç, yerinden edilmiş insanların damarlarını nemlendiriyor ve içinde bulundukları sefalet koşullarında açlıklarını yatıştırıyor.

Bu kış meyvesi zaman zaman aç, yerinden edilmiş insanların damarlarını nemlendiriyor ve içinde bulundukları sefalet koşullarında açlıklarını yatıştırıyor.

Portakal bir arkadaştır

Portakal, özgürlük mücadelesi tarihi boyunca Filistin hafızasıyla en yakından ilişkilendirilen doğal kaynaklardan biri olarak kabul edilir. Portakal ağaçları ve meyveleri, Nekbe öncesinde, Nekbe sırasında ve sonrasında işgalciler tarafından ele geçirilen Filistin köylerindeki insanların nostaljik manzarasının önemli bir bileşeni oldu. 

Yafa şehri ve diğer şehirlerde portakal ağacındaki Filistinli çiftçilerin görüntüleri hafızalarda tazeliğini koruyor. Bu görüntü, ülkenin işgalcilerin eline geçmeden önceki orijinal, parlak imajına dönüşü simgeliyor. Şimdi bu meyve, Filistinlinin zorlu mücadelesindeki sadık bir dost olarak geri dönüyor ve acımasız savaşın gölgesindeki yoldaşı olarak karşımıza çıkıyor.

SCDVFB
Lübnanlı sanatçılar, Lübnan’ın güneyinde İsrail sınırında, Fatıma Kapısı yakınındaki bir duvara Yafa portakal ağacı ve Mescid-i Aksa'nın kubbesini çiziyor, 17 Aralık 2017. (AFP)

Filistin tarihi boyunca Yafa şehri, dünyanın en kaliteli portakallarını yetiştirmesiyle ünlüydü; öyle ki bu kıyı kenti, 1982 ile 1985 yılları arasında Mısır, Avrupa ve Türkiye'ye 30 milyon portakal ihraç etti. Gazze, Hayfa, Han Yunus ve diğer şehirler de yurt dışına portakal ihraç etti.

Filistinlilerin 19. yüzyılın başından beri yetiştirdiği portakallar arasında göbekli portakal, kan portakalı, kebbad, pomelo, Valencia portakalı, Fransız portakalı, Yusuf efendi ve başka birçok tür portakal var. Portakalların genetik mutasyonu Yafa portakalları üretti. Filistin özellikle de Yafa şehri bu portakalla meşhur oldu. Filistin'in uluslararası portakal markası ise ‘Yafa portakalı’ydı.

Portakalın somutlaşan bu önemi, onu Filistin ekonomisinin önemli bir itici gücü haline getirdi, değeri arttı ve Filistinliler için bir zenginlik simgesi olarak kabul edildi. Nekbe'den önceki hayatların canlı bir anlatımı oldu. Öyle ki, portakal, Filistin bayrağının renklerinden biri olabilirdi. Bu, portakal meyvesinin önemi ve Filistin'in günlük yaşamıyla bağlantısı göz önüne alındığında, 1929'da ‘Filistin Gazetesi’ tarafından sunulan bir öneriydi.

Portakal, Filistin bilincine bağlı kaldı ve bu toprakların insan yaşamını taşıdığı gibi, aynı zamanda onun anısını da taşıdığına dair anlamlı bir iz bıraktı

İsrail, Filistin topraklarını ele geçirdikten sonra bu sembolizmi Filistin hafızasından silmek için birçok yolu denedi, elinden geleni ardına koymadı. Bu yollardan en dikkat çekeni ‘Yafa portakalı’ markasının çalınıp İsrailli adıyla dünyaya pazarlanması ve zaman içinde çeşitli yollarla varlığının sınırlandırılmasıydı.

SDCVR
Yafa'daki portakal ağacı (Shutterstock)

Portakal, Filistin bilincine bağlı kaldı ve bu toprakların insan yaşamını taşıdığı gibi, aynı zamanda onun anısını da taşıdığına dair anlamlı bir iz bıraktı. Portakalın sevgiyle yetiştirilmesi, bu hikayenin devam etmesini sağlayarak, toprakların kaybolmaktan ve unutulmaktan korunmasına hizmet etti.

Portakal kültürü

Kültürel olarak Filistin insanı her zaman toprağa bağlı olmuştur ve Filistinli yazar ve şairler Nekbe'den sonra toprağa duyulan özlemi ve onun ayrılığının acısına daha fazla odaklanmışlardır. Ta ki insan, toprak ve toprağın meyveleri arasındaki hikayeler Filistin'in işgalden dönüş ve kurtuluşa dair anlatısında merkezi bir unsur haline gelinceye ve portakallar bu anlatıda büyük bir paya sahip oluncaya kadar.

HY5
Gassan Kenefani.

Filistinli yazar Gassan Kenefani'nin edebiyat yolculuğunu, topraklarından sürülen ve tekrar bu topraklara ayak basması engellenen Filistinlilerin hayatlarındaki acı verici değişiklikleri işlemeye adadığını görüyoruz. Kenefani'nin edebiyatındaki ayrıntılar ve semboller, insanla toprak arasındaki derin bağı vurguluyor ve Filistin bilincinde toprağın değerini artırıyor.

Kenefani, ‘Hüzünlü Portakallar Ülkesinde’ isimli eserinde memleketinden zorla sürülen Filistinlilerin acısını ve çaresizliğini anlatıyor. Portakal, Kenefani edebiyatında önemli bir tema olarak ortaya çıkmış, toprak ve sıradan bir çiftçinin bağı ile insan ve sıradan günlük yaşamı arasındaki yakın ilişkiyi vurgulamıştır.

Hikâyedeki tüm karakterleri, kaçışı olmayan büyük acılar içinde, nereye giderlerse gitsinler, yeryüzüne ve yerin derinliklerine kadar onları takip eden anılarla buluyoruz.

Sınır dışı edilme ve yerinden edilmeyle ilgili bu varoluşsal işkence, Nekbe'den bu yana Filistinlilerin zihninde yer alıyor. Bugün bu işkence 2023'teki Gazze Savaşı’nda tekrarlanıyor.  Zemin cam kırıkları, cam parçacıkları ve çivilerle dolu bir sahneye dönüşüyor ve her adımda ayaklardaki yaralar daha da büyüyor.

Bu bağlamda portakal, sembolizmiyle birlikte Filistin hikayesinin anlatısının bir parçası olarak, toprağa ve yaşama duyulan özlemin ve hüzün ve acıdan tamamen arınmış olmasa da hayatın tatlı tadının yeniden kazanılmasının bir ifadesi haline gelmiştir.

Kenefani’nin Hüzünlü Portakallar Ülkesinde” adlı eserinde şu ifadeler yer alıyor: “Siz orada yığılmış olarak duruyordunuz, çocukluğunuzdan uzaktınız, portakal topraklarından uzakta olduğunuz gibi... Portakal, bize bir çiftçi tarafından dikilen ve meyve veren, sulama işini yapan el değiştikçe soluyan bir meyve olarak anlatıldı.”

Duygusal sendrom

Şair Mahmud Derviş ise ‘Alışılagelmiş Hüznün Günlüğü’ adlı kitabında Nekbe sonrası Filistin neslinin acılarına geniş yer ayırdı. Filistin köylerindeki gerçek olaylara dayanan çok sayıda diyalog aracılığıyla dehşetli Filistin hikayesini anlatarak İsrail'in Filistinlileri topraklarından sürerken yaptığı vahşeti gözler önüne serdi.

SCDEVR
Mahmud Derviş

Derviş, ‘Filistinli Sevgili’ adlı eserinde Filistinlilerin acısını, yerinden edilen ve vatanından ayrılmak zorunda kalan vatan aşıklarının acısıyla birleştiriyor. Sevdiklerinden ayrı kalmanın bedeni yok eden duygusal sendromunu ortaya çıkarıyor.

Derviş eserinde şu ifadeleri kullanıyor: "Portakalları severim, limanlardan nefret ederim." Şair burada toprağa olan sevgisini ve toprağa dair olan şeylere karşı bağlılığının yanı sıra vatanında ayrılma ve yabancılaşmaya olan nefretini vurguluyor.

Derviş, portakalları bir insan gibi tasvir etmiş ve onları yaşayan ve ölen varlıklar olarak görmüştür. Eserlerinde portakallar için mezarlıklar inşa edilmiş ve cenaze törenleri düzenlenmiştir. Bu durum portakalın Filistinlilerin yaşamındaki önemini vurgulamaktadır. Sembolik ve estetik bir değere sahip olan portakal, hayat öğretmeni ve insan ve toprak arasındaki bir ortaklık olarak kabul edilmiştir.

Derviş eserinde şu ifadeleri kullanmıştır: "Sonbahar bedenimin içinden portakal cenazesi gibi geçti."

Portakal daima var olan bir sembol olarak kalıyor

Öte yandan, Filistin güzel sanatında, sanatçıların acılarını, özlemlerini ve kararlılıklarını portakal aracılığıyla ifade ettikleri yansımalar ön plana çıktı.

SCEVEF
Lübnanlı sanatçılar, Lübnan’ın güneyinde İsrail sınırında, Fatıma Kapısı yakınındaki bir duvara Yafa portakal ağacı ve Mescid-i Aksa'nın kubbesini çiziyor, 17 Aralık 2017. (AFP)

Örneğin, resim sanatçı Raid el-Katnani, portakalı gerçeklik ve topraktaki hakikatin simgesi olarak görüyor ve karakterleri bulanık bir şekilde tabloya yerleştiriyor. Portakal, tüm açıklığıyla görünen bir şekilde ortaya çıkarken, karakterlerde yok olma ve nesilden nesile yeniden doğma gerçeği göze çarpıyor. Portakal, toprak gibi, zaman içinde daima var olan bir sembol olarak kalıyor.

Öte yandan resim sanatçı Abdülaziz İbrahim, eserlerinde portakalı dikenli teller ve kanla ilişkilendirerek, sürekli kanayan Filistinli duygusunu anlatan lirik destan sunuyor. 1948'den bu yana yaşam mücadelesi veren bir portakalın derinliklerinden bir an için insan kanının aktığını hayal etmek bile mümkün. İbrahim bir başka eserinde ise portakala sarılan ve gözlerini kapatan Filistinli bir kadını tasvir ediyor. Tablo, Filistinli ile onun en sevdiği meyve arasındaki sürekli benzerliği simgelediğinden, portakal sanki bir oğul, bir güvence ve hatta bir bütün olarak hayatmış gibi gösteriliyor.

Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)
TT

Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)

Suriye'de dün, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan anlaşmanın uygulanması doğrultusunda, SDG'nin birleşme anlaşması dosyasında en geniş ilerleme kaydedildi.

Savunma Bakanlığı medya ve iletişim direktörü, “Sipan Hamo'nun ülkenin doğu bölgesi savunma bakan yardımcısı olarak atandığını” bildirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hamo, en önde gelen Kürt askeri liderlerden biri ve Şam ile müzakerelere katıldı.

Yine dün, Haseke vilayetinde yaşayan yaklaşık 400 aile, yıllarca süren yerinden edilmenin ardından Halep kırsalındaki Afrin bölgesinde bulunan evlerine geri döndü. Haseke-Halep uluslararası yolu da savaşın büyük bir bölümünde kapalı kaldıktan sonra sivil trafiğe açıldı.


Refah Sınır Kapısı’nın yeniden kapanması Gazze’deki hastaları yeniden ölümle karşı karşıya bıraktı

Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)
Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)
TT

Refah Sınır Kapısı’nın yeniden kapanması Gazze’deki hastaları yeniden ölümle karşı karşıya bıraktı

Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)
Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki hastalar ve yaralılar, İsrail makamlarının Refah Kara Sınır Kapısı’nı yeniden kapatmasının ardından son derece ağır ve zor koşullarla karşı karşıya kaldı. Ateşkes anlaşması kapsamında kısa süreliğine kısmen açılan kapı, daha önce uzun süre kapalı tutulmuş ve on binlerce kişinin tedavi için Gazze’den çıkmasına engel olmuştu.

Refah Sınır Kapısı’nın geçen yıl şubat ayı başında yeniden açılması, hastalar ve yaralılar için tedavi amacıyla Gazze’den çıkma konusunda umut yaratmıştı. Ancak İsrail’in çıkış yapmasına izin verdiği kişi sayısına sınırlama getirmesi durumu daha da karmaşık hale getirdi. Geçtiğimiz ayın 28’inde İran’a yönelik savaşın başlamasıyla kapının yeniden kapatılması ise bu umutları tamamen kararttı.

fvvfe
Yeniden kapatılmadan önce Mısır tarafındaki Refah Sınır Kapısı önünde bekleyen Mısır ambulansları. (Reuters)

Nadir görülen “Sanfilippo sendromu” hastalığından muzdarip 12 yaşındaki Esma eş-Şaviş, annesinin Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamaya göre yıllardır ölüm riskiyle karşı karşıya bulunuyor ve son dönemde sağlık durumu kritik biçimde kötüleşmiş durumda.

Anne, kızının 2023 yılında – savaşın başlamasından kısa süre önce – yurt dışında tedavi için tıbbi sevk aldığını, ancak savaşın patlak vermesi nedeniyle Gazze’den çıkamadığını söyledi. O günden bu yana küçük kızın sağlık durumunun her geçen gün daha da kötüleştiğini belirtti.

dfvf
Yaralı bir kız çocuğu, yeniden kapatılmadan önce Refah Sınır Kapısı üzerinden taşınıyor. (Mısır Kızılayı)

Annesi, kızının artık su içme yetisini kaybettiğini, beyin küçülmesi, karaciğer ve dalak büyümesi yaşadığını ve sürekli nöbet geçirdiğini belirtti. Çocuğun hayatta kalabilmesi için hastanelerde her gün tedaviye ihtiyaç duyduğunu ifade eden anne, durumunun hızla kötüleştiğini vurguladı.

Anne sözlerini şöyle sürdürdü:

“Refah Kapısı açıldığında yeniden seyahat edebileceğimiz ve tedaviye ulaşabileceğimiz konusunda biraz umutlanmıştık. Ancak bizim gibi bekleyen çok sayıda hasta ve yaralı olduğu için çıkışımız gecikti. Sonra işgal güçleri kapıyı yeniden kapattı ve bizi tekrar kaderimizle baş başa bıraktı. Çocuğumu bu halde gördükçe içim parçalanıyor. Son nefeslerini alıyor gibi… Her an ölebilir.”

20 bin hasta

Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre Gazze’de 20 binden fazla hasta ve yaralı, acil olarak yurt dışında tedaviye ihtiyaç duyuyor. Sınır kapısının yeniden düzenli biçimde açılmasını bekleyen bu kişiler arasında hayatını kaybedenlerin sayısının arttığı bildiriliyor.

sfrgty
Böbrek yetmezliği yaşayan bir Filistinli kadın, Gazze’nin merkezindeki bir hastanede diyaliz tedavisi görüyor. (Reuters)

Bakanlık, Gazze’deki hastanelerin bu hastaların hayatını kurtarabilecek tıbbi imkânlara sahip olmadığını ve İsrail ablukasının yarattığı ağır koşullar nedeniyle bazı ilaçların tamamen tükendiğini, bazılarının ise tükenmek üzere olduğunu belirtiyor.

Hükümet Medya Ofisi’nin verilerine göre Refah Sınır Kapısı’nın kısmen açık kaldığı süre boyunca toplam 1148 kişi giriş-çıkış yapabildi. Oysa ateşkes anlaşmasına göre 3 bin 400 kişinin seyahat etmesi planlanıyordu. Bu da anlaşmanın yaklaşık yüzde 33’ünün uygulanabildiğini gösteriyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas’a bağlı hükümet kaynakları ise Refah Kapısı’nın yeniden açılmasına ilişkin herhangi bir vaat bulunmadığını, hatta kısmi bir açılış ihtimalinin bile gündemde olmadığını söyledi.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım, Refah Kapısı’nın “asılsız güvenlik gerekçeleri ve yalanlar” öne sürülerek kapalı tutulmasının ateşkes anlaşmasının açık ve ciddi bir ihlali olduğunu belirtti. Kasım, bunun özellikle Mısır başta olmak üzere arabuluculara verilen taahhütlerden geri adım anlamına geldiğini ve Gazze’ye uygulanan kuşatmanın daha da sıkılaştırılması çerçevesinde gerçekleştiğini ifade etti. Bu durumun on binlerce yaralının seyahat ederek tedavi görmesini engellediğini söyledi.

Sahada gerilim sürüyor

Sahadaki gelişmelerde ise İsrail saldırıları devam ederek fazla Filistinlinin ölümüne neden oluyor. İsrail ordusu salı günü yaptığı açıklamada 6 Filistinlinin öldürüldüğünü duyurdu. Bunlardan üçünün Gazze’nin kuzeyinde “sarı hattı” geçtikleri iddiasıyla vurulduğu, diğer üçünün ise Refah’taki tünellerde bulunan Hamas mensupları olduğu ileri sürüldü.

Ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana Filistinli ölü sayısı 656’nın üzerine çıktı. Bunların en az 20’si, İran’la savaşın başlamasından sonra hayatını kaybetti. 7 Ekim 2023’ten bu yana toplam can kaybı ise 72 bin 134’e ulaştı.

tyn
Filistinliler, Gazze kentine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından hayatını kaybeden bir kişinin cenazesini taşıyor. (AFP)

İsrail güçleri, Gazze’de “sarı hattın” her iki tarafında da hava ve topçu saldırıları ile ateş açma eylemlerini sürdürdü. Aynı zamanda ikinci gün üst üste, Han Yunus’un doğusunda özellikle Salahaddin Caddesi’ne yaklaşık 20 metre mesafedeki bölgelerde kalan evlerin buldozerlerle yıkıldığı görüldü.

Bir savaş uçağı, İsrail’in tahliye emri verdiği ve sakinleri tarafından boşaltılan Kuzey Han Yunus’taki bir evi bombaladı. Ayrıca Gazze kentinin güneybatısında, yerinden edilmiş sivillerin çadırlarının yakınındaki boş bir arazide bulunan cep telefonu şarj noktası ve internet hizmeti veren bir alan da hedef alındı.


Suriye İçişleri Bakanlığı, Seraya el-Cevad milislerinin itiraflarının bir kısmını yayınladı

24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)
24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)
TT

Suriye İçişleri Bakanlığı, Seraya el-Cevad milislerinin itiraflarının bir kısmını yayınladı

24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)
24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)

Suriye İçişleri Bakanlığı, yaklaşık iki hafta önce Bakanlık tarafından Seraya el-Cevad olarak bilinen örgütün en önemli merkezlerinden birinin hedef alındığının duyurulmasının ardından, dün operasyona ilişkin görüntülü bir rapor yayımladı. Raporda, örgütün sahil bölgesinde ikmal hatları kurduğu, bir operasyon odası oluşturduğu ve devrik rejime bağlı eski milis liderlerinden mali destek aldığı yönündeki itiraflara yer verildi. Bu destekle Suriye İç Güvenlik Güçleri’ne yönelik saldırıların planlandığı belirtildi.

Görüntülü raporda, Lazkiye vilayetine bağlı Ceble kırsalındaki Beyt Aluni ve Besniya bölgelerinde 23 Şubat’ta İç Güvenlik Güçleri tarafından gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonlardan görüntüler yer aldı.

Bakanlığa göre operasyon, birkaç gün süren hassas bir istihbarat takibinin ardından Seraya el-Cevad milis grubunun en önemli merkezlerinden birini hedef aldı. Operasyonda sahil bölgesindeki grubun lideri olduğu belirtilen Beşşar Abdullah Ebu Rukiyye ile birlikte iki üst düzey üye öldürüldü, 6 kişi ise gözaltına alındı. Milis gruba ait silah ve patlayıcı deposunun tamamen imha edildiği operasyonda, özel görev kuvvetlerinden bir güvenlik görevlisi hayatını kaybederken bir başka görevli hafif yaralandı.

Bakanlığın yayımladığı görüntülü raporda yer alan itiraflara göre gözaltına alınan kişiler, Mart 2025’te Suriye sahil bölgesinde düzenlenen saldırılara katıldıklarını kabul etti. Şüphelilerden biri, genel güvenlik devriyesine saldırdığını ve çıkan çatışmada bir güvenlik görevlisini öldürdüğünü itiraf etti.

İfadelerde ayrıca, bir operasyon odası kurulduğu belirtildi. İtiraflara göre Seraya el-Cevad milisleri, iş insanı kardeşler Eymen Cabir ve Muhammed Cabir’den mali destek aldı; lojistik ikmalin ise Lübnan üzerinden sağlandığı ifade edildi.

dsvfe
Seraya el-Cevad’ın finansörü iş adamı Muhammed Cabir’in sağ kolu Albay Muhammed Nedim eş-Şab (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye’de devrik rejime yakın isimlerden biri olarak bilinen Muhammed Cabir’in daha önce bir televizyon röportajında, 6 Mart 2025’te Suriye sahil bölgesinde düzenlenen saldırıyı yönettiğini kabul ettiği belirtildi. Öte yandan El Cezire televizyonunda yayımlanan ‘el-Müteharri’ programının elde ettiği belge ve ses kayıtlarının, devrik rejimin önde gelen bazı isimlerinin yeni silahlı gruplar kurarak Suriye İç Güvenlik Güçleri ve orduya yönelik saldırılar planladığını ortaya koyduğu aktarıldı. Suriye İçişleri Bakanlığı’nın ise söz konusu grupların üyelerini takip ettiği ve faaliyetlerini engellemeye çalıştığı ifade edildi.

sdfrg
Dördüncü Tümen Komutanı Gıyas Süleyman Dalla (Sosyal medya)

Seraya el-Cevad adlı silahlı grubun, Lazkiye, Ceble ve Tartus’u kapsayan Suriye sahil bölgesinde faaliyet gösterdiği belirtiliyor. Örgüt ilk olarak Ağustos 2025’te sosyal medyada yayılan ve Ceble kırsalında İç Güvenlik Güçleri’ne ait bir aracın bombalanmasını gösteren video ile gündeme geldi.

Eylül 2025’te askeri faaliyetlerine resmen başladığını duyuran örgüt, 9 Kasım 2025’te yayımladığı bir videoda Baniyas karakolunu hedef alan ve 27 Ekim 2025’te gerçekleştirildiği belirtilen saldırının görüntülerini paylaştı. Bunu, Ceble Köprüsü’nde güvenlik araçlarını hedef alan başka saldırıların izlediği bildirildi.

sdvfv
Suriye ordusunun 25. Tümeni’nin eski komutanı Süheyl el-Hasan, 21 Mart 2021’de Rus güçleriyle birlikte (Rus medyası)

Söz konusu örgütte, eski rejim güçlerinde görev yapan ve ‘Kaplan’ lakabıyla bilinen Süheyl el-Hasan ile bağlantılı bazı isimlerin de öne çıktığı belirtiliyor. Ayrıca ‘Sahil Kalkanı Tugayı’ olarak adlandırılan grubun lideri Mikdad Fatiha ile bağlantılı kişiler de örgüt içinde yer alıyor. Fatiha’nın, Mart 2025’te Suriye sahil bölgesinde meydana gelen patlama olaylarına karışmakla suçlandığı ve yeni Suriye yönetimine karşı bölgede ortaya çıkan en sert silahlı gruplardan birini yönettiği ifade ediliyor.

Sahil Kalkanı Tugayı, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin hemen ardından sahil bölgesinde ortaya çıkan ilk silahlı grup olarak kaydedildi. Bunu daha sonra üç farklı grup izledi: Seraya el-Cevad, Suriye’yi Kurtarma Askeri Konseyi ve en-Nuhbe Kuvvetleri.

Daha önce yayımladığı bir açıklamada Seraya el-Cevad, Alevi toplumunun dini referansı olarak Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Gazal Gazal’ı gösterdiğini duyurdu. Gazal’ın, Aleviler için federal bir yapı kurulması çağrısında bulunduğu da belirtildi.

cxd vdf
Ali Zuheyr İdris, Ammar Madin Yusuf ve Musa Mazhar Miya, geçtiğimiz cumartesi günü Suriye’nin Tartus vilayetinin güvenliğini hedef alan terör eylemleri planlamak ve hazırlamak suçundan suçlu bulunarak tutuklandı. (Suriye İçişleri Bakanlığı)

İç Güvenlik Güçleri’ne bağlı Tartus birimi, 7 Mart’ta Terörle Mücadele Şubesi ile koordinasyon içinde düzenlediği operasyonda Ali Zuheyr İdris, Ammar Madin Yusuf ve Musa Mazhar Miya isimli üç kişiyi gözaltına aldı. Yetkililer, söz konusu kişilerin vilayetin güvenliğini ve vatandaşların emniyetini hedef alan terör eylemleri planlamak ve hazırlamakla suçlandığını açıkladı.

Operasyonun, ‘Ali’ olarak anılan şüphelinin devrik rejim kalıntılarıyla bağlantılı bir terör hücresine liderlik ettiğini ortaya koyan hassas istihbarat bilgilerine dayanarak gerçekleştirildiği belirtildi. Yetkililere göre şüpheli, komşu ülkelerden birinde patlayıcı düzenekler ve patlayıcı maddelerin hazırlanmasına yönelik eğitim aldıktan sonra sabotaj planlarını hayata geçirmek amacıyla yeniden Tartus’a sızdı. Operasyon sırasında ele geçirilen materyallere usulüne uygun şekilde el konulduğu, gözaltına alınan kişilerin ise soruşturmanın tamamlanması için Terörle Mücadele birimine sevk edildiği bildirildi.